• Anasayfa
  • https://www.facebook.com/tarihtarihcemiyeti/
  • https://twitter.com/ttcemiyeti
  • https://www.instagram.com/tarihtarihcemiyeti/
XX. Yüzyıl Doğu Türkistanı'nda Süfî Silsileleri ve Evliya Sevgisi / Prof. Dr. Thierry Zarcone

Kaşgar İslam Emirliği sırasında (1865-1877), Emir Yakup Bey, 17. yüzyıldan beri Doğu Türkistan'ı yöneten prestijli Nakşibendî ailesi mensubu Buzurk Hoca'yı iktidardan uzaklaştırmasına rağmen Doğu Türkistan'da Sufilik ve Evliya Sevgisi çok güçlüydü.1 Yakup Bey kendisi Nakşibendî ve Kadiri şeyhlerinin takipçisi, bu yolun büyüklerinin türbelerinin ve evliyalarının şevkli bir propagandacısıydı. Yakup Bey, kendisinden iki asır önce yaşamış olan Nakşibendî tarikatının kurucusu, ülkesinin başkenti Kaşgar'ın en önemli Evliyası ve dini rehberi olan Afak Hoca'nın hatırasına çok saygı duyardı. Yakup Bey aynı zamanda bir çok türbenin restorasyonu ve genişletilmesini emretti ki bunların arasında en ünlüleri Bibi Maryam, Ordam Padişah ve Sa'tuk Buğra Han türbeleriydi. Doğu Türkistan 1949'daki Çin Marksist Devrimi'ne kadar Hac yolları ağıyla Hindistan ve Osmanlı'ya bağlanıyordu ve bu yollar üzerinde birçok Süfi dergahları bulunuyordu. Süfi Kardeşliği bu yollar vasıtasıyla iktisadi, kültürel ve diplomatik ilişkilerde kayda değer rol oynamıştır. Mesala Türk Halveti ve Nakşibendî Süfi kuruluşları Osmanlı'nın Kaşgar'a yaptığı askeri desteğin sağlanması konusunda yardımcı olmuştur.2 Yakup Bey'in öldürülmesi ve Çin'in Kaşgar'ı tekrar ele geçirmesini takip eden onlarca yılda birçok Süfinin öldürüldüğü veya sınır dışı edildiği ve türbelerin yerle bir edildiğini öğrenmekteyiz. Bununla birlikte birçok Süfi dergahının aktif olduğu ve evliya kültünün halkın hayatında az çok varlığını sürdürdüğü söylenebilir. 20. yüzyılın ilk kısmında Doğu Türkistan Müslümanlarının siyasi hedefi Çin egemenliğinden kurtulmak ve vahalarda şer'i hukuku yegane hukuk olarak yürürlüğe koymak olmuştur. Bir çok dini şahsiyet (ahund) hatta Süfiler kısa ömürlü ve Şeriata dayanan bağımsız devletlerin kurulmasını sağlayan ayaklanmalara katıldılar. Bunun yanında 20. yüzyılın başlarında Basmacılar ayaklanmasının Sovyetlere yenik düşmesiyle Sovyetlerin dini zulümlerinden kurtulmak için Sovyet Fergana'dan Doğu Türkistan'a kaçan ve genellikle Nakşibendî olan Özbek şeyhlerle Elit Süfilik yeniden canlanmıştır. Genellikle Nakşibendî olan Elit Süfilik Komünizm öncesi Doğu Türkistan'da şeyhler tarafından birçok medrese vasıtasıyla iyi temsil edilmişti.

Elit Süfilik

Sözlü kaynaklar bize, 20. yüzyılın başlarından itibaren Ferganalı Süfîler ve haleflerinin Doğu Türkistan'daki Süfiler arasında iyi konumda olduklarını açıkça göstermektedir.

Kesinlikle, Nakşibendîyenin iki ayrı koluna mensup olan Ferganalı şeyhlerin başta Doğu Türkistan'ın güneyi, sonra da bütün Doğu Türkistan'da dergah ve müritlik ağlarını kurmayı başardıkları söylenebilir. Bu ağlar hâlâ varlığını sürdürmektedir ki ben de bu ağların kurucularının tarihini Kaşgar, Yarkent, Hotan ve Urumçi'deki temsilcilerinden öğrendim.3

Belirlediğim ilk silsile Nakşibendiyye Hafiyye'ye bağlı "Medrese-temelli Nakşibendîye" idi. Sessiz zikr (zikr-i hâfi) yapıyorlardı.

İkinci silsile ise Nakşibendi Cehriyye'ye bağlı olan "Dergah-temelli Nakşibendîye" idi ve hem sesli (zikr-i celî) hem de sessiz zikr yapıyorlardı. Benim sunduğum isimlendirmeye göre, birinci silsile medrese­ye dayanmakta ve şeyhleri genellikle hem Süfiler hem de ulemadan oluşmaktaydı. İkinci silsile ise Süfi tekkelerine (dergah) dayanmaktaydı.

Nakşibendiyye Hafiyye / Nakşibendiyye Tâkibiyye

"Medrese-temelli Nakşibendîye" silsilesinin kurucusu Basmacılar ayaklanmasının 1926'daki başarısızlığından sonra Fergana'dan kaçan Namanganlı Şeyh Kameruddin (ö.1938)'dir. Nakşibendîye'nin tanzimcisi ve Mucahidin-i Nakşibendî'nin kurucusu olan Hindistanlı Ahmet Serhendî'nin izindeki Şeyh Kameruddin, Nakşibendiyye-Hafiyye'nin Orta Asya'daki temsilcisiydi. Kameruddin'in Süfilik silsilesinin ismi Nakşibendiyye-Tâ-kibiyye idi. Takibiyye, bilinmeyen bir tarihte Uş'ta ölen Kameruddin'in babası Salahattin-i Takib'in lakabından gelmektedir. Kameruddin 5 yıl Kargalık vahasında bulunduktan sonra öldüğü yer olan Yarkent çevresine daimî yerleşti. Bu Süfi şahsiyet, ruhani bir önder veya reis ve aynı zamanda, sosyal ve siyasi danışman olarak çalışmakla Şeyhin siyasi boyutuna bir örnek teşkil ediyordu. Zira O, 1938'de Müslümanların Tungan/Hui'lere (Çinli Müslümanlar) karşı ayaklandığı dönemde Kargalık'a temsilci olarak atanmıştı. Daha sonra Kameruddin hapse atıldı ve öldüğü yer olan Çin'e sürüldü. Onun yerini takipçilerinden biri olan Şeyh Eyyüp Kâri (Ziyauddin el-Yarkendi) (ö.1952, Yarkent) devraldı ve Nakşibendiyye-Tâkibiyye'ye Cumhuriyet devrinin son döneminde başkanlık ederek ağını bütün Doğu Türkistan'da sağlamlaştırdı. Eyyüp Kârî, Cumhuriyet rejiminin sonuda ve Komünist Doğu Türkistan'ın ilk yıllarında Nakşibendi Süfîleri üzerine en güçlü etkiyi bırakan şeyhtir. 1945'te Yarkent'te "Chong Medrese" (Büyük Medrese) adıyla özel bir medrese kurdu, ki bu medrese, Doğu Türkistan'da Nakşibendiyye-Hafiyye'nin kaynağı oldu.

"Dergah-temelli Nakşibendîye" veya Nakşibendiyye-Cehriyye gibi Doğu Türkistan'daki kollarından ayrılan Nakşibendîyyenin özelliklerine ilişkin olarak, Kalenderler ve Evliya muhabbeti gibi diğer hareketlerin üstünde olduğu, Nakşîbend-i Tâkibiyye şeyhlerinin genellikle medresede eğitim gördüğü ve daha da önemlisi, bu şeyhlerin medrese ve dergahlara sistematik bir şekilde katıldıklarının belirtilmesi gerekir. "Kurlık", "avamî" Süfilikten ayırmak için bir "elit Süfilik"i temsil etmişlerdir ve bu daha sonra İşanizm olarak adlandırılmıştır.4 Özellikle bu kolun önde gelen şeyhleri Hindistan'daki Deoband'ın medreselerinde eğitim gördüler. Nakşibendiyye-Takibiyye'nin takipçileri geçmişte ve günümüzde evliya muhabbeti ve her türlü Süfilik çalışmasına karşıdırlar. Onlar Deobandi Süfileri gibi an'anevilîğine çok yakın, çok katı bir tasavvufun savunucularıdırlar, ancak Vehabiliğe şiddetle karşıdırlar. Chong Medresesi, 1972'de Çinliler tarafından kapatılıncaya kadar Süfiler yetiştirmeyi sürdürdü, ancak Nakibendiyye-Takibiyye Gülçe, Urumçi ve Turfan olmak üzere bütün Doğu Türkistan'a yayılmıştır. Eyyüp Kârî 1941'de Nakşibendiyye-Takibiyye'nin çalışmalarının içeriği hakkında bilgi veren ve bu kolun ayrıntılı silsilesini gösteren bir el kitabı yayınladı.5

Kitap, Eyyüp Kârî'nin yerine gelen bu silsilenin büyükleri tarafından yeniden yazılmış, güncellenmiş silsile şemasıyla beraber iki veya üç defa basılmıştır. Doğu Türkistan'ın en büyük Süfi şeyhi Eyyüp Kârî istisnai bir karizmaya sahipti ve tarihten öğrendiğimize göre Süfî şeyhler Aksu gibi uzak vahalardan, Yarkent'e onu ziyaret etmek ve yanında bulunmak için gelmişlerdir. Eyyüp Kârî'nin çalışmalarını yakından takip eden Çin hükümeti, 1945'te O'nun bazı ziyaretçilerini tutukladı.6

Çin kaynaklarına göre, 1950'de Eyyüp Kârî ve izindekiler diğer şeyh ve İşanlarla birleşerek Doğu Türkistan'a giren orduya karşı koydular.7 Eyyüp Kârî bir yıl için ortadan kayboldu ve 1951 veya 1952'de esrarengiz bir biçimde öldü. Halefi olan Musa Han (ö.1960) da yeni Komünist rejime karşı başarısız bir savaş verdi. Çong Medresesi 1957'de kapatıldı ve 1960'da kısmen yok edildi. Günümüzde sadece camii varlığını sürdürmektedir.

Bunun üzerine Nakşîbendiyye-Tâkibiyye yer altında çalışmayı veya geleneklerini korumak için yeni rejimle uzlaşmayı benimsedi. Süfî emirlerinin büyük çoğunluğunun uyduğu verasetin tersine Nakşîbendiyye-Tâkibiyye şeyhlerinin ölümünden sonra yerlerine, sistematik olarak onların çocukları geçmiyordu. Bu soyun son ünlü Şeyhi, 1987'de ölen Turfanlı Şahi Merdan idi. Bu yazı yazıldığı sırada, tarikat babası öldüğünde henüz bir çocuk olan Eyyüp Kâri'nin oğlu Musa Han (ö. 1960) tarafından yönetiliyordu. Bütün Doğu Türkistan'da ve hatta Kuzey Çin'de Tunganlar arasında Nakşîbendiyye-Tâkibiyye'nin bir çok müridi var. En önemli Tungan grubunun üyeleri, Doğu Türkistan'ın kuzeyinde yeni Çin şehri Şihezi'de bulunmaktadır.

Büyük Tungan şeyhi, 2001'de kaza sonucu ölen Yusuf Halife'ydi. Eyyüp Kârî'nin el kitabı müritler arasında dolaşmaktadır ve geçenlerde Çağataycadan Arapçaya ve Çinli müritlerin kullanabilmesi için Çinceye tercüme edilmiştir.8 Nakşîbendiyye-Tâkibiyye'nin Doğu Türkistan'daki diğer bütün Süfî soylarının aksine Uygur ve Çinli Müslümanları bir araya getirme konusunda başarılı olması işaret edilmeye değer bir olgudur.

Nakşîbendiyye-Cehriyye (veya Nakşîbendiyye-Kâdiriyye)

Doğu Türkistan'daki ikinci büyük Süfî soyu Fergana'daki Nakşîbendiyye-Cehriyye'den doğmuştur. İlk başta Kaşgar ve Yarkent'te yerleşmiş üç dalı içerir. Zamanla iki dal, bu şehirden kuzeydeki Hotan ve Urumçi vahalarına yayılmıştır. Doğu Türkistan'ın Nakşîbendiyye-Cehriyye'sinin üç dalının kökenlerini dayandırdıkları, Semerkant'ta üslenen ve Nakşibendiyye Mücahidiyyenin Hüseyniyye dalının başı olan Halife Muhammed Hüseyin'in (ö. 1833-1834) öğrencisi ünlü Ferganalı Sufi Namanganlı Mecdub Namangani'dir (19. yüzyılın başlarında öldü).9 Bu üç dalın özellikleri şunlardır: Şeyhlerin haleflerinin tayininde verasete riayet, sesli zikr (cehrî) üzerine ve vecd içinde dans etmeye yapılan vurgu ve medreseden daha çok dergâh yolunun tercih edilmesi.10 Ayrıca bu soylardan bazıları kendilerini Kâdirî olarak takdim ederler. Kâdirilik, kurucusu Ahmet Sirhindi'nin zamanından beri, Nakşîbendiyye-Mücâhidiyye ile tarihsel olarak bütünleşmiş bir tarikattır.

Nakşîbendiyye-Cehriyye'nin ilk iki dalı, 19. yüzyılın başında, Kaşgar ve Yarkent'te, sonuncusu ise 20. yüzyılın ilk onyıllarında Yarkent'te kurulmuştu. Birinci çizgi Kaşgar'da, Namangan'dan göçen İgişi İşan (1812'de Kaşgar'da öldü) tarafından tanıtıldı. İgişi İşan, Mecdub Namangani'nin müridi idi. Fakat onun hakkında hiçbirşey bilmiyoruz. Onun oğlu Tahir Han Hoca (1947'de öldü) Kaşgar'da doğdu. On yıl Buhara'da bir medresede öğrenim gördü ve daha sonra Kaşgar'a geri döndü. Kaşgar'da Türkler, Tacikler, Tunganlar gibi çeşitli Müslüman etnik cemaatlerden çok sayıda üye alan bir dergâh kurdu. Müritlerinden biri 1937'de Urumçi'ye bir tarikat getirdi. Bu günlerde, Kâdiri bir grup olarak tasvir edilmektedirler. Tahir Han'dan sonra, günümüze kadar O'nun halefleri olarak oğlu ve torunu gelmişlerdir. 1952-1988 arası dergâh, otoritelerce kapatıldı ve bütün ayinler durduruldu. Bu dalın hatırası, Tahir Han Hoca'nın torunu Akhuncan İşan'ın Şubat 2000'de 56 yaşındayken ölümünden sonra, yok oldu. Çünkü Akhuncan İşan'ın kendi oğulları babalarının manevi mirasına karşı tamamen ilgisizlerdi.

Nakşibend-i Cehriyye'nin ikinci dalı, Yarkent'te Molla Niyaz İşan (ö. 1889, Yarkent) isimli bir Yarkentli tarafından başlatıldı. Molla Niyaz İşan, Mecdub Namanganî tarafından Nakşibendî tarikatına kabul edilmek için Nemengan'a gitti. Daha sonra, Emir Yakup Bey Yarkent'e döndü. Dahası, sözlü geleneğe göre, Molla Niyaz İşan'ın babası, Hoca Niyaz İşan, kökenini Nakşîbendilerce yönetilen Hoca Hanedanı'nın kurucusu Âfak Hoca'ya (16. yy.) bağlıyordu. 19-20. yüzyıllarda, bir Fergani Sufi silsilesiyle, geleneksel Doğu Türkistan'ın Sufi silsilesinin birbirlerine dolanması nadir bir durumdur. Molla Niyaz İşan'ın damadı Hasta (ölümü. 1907, Yarkent) Divan'ı olan ünlü bir şairdi.11 Bu dalın son şeyhi olan Tukşun İşan, 1997'de öldü ve oğlu onun halefi oldu. Bu silsilenin Yarkent'teki dergâhı Doğu Türkistan'da muhafaza edilmiş ender tarihi Süfi binalarından biridir; vecd içinde dans etmek için geniş bir odası vardır.

Fergani Nakşîbendiyye-Cehriyye'nin üçüncü kolu, Yarkent'te, Basmacıların Sovyetler tarafından 1928'de yenilmesinden sonra Fergana'daki Andican'dan kaçan Abdullah [d. 1904. (Andican); ö. 1978 (Yarkent)] tarafından tebliğ edildi. Yerine geçen oğlu Ubaydullah (ö.1993) Cumhuriyet rejimi sırasında Nakşîbendiyye-Cehriyye'nin Doğu Türkistan'daki daha çok temsilci şeyhi konumundaydı. O, Nakşîbendiyye-Cehriyye, edep, ahlak, İslam hukukunun bazı konuları ve Uygur tıbbı üzerine birçok kitap yazdı.12 Bu kitapların hiçbiri yayınlanmadı. Ancak üyelere el altından dağıtıldı. Ubeydullah'ın Eyyüp Kârî'den sonra takipçilerine Süfilik el kitabı dağıtan 20. yüzyıldaki ikinci Doğu Türkistan Süfisi olduğu belirtilmesi gereken bir husustur.

Abdullah ve Ubeydullah tarafından kurulan dergah şebekesi özellikle Hotan'da olmak üzere bütün Doğu Türkistan'a yayıldı. Bu yazı yazıldığı sırada tarikat Ubeydullah'ın oğlu, Hidayetullah Han tarafından yönetilmekteydi.

Cumhuriyet ve sonra Komünist Çin zamanında önde gelen şeyhler olan çağdaş Uygur ve hatta Tungan Süfi şeyhlerine sorduğumuzda, kaçınılmaz surette, Doğu Türkistan'a gelmelerinden 60 yıl geçmiş olmasına rağmen, Ferganalı şeyhler ve haleflerinin isimlerinden söz etmeleri gerçekten şaşırtıcıdır. Temeli bu şeyhlerden biri tarafından atılmış olan "Dergah-temelli Nakşibendîyye", evliyayı, türbe kültünü ve diğer popüler gelenekleri reddeden "medrese-temelli Nakşîbendi"ye (Nakşîbendiyye-Tâkibiyye'ye) göre avamî İslam ve Doğu Türkistan'daki geleneksel Süfiliğin pratiklerine daha yakındı.

Nakşîbendiyye-Tâkibiyye'nin sertliğinin nedeninin iki açıklaması vardır. Birincisi Nakşîbendiyye-Tâkibiyye, oldukça ortodoks olan Nakşibendi Mucahidiyye'nin Süfi geleneğine bağlıydı ve Hindistan Nakşibendiyye'sinin başta temel kitabı olan, Serhendi'nin kitabı Mektubat'a çok saygılıydılar. İkincisi, Nakşîbendiyye-Tâkibiyye açıkça Deobandi reformizminin nüfuzu altındaydı. Bu nedenledir ki halis ve ortodoks bir Süfilik temsil etmek için Nakşîbendiyye-Cehriyye'nin taraftarlarını hiçbir zaman tanımadılar ve onlarla bağlantı kurmaktan kaçındılar. Özellikle anlaşmazlık konularından biri de zikrin uygulama biçimi olmuştur. 13

Çiştiyye

Elimizde hakkında çok az bilgi bulunan bir başka silsile de Doğu Türkistan'da var olan Hindistan Çiştiyye'sidir. 19. yüzyılda Afganistan'dan veya Hindistan'dan gelerek Doğu Türkistan'da Abdurrahman isimli biri tarafından tebliğ edilen Çiştiyye, günümüzde büyük olasılıkla Doğu Türkistan'ın güneyinde özellikle Hotan ve Yarkent'te bazı Hintli ve Afganlı ticari cemiyetlerin varlığı nedeniyle Hotan vahalarındaki köylerde görülmektedir. Son Çişti şeyhi Cemalettin (ö.1996) Abdurrahman'ın dördüncü torunuydu. Hotan vahalarındaki Çiştilerin vurmalı ve üflemeli müzik aleti eşliğinde kendinden geçiren danslar yaptıkları bilinmektedir.14

Aşırı Marksist olan Sovyet Türkistan siyasetinde olduğu gibi Süfi Kardeşliği Evliya sevgisi ve özellikle türbe ziyareti ile ilgili Çin siyaseti de aşağıda göreceğimiz üzere hiç yürümemiştir. Evliya türbeleri kesin olarak kapatılmamış ancak bunlara müsamaha gösterilmiştir. Ayrıca bazı Süfîler eziyete tabi tutulurken bazıları için de tam tersi bir durum söz konusuydu. Çin, din ile ilgili Marksist ilkelerin uygulamasından ziyade ülkenin siyasi birliği ve Çin nüfusunun güvenliği konusunda endişe duymaktadır. Durum böyle olmasaydı türbe ziyareti ve Süfi silsilelerinin durumu bugün karşılaştığımızdan daha kötü olurdu. Süfilere yönelik Çin politikası siyasi duruma bağlı olup Müslümanların rejime isyan ettiği noktalarda daha çok sertleşmektedir. Bununla birlikte mollalar, Süfiler, İşanlar ve bütün dini şahsiyetler hükümetin yakın gözetimi altındadır. Yukarıda açıkladığımız Süfi silsileleriyle ilgili devlet politikası açıkça daha az güçlü olan Nakşîbendiyye-Cehriyye silsilesine oranla büyük olasılıkla Eyyüp Kârî'nin 1950'de Çin'e karşı gelmesi ve Türk ve Çinli Müslümanlar arasındaki şebekesinin güçlü olması nedeniyle Nakşîbendiyye-Tâkibiyye'ye yönelik olarak açık bir biçimde daha sert olmaktadır. 1976'dan sonra Süfiliğe genel bir hoşgörü, Yarkent'teki bazı Nakşîbendiyye-Cehriyye gruplarına haftalık zikr ve dans törenleri için izin vermektedir. Gerçi izinsiz gruplar gizlice bir araya gelmeye devam etmişlerdir. Bunun yanında başka bazı vahalarda olduğu gibi Hotan'da iyi temsil edilen "Vehabiler" bütün Süfîler tarafından cahil ve kendi dinini bozanlar olarak nitelendirilmekte ve bunlara şiddetle karşı çıkılmaktadır. Süfilik ve özellikle Hoca Nakşibendi Hanedanı, Uygur münevverleri veya aydınları denilmeli ve hükümet çevrelerinden yükselen din karşıtı propagandaların ilgi odağı halindedirler. Eleştirilerin temeli sadece Marksist ilkelerinin uygulanmasıyla sınırlı olmayıp, Evliya sevgisini cemiyetçilik, Süfîleri sapkın kabul eden Müslüman reformizminden de ilham almaktadır. Hoca Hanedanı asırlar boyu halka eziyet eden feodal bir devlet olarak görülmektedir. Hanedanın kurucusu olan Âfâk Hoca, Hocaların İslam kurallarına riayetkâr ispat etmek ve Süfiliğin sapkınlık olduğunu göstermek için çabalayan Uygur münevverlerin veya aydınları denilmeli ele aldığı bir çok makale ve kitabın hedefiydi. Aynı zamanda Hocalar, uyuşturucu kullanıcısı ve propagandacıları olarak gösterilmektedir.

Son olarak, Kalender ve Hocalara yöneltilen; dünyadan vazgeçmek anlamına gelen ve İslam'a zıttır şeklinde değerlendirilen "terk-i dünya" doktrininin insanları dinsizleştirdiği eleştirisi ve tasavvufa yöneltilen eleştiriler belirtilmesi gereken konulardır. Propaganda sadece tarihi değil, Hocaların mirasçıları ve türbeye saygı gösterenlerin varisi bildikleri günümüz Süfilerini (şeyh, işan, hoca, buvim) de ilgilendirmektedir.15

Popüler Süfilik ve Evliya Sevgisi Kalenderler/âşık, İşanlık ve Onur-Grupları
(Hoca Kabileleri ve Şeyhler)

Tarih bize en azından 11. yüzyıldan beri bütün Orta Asya'da olduğu gibi Doğu Türkistan'da da dervişlerin (Kalender, abdal veya divâne) yaygın olduğunu göstermektedir. 20. yüzyılın ilk kısmında mahalli gazetelerde Kalenderler hırsız ve vurguncu olarak tanıtılmaktaydılar. Buna göre bekar yaşayan bu Kalenderler, gruplar halinde seyahat ediyorlar ve köylerde veya türbelerde dualar okuyarak dileniyorlardı. Örneğin Yarkent'te o kadar güçlüydüler ki "düzenli kurum" olarak nitelendirilmekteydiler. Kalenderler, sözlü zikr ve dans ederler. Ayrıca Ahmet Yesevi'nin şiir kitabının (Divan-ı Hikmet) da okuyucularıdır.16 Maoist devriminden sonra gittikçe azalmışlardır. Ancak günümüzde ve Yarkent'teki Çiltanlirim türbelerinde, evlenmeyen ve Kalenderlere has uzun saçları olan bazı gezgin dilenciler dolanmakta ve ziyaretçiler için dua okumaktadırlar. Bunlar ya yeni sosyal ve politik duruma kendini adapte etmiş Kalenderiyye'nin bir devamı ya da Kalender inanç ve tutumlarından etkilenen Uygur dilencilerinin yeni bir eğilimi olmalıdır. Bu dilenciler/dervişler kendilerine Kalender değil de aslında Uygur dilinde "hayatını türbelerin çevresinde geçiren, dünyayı terk eden ve uzun saçları olan gezer derviş" anlamındaki aşık (seven) ismini vermektedirler. 19. yüzyıldaki Rus Türkistanı'ndaki Kalenderler gibi bu aşıklardan bazıları Bahaüddin-i Nakşîbend'i ruhani önder olarak tanımaktadırlar.17 Bu aşıklar aynı zamanda müzik çalıp dans ettikleri toplantılarında haşhaş içmeleri ve İslamî kurallara karşı dikkatsizlikleriyle ünlüdürler. Günümüzde Kalenderiyye, 19. yüzyılın başlarındaki yerel dergilerin yazdığı eleştirileri yansıtan Süfi karşıtı propagandası tarafından açıkça suçlanmaktadır.18 Süfi tasavvufu Kalenderiyye tarafından itiraf edilen meşhur "dünyadan vazgeçme" (terk-i dünya) kuralından ortaya çıkmış olarak sunulmaktadır ve Uygur ve Çin Komünistleri "dünyadan vazgeçme"nin anti-sosyal bir davranış olduğunu düşünmektedirler.19

İşanlar -bu kelime aynı zamanda elit Süfîzme bağlı olan Şeyhler tarafından da unvan olarak kullanılır- okuma yazması olmayan, genellikle Nakşîbendi, Süfi asıllı dini şahsiyetlerdirler. İşan kelimesi elit Süfiliğe mensup olan şeyhlerin bir unvanı olarak da kullanılmaktadır. Doğu Türkistan'da 1949'a kadar çok güçlü olan İşanlar bu tarihten itibaren her dini eğilim gibi gerilemişlerdir. Güçleri karizmatik kökenden gelmektedir veya sosyolojik bir dille, politik patron-müşteri ağlarına denk tutulabilir. Bu nedenle İşanlar bir siyasi lider ve bazı durumlarda savaş ağası oldular. Kargalık'ta yüzlerce takipçisiyle bir dergahı yöneten İşhan Atahullah, siyasetçi gibi davranan yerel temelli İşan aristokratlarının en çarpıcı örneğidir. Tanınmış bir kimse ve İslam temsilcisi olarak Müslümanların Kargalık ayaklanmasına katılmış ve diğer tanınmış kimselerle beraber sonradan Hotan Emirliği'ne ilhak edilen kısa ömürlü yerel, İslamî bir devlet kurmuştur.20 Din karşıtı propagandalarda İşanlar, Hocalara ve şimdiki nesillerine denk tutulmaktadırlar. Yukarıda da açıklık getirildiği gibi mürit toplamayı bırakıp siyasetten uzak durdukları için, devlet tarafından işkenceye tabi tutulmayan İşanlar da vardır. Fergana'dan gelen zengin (103 yıl yaşamış) bir İşan aile temsilcisi Mirza Sadrettin Bey'in durumu böyledir. Mirza Sadrettin Bey 20. yüzyılın başlarında Sovyetlerden kaçarak Yengisar'ın yakınına yerleşmiştir. Süfilik hakkında çok az bilgiye sahip olan Mirza Sadrettin Bey'in 1949'daki kadar olmasa bile hâlâ müritleri vardır. Bugünlerde Süfi merasimlerini sadece dini bayramlar olduğu vakit düzenlenmektedir. O, gücü yerel bölge ile sınırlı kalmayan ve geniş bir mürid ağına sahip olan ilginç bir İşan örneğidir. Babasının Yengisar'daki çiftliğinin yakınındaki aile mezarlığında bulunan türbesi hâlâ ziyaret edilmektedir.

Son olarak Nakşibendî-Cehri geleneğinden ilham almış olması gereken Mirza Sadrettin Bey'in silsilesine Tarika-i İslamiyye adı verilmektedir. Bu ismin sufi yolu için benzersiz ve duyulmamış olması İşanların ruhani esaslarının hatırasını kaybettiklerini göstermektedir.21 Tarika-i İslamiyye'nin Hotan'da bile üyeleri vardır ve günümüz Doğu Türkistan'ın dört geleneksel Süfî fırkasından biri olarak -diğerleri Nakşibendiyye-Hafiyye, Nakşîbendiyye -Cehriyye (veya Kâdiriyye-Nakşîbendiyye) ve Çiştiyye olmak üzere- çeşitli vahalarda Süfîler tarafından listelenir.

Diğer Orta Asya bölgelerinde olduğu gibi Doğu Türkistan'da da kutsal türbeler veya Onur-Grupları bulunmaktadır. Bu türbeler arasında en çok temsil edilenleri Hoca ve Şeyh türbeleridir. Birinci grup Türkmenistan'dan Kazakistan'a kadar yayılan ortak bir Süfi temelini paylaşan Hoca ailelerinin bir koluna mensupturlar. Hoca unvanı Arapçadaki Şerif veya Seyyid'e karşılık gelmektedir. Doğu Türkistan'daki bir Hoca cemaati olan ve Karakaş-Hotan mevkiindeki bir köyden adını alan (aynı zamanda Şahlık Hocası olarak da adlandırılır) İkizerik Hocaları, kökenini Süfî ataya dayandırır ve çarpıtılmış da olsa bazı tasavvufi tatbikatı sürdürür.22 Onlar Belh'ten Doğu Türkistan'a gelmiş olan Yusuf Hoca Mevlana Halfam'ın Kubrevi ataları olduğuna inanmaktadırlar. Yusuf Hoca Mevlana Halfam'ın anıt kabri Aksaray köyünde bulunmaktadır. İkizeriğin Hocası, grubun liderleri kabul edilen Yusuf Hoca'nın torunlarının isimlerini gösteren soy haritasına (Şecere) sahiptir ve bunlar günümüze kadar iyi bilinmektedir. Aslında Süfilik hatırası bu grupta muhafaza edilmiştir. Bunun sebebi, Süfilik törenlerinin (zikr, sohbet, tasavvufi şarkılar ve müzik) düzenlemesi hakkı kendilerine miras kalan Yusuf Hoca'nın erkek torunlarının grup liderleri olarak Hoca ve İşan unvanı taşıyan tek bir kolunun bulunmasıdır.

Zikredilmesi gereken ikinci grup da Yengisar bölgesindeki (Doğu Türkistan'ın güneyi) bir köyde bulunan Şeyhler adındaki Abdal kabilesidir. Onların kabilevi atası, tapınağı kültürel devrim sırasında yıkılan, Seyyit Ebül Fathali Gazi İranlıydı ve yüz yıl önce Budistlerle savaşmış olmalıdır.23

Evliya Muhabbeti ve İslamlaşmış Şamanizm

Evliya muhabbeti, Doğu Türkistan'da İslam'ın önemli bir boyutudur ve türbeler popüler dindarlığı sürekli kontrol etmek için çabalayanların politikasının ilgi odağı olmuştur.24 Evliyaların büyük çoğunluğu Süfilerdir. Bir kısmının ise Peygamber ailesinin üyesi veya Şii imamları olduğu iddia edilmektedir.

Müslümanların on asır önce Budistlerle savaştıkları yerlerde, örneğin Kaşgar, Hotan gibi bölgelerde kayda değer türbe merkezleri bulunmaktadır. 20. asırda en çok saygı gösterilen anıt mezarlar Kaşgar'daki Afak Hoca, Yengisar yakınındaki Ordam Padişah, Turfan'daki Tüyüg Hâcem, Hotan yakınındaki Câfer-i Sâdık, Artuştaki (Kaşgar)25 Satuk Buğra Han ve Kuça'daki Mevlana Reşidddin Türbeleridir.26

Yakup Bey'in İslam emirliği sırasında evliya saygısı neredeyse devlet dini haline gelmişti. Türbeler muhafaza ediliyor ve genellikle İşan olan türbedarlara saygı gösteriliyordu. Dahası Yakup Bey gidilen şehirlerdeki türbeleri ziyaret etmek ve evliyalara dua etmeyi bir kaide haline getirmişti.

Emirliğin Çin tarafından yeniden fethinden sonra bazı türbeler tahrip edilmiş ziyaretlerden sorumlu İşanlar da sürülmüşlerdir. Bazı türbeler kutsallığını ve meşruluğunu sağlayan sembollerden yoksun bırakılmışlardır. Bunların arasında en merkezi olanı kutsal "sancak"tır (tuğ, âlem, şadda). Tam olarak bir sırığa takılan renkli bir bez parçasıdır ve Doğu Türkistan'da, Müslüman dünyasının geri kalan kısmında, hatta Batı Türkistan'da bile benzeri olmayan bir rol oynamaktadır. 1938'de Yarkent de bütün kutsal sancaklar din karşıtları tarafından hurafelere karşı başlatılan bir kampanya sırasında toplatıldı.

Bu durum ancak 1949'dan sonra giderildi. Bu son vakada muhtemelen bu türbenin Hoca hanedanının türbesi olarak sahip olduğu önemden dolayı Afak Hoca'nın anıt mezarı gibi bazı anıt mezarların kutsallıkları giderilirken, diğer türbeler korunmuş ve ziyaretçilerin ziyaretine açık bırakılmıştı.27 Özellikle Yengisar yakınında bulunan Ordam Padişah'taki türbe merkezleri kayda değerdirler. Bunun birinci sebebi günümüz Doğu Türkistan'da binlerce kişi tarafından ziyaret edilen en popüler kutsal yer olması28 ve ikinci sebebi ise Çin yetkililerinin yıllık bayramı ve ziyareti katı bir şekilde yasak etmemiş olmalarıdır.

Bununla birlikte bazen siyasi nedenlerle 1990-1993 yılları arası ve 1997'den günümüze kadar olduğu gibi, bunların ziyaretini geçici olarak durdurmaktadırlar.29 Genel itibariyle türbe kültü, günümüz Doğu Türkistanı'nda yasaklanmış değildir. Ziyaretçilerin türbeleri ziyaret (tavaf) etmelerine, sancak (tuğ) dikmelerine ve kurban kesmelerine engel olunmamaktadır. Ordam'da, ziyaretçiler kutsal kazanlarda pişirilmiş kutsal yemekleri paylaşırlar. Türbe bekçileri dualar okumakla meşguldürler. Bazen de ziyaretçilerin sancaklarını sırık demetlerine bağlamalarına yardımcı olurlar. Ordam'daki türbelerde yıllık bayramları sırasında çeşitli görevleri yerine getirmek üzere hizmetçiler (şeyh, şah, süfî, âşık, bakşî) bulunur. Birçok türbenin yerle bir edildiği kültür devrimi istisna, türbeler genellikle korunmuşlardır. 1980'den beri restore edilerek tarihi eser olarak idari koruma altına alınmıştır.

Resmi din karşıtı propaganda, sıkı bir şekilde batıl inanç (hurafat) olarak sınıflandırılan ve Süfilikle yakın ilişkisinden dolayı evliya sevgisi eleştirilmektir. Bazı türbeler Uygurların ziyareti yanında Çinli Müslümanların (Tungan, Hui) ziyaretine de uğramaktadır. Bu türbelere en iyi örnek Gansu eyaletinde ve Niksia Hui özerk bölgesinde ünlü olan Afak Hoca'nın anıt mezarıdır.30

Evliya muhabbeti Fetvaların gereğine riayet eden, süfi evliyalara saygı duyan lonca üyeleri arasında da vardı.31 Fetvalar Doğu Türkistan'da İslamlaşma zamanından beri önemli bir eğilimdi. 1949'dan sonra, loncalar tamamıyla ortadan kaybolmadılar ve bugünlerde hâlâ etkinliklerinin işaretleri var. Uygur bir ırk bilimciye (etnolojist) göre duvarcı, kasap, nalbant, aşçı, marangoz, çoban, terzi locaları var.32 20. yüzyılda kullanılan bir "Çiftçiler için El kitabı"nda (Risaleyi Dahkani) Ahmet Yesevi'nin ismi, çiftçilerin patronları silsilesi içinde görünüyor.33 Maalesef bu konuda kullanabileceğimiz belgelerin sayısı çok az. Bu alan içinde bu konunun araştırılması ve keşfedilmesi gereklidir.

Çağdaş Doğu Türkistan'da Batı Türkistan'da olduğu gibi Süfizmin popüler bir parçası olarak İslamlaştırılmış Şamanizm mevcuttur. Yüzyılımızın başlangıcında bu konuda Rus etnoğrafları tarafından hazırlanmış kullanabileceğimiz çok sayıda rapor var. Günümüzde Şamanlar, hastalıkları iyileştirici olarak Kuzeydoğu Türkistan'da Kazaklar arasında genelde "emşi", güneyde Uygurlar arasında ise "bakşi" olarak adlandırılıyorlar.34 Bu eğilimde Süfizm ve Süfi evliyalara pek çok atıf var. Örneğin ünlü Karahanlı Hükümdarı Satuk Buğra Han'ın ruhu Uygurlarca bir Süfi evliyası olarak kabul edilmişti-yüzyılın başında İli vadisinin bakşisi tarafından yapılan bir iyileştirme töreni sırasında çağırılmıştı.35 Aynı zamanda şaman adetinde çok gerekli olan tuğ tören odasının merkezine yerleştirilmişti. Burada axis mundi ile özdeşleştiriliyordu. Şamanlar da İşanlar gibi falda uzmandırlar. Diğer taraftan şamanlar yalnızca iyileştirici olarak çalışmazlar örneğin günümüzde bazı bakşi aileleri Ordam Padişah'taki türbelere ziyaretin düzenlemesinde dikkate değer bir rol oynuyorlar. Bu bakşiler yüzyıllardır ziyaretçilerin -çok prestijli bir görev olduğu kabul edilen- tuğlarını sırıklara sabitlemelerinde yardımcı olmakla görevliler. Dahası ziyaretçilerin tören geçidi sırasında tuğlarını getirirler ve bu arada hastaları da iyileştirecek müzik çalarlar.36 İslamlaşmış Şamanizm Doğu Türkistan'da resmi olarak yasaklanmıştır. Uygur entelektüellerince yazılmış din karşıtı makalelerde bu, tehlikeli bir batıl inanç olarak betimlenmiştir.37

Elit Süfizm'e hem Nakşibend-i Cehri'de hem de Nakşibend-i Takibiyye'de geçmişte olduğu gibi bugün de kadınlar kabul edilmiyorlar. Bununla birlikte kadınlar bazen Otin denen Şeyhin karısının yönetimi altında toplanırlar. Otin Kur'an açıklamaları yapar ve ibadetleri düzenler.38 Bunun tersine avamî Süfizm'de ve İslamlaşmış Şamanizm'de ve kesinlikle Evliya sevgisinde de kadınlar önemli bir yer işgal ederler. Kutsal yerlere ziyaret yapma imkanları ve burada icra edilen ritüeller hakkında eksiksiz bilgi sahibi olma imkanları vardır. Hatta bazen türbe bekçisi kadındır. Diğer taraftan, kadınlar Yesevi öğretisinin şiiri "Divan-ı Hikmet"in okuma yoluyla yayılmasında ve zikir yapmada yardımcıdırlar. Özellikle Batı ve Doğu Türkistan'da Hikmet'in okunması için düzenlenen ve kadınlar tarafından yönetilen özel toplantılar vardır.39

1 Bu Süfî hanedanı hakkında, bkz. İsenbike Togan, "İslam as a State Power in Changing Society: The Khojas of Eastern Turkestan" Jo-Ann Gross içinde: yz., Muslims in Central Asia. Expressions of Identity and Change (Durham and London: Duke University Press, 19992), s. 134-148; Joseph Fletcher, "The Naqshbandiyya in Northwest China", Joseph Fletcher içinde, Studies on Chinese and Islamic Inner Asia (Aldershot: Variorum, Norfolk, 1995), s. 1-46; Hörmetjan Abdurrakhman Fikret, "Hocaların Doğu Türkistan'a Gelişi ve Baş Götürüp Çıkışının Tarihi Arka Görünüşü" (The Hidden Historical Dimension of the Khwaja to Xinjiang: Their Rise and Decline), Shinjang Tezkirichiliki (Ürümchi) 1-2-3 (2000).
2 Yakup Bey'in Emirliğinde ve 19. yüzyılın sonunda Doğu Türkistan'daki Süfî silsilelerinin durumu hakkında, bkz. Kim Hodong, The Muslim Rebellion and the Kashgar Emirate in Chinese Central Asia 1864-1877 (Ann Arbor, Mich: University Microfilms, 1986); Thierry Zarcone, "Political Sufizm and the Emirate of Kashgaria (End of the 19 th Century). The Role of the Ambassador Ya'qup Khan Tora," A. Von Kükelgen, M. Kemper, and A. J. Frank içinde: yz., Muslim Culture in Russia and Central Asia form the 18th to the 20th Centuries, cilt 2,: Inter-regional and Inter-ethnic relations (Berlin: Klaus Schwarz Verlag 1998), s. 153-165.
3 Aşağıda verilen bilgiler 1994 ile 2001 arasında yürütülen saha çalışmaları sırasında toplanmıştır. 1949'dan önce Doğu Türkistan'da Elit Sufizm hakkında daha fazla detay için, bkz. Th. Zarcone, "The Süfî Networks in Southern Xinjiang During the Republican Regime (1911-1949). An Overview," H. Komatsu içinde: yz., Islam and Politics in Russia and Central Asia-Early 17th-Late 20th Centuries, (London: Curzon).
4 İşanizm hakkında bkz. "Sufi Lineages and Saint Veneration in Russian, Soviet and Post-Soviet Tataristan and Central Asia in the 20th Century".
5 Kitab Manba' al-Asrar Risalisi dûr (Yarkand: 1941) (in Chagatay Turkish). Halen bitmemiş olan Islam and Sufism in the Oasis of Xinjiang kitabımın bütün bir bölümü bu kitabın çalışmasına ayrılmıştır.
6 Yüsüphi Abdürishit, "Yakanining 10 Yillik Tariqhi Haqqida Aslima 1939 Yildin 1949 Yilgicha" (Records Regarding the History of Yarkand During 10 years-from 1930 to 1949), Shinjiang Tariki Materyaliri (Ürümchi), 24 (1988): s. 6.
7 Sinjiangdiki Milli Bölgünchilikka Qarshi Turush Kurash Tarihi (History of Opposition to National Seperatism in Xinciang) (Ürümchi: Shinjan Khalq Nashriyati, 1999), s. 109-110.
8 Bu silsilenin bugünkü tarihi hakkında bkz. Islam and Sufism in the Oasis of Xinciang. Eyüp Karin'nin el kitabı: Manba'al-Esrar'ın (Ürümchi: 2001) Arapça çevirisinin sonunda bu silsilenin Arapça olarak özet bir tarihi var.
9 Macdüb Namangani ve silsilesi hakkında bkz. Ikromiddin Ostonaqulov, "Histoire Orale et Litterature Chez les Shaykhs Qadiris du Fergana aux XIXe-XXe siecles" Journal of the History of Sufism, yzl, Th. Zarcone, E. Işın, et A. Buechler, İstanbul: Simurg y. i 1-2 (2000): s. 509-530. Nakşibendiyye-Hüseyniyye hakkında bkz. Anke von Kükelgen, "Die Entfaltung der Naqsbandiya Mugaddiya im Mittleren Transoxionen vom 18. bis zum Beginn des 19. Jahrundersts: ein Stüch Dedektivarbeit, A. Von Kükelgen, M. Kemper, A. J. Frank, yzl, içinde, Muslim Culture in Russia and Central Asia form the 18th to the 20th Centruies, cilt 2: Inter-regional and Inter-ethnic Relations Klaus (Berlin: Schwarz Verlag, 1998), s. 101-151.
10 Sık sık ve bazı durumlarda hatalı olarak gerçek Kadiriyye ile bir tutulan Orta Asya'daki Nakşibendi Cehriye hakkında, bkz. Th. Zarcone, "La Qadiriyya en Asie centrale et au Trukestan oriental", Journal of the History of Sufizm 1-2 (2ooo), s. 295-338.
11 Nimatullah Khan Ubeydullah, "Divan-i Khasta'din parchilar," Bulaq (Ürümchi) 9 (1983): s. 210-230.
12 Örn., Muntakhab risala-yi jahriyya (Yarkand, n. d. ); Aqaâ'îd wa Jawhariyya (Yarkand: 1970); Tivavatchilik risalasi (Yarkand, n. d).
13 Tasavvufi doktrinler ve pratikler bu yazının konusu değildir. Bu boyut benim Islam and Sufism in the Oasis of Xinjiang.
14 Hotan'daki alan çalışması-Ekim 2000.
15 Nizamüddin Hüseyin, "3. Qabahat "Aqida. (Ya'ni bir Qatım Appaq Khoja Toghrisida)" (A Disgusting Belief. News Ideas about Afaq Khwaja), Shinjang Madaniyeti 2-3 (1989): s. 113-154; Abduşükür Muhamatimin, "Ipak Yolıdiki bir Chog İllat" (A Great Mistake in the Silk Road), Shinjang Madaniyeti 2 (1993): s. 57-73; N. Hüseyin, "Awliyalar Bashlighan Yol" (The Path Inaugurated by the Saints), Shinjang Madaniyeti (Ürümchi), 5-6 (1993): s. 111-130; N. Hüseyin, "Bizdeki İllatlari", (Our Mistakes), Shinjang Madaniyeti, (Ürümchi), 1-2 (1996): s. 132­133; Abduvali Ali, Apaq Khoja (Ürümchi: Shinjang Khalq Nashriyati, 2000). Aynı zamanda bkz. Hamada, Masami, "Le Soufisme et 'ses Opposants' au Turkistan Oriental", F. De Jong ve B. Radtke, yzl, Islamic Mysticism Contested. Thirteen Centuries of Controversies and Polemics (Leiden: Brill, 1999); s. 541-542.
16 20. yüzyılın başında Kalenderler hakkındaki raporlar: Gunnar Jarring, Dervish and Qalandar. Texts from Kasghar (Stockholm: Scripta Minora, Regiae Societatis Humaniorum Litterarum Lundensis, 1985-1986) and H. Nizameddin, "Awliyalar Bashlighan Yol" (The Path Inaugurated by the Saints), Shinjang Madaniyeti (Ürümchi), 5-6 (1993): s. 121-123.
17 Abduvali Ali, Apaq Khoja, s. 10-13.
18 Daha fazla detay için bkz. Th Zarcone, "Le Culte des saints
au Xinjiang de 1949 a nos jours", Journal of the History of Sufism (Paris), 3 (2001): yakında yayımlanacak.
19 H. Nizameddin, "Awliyalar Bashlighan Yol", s. 121-123.

20 Abdurishit Khojamat, "Qarghiliq Nahiyisining 1926 Yildin 1936 yilghincha Bolghan 10 Yilliq Tarikhidin Aslima" (Records of tTen Years of the History of the District of Qarghilik Between the Years 1926 and 1936), Shinjang Tarikh Materiyalliri 12 (1983): s.207-209, 227-229.
21 Th. Zarcone, "Le Culte des Saints au Xinjiang de 1949 a nos jours, ".
22 Jappar Rahimi, "Qaraqashtiki Eqiz'eriq Ghojlarning Tarikhi Haqqida" (On the History of the Khwaja of Eqiz'eriq at Qaraqash), Shinjang Tarikh Materiyalliri 38, s. 381-400.
23 Ablat Abbas, "Shaykhlar Haqqida Mulahiza" (Note on the Shaykhlar), Yengishahar Tarikh Materiyalliri, (Kashgar) 2 (1999): s. 190-195.
24 Doğu Türkistan'ın türbelerinin yerel araştırmacılar tarafından 19-20. yüzyıllarda yapılmış bir tasviri için, bkz., Mulla Musa b. Mulla Isa Sayrami, Tarikh-i Aminiyya, derleyen N. Pantusov (Kazan: Madrasa-i Ulum, 1905), s. 354, edited in Modern Uygur: Molla Musa Sayrami, Tarikh-i Aminiyya, (Ürümchi: Shinjang Khalq Nashriyati, 1988) s. 408-4363; ve Turfan türbeleri hakkında: Qari Qurban Ali b. Khalid Haji Ayakuzi, Kitab-i Tarikh-i Jarida-yi Jadida (Kazan, 1889).
25 Bu türbenin tarihi hakkında: Hamada Masami, "Le Mausolee et le Culte de Satuq Bughra Khan a Artush", Journal of the Histroy of Sufism (Paris), 3, (2001): çıkacak.
26 Bu türbelerin detaylı bir tasviri için bkz. Sawada Minoru, "Fieldworks at Muslim Mausoleum in the Tarim Basin", Journal of the Histroy of Sufism (Paris), 3, (2001), çıkacak ve aynı yazar tarafından: "Takuramakan Sabaku Nanpen no Seibo" (Mausoleums in the Southern Periphery of the Taklamakan Desert), Tezukayama-Gakuin Daigaku Ningen Bunka Gakubu Kenkyu Nenpo (Tezukayama-Gakuin University-Osaka), 2 (2000): s. 160-182 (Japonca).
27 Th. Zarcone, "Quand le Saint Legitime le Politique. Le Mausolee de Afaq Khwaja a Kashgar", Central Asian Survey, cilt 18: 2 (Haziran 1999): s. 225-241.
28 Bu türbenin tarihi hakkında: Sawada Minoru, "The System of Ordam-Padishah (Oase of Yangi Hisar)," Journal of the History of Sufism 3 (2001): çıkacak.
29 Ordama ziyaret konusunda çok detaylı bir tasvir Uygur bir etnoğrafçı tarafından yapılmış: Ablat Abbas, "Ordam Tarikhidin Omumi Bayan" (General Consideration on the History of Ordam), Yengishahar Tarikh-i Materyallliri (Kashgar) 1 (1993): s. 123-175.
30 Daha fazla bilgi için bkz. Th. Zarcone, "Le Culte des saints au Xinjiang de 1949 a nos Jours" Journal of the History of Sufizm'in özel bir baskısı (Paris: 3-2001, çıkacak) Doğu Türkistandaki, Evliya sevgisine ayrılmıştır.
30 31 S. E. Malov, "Ujgurskij Torgovij Obrjadnik (risale) iz
Zapadnogo Kitaja", Sbornik Statej po istorii i Filologii Narodov Srednej Azii içinde (Stalinabad: izdatei'stvo Akademii Nauk Tadjikskoj SSR, tom XVII, 1953), s. 139-144.
32 Abdurrahim Habibullah, Uygur Etnografisi, (Ürümchi: Shinjang Khalq Nashriyati, 1993), s. 315-316.
33 Çağataycada yazılmış tarihsiz bir litografı 2001'de Kaşgarda satın aldım.
34 Yüzyılın başında bu mesele hakkında bkz. S. E. Malov,
Shamanstvo u Sartov 'Vostochnago Turkestana, (Sank-Peterbourg: 1917), s. 1-16; Serg'y Ol'denburg', "Kratkja zametki o peri-khon'akh'v' Kuchari", in Sbornik' Muzeja Anrtopologi ig Etnografij pri Rossijkoj Akademij Nauk '(Petrograd': 1918, tom'V. Vvp 1), s. 17-20, aynı zamanda Tatar Seyahat kitaplarında şaman törenleri hakkında çok detaylı tasvirler vardır. Günümüzdeki dururm için bkz. Awelkan Hali, Zengxiang Lİ, Karl W. Luckert, Kazakh Traditions of China (N. Y. -Oxford Unisversity Press of America, 1998) s. 177 ve Abdürahim Habibullah, Uygur Etnografisi, s. 406-408.
35 N. N. Pantusov, Materiaiy k'izucheniju narechija Taranchej Ilijskago okruga. Vypusk'pjatyj, Moiitvy i zagovory Taranchinskih ' bakshej (Documents on the Study of the Dialect of the Taranchis of Ili District and Conjurations by the Taranchi Bakshi), (Kazan: 1900), s. 9.
36 Ablat Abbas, "Ordam Tarikhidin Omumi Bayan", s. 160-161.
37 Bkz. N. Huseyin, "Bizdeki İllatlari", s. 132-133.
38 Bir büyük Nakşibendiyye-Takibiyye şeyhinin karısının toplantısına katılan bir kadınla yapılan kişisel görüşmeden (Ürümchi-October 1998).
39 Mirza Hayit, "Türkistan Kadınlarının Yesevilik Ananesi" (The Yasawi Traditions Among the Women of Turkestan), Miiietier Arası Ahmed Yesevi Sempozyumu Bildiriler. 26-27 Eylül 1991 (İstanbul: Kültür Bakanlılğı, 1992) s. 45-47.

  
2522 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın