• Anasayfa
  • https://www.facebook.com/tarihtarihcemiyeti/
  • https://twitter.com/ttcemiyeti
  • https://www.instagram.com/tarihtarihcemiyeti/
Cumhuriyet'in İlk Yıllarında Toplumsal Değişim ve Konut / Doç. Dr. Leyla Baydar

Mimarlık yapıtları toplumda çeşitli nedenlerle oluşabilecek düşünsel ve politik değişimleri yansıtırlar. Değişim, kentlerin fiziksel düzeninde, yapıların mekansal düzeninde, yapı biçimlernişinin estetik ölçütlerinde kendini gösterir. Çoğunlukla devlet eli ile yaptırıldıklarından kamu yapılarında değişim daha belirgindir. Yapı türleri içinde değişime en çok direnen mimar tasarımı ile yapılmayan, halkın kendi eli ile yaptığı konutlardır. Düşünsel ve politik değişim eğitime de yansıdığından mimar tasarımı ile yapılan ve daha çok büyük kentlerde yer alan konutlar, kamu yapılarındaki değişimi izlerler. Bu yazı, Cumhuriyet'in ilanı ile birlikte başlatılan toplumsal değişimin, mimarlar tarafından tasarlanan konutlara yansıyışını ele almıştır.

Cumhuriyet'in ilk yıllarında yoğun konut yapımına sahne olması nedeniyle Ankara, toplumsal değişim ve konut mimarlığı etkileşimini izleme olanağı veren bir kenttir. Ankara 20-25 bin nüfuslu küçük bir yerleşim bölgesi iken, Cumhuriyet'in başkenti olduğunda yönetici kadrolarının da Ankara'ya alınması ile nüfusu birden artmış ve konut sıkıntısı belli başlı bir sorun haline gelmişti. Kiralayacak konut bulamayan memurlar ya iş yerlerinde geceliyor1 ya da küçük otellerin odalarını aylık kiralıyorlardı.2 Kısıtlı olanaklara karşın, kurumlar, özel kişiler ve 1935'ten sonra kooperatifler aracılığı ile konut üretilmiş, sıkıntı giderilmeye çalışılmıştır.

Batılılaşma ve İkilem

Cumhuriyet öncesi Osmanlı Batılılaşma hareketi ile büyük kentlerde, özelde de İstanbul'da yaşam biçimi değişmeye başlamıştı. Batıya öz giyim, yemek alışkanlıkları, müzik türleri, eğlence şekli güncel yaşama girmişti. Ahmet Hamdi Tanpınar bu durumun "zorunluluklarla Batı-içimizde yaşayan Doğu"3 sözleri ile bir ikilem oluşturduğunu, Peyami Safa, "Anadolu halkçılığına dayanan ulusalcılıkla, Batıya dayanan uygar olmanın"4 getirdiği bir çelişki yarattığını söylüyorlardı.

Durumun mimarlığa yansıması, yerli ve Batılı mimarlık öğelerinin aynı yapıda buluşmasında gözlemlenebilir. Örneğin Vakıflar Genel Müdürlüğü'nce Ankara'da yaptırılan II. Vakıf Apartmanı'nda (Mimar Kemalettin, 1928-30) geleneksel Osmanlı konut mimarlığına yabancı olan öğelerin yanında geleneksel konut özelliklerinin de sürdürüldüğünü gözlemleyebiliriz.

II. Vakıf Apartmanı (resim 1), çok katlı ve bir çok aileyi aynı yapıda barındıran bir yapıdır. Gelenekel konut mimarlığımıza yabancı olan apartman, yaşamımıza Cumhuriyet öncesi girmiş, Cumhuriyet döneminin önde gelen konut türü olmuştur. Geleneksel mimarlığımızda bulunmayan yapı öğelerinin batıdan alınarak mimarlığımıza girmesi de Cumhuriyet öncesinde başlamıştır. İstanbul Laleli Harikzedegan apartmanlarında (Mimar Kemalettin 1919-22, resim 2) olduğu gibi. Geleneksel konutta odalar, güncel yaşamda önemli yeri olan sofaya açılırken, bu apartmanlarda geleneksel mimarlığın tanımadığı koridora açılırlar (resim 3). Sözünü ettiğimiz yapılar yapıldıktan yıllar sonra, koridorun mimarlığımıza yerleştiği,ancak Türk mimarlığı yeniden kimliğini arama çabasına girdiği 40'lı yıllarda Güzel Sanatlar Akademisi Mimarlık bölümünde hocalık yapan Schütte, "Ankara ve İstanbul'un yeni apartmanlarında... maalesef Avrupa'dan ithal koridor vardır... Arzu edilirdi ki bu hal geçici olsun Türk ikametgahının ananesi olan güzel sofa yaniden canlansın"5 demiştir.

II. Vakıf ve Harikzedegan Apartmanlarında odalar, geleneksel konutlarımızda da olduğu gibi işlevlerini belirleyecek biçimde konumlandırılmamışlardır. Yapıldıkları tarihte Batı'da en hızlı dönemini yaşayan işlevci usçu mimarlığın (fonksiyonel, rasyonel) plan kurgusu ile paralellik göstermezler; geleneksel mimarlığı, konumu, büyüklükleri ve biçimlenişi ile belli işleve bağlanmayan oda anlayışını sürdürürler.

Geleneksel oda geniş aile kurumunun ürünü idi. Örneklerimizin yapıldığı yıllarda Türk toplumunda çekirdek aile yaşamı başlamıştı. Özelde de apartmanda da yaşıyan toplum kesimi Batı yaşam biçimini benimsemiş olan çekirdek ailelerdi. Geleneksel ve Batı öğelerinin biraradalığı plan kurgusunda olduğu gibi yapı yüzlerinde de gözlenebilir. Laleli'de Batı etkisindeki dalgalı Rokoko saçaklar, II. Vakıf Apartmanı'nda geleneksel mimarlığımızda rastlanmayan balkon gibi.

Ulusal Mimarlık Arayışı I

II. Vakıf Apartmanı da, Laleli Harikzedegan Apartmanı da I. Ulusal Mimarlık Akımı olarak adlandırdığımız akımın örnekleridirler. I. Ulusal Mimarlık Akımı, Osmanlı Batılılaşma hareketi ile birlikte başlayan mimarlıkta ve kent yapısındaki değişimlere, büyük kentlerdeki belli başlı yapıların yabancı mimarlara yaptırılmasına,6 Türk mimarlığının kimlik değiştirmesine bir tepki olarak doğmuştur. Daha doğru bir deyişle İttihat ve Terakki'nin her alandaki millileşme sürecinin, milliyetçi politikasının bir parçasıdır. Eğitimden ekonomiye ulusallaşmada önce gelen isimler, düşün alanında Ziya Gökalp, yazında Ömer Seyfettin, resimde Osman Hamdi, mimarlıkta A. Kemalettin ve Vedat (Tek) Beylerdir.

I. Ulusal mimarlık akımı, genel bir kabule göre 1908-1927 yılları arasında sürdürülmüştür. Amaç Batı etkisinde kalan mimarlığın yeniden özüne dönüştürülmesi idi. Ne var ki bu amacı gerçekleştirmeye çalışırken geleneksel mimarlığımızın belli başlı bir ilkesine uyulmamıştır. Osmanlı mimarlığı kamu yapısı ve konut arasında belirgin farklılık gösterir. Her iki yapı türü kullandıkları malzemenin yapım gereklerine bağlı biçimlenirse de,7 konutta (özelde Trakya, Orta Anadolu, Ege Bölgeleri) ahşap, kamu yapısında kagir kullanımı iki yapı türünün görsel etkisini farklılaştırı. I. Ulusal mimarlık akımı (çok katlılık, yangın yönetmelikleri gibi nedenlerle) kagir malzeme kullanmış ve kamu yapılarının silmelerini, sütunlarını, sütun başlıklarını, çini panolarını konuta taşımıştır. Öte yandan geleneksel konutun çıkmaları, geniş saçağı, kırma çatısı sürdürülmüşse de, geleneksel konutun görsel etkisinden farklı bir etki yapar (resim 4, 5, 6, 7).

Yeni Bir Toplum

Cumhuriyet'in ilanından sonra I. Ulusal Mimarlık Akımı kısa bir süre devam etti. Ancak devlet politikasında öne çıkan çağdaşlaşma ilkesi akımı sona erdirmiştir. Yeni Cumhuriyet Türkiyesi yeni bir toplum yaratmayı amaçlamıştı. Amaca ulaşmada yazılı yayın önemli bir yer tutar. 1927 de basılmış olan "Mükemmel ve Resimli Adabı Muaşeret Rehberi" bu tür yayınlardan biridir. Yaygınlaştırılmak istenen düşünce başarılı ve saygın olmak için Batılı gibi davranılması gerektiğidir. Böyle bir davranış ve yaşam için nasıl bir konut sorusunun yanıtını günlük gazetelerde bulmak olası idi. Ocak 1935 Ulus gazetesinde "Modern Ev Yapılırken Neler Göz Önünde Bulundurulmalıdır?" başlığı altında Paris'te yapılan "Aile Evi Yarışması"nı günlerce yayınlamıştı.

Dönemin tek meslek dergisinde de değiştirilmesi amaçlanan yaşam biçimine koşut, konutun da değişmesi gerektiği üzerine pek çok yazı çıkmıştır. Artık "aile törenlerinin otellerde, halk evlerinde, doğumların hastahanelerde" yapılması gerektiği, bu nedenle de konutta "samimi aile mekanlarının" bulunmasının yeterli olduğu, "iç taksimatın kullanıştaki maksada ve büyüklüklerine göre birbirinden ayırd edilmesi" ve gene bu nedenle "ikametgahın heyeti umumiyesinin"8 yeniden gözden geçirilmesi belirtiliyordu. Bir başka deyişle konutlarda özel bir misafir odasına gerek olmadığı, oturma odasının yeterli olduğu, ayrıca geleneksel odanın yerine işlevine göre konumlandırılmış ve boyutlandırılmış odanın tasarlanması gereği belirtiliyordu.

Çağdaşlaşma politikasının öne çıkması ile yaşam biçimine ve dolayısı ile mimarlığa farklı bakışın doğal sonucu mimarlık eğitiminin de değişmesi idi. Güzel Sanatlar Akademisi'nde 30'lu yıllarda I. Ulusal Mimarlığın önde gelen adı Vedat Tek'in atölyesi kapatılmış ve Batı'dan yeni hocalar (1930 Egli, 1936 Taut) eğitime katılmıştı. Çağdaşlaşma atılımında "ecnebi mütehassısdan azami derecede istifade etmek"9 gerektiği, "bu noktada dar bir milliyetperverlikten çıkıp. daha geniş milliperver"10 olmak düşüncesi her alanda banimsenmişti. Yeni öğretme kadrosu ile öğrenim ilkeleri de tümüyle değişti. "Tezyinatın nerede ve nasıl kullanılacağını"11 öğreten yapı yüzü düzenlemelerini temel alan öğretimin yerini işleve yanıt veren tasarımı temel alan bir öğrenim aldı. Bu öğrenim yönteminin ilkeleri 1919'da Almanya'da açılan Bauhaus okulu tarafından ortaya konmuş,12 Batı'da 20'li yıllarda yaygınlaşmış Modern Uluslararası uslubu yaratmış olan bir yöntem idi.

Güzel Sanatlar Akademisi mimarlık öğreniminde bir yandan çağdaş batı yöntemlerini benimserken öte yandan da Milli Mimarlık Semineri kuruldu. Bu seminerde Klasik Osmanlı yapılarının, geleneksel mimarlık yapıtlarının rölöveleri yapılıyordu. Mimarlık öğrencisi bazı hocaların atölyelerinde tümü ile Bauhaus ilkelerine bağlı işlevci yöntemlerle Uluslararası uslupta tasarım yaparken bazı atölyelerde de (özelde Taut atölyesi, daha sonra S. H. Eldem atölyesi) çağdaş ancak ulusal olan tasarımlar oluşturmaya çalışıyordu.13

30'lu yıllarda büyük kentlerimizde mimar eli ile yapılan konutlar, işlevci tasarım ilkeleri ile tasarlanan, bezemeden arınmış, iç mekan kurgusunu yapı yüzü ve kitlesine yansıtan, asal geometriye bağlı, görsel etkisi ile geleneksel konuta gönderme yapmayan yapılardır. Avrupa'nın tüm kentlerinde benzerlerine rastlamak olasıdır (resim 8).

Bauhaus okulu bir uslup yaratmak savında değildi. İstenen "yalın, organik... makinelerimiz, radyolarımız, hızlı araçlarımızla uyum sağlayan bir mimarlık"14 idi. Ne var ki belirlenen tasarım yöntemi bir uslup haline dönüştü. Modern Uluslarası uslup ya da Bauhaus uslubu olarak anılan bu usluptaki yapılar beyaz renkleri, şerit pencereleri, dik açıya bağlılıkarı, yalınlıkları ile kendilerini belli ederler.

30'lu yıllar Ankara'nın apartmanlaşmaya başladığı yıllardır. İmar planı yapıldığında Ankara'nın bahçeli konut kenti olması öngörülmüştü. Ancak 1933'te Ankara İmar Müdürlüğü'nün kararı ile durum değişti. Bahçeli konutların yerini gelir getiren apartmanlar aldı. 1935'te kabul edilen 583 sayılı yasa ile de Ankara'nın eski bölgelerinin olduğu gibi bırakılması, yeni konut mahallelerinin demiryolunun güneyinde yapılması kararı getirildi. Bu kararla yeni Ankara demiryolunun güneyinden Çankaya'ya doğru gelişti. 30'lu yılların modern apartmanlarının çoğu bu yeni bölgede yer alır.

Oturanları Ankara'nın yerlisi olmayan, devletin çeşitli katlarında görev almak üzere çoğunlukla İstanbul'dan başkente gelmiş bürokratlardı. Bu kesim Cumhuriyet öncesi Batılılaşma hareketi içinde geleneksel yaşamı bırakmış, batı yaşam biçimlerine uygun bir yaşam sürdüren bir kesimdi. Diyebiliriz ki Ankara'nın bu yeni oturanları Ankara'da var olandan oldukça farklı bir ortamdan gelmişlerdi. "Avrupalı gibi giyiniyor, yiyip içiyor, onlar gibi düşünüyor(lardı)."15 3-4 katlı apartmanların ya kiracısı idiler ya da sahibi. Kat mülkiyeti yasasının henüz çıkmamış olduğu bu dönemde genelde apartman sahibi en üst katta oturur, alt kat dairelerini kiraya verirdi. Bugün pek az örneği ayakta kalabilmiş olan bu apartmanların iç mekan düzeni bugün hâlâ uygulanan bir plan düzenindedir. Hemen girişe (o zamanki adıyla antreye) açılan oturma-yemek odası (o zamanki adıyla Sal-salamanje) girişle bu mekana bağlanan mutfak, arka tarafta banyo ile gruplanan ve koridorla girişe bağlanan yatak odaları (resim 9). Tasarım yöntemi usçu, işlevci Bauhaus tasarım yöntemi olarak belirlenmiş ise de tasarlanan ve uygulanan plan şemasının gerçekten işleve yanıt verdiği tartışılabilir. Örneğin misafir odasından vazgeçmeyen toplumun aileleri salonu misafir ağırlamak için kullanıyor, güncel yaşam yatak odası olmak üzere tasarlanmış bir odada geçiyordu. Ve gene eve ayakkabı ile girmeyen toplumda, ev halkı ve konukları artık pabuçluku olmayan evlerde ayakkabılarını antrede çıkarıyordu.

30'ların modern apartmanları görsel açıdan Avrupa'daki benzerleri gibi yeni, alışılmamış bir estetik anlayışın ürünüdürler. Salon ve yemek bölümünün pencereleri uslubun belirli özelliği olan şerit pencerelerdir (resim 10, 11). Bazı örneklerde bu şerit pencerelerin yerini, iki silme ile oluşturulan yatay bir şeridin içine yerleştirilmiş tek pencereler alır (resim 12). Uluslararası uslubun bir başka belirgin özelliği olan teras çatı uygulaması varsa da çok yaygın değildir. Yapım teknolojisinin yeterli olmaması, yalıtım sorunları çatı örtüsünün sürdürülmesine neden olmuştur. Bu nedenin yanı sıra, görsel estetik algılamamızın çatı ve saçak öğeleri ile şartlanmış olmasının da uygulamada rol oynadığı kanısındayım. Örneğin, İstanbul Moda'da yapılan (Zeki Sayar, 1935) ve tüm çizgileri ile Uluslararası Mimarlığın bir örneği olan konuta mal sahibinin ısrarı ile bitmemişlik duygusu verdiği şapkasını unutarak sokağa çıkmış adam görüntüsünde olduğu gerekçesiyle tasarımda olmayan çatı ve saçak eklenmiştir (resim 13).16

Sözü edilen 583 sayılı yasa ile Ankara eski ve yeni olmak üzere iki bölgeye ayrılmış oldu. Bu durum toplumsal yapı açısından da bir ikilik yarattı. Demiryolunun kuzeyinde kalan bölgeler eski Ankara'lıların, güneyinde kalan bölgeler ise yeni Ankara'lıların sayıldı. Kuzeyde oturanlar için güney, köprünün öte yanı idi. C. Arcayürek'in "toplumsal açıdan Ankara adeta ikiye bölünmüştü. Özellikle çocukluk günlerimizde köprünün öte yanına sızmaya çalışırdık. Oradaki çağdaşlarımız bize biraz tuhaf gözle bakarlardı. Başka dünyadan gelmiş insanlar gibi süzerlerdi".17 sözleri durumu çok iyi özetler. Köprünün kuzeyindekiler için güneydekiler yaban insanlardı. Onlar için "hergün traş olmak, kravat takmak ve düzgün şehir kılığı giymek... züppelik görünürdü."18

Demiryolu kuzeyinde konut yaptıranlar çoğunlukla Ankara'nın zengin yerlileri idi. Bu bölgede 30'lu yıllarda yapılan apartmanların yapı yüzü düzeni Uluslararası Uslubun ya da yeni Ankara apartmanlarının etkisindedir (resim 14).

Ancak örneklerinin çoğunda görünen plan kurgusundaki fark çarpıcıdır. Yeni Ankara apartmanları gibi, odalar işlevlerine göre konumlandırılıp kendilerine ait servislerde ilişkilendirilmemiş, ıslak hacımlar gruplandırılmış, odalar da bir sofaya açılmıştır (resim 15, 16). Bir başka deyişle eski Ankara geleneksel iç mekan kurgusunu bir ölçüde sürdürmüştür.19

Ulusal Mimarlık Arayışı II

30'lu yılların uygulamalarına karşın, mimarlığımızın nasıl olması gerektiği tartışması gündemden hiç kalkmamıştır. Türk mimarlığını "kendi öz şahsiyeti üzerinde yürütmek, yükseltmek ve zamanın icapları emrediyorsa onu modernize etmek. bir inkılap mimarisi"20 yaratmak isteniyordu.

Uygulanmakta olan mimarlığın "ne Türk ne de Avrupalı olmayan. yabancı iddialı yapılar" olduğu, ancak yapılması gerekenin "nasıl olacağı hakkında henüz sezinti halinde bile müspet bir fikrimizin."21 olmadığı belirtiliyordu.

Uluslarası mimarlık yaşama geçirildiği andan itibaren Avrupa'da da bazı kesimler tarafından olumsuz eleştirilmiştir. İşlevci görüşün yalnız fiziksel gereksinimlere yanıt verdiği, tinsel gereksinimlere önem verilmediği, alışılagelmiş görsel estetiğe aykırılığı nedeni ile kent imgesini zedelediği görüşleri eleştirilerin ortak noktaları idi. 30'lu yıllarda Avrupa'nın politik durumu, II. Dünya Savaşı'nı hazırlayan nedenler, Avrupa ülkelerinde de ulusal duyguları canlandırmış ve mimarlık alanında da ulusal, bölgesel mimarlıktan söz edilir olmuştu.

Bizdeki eleştirilerin odağında kimlik sorunu vardır. Batılılaşma hareketi başladığından beri, Batılılaşmanın nasıl olması gerektiği konusunda hep iki görüş çatışmıştır. Uygarlığın bir bütün olduğu görüşünde olanlar, evrensel değerlerin alınmasını savunurken karşıt görüş, yerli olanla çağdaş olanın bağdaştırılması gereğini savunmuştur.

Uluslararası akım birinci görüşün ürünü ise, 40'lı yıllarda başlayan II. Ulusal Mimarlık Akımı da ikinci görüşün ürünü idi. I. Ulusal Mimarlık Akımı'nın en çok eleştirilen yönü, yapı yüzü düzenlemelerinde kamu yapıları özelliklerini konuta taşımış olması idi. II. Ulusal Mimarlık Akımı geleneksel konut mimarlığını kendine kaynak olarak almıştır.

Güzel Sanatlar Akademisi Milli Mimari Semineri "hiç bilinmeyen Türk evi" üzerinde çalışmalar yapmış ve "modern mimarlığa son derece yakınlığı(nı). Türk evindeki karakteristiğin. en modern ustaların (F. L. Wright, Le Corbusier) ev arayışları ve mimari ilkelerinı de kabullenmiş oldukları(nı)..."22 saptamıştı.

Bir başka deyişle, geleneksel Türk konutunun tasarım ilkeleri ile modern mimarlık ustalarının tasarım ilkelerinin paralellikleri, her ikisinin de işlevlerine, yapım tekniklerine koşut biçimlenmeleri, bezemeden arınmışlıkları ve yaşam koşullarına yanıt vermeleri ile belirlenmişti.

II. Ulusal Mimarlığın sürdürüldüğü 40'lı yıllarda, eğitimde ve uygulamada Bauhaus tasarım yöntemleri sürdürüldü. Konut plan şemaları 30'lu yılların şemaları gibidir. Değişen yapının görüntüsüdür. Geleneksel konutun çıkmaları, pencere düzeni ve oranları, kırma çatısı ve saçağı bu dönem konutlarının belirgin özelliğidir (resim 17). Ne var ki biçimsel yönden bu benzerlik elde edilirken geleneksel evin yapım mantığına ters düşüldüğü olmuştur.

Geleneksel konut yapım gereklerinin öğelerini aynı zamanda görsel estetik öğelerine dönüştürmüştü. II. Ulusal Akım yeni malzeme ve teknolojiyi kullanırken özelde çıkmalarda eski teknolojinin görüntüsünü estetik amaçla kullanmış (resim 18), işlevsel görevi kalmamış pencere kafeslerini örneğin korkuluklarda gene görsel amaçla kullanmıştır.

Sonuç

Cumhuriyet'in ilk 25 yılında uygulanmış, I. Ulusal, Uluslararası ve II. Ulusal Mimarlık Akımlarını iki farklı açıdan bakarak irdelersek değerlendirmede iki ayrı yargıya varabiliriz.

20. yüzyılın ilk yarısının usçu işlevci gözü ile irdelendiğinde her üç akımın da biçimci olduğunu, kendilerine kaynak olarak aldıkları mimarlıkların düşünsel temellerinden çok biçimsel yönleri ile ilgilenmiş oldukları için olumsuz yargılayabiliriz. I. ve II. Ulusal Mimarlık Akımlarının geçmiş motifleri farklı bağlamlarda tekrar ettikleri, Uluslararası Mimarlığının da temelinde yatan işleve yanıt ilkesine tam anlamıyla uymadığı için. Gene de, 20. yüzyılın başında geçerli ölçütlerle yargılarsak, I. ve II. Ulusal Mimarlık Akımlarına olumsuz derken, Uluslararası Mimarlığımıza olumlu diyebiliriz. 20. yüzyılın ikinci yarısının yaygın mimarlık anlayışı ile bir irdeleme yaparsak, farklı sonuçlara varabiliriz. Yüzyılın başında mimarlık yetkin kesime seslenirken, ikinci yarısında sokaktaki insana seslenmeyi amaçlar. Sokaktaki insan, "iyi, doğru, oranlı olanla yetinmez; hareketli bezemeli, anlatımı belirgin olanı ister."

60 sonrası Uluslararası Uslubun yadsıdığı bezemeyi yeniden benimser, tarihle bağ kurmak ister ve bu amaca "soyut çözümleme"lerin uygulanması yerine, "motiflerin aktarılması ile"23 ulaşmak ister.

Tarihsel öğelerle, eskiyi anımsatan göstergelerle büyük çoğunlukla iletişim kurmayı amaçlar. Böyle bakıldığında, 60 sonrası ile I. ve II. Ulusal Mimarlık Akımları paralellik içindedirler ve en olumsuz eleştiriyi Uluslararası Mimarlık alır.

Modern hareket başlangıçta tarihe, geleneklere tümü ile sırtını dönmüşse de ustalarının eliyle yeniden tarihle bağ kurmaya da çalışmıştı. Le Corbusier'nin klasik oran arayışları, Mies van der Rohe'nin yapılarını platforma oturtması bu çabanın örnekleridir. "Modern hareket... tarihsel devamlılığın ödünç alınan biçimlerle olmayacağını, toplumsal değerlerin daima yeni yollarla yakalanması gerektiğini anlayan tek hareket"24 idi.

20. yüzyıl başında Modernizm tarihi, gelenekleri, abartılı ve köktenci söylemlerle yadsıyan manifestolarla sahneye çıktı. Mimarlık uygulamaları büyük çoğunluğun estetik duyarlılığını zedeledi. Olumsuz eleştirilerin giderek artması ile 70'lerde Modernizmin ölmüş olduğu söylendi. Oysa "Modernliği ve projesini yitirilmiş bir dava olarak gözden çıkarmak yerine. abartılı programların hatalarından ders almamız gerekirdi."25

50 sonrasında ekonomik ve politik nedenlerle Türkiye mimarlığı Amerika etkisine girdi. Çağdaş ama yerli mimarlık arayışı sayıca az, birkaç mimar tarafından sürdürüldü. Uygulanan bazı örneklerde modernizmin ve geleneksel mimarlığımızın düşünsel temelleri ve tasarım yöntenmleri gerçekten anlaşıldığında, Cumhuriyetin ilanından beri özlenen çağdaş ancak yerli bir mimariye varılabileceğini göstermektedir (resim 19).

1 A. H. Tanpınar, Beş Şehir (İstanbul: Milli Eğitim Bakanlığı, 1989).
2 Ulus Gazetesi, 29 Ocak 1935.
3 A. H. Tanpınar'dan alıntılayan, N. Göle, Modern Mahrem (İstanbul: Metis, 1991), s. 48.
4 P. Safa'dan alıntılayan, N. Göle, a.g.e., 51.
5 Schütte, "Bugünkü Konut ve İkametgah," Arkitekt, 1944, n. 1-2.
6 Örneğin, Küçüksu Kasrı, N. Balyan, 1856; Sirkeci Garı, Jachmund, 1887; Haydarpaşa Tıbbiye Okulu, Vallory ve D'Aranco, 1901.
7 L. Baydar, "Klasik Dönem Osmanlı Yapılarında Estetik Ölçütler", Osmanlı Kültür ve Sanat Ansiklopedisi (İstanbul: Yeni Türkiye Yayınları, 1999), c. 10, s. 57.
8 Schütte, a.g.e.
9 Mustafa Kemal, 1922 Büyük Millet Meclisi Konuşması, Mimarlık, 1974, n. 1-2, s. 28.
10 Mustafa Kemal, 1931 Büyük Millet Meclisi Konuşması, Mimarlık, 1974, n. 1-2, s. 28.
11 A. H. Koyunoğlu, "70 Sene Evvel Mimarlık Öğrenimi, " Mimarlık, 1981, n. 1.
12 Walter Gropius, Yeni Mimari ve Bauhaus (Ankara: Mimarlar Odası Yayını).
13 Öğrenci olduğum 40'lı yıllar.
14 W. Gropius, "İdee und Aufbau", R. Banham, Theory and Desing in the First Machine Age (London: The Architectural Press, 1960), s. 282.
15 Y. K. Karaosmanoğlu, Hakimiyet-i Milliye, 1 Haziran 1929.
16 Babam Ord. Prof. Tevfik Taylan'ın evi.
17 C. Arcayürek, Demokrasinin İlk Yılları (Ankara: Bilgi Yayınevi, 1983), s.33.
18 F. R. Atay, Çankaya (İstanbul: Sena Matbaası, 1980).
19 L. Baydar, "1923-1950 Cumhuriyet Dönemi Ankara Konutlarında İç Mekan Kurgusu, "Bir Başkentin Oluşumu: Ankara 1923-1950 (Ankara: Mimarlar Odası Yayınları, 1994).
20 Güzel Sanatlar Mecmuası, 1944, s. 5.
21 A. Mortaş, "Modern Türk Mimarisi," Arkitekt, 1941, s. 115.
22 S. H. Eldem, Mimarlık, 1973, n. 11-12, s. 6.
C. Aslet, "Classicism for the Year 2000", Architectural Design 1988, C. 58, n. 1 -2, s. 5.
23 C. Norberg-Schulz, Invention in Architecture (Cambridge Mass.: MIT Press, 1988), s. 23.
24 A.g.e., s. 206.
25 J. Habermas, "Modernity-An Incomplete Project, " in H. Foster ed., The Anti-Aesthetic (Seattle: Bay Press, 1983), s. 12.

Gazenfer Beken, Garbi Anadolu Mıntıkası (İzmir, Balıkesir, Kütahya) Kerpiç Binaları, İstanbul, 1949, s. 91 İ. T. Ü. Mimarlık Fakültesi.

Çelik Berk, Konya Evleri, İstanbul, 1952 s. 205, İ.T.Ü. Mimarlık Fakültesi.

Mecibe Çakıroğlu, Konya Evleri, İstanbul, 1952 s. 68, İ.T.Ü. Mimarlık Fakültesi.

Doğan Erginbaş, Diyarbakır Evleri İstanbul, 1952 s. 32, İ.T.Ü. Mimarlık Fakültesi.

Ruhi Kafesçioğlu, Orta Anadolu Köy Evlerinin Yapısı, İstanbul 1949, s. 64, İ.T.Ü. Mimarlık Fakültesi.

Eyüp Kömürcüoğlu, Ankara Evleri, İstanbul 1950 s. 111, İ.T.Ü. Mimarlık Fakültesi.

Leman Tomsu, Bursa Evleri, İstanbul 1950, s. 153, İ.T.Ü. Mimarlık Fakültesi.

  
3389 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın