• Anasayfa
  • https://www.facebook.com/tarihtarihcemiyeti/
  • https://twitter.com/ttcemiyeti
TAVSİYE KİTAP
Kıbrıs'ta Osmanlı Kültür Mirasına Genel Bir Bakış / Doç. Dr. Netice Yıldız

1. Giriş

Kuruluşu adeta menkıbelere dayalı olan Osmanlı Beyliği'nin tarih sahnesine çıktığı 13. yüzyıldan itibaren hemen hemen Türkleşme ve İslamlaşma sürecini tamamlayıp önce Anadolu'da yayılma gösterdikten sonra,1 1453 yılında İstanbul'u fethetmeleri ile imparatorluk haline gelmiş2 İslamiyeti yaymayı hedefleyen fetih hareketleri ile Avrupa, Asya ve Afrika kıt'alarını kapsayan büyük bir imparatorluk olmayı başarmıştır. Bu fetih faaliyetleri içinde 1570 yılında Akdeniz'in doğusunda Anadolu kıyıları ile Kuzey Afrika kıyıları arasındaki mavi sularda adeta bir gemi şeklinde yer alan Kıbrıs adası da yerini almıştır. 1570 yılından günümüze kadar Kıbrıs adasında tarihi anıtları, dili, dini, gelenek ve ananeleri ile köklü bir gelişim gösteren Osmanlı kültürü, günümüzde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bayrağı altında çağdaş bir Türk toplumu olarak varlığını sürdürmektedir.

1.1. Kıbrıs Uygarlık Tarihine Kısa Bir Bakış ve Osmanlı Hakimiyeti

1570/1571 yıllarında Osmanlı hakimiyetine giren Kıbrıs adası pek çok uygarlığın yerleşim yeri olmuştur. M.Ö. 7000 yılında, Cilalı Taş Devri'nde Suriye, Filistin ve Anadolu topraklarından göçüp adaya yerleşen Khirokitya, Epiktitos Vrysi ve Troulli gibi Larnaka ve Girne sahillerinde ilk yerleşimlerin kurucularını, daha sonra Tunç Çağı'nda Anadolu topraklarından gelip önceleri Kuzey sahilleri ve daha sonra da adanın çeşitli bölgelerinde yerleşen kavimler izlemiş ve Kıbrıs adasında uygarlıklar filizlenmiştir.

Bulunan arkeolojik bulgular sonucu Tunç Devri sonlarına kadar mutlu bir yaşamın var olduğunu söyleyebildiğimiz Kıbrıs adası, bu çağın sonlarından itibaren hep egemenlik kurmak isteyen güçlerin mücadelesine sahne olmuş ve yerli halk hep başka idarelerin egemenliği altında yaşamıştır. George Hill'in kitabının başında da aktardığı gibi Alman arkeolog Hirscfeld'in "Doğu'da egemen olan ve bunu sürdürmeyi amaçlayan güç Kıbrıs'ı elinde tutmak zorundadır" sözü, III. Thutmes'den Kraliçe Viktorya'ya kadar olan geçmiş 3500 yıllık tarihinde,3 kimi zaman Doğu, kimi zaman Batı'dan gelen egemenliklerin söz sahibi olduğunu açıkça göstermektedir. Öyle ki bu halk her nedense çoğu kez her yeni idareyi mutluluk ile karşılamış, bir önceki idareyi kötülemişlerdi. 1185 yılında Haçlı Seferleri sırasında Bizans İmparatorunun yakını olduğu iddiası ile ada idaresini ele geçirip, altı yıl kadar idare eden zalimliği ile ünlü Isaac Commenus'dan alan İngiliz Kralı Aslan Yürekli Richard ve bunları izleyen Luzinyan ve Venedik egemenlikleri, hep ada halkı tarafından sessizce kabul edilmiş, ama her defasında bu egemenliklerin sonlandırılmasında yeni egemen gücün tarafını tutmayı, onlara yardımcı olmayı ihmal etmemişlerdi. Bu coşkuyu en fazla Osmanlıların adayı fethinde göstermişlerdi.

1570/1571 yılında Kıbrıs adasının Türkler tarafından fethi, belki de yerli halkın en büyük mutlulukla karşıladığı bir idare olmuştur. Ortodoks Hıristiyan olan halk, Latin baskısından kurtulmuş, din ve dil özgürlüklerine kavuşmuş, feodal sistem de noktalanmıştır. Bundan da ötesi, daha İslamiyet'in ilk yıllarından itibaren Müslüman akınlarına uğramış ve pek çok İslam şehidinin kabri olan Kıbrıs'ta İslamiyet'in bir daha sona ermemek üzere başlaması bu fetih sayesinde olmuştur.

1.2. Kıbrıs'ın Osmanlı İmparatorluğu Tarafından Fethi

16. yüzyıl ortalarında Venedikliler tarafından yönetilen Kıbrıs, önceleri yapılan ahidname sonucunda Türklerle iyi ilişkiler içinde olmuştu. Ancak zaman zaman Mısır'a giden hacı ve tüccar gemileri Kıbrıs adasındaki korsanların saldırısına uğramakta idi. Mısır defterdarının gemisini alıp yağma etmeleri de en son nokta olmuş ve4 Sultan II. Selim, topraklarının emniyetini sağlamlaştırmak için Kıbrıs'ın fethinin gerekliliğine karar verip, önce şeyhülislamın onayını almak istemiş ve Şeyhülislam Ebusuud Efendi de İslamiyet'in selameti uğruna adanın fethinin isabetli olacağını belirtmişti. Ebusuud Efendi'nin fetvası üzerine Piyale Paşa'nın serdarlığında donanma Beşiktaş'tan hareket edip, saray önünde demir atıp, şenlikler yaparak, toplar atarak hareket etmiş, padişah ise donanmayı Yedikule'ye kadar uğurlamış, yirmi gün sonra ise tüm orduya serdar tayin edilen Lala Mustafa Paşa hareket ederek,5 Muharrem ayının son günü Tuzla'ya (Larnaka) gelip toplar çıkarıp Lefkoşa kalesinin fethine niyet olunmuştu.6 Seyyid Lokman tarafından yazılan ve İyas Katip tarafından resimlenen7 Şeyhname-i Selim, bu olayı bize bir minyatürle göstermektedir. Ancak Katip Çelebi, donanmanın Limasol koyundan çıktığını belirtmektedir.8

Lefkoşa, 51 gün süren bir muhasaradan sonra zaptedilmiş, Lefkoşa'nın fethinden hemen sonra Girne ve Baf eyaletleri de savaşmadan teslim olmasına karşın, Magosa kalesi savunmaya devam etmiş ve ada, her iki tarafın çok ağır kayıplar vermesiyle ancak bir yıl sonra fethedilebilmişti. Yine Şeyhname-i Selim'de Magosa'nın muhasarası ile ilgili bir, Venediklilerle anlaşma yapılmasından sonra gelişen olaylarla ilgili iki minyatür daha bu olayı resmetmektedir.9

1.3. Kıbrıs'ta Türk Kültürünün Başlaması

Lefkoşa'nın fethinden bir gün sonra Lala Mustafa Paşa bir Osmanlı eyaletinde bulunan tüm kurumların oluşması için düzenlemeler yapar. Önce Avlonya Sancağı Beyi Muzaffer Paşa'yı Beylerbeyliğe atar. Kıbrıs'ın bir Beylerbeyliği olmasını sağlar. Ekmel Efendi de Kadılığa atanır. Bunun yanısıra on bölge kadılığı, mali işlerden sorumlu bir Defterdar ve ayrıca Defter Eminliği ve Timar Tezkereciliği kurumlarını oluşturur.10

Lefkoşa'nın fethi ile Lefkoşa Kalesi'nde imar faaliyetleri de başlamış olur. Bir yıl sonra tamamlanan Magosa'nın fethi ile de tüm ada çapında imar faaliyetleri hız kazanır. Sür'atle etraf temizlenip, eskiden beri süregelen bir gelenek uyarınca fethi kutsamak ve sembolleştirmek amacı ile şehrin en büyük kilisesi olan Aya Sofya Katedrali, padişah adına camiiye çevrilip11 15 Eylül'de bu camiide ilk namaz kılınır ve Lala Mustafa Paşa fethin sembolü olarak camiiye bir kılıç ve bir Kur'an vakfeder. Kanuni devrine ait olduğunu söyleyebildiğimiz bu Kur'an-ı Kerim12 son zamanlara kadar aralarında Hala Sultan Tekkesi'ne ait bir Kur'an da bulunan değerli başka el yazmaları ile birlikte Etnografya Müzesi'nde muhafaza edilmekte idi.13 Kılıç ise fetih geleneğini sürdürmek amacıyla her Cuma minberde hutbe okunurken kullanılmış, fakat ne yazık ki 1988 yılında camiiden çalınmıştır. 1

Ağustos'ta 1571'de Magosa'nın teslim alınması ile de Lala Mustafa Paşa, 17 Ağustos Cuma günü şehrin kilisesinde14 Sultan II. Selim adına hutbe okutarak burayı da camiiye çevirmiş15 ve bu kentte günümüze kadar en önemli camii olarak kullanılmıştır.

Lefkoşa'nın Fethi ile Kıbrıs'ta Osmanlı vakıf müessesesinin de kurulduğu görülür. Aya Sofya, bir Selim vakfı olarak tescil edilir ve bu vakfa geliriyle destek olacak dükkanlar, sular, değirmenler ve araziler eklenir, çiftlikler kurulur.16 26 CA 978 (16 Kasım 1570) tarihli bir hükümde daha adanın fethi tamamlanmadan Osmanlı'nın tüm sosyal tesislerini kurmak için girişimde bulunduğu görülmektedir. Vezir Mustafa Paşa'ya gönderilen bir hükümle Kıbrıs'ta fetholunan Baf ve Girne'de birer camii ve hamam yapılması, büyük bir kent olması müsait olan Baf'a da bir metin kale ve burçlar inşa olunması ferman verilmişti.17 18 Zilhicce 978 (13 Mayıs 1571) tarihli medrese talebeleri ile ilgili yazılan bir hükümden de daha ilk yılda bir medresenin varlığı hissedilmektedir.18

1.4. Osmanlı Dönemi Yapılarında Padişahın Mütevaziliği Kültür Mirasına Saygısı

Kıbrıs'ta Türk devrinde yapılan yapılarda hep ada halkı ile adaya yerleştirilen Türklerin ihtiyaçları ön plana alınmış, Padişahın yüceliğini gösterecek, heybetli yapılar yapma yerine adanın emniyet ve huzurunu sağlayacak, gereksinimlerini giderecek mütevazi yapılar meydana getirilmiştir.

Daha fethin akabinde Sultan Selim'in beylerbeyine ve kadıya gönderdiği hükümler bunu yansıtmaktadır. Yine Sultan Selim vakıfları olarak camiiye çevrilen Lefkoşa ve Mogosa Katedrallerinin, Selimiye yerine Aya Sofya Camii diye anılmaları bu mütevaziliğin simgesi olsa gerek. Tespit ettiğimiz tek bir belgede19 Magosa'daki camii, Selimiye diye anılmıştır. Bu camii bugün ise Lala Mustafa Paşa Camii ismiyle anılmaktadır.20

Osmanlı idaresi süresince adada herhangi bir Osmanlı sarayı veya idari amaçlı bir konak yapılmamış, Venedikten kalan yapılar 1878 yılına kadar değişiklikler ve tamirler yapılarak kullanılmıştır. Cafer Paşa'nın Beylerbeyi olduğu H. 1007 (1598 / 99 M.) yılına ait bütçe defterinde hem Lefkoşa, hem de Magosa'da birer saray bulunduğunu öğrenebiliyoruz.21 Bugün hâlâ daha Lefkoşa'da en önemli camii olarak kullanılan Selimiye Camii, bunun yanında bulunan Bedesten binası, Magosa'da Lala Mustafa Paşa Camii ve Sinan Paşa Camiileri yanısıra, bu yüzyıl başında İngilizler tarafından yıkılan Venedik zamanından kalma bu saraylardan çıkarılıp Taş Eserleri Müzesi'nde sergilenmekte olan gotik süslemelerin üç yüzyılı aşkın bir süre ile korunması, tahrip edilmemesi Osmanlı idarecilerinin kendinden önceki idareden miras aldığı ve gerçekte dini anlayışı ile bağdaşmayan bu figürleri koruması bize Osmanlı'nın hoşgörüsü yanında kültür mirasına olan duyarlılığını yansıtmaktadır. Bu yüzyılın başında Kıbrıs sanat tarihi ile ilgili en geniş araştırmaya dayalı yayınladığı kitabında22 George Jeffery de Osmanlı idaresinin hoşgörüsüne değinmiş ve 1670 tarihinde Kıbrıs'ı gezen Neol Hurtel'in Lefkoşa ve Magosa'da gördüğü Luzinyan armaları ve Venedik aslanlarına ait bilgiye atıfta bulunmuştu. Bu yazımızda Osmanlı'nın korumaya çalıştığı geçmişe ait kültür mirasına karşın üç yüzyıl içinde kendi kimliğini de vuran Türk mimari eserleri ve güzel sanatları ele alınarak, bu eserlerin günümüze gelmesi veya kaybolması nedenleri tartışılacak, ayrıca Osmanlı kültür mirası ile ilgili yapılan araştırmalara kısaca değinilecektir.

2. Osmanlı Döneminde Türkler Tarafından Yapılan Mimarlık Eserleri

Tüm adanın fethinin tamamlanması ile ele alınan imar faaliyetlerinde başlıca amaç, adanın güvenliğini sağlamak, kentlerde yaşayan insanların sağlık ve refahını sürdürecek tesisler oluşturmak ve dini ibadetin özgürce yerine getirilmesini sağlamak idi. Bu doğrultuda Kıbrıs'ta Osmanlı kültür mirasını başlıca mimari eserler ve el sanatlari ana başlıkları altında ele alıp, mimari eserleri de askeri, idari, sosyal işlevli sivil yapılar, dini yapılar ve konut mimarisi altında irdelemekte yarar vardır.

2.1. Askeri Yapılar: Kaleler

2.1.1. Kuşatma Amaçlı Geçici Kaleler

Adanın güvenliğini sağlamak için yapılan imar faaliyetleri hiç şüphesiz kalelerin tamiri ve yenilerinin yapılması idi. Savunma ve kuşatma amacı ile adada topların yerleştirilmesi için kullanılmak amacıyla yapılan kale görüntüsünde olan metrisler veya geçici sığınaklar belki de ilk Türk yapıları sayılabilir.23 Şüphesiz bu metrislerden bugüne bir iz kalmamıştır.

2. Osmanlı Döneminde Askeri Yapılar

Osmanlı idaresi genellikle Venedik, Luzinyan hatta Bizans dönemi kalelerini savunma amacıyla kullanılmış, genellikle adada kalan yeniçeri birlikleri buralarda ikamet etmişti. Fetihten sonraki yıllarda ayakta kalan kaleler tamir edilip, yıkılan kısımlar ise yeni baştan inşa edilmiş ve limanları koruma yanında olası bir iç veya dış saldırıda savunma ve koruma amacı ile gerekli birlik ve cephane ile donatılmıştı. 26 CA 978 (24 Ekim 1570) tarihli bir hükümde24 Kantara Kalesi'nden bahsedilmiş olması dağ kalelerinin de etkin bir şekilde kullanılmaya başlandığını göstermektedir. Bu nedenle de tüm kaleler yeniçeri ordusunun kışlası olmuş, tüm idari merkezleri de buralarda etkinlik göstermiş olmalıdır. Baf kapısı ile ilgili 1878 yılında Illustrated London Newsde yayınlanan iki gravürde kapının kent içindeki kısmında kapının her iki yanından surlar üstüne çıkan biri basamaklı, diğeri parke kaplı iki rampa görülmekte, basamaklı olan rampadan geniş, yuvarlak kemerli bir eyvandan iç avluya girilmekteydi. Parke taşlı rampadan ise daha sade görünen barakalara girilirdi. Diğer resimde ise kışlanın iç avlusu görülmektedir. Resimden izlenebildiği kadarıyla kışla binası üç bölümden oluşuyordu. Eyvanlı iki katlı yapının kaymakamın ikametgahı olduğu, bunun her iki yanında sıralanan geniş pencereli, birçok kapısı olan baraka tipinde binaların ise burayı muhafaza etmekle sorumlu alayın kışlası olduğu sanılmaktadır. Gün batımından doğuşuna kadar kilitlenen kale kapısının anahtarı burada oturan kışla komutanına teslim edilmekteydi.25

2.1.2.1. Lefkoşa Kalesi

Mühimme defterleri ve Ruus defterleri fethin ilk on yılında sürekli olarak yapılan kale tamirleri ile ilgili hükümlerle doludur. Beylerbeyi Muzaffer Paşa'nın başvurusu üzerine Bostan adlı bir mimar 20 akçe maaşla Kıbrıs'ta kalelere mimar olarak atanmıştı.26 Lefkoşa Kalesi tamirinin Magosa Kalesi'ne daha fazla önem verilmesi nedeniyle uzun sürdüğü anlaşılmaktadır.

İtalyan mühendis Giulio Savorgnano tarafından 1567'de tasarlanp on ay gibi kısa bir sürede yapılan ve fetihten hemen önce tamamlanan Lefkoşa surları, yığma topraktan yapılmış olup, fetihten önce dış duvarları sadece yarı yüksekliğe kadar taşla kaplanmıştı. Lefkoşa'nın fethinin tamamlanmasından hemen sonra Lefkoşa Kalesi'nin tamirine başlanmış, kale sağlamlaştırılmış ve değişik dönemlerde de yeniden tamirler yapılmıştır. Sur duvarları dıştan tamamı taşla kaplanarak27 toprağın göçmesi önlenmişti. Tüm burçlara da fetihte görev alan Osmanlı paşalarının isimleri verilmişti. İngiliz döneminde bunların yeniden değiştirilmesi ile bu isimler hemen hemen unutulmuştur. Magosa kapısının kuzeyindeki burçtan başlayarak sırasıyla sayarsak bunlar Altun, Sazlı, Bayraktar, Kara İsmail, Mezarlık, Kaytaz Ağa, Zahra, Değirmen, Musalla, Suyutlu, Kandil Söndüren burçları idi.28 1821 yılında ise kentin kuzeyinden girilen ve bugün de halen kentin kuzeyindeki surların içinde ana giriş olan Girne Kapısı, Türkler tarafından yeniden yapılmış ve üstüne kare planlı kubbe örtülü bir oda eklenerek, kapının üstüne iç kısımda padişahın tuğrası, dış kısımda ise Kur'an'dan fetih ve zaferle ilgili Saf suresinin 13. ayetinin bulunduğu mermer levhalar konmuştu. Bu ayette "Allah'tan yardım ve fethi müminlere müjdele. Ya Muhammed, ey kapıların anahtarı, bize hayırlı kapılar aç!" yazılı olup, altında ise Şeyh Feyzullah ve 1236 (1820/1821) imzası ve tarih vardır.29 Dışa açılan kapının önünde asma kapının açılıp birleştiği kemerli köprü ve hendek de günümüzde toprak altında kalarak ortadan kaybolmuştur.30 20. yüzyılın ilk çeyreğinde motorlu trafik araçlarının ebatlarının büyümesi ve artan trafik nedeniyle 1931 yılında kale duvarları kesilerek yeniden düzenlenmiş ve kapı trafiğe kapatılmıştır. Bugün kapının dışında duran Atatürk anıtı ve Osmanlı topları ile bütünleşerek adeta adadaki Türk kültürünün sembolleri olarak tüm bir tarihi anımsatmaktadır.

2.1.2.2. Baf Kalesi

Kıbrıs Seferi sırasında ilk taaruz edilen kalelerden biri olan Baf Kalesi büyük bir ölçüde hasar görüp, muhtemelen tamamı ile yıkılmıştır. Yazılan hükümler gözden geçirildiğinde daha 1570 yılı başından itibaren kalenin tamiri ve burç yapılması düşünülmüş, 1574'de planları çizilimiş,31 ancak 16 Temmuz 1578 tarihinde henüz kalenin tamirine başlanmamıştı. Yapılan resme göre fazla masraflı ve muhafazada sakıncalı olduğunu belirtmelerine karşın, yine de bu plana göre Lefkoşa azabları ağası iken Baf Kalesi'nin tamiri için kul taifesi ve ağalara serdar tayin edilen Ahmed marifetiyle yapılması emredilmişti.32

Baf Kalesi, deniz kenarında olup kesme taştan yapılmış enine dikdörtgen planlıdır. Jeffery bu yapıyı blok ev şekilli kale diye tanımlamaktadır.33 Denizin içinde yapılan kaleye karadan rampalı bir köprü ve bunun üzerine açılan asma köprü ile girilir. Kalenin zemin katının ortasında üstü kısmen taştan yapılmış tonoz örtülü bir ana mekanı vardır. Bunun etrafında tutsak hücrelerine bitişik odalar yer alır. Her odanın gerisinde küçük avluları vardı. Bunun alt katında ise iki geniş zindanın yer aldığı mahzen kısmı, üst katta ise daha önce merdivenler ve tahta birer iskele ile birbirlerine bağlanan odalar yer almaktadır. Kalenin mescidi bu katın ortasındadır.34 İncelenen kaynaklara göre, Baf'taki bu kalenin uzun dikdörtgen bir mermer levha üzerine yazılı kitabesinde kalenin halka bağışlanan bir hayır eseri olarak ve hisar halkının güvenliğini sağlamak üzere Hafız Ahmed Paşa tarafından 1592 yılında yapıldığı belirtilmektedir.35 Burada anılan Hafız Ahmed Paşa, gerçekte Kıbrıs fethinde görev yapan Cezayir Beyi, daha sonra da Kıbrıs Beylerbeyi olan Arap Ahmed Paşa idi.

Hafız Ahmed Paşa bu kalenin yapımı sırasında Magosa'da çıkan ayaklanmada forsalar tarafından öldürülmüş, yerine atanan Beylerbeyi Hasan Paşa kaleyi yine Padişah'ın emriyle tamamlamıştı.36 Türk kalesinin bugün tarihi anıt olarak korunduğu ve müze olarak düzenlendiği izlenmektedir.

2.1.2.3. Magosa Kalesi

Daha 1570 yılında Baf Kalesi'nin tamiri için uyarılar yapılmasına karşın, öncelikle 1571 yılında fethedilen Magosa Kalesi'nin tamirine başlanır ve kısa sürede tamamlanır. Kıbrıs'ın ilk yılı bütçesinden Magosa Kalesi Beyi Hamza Bey eliyle, bu kalenin bina emini Monla Ağa'ya37 kalenin tamiri için Kıbrıs hazinesinden 63.063 akça verilmişti. Bu kalenin deniz kenarında bulunan Canbolad'ın kuşattığı burç da temelinden deniz yüzünden itibaren onarılacak, bundan başka Derviş Paşa kulesi ise temelden inşa edilecekti.38

4 Zilkade 979 (Mart 1572) tarihli Karaman beylerbeyine hitaben gönderilen bir hükümde Magosa Kalesi'nin tamirinin tamamlanmakta olduğu kalenin yıkılan yerleri eskisinden daha sağlam olarak tamir edildiği, toprak olan yerlerin dahi yıkılıp taş ve kireç ile sağlamca bina edildiği, hendek içine ve deniz tarafına konulacak toplar için üç adet mazgal delikleri açtırıldığı belirtilmektedir. Bundan başka Akkale'nin kuzey yönünde yıkılan yerlerin de yeniden yıkılıp tamirine başlandığı ve o günlerde tamamlanmak üzere olduğu, ayrıca Karakule'den içeride olan Akkule'nin yıkılan yerlerinin de tamirine bizzat Kıbrıs Beylerbeyi Sinan tarafından Ramazan'ın yirminci gününde başlatılmış olduğu anlatılmıştır.39 7 Safer 980 (20 Haziran 1572) tarihli hükümden ise Akkule ile diğer kulelerin yeniden inşa edilip tamamlandığı,40 24 Safer 980'de (6 Ağustos 1572) ise Magosa Kalesi'nin köprüsünün tamir ettirilmesi buyrulmuştu.41

Magosa surları ve burçları yakından incelendiğınde yer yer taşların kesim şekillerinin farklılıklar göstermektedir. Bu kesimlerden kolaylıkla hangi kısımların Osmanlı, hangilerinin Venedik tarzı olduğunu tahmin etmek mümkündür. Canpolat Burcu ve Akkule, bugün en rahatlıkla izlenebilen kısmıdır. Yapılan bu eklemeler kaleye uygun bir şekilde inşa edilmiştir. Özellikle Akkule (Ravelin veya Rirettino), Su Burcu (Andreuzzi), Altun Tabya (Ay Napa) Halkalı Tabyası (Composanto) ve Canbolat Burçları (Old Arsenal-Eski Tophane) kuşatma sırasında en fazla hasar gören kısımlar olmuş ve bunlar belgelerden de anlaşıldığı gibi tamamı ile yeniden yapılmıştır. Bu yeniden yapılan kısımlar içinde, Akkule ve Karakapısı'nı da içeren Akkale ile Canbulat Burcu en önemli kısımlarıdır. Akkale'ye yeniçerilerin ibadeti amacıyla 1028/1619 tarihinde bir de mescit yapılmıştı42. Canpulat Burcu bügün müze ve türbe olarak kullanılmaktadır. Burası kaleye ilk Türk bayrağını diktiği rivayet edilen Kilis Beyi Canpulat Paşa'nın türbesidir. Akkale'de yapılan değişiklikler sonucu Ravelin özelliğini kaybedip, bir tabya özelliğini kazanır. Giriş kapıları kapatılıp, yerlerine yenileri açılır, daha önce kaleden tamamı ile ayrı olan dış kısım ile birleşen iki tonozlu geçit yapılır.43

2.1.2.4. Tuzla / Larnaka Kalesi

Tuzla/Larnaka Kalesi'nin H. 1014/1605 tarihinde44 Türkler tarafından yapıldığını mevcut kitabeden izleyebiliyoruz45. Larnaka'da bulunan bu kale üzerindeki kitabeye göre I. Ahmed'in lalası olan ve o yıllarda Kıbrıs Beylerbeyi olarak görev yapan Ferhad Paşa tarafından yaptırılmıştı. Boz mermere işlenmiş olan kitabesinden H. 1014 olarak tarihlenen bu kale, kare planlı olup, burçsuz olarak yapılmıştır. Kesme taştan yapılmış kale duvarları zeminden yukarı daralarak ve tekrar dışa doğru açılıp daralarak yükselmektedir. İç avlunun etrafını çeviren kalın duvarın etrafında pek çok oda yer alır. Kaleye zemini parke taşı kaplı, üstü tonoz örtülü kapalı bir giriş mekanından girilir.46 1604 tarihinde burayı gören Pedro Teixeira, halen yapılmakta olan bu küçük kalenin çok etkileyici olmadığı, ancak Lefkoşa ve Magosa Kalelerinden yardım alıncaya kadar en azından limanı savunmada kullanılabileceğinden bahseder. Louis des Hayes Courmenin de Larnaka'ya ait 1621 yılı anılarında burada deniz kenarında toplarla kıyıları muhafaza eden bir kaleden söz eder.47

2.1.2.5. Limasol Kelesi

Üzerinde barok tarzda süslemeli bir tuğra ve Kale-i Cankurtaran yazılı iki levha olan Limasol Kalesi, enine dikdörtgen cephesi ile sahil şeridi boyunca uzanmaktadır. Kuzeyinde bir merdiven kulesi olan kare planlı çapraz tonoz örtülü geniş bir ana mekana ek olarak kuzey-doğu yönünde iki sıra halinde oldukça kalın duvarlı on hapishane hücresi ve bir merdiven yer almaktadır. Kale duvarlarının üç metreye varan genişlikte olması top saldırılarına karşı tedbir olarak yapıldığı düşünülebilir. Kare planlı ana holün sekiz metreye varan tavanı ile oldukça heybetli bir bölüm olduğu anlaşılmaktadır. Buranın tonoz örtüsü önceleri masif, kare şeklinde yapılan gömme ayaklı duvarlar ve merkezi bir sütun üzerinde taşınmaktaydı. Daha sonra merkezdeki sütun kaldırılmış ve kare planlı bölmelerin her biri yumurta şeklinde tonoz örtü ile kapatılmış, üs katta yapılan bir galeriye odalar eklenmiştir. Türk döneminde kuleye bir platform yapılmıştır.48 Birçok kaynak bu kalenin 1568 yılında özellikle depremde hasar gördüğünü belirtmekte, ancak değişikliklikleri de Venedik dönemine atfetmektedir. Kalenin özellikle kule kısmının tamamı ile yıkılmış olması, ayrıca üstünün de göçmüş olması ihtimali de düşünüldüğünde Türk döneminde oldukça yeniden yapılmış olduğu açıksa da Camille Enlart'ın da anlattığı gibi burasının hem Türk, hem de İngiliz döneminde hapishane olarak kullanılması nedeniyle çok az kişi tarafından ziyaret edildiği, bu nedenle de yapının detaylı bir tarifi yapılamamıştır. Enlart'ın çizdiği plana göre kare plan üzerine parçalı tonoz ile kaplanmış ve yükseklik seviyelerinde farklılıklar yaratılmıştır.

Kare planlı ana mekan ve hapishane hücreleri deniz kıyısı boyunca uzanmakta olup, giriş, kara kısmından küçük bir dikdörtgen bir eyvana, oradan tekrar dikdörtgen bir mekana açılmakta, bunun solunda hapishane hücreleri bölümü, sağda ise ana mekan yer almaktadır. Kale'de bulunan mescit de49 muhtemelen kare planlı ana mekanın üst katındaki odalardan birinde idi. Kale bugün Ortaçağ müzesi olarak kullanılmakta olup, Türk dönemine ait objeler de sergilenmektedir.50

2.2. İdari Binalar

27 Rebiyülevvel 987 (25 Mayıs 1579) tarihli bir hüküm Venedikliler zamanından kalan akçelerin değerlendirilmesi için Kıbrıs'ta bir darphane inşa edilmesini emreder.51 Ancak bugüne kadar Osmanlı döneminde Kıbrıs'ta darphane inşa edildiğine ait her hangi bir bilgi bulunamamıştır. İdari amaçla kullanılan binalar hakkında fazla bir bilgi günümüze gelmedi. Muhtemelen tüm idari daireler, çok uzun yllar saray içindeki binalarda yürütülmüştü. 19. yüzyılda Kıbrıs'ı gezen bilgin Dr. Clarke'ın anlattıklarına göre saray oldukça geniş olup, içinde çok sayıda daireleri vardı.52 Fethin ilk yıllarında atanan beylerbeyi, daha sonra gelen kaptanpaşalığa bağlı paşalar ve muhassıllar53 hep burada oturmuş ve görevlerini sürdürmüştü. Ancak Kitchener'in Lefkoşa haritası54 üzerinde gösterilen Sarayönü civarındaki Mahkeme binaları göz önüne alındığında bugün Lefkoşa'da Vakıflar İdaresi olarak kullanılan taş yapının Osmanlı idaresinin son yıllarında yaptırılan bir yapı olduğu ve şer'iyye mahkemesi olarak kullanıldığı düşünülebilir. 1928 yılında Evkaf Nazırlığı tarafından satın alınan bina, Osmanlı döneminde yapılan eski bir hükümet binası olup, Kıbrıs Kadısı'nın resmi ikametgahı olduğu Keshishian tarafından da belirtilmiştir.55 2 Muharrem 1263 tarihli bir belgeye göre Kıbrıs'ın Tuzla ve Limasol kazalarında hükümet konakları yaptırması buyrulmuştu.56 Ayrıca limanlarda gümrük dairelerinin bazılarının da bu dönemde yapılmış olması olasıdır. Larnaka'daki gümrük binası bunlardan biridir.57 Son dönem eserleri içinde hem Lefkoşa, hem de Magosa'da yapılan evkaf binaları, Lefke'de bugün ev olarak kullanılan, ancak mahkeme binası olduğu söylenen bir yapı, Değirmenlik'te yeni restore edilen ve eski bir hükümet konağı olduğu söylenen konak ayakta kalabilen nadir eserlerdir.

2.3. Sosyal İşlevli Yapılar

2.3.1 Su Yapıları

Kıbrıs uzun ve kurak bir yaz mevsimine sahip olması nedeniyle her zaman su sıkıntısı olan bir Akdeniz adasıdır. Bu nedenle de tarih boyunca adada sık sık kuraklık sorunu yaşanmıştır. Kıbrıs'ta dört mevsim sürekli olarak akan akar su yoktur. Genellikle yılın büyük bir kısmında kuru olan çakıl taşları ile kaplı dere yatakları kışta sadece yağmur sonrası bentlerini aşıp yıkarak gürül gürül akar, daha sonra ise kururdu. Gerçekte antik devirlerde daha yoğun yağışların olduğu sanılsa da bu günkü gibi sürekli akan, taze ve temiz su her zaman kısıtlı olmuştu. Bu su genellikle Trodos Dağları'ndaki kar suları ve yağmur sularına bağımlı idi.58 Bunun yanısıra Lapta, Değirmenlik (Kythrea) ve Lefke pınarları adanın çağlar boyu başlıca içme suyu kaynağı olmuştur. Bunlar içinde en iyi su Girne'de Beşparmak Dağları'ndan çıkan Değirmenlik suyudur.59 Su yapıları da yapılan sıra kuyular, yer altı kanalları ve su kemerleri vasıtası ile bu pınarlardan başlayarak kentlere kadar ulaşmaktaydı. Roma döneminden itibaren kentlere bu yöntemle su getirildiği halde Osmanlı adayı fethettiği zaman bu tesisler yeterli olmayıp, kentlerde su sıkıntısı çekilmekteydi.60 Pek çok belge ışığında Osmanlı idaresinin hemen başlaması ile süratle su tesisleri elden geçirilmiş ve yenilerinin yapıldığı görülmektedir. Örneğin, Kıbrıs'ın Osmanlı dönemine ait ilk yıl bütçe defterinde Kıbrıs'ın başkenti Lefkoşa'ya su getiren su yolunun yapımı için 25.800 akçe sarfedildiği kaydedilmişti.61 Yine 2 Zilhicce 979/17 Nisan, 1572 tarihli mühimme defterlerinde yer alan bir döküman, Lefkoşa'nın varoşlarına kadar getirilen suyun öncelikle camiiye getirilmesi için emir verilmişiti.62 Diğer bir döküman ise Girne ile ilgili olup, Girne'de yeterli su olmadığı, olanın ise açık hendeklerden aktığı, hiç de temiz ve sıhhi şartlarda olmadığı, bu nedenle de su yolu yapımı ve dağıtılan su miktarının artırılması için gerekli işlerin yapılmasında ihtiyaç duyulan paranın bir an önce tespit edilip hazineden istenmesi ve bu işlerin de en erken zamanda yapılması istenmekteydi.63

2.3.1.1. Su Yolları

Arşiv belgeleri, vakıf kayıtları ile seyahatnameler üzerindeki araştırmamızın yanı sıra günümüze kadar gelen kalıntılar sonucunda Osmanlı döneminde yapıldığını kesin olarak belirleyebildiğimiz yedi su yolu vardı. Bu su yollarının tümü adaya atanan beylerbeyi veya muhassıllar tarafından kendi gelirleri ile yaptırılmış ve hepsi de vakıf eser olarak tescil edilmişlerdi. Vakıfları arasında başka gelirlerden bunların bakımı için para ayrılmış ve bakımları yapılmıştı. İngiliz dönemi başlarında Yüzbaşı Kitchner tarafından hazırlanan 15 paftalık adanın bütününü detaylı gösteren haritalarda64 bu su yollarına ait sıra kuyular ve su kemerlerini izlemek mümkündür. Burada bu su yollarının isimlerini verip, sadece bugüne kalan mimari yapıtları ele alıncak, bunlarla ilgli diğer bilgiler vakıflar altında tartışılacaktır.

2.3.1.1.1. Lefkoşa Su Yolları

Bunlardan Arab Ahmet Paşa Su Yolu ile Silahtar Paşa Su Yolu Lefkoşa'yı besleyen iki önemli su yolu tesisi idi. Yakın bir tarihe kadar Lefkoşa'nın su gereksinimi iki ayrı sıra kuyulardan oluşan su yolları ile sağlanmıştı. Bunlardan en eskisi Arab Ahmet Paşa tarafından vakıf olarak yaptırılan tesisti.65 Bu tesis uzun yıllar Lefkoşa'nın su ihtiyacını karşılamış, 1801-1803 yıllarında ise Kıbrıs muhassılı Silahtar Ağa Hacı Hüseyin Ağa tarafından Silahtar Su Yolları yapılmış, böylece kentin artan su ihtiyacı takviye edilmişti. Her iki yönetici de bu tesisleri kendi kişisel gelirleri ile hayır amacı ile yaptırmakla anılmaktadırlar. Her iki sisteme ait sıra kuyular günümüzde de halen kullanılmaktaysa da, su kemerlerinden kalıntıların halen ayakta olup olmadığı konusunda kesin bir bilgi yoktur.

Bunlarla ilgili eski bir resim de Kevork Keshishian tarafından yayınlanan Nicosia adlı kitapta yer almıştır. 1878'de Thomson'un Cyprus with a Camera adlı eserinde yer alan bir fotoğrafta Mağusa kapısının yan tarafında yer alan kemerler, Arab Ahmet Su Kemerleri ile ilgili bilinen birkaç kaynaktan biridir. Silahtar Su Yoluna ait su kemerleri veya başka kalıntı da günümüze erişememiştir. Sadece Kevork Keshishian tarafından yayınlanan bir fotoğraf bu tesise ait su kemerleri hakkında bir ipucu vermektedir. 1928 yılına ait olan bu resimde kentin kuzeydoğusunda Kaymaklı bölgesinin girişine su sağlayan Silahtar Su Kemeri görülmektedir.66 To Periodiko adlı Rumca bir derginin 9 Kasım 1991 tarihli nüshasında yayımlanan bir basın bildirisinde harabe halindeki bir dizi su kemerinin olduğu alanda çocuklar için bir oyun alanı ve turistik amaçlı eğlence yerlerinin düzenlenmesi gayesi ile bu kalıntıların yıkılıp, temizleneceği haberi yayınlanmıştı.67 Bu da Rumların sistematik bir şekilde Türk uygarlığının izlerini silmek için yıllardır sürdürdükleri politikanın hala devam etmekte olduğunu yansıtan bir örnektir. Arab Ahmet Paşa Su Yolları'nın bir parçası olduğunu söyleyebildiğimiz bu su kemerleri ile ilgili bu dergide yayınlanan resimler de, bu kemerlerin en son durumları ile ilgili elimizde bulunan tek bilgidir. Ancak bu yazı sonrasında bunların akıbeti bilinmemektedir.

2. Magosa'da Su Yolları

Magosa kentinde Osmanlı döneminde kentin su gereksinimini sağlamak amacı ile Cafer Paşa tarafından vakıf olarak yaptırılan ve Tükler tarafından yapılan ikinci büyük su yolu sayabileceğimiz bir tesis olup, bunun yapımına fethi izleyen ilk yıllarda başlandığı sanılır. Bir arşiv belgesi ışığında68 Eylül 1584 yılı öncesinde Arap Ahmet Paşa tarafından yapımına başlanmış, daha sonra Magosa Beylerbeyi Cafer Paşa69 tarafından tamamlanmıştı. Bu su yoluna ait su kemerleri veya kanalları ile ilgili herhangi bir kalıntı günümüze gelmemiştir. Surlar dışında bulunan tarihi su deposunun ise bu sistemin bir parçası olduğu düşünülebilir.

2.3.1.1.3. Lefke Su Yolları

Bu su yolu genellikle El Hac Ali Efendi ibn. Ebubekir Efendi Vakıfları arasında gösterilmiştir. Bu yörede başlıca değirmenlerin çalıştırılması amacı ile yapılan bir dizi su kemerleri vardır. H.1102/M.1690 tarihli Ebu Bekir Efendi Vakfiyesi,70 bu vakfa ait pek çok su vakfı ile ilgili bilgi vermektedir. Lefke kasabasında on gözlü su kemerleri Osmanlı Dönemi Kıbrısı'nı yansıtan ilginç bir mimarlık eseridir. Bu su kemeri günümüzde sadece tarlaları ve narenciye bahçelerini sulama amacı ile kullanılmaktadır. Kısa bir süre öncesine kadar 1887 yılında yaptırılan Battal Ağa Değirmeni'ni çalıştırmakta idi.71 Bugün Lefke Su Yolları'na ait su kemerlerinin çeşitli yerlerde kalıntılarına rastlamak mümkündür. Bu su kemerleri genellikle buğday değirmenlerini çalıştıran su kemerleridir. Lefke civarında üç su kemeri, Karadağ Maden Ocağı'na yakın bir yerde ise bir su kemeri kalıntısını daha bulunmaktadır. Narenciye bahçelerinin arasına gizlenmiş daha pek çok su kemeri kalıntısı bulmak mümkündür. Lefke yöresini gezen İngiliz gezgin Sir Samuel Baker, buranın zengin ürünlerini görüp hayretler içinde kalmış ve gözlemlerini şu sözlerle anlatmıştı. "Lefke evleri bahçelerin ve narenciye ağaçlarının zengin yaprakları arasında adeta gizlenmişti. Kenarlarından su kanalları geçen, karaağaç, alıç, akçaağaç, dut ve sayısız meyve ağaçlarının gölgelendirdiği dar patika yollardan yürüdük. Su gücü ile çalıştırılan değirmenler ve su kemerlerinin taş duvarları zarif bir şekilde sarılan hanımeli sarmaşıkları ile örtülmüştü.72

2.3.1.1.4. Girne Su Yolları

Girne'de daha ilk yıllarda su yollarının iyileştirilmesi ve yenilerinin yapılması ile ilgili hükümden yukarıda bahsettik. Girne yöresinin en önemli su kaynağı olan Lapta başpınarının da önemli su dağıtım tesisleri ile donatılmış olacağı süphesizdir. Lapta'da Başpınar'ın hemen karşısında yer alan beş gözlü su kemeri, buradan suyun düzenli bir şekilde dağıtımının sağlandığını yansıtmaktadır. Bu su kemeri ile kentin daha aşağı kısımlarında da devam eden kemerlerin yapılış tarihi tam olarak bilinmemekle beraber, bazı dökümanlara göre73 bu su yolu Haydar Paşa Vakıfları altında yer almakta olup74 bunlar arazi-i mevkufa kapsamında kayıtlıdır.75

Antik çağlardan itibaren önemli bir su kaynağı olarak bilinen Lapta pınarından çıkan su, sıra kuyular, yer altı kanalları ve su kemerleri ile dağıtılırdı. Bu su kemerleri içinde en iyi olarak korunup günümüze gelebilen beş gözlü köprü, altıgen ağızlı bir kuyu kısmı ile sonlanmakta, su kemeri üzerindeki kanaldan geçen su, hızla bu kuyudan aşağıya akmakta ve hemen altında, tepenin eteğinde bulunan yağ değirmenini çalıştırmaktaydı.

Lapta'da her ikisi de değirmenlere su sağlamak amacı ile yapılmış iki ayrı su kemerleri daha vardır. Ancak bunlar Başpınar'daki kadar iyi durumda olmayıp, kısmen haraptırlar. Lapta'da bulunan bu kemerler yığma taş tekniği ile inşa edilmiş olup, yer yer düzgün bir yapı tekniği de göstermektedir. Baş pınardaki köprünün beş kemerinin her biri ayrı bir açı ve kemer şekline sahiptir. En baştaki üç kemer daha geniş olup, kilit taşında sivri kemer oluşturmuş, diğer ikisi ise daha dar, ancak yuvarlak kemerlidir. Taşıyıcı ayakları arazinin meyline göre uzundur. Altıgen ağızlı kuyunun dış cephesi ise yere doğru genişleyen yuvarlak ve iki kademeli bir dış cepheye sahiptir. Pınarın çıktığı kısım ise gotik kemerli bir tonozla örtülüdür. Mrs. Lewis de kayaların önüne yapılan muazzam gotik kemerli giriş kapısı olan tonozla örtülü bir dehlize girip, kayalar arasından fışkıran suyu gördüklerini anlatır. Mrs. Lewis'e göre dar bir kanaldan akan suyun her iki tarafında düz birer kayalık boşluk olduğu, bu dar ve alçak tavanlı tünelde insanın güçlükle ayakta durabildiği, tünelin sonunda ise beşi daha geniş, ikisi daha dar, yedi ayrı tünel açıldığını ve suyun bir parmak kalınlığından daha az kalınlıkta eşit şekilde bu kanallara akıtıldığını anlatmıştı. Bu kafile içinde bulunan Mr. Murray, kendilerine bu pınar hakkında bilgi vermiş ve bu kanalları kazılardan sonra bulduklarını anlatmıştı.76

Yine Girne'nin batısında Zeytinlik (Templos) köyü ile Alsancak (Karava)'da, ayrıca Lefkoşa istikametinden Girne'ye giren yolun üzerinde dik yamaçların altındaki vadide pek çok su kemeri kalıntısına rastlamak mümkündür. Bu su kemerlerinin de diğerleri ile gösterdiği yapım tekniği yönünden benzerliği yanında bazı belgeler ışığında bunların Osmanlı döneminde yapıldığını, genellikle değirmenleri çalıştıran su kemerleri oldukları söylenebilir. İngiliz dönemine ait su işleri ile ilgili raporlarda77 Alsancak (Karava veya Aya Yorgi)'da yapılan bir su kemerinden söz edilmiştir. Burada bulunan su kemerleri incelendiğinde bunun kemer ayaklarının bir kısmı ile değirmene su sağlayan kuyu kısmının genellikle yığma taş tekniğinde, kemer ve su kanallarının ise betonarme olduğu izlenmiştir. Bu döküman ve şimdiki görüntüsü karşılaştırıldığında buranın yenilenmiş olduğu anlaşılmaktadır.

2.3.1.1.5. Baf Sancak Beyi Mehmet Bey Su Yolları

Kaptan Kitchner, haritalarından Baf bölgesine ait olan 7 ve 8 no'lu haritalarda bu bölgede de çok sayıda su yolu göstermektedir. Vakfiye belgelerine bakıldığında, özellikle Sancak Beyi Mehmet Bey Ebubekir'in78 çok sayıda su vakfı yaptığı anlaşılır. Mehmet Bey Ebubekir'in Baf'ın Vasiliki yöresinde yaptırdığı hamam ve buraya ait su yanında, Aselya, Pladanisya, Sindi, Malunda, Celacedra, Pitavrobo, Rodeta'da su değirmenleri ve Finike'de de bir yağ değirmeni olduğu kaydedilmişti. Buradaki su kemerleri ve diğer tesislerin bugünkü durumunu bilmiyoruz.

2.3.1.1.6. Larnaka'da Bekir Paşa Su Yolu

Adanın güneyinde Larnaka'da bulunan bu su yolları Kıbrıs'ta yapılan en önemli su tesisidir. 1747 yılında Bekir Paşa tarafından yaptırılan bu su yolunun üç ayrı köprüsü Kıbrıs mirası açısından önemli bir yer oluşturmuş ve Osmanlı döneminin eserleri arasında en kayda değer anıtlar olarak günümüze gelebilmiştir.

Birçok yabancı kaynağa göre bu Kıbrıs'ta Osmanlı döneminde yaptırılan en önemli hayır işi olan vakıf eser sayılmaktadır. Birçok Türk eserini tahrip eden ada Rumları, nedense bu anıtlara büyük önem vermişler, bu nedenle de her üç köprü tüm heybeti ile ayakta kalabilmiş ve Kıbrıs tanıtım broşürlerinde resimleri yayınlanmaktadır.

Bekir Paşa Su Yolları pek çok sıra kuyu ve üç köprüden oluşmakta olup, birinci köprü en uzun olanıdır ve elli gözlü kemerleri vardır. İkinci köprü on iki, Larnaka yakınında olan üçüncü köprüsü ise otuz bir kemerlidir. Bunlardan ikincisinin harap olduğu söylenir. Kalın ayakların taşıdığı ve yer yer payandalar ile desteklenen kemerler üzerinde yükselen duvarın üstünde su kanalları vardır. 79

Adanın güneyinde Rum kesiminde kalan Bekir Paşa su kemerlerini sadece fotoğraflarından inceleme imkanı bulabildik. Heybetli ayaklar üzerinde yükselen bu su kemerlerinin tamamının günümüzde ayakta olup olmadığını kesin olarak söylememiz mümkün değildir. Bu tesisle ilgili en iyi bilgiyi 18. yüzyılda Kıbrıs'ı gezen Drummond'un anlattığı sözlerde bulabiliriz. Drummond bu kemerleri ve Bekir Paşa'yı övgü dolu sözlerle anar. Sir Samuel Baker de anılarında bu su yolları ile ilgili gözlemlerini anlatmıştı.80
Bu su yolu ve buna bağlı olan diğer yapılar zaman içinde ihmal edilmiş, harabe haline gelmişti. Drummond, adanın beylerbeyliğinden uzaklaştırılmasından sonra dahi Ebubekir Paşa'nın buranın tamamlanması ve bakımının yapılması için o yıllarda gayr-ı müslimlerin baş terümanı Christofacio'ya yüklü bir para bıraktığını, baş tercümanın bu işi ihmal ettiğini, zaten son ziyaretinde de tercümanın öldürülmüş olduğunu duyduğunu, Bekir Paşa'dan sonra gelen beylerbeyinin de bu işi tamamlamak için her hangi bir gayret sarfetmediğini, daha sonra Bekir Paşa tarafından gönderilen bir temsilci tarafından tamamlanmış olduğunu anlatır.81 19. yüzyıl ortalarında kuraklık yaşanan Larnaka'da bu su kemerlerinin halkın kendi imkanları ile tamir edildiği söylenir.82 Çeşitli tarihlerde restore edilen su kemerleri H.1293 (1876) tarihinde son kez mimar Kemal Bey tarafından restore edilmiş ve bu sırada bir de planı hazırlanmıştı.83 Bu su kemerleri diğerleri gibi sağlığa uygun olmadığı nedeniyle İngilizler tarafından kullanım dışı bırakılmış, yerlerini toprak altından döşenen su boruları almıştır.

2.3.1.1.7. Balikitre (Balıkesir) Su Yolları ve Arif Paşa Su Kemerleri

Ercan Havalimanı'ndan Gaziköy'e giden yol üzerinde oldukça renkli bir manzara sergileyen altmış gözlü su kemerleri hep ilgi uyandıran tarihi kalıntılardır. Lefkoşa ilinin kuzey doğu sınırlarında, Ercan kavşağı ve Gaziköy istikametinde ilerleryen yolun solunda dizi dizi devam eden su kemerleri yığma taş usulü ile yapılmış, genellikle yuvarlak kemerli, yer yer sivri, yer yer ise basık kemerli olup, genellikle kısa ayaklar üzerinde yükselmekte, kemer ayakları yer yer payandalar ile desteklenmektedir. Kıvrımlı bir çizgi izleyen kemerler birden kaybolmakta, ancak bu kez yolun sağında tek kemerli birkaç köprüye rastlanmaktadır. Tarihi kesin olarak bilinmemekte olan bu kemerler bu yörede bulunan Arif Paşa Çiftliği'ne su sağlamakta idi. Bu nedenle de Arif Paşa Su Kemerleri diye anılmaktadır. Ancak Lala Mustafa Paşa vakıfları arasında Balikitre suyu diye anılan bir su vakfı bu kemerlerin bu vakıf ile ilgili olabileceğini düşündürmektedir.84 Bu yörede hâlâ kullanılan sıra kuyular vardır. Bu kuyuların su kemerleri ile bağlantılı olarak yöreye su taşıdığı düşünülebilir. Ayrıca Kitchner'in bu yöreye ait haritalarında da çok sayıda su yolu olduğu görülmektedir. Lala Mustafa Paşa Vakfiyesi de göz önüne alınarak daha fethin ilk yıllarında bu bölgede yoğun yerleşim yerleri olduğu, bu yıllarda su yollarının yapılmış olduğu, günümüzde de yolun her iki tarafında kalıntılarını izlediğimiz bu kemerlerin de muhtemelen ilk olarak fethin hemen sonrasında yapıldığı düşünülebilir.

2.3.1.2. Osmanlı Döneminde Yapılan Çeşmeler

Osmanlı döneminde Kıbrıs kentlerinde halk su ihtiyacını her mahallede bulunan çeşmeler vasıtası ile gideriyordu. Bu çeşmelerden akan su tüm mahalle sakinlerine aitti ve mahalle sakinleri bu suyu dönüşümlü olarak günün belli saatlerinde ev ihtiyaçlarının yanısıra bahçelerini de sulama amacı ile kullanırdı. Bu zengin veya fakir için aynı idi. Bunun dışında taksim denilen dağıtım merkezleri vardı. Bunlar da imtiyazlı kişilerin evlerine, bazı özel kurumlara ve camiilere ayrı kanallarla özel olarak su dağıtırdı. Sadece zengin konaklarının avlularında özel çeşmeleri vardı.

Kıbrıs'ta da genellikle günümüze kadar gelebilmiş Türk dönemine ait çok sayıda çeşme vardır. Ancak bunlar genellikle Anadolu kentlerinde olduğu gibi süslemesiz, sadece birkaç tanesi sade süslemeli ve basit plana sahipti. İstanbul, Edirne gibi kentlerde bulunan dantel gibi işlenmiş köşk sebil çeşmeler burada hiç yapılmadı. Kıbrıs'ta yaptırılan ilk çeşme büyük bir olasılıkla Selimiye Camii'nin güney yönündeki avlu duvarlarının dışından Bedesten binası karşısında bulunan iki nişli çeşmedir. Lefkoşa'nın haricine kadar gelen suyun camiiye getirilmesi hususundaki 2 Zilhicce 979 (17 Nisan 1572) tarihli hüküm85 bu çeşmenin de bu yıllarda yapılmış olabileceğini düşündürür. Kare planlı olan ve kesme taştan yapılmış çeşmenin hazne kısmı camii duvarları gerisinde kalmış, sadece çeşme kısmı camii duvaları dışında durmaktadır. Ön yüzünde sivri kemerli iki nişin çevrelediği mermer aynalar üzerinde birer çeşme vardır. Çeşmelerin yalağı yer seviyesinden biraz yukarıdadır.

Kıbrıs'ta Osmanlı dönemi çeşmeleri tipolojik olarak üç gruba ayrılır. Daire veya çokgen planlı çeşmeler; dikdörtgen planlı çeşmeler; duvar içine yerleştirilmiş dikdörtgen planlı bir veya iki gözlü çeşmeler. Haydarpaşa, Samanbahçe ve Zahri Çeşmeleri, Büyük Han Mescit Sadırvanı ile Selimiye Camii ve Arab Ahmet Paşa Camii şadırvanları, Sarayönü Çeşmesi, Yenicami Çeşmesi, Larnaka'da Hala Sultan Türbesi Şadırvanı ve Camii Kebir'de Ebubekir Paşa Çeşmesi, daire veya çokgen planlı çeşmelere örnek olarak verilebilir. Dikdörtgen planlı çeşmeler ise genellikle ön cephesinde bir veya iki gözlü çeşmesi olup, arka kısmı ise hazneyi oluşturur. Bunların bazılarının üstü tonoz, veya küçük bir kubbe ile örtülü olup, ön cephe nişlerle belirlenmiş ve bazılarında çeşme kısmını da yine kemer şeklinde kabartma çizgiler çevrelemektedir. Çeşmenin üzerinde bulunan mermer levhalarda ise çeşmenin kitabesi yer almaktadır. Günümüze gelen çeşmeler içinde Haydarpaşa Çeşmesi,86 Zahre Çeşmesi, Kuruçeşme ve Selimiye'de Ali Ruhi Çeşmesi, Yeni Camii Çeşmesi, Magosa'da Cafer Paşa Çeşmesi bunlar arasında güzel kaligrafik örnekler içeren kitabeleri ile halen mevcut çeşmelerdir. Akkule Mescidi yanında yoldan taraf olan bir çeşme ortadan kaldırılan çeşmelerden biridir.

Kıbrıs'ta Osmanlı çeşmeleri içinde Selimiye Camii'nin şadırvanı en büyük olandır. Daire planlı olup, su hazinesinin üst kısmı demirden yapılmış geometrik kafes süslemeler ile gizlenmiştir. Şadırvanın üst kısmı ise demirden yapılmış direkler üzerinde yükselen bir çatı ile kapatılmıştır.

Aslen İspanyol olup Ali Bey el Abbasi diye kendini tanıtan gezginin 1803-1807 yılları arasındanki seyahatinde görüp çizdiği Aya Sofya planında da mevcut olan bu şadırvanın 19. yüzyıl başından önce yapılmış olduğunu düşündürmüştür.87 Üstü kubbeli plana ilginç bir örnek de Limasol'da yapılan Gazi Paşa Çeşmesi idi.

Genellikle camii duvarları dışına yapılan çeşmeler mahalle sakinleri tarafından da kullanılmak amacı ile yapılmıştı. Bunlardan Selimiye Camii Çeşmesi, Laleli Çeşmesi, Turunçlu Camii Çeşmesi, İplik Pazarı Camii Çeşmesi ve Debbağhane Mescidi Çeşmesi88 bu tür çeşmelere örnek teşkil ederler. Mahalle sakinlerine su sağlamak amacı ile yapılan çeşmelerden halen ayakta kalmış olanlar arasında İdadi Sokak'ta bulunan Ali Ruhi Efendi Çeşmesi en güzel örnektir. Camii ve mescitler yanında medreselerde de çeşmeler olurdu. Bunlar genellikle medresenin dışında duvar içine yapılan nişlerden ibaretti. Lefkoşa'nın Tabakhane (Debbağhane) Mahallesi'nde Tabakhane Medresesi'ne bitişik olan çeşme bunlardan biri idi. İlginç isimlerle tanımlanan çeşmeleri de bugün belirlemede güçlük çekiyoruz. Örneğin Merdubanlı Çeşme,89 Oluklu Çeşmesi, Binbaşı Çeşmesi, Çukur Çeşme, Çerkez Çeşmesi, Davutlu Çeşme,90 bunlardan biridir.

2.3.1.3. Hamamlar

Kıbrıs'ta ilk hamamın kesin bir belgeye dayanmasa da Lefkoşa'daki Büyük Hamam olduğu söylenebilir. Beylerbeyinin Baf ve Girne ile ilgili yazısında91 buralarda hamam yapılması gereğini belirtmesi, daha fethi takip eden ilk günlerde Lefkoşa'da hamam yapımına başlandığını gösterir. Lala Mustafa Paşa vakıfları olduğunu bahsettiğimiz Büyük Hamam ile Ömeriye Hamamları'nın muhtemelen daha ilk yıllar içinde yapılmış olması olasıdır.

Çeşitli belgeler göz önüne alındığında fetihten sonraki on yıl içinde sadece Lefkoşa'da en az üç hamam yapılmış olduğu söylenebilir. Bunlardan ikisi Lala Mustafa Paşa tarafından yaptırılan Büyük Hamam ve Ömerge Hamamları'dır. Üçüncüsü ise 25 Cemaziyelahir 989 (28 Temmuz 1581) tarihli bir belgeye dayanarak söyleyebildiğimiz Kıbrıs Defterdarı Abdullah'ın Lefkoşa'de yaptırdığı hamamdır92 1723 yılında yapılan bir sayımda Lefkoşa'da beş hamam olduğu kaydedilmiş,93 1878 yılında Kıbrıs'ı gezen Avusturyalı gezgin Salvatore Louis ise Lefkoşa'da sekiz hamam olduğundan bahsetmiştir.94 Kıbrıs vakıfları ile ilgili yapılan en son çalışmada ise Kıbrıs'ta toplam 12 hamam olduğu, bunların onunun Müslümanlara, ikisinin ise gayr-ı müslimlere ait olduğu tespit edilmiştir.95 Bunlardan biri bügün Yenicami bölgesinde olan Tantinin Hamamı'dır. Kubbeleri ile tam bir Türk hamamı özelliğindedir.

Lefkoşa'da Büyük Hamam, kare planlı bir soyunmalık (camekan) ve enine mekanı kubbeli eyvanlı bir bölme ile geçiş alanlarından meydana gelmiş soğukluğa sahiptir. Sıcaklık (halvet) kısmının ise ortada kubbenin yer aldığı dört eyvanlı haçvari planı vardır. Köşe odaları da kubbelerle örtülüdür.96 Sıcaklık ortasındaki kubbenin altında mermerden yapılmış yuvarlak göbek taşı vardır. Soyunmalık kısmı iki geniş kemerin taşıdığı ahşap meyilli çatı ile örtülmüş olup, tavanı hasır ve kirişlerle örülmüştür. Salvatore, burada ortada sekizgen bir havuz ve duvar boyunca minderler olduğundan bahsetmekteyse de, bugün bu havuz yoktur.

Ömeriye Hamamı'nın sıcaklık kısmı da aynı plana sahiptir. Ancak ılıklık kısmın ortasında bir kubbe ve yanlarda iki yarım kubbe yer almakta, soğukluk kısmı ise kubbe ile örtülü olup, mekanın ortasında ise sekizgen bir havuz bulunmaktadır.

Bu hamamlardan ancak günümüze Büyük Hamam ile Korkud Hamamı gelebimiş, diğerleri hep zaman aşınımına uğramış, ya bilinçsizlikle, ya da kendiliğinden göçüp gitmişlerdir. Lefkoşa'da bugün turistlere hizmet veren Büyük Hamam yanında bir de Korkut hamamı çalışır durumdadır. Louis Salvatore'un söz etmeye değer bir yer olarak bahsettiği Lefkoşa'da Laleli Camii yanında zengin bir Türk'e ait olan Emir Hamamı'ndan97 günümüzde çok az bir kısmı kalmıştır. Salvator'un da bahsettiği iki tane tavanı destekleyen çok sivri iki kemeri durmaktaysa da dört adet yıkanma yeri98 ortada yoktur.

Yine Salvatore'nin bahsettiği ve gelin hamamı olarak da kullanılan Yenicami Hamamı'na ait günümüze hiç bir iz kalmamıştır. Elmaslı Hamamı hakkında fazla bir şey öğrenemesek de Büyük Han ve Kumarcılar Hanı civarında yer almaktaydı.

Vakıf malı olan Magosa'daki Cafer Paşa Hamamı ayakta kalabilmiş, ancak bir diskotek bar olarak çalıştırılmakta olup, değişimlere uğramıştır. Hamam bir Latin kilisesinin kalıntısı üzerine yapılmıştır. Giriş kısmı ya da soğukluk bölümü çapraz tonozlu eski bir kalıntı olup, L planlı başka bir hacime, oradan da tonoz örtülü ılıklık bölümüne geçilmektedir. Buradan da kare planlı sıcaklık bölümüne geçilir. Sıcaklık kısmının orta mekanı bir kubbe ile örtülü olup, etrafında üstleri tonoz örtülü haç şeklinde dört eyvan, bunların etrafında dört köşede ise dar birer kemerle girilen küçük kubbelerle örtülü özel bölmeler oluşturan kısımlar yer alır. Hamamın külhanı da kubbe örtülü olup güney cephesinden girilmektedir.

Magosa'da en büyük hamam olan ve vakıf malı olan Kertikli Hamamı ne yazık ki acil olarak restorasyon beklemektedir. Kıbrıs'taki diğer hamamlardan farklı bir plan özelliği gösteren bu hamam dördü büyük, ikisi daha küçük olan kubbeli altı hacimden meydana gelmiştir. Soyunmalık kısmı tamamı ile yıkılmıştır. Külhan kısmı arkadan girilmekte ve tonoz ile örtülüdür. Binanın arka kısmından bazı kalıntılar buranın da bir Latin kalıntısı üzerine inşa edildiğini yansıtmakta ve Lefkoşa'daki Büyük Hamam gibi burası da yol seviyesinin oldukça altında kalmıştır.

Magosa'da sadece temel kalıntılarından bir hamam olabileceğini tahmin ettiğimiz Kızıl Hamam denilen bir hamam daha olduğu tahmin edilmektedir. Akkule Mescidi'nin kuzeyinde Diocre (Kızılkule) tabyasının hemen karşısında yer alan yapının kuzeydoğu köşesindeki duvar, pandantif ve kubbe başlangıç kalıntısı görülebilmektedir.

19 Cemaziyelahir 981 (17 Ekim 1573) tarihli bir kayda göre ise Lefkoşa ve Girne kadısının yazdığı mektupta küfera zamanından beri Girne Kalesi'nin haricinde veya dahilinde hamam olmadığı, Alanya Beyi Ahmed Bey'in kale haricinde iskele kenarında bir hamam inşa etmek muradında olduğunu öğrenmekteyiz.99 Bugün Girne'de bilinen bir hamam olmasa da Temettuat defterlerine göre belirlenen Türk yapıları arasında Kıbrıs'ta bulunan toplam 12 hamamdan birinin Girne'de olduğu100 kayıtlıdır.

Baf'ta bulunan Hasan Ağa Tekkesi Hamamı, Osmanlı Çeşmesi Hamamı, ve Baf kasabasında Mehmet Bey Ebubekir Hamamı ve Yenicami Hamamı, Limasol'da Hamam-ı Cedid de Güney'de kalan ve akıbetleri bilinmeyen hamamlardır. Son yıllarda yapılan lüks otellerde de Türk hamamları düzenlenmiş, özellikle Kütahya çinileri ile kaplamış ve Turistler tarafından otel içinde olmaları nedeniyle de tercih edilmektedir.

2.3.1.4. Köprüler

Su mimarsinin bir başka türü de köprülerdir. Gerçekte yukarıda ele aldığımız su yollarında bu yolların genellikle köprüleri üzerinde durduk. Ancak yaya veya at arabalarının ulaşımı için yapılan köprüler içinde eski köprülerden çok sayıda olanı Osmanlı döneminde yapılmış veya tamir edilmiştir. Ancak bunlarla ilgili nafia defterlerinde bazı kayıtlar mevcuttur. Lala Mustafa Paşa vakıfları arasında Lefkoşa bölgesinde Latorop Köprüsü ve Magosa'da bir taş köprü kaydı vardır.101 Yine Osmanlı belgelerinde Yukarda Köyü'nde Aladağı Suyu adında bir köprüden bahsetmektedir. Bu su İmam İsmail Fakıh vakfından olup, H.2 N 1178 (AD.1765) ve 11 Za 1242 H. (1827) tarihli iki saltanat fermanı ile tamir edilmesi emredilmiş,102 12 Z 1214 (7 Mayıs 1800) tarihinde ise Mehmet Emin adlı bir şahsın köprünün tamir işleri görevini yürütmesi için atandığını belirtmişti.103 Bu köprünün ulaşım amaçlı olduğu kadar bir su kemeri köprüsü olması da olasıdır.

Osmanlı dönemi köprüleri, akarsu yataklarının çok fazla geniş olmaması nedeniyle genellikle bir kemerli olur, genellikle üzerine kitabe konurdu. İspanyol gezgin Ali Bey, Kukla'dan hareket edip kuzey batı istikametine ilerlerken üzerinde Arap kaligrafisi ile yazı olan, bir kemerli, çok zarif yapılmış bir köprüden geçtiğini anlatmıştı.104 Lefkoşa'da Kanlıdere üzerinden geçen büyük köprünün altında kalan en eski köprünün kitabesi Mevlevi Tekkesi"nde bulunmaktadır. Yine ayni dere üzerinden geçen Domuz Burnu denilen yöredeki köprünün de eski bir Türk köprüsü olduğu sanılmaktadır. Türk dönemi köprülerinden en bakımlı olanı Ortaköy-Göçmen köy arasında yer alan köprüdür. Bu köprü yeni bir köprü yapımından sonra trafiğe kapatılıp, restore edilmiştir.

2.3.2. Ticari Gaye ile Yapılan Tesisler

2.3.2.1. Bedesten ve Çarşılar

Bir kentin refah seviyesinin en önemli göstergesi şüphesiz ticari merkezleridir. Kıbrıs'ta Osmanlı döneminde oldukça canlı bir ticaret olduğunu birçok seyahatnameden öğrenmekteyiz. Bu konuda da dini binalarda veya su tesislerinde olduğu gibi sosyal ihtiyaçların giderilmesi için fethin ilk on, on beş yılı içinde daha başka yapılar da yapılmış ya da mevcut Venedik yapılarından istifade edilmiştir. 17 Receb 981 (10 Ekim 1573) tarihli bir hükümle Lefkoşa Kalesi'nde Ayasofya karşısındaki kilisenin bedesten suretine konularak tüccarın istifade etmesine müsaade olunduğunu öğrenebiliyoruz.105 Kapalı çarşıların belgelerde 'suk' diye isimlendirildiği106 de dikkatimizi çeken bir başka noktadır.

Yine ticari yapılar gözden geçirildiğinde çok sayıda dükkan ve bunların yer aldığı çarşı isimleri Osmanlı dönemi sosyal yaşamını aydınlatabilecek önemli isimlerdir. Örneğin Basmacılar, Debbağlar, Saraçlar, Çangarlar, İplik Pazarı, Mertekpazarı Unpazarı, Balıkpazarı, Barutçular Pazarı, Hattatlar Pazarı, Köprübaşı Pazarı, Hekimbaşı Çarşısı Lefkoşa'da Baf'ta Pazarortası Mevkii bilinen çarşı isimleridir.

Jeffery'e göre Osmanlı döneminde Lefkoşa'da Baf Kapısı'ndan Magosa Kapısı'na neredeyse bir mil boyunca uzanan Uzun Çarşı'da çok sayıda dükkan vardır. Bunlar buhurcular, marangozlar, mumcular, terziler, basmacılar, kuyumcular gibi meslek loncalarının isimleri ile belirlenen bölümlere ayrılmış ve yukarıda bazılarının bahsettiğimiz çarşı isimleri ile anılmaktaydı. Ancak, daha bu yüzyılın başında dahi bunları izlemek mümkün olmadı.107 Yine çeşitli belgelerden izlediğimiz kadarıyla Sarayönü civarı ve bugün Lefkoşa'nın Güneyinde kalan Dükkanlar önü de önemli ticaret yerleri olmalıydı.

2.3.2.2. Hanlar

Osmanlı arşiv belgelerinde pek çok han ismine rastlamak mümkündür. Lefkoşa'da Saraçlar Sokağı'nda Mertekpazarı'nda Çulhacılar Hanı, Ayasofya Mahallesi'nde bir han, Büyükcamii Mahallesinde bir han, Dükkanlar Önü'nde 23 oda ve dükkanları ile Basmacılar Hanı, Leymosun (Limasol'da) Hacı Ağa Hanı, Tuzla Gümrükçüsü Hacı İbrahim Ağa bin Hacı Koca Hasan Ağa Vakfı'na ait Tuzla İskelesi'nde 17 oda, 3 mahzen, 4 dükkanlı Alaiye Hanı, Lala Mustafa Paşa vakıflarından Magosa'da camii karşısında 20 dükkanlı han vakıf defterleri kayıtlarında rastlanan han isimleridir.108 Ancak bunlar arasında Büyük Han ve Kumarcılar Hanı'nın hem Kıbrıs'taki Osmanlı kültür mirası, hem de sanat tarihi açısından önemli yerleri vardır.

Yukarıda Sultan II. Selim'in vakıfları arasında bahsettiğimiz Muzaffer Paşa tarafından yapıldığı söylenen109 Büyük Han, belki de bu tesislerin en büyüklerinden biridir. Büyük Han ile ilgili bir çalışmayı hocamız Prof. Dr. Gönül Öney'e borçluyuz. Bursa'da bulunan Koza Han'ın küçük bir örneği sayılan bu hanın eyvanlı bir girişi olup, tamamı ile kesme taştan inşa edilmiştir.

Yapı iki katlı, revaklı olup dikdörtgen bir avlunun etrafında teşkilatlanmıştır. Yuvarlak sütunlara dayalı sivri kemerler iki katlı olarak avluyu çevrelemektedir. Alt katta depo ve ahırlar yer almakta, üstte ise önde kubbeler, yanlarda tonozlarla örtülü odalar görülmektedir. Sivri ocak bacaları yan tarafların dış görünüşünü hareketlendirmekte, Bursa Koza Han'daki köşk mescit gibi avlunun ortasında sütunlara oturan kemerler üzerinde yükselen sekizgen planlı ve üzeri kubbe ile örtülü Köşk Mescit de eski Selçuklu hanlarındaki köşk mescit geleneği yansıtmaktadır.110 Restorasyon nedeniyle uzun yıllardan beri kapalı olan bu yapının bugünlerde Türkiye Cumhuriyeti tarafından yapılan yardımla tamamlanması ve turistik amaçlı kullanıma gelecek yıl içinde açılması hedeflenmiştir.

Ancak bu hanın hemen yanında bulunan Kumarcılar veya diğer isimleri ile Komancılar ve Humbaracılar Hanı, plan itibarıyla Büyük Han'ı küçük ölçüde tekrarlamaktadır. Sadece bunda ortadaki köşk mescit olmayıp revak örtüleri de ahşaptır. Hanın güneye bakan sokak cephesinden iç avluya girişi, eyvanlı tonoz ile örtülü diklemesine uzun dikdörtgen bir mekandan yapılmakdır. Burada kapı kısmındaki kemerin geç bir onarıma ait olması büyük bir ihtimalle mümkündür. Bu yapıdaki kemer biçimi ve oranları yapıdaki diğer kemerlere ve Osmanlı mimari üslubuna aykırıdır.111 Hanın bütün odaları diklemesine beşik tonozla kaplıdır. Dikdörtgen plan özelliği gösterse de kuzey doğu kısmı biraz daha dışarı taşmıştır. Bina kesme taştan yapılmıştır.

2.4. Dini Binalar

Osmanlı idaresi dini ibadetin özgürce yerine getirilmesini sağlamak amacıyle Katolik kiliselerinin bazılarını mescit ve camiiye çevirip, Ortodoks kiliselerini de yerli halkın kullanımına bırakmışlardı.112 Camii ve mescitler yanında, medrese ve okullar, tekkeler ve türbeler yapılır ve bunlardan medreseler dışında büyük bir kısmı günümüze kadar gelir.

2.4.1. Camii ve Mescitler

Kıbrıs'ta ilk camiiler Lefkoşa'daki Ayasofya Katedrali'nden çevrilen bugün Selimiye diye anılan Ayasofya Camii ve St. Catherina Kilisesi'nden çevrilen Haydar Paşa Camii ve St. Augustin Kilisesi'nden çevrilen Ömeriye Camii, Magosa'da St. Nicholas Katedrali'nden çevrilen genellikle Ayasofya Camii diye anılan Lala Mustafa Paşa Camii ile St. Peter ve St. Paul Kilisesi'nden çevrilen Sinan Paşa Camii'dir. 17 Zilhicce 979 (1 Mayıs 1572 yılında Kıbrıs beylerbeyi ve defterdarına yazılan bir fermanda, Beylerbeyi'nin padişaha henüz minareleri olmayan Lefkoşa ve Magosa'da olan camiilere kaçar minare olunsun diye sorması üzerine, Padişah tarafından Lefkoşa'daki camiiye iki, Magosa'da olan camiiye bir minare yapılması emredilmiştir.113

Bugün Selimiye diye anılan Ayasofya Camii tipik bir gotik bazilika planına sahiptir. Burada dış mekanda büyük ebatlı heykellerin kaldırılması dışında fazla bir müdahalede bulunulmamış, grotesk figürler, buhurdan taşıyan melek figüreleri, ejder motifleri ve Luzinyan sülale armaları dahi bina üzerinde bırakılmıştır. 19. yüzyıldaki tamirler sırasında güney yönündeki kapı çıkartılıp, doğu tarafına alınmıştır.114 Bu işlem yapılırken gotik karakter bozulmamış, bu üstleri yaprak şeklinde üç bölmeli nişlerden ortadaki nişin en üst kısmında Tuğra şekilli besmele, altında dikdörtgen levha içinde sure, ve iki iyon tarzındaki kemerin içinde kalan kısımda tamir kitabesi, sol ve sağ nişlerde ise üçer selvi ağacı betimlemesi yer almaktadır. Binanın iç kısmı ise köklü bir düzenlemeye tabi tutulmuş, tüm vitraylar, ikonlar ve heykeller çıkartılmış, camii tam anlamıyla bir Türk camiisi haline getirilmiştir.

Camiide üç mihrap olup, sağdaki en eski olanıdır. Bunu üstündeki ayet 1004/1595 tarihli olup Mahmud imzalıdır. Caminin ana mihrabı ise bir perde duvar şeklinde yapılmış, camiinin boyutlarına göre tasarlanmıştır. Kıbrıs'taki camiilerde bulunan en büyük ebatlı mihraptır. Kalem işi barok tarzda süslemelerin geç dönemde yapıldığı sanılmaktadır. Taş kürsüsü oldukça incelikli oymalı ve kelem işi boyalıdır. Mimber de mermerden yapılmış olup, ahşap olan külah kısmı da oldukça detaylı kalem işi süslemelidir. Mihrap üstünde oldukça güzel hatla yazılmış bir ayet levhası vardır. Yine camiide imam mahfili de kalemişi yıldız motifleri ile bezenmiştir. Caminin iki minaresi 170'şer basamaklı kuleleri ile son zamanlara kadar Kıbrıs'taki minarelerde olan en büyük minarelerdir.115

Lefkoşa'da kiliseden camiiye çevrilen ikinci camii de Ömerge ismi ile anılan ve Ayasofya'dan sonra kentteki en büyük ikinci kilise olan Augustinian Kilisesi'dir. Plan itibarıyle St. Catrherina Kilisesi'nden çevrilen Haydarpaşa Camii ile aynı özelliklere sahip olup, çok daha büyük ölçektedir. Lala Mustafa Paşa'nın rüyasında Hazreti Ömer'i gördüğü ve ona Kıbrıs adasını fethetmesinin İslam aleminin yararına olacağını söylediği rivayet edilir.116 Bir başka rivayete göre de Hz. Ömer, Şam'dan Mısır'a seyahat ederken, Kıbrıs'ta durmuş ve tahrip olmuş bir kilisede barınmıştı. Lala Mustafa Paşa bu efsaneyi duyması üzerine bu kiliseyi ziyaret etmiş ve Ömer'in barındığı kısmı bulmaya çalışmış, üst kısımları tamamı ile yıkık durumda olan bu kilisenin yerine bir camii yaptırmıştı.117 Şeriye sicillerindeki kayda göre ise Lala Mustafa Paşa Lefkoşa'ya girdiğinde ilk namazını burada kılmış, Hz. Ömer'e olan inancı nedeniyle de burada bir camii yapılması için Padişahtan izin istemişti.118

Bu rüyasının gerçekleşmesi üzerine Lala Mustafa Paşa'nın Hazreti Ömer adına bir camii yaptırdığı, bunu desteklemek için de vakıf kurduğu belgelerden de görülmektedir. Ancak, bu ilk yapıların hepsinde de görüldüğü gibi bu yapılar için bir Latin kilisesinin temelleri kullanılmıştı. Lefkoşa'nın güneyinde kalan bu camii ile ilgili bilgiyi Gwynneth der Parthog'dan öğrenebiliyoruz. Fetih sırasında top isabet eden tonoz çatısı yıkılmış, Türkler tarafından yeniden yapılmıştır. Bir nefli olup, tek tonoz ile örtülüdür. Duvarlar payandalarla desteklenmiştir. İç mekan ise üç nefe ayrılmıştır. Kuzey doğu kısmına eklenen bir şapelin, batı köşesi minare ayağı olarak kullanılmıştır.119

Bunun yanısıra daha fethin ilk yıllarından itibaren saray kapısının üstüne bir mescit,120 ayrıca Calepio adlı bir Venediklinin anılarından da bayraktarın türbesi olan Bayraktar Burcu'na küçük bir camii yapıldığını öğrenebiliyoruz.121 Magosa Kalesi'nin ana giriş kapısı yanında yeralan Akkule Mescidi'nin Dürri imzalı kitabesinden de buranın 1028 / 1619 tarihinde yapıldığı anlaşılmaktadır.

Daha sonraki yıllarda yeni camiiler inşa edilmiş, bunların içinde Lefkoşa'daki Arab Ahmet Camii, Larnaka'daki Hala Sultan Camii Türk mimarisinin adadaki en güzel örnekleri olarak verilebilir. 1593 (H.1003) tarihli bir şeriye sicili kaydına göre 1590 yıllarında Arab Ahmet Paşa tarafından yapıldığı söylenen122 Arab Ahmet Camii XVI. yüzyılın klasik üslubuyla ve minaresiyle en önemli Türk eserlerinin başında gelir. Düzgün kesme taştan yapılmış olan camii, tromplu kubbe ile örtülü kare planlı bir ana mekan ve önünde üç kubbeli bir son cemaat yerinden meydana gelmiştir.123 Yine aynı paşa tarafından Mevlevi Tekkesi ve Arab Ahmet Su Yolları'nın yapıldığı bu kayıtlar ışığında kesinlik kazanmaktadır.

Bugün Rum tarafında kalan Bayraktar Camii ve türbesi, Turunçlu Camii, Yeni Camii, Tophane Camii, İplik Pazarı Camii, Kanlı Mescit, Akkavuk Mescidi, Aziziye Mescidi, Basmacılar Mescidi Lefkoşa'da bulunan camii ve mescitlere örnek olarak verilebilir. Magosa'da Akkule Mescidi, Girne'de Yazıcıoğlu ve Ağa Cafer Paşa Camiileri, Larnaka'da Ulu Camii, Baf'za Ebubekir Camii'nin Türk eserleri arasında önemli yerleri vardır. Bu camiiler genellikle üç veya bazen dört nefli olup, iki veya üç sivri kemerin taşıdığı ahşap meyilli çatı ile örtülüdür. Arab Ahmet Camii ve Hala Sultan Camii dışında kubbeli camii Kıbrıs'ta Osmanlı döneminde yapılmamıştır. Turunçlu Camii'n (buraya Fethiye Camii de denmekte idi) özellikle mihrap, minber ve mahfili oldukça zarif süslemeleri ile bir farklılık göstermiştir. Beyaz taştan yapılmış olan minberin ajurlu süslemeleri barok tarzındadır. Yaprak motifleri ile tezyin edilmiş olan bu minber gibi mihrap da ayni motiflerle bezenmiştir. Ahşap olan mahfil ve kürsü de kalem işi süslemelidir. Enine dikdörtgen olan camii planının önünde altı kemerli son cemaat yeri, bunun solunda ise minare yer alır. Beş nefli olan iç mekanı kuzey güney istikametinde dört kemerin taşıdığı ahşap çatı ile örtülüdür.

Çoğu kesme taş ile yapılan Kıbrıs camiilerinde, yanlarda birer, önde ise genellikle üç kemerli son cemaat yerleri vardır. Üstleri sundurmalı ve meyilli çatıyla örtülen son cemaat yerlerinde çoğunlukla kemer açıklıkları ahşap kafesle kapatılmıştır. Lefkoşa Yeni Camii ile Turunçlu Camii'nin son cemaat yerleri L şeklinde iki cephe boyunca uzanmaktadır.

Girne Ağa Camii'nde yandaki kemerlerin yerinde minare ve harim mekanına bitişik abdest alma hücresinin uzantısı bulunmaktadır. Lefkoşa Yeni Camii ile Bayraktar Camii'nde de harimle bitişik türbeler mevcuttur. Hemen hepsi içte kireçle sıvandığından bol sayıdaki pencerelerinin de etkisiyle aydınlık ve ferah bir mekana sahiptir. Çoğu yuvarlak kemerli mihrap nişlerinde geç dönem Barok üslublu bitki süslemeleri ile yazılar mevcuttur. Minberler ahşaptan yapılmış olup, basit geometrik geçmelerle zenginleştirilmiştir. Harim girişinin sağında yine ahşaptan yarım mahfil geleneği yaygındır.124 Arab Ahmet Paşa Camii minberi, yekpare mermerden yapılmış geometrik bezemeli ajurlu süslemeleri ile adada bulunan en güzel minber sayılabilir.

2.4.2. Tekkeler

Profösör Dr. Oktay Aslanapa'ya göre Kıbrıs'taki Türk eserleri arasında camii ve mescitlerden sonra tekkeler önemli yer almaktadır. Tekkeler genellikle külliye anlayışı içinde yapılmış olup, camii ihtiyacına da cevap verebilmektedir. Lefkoşa'da bilinen en eski tekkeler Mevlevi Tekkesi ile Aziziye Tekkesi'dir. Çeşitli belgeler ışığında on altıncı yüzyılın sonlarından itibaren varlığını izlediğimiz ve Arab Ahmet Paşa Vakıfları arasında olan Mevlevi Tekkesi'nden günümüze sadece semahane ve türbe kısmı gelebilmiş ve bugün Kıbrıs Türk Etnografya Müzesi olarak kullanılmaktadır. Burada 1955 yılına kadar Mevlevi ayinleri devam etmişti. Girne Caddesi boyunca uzanan kolunda içiçe sekiz kubbeli odada mevlevi şeyhlerine ait on altı mezar mevcuttur. Bir aks üzerinde, yan yana sıralanmış türbelerin kapısı semahaneye açılmaktadır. Diğer tarafta, türbelere dik bir aks üzerinde, yine semahaneye bağlı olarak uzanan bir takım hacimler daha mevcuttur125

Lefkoşa'da diğer ilginç bir tekke de Aziziye Tekkesi'dir. Yavuz Sultan Selim'in ordu şeyhlerinden olan ve Kıbrıs seferinde bulunup, vefatında oraya defnedilen Şeyh Abdülaziz Efendi adına Padişah tarafından yaptırılan türbe ve tekke126 bugün Belediye Pazarı içinde kalmıştır. Kemerlerin taşıdığı ahşap çatılı mescid kısmı bugün camii esnafının namaz yeri olup, buradan geniş kemerli bir açıklıktan birkaç basamakla aşağıya inilerek geçilen pandatifli kubbe ile örtülü türbe kısmı yer alır.

Magosa'da bulunan Kutup Osman Tekkesi de ilginç bir Osmanlı dönemi eseridir. Girne'nin doğu sahillerinde bulunan Hazreti Ömer Tekkesi, Lefkoşa yakınlarında bulunan ve bugün harap halde olan Kırklar Tekkesi ile Larnaka'da Turabi Dede Tekkesi ve Zuhuri Tekke ve Mescidi de kimisi ortadan kaldırılmış, kimisi de çökme tehlikesi içindedir. Güney'de Larnaka'da kalan Hala Sultan Tekkesi, hem Türkler için, hem de tüm İslam alemi için önemli ziyaret yerleridir. Hala Sultan Tekkesi türbe, camii, misafirhane ve başka yapıları ile bir külliye anlayışı içinde yapılmış en büyük tekkedir. Mimari yönden olduğu kadar, süsleme sanatı açısından da oldukça güzel örnekler içerir.

Camiiler dışında zaviyeler, türbeler inşa edildiğini bügün var olan yapılardan ve arşiv belgelerinden anlıyoruz. Canpolat Türbesi, Bayraktar Türbesi, Aziziye Türbesi, Yirmi Sekiz Mehmet Çelebi Türbesi, Yediler ve Kurtbaba Türbeleri bunlardan birkaçıdır.

2.4.3. Eğitim Kurumları

Osmanlı eğitim kurumlarının Kıbrıs'ta önemli bir yeri olduğu özellikle vakıf belgeleri ve şeriye sicillerinde rastladığımız bilgilerden anlaşılmaktadır. Osmanlı İmparatorluğu'nda sivil halkın eğitimi devletten çok hayır işleri olarak yüksek rütbelerdeki paşalar veya varlıklı kişiler tarafından kurulan vakıflar çerçevesinde yürütülürdü. Kıbrıs'ta da 1862 yılında Rüştiye okulları kuruluncaya kadar iki tür okul vardı.127

Bunlardan biri sıbyan mektebi, diğeri ise medreselerdi. Taradığımız belgelerde mektep diye anılanların sıbyan okulları olduğu sanılır. Semaniye Müderrislerinden Mevlana Pir Mehmed ve Lefkoşa Kadısı'na yazılan 2 Safer 986 (11 Mayıs 1578) tarihli bir hükümden de Sultan Selim'in Lefkoşa'de Dar-ül Hedaya adlı bir medrese yaptırdığını128 1007 taihli Ruznamçe Defteri'nde ise Dar'ül Hadis'de müderrislik yapan Müftü Sadreddin Efendi'ye verilen maaş kaydı yer almıştır.129 Bu kayıtlar bize Lefkoşa'da Osmanlı'da yüksek eğitim kurumu olan bir Dar'ül Hadis'in olabileceğini düşündürür. Osmanlı idaresinin son döneminde eğitimde yapılan yenilik hareketleri ile açılan Rüşdiye ve İdadi okullarının Kıbrıs'ta da açıldığı görülür. Ali Nesim'in Batmayan Eğitim Güneşlerimiz adlı kitabında bu yüzyılın ilk eğitimcilerinin anılarından aktarılan biyografilerinde bu okullar ile ilgili bazı bilgi kırıntıları ve geçtiğimiz yüzyılın başlarında hala faaliyet gösteren medreselerle ilgili bilgilere yer verilmiştir. Bunun yanısıra Behçet Kemal'in Maarif Tarihi adlı kitabında da anlatılmıştır.

Bu eğitim kurumlarından günümüze medrese olarak gösterilebilecek sadece birkaç yapı kalmıştır. Bunlardan en önemlisi Magosa'daki Lala Mustafa Paşa Camii yanındaki medrese binası ile Kutup Osman Tekkesi'ndeki medresedir. Magosa Medresesi, Lala Mustafa Paşa Camii'nin sol tarafında yer almaktadır. Yol üstünde kalan Kuzey cephede kubbe örtülü kare planlı geniş bir derslik kısmı ve bunu sağ tarafı ve arka kısmı boyunca üçer bölmeli olarak uzanan L planlı yan sahınlar çevrelemektedir. Üçer çapraz tonozla örtülü bu yan cephelerde özellikle pencere alınlıklarında daha önceden bir başka yapının kalıntılarının izleri farkedilmektedir. Fransız ressam Le C. en Cassas'ın 1787 yılında başladığı Ortadoğu gezisi sonucu aralarından Kıbrıs'a ait olanların da yer aldığı yayınlanan pek çok gravürlerden birinde130 bu medresenin olduğu yerde oldukça farklı bir yapı çizilmiş ve burayı bir Müslüman camiisi diye isimlendirmiştir. Şu anda camii boyunca uzanan ve yandan diklemesine yola açılan L planlı kapalı yan mekanlar dışa açık revaklı bir görünüşe sahipti.

Camii boyunca olan kısımda dört kemer, kuzey kısımda ise üç kemerli revak, yoldan taraf olan kısımda da iki kemerli bir revak durmakta, meydana bakan ön cephede ise bügün halen duran Venedik zamanından kalan iki mermer sütün yer almakta idi. Yapının kubbesinin ise oldukça heybetli bir görüntüsü vardı. Şu andaki plan ile uyumlu olan bu yapının ya yeniden yapıldığı, veya çok geç bir dönemde revaklı kısımların duvar ile örülerek kapalı mekanlar oluşturulduğu düşünülebilir.

Peristorana, Medrese de bir iç avlu etrafında toplanan odaların oluşturduğu tipik bir medrese binası olarak güneyde ayakta kalan okul binalarından biridir. Lefkoşa'da bulunan Haydarpaşa binası dediğimiz, bugün Eski Eserler ve Müzeler Dairesi olan iki katlı taş binanın da, önceleri Rüşdiye okul binası olarak yapıldığı sanılır. Burası bu yüzyılın başında ise İptidai Zekur Mektebi diye anılmakta idi.131

Medreseler, kütüphanelerden ayrı düşünülemezdi. Büyük Medrese'nin hemen girişine, Selimiye Camii'nin doğu kapısının karşısına yaptırılan II. Mahmud Kütüphanesi adadaki Türk mimarisinin en güzel örneklerinden biridir. 1829 tarıhli olan bu yapı tek kubbeli ana mekanı ve önünde iki kubbeli revakıyla kesme taştan klasik plan ve yapı özelliğine sahiptir.132 Revakı kısmın ilk bölümü iki yönden demirlerle çevrili, diğer kısmı ise küçük bir oda olarak inşa edilmiştir. Kütüphane binasının ana mekanında duvarları çepeçevre saran kartuşlar içinde, ayrıca barok süslemeli kitaplıkların üstlerindeki bordürlerde Hilmi Efendi'nin hattıyla yazılmış nefis beyitler vardır. Kıbrıs'ın en fazla el yazması kitaba sahip olduğu ifade edilen133 bu yapı günümüze kadar ayakta kalabilen tek yazma kütüphanesi iken, buradaki kitaplar vitirinler içinde araştırmacılara dahi kapalı kalmış, birkaç yıl önce de alınan anlamsız bir karar ile Girne'deki Milli Arşiv ve Dökümantasyon Merkezi'ne devredilmiş, kütüphane ise içi boş kitaplıklarla ziyaretçileri şaşkına çevirmektedir. Kıbrıs'ta 1723'de yapılan bir sayımda 6 kütüphane olduğu134 kaydedilmesine karşılık bunun dışında henüz kütüphane olarak belirleyebildiğimiz başka bir yapı yoktur. Ancak, Ayasofya içinde Lala Mustafa Paşa tarafından kurulan ve Sultan III. Murad tarafından geliştirilen Muradiye Kütüphanesi ile daha çok sayıda kütüphane ismini biliyoruz.135

2.5 Kıbrıs'ta Osmanlı Konut Mimarisi

Kıbrıs'ın Osmanlılar tarafından fethinin tamamlanmasından hemen sonra adanın Türk aileleri için bir yurt olması yönünde çalışmalar başlar. Türklerin iskanı için ayrılan ilk yerleşim yerleri genellikle başkent Lefkoşa'da Latinlerin yerleşik olduğu bölgelerdi. İlk düzenlemeler sonucu Lefkoşa kenti 25 mahalleye ayrılmış, bunların yaklaşık on beşi Türkler tarafından iskan edilmiş ve bu yerleşim yerlerine de Türkçe isimler verilmiş, Tahta Kale, Ömerge, Tophane, Tabakhane, Nöbethane, Arap Ahmet, Korkut Efendi, Mahmut Paşa, İbrahim Paşa, İplik Pazarı, Abdi Çavuş Abu Kavuk Paşa, Yeni Camii, Aya Sofya, Haydar Paşa, Bazar isimleri ile anılmıştı.136 Magosa'da ise surlar içi tamamı ile Türkler tarafından iskan edilmiş ve yaklaşık üç yüzyıl bu karakterini korumuştu. 1371571 yılında önce Lefkoşa'da Müslümanların sadece bin kişi olduğu, gayrımüslümlerin ise çok daha kalabalık olması nedeniyle sadece sanat erbabı olanların kale içinde ikamet etmesi, diğerlerinin şehrin varoşlarına yerleştirilmesi, evlerini de isterlerse menkul değerine göre satmalarına izin verilmesi emredilmiş, bir yıl sonra ayni hüküm Magosa için de verilmişti.138 Bu, Lefkoşa kalesinde Latinlerden kalan evlerin Kıbrıs'a yerleşen yeniçeriler ile diğer halka satılması, satılmayanların da sadece Rum ve Ermenilerden sanat erbabı olanlara satılabileceğini belirtiyordu.139 Magosa'daki gayrımüslimlere ait her biri kargir (taştan) ve zengince süslemeli olan bu evlerinin de satılması istenmişse de alıcı bulamadığı, bu nedenle de bunların uygun fiyatlarla kiraya verilmesi, bunlardan alınacak kira ile gerekli olan yerlerinin tamir edilmesi emredilmişti.140

Gerçekte Venedikliler zamanında kale yapımı sırasında sivil ve dini mimariye büyük tahribat yapıldığı bilinmekle beraber yine de Osmanlı İmparatorluğu adayı 1570/1571 yılında fethettiği zaman Venediklilere ait çok sayıda güzel ev, saray ve ibadet yerlerinin de mirasçısı olmuştu.141 Willibrandi von Oldenburg, Jacobus de Verrona, L. Von Suchen ve John Maundeville, John Locke, Pesarolu Elias, Fynes Moryson ve Türk tariçisi Arif Dede bu kentlerde gördükleri evlerden hep övgüyle söz etmişlerdi. Sadece Türklerin ikametgahına müsaade edilen Magosa'da ise Türk evleri de genellikle Lefkoşa'da olduğu gibi önceleri var olan Venedik dönemi yapıları idi. Ancak burada ev sayısı faza değildi. 1738 yılında Magosa'yı gezen Pococke da bunu onaylar.142

2.5.1. Türk Evlerinin Konumu

Türk evleri genellikle Lefkoşa ve Magosa'da surlar içinde bulunurdu. Bunların istisnaları da vardı. Kent dışındaki çiftlik evleri ya da Larnaka, Limasol, Baf, Girne, Lefke ve Lapta kentlerinde de yine dar sokaklar arasında çok sayıda Türk evleri yapılmıştı. Örneğin 1760-67 yıllarında adada yaşayan Giovanni Maritti, Lefkoşa'dan Girne'ye giderken Dikomos (bugünkü adı ile Dikmen) Köyü civarında gördükleri bir Türk ağasına ait çok büyük bir evin buralarda gördükleri en kayda değer yapı olduğunu anlatır.143 Genelde buna istisnalar olsa bile Türk evleri ayrı mahallelerde toplanmıştı.

Baf'ta üç ayrı mahalle vardı. Türkler 150 hane ev ile kentin merkezini iskan etmişler, Rumlar ise 50 hane ev ile marinanın da yer aldığı Ktima denilen mahallede yaşamakta idiler.144 Gezgin Ali Bey'e göre aynı durum Piskobu Kasabası'nda da olup, hatta burada Türkler ve Rumların evleri iki ayrı tepenin eteklerinde yer almıştı.145 Gayr-ı menkul alım-satımında da aile mahremiyetine ve bazen de din birliğini korumaya da yarayabilecek şuf'a hakkı adı verilen bir gelenek vardı.146 Şuf'a satılık bir arazi veya evin buraya en yakın komşu olan veya o arazide çalışan kişinin öncelikle satın alma hakkı idi. Şeriye sicilleri bu hakkın Rumlar tarafından da kullanılmış olduğunu yansıtan vakalarla doludur. Ancak Kıbrıs evlerinde Türk ve Rum mimarisi diye bir ayrım yapmak güçtür. Araştırmalar, Türkler tarafından olduğu kadar hem Rumların, hem de adada yaşayan yabancıların Osmanlı ev tiplerini tercih ettiklerini ortaya koymaktadır.

2.5.3. Ebatları

İlk önceleri Osmanlı döneminin başlarında Kıbrıs'taki evler normal boyutlarda hacimlere sahipti. Yani, Türk ailesinin geleneksel yaşamını sürdürebilecek boyutları vardı. Avrupa sarayları ve malikaneleri gibi anoromal boyutlarda ihtişamlı salonlar yerine en geniş evlerde dahi, aileyi barındıracak ebatlarda evlerdi. Bu evlerin hemen hemen hepsinde çok geniş bahçeleri vardı. Türk döneminde Lefkoşa ve Magosa'da gelişen bir özellik de geniş bahçeler ve konakların meydana getirdiği çıkmaz sokaklar147 ve dar yollardı. Ancak Türklerin genellikle Lefkoşa, Magosa ve Girne gibi kentlerde kale içinde oturmayı tercih etmeleri sonucu zamanla buralarda arsa fiyatlarında artış olmuş, hem fiyatlar hem de miras yolu ile topraklar sürekli bölünerek ufak birimler haline gelmiş, böylece ev ebatları da 19. yüzyılda küçülmüştü. Basil Stewart kent evlerinin küçüklüğünden söz etmiş ve köy evlerinin bunlardan daha geniş ve daha düzgün yapıldığını dile getirmişti.148 Ancak yine de özellikle 19. yüzyılda yapılan konaklar arasında çok sayıda odaları olanlar vardı. Öneğin, Mahmut İslamoğlu Karabuba Türbesi'nin karşısında yirmi civarında odası bulunan bir konağı örnek olarak vermiştir. Bu yapı halen ayakta olup, sürekli bakımı da yapılmaktadır.149 Bununla birlikte Paşaköy Çifliği'nde Fatma Hanım İbnet-i Musli el-Hac Mustafa'ya ait 31 odalı çiftlik evi, Arpera köyünde Hacı Ebubekir Paşa'ya ait 12 odalı çiftlik evlerinin150 kentlerdeki evlere göre daha büyük olduğunu yansıtmaktadır.

2.5.4. Günümüze Gelen Osmanlı Evleri

Anadolu'dan zorunlu olarak yaptırılan göç ile doğal olarak Anadolu geleneksel konut mimarisi yapı teknikleri, yöntemleri, yapı araç ve gereçleri ve geleneksel yaşam alanlarının düzenlenmesi de Kıbrıs'a getirilmiş olur.151 Adanın her köşesinde Osmanlı ev mimarisinin ayakta kalmış ilginç örneklerine rastlamak mümkündür. Bu mevcut örnekler göz önüne alındığında Anadolu'da bulunan geleneksel Türk mimarisi ile Kıbrıs'takiler yapı tekniği yanısıra yaşam tarzı yönünden de kendine özgü gelenekleri ile yöresel özellikler göstermelerine karşın, aralarında yakın benzerlikler göstermektedir.152 Gerçekte adadaki Osmanlı ev tipleri kısmen Akdeniz kıyı kentleri, kısmen de Anadolu özelliklerini bütünü ile yansıtmaktadır. Adadaki Osmanlı dönemi ev tipinin tarihi gelişimini izleyebileceğimiz pek çok eski Türk evi bu gün Lefkoşa'nın kuzeyinde Türk kesiminde ve Gazimagosa'da surlar içinde, Lefke ve Girne'de halen ayakta durmaktadır. En güzel Türk evleri ise genelikle Luzinyan ve Venedikliler zamanından kalan gotik ya da Rönesans yapılarının duvar kalıntıları üzerine Kıbrıs'ta yaşayan zengin paşaların inşa ettirdikleri yapılardır. Bunun sonucunda da Kıbrıs'ta dış cepheleri, kapı ve pencereleri gotik veya Rönesans üslubunda olduğu halde iç mekanları tamamı ile Türk üslubunda olan pek çok eklektik üslupta ev yapılmış, bunlardan da özellikle Magosa'da çok sayıda örnek günümüze ulaşabilmiştir.

18 ve 19. yüzyılda ise tamamı ile Türk karakterine uygun konaklar yapılmıştır. Bunlar dışında daha sonraki yıllarda bazı muhassılar tarafından kentte kişisel konaklar veya kent dışında çiftlik evleri de inşa ettirilmiştir. Günümüzde yukarıda da bahsettiğimiz gibi çok sayıda Türk evi olmasına karşın, yanlış restorasyonlar ve ev sahiplerinin bilinçsizce yaptırdıkları tamirat ve tadilatlar sonucunda büyük bir çoğunluğu esas özelliklerini kaybetmiştir. Bu nedenle de bu evler üzerinde yaptığımız gözlem yanında bu evler hakkında en iyi bilgi kaynağı ise yabancı gezginlerin anılarıdır. Bu kaynaklarda ev tipleri ve dış görüntüleri hakkında bilgi verilmekle beraber, Osmanlı döneminin ilk yıllarında yapılan hiç bir evin iç tasarımı hakkında bilgi bulamıyoruz. Bunun yanısıra 18. yüzyıl sonu ve 19. yüzyıl gezginlerinden Dr. Edward Daniel Clarke, Avusturyalı gezgin Archduke Louis Salvator ve Mrs. Scott-Stevenson'un gezi anıları, 18. ve 19. yüzyıl Türk evlerinin tarifini detaylı olarak aktaran önemli kaynaklardır.

Eski evlerin dikkatle incelenmesi sonucunda bu seyyahların verdikleri bilgilerdeki gibi dış cepheleri kesme taşlardan yapılmış, gotik tarzda, yuvarlak gül pencere, ya da sivri kemerli pencere süslemelerinin ve kapı başlıklarında veya duvarlarında halâ duran Luzinyan veya Venedik armaları yanında, cumbalı sofa çıkmaları, kafesli pencereleri, geniş saçakları ve bir iç avlu etrafında toplanan odaları ile tamamıyle Türk üslubundaki iç mekan düzenlemeleri Kıbrıs evlerinin Akedeniz yöresi ev tipi ile farklılık göstermediğini yansıtan öğelerdir. Bu özellikler de evlerin kısmen korunup, kısmen yeniden yapılmış olduklarını doğrulamaktadır.

2.5.5. Saray ve Konaklar

Önceleri beylerbeyi, daha sonra ise muhassıların Lefkoşa ve Magosa'da ikamet ettikleri her iki saray da Venedik döneminden devralınmış ve yeniden tamir edilip Türk adetlerine göre döşenmiş olan yapılardı. Eski sarayların kullanılmasının en iyi belgesi padişahın Lefkoşa'da Ayasofya mütevellisi Abdülkadir'e gönderdiği 18 Muharrem 979 (13 Haziran 1571) tarihli bir hükümdür. Buna göre beylerbeyi, kadı ve hazine defterdarının oturması için kale içinde münasip üç ev tedarik etmesi, kiralarını tayin edip, deftere yazması ve her ay kiralarını devlet adına tahsil etmesi ve tamiratın vakıf tarafından yapılması buyrulmuştur.153 Beylerbeyi Cafer Paşa dönemine ait hazine defterinde her iki saray için yapılacak bazı masraflar hakkında bilgi verilmişti.154 Giovanni Maritti, bu saraylarda yapılan değişiklikleri burada Beylerbeyi veya vali olarak görev yapan paşaların kaprisleri olarak nitelemiş, bu değişmeler sonucunda burada söz etmeye değen hiç bir güzelliğin kalmadığını anlatmışsa155 da 1670 yılında Kıbrıs'ı dolaşan Arraslı Dominique Hurtel Du voyage de Jerusalem adlı anılarında Lefkoşa'da gördüğü saray ile evlerden hayranlıkla söz eder.156

19. yüzyılda Kıbrıs'ı gezen bilgin Dr. Clarke'ın anlattıklarına göre bu yapı oldukça geniş olup, içinde çok sayıda daireleri vardı. Paşanın huzuruna çıkmak için kabul edildiklerinde bu sarayda pek çok koridordan geçerek kabul odasına varmışlardı. Ancak Clarke buranın muhassıların ekonomik düzeylerinin düşük olması nedeniyle eski ihtişamının kalmadığını anlatır.157

19. yüzyıl sonlarında burayı gezen Ludwig Ross ise sarayın Türk tarzında, ancak kırık dökük zemini, kapı ve pencereleri, ile kağıt ile örtülü pencere camları olduğunu anlatmıştı.158 Bu yapı, bu yüzyıl başlarında İngiliz yönetimin ilk yıllarında buraya yeni hükümet binaları yapılmak amacı ile yıkılmış ve bugün koloni binaları olarak nitelediğimiz hükümet binaları yapılmıştır. Ancak halâ bu alan bugün halk arasında Saray Önü adı altında anılmaya devam etmiştir. Bu yapının yıkılmasından sonra buradan çıkarılan alevli gotik üslubundaki taş kemer süslemeler, çeşitli taş süslemeleri, seyyahların kapısı üzerinde gördükleri armalar ve büyük bir ihtimalle orta tablası kündekâri tekniğinde yapılmış oldukça ince işçiliğe sahip eklektik üslüpta bir Türk kapısı159 da bu eserleri muhafaza edebilmek amacı ile o yıllarda kurulan Taş Eserleri Müzesi'nde korumaya alınmıştı. Bugün Selimiye Meydanı'nda eski bir Venedik evinin günümüze kalan küçük bir kalıntısında yer alan ve 1883 yılında kurulan Kıbrıs Müzesi'nden sonra 1905'de açılan ikinci müze olan Lapidary veya Taş Eserleri Müzesi'nde bu saraya ve başka Luzinyan ve Venedik eserlerine ait çok sayıda taş süslemeler ile bir Luzinyan prensine ait Roma üslubunda yapılmış bir lahit ve biri yukarıda bahsettiğimiz iki çift büyük boyda kapı sergilenmektedir.

Bu saray dışında Magosa kentinde de Osmanlı Paşaları tarafından saray olarak kullanılmış ve aslında bir Latin yapısı olan, Rönesans üslubunda büyük bir tak kapısı ile kısmen gotik, kısmen de Rönesans üslubunda yapılmış bir başka saray daha vardı. Bu yapı da İngiliz döneminde yerine yeni binalar yapılmak üzere yıkılmış, ancak bugün bu yapının bir kısmı ayakta kalabilmiştir. Namık Kemal'in zindanını da barındıran bu yapının bir kısmı iş yerleri, üst kısımları ise Eski Eserler ve Müzeler Dairesi olarak kullanılmaktadır.

1589 yılında Magosa'yı gören Villamont, paşanın genellikle başkent olan Lefkoşa yerine genellikle Magosa'da kaldığını, bunun nedeninin ise buradaki kalenin daha muhafazalı olması, hem kendini hem de gemileri koruması açısından burayı tercih ettiğini anlatır.160 18. yüzyılda saraya ek olarak paşaların kendilerine özel köşkler de yaptırdığı sanılır. Hacı Ebubekir Paşa'nın Büyüksaray'da vakıf dükkanların arkasında yaptırdığı bir büyük köşkü kendi vakıfları arasına tescil ettirmişti.161

2.5.6. 17. Yüzyıl Evleri

16. ve 17. yüzyılın bu eklektik tarzdaki yapılarına örnek olarak ikisi Lefkoşa'da, biri Magosa'da üç ev son yıllarda restore edilimiş ve kısmen o yıllardaki konut mimarisi özelliklerini yansıtmaktadırlar.

Bugün en eski ev olarak sınıflandırılabilecek, üzerinde Luzinyan armalarının halen durmakta olduğu yapı Lefkoşa'nın Haydarpaşa Camii ve Yeni Camii arasında yer alan Kirlizade sokağında bulunan evdir. Bu evin ön cephesindeki gotik kemerli giriş kapısı ve armaları buranın Luzinyan karakterini yansıtmaktaysa da pencere ve üst katta sokağa bakan cumbalı sofa pencereleri daha ilk bakışta geleneksel Türk evinin dış cephesini açıklıkla vurgulamaktadır. Evin iç planı ise tamamı ile geleneksel Türk evi planında yapılmıştır. Bu yapı hakkında özellikle Avusturya'dan Archeduke Louis Salvator tüm odaların ahşap tavanları, oymalı dolap kapakları, rafları, zengin sedirleri olduğunu anlatır. Bu sanat şahaseri olarak nitelediği evin iç kısmı, bir zamanlar Doğu tarzında zengin bir şekilde döşenmiş, taş süslemede korkunç grotesk figürler yanında Türk öğelerinin bir arada olduğunu dizelerine eklemiş, özellikle son derece süslemeli tavanı ve ocaklığı ve dönen servis dolaplarından bahsetmişti.162

Salvator'un özellikle iç süslemeler açısından ilginç bilgiler verdiği bu ayrıntılar günümüzde süslemeli tavanlar dışında ne yazık ki ortada yoktur. Birkaç yıl önce restorasyonu yapılan kalemişi tavan üzerindeki motifler de 17. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar farklı motifler ortaya çıkarmıştır. Ancak restorasyon sonrası burası Türk mimari karakterine reğmen, hantal, Lusinyan üslubunda olduğu belirtilen modern mobilyalar ile döşenmiş, şömine üstüne de bir Çarmıhtaki İsa tablosu asılmıştır.

Kıbrıs'ta bulunan eklektik üsluba örnek olarak verebileceğimiz bir başka ev ise yine Lefkoşa'da olup, Kadı Menteş Efendi tarafından yapıldığı sanılmaktadır. Bir zamanlar Latin Başpiskoposu'nun sarayı olduğu söylenen bu ev, önce Osmanlı döneminin ilk kadılarından Menteş Efendi tarafından kullanılmış, daha sonra ise 1816-1821 yılları arasında muhassıllık yapan Küçük Mehmet Ağa tarafından restore edilmişti.163 Bir zamanlar gotik taş örgü süslemeleri olan gotik kemerlerin silmelerinin taçlandırdığı Türk üslubundaki pencereler ön cephenin tam ortasıda bulunan cumba sofası ve duvarlarında hala daha duran Frenk ailelerinin armaları diğer yapı gibi eklektik bir üslup özelliği göstermektedir. Evin üst katındaki odalarda tavan ve pencereler zengin ahşap işçiliğinin varlığını göstermektedir. Özellikle Selimiye Camii'ne bakan güney cephede bulunan bir odanın iç duvarının ortasındaki rokoko oymalı şerebetlik denilen bir niş, yanlarında ise daha ufak nişler ile asma tavanı, geçme tekniği ile yapılmış pencere kafesleri, ahşap işçiliğine güzel bir örnek olarak verilebilir. Yine bu odaya bitişik güney cephedeki diğer odada ise gömme dolaplar yanısıra, dolapların yanında Türk üslubunda nişler vardır. Belediyeler birliği tarafından restore edilen bu yapı ziyarete açık olup, Belediyeler Birliği tarafından da daire olarak kullanılmaktadır. Ancak, binanın belki de bir şehir müzesi olarak düzenlenmesinin daha isabetli olacağı inancındayız.

Magosa'da surlar içinde Kışla Yolu ve Necip Tözün Sokağı'nın kesiştiği parselin üzerinde ve Gazi İlkokulu'nun arkasında yer alan ve genellikle Osmanlı Konağı diye anılan bir ev eklektik üsluba en güzel örnek olarak verilebilir. Kesme taştan yapılmış yüksek duvarlarla çevrili ve dış cephelerde Rönesans üslubundaki Venedik tarzında baca sarkıtmaları ile oldukça ilginç bir perspektif sergileyen bu evin basık, sivri kemerli bahçe kapılarından içeriye adım atıldığında avlu içinde birkaç ayrı birimden oluşan karmaşık, ancak tipik bir Osmanlı evi ile karşılaşılır. Evin farklı yapı türlerini sergileyen birimleri buranın değişik zamanlarda yeniden inşa edilmiş, ancak Venedik döneminden kalma dış cephenin her zaman korunmuş olduğunu yansıtmaktadır. Ev, iki genel yapı biriminden oluşmakta ve yapı farklılıkları göstermektedir. Evin batıda olan ön cephesinde iki ayrı giriş kapısı olup, iki ayrı iç avluya açılmaktadır. Ayrıca sol iç avlunun sağ tarafındaki avlu duvarından da sağ kısımdaki iç avluya bir kapı daha açılmaktadır. Sağ taraftaki ikinci iç avluda yer alan Türk hamamı, çeşme, kuyu gibi yapı birimleri göz önüne alındığında evin bu kısmının harem, soldaki diğer kısmın ise selamlık olduğu düşünülebilir. Bu evin en ihtişamlı tarafı ise avlunun ortasında soğukluk ve sıcaklık bölümlerine ayrılı, üzeri iki ayrı kubbe ile örtülü hamamı idi. Hamam içinde kurna yerleri üzerinde mermer nişler ile duvarda sadece bir parça olarak tespit ettiğimiz lacivert beyaz Kütahya çinisi ve duvarlardaki çini karolarının izleri bir zamanlar buranın çinilerle kaplı oldukça güzel bir hamam olduğunu düşündürmektedir. Ne yazık ki restorasyonu bu yıl tamamlanan bu evde, tespit ettiğimiz bu çini, uyarılarımıza karşın kırılıp atılmış, duvardaki çini karelerinin izleri de kaybedilmiştir. Hamamın hemen karşısında alçak bir duvarla yükseltilmiş bir kısımda havuzlu bir bahçe vardır. Odalar genelde bir hayat etrafında düzenlenmişti. Hamamın karşısındaki iki katlı taş merdivenli bir yapının üst katında ortada direkli bir hayat kısmı, yanlarda ise iki oda vardır. Ortada duran hayat kısmı etrafındaki iki odadadan batıya bakanı günümüze nadir olarak gelen geleneksel Osmanlı odasının sekialtı ve seki düzenlemesini yansıtmaktadır. Pencereler tepede olup, stükko kefesler ile gizlenmiştir. Odada boydan boya üzerleri süslemeli ve boyalı raflar ve dolaplar vardır. Pabuçluk olarak görev yapan sekialtı, yer seviyesinden yüksek olarak yapılan ahşap seki üzerindeki sedirlerin yer aldığı oturma alanından ahşap bir parmaklık ile bölünmüştür. Bu düzenleme günümüzde geleneksel bir Türk evinin iç düzenlemesini yansıtan tek örnek olarak kalmıştır

2.5.7. XVIII ve XIX. Yüzyıl Evleri

Genellikle taş yapılar olan 16 ve 17. yüzyıl ev tipleri, 18. yüzyılda bir değişime uğrar. Bunun nedeni olarak da 1718 yılında adada meydana gelen şiddetli bir deprem gösterilir. Kıbrıs'ta buna benzer depremler 1567 ve 1583 yıllarında da olmuşsa da 1718 yılında olan depremin şiddeti fazla olup, can ve mal kaybının da fazla olduğu sanılmaktadır. Birçok kaynak bu deprem sonucunda Türklerin ev stilini değiştirdiklerini anlatır.164 Alexander Drummond, Larnaka'da gördüğü evleri anlatırken adanın o yöresinde diğerlerinde de olduğu gibi evlerin güneşte kurutulmuş kerpiçten yapıldığını, yine de görüntülerinin oldukça derli toplu olduğunu ve ada halkının depremin kötü sonuçlarından korkup, tedbirli olmak amacı ile bir kattan daha yüksek yapı yapmadıklarını, ama bu yapı tekniği ile yapılmış evlerin mimarları, duvar ustaları, marangozları şimdiye dek rastladığımız en yeteneksiz zanaatkârlar olmasına karşın yine de evler dayanıklılık açısından düşünüldüğünde inanılmayacak kadar fazla bir ömre sahip olduklarını belirtir.165

19. yüzyıldan sonra ev planlarında da değişiklik gözlemlenir. Geleneksel Türk mimarisinde evlerin sokak kapıları genellikle avluya açılır, odalar ise revakların gerisinde olurdu. Bu yüzyılın sonunda ise sokak kapısı doğrudan doğruya evin sofasına açılmakta idi. Pencere sayılarında artış olmuş, geleneksel cumbalı sofalar da bu dönemde çok rağbet bulmuştu.

Cumbaların olduğu bu sofa çıkmasının üç tarafı da pencereler ile donatılmış, hem ışıklandırma, hem de sokağın evdekiler tarafından gözlenebilmesi sağlanmıştı. Bunlar adeta evin sokağa açılan gözleri idi. Evin kadınları kafeslerle gizli bu pencerelerden sokağı izleyebilirdi. Her iki olayı da Avrupa etkisinin toplumda artması ve aile yapısının da kısmen içe dönük olmaktan çıkıp, dışa dönük olmaya başlaması olarak yorumlamak mümkündür. Bu dönemde bazı evlerin ön cepheleri neo-klasik veya neo-gotik tarzda yapılmıştı. Genellikle kapılarında tarih bulunan bu geç dönem Osmanlı tipi evleri incelendiği zaman, aile tipleri hakkında da görüş beyan etmek mümkün olmaktadır. Direk olarak evin sofasına açılan evlerin kapılarında hem tepe pencereleri, hem de üst aynalarda yaratılan pencereler ile bu dışa açılım sağlanmıştır. Ancak sadece kapı üzerinde bırakılan bir tepe penceresi ve zemin katta yüksekte ve küçük ebatlarda olan pencereler ve avluya açılan ev planları ise tutucu bir aile yapısını yansıtmaktadır.

2.5.8. XIX. Yüzyıl Sonları ve XX. Yüzyıl Başlarındaki Türk Evleri

Batı etkilerinin toplumda belirmeye başladığı bu dönemde özellikle İngiliz idaresinin de başlaması sonucu ev tiplerinde değişmeler olur. Bu dönemde yapılan Türk evlerinin sokak kapıları üstünde Arap rakamları ile yapılış tarihi, bazen de ay - yıldız motifi ya da maşallah veya besmele yazıları eklenirdi. Bunlar, ya demir süslemelerin arasında bezemelerdi, ya da taş kapı silme kemerleri üzerine oyularak yapılırdı. Bu da İngiliz döneminde artan milliyetçilik duygularından kaynaklanmakta idi. Yine bu döneme ait Rum veya Ermenilere ait evlerde de haç motifi ve batı karakterindeki tarihler aynı şekilde kapı başlıklarına konmuştu.

Eşinin görevi nedeniyle adaya gelen ve burada bir süre yaşayan Mrs. Esme Scott-Stevenson'un detaylı olarak anlattığı Girne'de kaldıkları Türk evi, küçük olmasına karşın içindeki zengin bezemeli kalem işi duvarları, tavanları ve döşemesi, denize bakan cumbalı odası ile adeta İstanbul'daki Boğaziçi yalılarını anımsatmaktadır.166

Osmanlı tarzında yapılmış ve döşenmiş bu evlerde sadece Türk soyluları ve zenginleri oturmuyor, ayrıca zengin gayrımüslimler ile Avrupalı konsoloslar da bu tür evlerde oturmayı tercih ediyorlardı. Örneğin Osmanlı sarayında Rum ve diğer gayr-ı müslimlerin davalarının takibinde tercüman olarak görev yapan Sekis Efendi'nin evi gerçek anlamı ile Türk adetlerine göre döşenmişti. E. D. Clarke'a göre Sekis Efendi'nin evi gerçekte doğu ihtişamının en güzel örneklerini içeren bir saraydı. Zemini Kahire'den getirtilen en iyi cins hasırlar ile örtülü idi. Duvardan duvara yer alan sedirler, atlas örtüler ile örtülmüş, işlemeli yastıklar ile bezenmişti; pencereleri ve diğer mimari özellikleri hep Türk tarzında olup, harem kısmının da ayni ihtişamda iki tane önemli misafir kabul odası vardı.167

Günümüze kadar gelebilen kültür mirası içinde evler önemli bir yer tutmakla beraber bunlar genellikle 19. yüzyılın ikinci yarısına ve bu yüzyılın başlarına aittir. UNESCO'nun himayesinde koruma altına alınan Lefkoşa'nın Arab Ahmet Mahallesi evleri kısmen restore edilmiş, bir kısmında ise restorasyona devam edilmekte veya sıralarını beklemektedirler. Bunlardan Lefkoşa'nın esas etnografya müzesi olarak düzenlenen Derviş Paşa Konağı, restorasyon sonrası en iyi değerlendirilen yapıdır. Zaman gazetesini çıkaran ve İngiliz döneminde kavanin meclisi üyesi olan Derviş Paşa'ya ait olan bu konağın bir kısmı günümüzde restore edilmiş ve müze olarak düzenlenmiştir. Ancak restorasyon sırasında teknik yetersizlikler nedeniyle özellikle tavanlar ve hamam değişimlere uğramıştır. Yine Selimiye yöresinde saçaklı ev denilen evin restore edilerek bir kültür merkezi olarak kullanılması sevindiricidir.

Hem Lefkoşa'da, hem de Magosa'da kale içinde son yıllara kadar kalabilen Türk evleri, Kıbrıs'ta Osmanlı döneminde geçirdiği evrimi kısmen günümüze aktarabilmiştir. Ancak ne yazık ki bu yapıların ayakta durmasını 1974 yıllarına kadar Türk toplumu tarafından yaşanan mali sorunlara borçluyuz. 1974 sonrası artan ekonomik refah, surlar içinin terkedilerek surlar dışında yapılan yeni evlere, apartmanlara rağbet edilmesi sonucu büyük bir kısmının terkedilmesi ve genellikle apartman veya iş merkezleri yapma amacı ile yıkılmaları, ayakta kalabilenleri de yıkıma mahkum etmiştir. Bu nedenlerden ötürü son yirmi yıl içinde özellikle Lefkoşa ve Magosa'da çok sayıda ev yıkılmış, bir kısmı ise halen işçi barınakları olarak kullanılmaktadır.

3. Güzel Sanatlar

3.1. Oymacılık ve Hat Sanatı

Mimari yapıtlar yanında Kıbrıs'ta Türk süsleme sanatlarının da önemli ürünler verdiği bir gerçektir.

Selimiye Camii, Lala Mustafa Paşa Camii ve Arab Ahmet Camii'nin özellikle dökme alçı bloklar üzerine oyma yöntemi ile yapılan pencere kafesleri, geometrik bezemeli olup, oldukça estetik özellikleri vardır. T. C. Vakıflar İdaresi tarafından sürdürülen son yıllardaki restorasyonlarda, bunlar sağlıklı durumda olmalarına rağmen tamamı ile değiştirilme yoluna gidilmiş ve orijinalleri saklanmamıştır. Çok azı kalan bu kafeslerde her pano üstünde çok farklı motifler oyulmuştur. Camiilerde mihrap, minber ve mahfiller ile mezar taşlarından oymacılık sanatında oldukça hünerli Türk ustalarının adada yaşadığı ve çalıştığı düşünülebilir.

Kalemişi tekniği ile bezenmiş tavanlar, adada bu sanatın yaygın olduğunu anımsatmakta ise de bu konuda herhangı bir yazılı bilgiye erişemedik. Süsleme sanatları arasında en fazla örneklenebilien alan hiç şüphesiz hat sanatıdır. Türk hat sanatının çok güzel örnekleri günümüze kitabeler, mezar taşları olarak kalabilmiştir. Bu kitabeler ve mezar taşları, o günün hat sanatını ve bezeme üslubunu yansıtmasının yanısıra, yapılar ve önemli kişiler hakkında birer değerli döküman olarak da değerlendirilebilir. Mermer üzerine hakkedilmiş bazı kitabelerde bazan hattatların imzalarını da bulabiliyoruz. Lefkoşa'de Selimiye Camii'nin Batı mihrabındaki l004 (l595) tarihli kitabe Mahmud diye imzalanmıştır. Magosa Kalesi'nin ana girişindeki Akkule Mesciti'nin kitabesi ise H.1028 (1617 / 18 M.) tarihli ve Durri (kırılmış olduğu için okunamadı) imzalıdır. İslam alemi için son derece kutsal bir yer olan Hala Sultan Tekkesi'nin 1845 tarihinde yazılmış kitabesi de tekkenin Şeyhlerinden Mehmet Şemsi tarafından yapılmıştır. 19. yüzyılın başlarında yaşayan Feyzi Dede, Kıbrıs'ta yetişen en önemli hattatlardan biridir. II. Mahmut kütüphanesi kitabesi buna örnek olarak verilebilir. 1314 tarihli bir kayıtta Kıbrıs Rüştiye Mektebi'nde otuz iki seneden beri hat öğretmneliği yapan Ahmet Şükrü'den bahsedilmektedir.168 19. yüzyılın ikinci yarısında Lefkoşa'da bulunan en az beş dükkanlı Hattatlar Çarşısı169 hat ustalarının sadece medreselerde değil, esnaf topluluğu arasında da çalıştıklarını yansıtabilir.

3.2. Dokumacılık

Çeşitli belgeler, Kıbrıs'ta dokunan bazı kumaşların isimlerini öğrenmemize yardımcı olmaktadır. Kıbrıs'ta pamuk, ipek böceği ve çeşitli kök boyalar yaygın bir şekilde üretilmekteydi. Kıbrıs basmalarından ihracaat yapıldığını Kamus-ı Alam da bahsetmektedir.170 19. asrın ilk yarısının başlarında Kıbrıs mutasarrıflığında bulunmuş olan Şair Ziya Paşa, Lefkoşa'da bir sanat geçidi tertiplemiş ve bu geçide Revan Geçidi adı verilmişti. Bu geçitde basmacı ve debbağ esnafının önemli bir yeri olmuştu.171 Kıbrıs'ta pamuklu ve ipekli kumaşlar genellikle kadınlar tarafından dokunur ve bunlar hem yerel pazarlarda satılır, hem de ihraç edilirdi. Kıbrıs'ta dokunan kumaşlardan başlıcaları Kıbrıs çatması, kız dimisi,172 Kıbrisi kumaş, makrama, tülbend,173 kutni, keremsud, kumaş, peşkir, yasdık, harir şal ve kuşak, dimi şal, peşimi, mizan-ı harir, penbe, damga-i akmeşe174 idi. Jennings'e göre Van der Nijenburg'un sıraladığı Kıbrıs ürünleri arasında Hint pamuklu ve ipeklilerine benzeyen ancak onlardan biraz daha az kaliteli olan çiçekli kumaşlar, hem iç, hem de dış ticarette önemli bir yer tutmaktaydı.175 Ne yazık ki 1861 yılında Osmanlı ve İngilizler arasında yapılan ticaret anlaşması sonucunda gümrük vergilerinin düşürülmesi ile Osmanlı İmparatorluğu'nun birçok yöresine olduğu gibi Kıbrıs'a da İngiliz kumaşlarının ithali artmış ve özellikle şehirli halk İngiliz kumaşlarını yerli kumaşlara tercih etmiş, böylece bu alandaki üretime de bir darbe vurulmuştu. Sadece köy kadınları evlerinin tüm kumaş ihtiyacını evdeki tezgahlarında karşılamaktaydılar. 19. yüzyıl ortalarında adada üretilen ipek ve pamuklu kumaşlar sadece yöresel ihtiyacı karşılamaktaydı.176 Mrs. Lewis, ipeğin büyük bir miktarının Baf bölgesinde evlerde dokunduğunu ve Orta Doğu'nun diğer yörelerinde dokunan ipekten daha canlı renklerde ve kaliteli olduğunu anlatır. Mrs. Lewis, yine Kıbrıs'ta beyaz ipek iplikle yapılan zengin işlemeli Lefkara işi, renkli ipliklerle yapılan işlemeler ve artık pek yapılmayan, ama çok zengin renklerle ve büyük bir ihtimamla yapılan ipek işlemelerden de bahseder.177

4. Eski Eserler Yasası ve Türk Eserleri

İngiliz döneminde 1905 yılında yürürlüğe giren Antikalar Kanunu178 sonucu eski eserlerin ve anıtların hiç bir milliyetçilik ve din farkı gözetilmeden korunması beklenirdi. Ancak bu yasanın 1.4 maddesinde yapılan antik eser ve anıt kavramı Türk kültürünü koruyucu hiç bir önlem getirmemiş, tam aksine bunları bu kapsam dışında bırakmıştı. Buna göre sanat eserinin "Bilinen en eski çağlardan adanın Türkler tarafından fethine kadar kapsayan dönemlere ait olan ve örneğin her hangi bir yapı veya mimari anıt, bunlara ait herhangi bir yontulmuş taştan yapılmış heykel ve kaideleri, kale duvarı, mezar, kaplama taşı, heykel, kabartma, heykelcik, yazıt, resim, mozaik, vazo, silah, süsleme ve takı, başka eserler ve her türlü malzeme ile yapılmış kaplar, değerli yüzük taşları, sikke ve antikacıların ilgi duyduğu her türlü eşya gibi mimarlık yapıtı, heykel veya her hangi bir grafik sanat veya genel olarak sanat eseri" antik eser kapsamına girmekte idi.179

Buna göre eski eser kavramı 1570 yılına kadar olan evreyi kapsamakta olup bu Venedik dönemi ile sınırlanmış, eserlerin korunması ve müzelerin düzenlenmesi hep bu sınırlar içine sığdırılmıştı. Türk eserlerinin bakımı ve korunması Vakıflar İdaresine bırakılmış, sivil mimari de tamamı ile mal sahiplerinin insiyatifine kalmıştı. Osmanlı döneminde çeşitli tamiratlar ve düzenlemeler geçiren Lefkoşa ve Magosa Sarayları da zaten bu kanun çıkmadan birkaç yıl önce yıkılmış, buradan çıkarılan sadece Lüzinyan ve Venedik eserleri, yasanın çıktığı yıl yeni açılan Venedik evinde Taş Eserleri Müzesi olarak düzenlenmiş olan Lapidary Müzesi'nde korumaya alınmıştı. 1905 yılında Türk eserlerine karşı yapılan bu ihmalin çok sayıda Türk eserinin yok olmasına neden olduğunu sanıyoruz.

5. Adanın Osmanlı Dönemi Kültür Tarihi ile İlgili Çalışmalara Kısa Bir Bakış

Makelenin başında da belirttiğimiz gibi Kıbrıs çok zengin tarihe sahip bir adadır. Değişik dönemlerini yansıtan kültür mirası ise dünyanın çeşitli müzelerine dağılmış, kimi anıt ise ayakta kalmayı başarabilmiştir. Kıbrıs da, Anadolu ve Yakın Doğu ülkeleri ile aynı kaderi paylaşmış, çağlar boyu Avrupalı bilgin ve hazine arayıcıları tarafından talan edilmiştir. Bu genellikle o yılların kültür ortamının farklılığı ve bu eserlerin değerinin bilinmemesi nedeniyle olmuş, eyalet yöneticilerinin yanısıra, kimi zaman Padişahlar dahi bunların alınıp götürülmesinde bir sakınca görmediği için özel fermanlar ve hükümler vererek, bu kişilere yardımcı bile olmuşlardı.180 Osmanlı anıtları ve diğer eserler de bu kültür talanından nasibini almış, bunun yanısıra düşmanlık duyguları ile zaman zaman Rumlar tarafından tahribata uğramıştır.

Kıbrıs'ta ilk müze İngiliz idaresi döneminde İngiliz yüksek komiserinin öncülüğünde, komiserin yardımcısı, Kıbrıs kadısı ve başpiskosdan oluşan dört kişi tarafından 1883'de kurulmuştu.181 Müze, kuruluşunu gerçekleştiren üyelerden toplanan yardımlar ve üyelik aidatları ile sağlanmıştı. Müzenin kurucu üyeleri arasında Türkler de olmasına karşın, müzede Türk kültürünü yansıtacak hiç bir şey düşünülmemiş, sadece antik eserlerin sergilenmesi hedeflenmişti. Bu yıllardan Mayıs 1905 tarihine kadar Osmanlı idaresi döneminde çıkan Asar-ı Atika Nizannamesi geçerliliğini korumuşsa da İngilizler bu yasanın uygulanmasına kısıtlamalar getirmiş ve sadece British Museum uzmanlarına adada kazı yapma izni vermişlerdi. Bu dönemde Osmanlı otoriteleri adadan İngiltere'ye antik eser ihracının durdurulması için girişimlerde bulunmuş ancak bu başarısızlığa uğramış ve buna gerekçe olarak da Osmanlı döneminde çıkan bu yasanın adada artık geçerli olamıyacağı gösterilmişti.182

Osmanlı döneminde tamamı ile Osmanlı idarecilerinin girişimleri ile toplanan antik eserlerle açılan ve ayrıca Kıbrıs kadısı ve Türk eşrafından kişilerin de kurucu üyeliğini yaptığı Kıbrıs Müzesi, nedense hep geçmişte de Rumların idaresinde olmuş, ancak 1962 ylında Türk toplum liderlerinin kararı ile Mevlevi Tekkesi, Mevlevi ve Türk Etnografya Müzesi olarak düzenlenmişti. Burada etnografik melzeme, değerli kılıç ve silahlar, az sayıda el yazması, mevlevi kıyafetleri, hat sanatı örnekleri ve müzik aletleri sergilenmektedir. Ancak 1986 yılında bir soygun sonucu 250 civarında en değerli eserlerini yitirmiştir. Magosa'da 1 Ağustos 1968 yılında surlar içinde Canbulat Müzesi de Türk müzesi olarak açılır. Gerçekte burası bir türbe olup, ön kısmı etnografya müzesi olarak düzenlenmiştir. Müzenin en önemli eserleri arasında fetih sırasında kullanılan bayraklar ve sancak alemi ile Kutup Osman Tekkesi'ne ait Şeyh Feyzullah tarafından yazılmış iki adet büyük levha yer alır. Bu eserler yanında Kıbrıs'ın antik dönemlerine ait seramikler ve aletler ile Türk dönemi giysileri ve işlemeleri, nereden geldiği belirtilmeyen İznik ve Kütahya çinileri ile bir tabak, ve T. C. Büyükelçilerinden Sn. Asaf İnhan ve eşinin müzeye bağışladığı Kıbrıs'ın fethini yansıtan büyük boy gravür tekniğinde yapılmış resimli harita yer alır. 1989 yılında Derviş Paşa Konağı'nın bir etnografya müzesi olarak düzenlenmesi de bu müzeler zincirinin önemli bir halkasını oluşturmuştur.

6. Kıbrıs Kültür Mirası İle İlgili Yapılan İlk Çalışmalarda Türk Kültürünün Yeri

Kıbrıs kültür mirası veya diğer bir deyişle sanat tarihi üzerine yapılan ilk çalışmalar 19. yüzyılın ikinci yarısında başlar. İngiliz idaresinin adada başlamasından önce Baron E. Rey tarafından Architecture Militaire adlı kitabında yayınlanan St. Hilarion ve Bufavento Kalelerinin detaylı çalışmaları ve planlarının hazırlanması ve Marquis de Vogue'un 1800 yılında hazırladığı Monuments de Chypre et de Rhodes adlı eserinde verilen çok kısa bilgiler dışında mimari bir araştırma hemen hemen hiç yapılmamıştı. 1878 yılında ve hemen bunu izleyen yirmi yıl içinde Kıbrıs mimarlık anıtları ile ilgili pek çok araştırma yapılmış ve bunlara ait yayınlar çıkmıştır. Mimari yapıların durumları ile ilgili özet niteliğinde bir çalışma L'Anson ve Vachet'in 1882 yılındaki makaleleri ile büyük bir kısmı Türk döneminde kullanılan Latin yapıları ile ilgili bilgiler içeren Camille Enlart'ın; Kıbrıs'ta Gotik mimari ve Rönesans konulu değerli çalışması bu dönem çalışmalarının en önemlileridir.183

Edward I'Anson Kıbrıs'ın Ortaçağ ve diğer yapıları üzerinde oldukça detaylı çalışmalar ve çizimler yapıp bunları The Transactions of the Royal Institute of Architects'in 1882-83 sayısında yayınlamıştı.184 Pek çok çizim ve plan da içeren bu makalesi bugün dahi sanat tarihi araştırmalarında ve restorasyon projelerinde kullanılabilecek değerli bilgilerle dolu bir kaynaktır. Tarafsız araştırma yapıp, yazan araştırmacı I'Anson her ulusa ait kültür mirasını tespit edip, bunlar hakkında bilgi edinmeyi hedeflemiş, bunu yazılarında ortaya koymuştu.

Bizans ve Araplara ait kalıntıları bulma çabalarını anlatmış, Bizanslılardan çok sayıda eser kaldığını ancak Arap istilalarına ait herhangi bir iz bulamadığını belirtmişti. Ayrıca "Gotik" istilasına ait kalan çok sayıda anıta karşılık İtalyan veya Venediklilere ait çok az eser kaldığını, bunların yanısıra son dönem olmasına karşın Türk dönemine ait birkaç camii, mezar ve su kemeri dışında çok fazla bir şey kalmadığını yazmıştı. I'Anson ayrıca Arap mimarisine ait çok ilginç örnekler yanında sivri kemerli sundurmaları olan kiliseler ile, Türklerden kalan Arap ve 15. Louis stilinin birleştirildiği eklektik türde az sayıda evler olduğunu da sözlerine ekler.185 I'Anson, bu sözleri yanında "bu eserler saf ve kendine özgü olmasa da, buradaki insanlar taş kemer yapmakta çok hünerlidir. Hâlâ daha bugün de kemer yapımında Kıbrıslılar bu başarılarını devam ettirmektedir" diye sözlerine eklemişti.186

Fransız sanat tarihçisi Camille Enlart'ın yayınladığı Gothic Art and the Renaissance in Cyprus bugün hâlâ Ortaçağ dönemi çalışmaları için en iyi kaynaktır. George Jeffery de yayınladığı pek çok makale ve kitap ile Kıbrıs araştırmalarında büyük bir katkıda bulunan önemli bir arkeolog olarak anılabilir. Ancak, Jeffery, yayınlarında Türk eserlerine değinse de bunlar hakkında fazla bilgi vermez. Kıbrıs'taki camiileri ele alan The Mosques of Nicosia adlı kitabında dahi tüm camiileri ele almayı amaçlamışken, bunların isimleri dışında verdiği diğer bilgiler genellikle bu camiilerin altında kalan veya yapı malzemesi olarak kullanılan Latin kiliselerine ait kalıntıları ile ilgili idi. Arap Ahmet Camii gibi tamamı ile Türkler tarafından yapılmış bir camii hakkında Türk özelliğine ait hiç bir bilgi vermemişti. Bu eserlere önem vermediği, sanat yönünden hiç bir olağan üstü özellik göstermedikleri şeklinde fikirler beyan etmişti. Fanatik düşüncelerini yine 1905 yılında çıkan Antikalar Kanunu üzerine beyan ettiği bazı düşünceleri ile de yansıtmıştı. Bu beyanlarından birinde "Gerçekte mezarlardan çıkan buluntular ile antik eser kalıntıları dahilinde bulunan antik eserlerin yurt dışına çıkmasını kontrol altına almak amacı ile çıkarılan bu kanunda devlete ve kişilere ait gotik yapılar hakkında her hangi bir koruyucu önlem içermiyor. Ortaçağ krallıklarına ve İtalyan istilasının anıları olan yapıtların korunması gerekliliği bu makalenin yazarının ve adayı ziyaret eden pek çok Avrupalının arzusudur"' demesi tutuculuğunun isbatı idi.187 Oysa ki yasa 1570 yılına kadar olan anıtları kapsamakta idi. Ronald Storrs'un valilik dönemine ait Orientations adlı anılarında188 adada her şeyi Helenistik döneme mal etmeye çalışan Rumların birçok esere zarar verip ortadan kaldırdığını belirtmişti.

Bu çalışmalar incelendiğinde ilk yıllarda yapılan araştırmaların daha az tutucu olduğu, adadaki sanat eserleri ve anıtlarının farklı özelliklerini ortaya çıkarmak için daha az ön yargılı davrandıkları gözlemlenmiştir. Ancak 20. yüzyıl çalışmalarında özellikle Türk anıtlarının ve sanatının oldukça ihmale uğradığı görülmüştür.

19. yüzyıla ait Türk anıtlarına ait her hangi bir arkeoloji veya sanat tarihi araştırmasına rastlamamak üzücüdür. Yirminci yüzyılda da bu konunun çok fazla araştırılmış olduğu söylenemez. Bu konuda yapılan en iyi çalışma Prof. Dr. Oktay Aslanapa tarafından hazırlanıp yayınlanmış olan Kıbrıs'ta Türk Eserleri adlı kitaptır. Prof. Dr. Gönül Öney'in Büyük Han'la ilgili yayınlanmış tebliği ile 1974'de Touring kurumunun yayınladığı Belleten'de Kıbrıs özel sayısında çıkan makaleler ve bunlar arasında özellikle Prof. Dr. Semavi Eyice ve Dr. Emel Esin tarafından yayınlanan Kıbrıs Türk Kültür Mirası ile ilgili makaleler ve kitaplar da Kıbrıs'taki Türk eserlerini irdeleyen örnek çalışmalardır. Halil Fikret Alasya ile Ahmet C. Gazioğlu'nun Kıbrıs'ta Türk dönemine ait tarih kitaplarında yer alan Türk eserlerine ait bölümler ile Cevdet Çağdaş'ın Kitabelerle Türk Abideleri adlı kitapçığı bu konudaki az sayıda olan çalışmalardan bazılarıdır. Ancak, bu çalışmalarda genellikle kaynak gösterilmeden verilen bilgiler birbirinin aynı olup, fazla bir yenilik getirmemiştir. 1969 yılında ilk kez Rum kesiminde yapılan ve Türklerin de çağrılı olduğu I. Uluslararası Kıbrıs Tetkikleri Kongresinde Türk heyetinin sunduğu tebliğler Kıbrıs'ın tarihi, coğrafyası, folkloru ve sanat tarihini ilgilendiren konularda olmuş, daha sonra bunlar, Türk heyeti başkanı Prof. Dr. Halil İnalcık'ın editörlüğünde Türk Araştırmaları Enstitüsü tarafından yayınlanarak kalıcı olması sağlanmıştı. Belletende yayınlanan Halil Sahillioğlu'nun yayınladığı "Kıbrıs'ın İlk Yıl Bütçesi" de fetih yıllarını aydınlatan bilgiler içermesi yönüyle burada anılmaya değer bir çalışmadır. 1989 yılında Lefkoşa'da düzenlenen Arkaik Dönemden Bugüne Türk Kültürü ve Turizim Politikası Sempozyumu ise Ayça Adalıer tarafından sunulan "Arkaik Dönemde Türk Kültürü" adlı tebliğ ile arkeoloji ve sanat tarihi araştırmalarında sorgulanması gereken yeni boyutlar ortaya koymuş, Prof. Dr. Yılmaz Önge'nin sunduğu "Türk Kıbrıs Eserlerinde Yaşatılan Türk Sanat ve Mimarlık Gelenekleri" adlı tebliğ de özellikle Türk eserlerine bir özet bilgi sunması ve Anadolu örnekleri ile karşılaştırması yönüyle değerli bir katkı olmuş, diğer tebliğler de adadaki Türk kültürünün devamını ve Anadolu bağlantılarını irdelemeleri yönüyle tamamlayıcı bilgiler getirmiştir. 1990'lı yıllarda Kıbrıs ile ilgili Osmanlı dönemini de kapsayan kitabı ile Lady Rosamond Hanworth'ün kuzey Kıbrıs kültür mirasını ele alan değerli çalışmasını, dört şeriye sicili ile Osmanlı dönemi Kıbrıs'ını anlatan Prof. Dr. Ronald Jennings'i anmak isterim.

Yine de Kasım 1996 ve 1998' de yapılan Uluslararası Kıbrıs Araştırmaları Kongrelerinde sunulan tebliğler arasında kültür tarihine ait birkaç tebliğ de bu alandaki çalışmalara bir katkıda bulunmuştur. Son yıllarda Devlet Arşivleri Osmanlı Arşivi belgeleri içinde Kıbrıs'a ait defterlerin incelenip transkripsiyonlarının yapılması ile Kıbrıs konusunda Osmanlı belgelerinin açığa çıkması da oldukça sevindiricidir. Doğu Akdeniz Üniversitesi Kıbrıs Araştırmaları Merkezi'nin kuruluşunda ve çıkardığı Kıbrıs Araştırmaları Dergisinde de Kıbrıs sanat tarihine ait özgün çalışmaların yayınlanması hedeflenmişse de merkezin ve derginin politik konulara kaydırılmış olması nedeniyle bu çalışmalar beklenilen sayıda ve düzeyde olmamıştır. Yine DAÜ'de 1998 yılında açılan Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölümü'nün arkeoloji alanına kaydırılması ve Türk ve İslam sanatı konularını programdan kaldırma girişimleri bu alanda yapılması beklenen çalışmalara daha şimdiden bir darbe indirmiştir. Bununla birlikte, aynı üniversitenin Mimarlık Fakültesi'nde özellikle yüksek lisans çalışmalarında bu alana ilgi gösterilmekte, ancak belgelere dayalı çalışmalar burada da zayıf kalmaktadır.

Kıbrıs kültür tarihi özellikle yabancı bilginler tarafında yoğun bir şekilde araştırılmakta, yayınlar yapılmaktadır. Türk dönemi ile ilgili çalışmalar ise maddi olanaksızlıklar, kaynakların çoğunun Osmanlıca olması ve bu konuda ilgi duyan az sayıda bilim adamı olması nedeniyle yavaş gitmektedir.

7. Sonuç

Burada aktarılmaya çalışılan bilgi ve örnekler, Kıbrıs adasında dört yüzyıldan beri süregelen Türk egemenliğinin kanıtıdır. Ancak yukarıda da bahsettiğim gibi Osmanlı idaresi heybetini, gücünü gösterecek göz alıcı yapıtlar meydana getirmek yerine, insan boyutlarında, halkın ihtiyaçlarını giderecek yapıtlara önem verdi. Bugün bu yapılardan bir kısmı özenle korunurken, hatalı restorasyon ve İngiliz döneminde Vakıflar İdaresi'nin hatalı çalışması sonucu bu eserlerin çoğu kaybolmuştur. 1905 yılında çıkan Eski Eserler Kanunu'nun eski eser tanımı da bu eserlerin ihmale uğramasında diger bir etkendir. Yasanın bu maddesine göre Osmanlı idaresinin başına kadar yapılan tüm anıtlar ve objeler antik eser kapsamına girmiş, Türk eserleri bu kapsam dışında kalmıştı.189

Bu yazımızda batılı kaynaklara yer vermekle beraber mümkün olduğunca Osmanlı arşivlerindeki belgelerle desteklemeye çalışılarak Kıbrıs'ta Türk Devri Mimarlık Eserleri ve Sanatı irdelenmeye çalışıldı. Kıbrıs'taki Türk dönemi kültür mirasının bir özeti olarak hazırlanan bu makalenin ileriki yıllarda yapılacak Türk eserleri üzerinde daha detaylı çalışmalara bir temel oluşturması amacını gütmekteyiz. Kıbrıs Türk eserleri ile ilgili çalışmalar özellikle Osmanlı arşivlerinde bulunan çok sayıda dökümanların incelenmesi, şeriye sicilleri ile vakıf belgelerinin de çözümlenip yeni yorumlar getirilmesi ile tamamlanabilecektir. Türk eserlerinin tanıtımını amaçlayan bu çalışmanın diğer bir amacı da, evrensel kültürün bir parçası olan Kıbrıs kültür mirasının Türk eserleriyle birlikte hiç bir ayrım yapmadan bir kültür bütünlüğü içinde geleceğe aktarılmasına katkıda bulunmaktır.

Bu çalışma için başka bir konuda olan doktora tezi çalışmalarım sırasında rastladığım ilginç belgelere özenerek, özellikle Başbakanlık Arşivi'nde ilk detaylı araştırmamı 1991 yılı yazında yaptım. Bu çalışma sırasında çok sayıda katalog taranmış, önceleri sadece bilgi kırıntılarına rastlanabilmiş, daha sonra özellikle Londra'da British Library'de senelerce sürdürdüğüm çalışmamda adanın her yöresinde görebildiğimiz eserler yanında kaybolanlara da ışık tutacak geniş bir bilgi oluşmuştur.

Ancak Kıbrıs konusunda çeşitli yıllara ait masraf defterleri, tapu tahrir defterleri ve Şeriye Sicilleri'nin taranması ile daha da detaylı bilgiler çıkacağına inanıyorum. 1991 yılında İstanbul'da yaptığım araştırmamda her türlü kolaylığı gösteren o yıllarda Türkiye Cumhuriyeti Kıbrıs Büyük Elçisi Ertuğrul Kumcuoğlu ve İstanbul Vali Yardımcısı halen İçel Valisi olan Sayın Şenol Engin'e, Başbakanlık Arşivi yetkililerine, çalışmalarımı her zaman destekleyen hocam Prof. Dr. Nurhan Atasoy'a, Doğu Akdeniz Üniversitesi"ne ve Rektör Sayın Prof. Dr. Özay Oral'a, Başbakanlık Arşivi yetkili ve personeline ve sembolik bir burs ile destek veren Sayın Cumhurbaşkanımız Ekselansları Rauf Denktaş'a saygı ve şükranlarımı sunarım.

1 Ekmeleddin İhsanoğlu, (1994). Osmanlı Devleti ve Medeniyeti Tarihi, Cilt I, İstanbul, s. 5.
2 Oktay Aslanapa, (1986). Osmanlı Devri Mimarisi, İstanbul, s. 1.
3 George Hill, (1949). A History of Cyprus, Cambridge, Cilt I, s. 1.
4 Katip Çelebi, (1989). Tuhfet'ül Kibar fi Esfari'l Bihar, Neşr. Orhan Şaik Gökyay, İstanbul, 1980, Cilt I s. 132.
5 Selaniki Mustafa Efendi, (1989). Tarih-i Selaniki 971-1003 / 1563- 1595), Neşr. Prof. Dr. Mehmet İpşirli, İstanbul, C. I, s. 77.
6 Bş. Bk. Ar. Mühimme 8, No: 117, s. 9. Burada Bş. Bk. Ar. kısaltması, Başbakanlık Arşivi, Osmanlı Arşivleri için kullanılmıştır. Metinde bu kısaltma kullanılmış, bu arşivdeki Mühimme Defterleri için de kısaca Mühimme ve Defter numarası olan sayı ile evrak numarası olarak No: olarak verilmiştir.
7 Zeren Akalay, (1972). Osmanlı Tarihi İle İlgili Minyatürlü Yazmalar (Şahnameler ve
Gazanameler), İ. Ü., Basılmamış Doktora Tezi, İstanbul, s. 64.
8 Bkz. y. a. g. t., s. 64.
9 TKS A. 3595 v. 119a, 122a, 125 (Burada TKS A. Topkapı Sarayı Müzesi Arşivi anlamında kullanılmıştır. Metnin bundan sonraki kısımlarında bu kısaltma ile anılacaktır. ).
10 Halil İnalcık, (1969) Ottoman Policy and Administration in Cyprus After The Conquest, Milletlerarası Birinci Kıbrıs Tetkikleri Kongresi (14-19 Nisan 1969) Türk Heyeti Tebliğleri, Ankara, s. 61, 62.
11 Feth-i Cezire-i Kıbrıs, T. K. Revan 129, v. 85, (T. K., Topkapı Sarayı Kütüphanesi'nin kısaltımıştı. ).
12 Netice Yıldız, (1995). Osmanlı Dönemi Kıbrıs Türk Mimari ve Sanatı, 9. Milletlerarası Türk Sanatları Kongresi, Ankara, 1995, Cilt III, s. 521.
13 Bu Kur'anın tanıtımı için bkz. Kıbrıs'ta İlk Osmanlı Vakıfları.
14 Burada söz konusu olan kilise, Rheims Katedrali'nin küçük bir modeli olduğu söylenen Gotik sanatın üstün örneklerinden biri olan St. Nicolas Katedralidir. (Bu kilise 23 Z 979 tarihli hükümde Aya Nikola diye anılıyorsa da sonraki devrelere ait Osmanlı kaynaklarında Aya Sofya veya Aya-Sofya-i Sagir diye anılır. Bş. Bk. Ar. Maliyeden Müdevver Defterler, D. No: 2048, v. 179 buna örnek olarak verilebilir.
15 Hammer, Vl, 263'den naklen, Şerafettin Turan, (1958). Lala Mustafa Paşa Hakkında Notlar, Belleten, Cilt XXll sayı 88, Ekim. 1958. s. 577.
16 Bu konu için bkz. Mühimme 14, No: 727 Selh Cemaziyelevvel 978 (31 Ekim 1570) tarihli bir hüküm.
17 Mühimme 14, N o: 837.
18 Bu hüküm için bkz. Halil Sahillioğlu, (1967). "Osmanlı İdaresinde Kıbrıs'ın İlk Yılı Bütçesi", Belgeler, Cilt: lV, sayı: 7-8, Ankara, 1969, s. 17 n. 39.
19 Mühimme 16, No: 339.
20 Her iki camiinin bugünkü isimleri olan Selimiye Camii ve Lala Mustafa Paşa Camii isimleri 1954'de Kıbrıs Müftüsü Dana Efendi'nin önerisi ile değiştirilmiştir.
21 Bş. B. Ar., Maliyeden Müdevver D. No: 423 Ruznamçe Defteri, v. 922, 35.
22 George Jeffery, 1918 (1983), A Description of the Historic Monuments of Cyprus, Nicosia, Reprinted, London, s. 88, n. *.
23 George Hill, (1972). A History of Cyprus, Cambridge, Cilt III, s. 968, 969, 999, 1000, 1010.
24 Mühimme 11, No: 203.
25 Kevork Keshishian, (1990). Nicosia, s. 68-70.
26 Gönül Öney, (1971). Lefkoşe'de Büyük Han ve Kumarcılar Hanı, Milletlerarası Birinci Kıbrıs Tetkikleri Kongresi (14-19 Nisan 1969) Türk Heyeti Tebliğleri, Ankara, s. 271, n. 2.
27 George Jeffery, 1918 (1983). A Description of the Historic Monuments of Cyprus, Nicosia, (Reprinted), London, s. 97.

28 Bu isimler 1878-81 yılları arasında Captain Kitchener'in Lefkoşa (Nicosia) haritasında verilen isimlerdir. Topkapı Sarayı Arşivinde incelediğimiz bir haritada ise: Zahida, Kızaz Ağa, Kara İsmail, Sazlı, Altn, Cinancı, Mesli, Cevizli ve Su Burçları isimleri görülür. TKS. 9419 / 20. Jeffery ise bunları şöyle sıralar: Altun, Seylla, Dervish, Musalla, Riatiko, Seaf, Karaman, Deyrmen, Karadomail, Bayrakdar, Suslu. George Jeffery, 1918 (1983). A Description of the Historic Monuments of Cyprus, s. 30.
29 Abdüsselam Uluçam, (1993). Kıbrıs'taki Türk Eserlerinin Mimari Özelliği, s. 178. Kıbrıs'ın Dünü - Bugünü Uluslararası Sempozyumu, Gazimağusa 28 Ekim - 2 Kasım 1991, K. K. T. C. Doğu Akdeniz Üniversitesi ve T. C. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Yayınları No: 8, s. 174.
30 A. e., s. 98.
31 Mühimme 23, No: 742.
32 Mühimme 35, No: 181, 742.
33 George Jeffery, 1918 (1983), A Description of the Historic Monuments of Cyprus, Nicosia, Reprinted, London, s. 405.
34 Gwynneth der Parthog, (1995) Byzantine and Medieval Cyprus, Nicosia. s. 38.
35 Fahrettin Kırzıoğlu, (1989). Fotoğraflarla Kıbrıs Türk İslam Kitabeleri, Arkaik Dönemden Bügüne Kıbrıs'ta Türk Kültürü ve Turizm Politikası Sempozyumu, 30-31 Ekim - 1 Kasım 1989, Atatürk Kültür Merkezi, Lefkoşa, s. 53.
36 Ronald C. Jennings, (1993). Christians and Muslims in Ottoman Cyprus and the Mediterranean World, 1571-1640, New York, s. 368; Mühimme 34, No: 214, 593; Mühimme 40, No: 707.
37 Burada sözü edilen Monla Ağa, muhtemelen Magosa kadısı idi. Bu gerçekte Molla olup, Monla olarak yazılırdı. Mehmet Zeki Pakalın, (1983). Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü,
Cilt II, s. 549. İstanbul.
38 Halil Sahillioğlu, (1967). "Osmanlı İdaresinde Kıbrıs'ın İlk Yılı Bütçesi", Belgeler, Cilt, IV No: 7-8, Ankara, s. 18, n. 40.
39 İsmet Binark, (ed. ) (1996). 12 Numaralı Mühimme Defteri (978-979 / 1570-1572), Ankara, Cilt II, s. 190-191 No: 1064.
40 Mühimme 19, No: 288.
41 Mühimme 21, No: 136.
42 Netice Yıldız, (1995). Osmanlı Dönemi Kıbrıs Türk Mimari ve Sanatı, 9. Milletlerarası Türk Sanatları Kongresi, Ankara, 1995, Cilt III, s. 523.
43 George Jeffery, 1918 (1983), A Description of the Historic Monuments of Cyprus, Nicosia, Reprinted, London, s. 108.
44 Bu kalenin yapılış tarihi birçok kaynakta 1625 olarak gösterilmiştir. Kitabede buranın I. Ahmed (1603-1617) dönemine atfedilmiş olduğu düşünüldüğünde yine kitabede düşülen (1014 / 1605) tarihinin kesin tarihi olduğunu gösterir.
45 Kitabenin çevirisi için bkz. Fahrettin Kırzıoğlu, (1989). Fotoğraflarla Kıbrıs Türk İslam Kitabeleri, Arkaik Dönemden Bügüne Kıbrıs'ta Türk Kültürü ve Turizm Politikası Sempozyumu, 30-31 Ekim - 1 Kasım 1989, Atatürk Kültür Merkezi, Lefkoşa, s. 54.
46 Gwynneth der Parthog, (1995) Byzantine and Medieval Cyprus, Nicosia. s. 97.
47 Ronald C. Jennings, (1993). Christians and Muslims in Ottoman Cyprus and the Mediterranean World, 1571-1640, New York, s. 268, 352.
48 George Jeffery, 1918 (1983), A Description of the Historic Monuments of Cyprus, Nicosia, Reprinted, London, s. 368-369.
49 Cevdet Çağdaş, (l965). Kıbrıs'da Türk Devri Eserleri, Lefkoşa, s. 50.
50 Gwynneth der Parthog, (1995) Byzantine and Medieval Cyprus, Nicosia. s. 218.
51 Mühimme 36, No: 754.

52 C. D. Cobham, (1908 [1986]). Excerpta Cypria, Cambridge, s. 387.
53 Muhassıl, 1785 yılından itibaren adanın Padişah tarafından atanan devlet erbabından bir Paşa tarafından yönetilmesinin sona ermesi ve adanın ihale usulü ile en fazla para ödeyen ve bu kişinin esas görevi adayı yönetmekten çok, halktan vergi toplayıp, Padişah'a ödeyen kişidir. Bkz. George Hill, (1952). A History of Cyprus, Cambridge, Cilt 4, s. 73 n. 2, 74; Ahmet C. Gazioğlu, (1990). The Turks in Cyprus, London, s. 98.
54 Captain Kitchner, (1885). Kitchener Map of Nicosia 1881-1885.
55 Kevork K. Keshishian, (1990). Nicosia, Capital of Cyprus Then and Now, Nicosia, ps. 217.
56 Bş. Bk. Ar. Cevdet Dahiliye No: 7666.
57 Haydar Çakkol, (1984). Kıbrıs'ta Osmanlı Dönemi Mimarlık Örnekleri, İ. T. Ü., Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, s. 125.
58 George Hill, A History of Cyprus, Cambridge, 1949, Vol. I, p. 6; Veronica-Tatton Brown, Ancient Cyprus, London, 1987, s. 7.
59 George Hill, a. g. e., Cilt I, s. 6.
60 Kıbrıs'taki su yapıları ile topluca bilgi için bkz. Netice Yıldız, (1996). Aqueducts in Cyprus, Journal for Cypriot Studies, Cilt: 2 / Sayı: 2, s. 89-111.
61 Netice Yıldız, (1995), Osmanlı Dönemi Kıbrıs Türk Mimari ve Sanatı, 9. Uluslararası Türk Sanatları Kongresi, 23-27 Eylül, İstanbul, Bildiriler, Ankara, Cilt. III, s. 524; Halil Sahillioğlu, (1967). Osmanlı İdaresinde Kıbrıs'ın İlk Yılı Bütçesi, Belgeler, Cilt, IV No: 7-8, Ankara, s. 17 n. 39.
62 2 Zilhicce 979 (A. D. 1572), Mühimme 16, No: 339; Netice Yıldız, (1995). Osmanlı Dönemi Kıbrıs Türk Mimari ve Sanatı, s. 524.
63 Mühimme 27, No: 676.
64 Captain Kitchener (1885). A Trigonometrical Survey of the Island of Cyprus executed and published ... under the direction of Captain H. H. Kitchener, R. E., Director of Survey, Hillshading by Lieut. S. C. N. Grant, R. E., 1882, Scale of one inch to one statue mile- 1 / 63, 360, London. 15 plates.
65 Emel Esin, (1974). "Kıbrıs'ta Türk Medeniyeti", Touring (TTOK Belleteni) Kıbrıs Özel Sayısı, İstanbul, No: 44 / 232, Ekim - Aralık s. 41.
66 Kevork Keshishian, (1990). Nicosia, s. 268.
67 The Cultural Heritage of Northern Cyprus, Its Protection and Preservation, Lefkoşa, 1992, Ed. and Published by Foreign Ministry, Turkish Republic of Northern Cyprus, s. 48­49. Dış İşleri Bakanlığı mensubu Sayın Ahmet Erdengiz de bu haberi doğrulamaktadır.
68 Bş. B. Ar., Kepeci Tasnifi, Ruus Defteri, No: 224.
69 Bş. B. Ar., Kepeci Tasnifi, Ruus Defteri, No: 224.
70 Mustafa Haşim Altan, (1986). Belgelerle Kıbrıs Vakıflar Tarihi, Lefkoşa, Cilt I, s. 472.
71 Bu bilgiyi veren ve Lefke'deki su kemerlerini bana gösteren Sn. Harid Fedai'ye teşekkür ederim.
72 Sir Samuel Baker, (1879). Cyprus as I Saw it in 1879, London, s. 222-3; Ahmet C. Gazioğlu, The Turks in Cyprus, s. 143.
73 Kıbrıs Vakıflar İdaresi Dosyaları, No: 115 / 94.
74 Kıbrıs Seferine katılan komutanlardan biri. Kıbrıs'ta Haremeyn-i vakıflarını kuran ilk Paşalardan biridir. Kıbrıs Vakıflar İdaresi Dosyaları, No: 48 / 1927, Kısım 2. Bir başka belgede ise Revan Beylerbeyi olan Haydar Paşa adlı bir kişiye ait vakıflardan söz edilmekte ve halen Kıbrıs'ta bulunan Haydar Paşa'ya ait gayr-ı menkullere hiç kimsenin müdahale etmemesi emredilmişti. Mühimme 48, No: 636 (9 Z / 990 (AD. 1583). Yine Haydar Paşa'nın oğluna ait Girne'de bulunan çiftlik ile Haydar Paşazade Zallı Mehmet Bey'e ait Lapta'da vakıf olan suyun kiralanması ile ilgili iki ayrı belge daha bu konuyu desteklemektedir.
75 Kıbrıs Vakıflar İdaresi Dosyaları, No: 77 / 94.
76 Kevork K. Kesishian, (1990). Nicosia, Capital of Cyprus, Then and Now, s. 268.
77 C. Roeburn C. B. E., D. Sc. Cyprus Water Supply and Irregation Department, Water Supply in Cyprus, Annual Report for 1946, Nıcosia, 1947, s. 6.
78 Mustafa Haşim Altan, (1986). Belgelerle Kıbrıs Vakıflar Tarihi, Lefkoşa, Cilt. I, s. 511.
79 TRNC, Department of Antiquities and Museums, (1988). Turkish Monuments in Cyprus, Lefkoşa, s. 33.
80 Sir Samuel Baker, (1879). Cyprus As I Saw it in 1879, London, s. 35 - 36; Ahmet C. Gazioğlu, (1990) The Turks in Cyprus, London, s. 142.
81 Alexander Drummond, (1754) Travels Trough Different Cities of Germany, Italy, Greece and Several Parts of Asia, London, s. 253.
82 George Hill, (1952). A History of Cyprus, Cilt 4, s. 76.
83 Bu planlar için bkz. Mustafa Haşim Altan, (1986). Belgelerle Vakıflar Tarihi, Lefkoşa, Cilt, I, s. 491 - 495. Bu planlar Milli Arşivde bulunan fotoğraflar arasında bulunmaktadır. Ancak, pek çok belgede olduğu gibi bu belgelerin asıllarına ait kayıt yapılmamış, belgelerin nereden kopyalandığı veya belge numarası belirtilmemiştir. Arşivin kurucusu ve müdürü Mustafa Haşim Altan, bu planları Başbakanlık Arşivi'nden sağlandığını belirtmektedir.
84 Bş. Bk. Ar. Bab-ı ali Evrak Odası Mümtaz Kalemi, Kıbrıs ve Bosna Kataloğu MTZ. Kb. 1338-3, 15 Dosya No: 1-A / 1-5, lef: 15; Netice Yıldız, (1992). Ottoman Period in Cyprus, A Glance at Turkish Architecture, New Cyprus February-March, s. 23; Netice Yıldız, (1995), Osmanlı Dönemi Kıbrıs Türk Mimari ve Sanatı, 9. Uluslararası Türk Sanatları Kongresi, 23-27 Eylül, İstanbul, Bildiriler, Ankara, Cilt. III, s. 524.
85 2 Zilhicce 979, Mühimme 16, No: 339.
86 Mühimme 23, No: 148, s. 73'de yer alan hükümde 8 Cemaziyelahir 981 (6 Aralık 1573) tarihli bir belgeye göre Kıbrıs Beylerbeyi ve Lefkoşa kadısına hitaben yazılan bir hükümde Lefkoşa'da gönüllüler Ağası Haydar'ın kiliseden tamir edip camiye çevirdiği mabedin yanında yaptırmak istediği çeşmeye müsaade olunmuştu.
87 Ali Bey, (1816). The Travels of Ali Bey, in Morocco, Tripoli, Cyprus, Egypt, Arabia, Syria and Turkey between the years 1803 and 1807, Vol. I, Pl. XVII. s. 218. Bu levhanın tarifi için bkz. Netice Yıldız (1999). Illustrated Books and Manuscripts on Cyprus, Second International Congress For Cyprus Studies 24-27 November 1998, Volume Ib Papers Presented in English Economics - Miscelleneous, s. 650.
88 Yusuf Sarınay (ed. ) (2000), Osmanlı İdaresinde Kıbrıs, Nüfüsu - Arazi Dağılımı ve Türk Vakıfları, Ankara. s. 48, 235.
89 Ronald C. Jennings, (1993). Christians and Muslims in Ottoman Cyprus and the Mediterranean World, 1571-1640, New York, s. 284.
90 Mustafa Haşim Altan, (1986). Belgelerle Kıbrıs Vakıflar Tarihi, Lefkoşa, Cilt I, s. 546­548.
91 Bkz. Mühimme 14, No: 837.
92 Mühimme 42, No: 290.
93 İsmet Parmaksızoğu, (1964). Kıbrıs Sultan İkinci Mahmud Kütüphanesi, Ankara, s. 5.
94 A. g. e., s. 5.
95 Yusuf Sarınay (ed. ) (2000), Osmanlı İdaresinde Kıbrıs, Nüfüsu - Arazi Dağılımı ve Türk Vakıfları, Ankara. s. 131.
96 Oktay Aslanpa, (1975). Kıbrıs'da Türk Eserleri, İstanbul, s. 20.
97 bkz. Fikret Çuhadıroğlu ve Filiz Oğuz, (1975). Kıbrıs'ta Türk Eserleri. Turkish Historical Monuments in Cyprus, Vakıflar, Rölöve ve Restorasyon Dergisi, No. 2, 1975, s. 6.
98 Louis Salvator, (Archduke), (1983). Levkosia, The Capital of Cyprus, London, s. 49.
99 Bş. B. Ar., Kamil Kepeci Tasnifi Ruus Defteri No: 226, s. 63.
100 Yusuf Sarınay (ed. ) (2000), Osmanlı İdaresinde Kıbrıs, Nüfüsu - Arazi Dağılımı ve Türk Vakıfları, Ankara. s. 131.
101 A. e., s. 333.
102 Bş. Bk. Ar. Cevdet - Nafia VesikalarıFihristi, No: 25 and 594.
103 Bş. Bk. Ar. Cevdet - Nafia VesikalarıFihristi, No: 1813.
104 Excerpta Cypria, s. 405.
105 Mühimme 23, No: 228.
106 Bkz. Ronald C. Jennings, (1993). Christians and Muslims in Ottoman Cyprus and the Mediterranean World, 1571-1640, New York, s. 46, 313, 314.
107 George Jeffery, (1918 [1983]). A Description of the Historic Monuments of Cyprus, s. 98.
108 Yusuf Sarınay (ed. ) (2000), Osmanlı İdaresinde Kıbrıs, Nüfüsu - Arazi Dağılımı ve
Türk Vakıfları, Ankara. s. 221, 230, 236, 247, 299, 337, 340.
109 Muzaffer Paşa, Lefkoşa'nın fethinden hemen sonra atanan ilk Beylerbeyi olup sadece bir yıl bu görevde kalmış ve 4 Rebiülahir 979 tarihinde ise Trablusşam Beylerbeyliğine atanmış, onun yerine Sinan Paşa Kıbrıs Beylerbeyliği'ne getirilmişti. Halil Sahilloğlu, a. g. m. s. 7 Şevval 980'de onun da vefat etmesi üzerine Şevval 985'kada bu görevi Cafer Paşa yürütmüştür. Mühimme 21 s. 562 ve Mühimme 30 s. no 801 numaralı hükümlerden o yılların Beylerbeyilerinin isimlerini izleyebiliyoruz.
110 Gönül Öney, (1971). Lefkoşe'de Büyük Han ve Kumarcılar Hanı, Milletlerarası Birinci Kıbrıs Tetkikleri Kongresi (14-19 Nisan 1969) Türk Heyeti Tebliğleri, Ankara, s. 271-275; 276-282, Pl. I, II; Oktay Aslanapa, (1975). Kıbrıs'da Türk Eserleri, İstanbul, s. 15-16.
111 A. e., s. 16., Gönül Öney, a. g. m., s. 274, 280-281, Pl. V, VI.
112 18 Zilhicce 979 tarihli Kıbrıs Beylerbeyi ve Defterdarına yazılan bir hükümle Magosa'da olan Aya Nikola kilisesinin camiye çevrilmiş olduğu, diğer otuz bir kiliseden Aya Yorgi Kilisesi evkafı ile beraber reayaya terkedilip, bütün kilise evkafının kiliseleri ile beraber satılarak bedelinin hazineye verilmesi ve cami'inin masrafına yetecek evkafın alıkonması istenmişti. Mühimme 16, No: 304.
113 H. Sahillioğlu, (1967). "Osmanlı İdaresinde Kıbrıs'ın İlk Yılı Bütçesi", Belgeler, Cilt: lV, sayı: 7-8, Ankara, 1969, s. 18; Mühimme 12, No: 1211.
114 Camille Enlart, (1987). Gothic Art and the Renaissance in Cyprus, Ed. and tr. By David Hunt, London, s. 91.
115 Son birkaç yıl içinde vakıflar tarafından değişik yerlerde yapılan camilere ikişer minare yapılmış, bunlardan henüz camisi tamamlanmayan Magosa Camisi'nde aşırı derecede ince ve uzun iki minare izleyenleri adeta şaşkına çevirmektedir.
116 Ronald C. Jennings, (1993). Christians and Muslims in Ottoman Cyprus and the Mediterranean World, 1571-1640, New York. s. 55-56.
117 George Jeffery, (1918 [1983]), A Description of the Historic Monuments of Cyprus, Nicosia, s. 39.
118 Ronald C. Jennings, (1993). Christians and Muslims in Ottoman Cyprus and the Mediterranean World, 1571-1640, New York, s. 55.
119 Gwynneth der Parthog, (1995) Byzantine and Medieval Cyprus, Nicosia. s. 190; Kevork K. Keshishian, (1990). Nicosia, Capital of Cyprus Then and Now, Nicosia. s. 190.
120 Bş. B. Ar., Cevdet - Evkaf No: 8649.
121 Claude Deleval Cobham (1908 [1986]), (çv. ve ed. ), Excerpta Cypria, Materials for a History of Cyprus. Cambridge. 'den naklen, A. C. Gazioğlu, (1989). The Turks in Cyprus, London, s. xiii, 43.
122 Ronald C. Jennings, (1993). Christians and Muslims in Ottoman Cyprus and the Mediterranean World, 1571-1640, New York, p. 50.
123 Oktay Aslanapa, (1975). Kıbrıs'da Türk Eserleri, İstanbul, s. 6.
124 Abdüsselam Uluçam, (1993). Kıbrıs'taki Türk Eserlerinin Mimari Özelliği, Kıbrıs'ın Dünü - Bugünü Uluslararası Sempozyumu, Gazimağusa 28 Ekim - 2 Kasım 1991, K. K. T. C.
Doğu Akdeniz Üniversitesi ve T. C. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Yayınları No: 8., s. 178.
125 Fikret Çuhadıroğlu - Filiz Oğuz, (1975). Kıbrıs'ta Türk Eserleri, Rölöve ve Restorasyon Dergisi, Vakıflar Genel Müdürlüğü Yayınları, Sayı: 2, Ankara, s. 4. çizim: 8.
126 Bş. Bk. Ar. Cevdet - Evkaf, No: 7114.
127 Ali Süha, (1971). Turkish Education in Cyprus, The First International Congress of Cypriot Studies, Milletlerarası Birinci Kıbrıs Tetkikleri Kongresi), 14-19 Nisan, 1969, Türk Heyeti Tebliğleri, Ankara, s. 235, 239.
128 Belgede medresede müderris ve müftü olan Mevlana Nurullah'dan şikayet edildiğini, bu konuda teftiş yapmaları istenmektedir. Mühimme 34, No: 422.
129 Bş. Bk. Ar. Maliyeden Müdevver Defterler, No: 423.
130 Le C. en Cassas, (1799). Voyage Pittoresque de la Syrie, De la Phoenice, De la Palestine, et de la Basse Aegypt, Vol. III. Paris. Pl. 101.
131 Ali Nesim, (1987). Batmayan Eğitim Güneşlerimiz, Lefkoşa. s. 323.
132 Oktay Aslanapa, (1975). Kıbrıs'da Türk Eserleri, İstanbul, s. 11.
133 Geoffrey Roper (ed. ) (1992) World Survey of Islamic Manuscripts, London, Cilt: 1, s. 170. İki ciltten oluşan bu araştırma kitabının 1. cildinin 167-171. sayfalarında yer alan da Kıbrıs el yazmaları ile ilgili bilgide Hadi Sharifi'nin 1991 yılında yaptığı araştırma sonucunda Girne'deki Milli Arşiv ve Araştırma Merkezi'nin yaklaşık 200, Lefkoşa'dan Costas P. Kyrri kolleksiyonunun 7, Demetrios Michaelides kolleksiyonun 2, Laleli Camii'nin yaklaşık 160, Leventis Belediye Müzesi'nin 1, Rum tarafındaki Devlet Arşivi'nin 6, Selimiye Camii'nin 230 civarında, Sultan II. Mahmut Kütüphanesinin 1244, Vakıflar Arşiv Kolleksiyonunun 70 el yazmaları yanında, Kykkos Manastır Araştırma Merkezi'nin 1000'den fazla, Kykkos Manastırı Kütüphanesi'nin ise 1, 058 Osmanlıca Dökümanı bulunmakta idi.
134 İsmet Parmaksızoğlu, (1964). Kıbrıs Sultan İkinci Mahmud Kütüphanesi, Ankara s. 5. ISAR'ın yayınladığı katalogda ise 1253 yazma kaydedilmişir.
135 A.e., s. 5.
136 Bu mahallerin isimleri için bkz. George Jeffery, (1918 [1983]), A Description of the Historic Monuments of Cyprus, Nicosia, s. 32-33.
137 A.e., s. 104.
138 Mühimme 18, No: 129; Mühimme 19, No.: 374.
139 Mühimme 27, No: 128.
140 Mühimme 12, No: 1211.
141 Kevork K. Keshishian, (1990). Nicosia, Capital of Cyprus Then and Now, Nicosia. s. 64; George Jeffery, (1918 [1983]), A Description of the Historic Monuments of Cyprus, Nicosia, s. 88; Le Chevalier Dominique Januen, (1785). Histoire Generale Des Roiaumes de Chypre de Jerusalem, A Leide, Cilt. II, s. 1074-75.
142 C. D. Cobham, (1908 [1986]). Excerpta Cypria, Cambridge, s. 255.

143 Giovanni Maritti, (1909[1971]). Travels in the Island of Cyprus, (Translated from Italian by Claude Deleval Cobham), Cambridge, (reprinted), London, s. 49.
144 William Turner, (1920). Journal of a Tour in the Levant, London, Cilt II, s. 555.
145 Ali Bey, (1816). Travels in Morocco, Tripoli, Cyprus, Egypt, Arabia, Syria and Turkey, London, Cilt, I, s. 263, 289.
146 Ronald C. Jennings, (1993). Christians and Muslims in Ottoman Cyprus and the Mediterranean World, 1571-1640, New York, s. 136-137.
147 Hıfsiye Pulhan, İbrahim Numan, (2001). Living Patterns and Spatial Organisation of the Traditional Cyprus Turkish House, Open House International Vol. 26, No: 1., s. 35.
148 Basil Stewart, (1908). My Experiences of Cyprus, London, S. 108.
149 Mahmut İslamoğlu, (1984). Ülkemiz ve Kültürümüz, Lefkoşa, s. 54.
150 Yusuf Sarınay (ed. ) (2000), Osmanlı İdaresinde Kıbrıs, Nüfüsu - Arazi Dağılımı ve Türk Vakıfları, Ankara. s. 220, 233.
151 İbrahim Numan, Hıfsiye Pulhan, Özgür Dinçyürek, (2000), Culture as a Determinant of Identity of the Two Walled Cities of Cyprus, Post Preceedings, World Congress on Environmental Design for the New Millenium, Soul, Korea. s. 494.
152 Kıbrıs'da Osmanlı dönemi evleri için bkz. Netice Yıldız, (1998) Ottoman Houses in Cyprus", Proceedings on the International Symposium on The Ottoman Houses, Papers from the Amasya Symposium, 24-27 September 1996, s. 79-88, pl. 10. 1-8.
153 Bş. Bk. Ar., Mühimme D. No13, No: 1127; Netice Yıldız, (1995). "Osmanlı Dönemi Kıbrıs Türk Mimari ve Sanatı" 9. Milletlerarası Türk Sanatları Kongresi, Eylül 1991, Cilt. III, Ankara, s. 522.
154 Bş. B. Ar., Maliyeden Müdevver Defterler, D. No: 423, Ruznamçe Defteri, varak 9, 22, 35; Netice Yıldız, a. g. m, s. 522.
155 Giovanni Maritti, (1909[1971]). Travels in the Island of Cyprus, (Translated from Italian by Claude Deleval Cobham), Cambridge, (reprinted), London, s. 43.
156 A. e., s. 233.
157 C. D. Cobham, (1908 [1986]). Excerpta Cypria, Cambridge, s. 387.
158 Dr. Ludwig Ross, (1910). A Journey to Cyprus, (February and March 1845), Çevr. Claude Deleval Cobham), Nicosia, s. 24.
159 Netice Yıldız, (1995) "Kıbrıs'ta Kapıların Öyküsü", The Story of Doors in Cyprus (Rauf R. Dentaş, Kapılar - The Doors), Lefkoşa, s. 6, 8.; Netice Yıldız, (1994. ) Kıbrıs'ta Müzecilik ve Kıbrıs Türk Müzeleri, II. Müzecilik Semineri Bildiriler, 19-23 Eylül 1994. Askeri Müze ve Kültür Sitesi Komutanlığı, Harbiye - İstanbul. s. 159.
160 Claude Deleval Cobham, (1908 [1986]). Excerpta Cypria, Cambridge, s. 176.
161 Yusuf Sarınay (ed. ) (2000), Osmanlı İdaresinde Kıbrıs, Nüfüsu - Arazi Dağılımı ve Türk Vakıfları, Ankara. s. 219.
162 Louis Salvator (Archduke of Austria), Levkosia, The Capital of Cyprus, with 15 engravings by the author, Reprinted from his original account of a visit to the island in 1873, Trigraph, London, 1983, s. 24-26.
163 Haşmet M. Gürkan, (1982). Kıbrıs Tarihinden Sayfalar, Lefkoşa, s. 106-107.
164 Ronald C. Jennings, (1993). Christians and Muslims in Ottoman Cyprus and the Mediterranean World, 1571-1640, New York, s. 174 - 175.
165 Alexander Drummond, (1754). Travels Through Different Cities of Germany, Italy, Greece and Several Parts of Asia As Far As the Banks of the Euphrates, London, s. 140.
166 Bkz. Mrs. Scott-Stevenson, (1880). Our Home in Cyprus, London, s. 94-97.
167 Bkz. Claude Deleval Cobham, (1908 [1986]). Excerpta Cypria, Cambridge, s. 386­387.
168 Bab-ı ali evrak Odası, Mümtaze Kalemi, Kıbrıs ve Bosna Kataloğu, 1310-1337, Dosya No: 2.
169 Yusuf Sarınay (ed. ) (2000), Osmanlı İdaresinde Kıbrıs, Nüfüsu - Arazi Dağılımı ve Türk Vakıfları, Ankara. s. 270.
170 Cevdet Çağdaş, (l965). Kıbrıs'da Türk Devri Eserleri, Lefkoşa, s. 17.
171 A. e., s. 17.
172 Mübahat Kütükoğlu, (1983), Osmanlılarda Narh Müessesesi ve 1640 Tarihli Narh Defteri, İstanbul, 1983, s. 148.
173 Ronald C. Jennings, (1993). Christians and Muslims in Ottoman Cyprus and the Mediterranean World, 1571-1640, New York, s. 286, 331.
174 Netice Yıldız, (1995) Osmanlı Dönemi Kıbrıs Türk Mimarisi ve Sanatı, Uluslararası Türk Sanatları Kongresi, Eylül, 1991, Ankara, III. Cilt, s. 526.
175 A. e., s. 303.
176 Sir Harry Luke, ([1921] 1989), Cyprus Under the Turks (1571-1878), Nicosia, s. 234-235.
177 Mrs. Lewis, (1894). A Lady's Impression of Cyprus in 1893, London, s. 180, 196, 197, 202.
178 Bkz. Cyprus Gazette, 19 Mayıs 1905, s. 5626 - 5636, 5727.
179 A. e., s. 5626.
180 Bkz. Netice Yıldız, (1987). İngiliz - Osmanlı Sanat Eseri Alış Verişi (1583-1914),
İstanbul Üniversitesi, Yayınlanmamış Doktora Tezi. 2 Cilt.
181 Kevork Keshishian, (1990). Nicosia, Capital of Cyprus Then and Now, Nicosia, s. 223.
182 Şükrü Sina Gürel, (1984). Kıbrıs Tarihi (1878-1960), Ankara, Cilt I, s. 60-61: George Hill, (1949). A History of Cyprus, Cambridge, Cilt IV, s. 607, 609. 611.
183 George Jeffery, (1906), Notes On Cyprus 1905, Journal of the Royal Institute of the British Architects, November, 1905, Oct. 1906, Vol. XIII, third series, London, s. 481.
184 Edward I'Anson, (1883). Medieval and Other Buildings in the Island of Cyprus, Royal Institute of British Architects, The Transactions Session 1882-83, London, s. 13-31.
185 I'Anson'un burada bahsettiği Arap mimarisi gerçekte Türk mimarisi olmalı idi.
186 Edward I'Anson, a. g. e., s. 18, 19.
187 George Jeffery, (1906). "Notes On Cyprus 1905", Journal of the Royal Institute of the British Architects, November, 1905, Oct. 1906, Vol. XIII, third series, London, s. 493.
188 Ronald Storrs, (1937 [1943]). Orientations, London, s. 470.
189 Bkz. Cyprus Gazette, (1905). 19th May, s. 5626-5627.

Akalay, Zeren, (1972). Osmanlı Tarihi İle İlgili Minyatürlü Yazmalar (Şahnameler ve Gazanameler), İ. Ü., Basılmamış Doktora Tezi, İstanbul.

Ali Bey, (1816). The Travels of Ali Bey, in Morocco, Tripoli, Cyprus, Egypt, Arabia, Syria and Turkey Between the Years 1803 and 1807, London. Vol. I.

Altan, Mustafa Haşim, (1986). Belgelerle Kıbrıs Vakıflar Tarihi, II. Cilt, Lefkoşa.

Aslanapa, Oktay, (1975). Kıbrıs'da Türk Eserleri, İstanbul.

Aslanapa, Oktay, (1986). Osmanlı Devri Mimarisi, İstanbul.

Baker, Sir Samuel, (1879). Cyprus As I Saw it in 1879, London.

Binark, İsmet, (ed. ) (1996). 12 Numaralı Mühimme Defteri (978-979 / 1570-1572), III Cilt, Ankara.

Bk. Ar. Cevdet - Nafia Vesikaları Fihristi, No: 1813.

Bş. B. Ar., (Başbakanlık Arşivi, İstanbul) Cevdet - Evkaf No: 8649; No: 7114. Bş. B. Ar., Kamil Kepeci Tasnifi, Ruus Defterleri No: 226; No: 224. Bş. B. Ar., Maliyeden Müdevver D. No: 423 Ruznamçe Defteri.

Bş. Bk. Ar. Bab-ı ali Evrak Odası Mümtaz Kalemi, Kıbrıs ve Bosna Kataloğu MTZ. Kb. 1338­3, 15 Dosya No: 1-A / 1-5, lef: 15;.

Bş. Bk. Ar. Bab-ı ali evrak Odası, Mümtaze Kalemi, Kıbrıs ve Bosna Kataloğu, 1310-1337, Dosya No: 2.

Bş. Bk. Ar. Cevdet - Nafia Vesikaları Fihristi, No: 25; No: 594. Bş. Bk. Ar. Cevdet Dahiliye No: 7666.

Bş. Bk. Ar. Maliyeden Müdevver Defterler, D. No: 2048.; D. No: 423.

Bş. Bk. Ar. Mühimme (Mühimme Defterleri): Mühimme 8, No: 117Mühimme 11, No: 203.; Mühimme 12, No: 1211.; Mühimme 13, No: 1127; Mühimme 14, No: 727, No: 837; Mühimme 16, No: 304; No: 339; Mühimme 18, No: 129; Mühimme 19, No: 288, No: 374; Mühimme 21, No: 136, No: 562; Mühimme 23, No: 148, No: 228, No: 742; Mühimme 27, No: 128, No: 676; Mühimme 30, No: 801; Mühimme 34, No: 214, No. 422, 593.; Mühimme 35, No: 181, 742; Mühimme 36, No: 754; Mühimme 40, No: 707; Mühimme 42, No: 290; Mühimme 48, No: 636.

Çağdaş, Cevdet, (l965). Kıbrıs'da Türk Devri Eserleri, Lefkoşa.

Çakkol, Haydar, (1984). Kıbrıs'ta Osmanlı Dönemi Mımarlık Örnekleri, İ. T. Ü., Basılmamış Yüksek Lisans Tezi.

Captain Kitchener (1885). A Trigonometrical Survey of the Island of Cyprus executed and published by command of H. e. Jajor General Sir R. Biddulph, K. C. M. G., C. B., R. A., High-Commisioner under the direction of Captain H. H. Kitchener, R. E., Director of Survey, Hillshading by Lieut. S. C. N. Grant, R. E., 1882, Scale of one inch to one statue mile- 1 / 63, 360, London.

Captain Kitchner, (1885). Kitchener Map of Nicosia 1881-1885- Plan of the Town. London.

Cassas, Le C. en, (1799). Voyage Pittoresque de la Syrie, De la Phoenice, De la Palestine, et de la Basse Aegypt, Vol. III. Paris.

Çelebi, Katip, (1989). Tuhfet'ül Kibar fi Esfari'l Bihar, Neşr. Orhan Şaik Gökyay, II Cilt, İstanbul.

Cobham, Claude Deleval, (1908 [1986]), (çv. ve ed. ), Excerpta Cypria, Materials for a History of Cyprus. Cambridge.

Çuhadıroğlu, Fikret, ve Oğuz, Filiz, (1975). Kıbrıs'ta Türk Eserleri. Turkish Historical Monuments in Cyprus, Vakıflar, Rölöve ve Restorasyon Dergisi, Vakıflar Genel Müdürlüğü Yayınları, Sayı: 2, 1975, s. 1-76.

Cyprus Gazette (1905). A Law: To Consolidate and Amend the Law Relating to the Ancient Monuments and Antiquities of Cyprus and to Provide Museums. The Cyprus Gazette Suplement, 19th May 1905, Government Printing Office Publ., Nicosia, s. 5626-5636, 5727.

Drummond, Alexander, (1754). Travels Through Different Cities of Germany, Italy, Greece and Several Parts of Asia As Far As the Banks of the Euphrates, London.

Enlart, Camille, (1987). Gothic Art and the Renaissance in Cyprus, Ed. and tr. By David Hunt, London.

Esin, Emel, (1974). Kıbrıs'ta Türk Medeniyeti, Touring (TTOK Belleteni) Kıbrıs Özel Sayısı, No: 44 / 232, Ekim - Aralık. İstanbul, s. 32-44.

Feth-i Cezire-i Kıbrıs, T. K. Revan 129, v. 85, (T. K. Topkapı Sarayı Kütüphanesi'nin kısaltılmışıdır. ).

Foreign Ministry, Turkish Republic of Northern Cyprus (ed. ), (1992), The Cultural Heritage of Northern Cyprus, Its Protection and Preservation, Lefkoşa.

Gazioğlu, Ahmet C., (1990) The Turks in Cyprus, London.

Gürel, Şükrü Sina, (1984). Kıbrıs Tarihi (1878-1960), 2 Cilt, Ankara.

Gürkan, Haşmet M., (1982). Kıbrıs Tarihinden Sayfalar, Lefkoşa.

Hill, George, (1949-1972). A History of Cyprus, 4 Cilt, Cambridge.

I'Anson, Edward, (1883). Medieval and Other Buildings in the Island of Cyprus, Royal Institute of British Architects, The Transactions Session 1882-83, London. s. 13-31.

İhsanoğlu, Ekmeleddin, (1994). Osmanlı Devleti ve Medeniyeti Tarihi, II Cilt, İstanbul.

İnalcık, Halil, (1969) Ottoman Policy and Administration in Cyprus After The Conquest, Milletlerarası Birinci Kıbrıs Tetkikleri Kongresi (14-19 Nisan 1969) Türk Heyeti Tebliğleri, Ankara.

İslamoğlu, Mahmut, (1984). Ülkemiz ve Kültürümüz, Lefkoşa.

Januen, Le Chevalier Dominique, (1785). Histoire Generale Des Roiaumes de Chypre de Jerusalem, III Cilt, A Leide.

Jeffery, George, (1906), Notes On Cyprus 1905, Journal of the Royal Institute of the British Architects, November, 1905, Oct. 1906, Vol. XIII, third series, London, s. 481-493.

Jeffery, George, (1918 (1983), A Description of the Historic Monuments of Cyprus, London, (Reprinted), Nicosia.

Jennings, Ronald C. (1993). Christians and Muslims in Ottoman Cyprus and the Mediterranean World, 1571-1640, New York.

Keshishian, Kevork K., (1990). Nicosia, Capital of Cyprus Then and Now, Nicosia.

Kıbrıs Vakıflar İdaresi Dosyaları, No: 115 / 94.

Kıbrıs Vakıflar İdaresi Dosyaları, No: 77 / 94.

Kıbrıs Vakıflar İdaresi Dosyaları, No: 48 / 1927, Kısım 2.

Kırzıoğlu, Fahrettin (1989). Fotoğraflarla Kıbrıs Türk İslam Kitabeleri, Arkaik Dönemden Bügüne Kıbrıs'ta Türk Kültürü ve Turizm Politikası Sempozyumu, 30-31 Ekim-1 Kasım 1989, Atatürk Kültür Merkezi, Lefkoşa, s. 52-74.

Kütükoğlu, Mübahat, (1983), Osmanlılarda Narh Müessesesi ve 1640 Tarihli Narh Defteri, İstanbul.

Lewis, Mrs. (1894). A Lady's Impression of Cyprus in 1893, London.

Louis Salvator (Archduke of Austria), (1983). Levkosia, The Capital of Cyprus, with 15 engravings by the author, (Reprinted from his original account of a visit to the island in 1873), Trigraph, London.

Luke, Sir Harry, ([1921] 1989), Cyprus Under the Turks 1571-1878, Nicosia.

Maritti, Giovanni, (1909[1971]). Travels in the Island of Cyprus, (Translated from Italian by Claude Deleval Cobham), Cambridge, (reprinted), London.

Nesim, Ali, (1987). Batmayan Eğitim Güneşlerimiz, Lefkoşa.

Numan, İbrahim; Pulhan, Hıfsiye; Dinçyürek, Özgür, (2000), Culture as a Determinant of Identity of the Two Walled Cities of Cyprus, Post Preceedings, World Congress on Environmental Design for the New Millenium, Soul, Korea. s. 494.

Öney, Gönül, (1971). Lefkoşe'de Büyük Han ve Kumarcılar Hanı, Milletlerarası Birinci Kıbrıs Tetkikleri Kongresi (14-19 Nisan 1969) Türk Heyeti Tebliğleri, Ankara., s. 271-297, Pl. I-VII.

Pakalın, Mehmet Zeki, (1983). Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, III Cilt, İstanbul.

Parmaksızoğlu, İsmet, (1964). Kıbrıs Sultan Ikinci Mahmud Kütüphanesi, Ankara.

Parthog, Gwynneth der, (1995) Byzantine and Medieval Cyprus, Nicosia.

Pulhan, Hıfsiye Numan, İbrahim, (2001). Living Patterns and Spatial Organisation of the Traditional Cyprus Turkish House, Open House International Vol. 26, No: 1. s. 34-41.

Roeburn, C. C. B. E., D. Sc., (1947). Cyprus Water Supply and Irregation Department, Water Supply in Cyprus, Annual Report for 1946, Nicosia.

Roper, Geoffrey, (ed. ) (1992) World Survey of Islamic Manuscripts, 2 Cilt, London.

Ross, Dr. Ludwig, (1910). A Journey to Cyprus, (February and March 1845), Çevr. Claude Deleval Cobham), Nicosia.

Sahillioğlu, Halil, (1967). Osmanlı İdaresinde Kıbrıs'ın İlk Yılı Bütçesi, Belgeler, Cilt: lV, sayı: 7-8, Ankara, 1969, s. 1-33.

Sarınay, Yusuf, (ed. ) (2000), Osmanlı İdaresinde Kıbrıs, Nüfusu - Arazi Dağılımı ve Türk Vakıfları, Ankara.

Scott-Stevenson, Mrs., (1880). Our Home in Cyprus, London.

Selaniki Mustafa Efendi, (1989). Tarih-i Selaniki 971-1003 / 1563- 1595), Neşr. Prof. Dr. Mehmet İpşirli, İstanbul, C. I.

Şeşen, Ramazan - Altan, Mustafa Haşim - İzgi, Cevat, (1415 / 1995). Kıbrıs İslam Yazmaları Kataloğu, ISAR İstanbul.

Stewart, Basil, (1908). My Experiences of Cyprus, London.

Storrs, Ronald, (1937 [1943]). Orientations, London.

Süha, Ali, (1971). Turkish Education in Cyprus, The First International Congress of Cypriot Studies, Milletlerarası Birinci Kıbrıs Tetkikleri Kongresi), 14-19 Nisan, 1969, Türk Heyeti Tebliğleri, neşr. Halil İnalcık, Ankara, s. 221-252.

Tatton-Brown, Veronica (1987). Ancient Cyprus, London.

TKS (Topkapı Sarayı Müzesi Arşivi) A. 3595 v. 119a, 122a, 125.

TKS. 9419 / 20.

TRNC, Department of Antiquities and Museums, (1988). Turkish Monuments in Cyprus, Lefkoşa.

Turan, Şerafettin, (1958). Lala Mustafa Paşa Hakkında Notlar, Belleten, Cilt XXll sayı 88, Ekim. 1958, s. 551 - 592.

Turner, William, (1920). Journal of a Tour in the Levant, London.

Uluçam, Abdüsselam, (1993). Kıbrıs'taki Türk Eserlerinin Mimari Özelliği, Kıbrıs'ın Dünü -Bugünü Uluslararası Sempozyumu, Gazimağusa 28 Ekim - 2 Kasım 1991, K. K. T. C. Doğu Akdeniz Üniversitesi ve T. C. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Yayınları No: 8., s. 173-200.

Yıldız, Netice, (1987). İngiliz - Osmanlı Sanat Eseri Alış Verişi (1583-1914), İstanbul Üniversitesi, Yayınlanmamış Doktora Tezi, İstanbul. 2 Cilt, İstanbul.

Yıldız, Netice, (1992). Ottoman Period in Cyprus, A Glance at Turkish Architecture, New Cyprus, February-March 1992, s. 22-27.

Yıldız, Netice, (1994. ) Kıbrıs'ta Müzecilik ve Kıbrıs Türk Müzeleri, II. Müzecilik Semineri Bildiriler, 19-23 Eylül 1994.

Askeri Müze ve Kültür Sitesi Komutanlığı, Harbiye - İstanbul. s. 158­161.

Yıldız, Netice, (1995) Kıbrıs'ta Kapıların Öyküsü, The Story of Doors in Cyprus (Rauf R. Dentaş, Kapılar - The Doors - Fotoğraf Albümü), Lefkoşa, s. 5-8.

Yıldız, Netice, (1995), Osmanlı Dönemi Kıbrıs Türk Mimari ve Sanatı, 9. Uluslararası Türk Sanatları Kongresi, 23-27 Eylül, İstanbul, Bildiriler, Cilt. III, s. 521-532. Ankara.

Yıldız, Netice, (1996). Aqueducts in Cyprus, Journal for Cypriot Studies, Cilt: 2 / Sayı: 2, s. 89-112.

Yıldız, Netice, (1998). Ottoman Houses in Cyprus", Proceedings on the International Symposium on The Ottoman Houses, Papers from the Amasya Symposium, 24-27 September 1996, The British Institute of Archaeology at Ankara and the University of Warwick, BIAA Monographs 26, s. 79 - 88, pl. 1-10.

Yıldız, Netice, (1999). Illustrated Books and Manuscripts on Cyprus, Second International Congress For Cyprus Studies 24-27 November 1998, Volume Ib Papers Presented in English Economics - Miscelleneous, s. 639-661.

Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv     
4383 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın