• Anasayfa
  • https://www.facebook.com/tarihtarihcemiyeti/
  • https://twitter.com/ttcemiyeti
TAVSİYE KİTAP
Kırgız Halkı ve Geleneksel Kültürleri / Prof. Dr. Aydarbek S. Koçkunov

Kırgızlar, kendi adlarını taşıyan Kırgızistan Cumhuriyeti'nin en büyük etnik grubunu oluşturmaktadırlar. Kazakistan, Çin Halk Cumhuriyeti, Tacikistan ve Özbekistan devletleriyle sınırları bulunmakta ve orta Asya'nın doğusunda yer almaktadır. Ülkede konuşulan dil, Kırgız Türkçesidir. 1999 yılında yapılan ilk nüfus sayımı verilerine göre, toplam nüfusun (4. 822 938) %65'ini Kırgızlar oluşturmaktadır. Toplam nüfusun %13.8'ini oluşturan Özbekler ve %12.5'ini oluşturan Ruslar ülkede yaşayan 100'e yakın etnik grup içinde önemli paya sahiptirler.1

Ayrıca, Özbekistan, Çin Halk Cumhuriyeti, Tacikistan, Afganistan, Rusya Federasyonu ve Türkiye Cumhuriyeti'nde de Kırgızlar yaşamaktadır, diğer yandan Kırgızlar, Çin Halk Cumhuriyeti ve Tacikistan'da yerel yönetim hakkına da sahiptirler. Dini inançları açısından Kırgızlar, Sünni Müslüman geleneğini temsil etmektedirler.

XIX. yüzyılın ortalarından XX. yüzyılın başlarına kadar Rusya İmparatorluğu'nun bir parçası olan Kırgızistan, daha sonra Rusya'nın önderliğinde kurulan SSCB'ye dahil edilerek bir SSCB cumhuriyeti kimliği almıştır. Diğer SSCB cumhuriyetleriyle birlikte acı bir sosyalizm deneyimi yaşayan Kırgızistan, SSCB'nin dağılmasıyla 31 Ağustos 1991'de bağımsızlığını ilan etmiştir.

Demokratik bir ülke olarak dünya devletleri arasında kendine yer edinen Kırgızistan Cumhuriyeti bugün milli kimliğini etnik ve kültürel değerlerini etkileyen küreselleşme sürecinin negatif etkilerini üzerinde hissetmektedir. Bu kaçınılmaz olup bütün dünya ülkelerinde görülmektedir. Kırgızistan Cumhuriyeti'nin aradığı çözüm küreselleşmenin getirdiği negatif etkileri (aile kurumunun yok olmaya yüz tutması, büyüklere saygının azalması, aile içi münakaşalar, uyuşturucu, AIDS vb. hastalıkların yayılması) en aza indirgemenin yolundadır. Kırgız halkının sahip olduğu kültürel değerler yeni neslin gelişimi için unutulmamalı ve yeni nesle aktarılmalıdır. Bu kültür kendi değerlerinden taviz vermeden modern uygarlığın getirdiği yenilikleri bir arada yaşayabilecek bir yapıya sahiptir.

Ana çizgileri itibariyle Kırgız örf ve adetleri modern teknolojik uygarlık içinde de halkın genel kültürünü organik bir parçasını oluşturur. Doğal olarak XX. yüzyılın başlarında halk kültürleri, teknolojik, sosyoekonomik gelişmelerin etkisiyle büyük değişimlere uğramıştır. Birçok örf ve adet unutulmuş, günlük hayatımızdaki geçerliliklerini kaybetmiştir. Oysa Kırgız halkının temel etnik özelliğini taşıyan gelenekler korunmuş ve hatta daha da geliştirilmiştir. Bu kültür zor ve uzun bir tarihi süreçten geçmiştir. Kırgızların kültürleri ana hatlarıyla etnik ve kültürel açıdan genel Türk kültürü ile sıkı bir etkileşim içinde olup, hayvancılık ve göçebe yaşam tarzı etkileriyle şekillenmiştir.

Daha iyi otlak ve su menbaları arayan gruplar sürekli yer değiştirmiştir. Bu işi yaparken ister akraba, ister yabancı kabilelerle ticari, ekonomik ilişkiler kurmuşlardır. Hatta karşılıklı evlilik ilişkilerine bile gidilmiştir. Böylece kültürel, bilimsel ve iş deneyimi açısından yaşanan karşılıklı alışverişler, tarım ve teknolojik gelişmeleri de beraberinde getirmiştir.

Kırgız halk kültürü, göçebe hayat tarzına ideal uyum sağlamıştır. Bu kültürün fertleri ailesinin ve kendisinin güvenliğini sağlamak ve hayatını devam ettirebilmek için bir takım maddi değerler yaratmaya yönelmiştir.

Manevi kültür, örf ve adetler tarih içinde hep kendini yenilemiş, bazen ise kökten değişikliklere uğramıştır. Bunlara dini inanç, defin törenleri, sosyal ve ekonomik ilişkiler örnek olarak gösterilebilir. Bir bütün olarak Kırgız halk kültürü, Kırgız yaşam tarzı ideolojik olarak sürekli yenilenme ve gelişme göstermiştir. Diğer yönden Kırgız Türkleri güçlü aile, akraba, kabile geleneklerine bağlılık, halklarına ve ülkelerine olan sevgi ve sadakat, halkını koruma içgüdüsü ve hayat tecrübesi ile sahip oldukları en iyi değerleri kuşaktan kuşağa aktararak yaşatmışlar. "Baban sağ iken halkını, ata binerken topraklarını tanı" der Kırgız atasözü. İşte bu atasözü ile büyükler çocuklarına halkı ve sahip oldukları toprakları tanıtıyorlardı. Kırgızlar için yeni neslin sosyal ve etnik kimliğini koruması açısından tarihin ve kültürün kuşaktan kuşağa aktarılması büyük önem taşımaktaydı. Kırgız halkının tarihi ve kültürel değerlerinin ortaya çıkışı, gelişimi, korunması ve gelecek nesillere aktarılmasını üstlenmiş bir dizi enstitülerin varlığını belirtmemiz gerekir.

Kırgız halkanın tarihini, kahramanlık olayların günümüze kadar getiren yazılı ve sözlü kaynakların başında "Manas" destanı gelmektedir. Beş yüz bin satırdan oluşan bu destan her dizesinde bu halkın yaşam tarzını, aile ve evlilik ilişkilerini, gelenek ve göreneklerini, ideolojik görüşlerini ve başka nice kültürel unsurlarını aksettirmektedir. Destan anlatıcısının Manas'ı okuyabilmesi için "Manasçı" unvanını alması zorunludur.

Bilimsel anlamda Kırgız halk kültürünün araştırılmaya başlaması eski tarihlere dayanmaktadır. Özellikle XIX. yüzyılın ikinci yansında seyyahlar ve doğu bilimcileri tarafından Kırgızların kültürel ve etnik özellikleri incelenmiş, bu konuyla ilgili ilk araştırmalar yapılmıştır. XX. yüzyılda ise tarih, kültür, yaşam tarzı, Sovyet öncesi ve Sovyet dönemindaki değişimler kapsamlı bir şekilde incelenmiştir.2 Kırgız geleneksel kültürü çok zengin ve bir o kadar karmaşık etnokültürel yapıya sahiptir. Farklı zaman dilimleri içerisinde ortaya çıkan kültürel değişimler, gelenek ve görenekler, sembol ve törenler bir arada toplanmıştır. Bunları incelediğimiz zaman Kırgız Türk kültürünün çok karmaşık bir yapıya sahip olduğunu görebiliriz. İslami inanışların yanı sıra İslam öncesi çeşitli gelenek ve göreneklere, kültlere bir arada rastlamamız mümkündür. Özellikle yaşamla ilgili geleneklerin çoğu İslam öncesine aittir. Ataerkil yapıya sahip Kırgız kültüründen insan yaşamı, yaşam süreci, misafirperverlik vb. konuda birkaç geleneği inceleyerek daha önemli bilgilere ulaşabiliriz.

Kırgızlar için çocuk çok önemlidir. Bebeğin doğumu aile yaşamında en önemli ve en mutlu olaydır. Yeni doğan bebeğe, köy aksakalları, yaşlı ve saygıdeğer kadınlar mutluluk diler ve uzun hayat sürmesi için dualar ederdi. Çocuk neslin ve sahip olduğu değerlerin devamcısı, halkın ölümsüzlüğünün simgesidir. Bu nedenle gebelik süresince anne olacak kadın özel bir statüye sahiptir.

Hamile kadın her türlü ağır ve yorucu işten uzak tutulur. Tek başına köy dışına çıkması yasaklanır, kötü ruhlardan büyülerle korunmaya çalışırdı. Hamile kadını kötü ruhlardan korumak amacıyla çeşitli büyü ve muskalar yapılır. Kadının elbiselerine Kur'an ayetleri (tumar), ayı tırnağı (ayu tırmağı) ve ya puhu kuşu pençesinden muskalar takılırdı. Böylece kadının "kara" ve "albastı"dan korunduğuna inanılırdı. Bu muskalar genellikle elbisenin sol omuz kısmına takılırdı. Doğum öncesi kadının kötü ruhlardan korunması için çadırda gece-gündüz ateş yakılır, ocağın yanına ucu kapıya doğrulmuş kılıç konur, çadırın üst kısmına (kerege) ve kadının baş ucuna dolu silahlar asılırdı. Bunların kötü ruh ve güçleri korkutarak çadırın yanına yaklaştırmadığına inanılırdı. Geleneğe göre yeni doğmuş bebeğin ilk yemeği "sarımay" adı verilen eritilmiş inek yağıydı. Yağı emzirdikten sonra bebeğe "it köynük" adı verilen ilk giysisi giydirilirdi. Gömlek yaşlı bir adamın ya da çok çocuklu ve saygın bir kadının iç çamaşırlarından dikilirdi. Bu gömlek önce köpeğe daha sonra bebeğe giydirilirdi. Bütün bu sembolik davranışlar bebeğin uzun, mutlu ve sağlıklı hayat süreceği (ırım) inancıyla yapılırdı.

Yeni bir bebeğin doğuşu o aile için en büyük mutluluktu. Aile de bir takım törenler düzenleyerek bu mutluluğu çevreyle paylaşırdı. "Sıyınçı" adı verilen duyurma, müjde, "körındık" müjdeyi ulaştırarak hediye alma, "jentek" ve ya "beşiktoy" törenleri hediye karşılığı doğan çocuğa ilk kez bakma hakkını kazanma gibi çeşitli etkinliklerin yapıldığı ziyafetler verilirdi. (At koyuu) ad koyma töreni yapılır ve bu törene köyün en saygıdeğer kişileri toplanırdı. Kırgız geleneklerine göre kadınlar bebeğe isim takamazlardı. Bu hak ya köy aksakalına ya da bebeği ilk gören adama verilirdi Adın, bebeğin özelliklerine uygun olmasına dikkat edilir, ad verilmeden önce bebek incelenirdi.

Bebeğin ilk kez beşiğe yatırılacağı gün "beşik" töreni yapılırdı. "Menim kolum emes, Umay-ene, Batma, Zuuranın kolu, Umay-ene uyku ber, beşik eesi bek sakta" (bu benini elim değil, Umay ananın, Fatma'nın, Zehra'nın eli, Umay ana ona derin uyku ver, beşik sahibini iyi koru) ninnisiyle yaşlı bir kadın çocuğu beşiğe yatırırdı. Bu tören çocuğun doğumunun 40. gününde yapılırdı. Çocuğu beşiğe yatırmadan önce "kırk kaşık suuga kırıntı" adıyla çocuk kırk kaşık sıcak suyla yıkanır, karın bölgesindeki kıllar kesilir "karın çaç", "it köynük" yerine "kırk köynük" gömleği giydirilirdi. Bu gömlek anne ve ya nine tarafından komşulardan toplanmış kırk parçadan dikilirdi. Çocuğun kırklama töreninde kırk çörek (may tokaç), kırk gözleme (kırk çelpek) gibi geleneksel yemekler yapılır ve köydeki kırk çocuğa dağıtılırdı.

Çocukların her türlü kötü ruhlardan ve nazardaki korunması için çocuğun beşiğine ve elbisesine çeşitli boncuklardan, hayvan ve kuş parçalarından yapılmış muskalar asılırdı. Eğer bir ailenin erkek çocuğu hayatta kalmıyorsa geleneğe göre o ailenin yeni doğmuş olan erkek çocuğunun ayağına hal­hal, kulağına küpe takılır, saçları örülür, sünnet dönemine kadar kız çocuğu gibi giydirilirdi.

Bebeği her türlü kötülükten koruma içgüdüsü, Kırgızların çocuğa soyun ve boyun koruyucusu ve devamcısı anlamını yüklediklerinden olsa gerek, yeni doğan bebeğe ilişkin yapılan geleneksel törenler değişik iniştik inançlar içermektedir. "Balalı'y bazar balasız'y mazar" çocuk dolu ev pazar (mutlu aile), çocuksuz ev mezar (mutsuz aile) anlamına gelen bu Kırgız atasözünden de görüldüğü gibi en az 10 çocuğa sahip aileler mutlu aile sayılırdı. Çok çocuk sahibi olma geleneği ta eski zamanlardan beri olup, düşman ve dış etkenlerden başarılı bir şekilde korunma ihtiyacından ileri gelmekteydi. Ataerkil aile yapısının toplumda başlıca ekonomik güç anlamına geldiği dönemlerde çok çocuklu aileler az çocuklu ailelere nazaran daha güvenli ve daha rahat hayat sürmekteydiler.

Bebeğin yürümesi şerefine "tuşoo kesii" adlı eğlence ve ziyafet töreni düzenlenirdi. Saat 1 0-11 sularında bebek çadırın önüne getirilir ve ayakları siyah-beyaz renkli "ala jip" denen iki ince yün iplikle bağlanırdı. Kırgızlar için bu renkler ışık-karanlık, iyi-kötü mücadelesinin simgesiydi. Onlara göre yaşam mutluluk, neşe ve güzel günlerle beraber, acı ve kederli günlerle de doluydu. Bu bakımdan çocukların daha küçük yaşlardan itibaren bu gibi durumlara hazırlıklı olmaları gerekirdi. 8-12 yaşlarındaki çocuklar bebeğin çıkarıldığı çadırın önünde toplanır ve bir koşu yarışması (jarış) yapılırdı. Bebeğin yanına ilk ulaşan çocuk bebeğin akrabaları tarafından verilen bıçakla bebeğin ayağındaki ipleri keser ve buna karşılık çeşitli hediyeler alırdı. Bu yarış isteğe göre çeşitli yaş grupları arasında yapılabilir ve yarışın galipleri ipleri kestikleri bıçakla beraber değişik hediyelerle ödüllendirilirlerdi. Çeşitli mistik yollarla bebeğin daha hızlı bir şekilde yürümeğe başlaması amacıyla yapılan bu yarışma ana hatlarıyla günümüzde de yapılmaktadır. Çocukların ergenlik dönemine ulaşmaları şerefine de çeşitli törenler düzenlenirdi. Ama yaş arttıkça yapılan törenlerin sayısı azalırdı. İslam'ın şartlarına göre erkek çocuklar 3,5 ya da 7 (kesinlikle tek rakamlar) yaşlarında sünnet olurlardı. Kırgızlar arasında kız çocuklarıyla ilgili, bu kızların 9-10 yaşlarına geldiklerinde saçlarını yeniden örme töreni düzenlenirdi. Daha önceleri yandan veya arkadan örülen iki örgünün yerine 20 civarında küçük örgüler yapılırdı. Bu andan itibaren o kız büyümüş sayılır, elbiseleri değiştirilir, daha olgun davranmasına dikkat edilir ve kesinlikle çocuklarla oynamasına izin verilmez.

İlerleyen yaşlarda erkek çocuklar için ilk ata binme (atka mingiz), ilk bıyık kesme (murut serp) gibi çeşitli törenler yapılırdı. İlk bıyık kesme töreninde yetişkinin babası hayvan keser, daha sonra oğlunu akraba ve ya dostlarından birinin evine gönderirdi. Gittiği yerde çocuğun bıyıkları kesilir ve ya düzeltilir, çocuğa bir at hediye edilir ve geri gönderilirdi.3

Kırgızların on iki yıllık bir dönemi kapsayan ve çeşitli hayvan adlarıyla adlandırılan kendi takvimleri de vardı. Bu on iki yıllık dönemi Kırgızlar "mıçal" olarak adlandırırlardı. Bu döneme çocuğun ana rahminde geçirdiği bir yıl daha eklenmiştir. Böylece "bir mıçal" 13, "eki mıçal" 25 yaş anlamına gelmekteydi. Bu gelenekten yola çıkarak ilk doğum günü 13, diğer doğum günleriyse 25, 37 gibi 12 yıllık periyotlarla yapılırdı. İlk doğum günü kutlaması olan 13 yaş bu kutlamalar içerisinde ayrı bir önem taşırdı.

O gün büyük bir tören düzenlenir, hayvanlar kesilir, akraba ve aile dostları davet edilirdi. Törende çocuğa kırmızı gömlek giydirilir ve büyükler tarafından bolca nasihatler verilirdi. Kırgızlar "mıçal" yılında insan organizmasını önemli değişimlere uğradığına ve çocuğun bu yaşta şiddetli bir hastalık geçirebileceğine inanırlardı. Bu yüzden "mıçal" yılından birkaç ay önce çocuğun eski elbiseleri başkalarına verilir, adaklar adanır ve kurbanlar kesilerek köye dağıtılırdı. Adak adanması "kol kayır", kurbanların kesilip köye dağıtılması ise "sadaga çabuu" adlanırdı. Bundan sonra çocuk artık büyümüş sayılırdı. Ailesi ona güvenir,çeşitli tören ve eğlencelere katılmasına izin verirlerdi.

Kız isteme, nişan, evlilikle ilgili gelenek ve görenekler Kırgız kültürünün önemli bir parçasını oluşturmaktadır. Evlilik olayına ciddi ve sorumluluk gerektiren bir kurum gibi bakılmış, "tektı el mene" soylu ailelerle akrabalıklar kurulmaya çalışılmıştır. Damat ve gelinin aileleriarasındaki ilişkiler "kuda söök" mümkün olduğu kadar nazik ve karşılıklı saygı çerçevesinde tutulmaya çalışılmıştır. Hatta aralarında her hangi bir sorun olsa bile zor durumlarda birbirlerine yardım etmekten kaçınmamışlardı. "Kudanın jamanı suu keçiret" (dünürün en kötüsü bile sudan geçirir) anlamına gelen bu Kırgız atasözü gelin ve damadın akrabaları arasındaki güvenin ne derece güçlü olduğunu gösterir.

Kırgızlar arasında çeşitli erken evlenme şekilleri (kudalaşuu) mevcut olmuştur. Ya iki akraba, ya da sadece dar günlerde birbirlerine yardım etmiş olan tamamen yabancı iki aile arasında "bel kuda" diye adlandırılan daha doğmamış çocukların veya "beşik kuda" (beşik kesme) olarak adlandırılan küçük yaşlı çocukların nişanlanmasını buna örnek olarak gösterebiliriz. "söök töşıı" adı verilen yemin törenleri yapılır, sonuna kadar akraba olacaklarına dair sözler verilirdi. "ok tiştöö" sözleriyle dişleriyle birbirlerinin oklarına dokunur, "çıpalaktın kanın soruu" diyerek birbirlerinin adsız parmaklarını çerterek karşılıklı olarak çıkan kanı yalar, "çırpık kırkuu" diyerek karşılıklı çubuk kırar, "şilekey alışuu" diyerek karşılıklı tükürük değişimi gibi törensel etkinlikler yaparlardı.

Eğer onlara bağlı olmayan bir nedenle bu evlilik gerçekleşemeseydi onlar yeminlerine sadık kalarak dostluklarını bozmazlardı-"antuu dos", "akırettik dos". "Beşik kuda" geleneğine göre bu çocukların velileri birbirlerine "kuda", "kuda gıy"-dünür diye hitap ederlerdi. Bütün akraba ve köylüler onlar arasında anlaşma olduğunu bilirlerdi. Geleneğe göre gelecek damadı ailesi küçük kızın kulağına "söykö saluu" gümüş küpe takarlardı. Geleneklere göre damatla gelin nikahtan önce görüşürlerdi-"kıyöölöö" ya da onların velileri gelinleriyle ve damatlarıyla tanışmak için tören "ıy yanna baruu" düzenlerdi. Bu gelenek düğüne ciddi bir hazırlık olarak değerlendirilirdi. Düğünden önce damat arkadaşlarıyla beraber gelinin yaşadığı köyün yakınına giderdi. Bu kızla görüş amacı taşır ve görüşme esnasında çeşitli eğlenceler (kız ynotoor) düzenleniyordu. Damat gelinin arkadaşlarıyla beklediği çadıra girmeden önce gelinin başındaki serpuşu "kız oynotoor"çadırın dışında açılan küçük bir deliği kullanarak düşürmeliydi buna "takıya sayuu" denmekteydi. Eğer ilk hamlede düşüremezse düşürünceye kadar denemek zorundaydı. Bu süre içerisinde çeşitli şakalar yapılır, daha sonra ise gelin ve damadın görüşü (jar körşıı) sağlanırdı. Tay yakalama "taıuu", göz bağlama (bee karmoo), kız yakalama (kız kuumay) gibi eğlenceler düzenlenirdi. Gelinle görüş eğlenceli ve oyunlar düğün hazırlığının en son zincirini oluştururdu. Düğüne 15 gün kala damat gelinin köyüne ziyafet verirdi "jıgaç tışrıı". Düğün ve onunla ilgili gelenek ve görenekler anlamlı bir bütün oluşturmaktaydılar. Damadın aile ve yakınlarının kız tarafını ziyaretlerinde kızın babası köyde ziyafet verirdi buna "kız uzatuu" denmekteydi. Damadın geleceği gün gelin köydeki bütün akrabalarıyla vedalaşır, kendi yaşıtlarıyla bir kız meclisi düzenlerdi. Düğün töreninde değişik eğlenceler, oyunlar yapılır, müzikler çalınır, şarkılar söylenirdi. Gelinin uğurlanması "kemgir öldı", "çal jıgar", "kız kıışıtuu", "jıyuu-jayuu", "töşök talaşuu", "ukuruk baytar", "oropkoy", "örgöö jabar", "tındık kötör", "kız kıışıtuu", "tolgoo tabak", "toy taratuu", "tokmak saluu", "töşök talaşuu" gibi oyun ve eğlencelerle süslenirdi. Gelini götüren kafilenin önü kalın bir iple kesilir "arkan tartuu", damadın veli ve akrabalarından çeşitli bahşişler alınırdı. Damat tarafının getirdiği başlık (kurjun sögıı) ve genellikle giyecek eşyalarının (kıyt) oluşturduğu çeşitli hediyeler gelinin akrabalarına dağıtılırdı. Geleneksel olarak başlığın içeriği her birinden dokuzar adet olmak üzere çeşitli büyük ve küçük baş hayvandan oluşmaktadır (toguzdan). Dokuz ahşap tepside (toguz tabak) geleneksel yemekler, giysiler, küçük hediyeler getirilir ve iştirakçilere dağıtılırdı. Dokuz rakamı Kırgızlar arasında kutsal anlam taşımaktadır.

Düğünden önce gelinin akrabaları gelinin kızlık örgülerini çözerek kadınlığa geçiş anlamına gelen değişik bir örgü örerlerdi "çaç örıı". Bu geleneksel tören gelinin bir üst yaş grubuna geçişini ifade etmekteydi. Tören esnasında geline iyi bir ev kadını olma ve eşine sadık kalma gibi çeşitli konularda nasihatler verilirdi. Gelin düğün kıyafetiyle sağdıç ve hem yaşıtlarının eşliğinde damadın ailesine gösterilir "jız körışıı" ve karşılığında hediyeler alınırdı. Kırgız geleneklerine göre evlenen kız baba ocağını tamamen terk etmiş (çıkkan kız çiğden tışkarı), artık başkasına ait (kız başka eldin kişisi) sayılırdı. Bu yüzden gelinin uğurlanması töreninde kadınlar koşuklar söyleyerek (koşuk aytuu) ağlarlardı.

Damadın köyüne geldikten sonra gelinin duvağını "şöklö" çıkarıp yerine beyaz bir çalma "eleçek" takılırdı. Daha sonra genel bir tanışma töreni "otko kirgizıı", nikah kıyımı (nike kıyuu), gelinin yüz görümü "kelin körıı" gibi çeşitli törenler yapılırdı. Geleneğe göre gelin eşinin akrabalarına "terg" isimleriyle değil, saygı içeren değişik ifadelerle hitap etmek zorundaydı. Bu yasak gelinin hayatı boyunca devam ederdi. Hatta yaşlılık döneminde bile bir saygı ifadesi olarak eşinin ölmüş akrabalarının ismini söylemezdi. Bu işi o kişileri tanıyan bir başkası yapardı. Bu tür kadınlar toplum içerisinde büyük saygı görürlerdi.

Gelinin davranışlarıyla ilgili çeşitli geleneksel yasaklar mevcuttu. Gelin, eşinin akrabalarının ismini söyleyemez, onlara sırt çevirip ve onların bulunduğu ortamlarda ayak-ayak üstüne atarak oturamaz, yüksek ve sert şekilde konuşamaz, baş örtüsüz ve yalın ayak dolaşamazdı. Ayrıca eşinin yaşlı akrabalarıyla görüşmekten kaçınırdı. Büyükler de geline karşı belli bir saygı çerçevesinde davranırlardı.4

Ocak tanışması töreni "otko kirgizıı" eski Kırgızlar arasında özel bir anlam taşımaktadır. Her akraba gelin ve damadı evine misafir çağırır, onların şerefine hayvanlar keserek ziyafet verirlerdi. Ziyafet sonrası geline beyaz örtü (akjooluk) hediye edilirdi. Bunun sembolik anlamı temizlik, iyi niyet ve mutluluğa giden yoldur. Geleneklere göre gelin bir yıl sonra baba evini ziyaret ederdi "törkılöö". Bu ziyaret bazen birkaç gün,bazen ise bir ay sürerdi. Düğün günü kız evinin gelin için hazırlamış olduğu çeyizler (sep) erkek tarafına verilirdi. Bu çeyiz başlık parasından az olmamakla beraber genç çiftin hayatlarında kullanabilecekleri her şeyi içermekteydi. Bu düğün gelenekleri bir çok yönüyle bu gün de devam etmektedir. Kırgızlar insan hayatına yüksek değer vererek yaşamları boyunca iyilik yapmaya, birbirlerini kırmamaya, çok çocuk sahibi olmaya, soylu ailelerle akraba olmaya, çok sayıda hayvan sahibi olmaya çalışırlardı. İyi insanlarla dostluk edersen gömleğinin yakası beyaz olur (yani mutlu olursun), kötü insanlarla dostluk edersen dertten erken yaşlanırsın (jakşıka janaşsa jaka agarat, jamanga janaşsa ubayım menen karaysı) anlamındaki Kırgız ata sözü bir anlamda bu geleneğin günümüze yansımasıdır.

Kırgızlar hayati olayları (jakşılık) bayramlar ve (jamandık) acılar olmak üzere ikiye ayırmış ve bu ikisinin arasındaki mesafenin kaşla kirpik arasındaki mesafe kadar (kabak), (kaş): (jakşılık menen jamandık kabak kaştın ortosunday) "iyilik ile kötülük kaş ile kirpik arası kadar birbirine yakın durmaktadır" kısa olduğunu düşünmüşlerdir. Onlara göre insan her türlü doğa olaylarına moralen ve psikolojik olarak hazırlıklı olmalıdır. Ölüm yatağındaki kişi istediği her şeyi tamamen yapılacak şekilde vasiyet "kereez" ederdi. Yakının ölümü aile ve akrabalar için facia sayılırdı. Eğer ölen insan genç veya orta yaşlı birisi ise bu acı daha da ağır olurdu. Genç biri öldüğünde çadırın başına "tındık" kırmızı bayrak, orta yaşlı biri öldüğünde siyah bayrak, yaşlı biri öldüğünde ise beyaz bayrak asarlardı. Bu, cenaze törenine gelenler için bir işaret niteliği taşırdı. Cenazenin bulunduğu çadırda sadece kadınlar bulunurdu. Eğer ölen kişi kadının eşi ise kadın saçlarını yolar "çaçın jaygan", yüzünü tırmalar ve yüksek sesle ağlardı "koşok aytkan". Çadırdaki kadınlar yüzleri duvara dönük şekilde oturur ve ağıtlar söylerlerdi. Merhumun karısına ancak 7. gününde ve ya 40. gününde saçlarını toplamasına izin verilirdi. Bu sebeple "çaç jıydı" merasimi düzenlenirdi.

Cenaze töreni birkaç aşamadan oluşurdu: defin töreni, ölüm hakkında duyuru "kabaaytuu", ölen eşin tasviri (resmi) (tul kötör),5 yas elbisesi giyme "kara kigıı", ağıtlar "ökırıı", misafirlerin karşılanması ve yerleştirilmesi "konok aluu", cenazenin yıkanması "söök juu", cenazenin kefene sarılması "kegindöö", uğurlama (uzatuu) ve defin merasimi "sööktı koyuu", defin töreni sonrası merasimler-mezarlıktan dönenlerin ağıtları "ökırıı üçülügü", merhumun elbise ve özel eşyalarının paylaştırılması "mıçö", ayrıca küçük ebatlı (50x50cm) ebatlı kumaş parçaları (jırtış) dağıtılması ve anma yemeği (kara aş). Anma töreni üçü "ökırıı üçülügü", yedisi (jetiligi), kırkı "kırkı" ve yıl dönümü "aş" şeklinde düzenlenirdi. Yıl dönümünden sonra tutulan yas sona ermiş sayılırdı. Kırgızlarda ölenler ve atalarına ilişkin onların ruhlarının yaşadığı inancından kaynaklanan bir dizi adetler ve mistik törenler mevcuttu "arbak" adı verilen özellikle saygıdeğer, ünlü kişilerin, kabile reislerinin ruhlarına daha çok önem verilirdi. İnanca göre bu ruhlar kendilerine özel ilgi gösterilmesini hak ve talep ediyorlardı. Bu yüzden genç nesil atalarına saygı gösterir, onları incitmemek ve kızdırmamak için gereken çabayı gösterirdiler. Atalarının ruhlarını yaşayanlara himaye ettikleri inancı yaygındı. Bu yüzden cenaze törenlerinde verilen yemekler sonuna kadar yenirdi. Bunun nedeni ruhların doyacakları ve onların adına yapılan törenden memnun kalacakları inancıydı. Başka bir inanca göre ölülerin ruhları et ve yağ kokusu "arbaktar" ile beslenir ve bu sebeple zaman zaman aile ve akrabalara bir anma yemeği "jit çıkaruu" verilirdi.6 Cenaze ve anma törenlerinde Kırgızların en iyi yönleri ortaya çıkmaktaydı. Bütün akrabalar, üzerlerine düşen görevi tam ve zamanında yerine getirmekteydiler. kimi duyurma görevini, kimi misafirleri karşılama ve yerleştirme görevini, kimi yemek hazırlama görevini vb. üslenmekte, genel denetleme ise en yakın akrabalardan oluşan bir grup tarafından yapılmaktaydı. Cenaze törenine katılanların rahatlığı ve tehlikesizliği temin edilmekteydi. Cenaze törenleri sırasında insanların en iyi huylan ortaya çıkmaktaydı. Herkes işini gerektiği şekilde yapar, yaşlıların gösterişleriyle işler tam yolunda yürürdü ve insanlar arasında dayanışma ortaya çıkıyordu. Eğer bu törenlerde tartışmalar ortaya çıkarsa, bunların çözümü tören sonrasına ertelenirdi. Eğer tören sırasında herkimse sorun çıkarır, görevlendirildiği işi yerine getirmiyorsa bu merhuma karşı yapılmış saygısızlık olarak nitelendirilir ve bu kişi merasimden uzaklaştırılırdı. Cenaze töreni sırasında bütün akrabaların hazır bulunmaları zorunluydu.

Cenaze masraflarının büyük bölümü (çığım) yakın akraba, soydaş ve dünürler tarafından karşılanmaktaydı. Gelen her grup belli bir miktar hayvan (koşumça) getirmek zorundaydı. Bu şekilde merhumun ailesi fazla sıkıntıya girmemiş oluyordu. Cenaze törenleri sırasında at ve spor yarışları düzenlenmekteydi. Bu yarışlar büyük ve küçük olarak ikiye ayrılırdı. Cenazenin defin edildiği gün az sayıda kişinin katıldığı yarışmalar düzenlenmekteydi. Bu yarışlar sembolik bir karakter taşımaktaydı. Merhumun yıl dönümünde geniş çaplı yarışmalar düzenlenmekteydi. Büyük ödüllerin verildiği çeşitli yarışmaları genelde zengin ve soylu aileler düzenlemekteydi. Küçük at yarışları (kemege bayge), at üzerinde güreşler (codarış), (yueş), güreş (balban kırş) mızrak dövüşleri "er sayış", yüksekteki hedefe isabet yarışları (jamba atış), ulak dövüşleri (ulak tartış) ve çeşitli at yarışları düzenlenmekteydi. (Alaman bayge) at yarışı en önemlisi sayılırdı ve bu yarış sonunda merhumu anma merasimi bitmiş sayılırdı. Büyük yarışmalar arasında çeşitli küçük çaplı yarışma ve eğlenceler düzenlenmekteydi (mayda oyundar). (Mayda oyundar) yarışmasına kadınlar da katılmaktaydı. Kadınların at yarışları ve güreşte yer aldıklarını ve ayrıca sadece kadınların katıldığı at yansı (kız kumay) düzenlendiğini belirtmek gerekir.

Yıl dönümü "aş" sonunda matem bitmiş sayılır ve bu sebeple (aza kiyim kotoruu) töreni düzenlenmekteydi. Ölenin eşi, çocukları ve akrabaları siyah matem elbisesini yakıyor, cenaze törenlerinde yemeklerin pişirildiği bütün kazanlar birkaç ters çevrilir, ölenin tasviri "tul" mezarı başına götürülürdü. Bunları yaptıktan sonra ölenin aile ve akrabaları normal, rutin hayata geçebilirdi. Her ne kadar Kırgızlar yıldönümü bayram olarak kabul etmeseler de, 70-80 sene selamet ve refah içerisinde yaşamış insanların vefatı bayram "toy" sayılmaktaydı. Bu nedenle cenazeye katılanlar keder ve acı içerisinde değil, aksine neşeli olurlardı. Günümüzde yarışmalar dışında cenaze merasimi geleneği hâlâ eski şeklini korumaktadır.

Takvim günlerine ilişkin gelenek ve görenekler çeşitli dönemlerde ortaya çıkmıştır. Arkaik dönemlerden yeni dönemlere kadar süregelmiştir. 20. yy.'a kadar atalarını anma törenleri, hayvan alemi ve doğal afetlere ilişkin bazı gelenekler eski şekliyle devam etmektedir. Bu tür merasimlerin düzenlenmesinde amaç ailenin refaha ulaşması, soyunu devam ettirmek, sahip olunan hayvan sayısını arttırmaktaydı. Bu gelenekler büyü ve animizmsi karakter taşımaktaydı.

Takvimle ilgili en büyük geleneklerden birisi, Mart ayının üçüncü haftasına denk gelen gece gündüz eşitliği, ilkbaharla gelen yeni yıl (Nevruz) geleneği ulusal bir kimliğe bürünmüştür. Gece gündüz eşitliği "Nevruz" arifesinde köy kadınları geleneksel yemekleri olan "buğday taneleri, süt ve bir miktar etten yapılan sulu yemek çeşidi" pişirilirdi. Yeni yılın gelişiyle tüm köylüler yeni elbiselerini giymekte, birbirlerini yeni yılın gelişi dolayısıyla kutlamakta, geleneksel sofralarını kurmaktaydılar. Bayram sırasında yakılan ocakların üzerinden herkes atlamaktaydı. Ateşin insanı arındırdığına ve ona güç verdiğine inanılırdı. Bayram süresince çeşitli at, spor yarışmaları ve eğlenceler düzenlenmekteydi. Aslında bu gelenek tabiatın ilkbaharda canlandığı düşüncesinin ürünüdür. Bu bayramın yanı sıra Şamanizm dönemlerinden kalma gelenekler mevcuttur. Bunlara örnek olarak kutsal Yer-toprak ruhu (Jer suu tayuu) adına yapılan kurban merasimleri gösterilebilir. Genellikle bu merasim, otların yeşermeğe başladığı ve hayvanların yaylalara götürüldüğü ilkbahar ve mera mevsiminin sonunda, kışa hazırlıkların başladığı hazan mevsiminde düzenlenirdi. Merasim sırasında hayvanlar kesilerek kurban edilir, yemekler yapılırdı. Yemek sonunda "Jer suu" ruhun afet ve felaketlerden koruması için "bata" duası okunurdu. Kuraklık ve sel olduğu zamanlar ayrı-ayrı veya toplu şekilde merhamet dileği, günahlarının affedilmesi için adaklar "tılöö" adanırdı. Bu merasimlerin çoğu Kırgızların tanrıçaları "Teger", "Umay" adına dualar yapılarak kapanmaktaydı.

Yukarıda sayılan gelenekler Kırgız halkının İslam öncesi gelişim dönemlerinde ortaya çıkmıştır. Kırgızların İslam dinine geçişi ile geleneklerinde belirgin bir biçimde değişimler ortaya çıkmıştır, yeni geleneklerin oluşmasına neden olmuştur. Bunlara örnek olarak cenaze duası "janazaa", günahların affedilmesi "dooron", İslam'ın beş şartı "parz" ve ramazan ayı (ramazan), "orozo ayt" kutlanması, kurban bayramı "kurman ayt" kutlanmaktaydı.

Bazı kabileler dışında Kırgızlar göçebe hayatı yaşamaktaydılar. Yayla ve vadilerdeki meralardan yukarılara, dağlara doğru göç etmekteydiler. Göç mevsimsel karakter taşımaktaydı. Göçebeler otların yeşermesiyle yaz meralarına doğru göç etmekteydiler. Ağustos ayına kadar göç devam etmekte ve dağların eteklerine ulaşmaktaydı. Kış aylarının gelmesiyle Kırgızlar eski yerlerine geri dönerlerdi. Eski yerlerine "eski jurt" dönüş törenleri düzenler, bayram giysilerini giyer ve süslenirlerdi. Törenler sırasında kurbanlar kesilir, adaklar adanırdı. Yol boyunca karşılaştıkları köylerde onlara içecekler "ayran", 'lamız" ikram edilir, çocuklara hediyeler verilir ve iyi yolculuklar dilerlerdi "köç baysalduu bolsun". Geldiklerinde komşuları onlara ziyaret ederlerdi "örlıktöö" ve hazırladıkları yemekleri getirip onlara ikram ederlerdi ve onların gelişlerini kutlarlardı (konuş jayluu bolsun).

Konukseverlik Kırgız halkının en güzel geleneğidir. Evde bulunan her şeyin en iyisi: yemek, yatak, ev sahiplerinin dikkat ve ihtimamı konukların üzerinde olurdu. Yoldan geçen tesadüfi birisi (kuday konok) veya davetli "konoktor" misafir olabilirdi. Çadıra doğru bir atlı yaklaştığında çadır sahipleri onu mutlaka karşılar, attan inmesi için yardım eder, soğuk içecekler ikram ederlerdi.

Kırgızlarda gelen misafirlere geliş maksadı asla sorulmazdı. Misafir kesinlikle kalacak yerle temin edilirdi, şayet bu yapılmaz, kötü yatacak yer sunulursa bundan memnun olmayan misafir evi terk eder ve köydeki herkese bu olayı anlatırdı. Bu olay herkes tarafından kınanırdı. Kırgız atasözü şöyle der: "Konoktuui ydyo kut bar", (Misafir evin bereketidir). Geleneğe göre misafirin eşyalarının korunmasından ve atının doyurulmasından ev sahibi sorumludur. Misafirin herhangi bir eşyası kayıp olursa bundan ev sahibi sorumlu tutulur ve "adat"-a (töre) göre cezalandırılır.

Belli seviyedeki insanların ilişkilerinde birbirilerine hediye verme geleneği vardır "turtuu" (belek) Bu hediyeler hayvan, av kuşları, at eyeri (eertokum), kamcı müzik aletleri, ziynet eşyaları vb. Geleneğe göre hediye alan kişi karşılığını daha değerli bir hediye ile geri vermeliydi.

Geleneksel Kırgız kültüründe akrabalar arasında yardımlaşma geleneği önemli yer tutmuştur. Hayatın acı ve mutlu günlerini birbirlerine maddi ve manevi yardımda bulunmalıdır. Eğer ailenin yiyeceğe-giyeceğe, kalacak yere ihtiyacı varsa tüm sülale veköylüler o aileye yardım etmek için toplanırdı. Özellikle aile ve akraba gruplar birbirlerine daha çok maddi ve manevi yardımda bulunuyorlardı (bir atanın baldarı), (top), (raja). Böyle gruplar genellikle onlarca aileden oluşur ve 3, 4, 5 kuşak aynı soydan geliyor, adları atalarının adıyla adlandırılıyordu. Aileler genelde ortak yaşam sürdürüyorlardı. Hayvanlarını yaylalara ortak götürür, aile üyelerini ve hayvanlarını tehlikeye karşı ortaklaşa korurlardı. Akraba ailelerin yaşamlarının birçok yönünü organize ve kordine eden, grubun en yaşlı kişisi oluyor. Böyle gruplar bu günde mevcuttur. Gerçi eskisi kadar aileler üzerinde baskı yoktur, fakat cenaze törenlerinde, düğünlerde aralarındaki yardımlaşma halen devam etmektedir. Özellikle bu gruplar bu gün genç neslin üzerindeki sosyal kontrolünü elde tutacak en etkili mekanizma ve gençliğin sosyalleşmesini, etnolojik kimliğinin kaybetmesini engelleyecek en büyük enstitü olabilir.

Böylece bu kısa araştırma yazısı Kırgızların göçebe kültürünün en bariz örneklerinden biri olup, göçebe kültürü esasında toplumun asırlarca yaşamını sürdürmesi için kültür ihtiyacını karşılayacak eşsiz bir kültür örneği oluşturmaktadır. XX. yy, ilk yarısında köklü sosyoekonomik ve kültürel değişimler yaşanmış, yerleşik hayata geçiş sürecinin bitmesiyle Kırgızların etnokültürel yapısı değişmiştir. Geleneksel kültürün birçok örnekleri tarihe gömülmüş, bunlarla ilgili yazılı kaynaklar arşivlerin bir parçası olmuştur.

Modern gelişme döneminde Kırgızlar Orta Asya'nın medeni toplumlarından biridir. 1999 nüfus sayımı verilerine göre nüfusun %52'si kentlerde yaşamakta, okuma yazma oranı %98'le dünyanın ileri gelen ülkelerindendir. Bu ve bunun kimi faktörleri göz önünde bulundurursak Kırgız ve Kırgızistan'da yaşayan diğer milletlerin karşılaştıkları problemler, ister sosyo-ekonomik, isterse de kültürel bazda olsun başarılı şekilde çözümlenmektedirler.

Bununla beraber Kırgız halkının geleneği, kültürü, örf, adet ve töreleri değişmemiş ve gelişmiş şekilleri ile bugün de devam etmekte, genç neslin kendi tarih ve medeniyetine olan sevgi ve saygı bağımlılığında önemli etken olmuştur. Bunlar halkın etno-kültürel özelliklerini oluşturmaktadır ve Kırgızların diğer dünya topluluktan içerisinde kendine özgün yeri vardır.

1 Kırgızistan Nüfusu. 1999 Nüfus sayımı Verileri. II Kitap, Bişkek, 2000, s. 70-71.
2 Geniş bilgi için bk. Schestobitov B. P., Orozaliev K. K., Vinnik D. F. Sovyet Kırgızistanı'nda Tarih Biliminin Gelişimi 1918-l961. Frunze, 1961. Kırgızistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti Tarihi. Cilt l, Frunze, 1984, s. 25-53 Abranazon S. M. Kırgız Jana Kırgızstandın Tarıkhı Boyunça Tandalma Emgektır., Biskek, 1999.
3 Abramzon S. M. Kırgız Çocuklarının Doğuşu ve Çocukluk Dönemleri. Antropoloji ve Etnografi Müzesi Mecmuası, 12. cilt, Moskova-Leningrad l949, s. 78-138.
4 Dırenkova N. P. Kırgızlarda Nikah, Akrabalık İlişkileri ve Psikolojik Yasaklar. Etnografik Kaynaklar Topluluğu. No2. Leningrad. 1927. S.
5 Geleneklere göre genç ve orta yaşlı erkeklerin ölümünde vücudunun tasvirini içeren bir maket yapılırdı. Bu makete merhumun üst giysileri "çapan", şapkası "kalpak" ve ya "tebetey" giydirilirdi. Bu tasvir "tul" olarak adlandırılıyordu. Bu maketi çadıra girişin karşısına koyulurdu. Merhumun karısı ve diğer ağlaşan kadınlar bu makete bakarak ağıtlar söylerlerdi. Yazarın gezi yazıları. Ayrıca bk.: Kırgızca Rusça Sözlük. 2 cilt. Düzenleyen K. K. Yudahin. 2. cilt, s. 265; Frunze 1985. Bayaliyeva T. D. Kırgızların yaşamında İslam Öncesi İnançlar. s. 64. Frunze. l972.
6 Atalarımızın kütleri bk: Abrazom S. M. Kırgızlar, Onların Etnogenetik ve Tarihi Kültürel İlişkileri. s. 334-335. Frunze. 1990.

Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv     
5306 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın