• Anasayfa
  • https://www.facebook.com/tarihtarihcemiyeti/
  • https://twitter.com/ttcemiyeti
TAVSİYE KİTAP
Yazarlar
Cumhuriyet'in Kuruluşundan Günümüze Türk Resim Sanatı / Yrd. Doç. Dr. Ahmet Kamil Gören

Kendi içlerinde değişik evreleri olmakla birlikte, Türk resim sanatının gelişim sürecini başlıca iki bölüm altında incelemeyi amaçladığımız araştırmamızın ilk bölümünü Osmanlı İmparatorluğu'nun Batılılaşma hareketiyle başlayıp Cumhuriyet'in ilanına kadar olan ve ansiklopedinin Yenileşme döneminde Osmanlı-Türk Kültür ve Medeniyeti Yenileşme dönemi Kültür ve Sanat bölümlerinde "Yenileşme DönemindenCumhuriyet Dönemine Türk Resim Sanatının Evreleri" başlığıyla kaleme aldığımız süreç oluşturuyordu. Bu bölümde de Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra başlayan ve günümüze kadar uzanan süreçte Türk resim sanatının gelişim evrelerine kısaca yer vereceğiz.

1908 yılında ilan edilen II. Meşrutiyet Dönemi'yle birlikte, ekonomik anlamda sıkıntılar sürmekle birlikte, ülkede beliren özgürlük ortamının tüm kurum ve kuruluşları olduğu kadar sanat ortamını da olumlu anlamda etkiledi. Bu dönemden sonra yetenekli gençlerin Avrupa'ya resim eğitimine gönderilmelerinde ya da resme ilgi duyan gençlerin kendi olanaklarıyla Batı'daki akademilere gitmelerinde bir hızlanma söz konusudur. Osmanlı İmparatorluğu'nun tarih sahnesinden kalkıp yerine Genç Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasına doğru akan süreçte sanat ortamının egemenliği "1914 Kuşağı /Çallı Kuşağı" olarak adlandırılan sanatçıların elindedir. 1914 yılında patlak veren Birinci Dünya Savaşı nedeniyle Paris Güzel Sanatlar Akademisi'ndeki eğitimlerini sürdürdükleri sırada topluca yurda geri çağrılmaları nedeniyle sanat tarihimize "1914 Kuşağı" olarak yerleşen toplam dokuz sanatçı -doğum sırasına göre- Sami Yetik (1878-1945), Ali Sami Boyar (1880-1967), Hikmet Onat (1885-1977), Mehmet Ruhi (1880-1945), İbrahim Çallı (1882-1960), Nazmi Ziya (1881-1937), Feyhaman Duran (1886-1970), Avni Lifij (1886-1927), Namık İsmail'den (1890-1935) oluşmaktadır. Aynı dönemde sanat ortamını paylaşan Ali Cemal (1881-1939), Mehmet Ali Laga (1878-1947), Hayri Çizel (1891-1950), Diyarbakırlı Tahsin (1874-1937), Celal Esad Arseven (1875-1971), Bahriyeli İsmail Hakkı (1863-1926), Şevket Dağ (1876-1944), Üsküdarlı Cevat Bey (1870-1939), Veliaht (Halife) Abdülmecit Efendi (1868-1944), Ömer Adil (1868-1928), Mihri Müşfik (1886-1954), Celile Hikmet (1883-1956), Müfide Kadri (1889-1911) yanında daha eski kuşağa mensup; ancak, sanat aktivitelerini bu dönemde de sürdüren kimisi sivil kimisi de asker kökenli daha birçok sanatçı bulunmaktadır.1

Balkan Savaşı, Birinci Dünya Savaşı, Kurtuluş Savaşı gibi önemli savaşların yaşandığı zor koşulların egemen olduğu bir ortamda Avrupa'da öğrendikleri yenilikleri uygulama alanı bulamayan "1914 Kuşağı" sanatçıları, böyle bir olanağı -daha önceki bölümde ayrıntılarını verdiğimiz- 1917 yılında sanat tarihimize "Şişli Atölyesi" olarak yerleşen dönemin Harbiye Nezareti'nce açılan ahşap barakadan oluşan ve Çanakkale Savaşlarını tema olarak ele alındığı bu mekanda yakalama olanağı buldular.2

1914 yılında topluca yurda dönen sanatçılar iki ile dört yıl sürelerle kaldıkları Paris'ten edindikleri deneyimleri, yeni sanat anlayışlarını önce 1917'de Şişli Atölyesi, ardından da 1918'de Viyana Sergisi'nde ortaya koydular ve bu arada görev alacakları Sanayi-i Nefise Mektebi, askeri ve sivil liselerde yeni öğrencilere aktarmaya başladılar. Bu arada 1909 yılında kurulan Osmanlı Ressamlar Cemiyeti'nin 1916 yılından başlayarak her yıl düzenli olarak Galatasaray Lisesi'nde gerçekleştirdiği Galatasaray Sergileri ile cemiyetin sanat konularına yer verdiği "Osmanlı Ressamlar Cemiyeti Gazetesi"3 adlı yayın organı ve ayrıca 1914 yılında kurulan, genç kızların sanat eğitimi almasını hedefleyen İnas Sanayi-i Nefise Mektebi dikkat çeken diğer sanat hareketlerinin başında gelmektedir.4

Tüm bu hareketlerin içinde yine "1914 Kuşağı" üyeleri etkindi ve kuşağın bu etkinliği Cumhuriyet'in kurulduğu ilk yıllarda da sürdü. Mustafa Kemal'in sosyal, siyasal, kültürel alanlar yanında sanatsal alanda da aldığı köklü kararların ilk aşamalarında görev alan sanatçılar bu kuşağın üyeleriydi. Başka bir ifadeyle "1914 Kuşağı" yıkılan Osmanlı İmparatorluğu ile yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti arasında tüm bu sosyal, siyasal, kültürel, sanatsal vb. olayları yaşamış olması açısından önemli bir konumdaydı.5

Sanatçının içinden geçtiği, yaşadığı çağın bir parçası olduğu, yapıtlarında kendini oluşturan ve kuşatan ortamın izlerini yansıttığı gerçeğini bu dönem sanatçılarının yapıtlarında izlemek olanaklıdır. Cumhuriyet'in ilk yıllarında bu dönem sanatçıları doğal olarak içinde yaşadıkları, neredeyse tümüyle tanık oldukları olayları tuvallerine yansıtırlar. Bu konular içinde Türk ordusunun kahramanlıkları, yaşanan savaşların acıları, Atatürk ve yakın silah arkadaşlarının çeşitli faaliyetleri yer almaktadır. Bu konular kimi zaman bir kompozisyona, kimi zaman da Mustafa Kemal, İsmet İnönü, Fevzi Çakmak gibi büyük bir hayranlık ve sevgi duyulan ulusal kahramanların portrelerine dönüşüyordu. Tüm bu çalışmalarda ulusal ve yerel duyguların ön planda olduğu dikkat çekmektedir. Bu örnekler arasında Sami Yetik'in 1926 tarihli "Eski Ankara'dan" gibi yerel temalı çalışmaları yanında 1928 tarihli "Topçular" adlı savaş temalı çalışmaları; Mehmed Ruhi'nin 1923 tarihli "Atatürk Köylülerle", 1923 tarihli "Atatürk'ü Karşılama", 1931 tarihli "Türk Ordusu'nun İstanbul'a Girişi" adlı gibi Atatürk ve Türk Ordusu temalı çalışmaları; Çallı'nın 1928 tarihli "Harman", 1933 tarihli "Zeybekler" kompozisyonları; Avni Lifij'in 1923 tarihli "Akgün", "Karagün" ve "Fevzi Çakmak Portresi" gibi savaş ve portre temalı çalışmaları; Namık İsmail'in 1920 tarihli iki "Harman" ve 1929 tarihli "Atatürk Çiftçiler Arasında" gibi yerel ve Atatürk'ün gezilerini tema olarak seçen kompozisyonu sayılabilir.

Aynı dönemde kuşağın diğer üyelerinden Nazmi Ziya, Ali Sami Boyar, Feyhaman Duran ve Hikmet Onat Atatürk portreleri yanında yerel temaların ağırlıkta olduğu çalışmalarıyla dikkat çekmekteydiler. "1914 Kuşağı" sanatçıları ile sanat aynı ortamını paylaşan dönemin ünlü sanatçılarından Ömer Adil, Ali Cemal, Mehmet Ali Laga, Mihri Müşfik ve diğerleri de çeşitli yapıtlarıyla bu ortama katkıda bulunuyorlardı.

Bu bölümde Türk resim sanatının gelişim çizgisinde en önemli rollerden birini üstlenen "1914 Kuşağı" sanatçılarının yaşamöyküleri ve sanat anlayışlarına -doğum tarihlerine göre bir sıralama-yaparak ayrı ayrı yer vereceğiz. Ayrıca aynı dönemi paylaşan sanatçılara ilişkin ayrıntılı bilgi vermekten çok, bunlara ilişkin ayrıntılı bilgi ve kaynakçanın bulunduğu kaynakları vermekle yetineceğiz.

Mehmet Sami Yetik (1878-1945): İstanbul'da doğdu. 1896'da Harbiye'ye girdi 1899'da teğmen olarak mezun oldu. 1900 yılında Sanayi-i Nefise Mektebi'ne başladı ve 1906'da bitirdi. Çeşitli okullarda resim hocalığı yaptı. 1909'da kurulan Osmanlı Ressamlar Cemiyeti'nin kurucuları arasında yer aldı ve cemiyetin 1916'dan itibaren gerçekleştirmeye başladığı Galatasaray Sergilerine katıldı. 1910'da Paris'e giderek 1910-12 yılları arasında sabahları Academie Julian'de, Jean-Paul Laurens (1838-1921) atölyesinde çalıştı. 1912'de yurda döndü; Balkan Savaşı ve Birinci Dünya Savaşı'na katıldı. Savaştan sonra da uzun yıllar resim hocalığı yaptı.

1917'de açılan Şişli Atölyesi'nde görev aldı. 1918'de ise Viyana Sergisi'ne dokuz yapıtıyla katıldı. 1933'te binbaşı rütbesiyle emekli oldu. 1940 yılında "Ressamlarımız-1" adlı kitabını yayımladı. İkinci cildi de hazırdı; ancak, bu kitap sanatçının Ocak 1945'te ölümü nedeniyle basılamadı. Sami Yetik, ayrıca çeşitli dergi ve gazetelerde sanata ilişkin birçok yazı kaleme aldı. Resim çalışmalarında doğayı rehber olarak kabul eden Yetik'in, büyük boyutlu savaş temalı çok figürlü kompozisyonlarında sağlam desen anlayışı dikkat çekmektedir. Sami Yetik'in sanat yaşamı boyunca sağlam desen anlayışıyla gerçekleştirdiği çeşitli türde yapıtlar yanında, izlenimci tekniği kullanarak gerçekleştirdiği çeşitli ölüdoğa, figürlü kompozisyon, figürlü, figürsüz manzara, portre, otoportre çalışmaları da bulunmaktadır. Yaşamının son dönemlerini Ankara'da geçiren sanatçı, bu kentin yaşamından ilginç örnekler vermiştir.6

Ali Sami Boyar (1880-1967): 15 Şubat 1880 tarihinde İstanbul'da doğdu. 1892 yılında Mekteb-i Bahriye'ye girdi. Burada resim hocası Kaymakan Şükrü Bey idi. 1901 yılında Teğmen çıkan Boyar, Bahriye İnşaiye Resimhanesi'nde görev aldı ve 1902'de Sanayi-i Nefise Mektebi'ne kaydoldu. 1908 yılında mezun oldu. 1910 yılında Paris'e gönderildi. Boyar, Paris'te l'Ecole Nationale Superieure des Beaux-Arts'ta Cormon'un (1845-1924) atölyesine kaydoldu. Birinci Dünya Savaşı nedeniyle 1914 yılında yurda geri çağrıldı. Tam bu sırada askerlik görevinden yüzbaşı rütbesiyle emekli oldu. Şişli Atölyesi'nde görev aldı. Yine 1914 yılında Bahriye Müzesi (Deniz Müzesi) Müdürü oldu. Burada 1915 yılında manken atölyesi kurdu. 1917 yılında "Bahriye Müzesi Kataloğu"nu yayımladı. 1919'da Heybeliada Bahriye Mektebi'nde resim öğretmenliği yaptı. Ayrıca kurucusu olduğu İnas (Kız) Sanayi-i Nefise Mektebi'nde hocalık ve müdürlük yaptı. 1921-1922 yıllarında kısa bir süre Sanayi-i Nefise Mektebi'nde, 1922-1923 yılları arasında ise iki kez Evkaf (Vakıflar) Müzesi Müdürlüğü'nde bulundu.

Cumhuriyet döneminde pulların ve kağıt paraların ressamı olması onun iki kez İngiltere'ye gitmesine ve bir defasında Londra'da, ardından 1931'de Paris'te bir sergi açmasına olanak sağlamıştır. Boyar, 1935 yılında atandığı Ayasofya Müzesi Müdürlüğü sırasında Ayasofya'nın vaftiz teknesini bulması büyük yankı uyandırdı. 1944'te yaş haddinden emekli oldu. 23 Eylül 1967 tarihinde İstanbul'da öldü.

Ali Sami Boyar'ın çalışmaları arasında karakalem, suluboya, pastel, yağlıboya ile gerçekleştirilmiş yapıtlar bulunmaktadır. Boyar'ı, izlenimci çalışmalar gerçekleştirmekle birlikte, daha çok gerçekci anlayışla yapıtlar üreten bir sanatçı olarak değerlendirebiliriz. Sanatçı, kendi sanat anlayışını aktardığı yazılarda da tümüyle klasik ve akademik bir eğitimi savunmaktaydı. Boyar, bir resimde doğruluk ve doğallık özellikle de uyum bulunmazsa, başka bir şey aramanın gereksiz olduğuna inanırdı. Ali Sami Boyar, seksen yedi yıllık yaşamı boyunca sanatçılığı, hocalığı yanında, müzeciliği ve sanat alanında yazdıklarıyla Türk kültür ve sanat yaşamına önemli katkılar sağlamış bir sanatçı olarak dikkat çekmektedir.7

Hikmet Onat (1885-1977): İstanbul Fındıklı'da doğdu. Bahriye Mektebi'ni bitirip, Harbiye sınıfına ayrılıp teğmen çıktı. Teğmen çıkan sanatçı resim eğitimi görmek için bu kez 1904'te Sanayi-i Nefise Mektebi'ne devam ederek 1910'da mezun oldu ve daha sonra da 1910'da devlet bursuyla Paris'e resim öğretimine gönderildi. Paris'te dört yıl boyunca l'Ecole Nationale Superieure des Beaux-Arts'ta Cormon Atölyesi'nde akademik bir eğitim görüp, bu arada ordudan ayrılan sanatçı, 1914'te yurda dönerek çeşitli liselerde ve 1915'ten itibaren Sanayi-i Nefise Mektebi'nde hocalığa başladı. Osmanlı Ressamlar Cemiyeti'nin üyeleri arasında yer alan Onat, Galatasaray Sergilerine de düzenli olarak katıldı. Şişli Atölyesi'nde görev aldı ve burada savaş temalı yapıtlar gerçekleştirdi. Daha sonra da 1918'de açılan Viyana Sergisi'ne toplam sekiz yapıtıyla katıldı. Sanatçının ilk yapıtlarında, İstanbul ve Paris'teki eğitim süresince yaptığı portre ve akademik figür çalışmaları ağırlıktadır. Sanatçının yurda dönünce oluşturduğu çalışmaları özellikle de Şişli Atölyesi'nde gerçekleştirdiği savaş temalı kompozisyonu "Siperde Mektup Okuyan Askerler", "Mediha Hanım'ın Portresi" gibi yapıtları, sanatçının, yine figürlü temalara devam ettiğini göstermektedir. Ancak, sanatçının daha sonra, izlenimci anlayışla ele alınan yapıtlara yöneldiği ve çeşitli ölüdoğalar, portreler yanında, ağırlıklı olarak İstanbul'un Eyüp, Kurbağalıdere, Kabataş, Salacak, Göksu, Boğaziçi, Üsküdar, Fındıklı, gibi semt ve köşelerini, çeşitli camilerini, meydan çeşmelerini, sahillerini, denizdeki tekneleri, Topkapı Sarayı, Eyüp Sultan Türbesi gibi birçok tarihi anıtı betimlediği görülmektedir.8

Mehmet Ruhi Bey (1880-1931): İstanbul, Galata'da doğdu. Bazı yayınlarda kullanılan Arel soyadı, sanatçının ölümünden sonra ailesi tarafından alınmıştır. 1892'de Mektebi Bahriye'ye giren sanatçı, burada dört yıl idadi, iki yıl Harbiye ve iki yıl da denizde eğitim gemisinde olmak üzere toplam sekiz yıl okuyup 1900'de gemi mühendisi bir subay olarak çıktı. Resme olan ilgisi nedeniyle Sanayi-i Nefise Mektebi'ne başlayıp 1909'da burasını da bitirdi. Osmanlı Ressamlar Cemiyeti'nin kurucuları arasında yer aldı. Daha sonra resim eğitimi için 1910'da Avrupa müsabakasını birincilikle kazanarak Maarif Nezareti'nin (Milli Eğitim Bakanlığı) bursuyla 1910'da Paris'e yollandı. Bu arada askerlik görevinden Yüzbaşı rütbesindeyken istifa etmek durumunda kaldı. Paris'te l'Ecole Nationale Superieur des Beaux-Arts'ta Cormon'un atölyesine devam etti ve 1914 yılında diğer arkadaşlarıyla birlikte yurda döndü ve çeşitli okullarda resim, sonra Sanayi-i Nefise Mektebi'nde fenn-i menazır (perspektif) hocalığı yaptı. Ancak, mektebin eğitim ilkeleri ile uyuşamadığı için yönetim tarafından uzaklaştırıldı. 1917'de açılan Şişli Atölyesi'nde görev aldı. 1918'de ise Viyana Sergisi'ne altı yapıtıyla katıldı. 1922'de İhsan Bey ile birlikte Çemberlitaş'ta "Serbest Resim Atölyesi"ni açtı. 14 Ekim 1931'de yaşama veda etti.

Ulusal, dinsel, folklorik temalarda başarılı yapıtlar veren ve figür ağırlıklı çalışan sanatçının, kompozisyonlarda kuvvetli, desenlerinde sağlam, renk kullanımında ise çok duygulu ve olgun olduğu gözlenmektedir. Türk resim sanatına ulusal bir anlayış getirme çabası içinde olan sanatçının gerçekçi bir anlayışla gerçekleştirdiği yapıtlarında halktan ve sosyal yaşamdan seçtiği temalar ağırlık kazanmıştır. "1914 Kuşağı" temsilcileri içinde Mehmet Ruhi çok değişik biçem özellikleri göstermesi açısından ilgi çekmektedir. Sanatçının "Taşçılar" gibi hareket, "Hilal-i Ahmer'e Yardım"gibi duygu yüklü çalışmalarında sağlam desen ve düzgün boya kullanımı dikkat çekerken; "Erenköy", Fatih Kaymakamlığı" ve "Ankara Bend Deresi" gibi yapıtlarında ışık ve renk değerlerinin serbest fırça darbeleriyle verildiği görülmektedir.

Adeta illüstrasyon çalışmalarını andıran "Resmigeçit", "Atatürk'ü Karşılama", "Atatürk Köylülerle" gibi kompozisyonlarda ise koyu konturlarla belirlenmiş figür ve nesneler, izlenimci sonrası akımlara işaret etmektedir. Mehmet Ruhi'nin biçem gelişimini başlıca üç dönem olarak değerlendirebiliriz. Bunlardan ilki sanatçının aldığı eğitime koşut olarak gerçekleştirdiği akademik ağırlıklı çalışmalar, ikincisi geniş fırça tuşlarıyla izlenimci tekniğin benimsendiği çalışmalar, üçüncüsü ise yine sağlam desenin ön planda olduğu ve koyu konturlarla belirlenen çalışmalardır.9

İbrahim Çallı (1882-1960): Eski adı Demirciköy olan ve o yıllarda İzmir'e, günümüzde ise Denizli'ye bağlı olan, ailesinin soyadını aldığı Çal kasabasında doğdu. İlk ve orta tahsilini Çal'da ve İzmir'de yapan sanatçı daha sonra İstanbul'a gelerek değişik bazı işlerde çalıştı. Resme karşı yeteneği nedeniyle 1906 yılında da Sanayii Nefise Mektebi'ne girdi ve 1910 yılında buradan mezun olduktan sonra açılan Avrupa yarışmasını kazanıp devlet bursuyla Paris'e gitti l'Ecole des Beaux-Arts'ta Cormon'un öğrencisi oldu. Osmanlı Ressamlar Cemiyeti'nin üyeleri arasında yer aldı ve Galatasaray Sergilerine düzenli olarak katıldı. Yurda dönen Çallı, tam otuz üç yıl boyunca sayısız öğrenci yetiştireceği Sanayi-i Nefise'de hocalığa atandı. Güzel Sanatlar Akademisi'nde 1914 Kuşağı temsilcileri içinde en uzun hocalık yapan sanatçılar İbrahim Çallı, Hikmet Onat ve Feyhaman Duran'dır. İbrahim Çallı, atak kişiliği, Türk resim sanatına getirdiği yenilikler yanında, öğrencilerine sanat aşkı aşılamak gücüne sahip olması, resim sanatını geniş halk kesimlerine yayma çabaları ve daha birçok özelliği nedeniyle, 1914 Kuşağı olarak adlandırılan bu dönemin öncüsü olarak dikkat çekmektedir. Cemal Tollu'ya göre Çallı'nın sanat gücünden daha çok, onun sanatçı kişiliği gençlerin gönlünde yer etmiştir. Kaya Özsezgin'e göre ise, İbrahim Çallı'nın yaşamı, Batı etkisinde gelişen Türk resim sanatı içinde, Meşrutiyet'ten Cumhuriyet'e doğru uzanan sanatçı tipolojisinin biyografik kalıpları ve özellikleri dışında, yeni bir sanatçı imgesinin protipi olarak kendini gösterir. Doğuştan bir Anadolu çocuğu olan Çallı'ya gelinceye kadar, genellikle orta sınıf ailelerin, askeri okul çıkışlı ya da Osmanlı aristokrasisinin Batılı kültür değerlerine açık çevrelerinde yetişmiş olan "ressam" imgesi ağırlık taşıyordu. Bu imge, Cumhuriyet'in ilk yıllarında da, yeni burjuvazi yaratmaya yönelik devlet politikasının kültürel amaçlarıyla uyumlu olarak, yeni sınıfın içinde biçimlenmiştir. Çallı ise bu imgeyi değiştiren bir kişi olarak ayrı bir önem taşımaktadır.

İbrahim Çallı, Şişli Atölyesi'nde de görev aldı ve burada ürettiği yapıtlarla diğer sanatçılarla birlikte Türk resim sanatında ilk yurtdışı resim sergisi olan Viyana Sergisi'ne katıldı.

Uzun yıllar hocalık yapan Çallı, öğrencilerine karşı otoriter, hatta kimi zaman kırıcı olabiliyordu.

Genel kültürü kuvvetli olmamasına karşın, bir filozof kadar yaşamın anlamını anlamış, doğanın güzelliklerine aşık olmuş bir sanatçıydı. Sanatçının canlı karakteri, hoşsohbetliği, sofra zevklerine dolayısıyla içkiye olan düşkünlüğü, çok geniş bir dost çevresi edinmesine neden olmuştu. Çallı'nın, toplantıları renklendiren, sıcak, sevimli kişiliği, yaptığı espriler, hazırcevaplığı, bohem yaşantısı, uzun yıllar dilden dile dolaşmıştır.

Çallı'nın bu yaradılışı onun sanatına da yansımıştır. Onu disiplinden, ağır başlı çalışmalardan uzaklaştıran, öznel atılışlara yönlendiren bu yaradılış, bazı eleştirmenlerin de vurguladığı gibi, zaman zaman yapıtlarının gerçek değerinin yeterinci ortaya çıkmamasına neden oluyordu. Ancak, Kaya Özsezgin'in de vurguladığı gibi, Çallı'nın biçem sorununun gereğince irdelenmediği söylenebilir. Sanatçı, renkleri ustaca kullanmasıyla dikkat çeken bir sanatçıydı. Bu açıdan Çallı, Batılı tanımıyla "kolorist" bir ressam olarak değerlendirilebilir. Sanatçının tablolarında desene, çizgiye, düzene önem vermekten çok, hemen renkleri uygulamak aceleciliği, yapıtlarında zaman zaman görülen kuruluş ve desen yetersizliğinin başlıca nedeni olarak görülebilir. Çallı, tüm bu yaradılışına karşın ülkenin içinde bulunduğu şartlara da son derece duyarlıydı. Toplumun içinde bulunduğu zor koşullarda öğrencilerinin en iyi yetişmesi için elinden geleni yapıyordu.

Savaşların yaşandığı dönemlerde ürettiği savaş temalı kompozisyonlarla Türk ordusunun kahramanlıklarını tuvallerine yansıtıyordu. Sanatçının biçem gelişimine baktığımızda, gerek İstanbul, gerekse Paris'te devam ederek gelişen akademik bir eğitimden sonra izlenimci ve daha serbest bir anlayışta sürdürdüğü sanatını, 1920'lerde İstanbul'a gelen Rus ressam Gritchenko'dan etkilenerek "Mevleviler" dizisi çalışmalarında da gördüğümüz gibi, biçimin daha bir ağırlık kazandığı yöne kaydırdığına tanık olmaktayız. Çallı, akademik eğitim sonrası gerçekleştirdiği serbest anlayıştaki çalışmalarına hazırlıksız başlar, herhangi bir taslak, eskiz yapmayı düşünmez, çizmek istediği deseni fırçasının ucuyla çizmeye başlayarak yapıtın içine aniden giriverirdi. Ancak, sanatçının, Şişli Atölyesi'ndeki çalışmalarında olduğu gibi, büyük boyutlu figürlü kompozisyonları için bazı ön çalışmalar yaptığı bilinmektedir. Çallı'nın yapıtlarındaki temalar içinde portreler, çıplak çalışmaları, Şişli Atölyesi'nde gerçekleştirilen savaş temalı ve çok figürlü büyük boyutlu kompozisyon çalışmaları, "Harman" gibi köy yaşamına ilişkin kompozisyonları, İstanbul'un çeşitli köşelerinden görünümlerin yansıtıldığı, figürlü manzaraları ve özellikle yaşlılık dönemlerinde ağırlık verdiği ölüdoğaları dikkat çekmektedir.10

Nazmi Ziya Güran (1881-1937): İstanbul'da doğdu. Vefa İdadisi'ne (Lisesi) devam etti. Babasının resim öğrenimi almasına karşı çıkması üzerine yükseköğrenimini İstanbul Mekteb-i Mülkiye-i Şahane'de (Siyasal Bilgiler Fakültesi) 1901'de tamamladı ve babasının ölümünden sonra da 1902 yılında Sanayi-i Nefise Mektebi'ne girdi. Buraya girmeden önce resme olan ilgisinden dolayı ilk resim derslerini Hoca Ali Rıza'dan aldı. Nazmi Ziya Sanayi-i Nefise'de son sınıftayken hocası Valeri ile resimde akademik kuralların aksine serbest çalışması nedeniyle ters düştü ve Müdür Osman Hamdi Bey'in de Valeri'yi desteklemesi sonucu mezuniyeti bir yıl geciktirilerek cezalandırıldı. Osmanlı Ressamlar Cemiyeti'ne çalışmalarıyla katkılarda bulundu.

1909'da mezun oldu ve 1911'de Paris'e gitti. Önce üç ay kadar Academie Julian'de Marcel Andre Baschet (1862-1941) ve Henri Paul Royer'den (1869-1938) dersler aldı; sonra da l'Ecole Nationale Superieure des Beaux-Arts'ta Cormon'un öğrencisi oldu ve 1913 yılına kadar bunu sürdürdü. 1911'de Paris'te atölye arkadaşı Mercelle Chevalier ile evlendi. 1914'te yurda geri çağrıldı ve Maarif Nezareti (Milli Eğitim Bakanlığı) memurluğu (İzmir Muallim Mektebi) (Öğretmen Okulu Müdürlüğü), İstanbul İlk Tedrisat (İlk Öğretim) Müfettişliği ve resim öğretmenliği yaptı. Nazmi Ziya 1915'te Maarif Nezareti tarafından sipariş edilen, okulların duvarlarına asılmak için, teması Türk tarihinden alınmış on kadar tablo yapmakla görevlendirildi. Nazmi Ziya'nın Şişli Atölyesi'nde ve Viyana Sergisi'nde yer almamasının nedenini, o dönemlerde yürüttüğü Sanayi-i Nefise'deki yöneticilik görevine bağlayabiliriz. Sanatçı, 1918-1921 ve 1925-1927 yılları arasında iki kez Sanayi-i Nefise Mektebi müdürlüğü yaptı. Müdürlük görevini Namık İsmail'e devrettikten sonra adı Güzel Sanatlar Akademisi olarak değiştirilen Sanayii Nefise'de desen hocalığı yapmaya devam etti. Sanatçı 11 Eylül 1937'de İstanbul'da, 17 Ağustos'ta açtığı ilk toplu sergisi devam ederken yaşama veda etti.

Nazmi Ziya'nın resim alanında etki altında kalmamak için yaşamı boyunca dikkatli davrandığı, tümüyle taklite yönelik resim anlayışının sona erdirilmesinde, kuşağın diğer üyeleriyle birlikte çok etkili bir rol oynadığı bilinmektedir.

Sanatçının kişiliğine ve sanat anlayışına uygun olarak ürettiği yapıtların ağırlığını izlenimci anlayışla ele aldığı figürlü veya figürsüz manzara teması oluşturmuştur. Nazmi Ziya'nın figürlü peyzajlarında ve daha birçok yapıtında ayrıntıdan çok, doğadan aldığı ilk duyuma bağlı kalarak serbest bir fırça işçiliğini yeğlediği görülmektedir. Ayrıca, kentin belli köşelerini uzun etütler sonucunda betimlediği "Koç Kahvesi" gibi seri çalışmalarında, sanatçının istediği atmosferi yakalayabilmek için nasıl kararlı bir çaba içinde olduğunu izleyebiliriz. Sanatçının değişik anlayışlarla ele aldığı daha birçok, figürlü manzara çalışması bulunmaktadır.

Nazmi Ziya'nın diğer önemli çalışmaları arasında otoportreleri, çıplak çalışmaları ve çok az örneğine rastladığımız ölüdoğaları bulunmaktadır. Sanatçının pek bilinmeyen bir yönü de birçok karikatür, afiş ve illüstrasyon çalışması yapmış olmasıdır.

Nazmi Ziya, Bedri Rahmi'ye "Sabahleyin erken kalkarak, gecenin gündüz olmak için geçirdiği istihaleye başkalaşıma tanık olmayanlar yeryüzünde hiç bir şey görmemişlerdir" demişti. Nazmi Ziya'ya göre sanat, herkesin sevip anlayabileceği bir şey olmalıydı. Bu nedenle sanatı toplum için yapmayı yeğlemiştir. Nazmi Ziya, modern sanatçıların, sanatı sanatçı için yaptığına inanmıştı ve bunların toplumu unutmalarına dayanamıyordu. Kendisi, topluma yönelik sergilerde yer alan yapıtlarında herkesin anlayabileceği bir dil kullanmaya çalışıyordu. Nazmi Ziya, kendisini doğa karşısında heyecanlandıran öğelerin başında, yaşam ve yaşamla ilgili şeyler olduğunu söylemiştir ki bunlar arasında kadın, ağaç, deniz, çiçek, güneş, güneş, güneş sıralaması yaparken, güneş konusunda biraz abartılı olduğunu göstermiştir. Güneş, onunla resmini yaptığı öğeler arasına giren ve tüm çalışmalarında el ile tutulacak bir şekle gelen ağırlığı, rengi, kokusu olan bir kaynaktı.

Nazmi Ziya, kendi kuşağından önce doğayı bir fotoğraf gibi tüm ayrıntılarıyla kuru bir öykünmeye dayalı olarak yansıtan Türk resmine dönemin diğer sanatçılarıyla birlikte daha geniş bir sanat anlayışı getirenlerden birisi olmuştur.11

Feyhaman Duran (1886-1970): İstanbul'da doğdu. Galatasaray Sultanisi'ni bitirdi ve Bab-ı Ali'de katip olarak çalıştı, Galatasaray Sultanisi'nde Fransızca güzel yazı öğretmenliğine başladı. Bir yandan yaşamını devam ettirmek için çalışmak zorunda kalan, öte yandan resim yapma sevgisiyle dolu genç bir yetenek, zor koşullar altında bulunan ülkenin olanaksızlıkları içinde kendine bir çıkış yolu ararken, karşısına Abbas Halim Paşa çıktı. Bu şansı çok iyi değerlendiren Feyhaman, Paşa'nın bursuyla Paris'e resim eğitimine yollandı.12 Burada Academie Julian ve l'Ecole Nationale Superieure des Beaux-Arts'da eğitim gördü. Academie Julian'de François Schommer (1850-1935), Jean-Paul Laurens (1838-1921), Beaux-Arts'ta Cormon atölyelerinde çalıştı. Birinci Dünya Savaşı'nın çıkmasıyla birlikte 1914'te yurda döndü. Türkiye'ye döndükten sonra 1919'da İnas Sanayi-i Nefise'de perspektif hocası olarak göreve başladı. 1909'da kurulan Osmanlı Ressamlar Cemiyeti'nin 1916'dan itibaren gerçekleştirdiği Galatasaray Sergilerine katıldı. Türk Ressamlar Cemiyeti kurucu üyeleri arasında yer aldı. Daha sonra Sanayi-i Nefise Mektebi'nde hocalığa başladı. Atatürk, İnönü portreleri yapmakla görevlendirildi. Sanayi-i Nefise Mektebi'ndeki görevini 1951 yılına kadar sürdürdü ve 65'inde yaş haddinden emekli oldu. 6 Mayıs 1970 tarihinde seksen dört yaşında İstanbul'da öldü.13 Ölçülü, sakin, iyi bir kişiliğe sahip olan Feyhaman için amaç peşinde koşmak çok önemliydi. Dünya görüşüne göre, yapılan her hareket, söylenen her söz, insanın kendisinden sonra da devam ederdi. Bu nedenle attığı her adımda bu görüşlerin önemli bir etkisi vardı.14

Feyhaman Duran, Türk Resim Sanatı'nda portre ressamı olarak ünlendi. Onun, çalıştığı modelin duygularını da ustaca yansıttığı çok değişik anlayışlarda üretilmiş portreleri bulunmaktadır. Sanatçı çıplak temasına da önem vermiştir. Serbest anlamda ele aldığı çıplak çalışmalarının başlangıcı, Türkiye'de çıplak temasının yaygınlaşmaya başladığı 1920'lere denk düşmektedir. Feyhaman Duran'ın hat sanatında da başarılı çalışmaları olmuştur.15

Feyhaman, Paris'te iken aynı dönemde burada eğitimde bulunan Türk öğrencilerle birlikte katı akademik kurallarından çok izlenimci eğilimi benimsemişti. Ancak Feyhaman izlenimliği kendi yeteneği ve becerisiyle birleştirerek kendine özgü bir biçem geliştirdi.16 Feyhaman, sanatçının en yararlı yol göstericisinin yine kendisi olması gerektiğine inanmıştı. Ayrıca sanatçının kendi işinin kurallarının kendisinin yaratması durumunda özgün olabileceğini savunmuştur. Sanatçının yapıtlarında ilk dikkati çeken şey canlı renkler, aydınlık ve sıcak bir havadır. Bunu sanatçının söylediği "resim sıcak olmalı" sözü de doğruluyor. Feyhaman, renk konusunda çok değişik fikirlere sahipti; rengin duyarlılığının, ulusallık ve çevrenin etkisiyle bir karakter kazanabileceğini, kişinin kökenine göre de çeşitlilik gösterebileceğini düşünüyordu. Doğada uyum içinde yer alan renklerin birbirleriyle uyum içinde kullanılması onun için önem taşıyordu. Görmenin önemli ve bakmaktan farklı birşey olduğunu söylüyordu. Yeni resim, eski resim konusunda fazla bir yorum yapmıyor; sadece iyi ve kötü olmak üzere iki türlü resim olduğunu belirtiyordu. Sanatçı, başarılı peyzaj ve natürmort çalışmaları yapmış olmasına rağmen portrede çok başarılı olduğu için portreciliğin Türkiye'de ilk anılan ismi olmuştur.17

Hüseyin Avni Lifij (1886-1927): Samsun'da doğdu. Ailesi 1887'de İstanbul'a Rumeli Hisarı'na yerleşti. Daha sonra ilköğrenimini ailesinin yerleştiği Fatih'te Aşıkpaşa mahallesindeki mahalle okulunda 1896 yılında tamamladı. Ortaöğrenimini Nadir Bey'in Şehzadebaşı'nda bulunan Numune-i Terakki Mektebi'nde sürdürdü. 1901'de Nafia Nezareti'ne (Bayındırlık Bakanlığı) bağlı Demiryolları Müdürlüğü'nde işe girdi. Bu arada Fransızca dersleri aldı. Anatomi öğrenmek için Mülkiye Tıbbıyesi'ne, boya tekniği öğrenmek için de Eczacı Mektebi'nin Fizik ve Kimya derslerine dinleyici olarak katıldı. 1906'da Türk resim sanatının ilk otoportre örneklerinden olan ve Lifij'in adeta bir simgesi haline dönüşen İstanbul Resim ve Heykel Müzesi koleksiyonunda bulunan "Kadehli-Pipolu Otoportre"sini hiç bir eğitim almadığı bir dönemde gerçekleştirdi. Daha sonra bu yapıtının tarihini, tabloyu sunacağı Veliaht Abdülmecid Efendi inanmaz diye 1908 olarak değiştirdi. 1909'da kurulan Osmanlı Ressamlar Cemiyeti'nin çalışmalarına katkılarda bulundu.

Kendi doğal yetenekleriyle geliştirdiği sanatını, 1906'da Osman Hamdi Bey'in önerisiyle tanıştırıldığı Veliaht Abdülmecid Efendi'nin (Halifeliği 1922-1924 yılları arasındadır) bursuyla 1909'da gittiği ve üç yıl kalarak 1912'de döndüğü Paris l'Ecole Nationale Superieure des Beaux/Arts'ta Cormon Atölyesi'nde klasik-akademik çizgide verilen bir eğitimle geliştirdi. Lifij, yurda dönüşünde çeşitli okullarda resim hocalığı yaptı. 1916 yılında 1. Galatasaraylılar Yurdu Resim Sergisi'nde "Belediye Faaliyeti/Kalkınma" adlı Türk resim sanatı tarihinde 172x505 cm.'lik ölçüleriyle belki de en büyük boyutlarda olan yapıtı sergilendi. 1917 yılında aynı yerde açılan "Savaş Resimleri ve Diğerleri Sergisi"ne yirmi yapıtı ile katıldı. 1918 Viyana Sergisi'ne on sekiz resmi ile katıldı. 1922'de Harika Şazi ile evlendi. Galatasaray Sergilerine düzenli olarak katılan sanatçının 1921'de devlet tarafından satın alınan beş resmi Elvah-ı Nakşiye (Resim Eserleri) Koleksiyonu'na katıldı. Lifij, 1922'de Mustafa Kemal'in davetlisi olarak dört ay süreyle Erkân-ı Harbiyye Umumiye'de (Genel Kurmay) kaldı. Bu süre zarfında "Mareşal Fevzi Çakmak"ın portrelerini gerçekleştirdi. Ankara dönüşü "Karagün" ve "Akgün" yapıtlarının hazırlık çalışmalarına başladı. Bu yapıtlarını 1923'te tamamladı. Lifij yine 1923'te Sanayi-i Nefise Mektebi Alisi Tezyini Sanatlar (Dekoratif Sanatlar) Bölümü'nde hocalığa başladı ve bu görevini yaşamının sonuna kadar sürdürdü. 2 Haziran 1927'de yaşama veda etti.

Lifij'in yapıtlarında izlenimcilikten dışavurumculuğa, romantizmden sembolizme kadar belli başlı akımlardan izler görülmektedir. Ayrıca sanatçının poşad gibi serbest anlayışla gerçekleştirilen çalışmalarının dışındaki büyük boyutlu çalışmalarında, akademik anlayışın göz ardı edilmediği görülmektedir ki, bu nedenle Lifij'i doğru resmetmeyi ilke edinmiş bir sanatçı olarak değerlendirebiliriz.

Sanatçının yapıtları içinde özellikle otoportreleri ve figürlü kompozisyonları ayrı bir öneme sahiptir. Figürlü kompozisyonları içinde alegorik, mitolojik ve fantastik çalışmalar da dikkat çekmektedir. Lifij'in "Belediye Faaliyeti/Kalkınma" ve Yapı Kredi'ye ait Mecid Efendi Köşkü'nde bulunan "Çeşmebaşı" adlı dekoratif amaçlı çalışmaları yanında gerek bunlara gerekse gerçekleşmemiş çalışmalarına ilişkin, yüzlerce etüd, eskiz gerçekleştirdiği görülmektedir. Lifij'i duvar resmi türünün en önemli tasarım ve uygulayıcısı olarak değerlendirebiliriz. Bunun yanında sanatçının yapıtlarını ağırlıklı olarak yağlıboya portreler, manzaralar, poşadlar ile karakalem, füzen, iki ya da üç renk kalemle gerçekleştirilmiş desen çalışmaları oluşturmaktadır. Sanatçının cami, çeşme gibi önemli mimari yapıtları, kentin çeşitli köşelerindeki mezarlıkları, bahçeli evleri, sokakları, yangınları, günlük yaşamdan çeşitli sahneleri ustaca yansıttığı sayısız çalışması bulunmaktadır. Lifij'in birçok çıplak figür çalışması da onun insan bedeninin tanımadaki ustalığını ortaya koymaktadır. Sanatçının ölüdoğa ve denizi doğrudan tema olarak seçtiği çalışmaları diğer temalara göre oldukça azdır. Lifij'in fotoğraf sanatında da önemli çalışmalar gerçekleştirdiği, günümüze ulaşan birçok cam negatif örneğinde kendini göstermektedir.18

Namık İsmail (1890-1935): Kafkasya'dan Samsun'a, oradan da İstanbul'a göç etmiş, Çerkes bir ailenin ortanca çocuğuydu. Namık İsmail, ailesi tarafından sıkı bir disiplin altında iyi bir terbiye ile yetiştirildi. Edebiyata ilgi duymaya başladığı dönemde, Fransızca eğitim veren liselerden Ste. Pulcherie ve St. Benoit'ya devam ettiğinden Fransız edebiyatının neredeyse tüm romanlarını okumuştu. Daha sonra Tevfik Fikret'in müdürlüğü döneminde Galatasaray Lisesi'ne geçen Namık İsmail son sınıfta Arapça dersinden kalıp, bakalorya sınavını veremeyince buradan da ayrılıp resim öğrenimi için babası tarafından 1911 yılında Paris'e gönderildi. Paris'te önce Academie Julian'e, sonra da l'Ecole Nationale Superieure des Beaux-Arts'ta Cormon Atölyesi'ne devam etti. 1914'te tatil için geldiği İstanbul'da Birinci Dünya Savaşı'nın çıkmasıyla askere alınıp Kafkas cephesine gönderildi.

Erzurum'da bulunduğu sırada tifüse yakalanıp İstanbul'a döndü. Daha sonra 1917'de kurulan Şişli Atölyesi'nde görev aldı. Ardından da 1918'de gerçekleştirilen Viyana Sergisi'ne katıldı. Bu sergiye ilişkin Almanca olarak yayımlanan gazetelerde büyük bir övgü aldı. Bu sergiden sonra yapılması düşünülen Berlin Sergisi'nin ertelenmesi üzerine yurda dönmeyip orada resim eğitimine devam etti.

1919'da yurda dönüp, Gazi Osman Paşa Ortaokulu'nda resim hocalığına başladı. 1920'de Mediha Hanım ile evlendi. 1921'de ise Sanayii Nefise Mektebi'nde müdür yardımcılığı görevine atandı.

1921'de buradan da ayrılıp tekrar Paris'e gitti ve orada Pierre Loti'nin Les Desenchantees kitabı için açılan desen yarışmasını kazandı. Paris'ten döndüğünde Maarif Vekaleti'nde Güzel Sanatlar Şube Müdürlüğü'ne ve 1 Haziran 1927'de Güzel Sanatlar Akademisi Müdürlüğü'ne atandı. Aynı zamanda resim atölyesinde hocalık yapmaya başladı ve 1935'teki ölümüne kadar bu görevini sürdürdü. Namık İsmail'in yapıtları içinde ölüdoğalar, otoportreler, aralarında Atatürk'ün de bulunduğu çeşitli portreler,
Viyana Sergisi'nde de yer alan "Tifüs", yerel temaların ele alındığı iki adet "Harman", ülkenin kalkınma hareketlerini yansıtıldığı "Atatürk Çiftçiler Arasında" ve savaşın tema olarak seçildiği Şişli Atölyesi'nde üretilen "Al Bir Daha/Son Mermi" gibi çok figürlü ve büyük boyutlu kompozisyonları, Türk köylüsünün yaşamından bir kesitin aktarıldığı bir iç mekan resmi olan "Köylü Aile" gibi çalışmaları yanında, serbest fırça darbeleriyle oluşturulan çalışmaları bulunmaktadır. Sanatçının sosyal konulara da ilgi gösterdiği çalışmaları arasında "Maden Ocağında Çalışanlar" sayılabilir. Ayrıca, sanatçının yaşadığı toplumun kültürüne ne kadar yakın olduğuna Pierre Loti'nin kitabı için hazırladığı çalışmalarda tanık
olabiliriz. Yöneticiliği döneminde Akademi'nin gösterişli bir duruma geldiğinden söz edilmektedir.

Kompozisyon çalışmalarıyla ünlenen sanatçının çıplak çalışmalarındaki model ile mekân ilişkilerindeki sağladığı başarı da dikkat çekicidir. Yapıtlarında hareket ve ışık olgusuna özel bir önem veren, sanatın toplum için yapılması gerektiğini savunan Namık İsmail, Türk resim sanatında bireysel biçem (üslup) ayrımlarının belirginleşmesinde önemli rollerden birini oynamıştır.19

1914 kuşağını temsil eden dokuz sanatçıdan sonra bu kuşakla aynı sanat ortamını paylaşmış, Galatasaray Sergileri, Viyana Sergisi gibi sergilerde birlikte yer almış, kimisi asker, kimisi sivil ve az sayıda da olsa bazı kadın sanatçılara değinmek gerekirse konuya giriş yaptığımız bölümünde de adlarını sıraladığımız gibi Asker ressamlar kuşağının önemli bir temsilcisi olan Ali Cemal (1881-1939) "Şişli Atölyesi"nin en üretken sanatçısı olarak dikkat çekmektedir. Ortaokuldan sonra girdiği Bahriye Mektebi'nden 1901'de mülazım çıkan sanatçı daha sonra da Sanayi-i Nefise Mektebi'ni bitirdi. Sanatçının, denizi tema olarak aldığı çalışmalarındaki yetkinlik, onun deniz ressamı olarak da anılmasına neden olmuştur. Ayrıca manzara, ölüdoğa ve portre türünde de çalışmalar yaptı. Sağlam bir desen anlayışını gözettiği yapıtlarında tarihi ve belgesel nitelikler görülmektedir. Ali Cemal, Türk gazeteciliğinde temsili resim, hamasî taslaklar çizen ilk gazete ressamı olarak bilinmektedir.20

Yine bir asker kökenli sanatçı Mehmet Ali Laga'dır (1878-1947). Harbiye'den piyade mülazımı (teğmen) olarak çıkan sanatçı, 1907'ye kadar kalacağı Trablusgarp'a yollandı. Kolağası olarak İstanbul'a döndü ve 1908'de önce Kuleli'de, daha sonra da Bursa Lisesi'nde resim hocalığı yaptı. 1909'da kurulan Osmanlı Ressamlar Cemiyeti'ne katıldı. Balkan Savaşı sırasında Edirne kentinde eski okul arkadaşı Sami Yetik ile birlikte tutsak olarak Sofya'ya götürüldü. İki ünlü sanatçı burada da resim çalışmalarını sürdürdüler. Laga'nın ağırlıklı olarak manzara temalı, yağlıboya ve suluboya olarak gerçekleştirdiği yapıtlarında, tekniğinin sağlamlığı dikkat çekmektedir.21

Türk resim sanatı tarihinde "Çanakkale Savaşları Ressamı" olarak ünlenen Hayri Çizel (1891­1950), ilk ve ortaöğrenimini Edirne'de tamamladı. Burada hocası olan (şehid) Hasan Rıza Bey'den ilk resim bilgilerini aldı. Daha sonra ise Sanayi-i Nefise Mektebi'ne girdi ve buradan 1914 yılında mezun oldu. Sanatçı, Çanakkale Savaşları sırasında birçok kroki ve suluboyalardan oluşan bir albüm hazırladı. Bir savaş günlüğü niteliğindeki bu resimlerde, sanatçının sağlam bir desen ve doğal renklerle, yaşananları gözlemleyerek görsel bir etkinlik ve belge düzeyine ulaştırmayı başardı. Askerlik görevi dönüşü, devlet tarafından bir süre Almanya'ya gönderildi ve burada Münih'te Hofmann Atölyesi'nde çalışarak, teknik ve estetik yönlerini sağlam bir düzeye yükseltti. Yurda döndüğünde Bab­ı Ali'de Şark Sanayi-i Nefise adında bir fotoğraf atölyesi açtı. Daha sonra Erenköy Kız Lisesi, İstanbul Erkek Lisesi, Kuleli Askeri Lisesi, Halıcıoğlu Askeri Lisesi, Hayriye Lisesi, Davutpaşa Ortaokulu ve son olarak da İstanbul Erkek Lisesi'nde olmak üzere toplam kırk yıl resim hocalığı yaptı ve görevi başında yaşama veda etti.22

Asker ressamlar kuşağının bir diğer temsilcisi Diyarbakırlı Tahsin'dir (1874-1937). Sanatçı, deniz savaşlarını, askeri ve sivil gemileri, engin açık denizleri tema olarak seçmesiyle tanınmıştır. Doğduğu kent Diyarbakır'da orta eğitimini sürdürürken, resme karşı olan yeteneği görüldü. Daha sonra İstanbul'a gelerek Harbiye'ye girdi ve burada Üsküdarlı Hoca Ali Rıza'nın öğrencisi oldu. Süvari sınıfında olan sanatçının tüm ilgisi deniz teması üzerine yoğunlaştı. 1895 yılında Harbiye'den süvari mülazimi olarak çıkan Tahsin Bey, 1902'de Osman Hamdi Bey tarafından sarayda açılan resim atölyesine de devam ederek resim bilgilerini geliştirdi. 1906'da yüzbaşı, 1914'te binbaşı rütbesine yükselen sanatçı, Erkânı Harbiye'de (Genelkurmay) resim hocalığı yaptı ve 1919'da emekliye ayrıldı. 1918'de Viyana Sergisi'ne deniz savaşları temalı yapıtları yanında, üç adet "Meryem Ana Etüdü"nün de yer aldığı toplam yedi adet yapıtıyla katıldı. Türk deniz ressamlarının yoğun bir belgecilik ve epik bir şema duygusuyla yaklaştığı, safyürek (naif) tutumun, Tahsin Bey'de de izlendiği söylenebilir. Tuvaline aktardığı deniz temalı yapıtlardan da görüleceği üzere Tahsin Bey'in doğadan çalışmayı yeğleyen bir sanatçı olduğu söylenebilir.23

Celal Esad Arseven (1875-1971), sanat tarihçiliği, ressamlığı, devlet adamlığı yanında, Şişli Atölyesi ve Viyana Sergisi'nin gerçekleşmesini sağlamasıyla da Türk kültür ve sanatında çok yönlü kişiliğiyle önemli bir konumdadır. Daha çok manzara türünü yeğleyen sanatçının bu çalışmaları sanat değerleri yanında, tarihsel ve belgesel yönleriyle de dikkat çekmektedir.24

Dönemin bir diğer asker kökenli sanatçısı Bahriyeli İsmail Hakkı'dır (1863-1926). İstanbul'da doğan sanatçı 1884 yılında Bahriye Mektebi'nin deniz inşaat sınıfından mezun oldu ve Bahriye İnşaat Dairesi'nde görev aldı. 1895 yılında çeşitli çekişmelerden dolayı Hamburg'a gönderilen sanatçının bu sırada maaşı da kesildi ve sonunda 1897'de ordudan istifa etmek zorunda kaldı. 1908 yılına kadar Hamburg'da gemi tezgahlarında sivil olarak mühendislik yaptı. Sanatçının bu yılları sanat açısından en verimli dönemi oldu. Meşrutiyet'in ilanı ile birlikte İstanbul'a dönen İsmail Hakkı binbaşı rütbesiyle yeniden göreve başladı. 1914 yılından sonra altı yıl Berlin'de yayımlanan ünlü Illustrierte Zeiting'un muhabirliğini yaptı. I. Dünya Savaşı başladıktan sonra, orduyu desteklemek amacıyla 1915 yılında kurulan Müdafaa-i Milliye Cemiyeti, aralarında İsmail Hakkı Bey'in de altı yapıtının bulunduğu, dönemin ünlü ressamlarına döneminde çok satılan kartpostallar yaptırdı. 1918'de Viyana Resim Sergisi'ne katıldı. Yağlıboya, suluboya, guvaj, karakalem, pastel tekniğiyle gerçekleştirdiği yapıtlarında deniz savaşlarını, savaş gemilerini ve ününü kazandığı deniz temalarını ustaca yansıttı.25

Cumhuriyet öncesi başladıkları sanat serüvenlerini Cumhuriyet döneminde de sürdüren kadın sanatçılar arasında Türk resim sanatında ilk kadın ressam olarak kabul edilen, 1914'te kurulan İnas (Kız) Sanayi-i Nefise Mektebi'nde hocalık ve müdürlük görevlerinde bulunup, resim ve heykel sanatının genç kızlar arasında yaygınlaşması için yoğun bir mücadele veren, portre ve figür temalarına ağırlık veren, sağlam bir desen anlayışıyla kendine özgü bir stil geliştiren Mihri Müşfik (1886-1954)26 ilk akla gelen ismi oluşturmaktadır.

Dönemin diğer bir kadın sanatçısı Celile Hikmet'tir (1883-1956). İstanbul'da doğan sanatçı Alman ve Polonyalı bir ailenin kızıydı. Saray ressamı Zonaro'dan resim dersi aldı. Daha sonra eğitimini Roma ve Paris'te sürdürdü. Ünlü şair Nazım Hikmet'in de annesi olan Celile Hikmet, portre ve nü çalışmalarıyla ünlendi. Resmini yapacağı kişileri yakın çevresinden seçti. Bunlar arasında otoportreler, oğlunun yeğeninin portreleri bulunmaktadır. Ayrıca kadın hamamları ve çingeneler de ilgi duyduğu temalar olmuştur. Yapıtları arasında: "Kadınlar Hamamı", "Bir Çingene Kızı", "Leyla Hanım'ın Portresi" (annesi) sayılabilir.27

Dönemin bir diğer kadın sanatçısı genç yaşta yaşama veda eden Müfide Kadri'dir (1889­1911). Portre ve figürleri de içeren manzara çalışmalarıyla tanınan sanatçı, Osman Hamdi Bey ve Sanayi-i Nefise hocalarından Valeri'den resim dersleri aldı. Türk resim sanatı içinde ortaöğretim kurumlarından Numune Mekteplerinde öğretmenlik mesleğine başlayan ilk kadın sanatçı olarak kabul edilmektedir. Osmanlı Ressamlar Cemiyeti'nin de üyeleri arasında yer alan Müfide Kadri ilk olarak Münih'te açılan bir sergiye yapıtlarını yolladı ve buradan bir altın madalya kazandı. Duygulu bir yapısı olan sanatçı, müzikle de ilgilendi.28

CumhuriyetDöneminin İlk Sanatçı Topluluğu: Müstakil Ressamlar ve HeykeltraşlarBirliği

Avrupa dönüşü Sanayi-i Nefise Mektebi'nde hocalık görevine başlayan İbrahim Çallı, Hikmet Onat, Nazmi Ziya, Avni Lifij, Mehmed Ruhi, Ali Sami Boyar, Feyhaman Duran, Namık İsmail'in Cumhuriyet'in ilk yıllarında yetişen sanatçılar üzerinde önemli etkileri oldu. Bu kuşağın üyeleri içinde Akademi'de en uzun süre hocalık görevini yürüten sanatçılar Çallı, Feyhaman Duran ve Hikmet Onat oldular. Namık İsmail, Mehmed Ruhi, Avni Lifij ve Nazmi Ziya genç yaşta yaşama veda ettiler. Ali Sami Boyar kısa bir süre Sanayi-i Nefise'de, sonra İnas Sanayi-i Nefise'de sonra da Ayasofya ile Deniz Müzelerinde görev yaparken; Sami Yetik askeri okullardaki görevi yanında sanat yaşamını sürdürdü. 1929 yılında Cumhuriyet döneminin ilk sanatçı topluluğu olarak kurulan Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliği üyeleri yetişme dönemlerinde "1914 Kuşağı" üyelerinin öğrencileri olmuşlardı. Aynı şekilde 1933 yılında kurulan d Grubu üyeleri de bu kuşağın sanatsal deneyimlerinden yararlanmıştı.

Cumhuriyet döneminin ilk sanatçı topluluğu olan Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliği üyeleri tüzükteki sırasıyla, R. Fazıl Epikman, Cevat Hamit Dereli, Şeref Kamil Akdik, Mahmut Fehmi Cuda, Nurullah Cemal Berk, Hale Asaf, Ali Avni Çelebi, Ahmet Zeki Kocamemi, Muhittin Sebati, Ratip Aşir Acudoğlu, Fahrettin Arkunlar'dan oluşmaktaydı. Birliğin üyelerinin hemen hepsi dörder yıl, çoğunluğu Paris'e bir kısmı da Almanya'ya sanat eğitimine gönderilip ve Ernest Laurent, Lucien Simon, Paul-Albert Laurens gibi hocaların atölyelerinde çalıştılar. Birliğin üyeleri yurda döndüklerinde Akademi'deki hocalarının sanat anlayışlarına karşı bir tutum içinde oldular. Aslında bu karşı gelişin tam açık bir şekli yoktu. Çünkü, Refik Fazıl Epikman, Cevat Hamit Dereli, Şeref Kamil Akdik, Mahmut Fehmi Cûda, Muhittin Sebati, Ali Avni Çelebi gibi yeni kuşağın önde gelenleri de kendi aralarında gerek karakter, gerekse teknik bakımdan değişiklikler gösteriyorlardı ve birlik üyelerinden hiç biri belli bir akımın savunucusu konumunda değildi ve üstelik genellikle değişik sanat akımlarına açık bir anlayışı benimsiyorlardı.

Ancak, yine de birlik üyelerini bir arada olmaya zorlayan ortak bir kaygıları vardı ki bu izlenimci renkçilikten çok tablonun desen yapısına, çizgisel kuruluşuna önem vermekti. Ayrıca, birlik olarak daha güçlü olacaklarına olan inançları da önemli bir etkendi. Aslında çok kesin çizgilerle belirlenemese de birliğin ortaya çıkardığı bu yeni akımı, kübizmden dışavurumculuğa kadar birçok sanat akımından yararlanarak veya bunları birlikte özümseyerek kurmacı/konstrüktif dizge açısından güçlü bir biçem yenilenmesiyle yapıtlar üretmeyi amaçlayan bir anlayış olarak formüle edebiliriz. 1914 Kuşağı'nın belli başlı sekiz on sanatçısı üzerinde kurulu resim sergileri, bu yeni kuşağın Müstakil Ressam ve Heykeltraşlar Birliği adı altında toplanıp dinamik bir varlık göstererek, içine yeni sanatçıları da katması sonucu yaygınlaştı. Birlik, Türkiye'de modern resmin öncülüğünü yapma niteliğine büründü. Birliğin yasal kuruluş tarihi 15 Temmuz 1929 tarihi olmakla birlikte, oluşumu daha önceye dayanmaktadı. Avrupa'dan 1928 yılında yurda dönen genç sanatçılar, 15 Nisan 1929'da Ankara Etnografya Müzesi'nde "1. Genç Sanatçılar Sergisi" adı altında bir sergi düzenlediler ki, birliğin oluşmasına neden olan ilk adım bu sergi olarak kabul edilmelidir.29

D Grubu ve Türk Resim Sanatında Ulusal Sanat Bilincinin Yaygınlaşması

1929 yılında Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliği'nin kurulmasından kısa bir süre sonra 1933 yılının Eylül ayında d Grubu kuruldu. Zeki Faik İzer'in Cihangir Kumrulu Yokuşu No. 20'de bulunan Yavuz apartmanındaki dairesinde bir araya gelen grup üyelerinden Başta Zeki Faik İzer olmak üzere Nurullah Berk, Elif Naci, Cemal Tollu, Abidin Dino, Zühtü Müridoğlu Türk resim sanatında kurulduğu günlerden başlayarak etkisinin azaldığı günlere kadar sanat ortamında büyük bir hareketlenmeye neden olan bir grubun temellerini attılar. d Grubu altı sanatçıyla kurulduktan sonra zaman içinde Turgut Zaim, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Eren Eyüboğlu, Eşref Üren, Halil Dikmen, Sabri Berkel, Salih Urallı, Hakkı Anlı, Fahrünissa Zeid, Zeki Kocamemi gibi sanatçılar da katılımıyla genişledi ve daha etkili olmaya başladı.

Elif Naci'nin anlattığına göre grubun d harfini kendilerine simge olarak seçmesinin nedeni, d Grubu'nun o güne kadar Türk resim sanatında kurulan dörcüncü grup olmasıydı ve böylelikle grup, alfabetik sıraya göre 'ç' harfini atlayıp 'd' harfini simge olarak almıştı. d Grubu'ndan önce kurulan gruplar ise sırasıyla 1. Osmanlı Ressamlar Cemiyeti (1909) [Cemiyet daha sonra Türk Ressamlar Cemiyeti (1921), Sanayi-i Nefise Birliği (1926), Güzel Sanatlar Birliği (1929) adlarını aldı.] 2. Yeni Resim Cemiyeti (1923), 3. Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliği (1929) idi. 1950'li yıllara kadar sanat dünyasında etkisini sürdüren d Grubu'nun, Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliği'nden ayrılan en belirgin farkı, belli bir estetik anlayışında birleşmeleri, eylemlerinde dayanışma göstermeleri, sanat dünyasına sunmak istedikleri yeni anlayışı kararlı bir biçimde savunmalarıydı.

d Grubu'nun ağırlıklı olarak kübizm ve kurmacı/konstrüktif anlayışa yöneldiği görülmektedir. Aslında, d Grubu üyeleri tıpkı Müstakillerde de izlediğimiz gibi, izlenimciliğe karşı olmaları ve kurmacı bir anlayışla kompozisyonlarını ele almaları açısından benzerlikler göstermektedirler. Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında yetişen sanatçılar tarafından kurulan bu iki grup, diğer bir ortak nokta olarak açık hava ressamlığı yerine modern sanatın kuramlar sonucu ulaşılan sonucunda buluşuyorlardı. Bu nedenle yurt gezilerinde gerçekleştirilen manzaralar ayrı tutulursa, bu dönemde "1914 Kuşağı" dönemindeki gibi bir manzara temasına ağırlık verilmemiştir. İki grup üyeleri yaş olarak birbirine yakındı; hatta, daha sonra kurulan d Grubu üyelerinden bazıları Müstakiller üyelerinden daha büyüktü. 1929 yılında kurulan Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliği ile 1933 yılında kurulan d Grubu temsilcileri bir biri ardınca Güzel Sanatlar Akademisi'nde hoca olarak görev almaya başladıktan sonra, Akademi'de uzun süre hocalık yapan İbrahim Çallı, Hikmet Onat ve Feyhaman Duran'ın veya
daha genel bir ifadeyle "1914 Kuşağı" ya da "Çallı Kuşağı"nın eski etkinliği kalmadı.30

1930-1940'lı Yıllarda Grupların Dışında Kalan Sanatçılar

1930'lu yıllardan başlayan ve 1940'lı yıllara kadar uzanan süreçte grupların dışında İlhami Demirci, şefik Bursalı, Leyla Gamsız (Sarptürk), Şemsettin Arel, Maide Arel, Hamit Görele, Ziya Keseroğlu, Seyfi Toray, Edip Hakkı Köseoğlu, Celal Esad Arseven, Kadri Aytolon, Sadık Göktuna, Hasan Vecih Bereketoğlu, Naci Kalmukoğlu, Cevat Erkul, Pertev Boyar, İbrahim Safi, İhap Hulusi, Adil Doğançay, Naim Uludoğan, Nazlı Ecevit, Ahmet Celalettin Uzmen, Abidin Elderoğlu, Mustafa Turgut Tok'ad, Selahattin Teoman, Sabiha Bozcalı, Aliye Berger, Fikret Mualla, Ali Halil, Ahmet Uzelli, Nermin Faruki, Ayetullah Sümer, Şinasi Barutçu, Maide Arel, Numan Kemal Pura, Afife Ecevit, Bedia Güleryüz, Naile Akıncı, Abdullah Çizgen, Cafer Bater ve adlarını burada tek tek sayamadığımız daha birçok gruplara katılmayıp bağımsız çalışan sanatçı31 olmakla birlikte, Müstakiller ve d Grubu üyeleri 1940'lı yılların sonuna kadar sanat ortamının belirleyicileri konumundaydılar.

İnkılap Sergileri, Yurt Gezileri, DevletResim ve Heykel Sergileri

Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliği ve d Grubu üyelerinin sanat gündemine egemen olduğu dönemlerde 1933-1936 yılları arasında düzenlenen İnkılap Sergileri; 1938-1943 yılları arasında grupların temsilcisi veya bağımsız sanatçıları sanatçılar tarafından gerçekleştirilen Yurt Gezileri;32 1939 yılından başlayarak gelenekselleşen Devlet Resim ve Heykel Sergileri etkin sanat hareketleri içinde yer alırlar.

d Grubu'nun 1933'teki kuruluşundan 1950'li yılların başına kadar geçen bu süreci, toplumsal gerçekçi bir anlayışın yaygınlaştığı, dönemin tek partisi CHP'nin 1938-1944 yılları arasında düzenlediği "yurt gezileri" kapsamında sanatçıların yurdun dört bir yanına yayılıp ulusal bir sanat bilincinin gelişmesine katkı sağladıkları bir dönem olarak değerlendirebiliriz. Bu dönemin önemli hareketlerinden birisi de 1937 yılında Atatürk'ün buyruğuyla İstanbul Resim ve Heykel Müzesi'nin açılışıdır. Yine bu dönemde başlatılan eğitim, kültür ve sanat hareketlerine zemin hazırlayan girişimlerden bir diğeri 1939 yılında Ankara'da Hasan Ali Yücel döneminde Gazi Eğitim Enstitüsü'nün (Gazi Üniversitesi) açılmasıdır. Bu hareket İstanbul'daki Sanayi-i Nefise Mektebi'nden sonra başkent Ankara'da resim eğitimi veren ve geleceğin öğretmenlerini yetiştiren bir kurum olması açısından büyük bir öneme sahiptir.

1933-1950 yılları arasındaki dönem, Türkiye'nin sanatsal açıdan olduğu kadar, politik, toplumsal ve ekonomik açısından da önemli bir dönemidir. Bu dönemde kültür politikası devlet tarafından programlı olarak ele alınıyordu. Bu arada çok partili döneme geçilmesiyle uzun yıllar ülkeyi tek parti olarak yönetmiş olan CHP'nin iktidardan muhalafete düşmesi, yeni bir yapılanma içine giren Türkiye'nin Batı olarak gördüğü Avrupa yerine artık Amerika Birleşik Devletleri'nin öne çıkmaya başlaması toplumu etkileyen etmenlerin başında gelmektedir. Türk Resim Sanatı'nda yeni akımların ortaya çıkmasında tek etkin kurum olan Akademi'ye karşın bireysel girişimlerin yaygınlaşması, sanatçıların kişisel yaşantılarını ve iç dünyalarını öne çıkarmaları ancak, 1950'li yıllardan sonra gerçekleşmeye başlamıştır. İkinci Dünya Savaşı'na girmeyen Türkiye yine de sıkıntılı bir dönem yaşamıştır. Bu yıllarda yönetimin ülkenin durumunu göz önüne alarak bazı sıkı kararlar aldığı ve bu arada ulusallaşma hareketlerinde bir yükselme olduğu, bu ortamın sanatı da etkilediği görülmektedir. Bu dönem sanat ortamının gündemini üç ana konu belirliyordu. Bunlar sırasıyla Ulusal Sanat, Yeni Sanat konuları ve Güzel Sanatlar Akademisi'nin konumuydu.33 Zeynep Yasa Yaman'ın ayrıntılı bir biçimde ele aldığı gibi, bu dönemde Ali Sami Boyar, Cemal Tollu, Burhan Asaf, Peyami Sefa, Ziyaeddin Fahri, Sabahattin Eyüboğlu, Nurullah Ataç, Orhan Veli Kanık, Burhan Belge, Suut Kemal Yetkin, Ömer Bedrettin Uşaklı, Muzaffer Şeri Başoğlu, Ahmet Kutsi Tecer, İsmail Hakkı Baltacıoğlu, Orhan Seyfi Orhon,

Zeki Faik İzer, Nurullah Berk, Fikret Adil, Malik Aksel, Sadri Ertem, İbrahim Alaettin Gövsa, Yaşar Nabi Nayır, Mustafa şekip Tunç, Orhan Hançerlioğlu, Baha Çalt, Safa M. Yurdanur ve daha birçok sanatçı, yazar ulusal sanattan yeni sanata kadar birçok konuyu enine boyuna tartışıyorlardı. Bunlar içinde Batı öykünmeciliğinden, ideolojik sanata, kendiliğinden oluşan sanattan Türk Rönesansı'na, halk sanatından politik sanata, çağdaş tekniklerle gerçekleştirilen yeni sanattan kübizme, yoz sanattan soyut sanata kadar değişik konular yer alıyordu.34

Bu tartışmaların yaşandığı bir dönemde halk sanatı anlayışının savunucuları arasında iki önemli sanatçı öne çıkmaktadır.

Bunlardan biri Turgut Zaim, diğeri ise ressamlığı yanında, resim sanatı, sanat tarihi ve folklor üzerine yaptığı araştırmalar ve yayımladığı kitaplarla da ünlü Malik Aksel'dir.35

Güzel SanatlarAkademisi'nde Yeni Bir Yapılanma Dönemi ve YenilerGrubu'nun Kurulması

Akademi'de, Sanayi-i Nefise Mektebi olarak 1883 yılında kuruluşundan sonra biri 1928 yılında Namık İsmail'in müdürlüğü döneminde diğeri ise 1937 yılında müdürlük görevini yürüten Burhan Toprak döneminde olmak üzere iki önemli değişim söz konusudur. Burhan Toprak dönemindeki en önemli gelişmelerden biri resim bölümüne Leopold Levy ile heykel bölümüne Rudolf Belling gibi hocaların getirilmesidir. Yeni yapılanma sonucu resim bölümünün başına gelen Levy, Akademi'nin eski hocalarından İbrahim Çallı, Hikmet Onat ve Feyhaman Duran'ın öğrencilerine ve atölyelerine karışmadı; ancak, genç sanatçılardan Bedri Rahmi Eyüboğlu, Cemal Tollu, Zeki Faik İzer, Nurullah Berk, Sabri Berkel'i kendine yardımcı seçti. Bu yeni yapılanma sonucunda Levy'nin atölyesinde çalışan gençlerden oluşan bir grup, Türk resim sanatında önemli bir hareket olarak değerlendirilen "Yeniler Grubu"nu kurdu. Bu bir anlamda Levy'nin Akademi'ye aldığı Bedri Rahmi Eyüboğlu, Cemal Tollu, Zeki Faik İzer, Nurullah Berk'in temsil ettiği d Grubu öğretisine karşı çıkmaktı. Kuruluş amaçları içinde özellikle d Grubu'nun geliştirdiği söyleme karşı çıkmak ve toplumsal gerçekçi bir anlayışı savunmak olan Yeniler Grubu, önce Akademi'de bir sergi gerçekleştirdiler ve ardından Akademi dışına çıkarak 10 Mayıs 1941'de Beyoğlu Gazeteciler Cemiyeti'nde "Liman şehri İstanbul" adlı bir sergi daha gerçekleştirdiler. Açılan bu sergiye katılan sanatçılar daha sonra Türk resim sanatı tarihinde "Liman Ressamları" olarak anıldılar. Bu sergi Yeniler Hareketi'ni güçlü bir atakla başlatması açısından önemlidir. Yeniler Hareketi daha sonra kendine yeni katılanlarla birlikte etkinliğini sürdürerek 1952 yılına kadar dokuz sergi daha gerçekleştirdi. Bu sergilere katılan sanatçılar arasında Kemal Sönmezler, Selim Turan, Nuri İyem, Avni Arbaş, Fethi Karakaş, Ferruh Başağa, Turgut Atalay, Mümtaz Yener, Agop Arad ve Haşmet Akal, Abidin Dino, Nejat Melih Devrim, Yusuf Karaçay, İlhan Arakon, Faruk Morel ilk akla gelenlerdir (Daha sonraki dönemde burada adını andığımız sanatçılardan Selim Turan, Nuri İyem, Ferruh Başağa, Agop Arad, Nejat Melih Devrim gibileri soyut sanat içinde de yer aldılar).

Dönemin ünlü edebiyat adamı Ahmet Hamdi Tanpınar, bilim adamları Hilmi Ziya Ülken ve Mustafa Şekip Tunç, "Yeniler Grubu"nun savunduğu düşünceleri ve sanat anlayışlarına büyük bir destek vermişlerdi.36

Ferruh Başağa'nın aktardığına göre toplumcu bir çalışma tarzını benimseyen Yenilerin amacı: Akademi'den Karaköy'deki Atatürk Köprüsü'ne kadar yer alan sahil boyunca gündelik iş yaşamından kesitleri tuvallere aktarmaktı. Bunlar içinde balıkçılar, işçiler, ayakkabı boyacıları vb. gibi yöredeki meslek erbabı yer alacaktı. Nihai amaç ise toplumla resim sanatını kaynaştırma çabasıydı. Bu o dönem için "yeni" bir çaba olarak değerlendirildiği için hareket "Yeniler Grubu" adını almıştı. Yeniler Grubu'nun Türk resim sanatındaki önemli işlevleri arasında: Sanat gündemini -ellerindeki akademik gücün de yardımıyla- oluşturmaya çalışan d Grubu'na karşı şiddetli bir muhalefet başlatması; bir konu etrafında birleşen ilk grup hareketini oluşturması; ardından yeni bir sanat gündemi yaratıp, önce toplumcu bir görüşe önem vermesi; son olarak da içlerinden gerçek anlamda soyut sanat anlayışını uygulayan ressamlar çıkarması sayılabilir37

Akademi'nin Yeni Yapılanma Döneminde Oluşanİkinci Bir Hareket 10'larGrubu

Yine Akademi'deki yeni yapılanma hareketi, bu kez, 1946 yılında Bedri Rahmi Atölyesi öğrencilerinin oluşturduğu yeni bir sanat grubunun doğmasına neden olmuştu. Bu yeni grup Mustafa Esirkuş, Nedim Gürsür, Mehmet Pesen, Leyla (Gamsız) Sarptürk, Hulusi Sarptürk, Fahrünissa Sönmez ve diğer bazı sanatçılardan oluşan "10'lar Grubu" idi ve grup daha sonra Turan Erol, Orhan Peker, Remzi Raşa, Adnan Varınca, Osman Oral, Fikret Otyam gibi sanatçıların da katılımıyla genişlemiş ve yirmi kişiyi aşmıştı. Bu grup hem Batı hem de Doğu sanatının değerlerinden yararlanmayı, yeni bir senteze ulaşmayı hedeflemişti. Grup beşinci ve son sergisini 1954 yılında açmıştı.38

Nuri İyem ve Tavanarası Ressamları

Bu arada Yeniler Grubu'nun kurucu üyesi Nuri İyem 1947'de Asmalımescid Sokağı'nda Ferruh Başağa, Fethi Karakaş ve Pindaros Platonidis ile birlikte tuttuğu ve sonradan kendisine kalan ve resim tarihimizde "Tavanarası Ressamları" olarak adlandırılan grubun üyelerinden Ömer Uluç, Atıf Yılmaz, Baha Çalt, Atıfet Hançerlioğlu, Seta Hidiş, Haluk Muradoğlu, Ümid Mildon, Vildan Tatlıgil gibi gençlere resim dersleri vermeye başladı ve bu gençler Yeniler Grubu'nun savunduğu d Grubu ve Akademi karşıtı düşünceler doğrultusunda 1951'de Fransız Konsolosluğu'nda ilk sergilerini gerçekleştirdiler.

Ayrıca, bu sergi ile birlikte Akademi ve d Grubu'nu hedef alan, dönemin sanat tekeline karşı çıkan ve taklit resim yapılmasını şiddetle eleştiren ifadelerin yer aldığı küçük bir kitapçık yayımladılar. İkinci sergisini 12 Ocak 1952'de yine Fransız Konsolosluğu'nda gerçekleştiren Tavanarası Ressamları da temelde d Grubu'na karşı bir tutum içinde bulunuyordu. Ayrıca yenilikçi, özgün ve soyut çalışmalar da gündemlerinin ilk sırasındaydı.39

Türkiye'de Soyut Sanatın Gelişimi

Yeniden 1950'li yılların sanat ortamına dönecek olursak; 1940'lı yılların sonlarına doğru kendini göstermeye başlayan soyut sanat hareketi 1950'li yıllarda hız kazanmaya başladı. Avrupa resim sanatında olduğu gibi Türk resim sanatında da soyut çalışmaların ortaya çıkmasında soyutlamanın başlangıcı olarak görülen Kübizm'in etkisi çok önemlidir.

Türk resim sanatında, önce 1929'dan başlayarak Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliği, ardından da 1933'ten itibaren d Grubu üyelerince uygulama alanına sokulan kurmacı/konstrüktif, kübist anlayış, soyutlama örneklerinin ortaya çıkmasına neden olmuştur.

Özellikle d Grubu temsilcileri tarafından yoğun biçimde uygulanan Fransız Andre Lhote (1885­1962) ve Fernand Leger (1881-1955) kaynaklı kübist, konstrüktif akım,40 kendi içinden soyutlamayı uç boyutlara götüren Sabri Berkel (1907-1993), Elif Naci (1898-1988) ve Zeki Faik İzer (1905-1988) gibi ustaları çıkarmakta gecikmemiştir.

Avrupa'da Paris merkezli olarak 1945 yılından başlayarak etkin bir biçimde varlık gösteren soyut sanat, özellikle kısa bir süre sonra soyut çalışmalar gerçekleştirmeye başlayacak olan Türk sanatçıları etkilemesi açısından belki de o dönemlerde en önemli sanat hareketini oluşturmaktaydı.

Paris'te bu yıllarda sanat yaşamlarını sürdüren ve dönemin ünlü sanatçılarıyla dostluklar kurarak, sanat anlayışlarını geliştiren Türk sanatçılardan Fahrel Nissa Zeid (1901-1991), Selim Turan (1915-1994), Nejat Melih Devrim (1923-1995), Hakkı Anlı (1906-1990), Mübin Orhon (1924-1981) gibi ustalar, Türk resim sanatının ilk soyut örneklerini verdiler.41

Bu dönemde Paris'te soyut çalışan onca usta içinden Hans Hartung (1904-1989), Pierre Soulages (1919), Yves Klein (1928-1962), Robert Delaunay (1885-1941), Nicolas de Stael (1914­1955) ilk akla gelenlerdir.42

Daha önceki kuşak temsilcilerinden Avrupa'da sanat eğitimi görenlerin birçoğu, genellikle sanat ortamlarına katılmakta çekingen bir tutum içinde olmuşlardı. Halbuki 1940'lı yıllarda özellikle Paris'te sanat yaşamlarını sürdüren, yukarıda adlarını andığımız bazı Türk sanatçıların başta Fransız sanatçılar olmak üzere, burada yaşayan diğer ülkelerden gelen birçok sanatçıyla aynı sosyal, kültürel, sanatsal ortamlarda bulundukları, onlarla dostluklar geliştirdikleri, zaman zaman birlikte karma sergilerde43 yer aldıkları ve sanatsal güçlerini buradaki sanat kamuoyuna benimsettikleri görülmektedir.

Türk resim sanatının gelişim sürecinde soyut çalışmaların yoğun olarak görülmeye başladığı yıllar biraz daha önce başlamasına karşın 1950'ler olarak kabul edilmektedir.

Başlangıçta az sayıdaki sanatçının ilgi alanına giren abstre, non-figüratif tanımlarıyla adlandırılan soyut çalışmalar giderek yaygınlaştı ve Türkiye'deki gerçek temsilcilerinin elinde yetkin bir dil oluşturmaya başladı.

Adnan Turani'nin aktardığına göre eldeki kaynaklara dayanarak, Türk resim sanatında soyut hareketi ilk defa saptayan ve kaleme aldığı bir yazıyla bunu kamuoyuna non-figüratif olarak duyuran kişi devlet adamlığı yanında gazeteciliğiyle de tanınan günümüzün Başbakanı Bülent Ecevit'tir. Ecevit, "Bugünkü Türk Resmi" başlığıyla Kültür Dünyası'nın 15 Ocak 1954 tarihli birinci sayısındaki bu yazısında 1954 yılı başında açılan bir sergiden söz ederek, soyut çalışan öncüler olarak Cemal Bingöl (1912-1993), Nejat Melih Devrim (1923-1995), Eren Eyüboğlu (1913-1988) ve Füreyya Kılıç'ı gösteriyordu. Daha sonra Cemal Bingöl'ün açtığı bir kolaj sergisi dolayısıyla Fuat Pekin, "Mücerret Resim" (mücerret: soyut) başlığıyla yine Kültür Dünyası'nın 15 Mart 1954 tarihli üçüncü sayısında kaleme aldığı yazısında soyut çalışan sanatçılar içinde Halil Dikmen (1906-1964), Ferruh Başağa (1914), Salih Urallı (1908-1984) ve Hasan Kavruk'un (1919) adını vermektedir. Ancak, Pekin'in kaleme aldığı yazısında soyutun içeriğine ilişkin ayrıntılı bir bilgi verilmediği gibi, soyutlama ile non-figüratif arasındaki farklılıkları ortaya koyan bir açıklama da yapılmıyordu. Soruna bu dönemde kaleme aldığı yazılarla değinenler arasında Cemal Tollu da bulunmaktadır. Tollu, 1954 Devlet Resim-Heykel Sergisi'nin jürisi tarafından safdışı bırakılan non-figüratif anlayıştaki resimlerden, sadece Cemal Bingöl ve Arif Kaptan'ın kurtulduğuna değinmektedir.44 Tüm bu gelişmelerin yanında daha sonra Türk resim sanatında soyut anlayışın önemli temsilcileri arasında yer alan Adnan Çoker (1927) ve Lütfü Günay (1924) tümüyle soyut çalışmalardan oluşan ilk sergilerini 1953 yılının 10-16 Şubat tarihleri arasında Ankara Dil Tarih-Coğrafya Fakültesi salonlarında açmışlardı. Bu sergi aynı zamanda Türk resim sanatında tümüyle soyut yapıtlardan oluşan ilk sergi olarak kabul edilmektedir.45

Yukarıda anılanlar yanında Ercüment Kalmık (1908-1971), Adnan Turani (1925), Abidin Elderoğlu (1901-1974), Şemsi Arel (1906-1982), Nuri İyem (1915), Şadan Bezeyiş (1926), Burhan Doğançay (1929), Özdemir Altan (1931), Ömer Uluç (1931) gibi sanatçılar, kimi zaman soyutlamaya yönelen tavırları, kimi zaman gerçek soyut çalışmalarıyla yirminci yüzyılın ortalarında Türk resim sanatının yeni bir boyut kazanmasında etkili olmuşlardır.46

Yeni Dal Grubu, Siyah KalemGrubu

1950'li yılların sonunda Yeniler Grubu'nun savunduğu toplumsal gerçekçi anlayışı sürdüren ve İbrahim Balaban, İhsan ve Kemal İncesu, Avni Mehmetoğlu, Marta Tözge, Vahi İncusu'nun 1959 yılında oluşturduğu Yeni Dal Grubu,47 1960'lı yıllarda giderek etkileri azalsa da 1961 yılında Cemal Bingöl, İsmail Altınok, Selma Arel, Lütfü Günay, İhsan Cemal Karaburçak, Asuman Kılıç, Ayşe Sılay ve Solmaz Tugaç ve daha sonra Turan Erol gibi sanatçıların katılımıyla kurulan ve adı gibi resim sanatına yöresel ya da ulusal katkılar yapma amacı taşımayan, savundukları fazla ortak noktaları olmayan ve yapılan eleştirilerde batılı akımlara daha çok önem verdikleri vurgulanan "Siyah Kalem Grubu" ve daha sonraki yıllarda kurulan bazı sanatçı dernekleri ve birlikleri, artık, bireysel biçemlerin egemen olmaya başladığı bir sanat ortamını yönlendirecek güçte olamadılar.48

1950'lerden 2000'lere SanatOrtamını PaylaşanSanatçılar

Yukarıda kısaca özetlemeye çalıştığımız etkin grup hareketleri, daha sonra ortaya çıkmaya başlayan soyut çalışmalar gibi gelişmelerden sonra özel galerilerin etkin olmaya başladığı dönemle birlikte artık grupların etkinliğinden çok kendini duyumsatan bir bireysel biçemler döneminden söz edebiliriz. Bu süreçte yeni yetişen sanatçılar olduğu gibi sanat ortamını paylaşan eski ustalar da yer almaktaydı. İlerleyen yıllarla birlikte sanatta ifade biçimleri, kullanılan araçlar değişik boyutlara ulaşmıştı. Bu dönemde yer alan ressam, heykeltraş, seramikçi vd. türlerde çalışan yüzlerce sanatçıdan bazılarını isim sırasına göre şu şekilde sıralayabiliriz:

Abdurrahman Öztoprak, Adem Genç, Adnan Varınca, Ahmet Onay Akbaş, Ahmet Özel, Ahmet Yeşil, Alaettin Aksoy, Alev Ebuzziya Siesbye, Ali Candaş, Ali Teoman Germaner, Ali İsmail Türemen, Alp Tamer Ulukılıç, Altan Adalı, Altan Çelem, Altan İskit, Asım Koçak, Asım İşler, Atilla Atar, Atilla Galatalı, Aydın Ayan, Ayfer Karamani, Ayşegül İzer, Azade Köker, Balkan Naci İslimyeli, Bedri Baykam, Beril Anılanmert, Birim Bozok, Birol Kutadgu, Birsen Selahi, Bubi, Bünyamin Özgültekin, Burhan Doğançay, Burhan Uygur, Canan Beykal, Canan Tolon, Candeğer Furtun, Cavit Atmaca, Cengiz Çekil, Cihat Aral, Cihat Burak, Cuma Ocaklı, Demet Yersel, Devabil Kara, Devrim Erbil, Dilek Işıksel, Dincer Erimez, Doğan Paksoy, Ekrem Kahraman, Ender Güzey, Erdal Alantar, Erdağ Aksel, Erdinç Bakla, Ergin İnan, Erol Akyavaş, Erol Deneç, Erol Kınalı, Ertuğrul Ateş, Esat Tekand, Fahri Sümer, Ferhat Özgür, Ferit Özşen, Fethi Arda, Fethi Kayaalp, Fevzi Karakoç, Fikret Otyam, Filiz Özgüven Galatalı, Fuat Acaroğlu, Füreya Koral, Füsun Onur, Füsun Sağlam, Gencay Kasapçı, Gökhan Anlağan, Gül Derman, Gülseren Kayalı, Gülsün Karamustafa, Güngör Taner, Gürdal Duyar, Gürol Sözen, Habip Aydoğdu, Hadi Bara, Hakan Onur, Hakkı Anlı, Hale Arpacıoğlu, Hale Tenger, Halil Akdeniz, Halil Altındere, Hamit Görele, Hamiye Çolakoğlu, Hamza İnanç, Handan Börüteçene, Hanefi Yeter, Hayati Misman, Hüsamettin Koçan, Hüseyin Bilişik, Hüseyin Gezer, Hüseyin Parıltan, Hüsnü Koldaş, Işıl Özışık, İbrahim Çiftçioğlu, İbrahim Örs, İlgi Adalan, İlhan Koman, İnci Eviner, İrfan Okan, İrfan Önürmen, İsmet Doğan, Jale Yılmabaşar, Kadir Reisli, Kainat Barkan Pajonk, Kayıhan Keskinok, Kemal Önsoy, Kemal İskender, Kenan Yontuç, Kezban Arca Batıbeki, Komet, Koray Ariş, Kristin Saleri, Kuzgun Acar, Mahir Güven, Maria Kılıçlıoğlu, Mehmet Aksoy, Mehmet Çetiner, Mehmet Güler, Mehmet Güleryüz, Mehmet Mahir, Mehmet Pesen, Meriç Hızal, Meryem Arıcan, Metin Talayman, Mevlüt Akyıldız, Mübin Orhon, Müfide Çalık, Murat Morova, Murat Sinkil, Mürşide İçmeli, Mustafa Altıntaş, Mustafa Aslıer, Mustafa Ata, Mustafa Ayaz, Mustafa Horasan, Mustafa Pilevneli, Mustafa Turgut Tok'ad, Nasip İyem, Necdet Kalay, Nedim Günsür, Nedret Sekban, Neşe Erdok, Neşet Günal, Nevbahar Aksoy, Neveser Aksoy, Nevin Çokay, Nevin Göker Ulutaş, Nihat Akyunak, Nihat Kahraman, Nil Yalter, Numan Pura, Nur Koçak, Nurettin Ergüven, Nuri Abaç, Oktay Anılanmert, Orhan Peker, Orhan Taylan, Osman Dinç, Oya Kınıklı, Ömer Kaleşi, Özdemir Altan, Özer Kabaş, Pesent Doğan, Rahmi Aksungur, Rasim Konyar, Rasin Arsebük, Remzi Raşa, Remzi İren, Ruzin Gerçin, Sabit Karamani, Sadi Diren, Saim Bugay, Saim Özeren, Salih Acar, Selahattin Kara, Serhat Kiraz, Seyfi Toray, Seyhun Topuz, Seyyid Bozdoğan, Sezai Özdemir, Süleyman Saim Tekcan, Şadi Çalık, Şahin Kaygun, Şenol Yorozlu, Şeref Bigalı, Şeyma Reisoğlu Nalça, Şirin İskit, Şükran Moral, Şükriye Dikmen, Şükrü Karakuş, Tamer Akakıncı, Tamer Başoğlu, Tangül Akakıncı, Tanju Demirci, Tanju Sağlam, Tayfun Erdoğmuş, Tayfur Sanlıman, Temur Köran, Teoman Südor, Tomur Atagök, Tülay Tura Börtecene, Tülin Onat, Turgut Pura, Türkan Sılay Rador, Ulvi Soyaslan, Utku Varlık, Ülkü Uludoğan, Ünal Cimit, Ünsal Kınıklı, Ünsal Toker, Veysel Günay, Yalçın Gökçebağ, Yavuz Görey, Yavuz Tanyeli, Yüksel Arslan, Yunus Tonkuş, Yurdaer Altıntaş, Yusuf Taktak, Zafer Gençaydın, Zahit Büyükişleyen, Zehra Çobanlı, Zekai Ormancı, Zeki Kıral, Zerrin Bölükbaşı, Zeynep Dilek Çetiner, Zuhal Köseler Karaçengel, Zühtü Müridoğlu.

1950'Lerden 2000'lere SanatOrtamına Kısa Bir Bakış

1950'li yıllardan başlayarak devletin resmi kurumları eliyle yürütülen sanat olayları, özel bazı galerilerin açılmasıyla yeni bir boyut kazanmıştır.49

Türkiye'de 1950'lerden başlayarak 1970'lere doğru uzanan süreçte yeni eğitim kurumlarının açılması, kavramsal sanat hareketlerinin başlaması, yeni sanat dergilerinin çıkmaya başlaması, çeşitli kültür-sanat festivallerinin, bianellerin düzenlenmeye başlaması ve gelişen bu ortamın yeni bazı sergilerin doğmasına ortam yaratması, sanat fuarının düzenlenmesi vb. etkinlikler günümüze kadar kesintisiz süregelen bir devinimin kilometre taşları oldular.

Örneğin, 1957'de Beşiktaş'ta açılan, Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Akademisi (Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi) Almanya'daki yerleşik sanat kurallarına karşı bir söylem geliştiren Alman hocalar tarafından kurulan ve eğitim anlayışında deney ve araştırmaya önem veren anlayışıyla önemli bir işlevi yerine getirmiştir.

1967 yılında Türkiye'de "obje sanatı" ve "kavramsal sanat" hareketleri kendini göstermeye başlamıştı. 27 Nisan 1967 yılında Altan Gürman'ın Türk-Alman Kültür Merkezi'nde gerçekleştirdiği kişisel sergi Türkiye'de açılan ilk obje sanatı ve kavramsal sanat sergisi olarak kabul edilmektedir.

1970'li yıllarda ise dikkati çeken bir gelişme kültür-sanat dergilerinde görülen artıştır. Bu gelişmede bazı büyük banka ve özel kuruluşların yeni dergileri yayın hayatına sokmasının önemi büyüktür. Yine bu dönemde tümüyle plastik sanatlara yönelik dergilerin yayınlanmaya başlaması da dikkat çeken olaylar arasındadır. İlk düzenlendiği 1973 yılından başlayarak günümüze kadar kültür ve sanat yaşamına önemli bir katkı sağlayan İstanbul Festivali de bu dönemde gerçekleştirilen önemli sanat etkinlikleri arasında yer almaktadır. Festival ilerleyen yıllarla birlikte kendi içinden sinema, tiyatro, caz gibi festivalleri yanında uluslararası İstanbul Bienallerini de üreten önemli bir kurum niteliğine büründü. Bu dönemde Cumhuriyet'in kuruluşuyla birlikte her geçen yıl büyük bir gelişim gösteren özel kurum ve kuruluşlar, sanata önemli katkılar sağlayan anlayışlarını giderek kurumsallaştırdılar. Yeni sanat anlayışlarının kendine daha kolay mekan bulduğu dönemlerin de başlangıcı olan 1970'li ve 1980'li yıllarda Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi tarafından 1977-1987 yılları arasında altı kez düzenlenen "Yeni Eğilimler Sergileri"; Resim ve Heykel Müzeleri Derneği tarafından 1980'den günümüze kadar düzenli olarak gerçekleştirilen "Günümüz Sanatçıları Sergileri"; 1984-1988 yılları arasında beş kez sergilenen "Öncü Türk Sanatından Bir Kesit Sergileri"; 2 Mayıs 1986'da Türkiye'de ilk kez Kültür ve Turizm Bakanlığı Güzel Sanatlar Müdürlüğü tarafından açılan "I. Uluslararası Asya-Avrupa Sanat Bienali"; ardından 25 Eylül 1987'de İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı tarafından "I. İstanbul Uluslararası İstanbul Çağdaş Sanat Sergileri" (ki bu sergi ikincisinde İstanbul Bienali adını almış ve 2001'de yedincisi düzenlenmiştir) önemli sanat hareketlerinden yalnızca bazılarıdır. Bu arada klasik anlamda resim-heykel yapıtlarını sergilemeye devam eden galeriler yanında galerilerden bazıları, soyut sanat, obje sanatı, kavramsal sanat gibi türlerde çalışan sanatçılara ağırlık vermeye başladılar.

1989 yılında Uluslararası Plastik Sanatçılar Derneği 1991'de Tepebaşı'ndaki Tüyap İstanbul Sergi Sarayı'nda ilk İstanbul Sanat Fuarı'nı gerçekleştirdi. İstanbul'un sanat ortamına önemli bir hareket getiren bu fuarlar aynı derneğin denetiminde 1995 yılına kadar beş kez yinelendi. 1996 ve 1997 yılındaki altı ve yedinci fuarlar bu kez Tüyap tarafından gerçekleştirildi. 1998'de açılan sekizincisinden başlayarak 2001'de on birincisi açılan sanat fuarı ise Özel Galericiler Birliği ve Tüyap tarafından düzenlendi. 2001 sonuna doğru İstanbul Sanat Müzesi Vakfı tarafından açılan "Modern Türk 20. yy. İkinci Yarısında Türk Sanatı" başlıklı sergi yeni bin yılın başında son elli yılda, tuval resmi, heykel ve değişik tekniklerin kullanıldığı çeşitli yapıtlardan oluşan Türk sanatının geçirdiği evreleri 10'ar yıllık dönemler halinde gözler önüne serdi.

Sanat ortamının giderek daha renklendiği, ilginin arttığı göz önüne alınırsa, sanatçıların gelecekte daha iyi olanaklar yakalayacağı söylenebilir.

Cumhuriyet Dönemi Resim Listesi 1914 Kuşağı

⦁ İbrahim Çallı, "Harman", 1928, (imzalı), 450x530 cm., tuval üzerine yağlıboya, Ziraat Bankası kol., (Antik Müz. Kat., No.158, Arka kapak ikinci sayfa).

⦁ İbrahim Çallı, "Zeybekler", 1933, (imzalı), 187x156 cm., tuval üzerine yağlıboya, ARHM.

⦁ Avni Lifij, "Mareşal Fevzi Çakmak Mesaide", (1923, imzalı), 166x131 cm., tuval üzerine yağlıboya, İstanbul Resim ve Heykel Müzesi (syf. 200).

⦁ Mehmet Ruhi Arel, "Atatürk Köylülerle", 1923, (imzalı), 142x185 cm., tuval üzerine yağlıboya, (İş Bankası koleksiyonu).

⦁ Mehmet Ruhi Arel, "Atatürk'ü Karşılama", 1927 (imzalı), 94x118 cm., tuval üzerine yağlıboya, İstanbul Resim ve Heykel Müzesi.

⦁ Namık İsmail, "Atatürk Çiftçiler Arasında", 1929, (imzalı), 450x500cm., tuval üzerine yağlıboya, (Ziraat Bankası kol. Kat., s. 87).

⦁ Namık İsmail, "Harman", (imzalı 1920), 200x165 cm., tuval üzerine yağlıboya, İstanbul Resim ve Heykel Müzesi (syf. 205).

⦁ Namık İsmail, "Harman", (imzalı 1920'ler), 97x80 cm., tuval üzerine yağlıboya, İş Bankası koleksiyonu.

⦁ Nazmi Ziya, "Atatürk", (1926, imzalı) İstanbul Resim ve Heykel Müzesi (syf. 189).

⦁ Ömer Adil, Göreve Çağrı, tuval üzerine yağlıboya 92x125 cm., 1924, İstanbul Resim ve Heykel Müzesi (syf. 432).

⦁ Sami Yetik, "Ankara Saman Pazarı" 70x101,5 cm., (1926, imzalı), tuval üzerine yağlıboya, İstanbul Resim ve Heykel Müzesi, (syf. 183).

Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar

⦁ Mahmut Cuda, "Nü", 1927 Paris, tuval üzerine yağlıboya, İzmir RHM (Kıymet Giray, Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliği, Akbank Yayınları, İstanbul 1997, s. 84).

⦁ Mahmut Cuda, "Kitaplar ve Buda Heykeli", 1930, tuval üzerine yağlıboya, İstanbul Resim ve Heykel Müzesi (Kıymet Giray, Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliği, s. 87).

⦁ Mahmut Cuda, "Trabzon Kanita", 1941, tuval üzerine yağlıboya, İstanbul Resim ve Heykel Müzesi (Kıymet Giray, Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliği, s. 88).

⦁ Ali Avni Çelebi, "Silah Arkadaşları", 1937, muşamba üz. yb., 150x100 cm., İstanbul Resim ve Heykel Müzesi (Kıymet Giray, Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliği, s. 105).

⦁ Ali Avni Çelebi, "Berber", 1950, tuval üzerine yağlıboya, 45x56 cm., İstanbul Resim ve Heykel Müzesi (Kıymet Giray, Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliği, s. 106).

⦁ Ali Avni Çelebi, "Arapkir-Hezende Yolu", 1937, tuval üzerine yağlıboya, 33x41 cm., İstanbul Resim ve Heykel Müzesi (Kıymet Giray, Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliği, s. 109).

⦁ Zeki Kocamemi, "Mekkare Erleri (Nakliye Kolu)", 1937, tuval üzerine yağlıboya, 100x70 cm., İstanbul Resim ve Heykel Müzesi (Kıymet Giray, Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliği, s. 127).

⦁ Zeki Kocamemi, "Genç Kız", 1946, tuval üzerine yağlıboya, 100x70 cm., Sabancı Kol. (Kıymet Giray, Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliği, s. 129).

⦁ Zeki Kocamemi, "Ölüdoğa", 1949, tuval üzerine yağlıboya, 61x50 cm., İstanbul Resim ve Heykel Müzesi (Kıymet Giray, Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliği, s. 135).

⦁ Cevat Dereli, "Manzara", 1940, 2. Devlet Resim ve Heykel Sergisi'nde birincilik ödülü kazanmıştır. (Kıymet Giray, Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliği, s. 144).

⦁ Cevat Dereli, "Balık Tutan Adam", 1957, tuval üzerine yağlıboya, 95x123 cm., İstanbul Resim ve Heykel Müzesi (Kıymet Giray, Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliği, s. 144).

⦁ Refik Epikman, "Otoportre", tuval üzerine yağlıboya, özel kol. (Kıymet Giray, Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliği, s. 164).

⦁ Refik Epikman, "Manzara", 1936, tuval üzerine yağlıboya, İstanbul Resim ve Heykel Müzesi (Kıymet Giray, Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliği, s. 165).

⦁ Hale Asaf, "Bursa", tuval üzerine yağlıboya, 47x47 cm., İstanbul Resim ve Heykel Müzesi (Kıymet Giray, Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliği, s. 182).

⦁ Muhittin Sebati, "Elmalı Ölüdoğa", 1937, duralit üz. yb., 26.5x41 cm., İstanbul Resim ve Heykel Müzesi (Kıymet Giray, Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliği, s. 192).

⦁ Muhittin Sebati, "Göztepe'den Manzara", 1937, tuval üzerine yağlıboya, 75x93,5 cm., İstanbul Resim ve

Heykel Müzesi (Kıymet Giray, Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliği, s. 194).

⦁ Nurullah Berk, "Yeşil Örtülü Ölüdoğa", 1928, tuval üzerine yağlıboya, 69x56 cm., İstanbul Resim ve Heykel Müzesi (Kıymet Giray, Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliği, s. 206).

⦁ Nurullah Berk, "Tayyareciler", 1937, tuval üzerine yağlıboya, 95x95 cm., İstanbul Resim ve Heykel Müzesi (Kıymet Giray, Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliği, s. 208).

⦁ Nurullah Berk, "İskambil Kağıtlı Natürmort", 1933, tuval üzerine yağlıboya, 64,5x80 cm., İstanbul Resim ve Heykel Müzesi (Kıymet Giray, Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliği, s. 209).

⦁ Nurullah Berk, "Ütü Yapan Kadın", 1954, tuval üzerine yağlıboya, 60x92 cm., İstanbul Resim ve Heykel Müzesi (Kıymet Giray, Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliği, s. 210).

⦁ Nurullah Berk, "Çay İçen Adam (Boyacı İbrahim)", 1950, tuval üzerine yağlıboya, 60x73 cm., İstanbul Resim ve Heykel Müzesi (Kıymet Giray, Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliği, s. 211).

⦁ Nurullah Berk, "Kuşlar", 1978, tuval üzerine yağlıboya, 70x70 cm., Akbank kol. (Kıymet Giray, Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliği, s. 208).

⦁ Şeref Akdik, "Cluny Müzesi", 1923, tuval üzerine yağlıboya, 53,5x79 cm. İstanbul Resim ve Heykel Müzesi (Kıymet Giray, Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliği, s. 225).

⦁ Şeref Akdik, "Atatürk Telgraf Başında", 1934, tuval üzerine yağlıboya, 178x138 cm. İstanbul Resim ve Heykel Müzesi (Kıymet Giray, Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliği, s. 229).

⦁ Şeref Akdik, "Sahilde Evler", 1935, tuval üzerine yağlıboya, 38x46 cm. İstanbul Resim ve Heykel Müzesi (Kıymet Giray, Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliği, s. 230).

⦁ Şeref Akdik, "Sivas Cer Atölyesi", 1946, duralit üzerine yağlıboya, 55x65 cm. Akbank Koleksiyonu (syf. 79).

⦁ Şeref Akdik, "Bağda Köylüler", 1962, tuval üzerine yağlıboya, 100x73 cm. Akbank Koleksiyonu (syf. 80).

D Grubu

⦁ Halil Dikmen, "Köylü Kadınlar", 1948, tuval üzerine yağlıboya, 130x97 cm., İstanbul Resim ve Heykel Müzesi (İstanbul Resim ve Heykel Müzesi Kataloğu, s. 250).

⦁ Sabri Berkel, "Ege'de Tütün Toplayanlar", tuval üzerine yağlıboya, 200x300 cm., İstanbul Resim ve Heykel Müzesi (İstanbul Resim ve Heykel Müzesi Kataloğu, s. 241).

⦁ Cemal Tollu, "Çoban ve Tiftik Keçileri", 1955, duralit üz. yb., 90x121 cm., İstanbul Resim ve Heykel Müzesi (İstanbul Resim ve Heykel Müzesi Kataloğu, YKY, 1996, s. 93).

⦁ Cemal Tollu, "Köylü Kadınlar", 1965, tuval üzerine yağlıboya, 135x185 cm. Akbank Koleksiyonu
(syf. 85).

⦁ Cemal Tollu, "Çoban ve Kadınlar", 1965, tuval üzerine yağlıboya, 135x185 cm. Akbank Koleksiyonu (syf. 85).

*Elif Naci, "Soyut Kaligrafi", kağıt üzerine guaş, 27x32 cm. Akbank Koleksiyonu (syf. 88).

⦁ Zeki Faik İzer, "Müzik", tuval üzerine yağlıboya, 98x107 cm., İstanbul Resim ve Heykel Müzesi (İstanbul Resim ve Heykel Müzesi Kataloğu, s. 94).

⦁ Bedri Rahmi Eyüboğlu, "Enteriyör", tuval üzerine yağlıboya, 50x68 cm., İstanbul Resim ve Heykel Müzesi (İstanbul Resim ve Heykel Müzesi Kataloğu, s. 256).

⦁ Bedri Rahmi Eyüboğlu, "Kuzumsu", 1965, karışık teknik (duralit+kum+akrilik), 76x122 cm., Akbank Koleksiyonu (syf. 92).

*Elif Naci, "Natürmort", mukavva üzerine yağlıboya, 52x48,5 cm., İstanbul Resim ve Heykel Müzesi (İstanbul Resim ve Heykel Müzesi Kataloğu, s. 97).

⦁ Nurullah Berk, "Ütü Yapan Kadın", 1950, tuval üzerine yağlıboya, 60x91,5 cm., İstanbul Resim ve Heykel Müzesi (İstanbul Resim ve Heykel Müzesi Kataloğu, s. 96).

⦁ Sabri Berkel, "Ege'de Tütün Toplayanlar", tuval üzerine yağlıboya, 200x300 cm., İstanbul Resim ve Heykel Müzesi (İstanbul Resim ve Heykel Müzesi Kataloğu, s. 241).

Dönemin Diğer Ressamları

⦁ Abidin Elderoğlu, "Minare", 1961, tuval üzerine yağlıboya, 93,5x130 cm., İstanbul Resim ve Heykel Müzesi (İstanbul Resim ve Heykel Müzesi Kataloğu, s. 102).

⦁ Fikret Mualla Saygı, "Çıplak", 1938, kontrplak üz.yb., 40,5x31 cm., İstanbul Resim ve Heykel Müzesi (İstanbul Resim ve Heykel Müzesi Kataloğu, s. 253).

⦁ Ziya Keseroğlu, "Manzara", tuval üzerine yağlıboya, 60x81,5 cm., İstanbul Resim ve Heykel Müzesi (İstanbul Resim ve Heykel Müzesi Kataloğu, s. 105).

*Naci Kalmukoğlu, "Köylü Genç Kız Portresi", duralit üzerine yağlıboya, 39x28 cm., Akbank Koleksiyonu (syf. 100).

⦁ Turgut Zaim, "Halı Dokuyan Kadınlar", tuval üzerine yağlıboya, 87,5x74,5 cm., İstanbul Resim ve Heykel Müzesi (İstanbul Resim ve Heykel Müzesi Kataloğu, s. 247). Yeniler Grubu

⦁ Nuri İyem, "Madenci Portresi", tuval üzerine yağlıboya, 30x28 cm., Akbank Koleksiyonu (syf.125).

⦁ Avni Arbaş, "Bekçi", kağıt üstüne guaş, 20x14 cm., Akbank Koleksiyonu (syf.129).

⦁ Selim Turan, "Sarı Kız Efsanesi", duralit üzerine yağlıboya, 45x32 cm., Akbank Koleksiyonu (syf.131).

10'lar Grubu

⦁ Mustafa Esirkuş, "Kağnı ve Kadınlar", tuval üzerine yağlıboya, 50x60 cm., Akbank Koleksiyonu (syf.136).

⦁ Leyla Gamsız (Sarptürk), "Şapkalı Genç Kız", duralit üzerine yağlıboya, 50x37 cm., Akbank Koleksiyonu (syf.137).

⦁ Mehmet Pesen, "Köyde Düğün Alayı", tuval üzerine yağlıboya, 35x80 cm., Akbank Koleksiyonu (syf.138).

⦁ Nedim Günsür, "Köylüler ve Kargalar", duralit üzerine yağlıboya, 22x34 cm., Akbank Koleksiyonu (syf.139).

⦁ Turan Erol, "Manzara", 1990, tuval üzerine yağlıboya, 65x100 cm., Akbank Koleksiyonu (syf. 140).

⦁ Turan Erol, "Kıyı", tuval üzerine yağlıboya, 100x123,5 cm., İstanbul Resim ve Heykel Müzesi (İstanbul Resim ve Heykel Müzesi Kataloğu, s. 121).

⦁ Nedim Günsur, "Bayram Yeri", 1961, tuval üzerine yağlıboya, 54x102 cm., İstanbul Resim ve Heykel Müzesi (İstanbul Resim ve Heykel Müzesi Kataloğu, s. 122).

⦁ Mustafa Esirkuş, "Balıklar ve Ağlar", 1968, tuval üzerine yağlıboya, 52x72 cm., İstanbul Resim ve Heykel Müzesi (İstanbul Resim ve Heykel Müzesi Kataloğu, s. 124).

⦁ Orhan Peker, "İnekler", tuval üzerine yağlıboya, 115x93 cm., İstanbul Resim ve Heykel Müzesi (İstanbul Resim ve Heykel Müzesi Kataloğu, s. 267).

Soyut Sanat

⦁ Adnan Turani, "Paçavra Kilimden Abstraksiyona", 1964, tuval üzerine yağlıboya, 120x140 cm., İstanbul Resim ve Heykel Müzesi (İstanbul Resim ve Heykel Müzesi Kataloğu, s. 135).

⦁ Şemsi Arel, "Kompozisyon", 1957, tuval üzerine yağlıboya, 72x100 cm., İstanbul Resim ve Heykel Müzesi (İstanbul Resim ve Heykel Müzesi Kataloğu, s. 255).

⦁ Cemal Bingöl, "İzmit İstasyonu", duralit üz.yb., 100x66,5 cm., İstanbul Resim ve Heykel Müzesi (İstanbul Resim ve Heykel Müzesi Kataloğu, s. 262).

⦁ Adnan Çoker, "Beş Eleman", 1972, tuval üzerine yağlıboya, 140,5x161 cm., İstanbul Resim ve Heykel Müzesi (İstanbul Resim ve Heykel Müzesi Kataloğu, s. 269).

⦁ Ercüment Kalmık, "Altın şehir", 1967, tuval üzerine yağlıboya, 180x137,5 cm., İstanbul Resim ve Heykel Müzesi (İstanbul Resim ve Heykel Müzesi Kataloğu, s. 100).

⦁ Fahrünnisa Zeid, "Kompozisyon", 1953, tuval üzerine yağlıboya, 187x174,5 cm., İstanbul Resim ve Heykel Müzesi (İstanbul Resim ve Heykel Müzesi Kataloğu, s. 214).

⦁ Nejat Melih Devrim, "Paris'te Gün Batımı", 1963, tuval üzerine yağlıboya, 46x55 cm., İstanbul Resim ve Heykel Müzesi (İstanbul Resim ve Heykel Müzesi Kataloğu, s. 106).

⦁ Nuri İyem, "Kompozisyon", 1960, tuval üzerine yağlıboya, 97x119 cm., İstanbul Resim ve Heykel Müzesi (İstanbul Resim ve Heykel Müzesi Kataloğu, s. 108).

⦁ Ferruh Başağa, "Hiroşima III", 1962, tuval üzerine yağlıboya, 124x102 cm., İstanbul Resim ve Heykel Müzesi (İstanbul Resim ve Heykel Müzesi Kataloğu, s. 109).

* Adnan Çoker, "Vücut", 1963, kağıt üstüne guaş", 34x49 cm. Akbank Koleksiyonu (syf. 145). 1960'lardan Günümüze

⦁ Nuri Abaç, "Teknede şenlik", 1991, tuval üzerine yağlıboya, 60x90 cm., Akbank Koleksiyonu (syf. 158).

⦁ Burhan Doğançay, "Soyut Kompozisyon", 1976, kağıt üzerine suluboya, 26x34 cm., Akbank Koleksiyonu (syf. 163).

⦁ Özdemir Altan, "İsimsiz", 1986, karışık teknik, 70x50cm., Akbank Koleksiyonu (syf. 172).

⦁ Devrim Erbil, "Ritmik Döngü", 1990, tuval üzerine akrilik, 100x100 cm., Akbank Koleksiyonu (syf. 185).

⦁ Tomur Atagök, Ben Benim", 1984, tuval üzerine yağlıboya, 113x88 cm., Akbank Koleksiyonu (syf. 193).

⦁ Neşe Erdok, "Anneannem", 1986, tuval üzerine yağlıboya, 100x80 cm., Akbank Koleksiyonu (syf. 201).

⦁ Komet, "Goodmorning", 1974, tuval üzerine yağlıboya, 100x100 cm., Akbank Koleksiyonu (syf.206).

⦁ Alaettin Aksoy, "Bulutun Rengi Vurmadan", 1990, tuval üzerine yağlıboya, 103x84 cm., Akbank Koleksiyonu (syf. 209).

⦁ Ergin İnan, "İsimsiz" (1990'daki "İnsan/Kozmos/El-Ayak ve Mektuplar serisinden"), taşbaskı, 61x44 cm. Akbank Koleksiyonu (syf. 215).

⦁ Mustafa Ata, "Çelişki", 1988, tuval üzerine yağlıboya, 82x61 Akbank Koleksiyonu (syf. 227).

⦁ Yusuf Taktak, "Bisiklet ve Çadır", 1986, mukavva üzerine akrilik, 65x50 cm., Akbank Koleksiyonu(syf. 248).

⦁ Bedri Baykam, "Soyut Kompozisyon", 1989, kağıt üzerine akrilik, 100x72 cm. Akbank Koleksiyonu (syf. 261).

1 Ahmet Kamil Gören, "Cumhuriyetin 75. Yılında Türk Resim Sanatı", Antik&Dekor, Sayı: 49, İst., Kasım-Aralık 1998, s. 146-156.
2 Bu konuda ayrıntılı bilgi ve kaynakça için bkz: A. K. Gören, Türk Resim Sanatında Şişli Atölyesi ve Viyana Sergisi, İst., 1997.
3 Abdullah Sinan Güler, İkinci Meşrutiyet Ortaminda Osmanlı Ressamlar Cemiyeti ve Osmanlı Ressamlar Cemiyeti Gazetesi, (M. S. Ü. Batı ve Çağdaş Sanatlar Programı yayımlanmamış doktora tezi), İst., 1994; Seyfi Başkan, Osmanlı Ressamlar Cemiyeti, Ankara 1994.
4 A. K. Gören, "İnas Sanayi-i Nefise Mektebi, Kadın Ressamlar, Özel Resim Atölyesi ve Resim Kursları", Türkiyemiz, S. 82, Kasım 1997, s. 12-27.
5 Gören, "Cumhuriyetin 75. Yılında Türk Resim Sanatı", Antik&Dekor, Sayı: 49, s. 146-156.
6 Halil Edhem, Elvah-ı Naksiye Koleksiyonu, İst., 1924, (Bugünkü Dile Aktaran: Gültekin Elibal), Milliyet Yayınları İst., 1970 s. 77; S. Pertev Boyar, Türk Ressamları Hayatları ve Eserleri, Ankara 1948, s. 123-132; Celal Esad Arseven, Türk Sanatı Tarihi, C. 3, Maarif Vekaleti, İst., (1955­1959), s. 179-181; Nüzhet İslimyeli, Asker Ressamlar ve Ekoller, Ankara 1965, s. 73-76; Kaya Özsezgin, Türk Plastik Sanatçıları Ansiklopedik Sözlük, YKY, İst., 1994, s. 334; K. Özsezgin, Sami Yetik, YKY, İst., 1997; A. K. Gören, Türk Resim Sanatında Şişli Atölyesi ve Viyana Sergisi, s. 141-142; A. K. Gören, "Yetik, Sami", Yaşamları ve Yapıtlarıyla Osmanlılar Ansiklopedisi, C. II, YKY, İst., 1999, s. 675.
7 Edhem, Elvah-ı Naksiye Koleksiyonu, s. 79; Bedi N. Şehsuvaroğlu, Ressam Ali Sami Boyar/A Well Known Turkish Painter, İst., 1959; Boyar, Türk Ressamları, s. 145-148; İslimyeli, Asker Ressamlar ve Ekoller, s. 82-83; Engin Özdeniz, Türk Deniz Subayı Ressamları/Turkish Naval Officer Painters, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, İst., 1994, s. 197-199; A. K. Gören, Türk Resim Sanatında Şişli Atölyesi ve Viyana Sergisi, s. 145-146; A. K. Gören, "Boyar, Ali Sami", Yaşamları ve Yapıtlarıyla Osm. Ans., C. I, s. 327-329.
8 N. Berk-H. Gezer, 50 Yılın Türk Resim ve Heykeli, (2. bs.), İst., 1973, s. 30-31; S. Tansug, Çağdaş Türk Sanatı, (1. bs.), İst., 1986, s. 371; K. Giray, Hikmet Onat, YKY, İst., 1995; A. K. Gören, "Türk Resim Sanatına Yön Veren Kusağın Batıdaki Eğitimi: "1914 Kusağı" Sanatçıları Paris'te", Antik&Dekor, S. 36, İst., Eylül 1996, s. 62-68; A. K. Gören, Türk Resim Sanatında Şişli Atölyesi ve Viyana Sergisi, s. 147-148; A. K. Gören, "Hikmet Onat'tan Sanayi-i Nefise Mektebi'nde Çıplak Model Sorunu", Antik&Dekor, Sayı: 43, İst., Kasım 1997, s. 110-115; A. K. Gören, 50. Yılında Akbank Resim Koleksiyonu, Akbank, İst., 1998, s. 68-69; A. K. Gören, "Türk Resim Sanatında Eyüpsultan'ı Betimleyen Ressamlar", II. Eyüpsultan Sempozyumu Tebliğler 8-10 Mayıs 1998, İst., (Kasım 1998), s. 238-259; A. K. Gören, "Onat, İsmail", Yaşamları ve Yapıtlarıyla Osm. Ans., C. II, s. 383-384.
9 Edhem, Elvah-ı Naksiye Koleksiyonu, s. 76-77; S. Pertev Boyar, Türk Ressamları, s. 142-143; Celal Esad Arseven, Türk Sanatı Tarihi, C. 3, Maarif Vekaleti, İst., (1955-1959), s. 191-193; İslimyeli, Asker Ressamlar ve Ekoller, s. 81-82; Özdeniz, Türk Deniz Subayı Ressamları, s. 196­197; K. Özsezgin, Türk Plastik Sanatçıları Ansiklopedik Sözlük, s. 42-43; A. K. Gören, Türk Resim Sanatında Şişli Atölyesi ve Viyana Sergisi, s. 143-144; A. K. Gören, "Mehmet Ruhi Bey", Yaşamları ve Yapıtlarıyla Osm. Ans., C. II, s. 200.
10 K. Özsezgin, İbrahim Çallı, YKY, İst., 1993, s. 14-16, 23-24; Anonim, İbrahim Çallı, Güzel Sanatlar Akademisi Neşriyatından, İst., 1947, s. 14; Arseven, Türk Sanatı Tarihi, C. 3, s. 186, 188; Berk-Gezer, 50 Yılın Türk Resim ve Heykeli, s. 26-29; Elif Naci, Anılardan Damlalar, İst., 1981, s. 27; A. K. Gören, Türk Resim Sanatında Şişli Atölyesi ve Viyana Sergisi, s. 146-147; A. K. Gören, "Çallı, İbrahim", Yaşamları ve Yapıtlarıyla Osm. Ans., C. I, s. 356-358.
11 Edhem, Elvah-ı Naksiye Koleksiyonu, 81-62; B. R. Eyüboğlu, Nazmi Ziya, İst., 1937; Boyar, Türk Ressamları Hayatları ve Eserleri, s. 204-206; Arseven, Türk Sanatı Tarihi, C. 3, s. 181-185; Kemal Erhan, Nazmi Ziya, İst., (tarihsiz); Özsezgin, Türk Plastik Sanatçıları Ansiklopedik Sözlük, s. 177-178; T. Erol, Nazmi Ziya, YKY, İst., 1995; A. K. Gören, Türk Resminde "1914 Kusağı" Sanatçılarının İnsan Figürü Sorunu, (I. Ü. S. B. Enst. Yayımlanmamış Doktora Tezi), İst., 1995, s. 179-180, 217-219, 238, 271-279, 315, 338, 355, 366; A. K. Gören, "Güran, Nazmi Ziya", Yaşamları ve Yapıtlarıyla Osm. Ans., C. I, s. 488-490.
12 Gül İrepoğlu, Feyhaman, İst., 1986, s. 32-33, 42.
13 Edhem, Elvah-ı Naksiye Koleksiyonu, s. 80; Boyar, Türk Ressamları Hayatları ve Eserleri, s. 212-213; İslimyeli, "Duran, Feyhaman", Türk Plastik Sanatçıları Ansiklopedisi, C. I., Ankara 1967, s. 151-154; Arseven, Türk Sanatı Tarihi, C. 3, s. 199-201; İrepoğlu, Feyhaman, s. 30­38; G. İrepoğlu, Feyhaman, Merkez Bankası, Ankara 2001; Özsezgin, Türk Plastik Sanatçıları Ansiklopedik Sözlük, s. 131; G. İrepoğlu, "Duran, Feyhaman", Yaşamları ve Yapıtlarıyla Osm. Ans., C. I, s. 380-381.

14 İrepoğlu, Feyhaman, s. 35-36.
15 İrepoğlu, Feyhaman, s. 107-112.
16 İrepoğlu, Feyhaman, s. 72-73; Nurullah Berk-Adnan Turani, Çağdaş Türk Resim Sanatı Tarihi, C. 2, Tiglat Yayınları, İst., 1981, s. 31.
17 İrepoğlu, Feyhaman, s. 72-75; Berk-Turani, Çağdaş Türk Resim Sanatı..., C. 2., s. 31­33, 35; Arseven, Türk Sanatı Tarihi, C. 3, s. 199; Tansug, Çağdaş Türk Sanatı, s. 126-127; N. Berk, İstanbul Resim ve Heykel Müzesi, Akbank, İst., 1972, s. 16-17; (Havas: kendilerini halktan ayrı ve üstün sayan, kendilerinde ayrıcalık gören yurttaş sınıfı), (Avam: halkın aşağı tabakası).
18 A. Çoker, Avni Lifij Posadlar, İst., 1984, s. XIII-XVI; A. K. Gören, "Lifij, Hüseyin Avni", Yaşamları ve Yapıtlarıyla Osm. Ans., C. II, s. 45-47; A. K. Gören, Lifij, YKY, İst., 2001.
19 I. (İsmail) Safa Günay, Büyük Türk Sanatkarı Namık İsmail'in Hayatı ve Eserleri, İst., 1937; Z. Rona, Namık İsmail, YKY, İst., 1992; A. K. Gören, Türk Resim Sanatında Şişli Atölyesi ve Viyana Sergisi, İst., 1997, s. 151-152; A. K. Gören, 50. Yılında Akbank Resim Kol..., s. 73-75; A. K. Gören, "Namık İsmail", Yaşamları ve Yapıtlarıyla Osm. Ans., C. II, s. 344-345.
20 A. K. Gören, "Benim, Ali Cemal", Yaşamları ve Yapıtlarıyla Osm. Ans., C. I, s. 313.
21 A. K. Gören, "Laga, Mehmet Ali", Yaşamları ve Yapıtlarıyla Osm. Ans., C. II, s. 41-42.
22 A. K. Gören, "Çizel, Hayri", Yaşamları ve Yapıtlarıyla Osm. Ans., C. I, s. 359-360.
23 A. K. Gören, "Tahsin (Diyarbakırlı)", Yaşamları ve Yapıtlarıyla Osm. Ans., C. II, s. 600.
24 A. K. Gören, "Arseven, Celal Esad", Yaşamları ve Yapıtlarıyla Osm. Ans., C. I, s. 252.
25 A. K. Gören, "İsmail Hakkı Bahriyeli", Yaşamları ve Yapıtlarıyla Osm. Ans., C. I, s. 670­671.
26 T. Toros, İlk Kadın Ressamlarımız, Akbank, İst., 1988, s. 9-18; T. Atagök, Cumhuriyet'ten Günümüze Kadın Sanatçılar, Çağlarboyu Anadolu'da Kadın Sergileri, Kültür Bakanlığı, İst., 1993, s. 13-14; A. K. Gören, "Mihri Müşfik Hanım", Yaşamları ve Yapıtlarıyla Osm. Ans., C. II, s. 212-213.
27 Toros, İlk Kadın Ressamlarımız, s. 25-30; Atagök, Cumhuriyet'ten Günümüze Kadın Sanatçılar, s. 84.
28 A. K. Gören, "Müfide Kadri", Yaşamları ve Yapıtlarıyla Osm. Ans., C. II, s. 328.
29 Bu konuda ayrıntılı bilgi ve kaynaklar için bkz: K. Giray Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliği, İst., 1997; A. K. Gören, 50. Yılında Akbank Resim Kol..., s. 76-81.
30 d Grubu'na ilişkin ayrıntılı bilgi ve kaynakça için bkz: Zeynep Yasa Yaman, 1930-1950 Yılları Arasında Kültür ve Sanat Ortamına Bir Bakış: d Grubu, (H. Ü. S. B. Enst. Yayımlanmamış Doktora Tezi), Ankara 1992; A. K. Gören, 50. Yılında Akbank Resim Kol..., s. 82-96.
31 Burada adı geçen sanatçıların yaşamöyküleri, sanatçı yönleri ve yapıtlarından örnekler için bkz: A. K. Gören, 50. Yılında Akbank Resim Kol..., s. 96-123.
32 Edgü Amelie (Ed.), Yurt Gezileri ve Yurt Resimleri (1938-1943), İst., 1998.
33 Konuya ilişkin ayrıntılı bilgi ve kaynakça için bkz: A. K. Gören, 50. Yılında Akbank Resim Kol..., s. 133-135.
34 Ayrıntılı bilgi ve kaynakça için bkz: Yaman, 1930-1950 Yılları Arasında Kültür ve Sanat Ortamına Bir Bakış: d Grubu.
35 Ayrıntılı bilgi ve kaynakça için bkz: A. K. Gören, 50. Yılında Akbank Resim Kol..., s. 134­135.
36 Ayrıntılı bilgi ve kaynakça için bkz: A. K. Gören, 50. Yılında Akbank Resim Kol..., s. 124­132; Kıymet Giray, Nuri İyem, İst., 1998.
37 Ayrıntılı bilgi ve kaynakça için bkz: A. K. Gören, Ferruh Basaga, İst., 2001.
38 K. Özsezgin, Çağdaş Türk Resim Sanatı Tarihi, C. 3., İst., 1982, s. 59-74.
39 Anonim, Nuri İyem Resim Sergisi, T. İş Bankası, İst., 1989 (Metin: Turgay Gönenç); Anonim, Nuri İyem, 50. Sanat Yılı, PİAR, İst., 1986; Yaman, 1930-1950 Yılları Arasında..., s. 160­164; Z. Y. Yaman, "Tavanarası Ressamları", Türkiye'de Sanat, Sayı: 9, İst., 1993, s. 61; Anonim, İlk Sergimiz Üzerine, Tavanarası Ressamları Yayını, İst., 1951.
40 Tansug Çağdaş Türk Resim Sanatı, s. 181-183.
41 Tansug, Çağdaş Türk Resim Sanatı, s. 253.
42 Norbert Lynton, Modern Sanatın Öyküsü, (Çev: Cevat Çapan-Sadi Özis), (1. bs), Remzi Kitabevi, İst., 1982, s. 363-389.
43 İçlerinde Hartung, Picabia, Soulages, Fahrel Nissa Zeid'in yer aldığı sergi 1950'de Galerie Colette Allendy'de açılmıştı: Bkz: Necmi Sönmez, "Ferruh Basaga: Geleceğin Zorunlu Kışkırtıcısı", Yazın, Sayı: 50, Haziran 1992, s. 25-27.
44 Berk-Turani, Çağdaş Türk Resim Sanatı..., s. 146-149.
45 Berk-Turani Çağdaş Türk Resim Sanatı., s. 149; Yahsi Baraz, "Dünya Sanatında Soyut", Gençsanat, Sayı: 41, İst., Ocak 1988, s. 5; A. K. Gören, 50. Yılında Akbank Resim Kol..., s. 144.
46 Berk-Turani, Çağdaş Türk Resim Sanatıs. 157; A. K. Gören, Ferruh Basaga, Galeri Binyıl, İst., Şubat 2001.
47 Özsezgin, Çağdaş Türk Resim Sanatı., C. 3., s. 75, 78-79.
48 Özsezgin, Çağdaş Türk Resim Sanatı., C. 3., s. 80; A. K. Gören, 50. Yılında Akbank Resim Kol..., İst., 1998, s. 143.
49 Türkiye'de galericiliğin gelişimi için bilgi ve kaynakça için bkz: A. K. Gören, "Türkiye'de Galericiliğin Üç Dönemi", ARTist'99 9. İstanbul Sanat Fuarı, (Katalog Giris metni).

ANONİM, İbrahim Çallı, Güzel Sanatlar Akademisi Neşriyatından, İstanbul 1947.

ARSEVEN, CELAL ESAD, Türk Sanatı Tarihi, C. 3., Maarif Vekaleti, İstanbul (1955-1959).

ATAGÖK, TOMUR, Cumhuriyet'ten Günümüze Kadın Sanatçılar/Contemporary Women Artists, Çağlar Boyu Anadolu'da Kadın Sergilerj/VVomen in Anatolia Exhibitions, T. C. Kültür Bakanlığı Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğü, (Pak Holding A. ş. katkılarıyla), İstanbul 1993.

BERK, NURULLAH, Türkiye'de Resim, Güzel Sanatlar Akademisi, İstanbul 1943.

BERK, NURULLAH-ADNAN TURANİ, Çağdaş Türk Resim Sanatı Tarihi, C. 2., Tiglat Yayınları, İstanbul 1981.

BERK, NURULLAH-HÜSEYİN GEZER, 50 Yılın Türk Resim ve Heykeli, (2. bs.), Türkiye İş Bankası Yayınları, İstanbul 1973.

BERK, NURULLAH-KAYA ÖZSEZGİN, Cumhuriyet Dönemi Türk Resmi, Türkiye İş Bankası, Ankara 1983.

BOYAR, S. PERTEV, Türk Ressamları Hayatları ve Eserleri, Ankara 1948. ÇOKER, ADNAN, Avni Lifij Poşadlar, İstanbul 1984.

ÇOKER, ADNAN, Cemal Tollu, Galeri B Yayınları, İstanbul 1996.

EDGÜ, AMELİE (Ed.), Yurt Gezileri ve Yurt Resimleri (1938-1943), Milli Reasürans Sanat Galerisi, İstanbul 1998.

ELİBAL, GÜLTEKİN, Atatürk ve Resim-Heykel, Türkiye İş Bankası, İstanbul 1973.

EROL, TURAN, Nazmi Ziya, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 1995.

EYÜBOLU, BEDRİ RAHMİ, Nazmi Ziya, Güzel Sanatlar Akademisi Neşriyatından, İstanbul 1937.

GERMANER, SEMRA, "Türk Resminde İzlenimci Akım, 1914 Kuşağı Sanatçıları", Antik&Dekor, S. 2, İstanbul (1989), s. 98-101.

GİRAY, KIYMET, Çallı ve Atölyesi, İş Bankası, İstanbul 1997.

GİRAY, KIYMET, Hikmet Onat, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 1995.

GİRAY, KIYMET, Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliği, Akbank Yayınları, İstanbul 1997.

GİRAY, KIYMET, Türkiye İş Bankası Resim Koleksiyonu, İstanbul 1998.

GÜLTEKİN, GÖNÜL, Ali Avni Çelebi, Türkiye İş Bankası Yayınları, Ankara 1984.

GÜLTEKİN, GÖNÜL, Western Trends in the Turkish Art of Painting, T. C. Ziraat Bankası, Ankara 1992.

GÖREN, Ahmet Kamil, Avni Lifij, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 2001.

GÖREN, AHMET KAMİL, "Benim, Ali Cemal", Yaşamları ve Yapıtlarıyla Osmanlılar Ansiklopedisi, C. I, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 1999, s. 313.

GÖREN, AHMET KAMİL, "Boyar, Ali Sami", Yaşamları ve Yapıtlarıyla Osmanlılar Ansiklopedisi, C. I, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 1999, s. 327-329.

GÖREN, AHMET KAMİL, "Çallı, İbrahim", Yaşamları ve Yapıtlarıyla Osmanlılar Ansiklopedisi, C. I, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 1999, s. 356-358.

GÖREN, AHMET KAMİL, 50. Yılında Akbank Resim Koleksiyonu, Akbank Yayınları, İstanbul 1998.

GÖREN, AHMET KAMİL, Fahrettin Arkunlar, Axa Oyak Sanat Galerisi, İstanbul Mayıs 2001 (Metin: Fahrettin Arkunlar "Bir Müstakil Ressam"/ Fahrettin Arkunlar "An Independent Artist").

GÖREN, AHMET KAMİL, Ferruh Başağa, Galeri Binyıl, İstanbul şubat 2001.

GÖREN, AHMET KAMİL, "Güran, Nazmi Ziya", Yaşamları ve Yapıtlarıyla Osmanlılar Ansiklopedisi, C. I, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 1999, s. 488-490.

GÖREN, AHMET KAMİL, "Laga, Mehmet Ali", Yaşamları ve Yapıtlarıyla Osmanlılar Ansiklopedisi, C. II, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 1999, s. 41-42.

GÖREN, AHMET KAMİL, "Lifij, Hüseyin Avni", Yaşamları ve Yapıtlarıyla Osmanlılar Ansiklopedisi, C. II, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 1999, s. 45-47.

GÖREN, AHMET KAMİL, "Mehmet Ruhi Bey", Yaşamları ve Yapıtlarıyla Osmanlılar Ansiklopedisi, C. II, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 1999, s. 200.

GÖREN, AHMET KAMİL, "Mihri Müşfik Hanım", Yaşamları ve Yapıtlarıyla Osmanlılar Ansiklopedisi, C. II, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 1999, s. 212-213.
GÖREN, AHMET KAMİL, "Müfide Kadri", Yaşamları ve Yapıtlarıyla Osmanlılar Ansiklopedisi, C. II, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 1999, s. 328.

GÖREN, AHMET KAMİL, "Onat, İsmail", Yaşamları ve Yapıtlarıyla Osmanlılar Ansiklopedisi,
C. II, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 1999, s. 383-384.

GÖREN, Ahmet Kamil, Türk Resim Sanatında Şişli Atölyesi ve Viyana Sergisi, Şişli Belediyesi-İstanbul Resim ve Heykel Müzeleri Derneği Yayını, İstanbul (Mayıs), 1997.

GÖREN, AHMET KAMİL, Türk Resminde "1914 Kuşağı" Sanatçılarının İnsan Figürü Sorunu, (İ. Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü Yayımlanmamış Sanat Tarihi Anabilim Dalı Doktora Tezi), İstanbul 1995.

GÖREN, AHMET KAMİL, "Türkiye'de Galericiliğin Üç Dönemi", ARTist'99 9.

İstanbul Sanat Fuarı/9th İstanbul Art Fair, (Katalog Giriş metni), TÜYAP-Sanat Galericileri Derneği, İstanbul 1999 (sayfa numarası yok).

GÖREN, AHMET KAMİL, "Türkiye'de Güzel Sanatlar Okulları: 2 İnas Sanayi-i Nefise Mektebi, Kadın Ressamlar, Özel Resim Atölyesi ve Resim Kursları", Türkiyemiz, S. 82, Akbank Yayınları, İstanbul Kasım 1997, s. 12-27.

GÖREN, AHMET KAMİL, "Yetik, Sami", Yaşamları ve Yapıtlarıyla Osmanlılar Ansiklopedisi,

C. II, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 1999, s. 675.

GÜNAY, İ. SAFA, Büyük Türk Sanatkarı Namık İsmail'in Hayatı ve Eserleri, İstanbul 1937.

HALİL EDHEM, Elvah-ı Nakşiye Koleksiyonu, İstanbul 1924, (Bugünkü Dile Aktaran: Gültekin Elibal), Milliyet Yayınları İstanbul 1970.

İREPOAU, GÜL, "Duran, Feyhaman", Yaşamları ve Yapıtlarıyla Osmanlılar Ansiklopedisi, C.

I, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 1999, s. 380-381.

İREPOLU, GÜL, Feyhaman, İstanbul 1986.

İREPOAU, GÜL, Feyhaman, Merkez Bankası, Ankara 2001.

İSLİMYELİ, NÜZHET, Asker Ressamlar ve Ekoller, Ankara 1965.

KAPLANA, MELDA, (Haz.), Maya ve Adalet Cimcoz, Yenilik Basımevi, İstanbul 1972.

MÜLAYİM, SELÇUK, "Batılılaşmadan Günümüze Türk Sanatı Kronolojisi", Thema Larousse, C. 6, Milliyet İstanbul 1993-1994 s. 376-377.

MÜLAYİM, SELÇUK, "Çağdaş Türk Resmini Temellendirme Sorunu", Türkiye'de Sanat, S. 16, İstanbul Kasım/Aralık 1994, s. 46-49.

NACİ, ELİF, Anılardan Damlalar, Karacan Yayınları, İstanbul 1981.

NACİ, ELİF, Resim 1923-1933 (iç kapakta: On Yılda Resim 1923-1933), Gazetecilik ve Matbaacılık T. A. ş., İstanbul 1933.

ÖZDENİZ, ENGİN, Türk Deniz Subayı Ressamları/Turkish Naval Officer Painters, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, İstanbul 1994.

ÖZSEZGİN, KAYA, Çağdaş Türk Resim Sanatı Tarihi, C. 3., Tiglat Yayınları, İstanbul 1982.

ÖZSEZGİN, KAYA, İbrahim Çallı, YKY, İstanbul 1993.

RENDA, GÜNSEL-TURAN EROL, Çağdaş Türk Resim Sanatı Tarihi, C. I., Tiglat Yayınları, İstanbul 1980.

RONA, ZEYNEP, Namık İsmail, YKY, İstanbul 1992.

SÖÜT, MİNE, Adalet Cimcoz Bir Yaşamöyküsü Denemesi, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 2000.

ŞEHSUVAROLU, BEDİİ N., Ressam Ali Sami Boyar/A Well Known Turkish Painter, İstanbul 1959.

TANSU/ SEZER, Çağdaş Türk Sanatı, (1. bs.), Remzi Kitabevi, İstanbul 1986.

TANSU/ SEZER, Turkish Figurative Painting, TYT Bank, (10 Mart-1 Nisan 1989 tarihleri arasında Dolmabahçe Hareket Köşkü'nde açılan serginin kataloğu), İstanbul 1989.

TANSU/ SEZER, Türk Resminde Yeni Dönem, Remzi Kitabevi, İstanbul 1988.

TANSU/ SEZER, "Türk Resim ve Heykel Sanatı", Anadolu Uygarlıkları Ansiklopedisi, C. 6., Görsel Yayınlar, İstanbul 1982, s. 1102-1104.

TURANİ, ADNAN, Batı Anlayışına Dönük Türk Resim Sanatı, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Ankara 1984.

YAMAN, ZEYNEP YASA, 1930-1950 Yılları Arasında Kültür ve Sanat Ortamına Bir Bakış: d Grubu, (Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi Yayımlanmamış Doktora Tezi), Ankara 1992.

Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv     
4528 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın