• Anasayfa
  • https://www.facebook.com/tarihtarihcemiyeti/
  • https://twitter.com/ttcemiyeti
TAVSİYE KİTAP
60.000'lik Tarihi Fotoğraf Arşivi
Yahya Kemal ve Eski Şiirimiz / Doç. Dr. Nezahat Oztürk

Yahya Kemal, şiir zevkini ve şiir dilini Eski Şiirimizde bulmuş, divan şiirini hâlis şiir olarak kabul etmiştir. Yahya Kemal'in bu şiir anlayışını, doğduğu şehir, yetiştiği muhit ve ilk şiir karalamaları oluşturur. Bu tercih öylesine doğaldır ve Yahya Kemal'in yapısına sinmiştir. Hatıralarında, doğduğu şehir Üsküp için "son zamanlara kadar ilk asırlardaki çeşnisini tamamiyle muhafaza etmiş bir Türk şehriydi. Murad-ı Sânî devrinin canlı bir resmi gibiydi. Halk hâlâ o lehçeyle konuşur, o türlü esvaplar giyer, o devirdeki gibi yaşardı." satırlarını kaydeder. Yahya Kemal'e göre bir İstanbullu, Üsküp'ün yaşlılarını görse Naima tarihinden fırlamış tipler sanır, gençlerini ise yeniçerilere benzetirdi.

Yahya Kemal on beş yaşında iken aruzla şiir yazmaya başlar. Ebced hesabını öğrenir. Üsküp'teki Sâdi Dergâhı'nın semahanesine tarih düşürür. Vezin hatalarını Rıfaî Şeyhi Sadeddin Efendi'ye tashih ettirir. Şiir konusundaki belâgat bilgilerini Muallim Naci'nin eserlerinden alır.1 Muallim Naci'yi müteakip Recâizâde Ekrem'in Tâlim-i edebiyatını okur, aynı zamanda Ruhî Divânı üzerinde çalışır. On beş yaşının şiir dünyasına, az sonra Abdülhak Hâmit Makberi'yle katılacaktır. Yahya Kemal bu sırada vezinlerin birçoğunu kullanabildiğini kafiyelerinin acemilikten kurtulduğunu, rindâne şiirler yazmaya başladığını kaydeder.2 Yahya Kemal, Selânik İdâdisine gönderildiğinde "Selânik çok daha medenî bir şehir" olmasına rağmen, köhne Üsküp'ü camileriyle, şadırvanlarıyla, ruhânî haliyle özler, bu hasretle şiire yönelir.

1902'de İstanbul'a geldiğinde, İstanbul Edebiyatı, Servet-i Fünûn Edebiyatı demektir. Yahya Kemal bu ilk gençlik yıllarında, Selânik'teki hocalarının etkisiyle Jön Türklere hayranlık duymaktadır. İstanbul'da Tevfik Fikret ve Cenap Şahabettin'in şiirlerini tanıyınca Muallim Naci ve Recâizâde Ekrem'i artık eski bulur. Kendi ifadesiyle "bir kelime Fransızca bilmeden alafranga olmuş"tur.

İstanbul'da bir sene kalır, kaçarcasına Paris'e gider. Paris'te hem Fransızca öğrenir hem de âteşîn bir merakla Fransız şiirini inceler. Bu yıllarda artık Servet-i Fünûncuları da beğenmez. Onları Fransız şiirinin taklitçisi, ihtirassız, köksüz ve acemice bulur. Zihninde daima "Yeni Türkçeyle, kendi duygumuzun ifadesi, hâlis ve samimi bir şiir nasıl yazılabilir"3 düşüncesi vardır. İşte bu noktada Parnasçı şair Jose Mari de Heredia'nın şiirleri Yahya Kemal'e ışık tutar. Bu şiirlerle hemhal olurken Yunan ve Lâtin şiirinin tadını alır. Öteden beri aradığı şiir dilini bulduğunu keşfeder. Bu yeni Türk şiirinin dili, Yunan ve Lâtin şiirinde tecessüm eden antikite heykellerinin kusursuz yontusu ve yalınlığına sahip "beyaz lisan" dediği bir dil gibi olmalıdır. Böyle bir Türkçe ve şiir dili eski şiirin berceste (sıçramış) mısralarında vardır. Bu mısra-ı bercesteler yalın bir Türkçeyle bizim duygularımızı ifade ederler. Meselâ:

"Ağlarım hâtıra geldikçe gülüştüklerimiz"

"Bugün şâdım ki yâr ağlar benimçün"

"Gittin amma ki kodun hasret ile cânı bile İstemem sensiz olan sohbet-i yâranı bile" mısraları böyle beyaz bir Türkçedir.

Eski şiir, hatıraları bir musikî notasıyla cisimleştiren bir lisana sahiptir. Şiirde musikî, bir diğer deyişle derûnî ahenk, dilin yarattığı şiirsel musikînin oluşması, konusunda Yahya Kemal'i uyaran sembolist şairler Mallarme ve Verlain'dir. Yahya Kemal aradığı derûnî ahengi Divân şiirinde bulur.

Görüldüğü gibi Yahya Kemal, Divân şiirinde aradığı iki özelliği bulmuştur:
I. Konuşma Türkçesine dayanan yalın dil "beyaz lisan"; bunun mısra-ı berceste ve beytü'l-gazellerde olduğundan emindir.

II. Bize has duyguların müziğini, notasını veren şiirsel musikî dili. Bu da eski şiirimizde sesleri, hece ve kelime olarak yatay ve dikey bir şekilde istif etmek özelliğidir. Bu özellik Bâkî,

Neşâtî, Şeyh Galip gibi şairlerde açıklıkla gözlemlenir.

Yahya Kemal, Faruk Nafiz'e Varşova'dan gönderdiği mektupta "şiir kalpten geçen bir hadisenin lisan halinde tecelli edişidir; hissin birdenbire lisan oluşu ve lisan halinde kalışıdır. Düşündüklerimizi vezinle ve lisanla ifade edişimiz şiir değildir. Derûnî ahenk ile ifade edilmişse şiirdir. Fakat duyulmaksızın yalnız vezin ve lisan mümaresiyle söylenen söz şiir olamaz" der.4

Yahya Kemal, "Şiir Okumaya Dair" makalesinde Nedim'in "Dökülen mey kırılan şişe-i rindân olsun" mısrasında "bu kelimelerin hiçbiri fazla veya eksik değildir; altısı birden musikî cümlesidir. Baştaki "dökülen", bin türlü manâda kullandığımız "dökülen" değildir. Nedim'in tam o şevk ânını ifade ettiği bir tınnetdedir. Kelimelerin istifini bozarsak o derûnî ahenk kaybolur"5 satırlarını kaydeder.

Yahya Kemal, "halis şiir nâdir bir madendir. Şiir güfteden önce bestedir. Mısralarında nağme hissedilmeyen bir manzume sadece bir güftedir nesir sahasına atılmalıdır"6 der. Bu anlayışını bir gazelle dile getirir:

"Bir şi'r mest edince şarab-ı ezel gibi
Her mısraıyla vehm olunur en güzel gibi
Üstad elinde ser-te-ser âhenk olur lisân
Mızraba ses verir kelimâtıyla tel gibi
Elhân duyulmadıkça belâgat girân gelür
Lâf ü güzâftan mütehassıl kesel gibi
Bir tek gazel bıraksa yeter bir gazel-serâ
Her beyti olmalı beytü'l- gazel gibi
Ber-ceste şi'r başka mesel başkadır
Kemal Pesten terânedir nice sözler mesel gibi"7

Yahya Kemal'in eski şiirde bulduğu diğer önemli bir özellik, eski Türk toplumunun ruhunu dile getirmesidir. Kılığı, kıyafeti, düşünüşü ve yaşayışıyla zevk u şevkını yansıtır. Bütün toplumun terennümüdür. Toplumdan kopuk değildir.8 Şair, divânını yazıp bitirdikten sonra hattata verir. Hattat ta'lik hattın kıvraklığıyla sanatını ortaya koyup mücellide gönderir. Müzehhip ve mücellid yeteneklerinin en güzel işlemlerini ortaya koymaya çalışarak kitabı tamamlarlar. Şairin divânındaki gazellerden bazıları musikîşinaslar tarafından bestelenerek Rumeli ve Anadolu konaklarında, kahvehanelerde, kervansaraylarda, kışlalarda dilden dile sazdan saza dolaşır. Şair camilere, çeşmelere, imâretlere, sebillere, kasrlara tarih düşürür, kitabe yazar. Taş ustaları bunları sülüs ve celî sülüsle taşlara hâkkederler. Şair, sultanların, devlet adamlarının başarılarını, savaşlarını kaside ve fetihnâmelerle dile getirir. Halkın beğenmediklerini hicveder. Yönetim elden ele dolanan şiirlerle tenkîd edilir. Devlet törenleri, saray törenleri, halkın eğlenceleri surnâmelerle anlatılır. Şehirler, şehrengizlerle tasvir edilir. Eski şiir böylesine hayatın içindedir.

Artık bu ruh ölmüştür. Ancak henüz yerine yenisi kurulamamıştır. Edebiyat artık âteşîn bir hayattan fışkırmaz, zemini çoraktır. Bu yeni şiirde insanlar "iğrenir", hayran olmaz "tiksinir", zevk almaz "eğlenir". Aşkın manâsı "alâka", hayatın manâsı "nefsin arzularına teslim olmuş" gibi kabul edilir.9

Bu noktada Yahya Kemal nasıl bir şiir istiyoruza gelir. Evet şiir her şeyden önce musikîdir. Beyaz lisanla bu musikî yaratılmalıdır. Ama Yahya Kemal'in "ruh olmazsa şiir olmaz" dediği "yeni ruh"tan anladığı nedir? Buna Yahya Kemal "Vatanın Kâinatı" adını koyar.10 Türk Edebiyatı vatanın kâinatından ibaret bir daire olmalıdır. Bizim kâinatımızı Malazgirt'ten sonra bin yıllık Türkiye tarihi yaratmıştır. Ondan önceki tarihimiz sadece bir mukaddimedir. Yahya Kemal'in bu görüşü, çok etkilendiği Fransız tarih görüşü olan "Fransa'yı bin yıllık Fransız toprağı yaratmıştır" cümlesidir.11

Bizde Türkiye'yi vatan yapanlar, Alpaslan ve Yavuz Sultan Selim gibi akıncı hükümdarlardır. Yahya Kemal onları tebcil eder. Yahya Kemal'e göre Müslümanlık, halkımızın saf ruhunun yapıcısı ve sahih aynasıdır. Şiirlerinde böyle bir müslüman hayat tarzını anlatmaya çalışır. Müslümanlığın mistik yorumu melâmik ve kalenderilik, Anadolu halkının yaşayışında özgün bir renktir. "Vatanın Kâinatı"nda tarih, coğrafya kültür sentezinin ortaya koyduğu önemli bir diğer tip, bu mistik özellikleri taşıyan rind tipidir. Yahya Kemal rindâne şiirlerinde eski şiirin dilini ve ruhunu yakalar; ayrıca bu eski mistisizmi kaybetmenin hüznünü dile getirir.

Fer almışken tulû-ı kibriyâdan
Bugün bî-vâye kalmış her ziyâdan
Bu mülkün farkı yok bir tengnâdan
Niçin nûr inmiyor artık semâdan
Bu şek, bağrımda her gün gâh u bîgâh
Dolaştım "hu" deyüp dergâh dergâh


Aba var post var meydanda er yok Horasan erlerinden bir haber yok Uzun yollarda durdum hiç eser yok Diyar-ı Rûma gelmiş evliyâdan Tecelligâh iken binlerce rinde Melâmet söndü şarkın her yerinde Bu devrin gerçi son sohbetlerinde Nefesler dinledik saz-ı Rıza'dan12

Yahya Kemal, rindâne şiirlerinde tasavvuf felsefesinin ruhunu yakalamıştır. Bu şiirler ruh ve dil olarak eski şiirin tadındadır.

İksîri içenler ezelî sâgardan
Mestî-i melâmetle geçerler serden
Bir kerre ene'l-hak diyen erbâb-ı dile
Hallâk-ı avâlim görünür her yerden13
Seyreylediğim semâ-ı Mevlânâdır
Devreyleyen ecrâm-ı cihân-ârâdır
Sağ elden uzattıkları peymânelere
Gülrenk sebûlardan akan sahbâdır14

Tanpınar, Yahya Kemal'in Tanzimat'tan beri edebiyatımızın Eski şiirden ayrılma, uzaklaşma imkânları arayacağı yerde eski şiire yaklaşma, onun arkasından gitme çarelerini aradığını kaydeder.15 Yahya Kemal, Bâkî'deki, Neşâtî'deki, Şeyh Galip'teki lirik sesi ister. Eskiler bu sesi bize ait lirizmle, sesleri sedâlı ve sedâsız olarak yatay ve dikey tekrarlayarak, bunlara en uygun terkipleri bularak, edebî sanatları, vezni, kafiyeyi, redifleri göz önüne alarak meydana getirirler. Yahya Kemal, bu sesi tutkuyla ister:

Yarab ne müsavâtı ne hürriyeti ver
Hatta ne yoldan gelecek şöhreti ver
Hep neşve veren aşkı terennüm dilerim
Yarab bana bir ses yaratan kudreti ver16

Başta Tanpınar olmak üzere Yeni Edebiyatçılar Yahya Kemal'in eski mazmunlarla yeni imajlar, yeni terkipler yaptıklarını söyleseler de Yahya Kemal, eski şiiri hem duygu hem ses olarak yakalamıştır:

Virâne cihanda ne şâhız ne bendeyiz
Rind-i âbâ be-dûş fakîr-i revendeyiz
Pîr ü civân bahar bahar eyleriz sefer
Hem dem otağ-ı Cemle diyâr-ı Çemendeyiz
Yattık bülend servlerin gölgesinde şâd
Dehrin bu hây u hûyundan mecbûl-i handeyiz
Demdir yanar, remad olamaz şeb-çerağ-ı dil
Demdir ki ayş u nûş ile ifnâ-yı tendeyiz17

Yahya Kemal'in bu gazelinde Bâkî, Ruhî, Neşâtî ve Naili'ye ait şiir dilini ve sesini duymaktayız: Ruhî:
Bu âlem-i fânide ne mîr ü ne gedâyız A'lâlara a'lâlanırız pest ile pestiz18 Bâkî:

Ezelden Şâh-ı aşkın bende-i fermanıyız câna
Muhabbet mülkünün sultan-ı âlî-şanıyız cânâ19

Nailî:

Hevâ-yı aşka uyup kûy-ı yare dek gideriz
Nesîm-i subha refikız bahara dek gideriz
Palas pâre-i rindî be-dûş u kâse be-kef
Zekât-ı mey verilir bir diyâra dek gideriz20

Neşâti:
Şevkız ki dem-i bülbül-i şeydâda nihânız
Hûnuz ki dil-i gonce-i hamrada nihânız
Olsak nola bî-nâm u nişân şuhre-i âlem
Biz dil gibi bir turfa muammada nihânız

Yahya Kemal âdeta tayy-ı zaman ederek eski şiirin ruhunu ve dilini yakalar:

Çık tayy-ı zaman et açılır her perde
Bir devir geçir istediğin her yerde
Ben hicret edip zamanımızdan yaşadım
İstanbulu fethettiğimiz günlerde21

Yahya Kemal eski şiirdeki kompozisyon bütünlüğünü de gözden kaçırmaz. Divân şiirinde birim beyit olmakla beraber, gazellerde bir tem ve kompozisyon bütünlüğü daima vardır. Bunun en açık delili rediflerdir:

O dem ki bir şevk tabân olur gönül gönüle
Bilâ-irâde şitâbân olur gönül gönüle
Görünce ayine-i neşvesinde lâhûtu
Kemal-i vecd ile kurban olur gönül gönüle22

Yahya Kemal, "gönül" redifli bu gazelindeki tasavvufî neşveyi terennüm ederken Şeyh Galip'ten farklı değildir. Ancak şuna dikkat çekmeliyiz ki Yahya Kemal tayy-ı zaman edip tarihi yaşarken kullandığı kelime, kelime grubu ve sentaksa yaşadığı çağın anlam derinliğini de katar. Parnas ve Sembolist şiir deneyimiyle gazellerini yazarken "Cem bezmi"nden bahsedişinde eski diyonizyak törenlerini bulmak da mümkündür. Hülyalı, ay ışıklı, kızıl atmosferli gazellerinde sembolizmin mübhemiyeti de düşünülebilir. Yahya Kemal tasavvufî terimleri kullanırken sadece Lâhûtî anlam vermez. Bakî'nin kullanışı gibi dünyevi anlamlar da yükler. Meselâ:


Sâkî, parıldasın şafak-ı meyle câmımız
Mutrip de kim cihanda murad üzre kâmımız
Bizler, kadehde aks-i rûh-ı yari görmüşüz
Bundandır işte lezzet-i şürb-i müdâmımız23

Yahya Kemal, taştir24 ve tahmislerinde ele aldığı gazellerle bütünleşir. Hem dil hem mazmun olarak onlara tetabuk eder.

Bâkî'nin gazeline taştir:

Fermân-ı aşka can iledir inkıyâdımız
Pürdür hayâl-i yâr ile her lahza yâdımız
Mevkufdur o mâha samîm-i fuâdımız
Ahır varınca haddine hestî-i şâdımız
Hükm-i kazâya zerre kadar yok inâdımız25
Neşâtî'nin gazelini tahmis:
Ye'se gark etti felek külbe-i ahzânı bile
Âteşim geçti cehennemdeki nîrânı bile
Cûş edüp söndüremez gözyaşı tufanı bile
Gittin amma ki kodun hasret ile cânı bile
İstemem sensiz olan sohbet-i yârân-ı bile26

İkinci Yeni Türk Şiiri / Yrd. Doç. Dr. Turan Karataş [s.170-175]

Gaziosmanpaşa Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi / Türkiye

Her milletin edebiyat tarihinde olduğu gibi Türk edebiyatı tarihinde de muhtelif dönemlerden, devirlerden, mekteplerden, ekollerden, hareketlerden, topluluklardan, çığırlardan kısacası her birinin etkisi ve etkinliği diğerinden farklı olan oluşumlardan söz edilir. Genel manasıyla bir bütün olan bir millet edebiyatının daha iyi anlaşılması için, bu kabil 'ayrımlar'a haddizatında ihtiyaç vardır. Türk şiir tarihi içinde kayda değer oluşumlardan biri olan İkinci Yeni şiiri, edebiyat tarihimizin mühim bir meselesidir ve bu yazının konusunu teşkil etmektedir.1

Türk şiirindeki geleneksel sesi ve biçimi yıkan, geçmişten gelen değerleri inkar eden ve özellikle "küçük insan" tipinin, daha bilinen bir ifadeyle işçi sınıfının şiiri olmayı amaç edindiğini dillendiren Orhan Veli şiirinin (Garip Akımı), 1950'li yılların başlarında modası geçmeye başlayınca, daha doğrusu bu yoldaki ürünlerin 'suyu çıkınca' ona tepki olarak Attila İlhan şiiri, diğer ve daha kapsayıcı adıyla Mavi Hareketi zuhur etmiştir. Attila İlhan salt yazdığı şiirlerle değil, yazılarıyla da Garip şiirine ilk açık ve sert tepkiyi göstermiştir.2

İkinci Yeni şairlerine göre, Attila İlhan'ın getirdiği bu şiir tarzı da 'bütünlenen dünya' karşısında, kısa sürede kendini hızla eskitmiş ve tüketmiştir. (Parantez açıp belirtmek durumundayız ki, böyle bir iddiaya katılmak güçtür. Çünkü Attila İlhan'ın şiiri, bugün bile yaşayan şiirimizin önemli damarlarından biridir. Türk şiirinde bir duraktır. Öyle ki, 'sol cenah'ta seyr-ü sefer eyleyen birçok genç şair, dönüp dolaşıp Attila İlhan şiirinde nefeslenir, bu şiirle ilhamını tazeler. Kanaatimizce, Attila İlhan şiiri önemli bir yapı taşıdır, modern Türk şiirinde.)

Bu ve benzeri tartışmaların yapıldığı, eskinin suçlanıp yeninin alkışlandığı göz gözü görmez bir 'şiir tufanı'nda, siyasal3 ve sosyal manzaraya da mütenasip olarak, Türk şiirinin son büyük atılımı kabul edilen ve 'vaftiz' adı İkinci Yeni olan şiir doğar. Bu adı, Muzaffer Erdost koymuştur.4

İkinci Yeni şiirinin adı etrafında olduğu gibi mahiyeti ve 'ne idiğü'ne dair de oldukça fazla ve birbirinden farklı görüşler ileri sürülmüştür. Çünkü İkinci Yeni şairlerinde ne bir işbirliği ne de bir eşzamanlılık görülür. İlk dönem şiirlerinde bile birbirinden farklı yollardan şiir dünyasına adım atan bu şairler, tek tek bir arayış içine girmişler ve kişisel sezgileriyle orda burda, dağınık "uçlar verdikten" nice sonra, benzerlikleri dolayısıyla, ortak özellikleri tespit edilmeye, kurallara bağlanmaya çalışılmıştır. Bu günden bakınca, bu şiir oluşumunun ortak özelliklerini göz önünde bulundurarak adı geçen şairlerin bir grup oluşturduklarını, doğrusu bir arada bulunduklarını görmek ve söylemek daha kolaydır.

Bu hareket içinde yer alan şairlerin bağlandıkları ortak bir manifesto, hepsinin paylaştığı ortak şiir ilkeleri olmadığı için bir 'ekol' ya da 'akım' niteliği taşımaz. Bu sebeple de, 'hareket', 'atılım', 'topluluk', gibi adlarla anılır. İkinci Yeni'nin niçin akım olmadığına dair değişik görüşler vardır. Mesela, Asım Bezirci, "İkinci Yenici şairler arasında tam bir tutarlık bulunma"dığı için bu şiirin bir ekol olma özelliği gösteremediğini ileri sürer ve der ki: "Ayrıca İkinci Yeni'ye ilişkin özellikler de tutarlı bir bütün meydana getirmezler: Bazı özellikler ne birbiriyle kaynaşırlar ne de birbirini pekiştirirler. Bu sebepten İkinci Yeni'yi bağdaşık bir akım değil, ortak bir hareket saymak daha doğru olur."5

Edip Cansever de, hemen hemen aynı kanaattedir. Yerçekimli Karanfil şairi, İkinci Yeni'nin bir akım olmadığına, olamayacağına dikkati çeker: "İkinci Yeni diye bir akım yoktu, olamazdı. (...) bu açılım birtakım şairlerin bir araya gelip, eğilim, yönelim ve belli bir dünya görüşünden hareket ederek, kısaca bir ön andlaşma düzeyinde başlatmadıklarını iyi biliyorum. (.) dıştan bakılan, yalınlaştırılmış, hatta basite indirgetilmiş 'küçük insan'dan 'insan'a, insanın karmaşık yapısına, onun aynı zamanda toplumun bir birimi olmasına karşın bireyliğine de ağırlık verme girişimidir."6

Cansever, İkinci Yeni'ye bir akım niteliği kazandırma gayretlerinin, ikinci bir yanılgıya düşmek olacağını da belirtir ve "O, değişik şairlerin, değişik kişilikler kurduğu bir yenileşme alanıdır olsa olsa."7 der.

Bu hareket içinde yer alan ve uçtalıklarıyla dikkati çeken şair Ece Ayhan da, İkinci Yenilerin çokluğuna değinir: "İmdi. Sadece 1955-58 yılları arasında şiir oynadıkları gerekçesiyle, Orhan Velilerden ayrıdırlar gerekçesiyle, bu ozanları, aynı bir Futbol Takımından saymak mümkün değildir diyorum ben. (.) Bir değil, birçok İkinci Yeniler vardır. Şahıs şirketleri, menfaat grupları değil, birçok şiir fakülteleri vardır."8

Kanaatimizce, bu konudaki doğru tespitlerden birini Eser Gürson yapmıştır: ".bir akım şiirinin değil, bir değişim şiirinin adı oluyor İkinci Yeni, yoğun bir hava bütünlüğünün adı oluyor. (.) Çünkü onun belirli sınırları yoktur. Her bir şairi, kendi benimsediği olanakların, kendi tuttuğu şiir çizgisinin ustası olmuştur (ya da olabilir)."9

Konuyla ilgili olarak görüş ortaya koyanların kimilerine göre bir "azınlığın şiiri" olan İkinci Yeni, kimilerince de "ikinci diktatörlüğün" (Demokrat Parti'nin) şiiridir. Ne denirse densin, İkinci Yeni, tüm kusurlarına rağmen, bir inkıtadan sonra "şiire yeniden dönüş"tür. Bir diğer ifadeyle İkinci Yeni, "Tarihimizde ilk kez parasız yatılıların, taşra doğumluların, hiçbir bir zaman 'ümran' görmemişlerin bir 'sıçraması'dır. "Yani kısacası, 'bakışımsızlık'lar, 'sivillik'ler, 'uçtalıklar', 'atonallıklar' bin yıldan bu yana İkinci Yeni'yle ilk kez gündeme geliyordu."10

İkinci Yeni adının ortaya atılması, taraftar bulması, yerleşmesi ve gelişmesinin, Sartre, Camus, Kafka gibi Batı Avrupa yazarlarının, Fransız gerçeküstücülerinin ve T. S. Eliot, Dylan Thomas, E. E. Cumming gibi gizemci ya da biçimci şairlerin Türkiye'de tanınmaya başlamasıyla paralellik taşıdığı söylenir ki, yabana atılacak bir tespit değildir bu. İyi derecede Fransızca ya da Batı dillerinden birini bilen İkinci Yeni şairlerinin kaynaklarından biri de, şüphesiz Batı şiiridir. Yani, İkinci Yeni'nin ortaya çıkmasında, Batı şiirinin ve o günkü dünya şiirinin etkisi büyüktür.

Edebiyat araştırmalarının alışılmış, kolaycı/genel pencerelerinden bakılınca İkinci Yeni, Garip Akımı'na bir tepki olarak doğmuştur. Bu şiirin, Garipçilerin karşı oldukları birçok ögeye sahip çıktığı, onların savundukları birçok ögeyi ise reddettiği11 doğrudur ne var ki, derinliğine araştırıldığında bu oluşumun bir tepki şiirinden çok, bir karşı şiir,12 bir yenileniş ve arayış şiiri olduğu anlaşılır. Başka bir söyleyişle İkinci Yeni'nin ilk vasfı bir tepki şiiri olmadığıdır.

Bu şiirin kesin belirtileri, yani ilk örnekleri 1955-1956 yıllarında Yeditepe dergisinde görülür diyenler, Sezai Karakoç'un 1953-54 yıllarında İstanbul dergisinde çıkan şiirlerinden habersizdir. Yahut da bu örnekler, görmezlikten gelinmiştir. Halbuki, İkinci Yeni diye bahis konusu olan şiirin ilk örnekleri, kanaatimizce Karakoç'un yukarıda adı geçen dergide yayımlanan şiirleri olmalıdır.

İkinci Yeni şiirinin gelişmesi, dal budak salması, Pazar Postası'nda13 görülür. Belli bir süre bu gazete/dergi etrafında toplanan Oktay Rifat (1914-1988), İhan Berk (doğ. 1918), Turgut Uyar (1927­1985), Edip Cansever (1928-1986), Ece Ayhan (doğ. 1931), Cemal Süreya (1931-1990), Sezai Karakoç (doğ. 1933), Kemal Özer (doğ. 1935), Ülkü Tamer (doğ. 1937) İkinci Yeni şiirinin önde gelen isimleri olmuşlardır.14 Bu şiirin tipik/özgün örneklerini içeren ve bu dönem şairlerinin en ortak özelliklere sahip ürünleri şu kitaplarda bulunabilir: Oktay Rifat: Perçemli Sokak (1956), Edip Cansever: Yerçekimli Karanfil (1957), Cemal Süreya: Üvercinka (1958), İlhan Berk: Galile Denizi (1958), Turgut Uyar: Dünyanın En Güzel Arabistanı (1959), Sezai Karakoç: Körfez (1959), Kemal Özer: Gül Yordamı (1959), Ülkü Tamer: Soğuk Otların Altında (1959), Ece Ayhan: Kınar Hanımın Denizleri (1959).

İsmet Özel'in hemen her anışında ısrarla '1954-59 atılımı' diyerek beş yıllık bir zaman dilimine sığdırdığı/sıkıştırdığı ama kanaatimizce yaklaşık on yıllık bir süre içinde (1953-1963) gelişip serpilen, şiir tahtına oturan ve şiirimize yön veren; bu dönemdeki ve sonraki yıllarda birçok şairi etkileyen İkinci Yeni şiirinin belli başlı özelliklerini Asım Bezirci şöyle özetler:

"- İmgeye kapıları yeniden ve sonuna kadar açmak.
⦁ Edebî sanatlara özgürlük tanımak.
⦁ 'Basitlik, aleladelik ve sadelik'ten ayrılmak.
⦁ Konuşma diline, ortak dile sırt çevirmek.
⦁ Halkın hayatından ve kültüründen uzaklaşmak, 'folkloru şiire düşman' bellemek.
⦁ Şehirli, 'küçük adam'a, tip çizmeye boş vermek.
⦁ Nükte, şaşırtma ve tekerlemeden kaçmak.
⦁ Şiiri ustan ve anlamdan kaydırmak.
⦁ Duyguya ve çağrışıma yaslanmak.
⦁ Konuyu, hikayeyi, olayı atmak.
- - Fakir ekseriyete' değil, 'aydın azınlığa' seslenmek vb."15

Edebiyat ve özellikle şiir araştırmaları, değerlendirmeleri çokluk öznellikle içiçedir. (Bizim burada yaptığımız değerlendirmelerde bile bunu hissetmek mümkündür.) Araştırmacının dünya görüşü, edebî zevki ve birtakım hassasiyetleri ortaya koyacağı tespitlere, görüşlere adeta müdahil olur. İkinci Yeni meselesinde de farklı düşüncelere, birbirinden uzak tespitlere, dahası taban tabana zıt görüşlere tesadüf etmek mümkündür. Herkes kendi zaviyesinden baktığı ve kendi seçtiği örneklerden yola çıktığı için farklı sonuçlara ulaşılmıştır. Ya da Eser Gürson'un belirttiği gibi, "İkinci Yeni kuramı diye öne sürülen yazıların" hemen hepsi, bu şiir hareketinin gerçek verileriyle ilgisini kesmiş ve ondan uzak düşmüştür. Yahut ancak bir iki şairden yola çıktıkları için bütüncül olamamışlar, "hava bütünlüğünü haksız yere parçalara ayıran kurgusal ve duruk kalıplar" olmaktan öteye gidememişlerdir.16

İkinci Yeni'yle ilgili olarak şu tespitleri nesnelliğe yakın bulduğumuzu ve önemsediğimizi belirtmeliyiz: "Batı'yla da bağıntısı olan geniş bir şiir olanağı, çağdaş yakınlaşmalar içinde paylaşılmıştır. Soyutlamak, kapalı olmak, anlamı bulandırmak, karanlığa gizlenmek, gerçeküstünden aşılanmak, yaşamı parçalarından çok bütünüyle vermek, duygusal anlamı ussal anlama yeğlemek, imgeyi önemsemek, özde, biçimde, dilde deformasyona gitmek, doğal dilden çok yapay dile eğilmek, şiir yalınlığına (1. Yeni yalınlığı anlamında) karşı koymak, İkinci Yeni şairlerinin bol bol kullandığı olanaklardır. Bu özelliklerinin her birinin başına, 'yer yer' ya da 'zaman zaman' deyimlerini eklemeliyiz. Çünkü her şairde bütün bu saydığımız özellikleri bulmamız mümkün olmayabilir."17

Bir görüşe göre (Asım Bezirci) "anlamsızlığı deneyen" İkinci Yeni şiiri, karşıt görüşe göre de (Behçet Necatigil) "en yalın örneklerinde bile, anlamsız değil"dir. Fakat çapraşık bir şiirdir. 18 Bu bağlamda, Muzaffer Erdost'un İkinci Yeni şiiri için sarfettiği "anlamsız", "anlamsızlığı ilke olarak savunma" "rastlantısal" gibi ifadelere katılmak mümkün görünmüyor.19 Eğer bu hüküm İkinci Yeni diye piyasaya sürülen tecrübesiz şiir heveslilerinin ürünleri için söylenseydi, buna bir itirazımız olmazdı. Ancak, bütün İkinci Yeni şiiri örnekleri için, hele hele bu şiirin usta şairlerinin eserleri için aynı şeyi söylemek mümkün değildir. İkinci Yeni şiiri anlamsız değildir şüphesiz. Daha çok, kapalı bir şiirdir. Bir başka deyişle, 'popülist' endişesi yoktur. Doğrusu, "okuyucudan geniş ölçüde anlama çabası bekleyen bir şiir oluşu"dur.

Behçet Necatigil, Ece Ayhan'ın "Kanto Ağacı" şiirindeki "sen karanlığa giderayak bir kanto ağacı çizmiştin yusuflardan önce/gelip kanto ağacını kesmişler kantolarını delik deşik etmişler/hadi seni yine pandomima sahnelerinde düşünelim ağlamadan kanto ağacı/hadi sen de düşün bizi bakalım çocukları alkazarı ağlamadan kanto ağacı"20 dizelerde ve İkinci Yeni'nin diğer uç örneklerinde "gene de bir gerçek sezdiriliyor" der ve devamla dikkate değer iki cümle kaydeder: "İkinci yeni tamamıyla bir şey söylemeyen şiir olmuyordu. Yalnız şiirin bütününden sezgi yoluyla yarı karanlık bir anlam, gizli bir güzellik çıkarmak, okuyucunun hazırlığına bakıyordu."21

Sezai Karakoç'un uzun soluklu şiiri "Köpük"teki kimi dizelere de aynı dikkatle baktığımızda, Necatigil'e hak veririz:

Bir kadını havlıyor taşıyor o ıssız köpekler ki Kırmızı bir karpuzun ortasından kesilen o köpekler ki


Bu köpekler neyi havluyor hangi kadını Bu horozlar neyi ürperiyor çocukları mı22

Her ne kadar şiir bu dizelerde şairinin ifadesiyle "anlam tatilleri" yapsa da, sezgi yoluyla bu parçaları, şiirin bütünündeki anlam halkalarına bağlamak mümkündür. Kaldı ki bu örnekler, yukarıda da vurguladığımız gibi, İkinci Yeni'nin belki de en uç örnekleridir.

İkinci Yeni'yi değerlendirirken ilk planda bu hareketin usta şairlerinin, önde gelen şairlerinin eserlerine bakmak gerekir. Bu şairlerin kapalı gibi görünen şiirlerinde bile 'anlamsızlığı denemek' ya da "anlamsızlığı ilke olarak savunmak" gibi bir kaygı göremeyiz. Bir fikir vermesi bakımından Kemal Özer'in "Ağıt" isimli şiirini aşağıya alıyoruz:

annem mi bir kadın
geciken bir kadın geceyatısına
ölüm kendini göstereli babamın saçlarından
günübirlik bir kadın
üsküdar'la istanbul arasında
babamdı sakalıydı babamın
bir akşam göle batırdı
çıkmamak üzere bir daha
hepsi de ekmek kokardı
sayısı unutulan parmaklarının
akşam bir attır bütün ülkelerde
serin esmer bir attır
terkisine çocukların bindiği23

Oktay Rifat'ın Perçemli Sokak kitabının ilk şiirinden aldığım şu dizeleri de aynı bağlamda okunmalıdır: "Bulutların çıkınında/Mis kokulu güvercinleri gökyüzünün/Çıldırtırlar insan gözlü kedileri/Ay doğar kuyulara yalın ayak/Telgraf tellerinde gemi leşleri".

İlk bakışta anlamsız gibi görünen yukarıdaki şiiri, dizeleri ve İkinci Yeni şiirinin diğer örneklerini daha iyi kavramak için, şiirin arkaplanındaki 'espri'den, ona uç veren ilham kaynağından ve yahut 'ibdâ' sebebinden haberdar olmak gerekir. Ayrıca, şiirin gerisindeki kültürel birikimi ve ona yön veren asıl kaynağı da gözardı etmemek gerekir. Sezai Karakoç'un aşağıya bir kısmını aldığımız Liliyar şiirindeki anlam katmanlarını zihnimizde berrak düzlemler bulup yerleştirmek, şiirden gelen mana filizlerine mevcut bilgi donanımımızdan kıvılcım çaktıracak karşılığı bulabilmek için şüphesiz eserin mülhimesi olan 'âmil'in tarafımızca bilinmesine ihtiyaç vardır.

Bu kuklaların kukla olmadığı besbelli
Ne söyledilerse tıpıtıpına gerçek besbelli
Altın saçlarını yana atışı yok mu Lilinin
Lilinin yağdan kıl çekercesine inanışı
Lilinin yağdan kıl çekercesine yaşayışı yok mu
Kuklalar titremesin ne yapsın
Adam konuşmasını bilmezse ne yapsın
Kuklaların kukla olmadığı besbelli
Lilinin çekip gideceği besbelli
Lilinin dönüp geleceği besbelli


Lilinin güneşin altında duruşu yok mu
Perdeleri sıyırıp çirkin adamı burnundan yakalayışı yok mu
Eline bavulunu alışı yollara koyuluşu yok mu
Çirkin adamın güzel adam oluşu yok mu
Yaklaşıp onu saçlarından yakalayışı
Uzaklaşıp yollarda yol oluşu yok mu

Lilinin bir tavşan gibi koşuşu
Keklik gibi dönüp bakışı ve yıldırım gibi koşuşu yok mu
Adam da tam o zaman kapıdan çıkmaz mı dışarı
Lilinin adamın boynuna çocukça ve çılgınca atılışı yok mu
Ben konuşmasını bilmem Lili24

İkinci Yeni şiiri, tema'sı apaçık belli olan, bir yerde başlayıp bir yerde biten şiir değildir. İlhan Berk'in deyişiyle 'öykülü şiir' de değildir.25 Bütün güçlüğüne ve kapalılığına rağmen, yüzü manaya da dönüktür bu şiirin. Hareketin iyi şairleri, güzelliği yani estetik beğeniyi şiirin birinci amacı olarak benimsemişler, sanata bağlılıklarını ortaya koydukları edebî ürünleriyle ispat etmişlerdir. Bir bakıma İkinci Yeni, "salt şiiri"26 arayış ve onu gerçekleştirme teşebbüsüdür. İkinci Yeni hareketinin yanlışlarında ısrar etmeyen, şiirlerini daha sağlıklı bir çizgide sürdüren şairlerin hemen çoğunda bu eğilim dikkati çekmektedir. Çağımız şiirinin önemli unsurlarından biri olan imgeyi bütün imkanlarıyla şiire taşımak; zeka ve espriye, şaşırtmacaya, basitliğe, alelâdeliğe sırt çevirmek; "duyarlığı, çağrışım ve biçimi öne çıkarmak", edebî sanatlara göz kırpmak, şairâneliğe meyletmek gibi özellikleriyle İkinci Yeni şiiri, bu vadide güzeli, mükemmeli yakalama gayretindedir.

Sezai Karakoç'un "nekahet dönemi" şiiri dediği İkinci Yeni, O'nca, "savaşa şartlanmış insanın yeniden dünyaya alışma denemeleri şiiridir. Ekmek meselesinin dışında da meseleler bulunduğunu yavaş yavaş görmeye başlayan insanın şiiri. (...) bir sese ve biçime ihtiyaç hissetmiş bir şiir. Bu şiir bir köprü şiir, bir arayış şiiri olduğu için birçok kötü örnekler vermiştir. Anlam ve biçim safsataları örneklerine bol bol rastlanır. Ama bu ekolün esas kurucuları olan şairler, bir nekahet döneminin bütün duyarlığını yüklemesini bilmişlerdir şiirlerine. Şiirimizden kovulan kelimenin haysiyeti, imaj gibi kaçınılmaz sanat yönlerini tekrar geri getirmeye çalışmışlardır."27 Karakoç'a göre, İkinci Yeni şiiri, bir "ideolojiler" sergisi gibidir. Bu şiirlerin içinde marksist çizgiler taşıyanlar olduğu gibi, "Hıristiyan edebiyatı"nın unsurlarını, mistik ve metafizik unsurları da gizli gizli "duyumsatanlar" vardır. Kısacası, "belli bir genel sıvı içinde her türlü öz"ün yer aldığı bir şiirdir İkinci Yeni. Bu sebepten öz ve etkileyiş bakımından bir bütünlük taşımaz. "Öz bakımından tek ortak yan ahlakçı bir edebiyat oluşudur." Garip Akımı'nın bütün geçmiş edebiyata ve genel gidişe karşı aykırı bir yol tutmasına ve prensipsizliğine rağmen, İkinci Yeniciler genel bir "moralist eğilim" içindedirler. Her şair, kendi benimsediği dünya görüşünün ve poetik düşüncenin ahlak prensiplerine bağlı görünür.28

İkinci Yeni şairlerinin "dilde deformasyona gitmek", "anlatımda karıştırımlara başvurmak", "özgür çağrışım yöntemini kullanmak", "soyuta yönelmek ve önem vermek", "güç anlaşılmak" gibi özelliklerine tipik ve uç bir örnek olarak Ece Ayhan'ın "Ecegiller" başlıklı şiirini verebiliriz:

sam yeli de dalgınlıklarla bir çocukmuş
iğilip barışlıklar çizermiş evler üzerine
nasıl bir ağaçdıysak çocukken
tümceleri özneleri nasıl unuttuysak
denizde turunç olmak istiyoruz
yine turunçuz da29


İkinci Yeni şiirinde çevreden uzaklaşmak ve kaçış gibi "şairi bağlayan" hususi davranışlar da görülür. İkinci Yeni şairi, okuru ziyadesiyle önemsemez, yani evvela okur için yazmaz. Okur, en çok da İlhan Berk ve Ece Ayhan'ın umurunda değildir.

İkinci Yeni şiiri, aykırılıklar arz eden, son sınırları zorlayan bu gibi seyrek görülen özellikleri ve zayıf şairlerinin kötü örnekleri yüzünden birçok olumsuz eleştiriye maruz kalmıştır. İkinci Yeni'nin kuramcısı Muzaffer Erdost bu "kötüler" için şu açıklamalarda bulunur: "Savunduğumuz şiire değil, savunduğumuz bu imkana, bu rahatlığa, bu cesarete örnek verdiğimiz bir iki mısranın arkasından sökün eden birkaç ozan, anlayamadıkları, ama salt bir akım olarak beliren şiire bilinçsizce katıldılar. Savunduğumuz şiiri değil savunduğumuz imkanları amaç bilerek birçok şeyler yazdılar. Başlangıçta ben bu ozanlara imkan verdim, şiirlerini yayınladık. Ama onlar savunduğumuz şiiri değil, savunduğumuz şiirin bir imkanı olan yanını yazmakla yetindiler, kendilerini çıkmaza soktular."30

Buraya kadar yazdıklarımızı özetleyecek olursak, İkinci Yeni, adı gibi, dönemi için yeni bir şiirdir; hâlâ da öyledir. Dünya şiiri ile, özellikle Batı sanat ve düşünce kaynaklarıyla derinlikli bir ilgi ve tanışmadan sonra ortaya çıkan, modern dünya şiirine paralel olarak modern Türkiye'nin kendi sesini bulduğu bu yeni şiir, "duygu ile düşünce arasında eriyen" bir şiir olma vasfını da bünyesinde taşımaktadır. İçinde doğduğu dönemin realiteleri olan bireycilik, absürdite ve inkarcılık açısından bakıldığında, yirminci yüzyılın en çağcıl şiiri olma özelliğine de sahiptir. Ortak bir manifestolarının olmayışına karşılık, İkinci Yeni şairlerinin çoğunun, kısmen ortak bir şi- Bir zevkinde/anlayışında birleştikleri söylenebilir. Bireycilik, gizemcilik, kapalılık, muğlaklık, edilgenlik, içe kapanıklık gibi özelliklerin oluşturduğu bu "anlayış", "temelini idealist dünya görüşünde" bulur.31 Bir ekol diyenlere karşılık (İlhan Berk, Sezai Karakoç, Muzaffer Erdost), bu şiirin "kendini arayan şiirimiz"de yeni "bir damar" olduğu, edebî manasıyla bir hareket olduğu en isabetli tespittir. Bu hareket içinde İlhan Berk ve Ece Ayhan gibi uç şairlere karşılık, '40 kuşağının "ölüm döşeği"ne düşürdüğü Türk şiirini adeta "dirilten" Sezai Karakoç, Cemal Süreya, Turgut Uyar ve Edip Cansever daha çok ilgi odağı olmuştur. Nihayet, İkinci Yeni, şiirimize yeni tadlar getiren, "özsuyuyla günümüz Türk şiirini besleyen" ciddi bir atılımdır.

1 İkinci Yeni şiiri hakkında yapılan tartışmalar, konuyla ilgili şimdiye kadar yayınlanan müstakil kitaplar, yüzlerce yazı ve nihayet akademik çalışmalar bile bu "hareket"in şiirimiz içindeki önemini gözler önüne sermektedir. Bir bilgi vermek amacıyla konuyla ilgili olarak çıkan kitapları ve akademik çalışmaları burada zikretmekte yarar vardır:.
Asım Bezirci: İkinci Yeni Olayı, Tel Y., İst. 1974. Attila İlhan: İkinci Yeni Savaşı, Bilgi Y., 3. bs., İst. 1996. Muzaffer İlhan Erdost: İkinci Yeni Yazıları, Onur Y., Ank. 1997. Memet Fuat: İkinci Yeni Tartışması, Adam Y., İst. 2000.
Ramazan Kaplan: Şiirimizde İkinci Yeni Hareketi, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ank. Üniversitesi, Ank. 1981.
Süheyla Dönmez: İkinci Yeni Hareketi'nde Dil Problemi, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Gazi Üniversitesi, Ank. 1993.
Cevat Akkanat: Gelenek ve İkinci Yeni Şiiri, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Kırıkkale Üniversitesi, Kırıkkale 2000.
2 Bu konuda geniş bilgi arayanlar, Attila İlhan'ın Mavi dergisinde (ilk sayı: 1 Kasım 1952) çıkan "Sosyal Realizmin Münasebetleri yahut Başlangıç" (S. 21, Temmuz 1954) başlıklı yazısına; Ahmet Oktay'ın "Orhan Veli'nin Yeri" başlıklı yazısına (Mavi, S. 26, Ocak 1955) bakabilirler
3 İkinci Yeni şiirinin ortaya çıkmasında, Demokrat Parti İktidarı'nın baskıcı tutumundan söz edilir ki, bu tespit bir dereceye kadar doğru kabul edilebilir. Bu tesbiti şu şekilde ifade etmek daha doğru olur kanaatindeyiz; İkinci Yeni şairinin karşısına aldığı/karşı koyduğu dönemin siyasal ve toplumsal şartlarının, "egemen koşullandırmaları"nın ve "yerleştirilmek istenen değer yargıları"nın bir yönüyle de ortaya koyduğu eserlere etki ettiğidir. İkinci Yeni'nin oluşum süreci ve dönemin siyasî manzarası için Cevat Akkanat'ın "İkinci Yeni Şiiri, Oluşumu ve Sonrası. " (Türk Dili, S. 595, Temmuz 2001) başlıklı incelemesine bakılabilir.
4 Asım Bezirci'ye göre "İkinci Yeni" yanlış bir adlandırmadır. "Çünkü, şiirimizin Tanzimat'tan beri geçirdiği yenilik olayları göz önünde tutulursa, İkinci Yeni'ye ancak sekizinci yeni demek uygun düşer." (İkinci Yeni Olayı, s. 7.).Bu şiire yeni gerçekçi (neo-realist) şiir diyen Sezai Karakoç, Bezirci'nin yukarıdaki itirazlarını haklı bulmaz: "Orhan Veli ve arkadaşlarının şiiri, yeni şiir ise, bu yeni şiir için, yeninin yenisi farkına, İkinci Yeni demek kadar doğru ne ola? Böyle hüküm, böyle hipotezin başından artık. Bazıları, yeniliği, böyle, 1, 2, 3. vs. numaralamanın saçma olduğunu, bunun bir hayal kıtlığından doğduğunu söylemeye kadar vardırırlar işi. İşin içinde bir saçmalık, bir hayal kıtlığı varsa bu, Orhan Veli ve arkadaşlarının şiirine 'yeni şiir' demekteydi. Zaman ve eşya boyunca daha başka bir şiir yokmuş ve olamazmışcasına bir şiire yeni şiir ismini verenlerin, onun yenilenişinden ibaret ikinci bir akıma 'İkinci Yeni' denilmesine alınmaları olur şey değildi. Hem bu 'İkinci Yeni' sözü, bir birincisini, bir üçüncüsünü hatırlatmak bakımından, 'yeni şiir' sözünün mutlak deyişine göre, daha alçakgönüllü ve daha namuslu değil miydi? Hem, alt tarafı bu bir isim değil miydi?" (Edebiyat Yazıları II, Diriliş Y., İst. 1986, s. 31.).
5 İkinci Yeni Olayı, s. 26-27.
6 Edip Cansever, "İkinci Yeni Üzerine Bir Soruşturma", Türk Dili, S. 309, Haziran 1977.

7 Gül Dönüyor Avucumda, Adam Y., İst. 1987, s. 46.
8 "Nereden de Andım Şimdi", Pazar Postası, S. 48, 30 Kasım 1958.
9 "Devinim 60'ın Yeri Yurdu", Devinim LX, S. 1, Şubat 1965.
10 Ece Ayhan: "Sıkı Bir Düşünür ya da Uçbeyi", Güneş Gazetesi, 17 Ekim 1987.
Ece Ayhan, İkinci Yeni'yi anlatmaya devam ediyor: "Bana baka; 'İkinci Yeni' (ben, 'Sıkı Şiir' diyorum şimdi buna; o başka, ya da 'Sivil Şiir) 1950'lerden sonra, Türkçede taşradan gelmiş ve çok genç parasız yatılıların oluşturdukları hiç beklenmedik, garip bir biçimde de özgün, çağdaş, çağcıl ve önemli bir şiir ve düşünce 'sıçrama'sıdır; yani 13/15 bir akım. Çok özgül bir anlamda belki de bir Mülkiye hareketi, hiç değilse ilginç bir Ankara şiir olayı." (Şiirin Bir Altın Çağı, s. 15.) Ece Ayhan'ın İkinci Yeni ve şairleri hakkındaki ilginç tespitleri için aynı kitabına bakılabilir.
11 Cevat Akkanat: "İkinci Yeni Şiiri, Oluşumu ve Sonrası.", Türk Dili, S. 595, Temmuz 2001.
12 Bu karşı oluşu İlhan Berk şu şekilde özetler: "1. İkinci Yeni'nin kendinden önceki bu şiir [Garip şiiri] anlama dayanan bir şiirdir. İkinci Yeni ise bu anlama karşıdır. 2. Orhan Veli, Melih Cevdet, Oktay Rifat şiiri konuşma diline dayanır. İkinci Yeni konuşma diline karşıdır. 3. Orhan Veli, Melih Cevdet, Oktay Rifat şiiri salt şiirden yana değildir. İkinci Yeni, salt şiirdir." (Şairin Toprağı, Simavi Y., İst. 1992, s. 95.) Ya da Mehmet H. Doğan'ın tespitiyle "Garip şiirinin yozlaşmış uzantısının eskittiği, orta malı durumuna getirdiği şiir diline karşı çıkış. İmgesiz, sıradan günlük dile yaslanan, 'basitliği, alelâdeliği' ölçü olarak alan, kısa şaşırtıcı olayı anlatmayı şiir sayan bir anlayışın yerine, şiiri sözcüğe, imgeye dayamaya çalışan, işe söyleyişteki rahatlığı bozarak başlayan bir şiir anlayışı koymaya çalışır. " (Şiirin Yalnızlığı, Broy Y., İst. 1986, s. 70.).
İkinci Yeni'yi yanlı ve yer yer üstünkörü ele alan Asım Bezirci ise, bu şiir "tutumu"nu, Garip Akımı'na büsbütün karşıt saymanın doğru olmadığını savunur. Dahası, Bezirci, bu iki şiir anlayışı arasında "bazı yakınlıklar" bulunduğunu da söyler. İkinci Yeni Olayı kitabında şiir geleneğimizle bağlarını koparmak, mısracı şiire karşı çıkmak, ideolojik bağlanma'ya yanaşmamak, toplum sorunlarıyla ve ülke gerçekleriyle ilgilenmemek, arı şiire varmaya çalışmak, biçime öncelik tanımak, içeriği gereğince önemsememek, gözlerini çokluk Batı'ya çevirmek, modern şairlere özellikle de gerçeküstücülere ilgi göstermek şeklinde özetlediği bu ortak eğilimlerin hemen çoğunda Asım Bezirci'nin yanıldığını, Garip şiirine âşina olanlar ve bu yazıyı okuyanlar anlayacaktır.
13 Pazar Postası, haftada bir yayınlanan siyasal, aktüel bir dergidir. Gazete de denebilir. Çünkü dergi boyundan biraz büyük, gazete ebatlarından küçük, içerik olarak her iki türün de özelliklerini yansıtan bir periyodiktir. Sahibi, Cemil Sait Barlas'tır. Derginin ortasında, Muzaffer Erdost'un yönettiği, çoğunlukla dört sayfalık yani iki yaprak, bazan gazetenin diğer sayfalarına da taşan bir sanat-edebiyat bölümü vardır. Sezai Karakoç'un dediğine göre, birçok okuyucu, Pazar Postası'nı sırf bu kısmı için alır, o iki yaprağı ayırdıktan sonra gerisini buruşturur atarmış. ("Hatıralar", Diriliş, S. 73, 8 Aralık 1989.).
Pazar Postası'nın Cumhuriyet şiir ve düşünce tarihinde 1956'dan 1959'a kadar çok önemli bir işlevi ve etkinliği olduğunu belirten Ece Ayhan, dergiyle iligili ve derginin çağrıştırdığı bazı düşüncelerini şu şekilde nakleder: "Pazar Postası denilince; benim aklıma (aşağı yukarı) 'üç', 'dört' ya da 'beş' adam gelir; ayakta ve kendi alanlarında at koşturan. "Mahşerin Dört Atlısı" demiştim; ('düşünce'de) Muzaffer Erdost; ('düşünce' ve şiirde) Cemal Süreya; (şiirde 'eküri' (tavla) değiştirmeyi bir yana bıraktığımızda) İlhan Berk; (ya da 'düşünce' ve şiirde Sezai Karakoç). 'Mahşerin Dört Atlısı' için şöyle de diyebilirdik: Cemal Süreya, Sezai Karakoç, Muzaffer Erdost (ya da İlhan Berk)" (Şiirin Bir Altın Çağı, Yapı Kredi Y., İst. 1993, s. 20.).
14 İkinci Yeni'nin "kesinleşmiş bir kadrosu" olmasa da yukarıdaki isimlere Yılmaz Gruda (doğ. 1930), Tevfik Akdağ (1932-1993) ve harekete sonradan katılan Özdemir İnce (doğ. 1936), Nihat Ziyalan (doğ. 1936), Ercüment Uçarı (doğ. 1928), Turgay Gönenç (doğ. 1939) gibi şairleri de eklemek gerekir.
15 İkinci Yeni Olayı, s. 8. Bezirci'nin sıraladağı bu özellikler nispeten kapsayıcıdır. Ancak, "halkın hayatından ve kültüründen uzaklaşmak" ve "şiiri ustan ve anlamdan kaydırmak" ifadeleri yoruma muhtaçtır.
16 "Devinim 60'ın Yeri Yurdu", Devinim LX, S. 1, Şubat 1965.
17 Eser Gürson: Aynı yer. İkinci Yeni şiiri nedir, ya da 'ne değildir' sorusuna açıklık getireceği düşüncesiyle, bu hareket içinde yer almış olan iki şairin bir soruşturmaya verdikleri cevaplardan birer küçük pasaj veriyoruz: "Benim içinden geldiğim, orada beslenip büyüdüğüm o günkü toplumcu şiire de karşı bir şiir. (...) İkinci Yeni, işte bu tıkanıklığın, tekdüzeliğin önünü açmak, daha geniş alanlara akmak için çıktı. Usun, dilin, bilincin, alışkanlıkların üstüne yürüdü. (...) Tekdüzeliğin üstüne gitti. Bütün bunlar bazılarının sandığı gibi de topluma sırt çevirmek, baskılardan kaçmak için yapılmadı. Şiir adına yapıldı. (.) Demek ki yazılan şiire karşı çıkmadır bu yönelme. Bir gerekseme. Onu en uçlara götürürken, yine de yeterince gözü pek olmadığım kanısındayım." (İlhan Berk: "İkinci Yeni Üzerine Bir Soruşturma", Türk Dili, S. 309, Haziran 1977.).
"İkinci Yeni, yakın akrabaları sahip çıkmadığı için, ölüsü belediye tarafından kaldırılan, ama mirası yenilen bir garip akrabadır. (.) bir bunalım döneminin şiiridir; yani toplumsal çelişki ve bunalımın bireyin varlığına, sanat alanına sıçramasıdır; bırakılmışlığa, geçimsizliğe, kültür ikilemine, insanın yozlaşmasına, toplumsal erozyona, sömürüye, kapkaççı ekonomik düzene, baskıya karşı bir başkaldırıdır. (...) 1954-60 arası İkinci Yeni şiiri nihilist bir şiir olarak tanımlanabilir. (...) özüyle nihilist, biçimiyle şiir geleneğimize aykırı gibi görünen, ölüsüne kimsenin, mirasına ise herkesin gizli gizli sahip çıktığı bu şamar oğlanı şiirin sadece günümüz şiirine değil tüm sanat ve kültür yaşamına taze kan getirdiği, bir itici güç olduğu görülecektir. (...) İkinci Yeni'yi. Jdanar'un terazisiyle, Jean Freville'in özetçi terazisiyle tartmışlar, şemalardan yola çıkıp yanlış ve yanıltıcı yargılara varmışlardır. " (Özdemir İnce; Aynı yer. Bu alıntının son cümlesindeki 'yanlış ve yanıltıcı yargılara varmışlardır' ifadesiyle kastedilen kişi Asım Bezirci olmalıdır.).

18 Geniş bilgi için bakınız, Behçet Necatigil: Düzyazılar I-Bile/Yazdı Yazılar, Cem Y., İst. 1983, s. 266-272.
19 Yayımlandığı dönemde ve sonraki yıllarda Erdost'un bu düşünceleri, epeyce tepkiyle karşılanmıştır. Sezai Karakoç'un dediğine göre, Muzaffer Erdost, yıllar sonra, İkinci Yeni'yi hiç anlamadan, kendince, yani keyfince değerlendirdiğini itiraf etmiştir. ("Hatıralar", Diriliş, S. 73, 8 Aralık 1989.).
20 Pazar Postası, S. 13, 24 Şubat 1957.
21 Bile/yazdı, s. 270.
22 Şiirler III: Körfez/Şahdamar/Sesler, s. 7-8.
23 Ataol Behramoğlu: Son Yüzyıl Büyük Türk Şiiri Antolojisi II, Sosyal Y. s. 729.
24 Şiirler III: Körfez/Şahdamar/Sesler, s. 75-76.
25 Bu hareket içinde yer alan kimi şairlerin bu dönemde yazdıkları içinde "öykülü şiir"e rastlanabileceğini ama hasseten sonraki yıllarda bu türden şiire meylettiklerini belirtmek gerekir.
26 İlhan Berk, Edgar Allan Poe'nın bir sözünden yola çıkarak salt şiiri şöyle tanımlar: "Şiiri düzyazının ilkelerinden kurtarmak, şiiri kendi öz yapısıyla başbaşa bırakmak. (.) salt şiirin asıl savaşı, gerçekten, düzyazıya karşıdır. Bu, şiirin amacını çizmek, özellikle de alanını belirtmek demektir." (Şairin Toprağı, s. 111.).
27 Edebiyat Yazıları II, s. 38.
28 A.g.e., s. 44.
29 Pazar Postası, S. 14, 31 Mart 1957.
30 "Şiirimizi Götürenler", Pazar Postası, S. 42, 27 Ekim 1957.
31 Memet Fuat, "Kimi baştan sona, kimi belli bir döneminde, kimi imgeler dünyasına çekerek, kimi simgelerle örterek toplum sorunlarına hep kafa yormuşlardı." diyerek (Çağdaş Türk Şiiri Antolojisi, Adam Y., İst. 1985, s. 42.) İkinci Yeni şairlerinin, bu yeni ve biraz da aykırı şiir anlayışı içinde bile toplum sorunlarından uzaklaşmadıklarını söyler ki, bunun, ihtiyatla karşılanması gereken bir hüküm olduğu aşikârdır. Çünkü İkinci Yeni şiirinin özünde evvela ve daha çok "insan" vardır, her yönüyle ve tüm cepheleriyle insan. Birey olma savaşı veren insan.

AKKANAT, Cevat, Gelenek ve İkinci Yeni Şiiri, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Kırıkkale Üniversitesi, Kırıkkale 2000.

, "İkinci Yeni Şiiri, Oluşumu ve Sonrası...", Türk Dili, S. 595, Temmuz 2001.

AYHAN, Ece, "Nereden de Andım Şimdi", Pazar Postası, S. 48, 30 Kasım 1958.

, "Sıkı Bir Düşünür ya da Uçbeyi", Güneş Gazetesi, 17 Ekim 1987.
, Şiirin Bir Altın Çağı, Yapı Kredi Y., İst. 1993.

BEHRAMOĞLU, Ataol, Son Yüzyıl Büyük Türk Şiiri Antolojisi, 2 C., Sosyal Y., İst. 1987.

BERK, İlhan, "İkinci Yeni Üzerine Bir Soruşturma", Türk Dili, S. 309, Haziran 1977.

, Şairin Toprağı, Simavi Y., İst. 1992.

BEZİRCİ, Asım, İkinci Yeni Olayı, Tel Y., İst. 1974.

CANSEVER, Edip, "İkinci Yeni Üzerine Bir Soruşturma", Türk Dili, S. 309, Haziran 1977.

, Gül Dönüyor Avucumda, Adam Y., İst. 1987.

DOĞAN, Mehmet H., Şiirin Yalnızlığı, Broy Y., İst. 1986.

DÖNMEZ, Süheyla, İkinci Yeni Hareketi'nde Dil Problemi, yayımlanmamış yüksek lisans tezi, Gazi Üniversitesi, Ank. 1993.

ERDOST, Muzaffer İlhan, "Şiirimizi Götürenler", Pazar Postası, S. 42, 27 Ekim 1957.

, İkinci Yeni Yazıları, Onur Y., Ank. 1997.

GÜRSON, Eser, "Devinim 60'ın Yeri Yurdu", Devinim LX, S. 1, Şubat 1965.

İLHAN, Attila, "Sosyal Realizmin Münasebetleri yahut Başlangıç", Mavi, S. 21, Temmuz 1954.

, İkinci Yeni Savaşı, Bilgi Y., 3. bs., İst. 1996.

İNCE, Özdemir, "İkinci Yeni Üzerine Bir Soruşturma", Türk Dili, S. 309, Haziran 1977.

KAPLAN, Ramazan, Şiirimizde İkinci Yeni Hareketi, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ank. Üniversitesi, Ank. 1 981.

KARAKOÇ, Sezai, Şiirler III: Körfez/Şahdamar/Sesler, 3. BS., Diriliş Y., İst. 1978.

, Edebiyat Yazıları II, Diriliş Y., İst. 1986.

, "Hatıralar", Diriliş, S. 73, 8 Aralık 1989.

KARATAŞ, Turan, Doğu'nun Yedinci Oğlu Sezai Karakoç, Kaknüs Y., İst. 1998.

Memet Fuat, Çağdaş Türk Şiiri Antolojisi, Adam Y., İst. 1985.

, İkinci Yeni Tartışması, Adam Y., İst. 2000.

NECATİGİL, Behçet, Düzyazılar I-Bile/Yazdı Yazılar, Cem Y., İst. 1983.

OKTAY, Ahmet, "Orhan Veli'nin Yeri", Mavi, S. 26, Ocak 1955.

Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv     
2961 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın