• Anasayfa
  • https://www.facebook.com/tarihtarihcemiyeti/
  • https://twitter.com/ttcemiyeti
  • https://www.instagram.com/tarihtarihcemiyeti/
Cumhuriyet'in İlk Döneminde Mülkî Yapının Gelişimi (1920-1950) / Yrd. Doç. Dr. Nejdet Bilgi

Devralınan Miras

Osmanlı mülki taksimatında, eyalet sisteminden vilayet sistemine geçişin başlangıcı 1863 yılında Tuna vilayetinin kurulmasına dayanmaktadır. Tuna vilayetini 1864'de Bosna vilayeti takibetmiştir. Bu vilayetlerin kurulmasıyla birlikte ilk vilayet nizamnamesi de (1864) idari tarihimizde yerini almıştır. Bu ilk nizamnameye göre mülki taksimat sırasıyla vilayet, sancak, kaza ve köy şeklinde düzenlenmiştir. Bu nizamname, 1871 yılında ülke çapında uygulanmak üzere yeniden düzenlenerek yayınlandı. Bu kez sıralama vilayet, sancak, kaza, nahiye ve köy şeklinde yapıldı. Nizamnameye göre, vilayet-vali, sancak-mutasarrıf, kaza-kaymakam, nahiye-nahiye müdürü ve köy-muhtar tarafından idare edilecektir. Nizamnamenin uygulaması sonunda, Rumeli'de 14 vilayet 44 sancak, Anadolu'da 16 vilayet 74 sancak ve Afrika'da da 1 vilayet 5 sancak mülki taksimatta yerlerini aldılar. 1

Osmanlı'nın son zamanlardaki durumuna göz atıldığında, 1908 yılı başlarında; 31 vilayet + 7 müstakil sancak ve 7 eyalet-i mümtazeden oluştuğu görülür. Yaklaşık aynı tarihlerde (1907) Osmanlı coğrafyasında 124 sancak, 551 kaza, 1.195 nahiye ve 68.780 köy bulunmaktaydı.2

Osmanlı vilayetlerinin bir alt idari biriminin sancak olduğu düşünülür ve bu sancakların da Cumhuriyet döneminde vilayet yapıldığına dikkat edilirse, Osmanlı vilayetlerinin Cumhuriyet vilayetlerinden çok farklı bir idari birim olduğu anlaşılır. Nitekim 1908'deki 31 vilayete bağlı sancak sayısı 118'dir. Müstakil sancak sayısı da 7 olduğuna göre, 1908'deki toplam sancak sayısı 125'dir. Eyalet-i mümtaze seklinde adlandırılanlar ise, ya muhtariyetlerini alan, ya da başka bir devletin himayesinde bulunanlardır (Mısır, Tunus, Kıbrıs gibi). 1908 itibariyle bugünkü Türkiye Cumhuriyeti sınırları dahilinde kalan coğrafyadaki sancak sayısı ise 64'dür.3 Bunlara o tarihte Rus işgalinde bulunan Kars, Ardahan ve Artvin'i (Çoruh) de ilave edersek sayı 67'yi bulur. Başka bir ifade ile, 1908'deki Osmanlı coğrafyasından, 15 yıl sonraki Cumhuriyet idaresine, sancak sayısı itibariyle yaklaşık %50'lik bir kısmı kalmıştır denilebilir.

Osmanlı idari bölünüşünün son şekli XIX. yüzyılın ikinci yarısında oluşmaya başlamıştır. Bu idari bölünüşte büyük vilayetler ve bu vilayetlere bağlı sancaklar (liva veya mutasarrıflıklar) bulunmaktaydı. Yüzyılın sonlarına doğru müstakil mutasarrıflıklar ortaya çıkmıştır. Bir vilayet gibi doğrudan merkeze (Dahiliye Nezareti'ne) bağlı olan bu mutasarrıflıkların sayısı sonradan daha da artırılmıştır. Nitekim 1908'deki sayısı 7 olan müstakil mutasarrıflıkların, 1916'daki sayısı 21'dir. 1908'de 31 olan vilayet sayısı ise, 1916'da 24'e inmiştir.4 Şüphesiz bu değişikliklerin temelinde, yalnızca mülki taksimatla ilgili düzenlemeler yatmamaktadır. İki tarih arasındaki Trablusgarb ve Balkan savaşlarının da önemli etkisi söz konusudur. Fakat müstakil sancak sayısındaki artış, dikkati çekecek boyuttadır. Dolayısıyla bu sürecin Cumhuriyet dönemindeki değişikliğin başlangıcını, en azından bir arka-plânını oluşturduğu söylenebilir.

Osmanlı döneminin, mülki taksimatın düzenine ilişkin son önemli hukuki düzenlemesi, 1913 tarihli İdare-i Umumiye-i Vilayat Kanunu'dur. Mülki birimler açısından öncekinden farklı olmayan yeni kanun 1929 yılına kadar yürürlükte kalmıştır.

Mülki taksimatla ilgili bazı düzenlemelerin, özellikle müstakil sancak sayısının artırılması ve yer isimlerindeki değişiklikler, II. Meşrutiyet döneminde en fazla öne çıkan hususlar­dır. Nitekim her iki husus da Cumhuriyet dönemi düzenlemelerine etkide bulunmuştur.

Mülki Taksimatın Hukuki Gelişimi

Cumhuriyet dönemi idari bölünüşünün hukuki temeli, 1921 Teşkilat-ı Esasiye Kanunu'nda yer almaktadır. 1921 Anayasası'nın 10. Maddesine göre, "Türkiye coğrafi vaziyet ve iktisadi münasebet nokta-i nazarından vilayetlere, vilayetler kazalara münkasım olup, kazalar da nahiyelerden terekküp eder".5 Cumhuriyet dönemi idari bölünüşünün Osmanlı'dan farklı ele alınacağının açık belirtisi 1921 Anayasası'dır. Çünkü Anayasa'nın 13 maddesi idari taksimat ve idare ile ilgilidir. Fakat Cumhuriyet döneminde 1929 yılına kadar 1913 tarihli "İdare-i Umumiye-i Vilayat" kanunu yürürlükte kalmıştır.6 1921 anayasasındaki hükümlere göre, liva/sancak teşkilatı ortadan kalkmış görünmekle beraber, 1924 anayasasının uygulamaya konulduğu 1924 yılına kadar fiilî olarak varlığını sürdürmüştür.7 1921 anayasasının idarî taksimatla ilgili genel hükümlerine rağmen, 1913 tarihli kanunun uygulandığını gösteren, 9 Şubat 1921 tarihli idarî bağlılık veya değişiklikle ilgili Dahiliye Vekâleti'nin bir yazısında, "Bazı nahiye ve kaza merkezlerinde bulunan dükkân ve mağaza ve han ve hamamlar tadad olunmak, varidatından ve âb ve havasından bahs edilmek suretiyle esbab-ı mucibe gösterilerek hemen ekser nahiyelerin kazaya ve kazaların livaya tahvili telgraf ve mazbatalarla taleb edilmekde ve bittabi hiçbirisi de tervic olunamamaktadır. Bu gibi müracaat bazan vilayât ve elviyeden de vaki olmakda bulunduğundan", belirlenen kurallara uyulması istenmektedir ki, bu kuralların, idarî taksimatı düzenleyen esasları içerdiği görülmektedir. Buna göre yeni bir liva oluşturabilmek için, bu livayı oluşturacak kazaların yaklaşık 15-20 bin km2'lik bir sahaya ve 300 bin nüfusa sahip olması ve hemhudut olan livaların da bundan daha küçük kalmaması gerekli görülmektedir. Bir kaza kurulması için kazanın 40-50 bin nüfus ile 80-100 köye sahip olması ve çevresindeki kazaların bundan daha küçük kalmaması gerektiği belirtilmektedir. Bu gerekçelere ilaveten coğrafî, inzibatî ve idarî gerekçelerin de uygun olması, yerinde inceleme yapılması ve bütün köyleri içeren 1/200.000 ölçekli bir harita ilave edilmesi halinde, tekliflerin dikkate alınacağı belirtilmektedir.8 Değişikliklerin 1913 tarihli İdare-i Vilayat Kanunu'na göre yapıldığı da ilâve edilmektedir.

20 Nisan 1924 tarihli Teşkilat-ı Esasiye Kanunu'na göre, "Türkiye coğrafî vaziyet ve iktisadî münasebet nokta-i nazarından vilâyetlere, vilâyetler kazalara, kazalar nahiyelere münkasımdır.

Nahiyeler de kasaba ve köylerden terekküb eder".9 Anayasanın bu hükmüyle liva/sancak teşkilatı kaldırılmış ve livalar vilâyete dönüştürülmüştür.10

1924 anayasasının kabulünden kısa bir süre sonra, Dahiliye Vekâleti'nin 17 Mayıs'ta yayınlanan iki tebliğinde, vilâyetlerin meclis-i umumilerinde alınan idarî değişikliklerin, bir git gel halini aldığı ve her sene bir başka şekle sokulan değişikliklerle karışıklığın artacağı belirtiliyor ve çeşitli cephelerden ele alınmadan değişikliklere karar verilmemesi gereği vurgulanıyor.11 Benzer bir tebliğde de özellikle köylerin idarî bağlılıkları ele alınmakta ve aynı konulara dikkat edilmesi istenmektedir. 12 19 Nisan 1928 tarihli bir tamimle, 13 Şubat 1340 (1924) tarihli tebligatın ikinci maddesi gereğince, vekaletten sorulmaksızın yerel kararlarla mahalle veya köy isimlerinin değiştirilmemesi duyurulmaktadır.13

İdari taksimat meselesinin hükümetin gündeminde de olduğu, 25 Nisan 1928 tarihindeki Dahiliye bütçesi görüşmelerinde, Dahiliye Vekili'nin yaptığı konuşmadan da anlaşılmaktadır. Dahiliye Vekili Şükrü Kaya'nın konuşmasına göre, gelişmiş ve medeni ülkelerdeki mülki taksimatta, vilayetler veya eyaletlerin küçültülmesine bizden önce başlanmış ve vilayetler livalara bölünmüştür. Vilayet sınırlarının küçültülmesi, aynı zamanda demokrasinin ve halkın lehinedir. Vilayet sınırları, her vilayetin gerek genel hizmetler ve gerekse yerel hizmetlerin yerine getirilmesi kudreti ve kuvvetiyle belirlenebilir. Bu gün bu kuvvet ve kudrete sahip vilayetlerimiz ise pek azdır. Savaşın daha dün denilecek kadar yakın bir zamanda bitmiş olması önemli bir husustur. Çünkü normal duruma dönülmüş olması gerekir ki, şu veya bu vilayetin idare kabiliyetinde olup olmadığı anlaşılabilsin. Hükümet bu meseleyle çok yakından ilgilenmektedir. Vilayetlerin küçük olmasında halkın çok menfaati olduğu açıktır. Nitekim bazı vilayetlerin kaldırılması yolunda ara sıra gazetelerde çıkan haberler yüzünden, halk heyecanlanmakta ve telgraflar çekmektedir. Halk bu menfaati idrak etmiştir. Ancak olağanüstü bir idari zorunluluk neticesinde böyle bir karar verilebilir. Bugün ise o idari zorunluluk söz konusu değildir.14

Bütün bunlar 1929 yılında çıkarılan kanuna kadar, idari taksimatın hukuki yönüyle ilgili önemli bir değişikliğin yapılamadığını göstermektedir. Yalnız, Dahiliye Vekaleti'nin 2 Mayıs 1928 tarihli nahiye teşkilatı hakkındaki tamimi ile vekâletin ülke genelinde tam teşekküllü nahiyeler kurmayı tasarladığı, bunun için üç esas belirlendiği duyurulmuştur:15 1. Mesafe esası: Nahiye kurulacak köyler nahiye merkezine 12-1 5 km. mesafede bulunmalıdır. Köylü aynı günde, nahiye merkezine vararak işini görüp akşam köyüne dönebilmelidir. 2. Köyler adedi azami 25'den fazla olmamalıdır. 3. Nahiyenin nüfusu on binden fazla olmamalıdır. Tamimde bu üç esasa dayanarak, vilâyet dahilinde kaç nahiye kurulacağının tespit edilmesi ve bu tespit sırasında şu hususların da dikkate alınması istenmektedir: a. Nahiye merkezi olacak köyün bağlı köylerin mümkün mertebe orta kısmı­na tesadüf etmesi ve aynı zamanda iktisaden gelişmeye elverişli olmasına dikkat edilmesi. b. Nahiyelere bağlı köylerin nahiye merkezine uzaklığı 12-15 km. uzaklığında olacağına göre nahiyelerin ortalama 500 km2 olması gerekmektedir. c. Yeni teşkilât için vilâyetler dahilinde bulunan nahiyelerin yok sayılacağı için vilâyet dahilindeki nahiyeleri ayrıntılı gösterir harita, cetvel halinde bir teşkilât defteri ile son sayıma göre nüfusu, kaza merkezine ve nahiyeye mesafeleri ve yüzölçümleri belirtilecektir. Uygulamalara bakıldığında, Dahiliye vekaletinin nahiyeler hakkındaki bu tasavvurunun, bir proje olmaktan öteye gidemediği anlaşılmaktadır.

Bu arada idarî taksimattaki değişiklikler mesele olmaya devam etmiş olmalı ki, Dahiliye Vekâleti 2 Temmuz 1928 tarihli bir tebliğle bu hususta uyulması gereken kuralları duyurmuştur.16 Bu kurallar, 1913 tarihli İdare-i Umumiye-i Vilayat Kanunu'na göre yapılacak idarî değişikliklerde, vilâyet meclis-i umumilerinde alınan değişiklik kararlarının, vilâyetçe uygulanıp vekâlete bilgi verilmesi ve vekaletin uygun görmesi üzerine, kararname ile gerçekleştirilen değişikliklerin, söz konusu idari birimin mevcut durumu ve yapılması istenilen değişikliğin nüfus, mesafe, yüzölçümü gibi özelliklerinin ve gerekçelerinin belirtilmesi gerektiği şeklindedir.

Cumhuriyet döneminin başlarında idarî taksimatı düzenleyen ve Osmanlı döneminden kalma kanunlar yanında, sözü edilen bu kısmî karar ve uygulamalar, 1929 yılından itibaren -çok farklı olmamakla beraber- yeni bir kanunla belli bir düzene sokulmaya çalışılmıştır. 5 Mayıs 1929 tarihinde yayınlanan 1426 numaralı "Vilâyet İdaresi Kanunu", 1924 anayasasının öngördüğü idarî taksimat çerçevesinde bir düzenleme getirmiştir. Bu yeni kanuna göre, vilâyetle ilgili değişiklikler Devlet Şurası'nın mütalaası alınarak kanunla; kaza kurulması, kaldırılması veya başka vilâyete bağlanması vilâyet idare heyet ve umumî meclislerinin mütalaası alındıktan sonra kanun ile; vilâyet sınırlarının kaza merkezi ve sınırlarının değiştirilmesi, nahiye kurulması, kaldırılması veya bunların merkez ve sınırının değiştirilmesi, bir kazadan başka bir kazaya bağlanması, ilgili vilâyet idare heyet ve umumî meclislerin görüşü alındıktan sonra Dahiliye Vekaleti'nin kararı ve Reisicumhur'un onayı ile; yeniden köy kurulması, köylerin birleştirilmesi, ayrılması veya bir nahiyeden başka bir nahiyeye bağlanması, vilâyet idare heyet ve umumi meclislerinin görüşü alındıktan sonra Dahiliye Vekâleti'nin uygun görmesi ile vilâyetçe yapılmaktadır. 17

Yeni kanuna göre, vilâyetin başında vali, kazada kaymakam, nahiyede müdür ve köyde muhtar bulunur. Kanunda açıklık getirilen husus, vilâyet merkezi olan kazanın kaza teşkilatı ile kaymakamının bulunup bulunmayacağıdır. Mesele kanunda aynen şu şekilde yer almaktadır: "Hükümetçe lüzum görülen vilâyet merkezlerinde dahi başkaca bir merkez kazası teşkilâtı ve kaymakam bulunur" (3. madde).18 Kanunda belirtilmemekle beraber, merkez kazalarda, kaza teşkilatı ve kaymakamın bulunmadığı yerlerde, vali aynı zamanda merkez kazanın kaymakamlığını da üstlenmiş olmaktadır. Aslında genel uygulamanın da çoğunlukla bu yönde olduğu anlaşılmaktadır. Aynı konunun Osmanlı vilayet kanunlarında da farklı olmadığı bilinmektedir. Benzer durum merkez nahiyeler için de geçerlidir.

Kaza merkezi durumunda olan kasabalar kanuna göre bir nahiye addedilmekle birlikte, bu hususta kesinlik bulunmamaktadır. Fakat nahiye teşkilâtı ve müdüründen söz edilmemektedir. Osmanlı dönemi kanunlarında da aynı belirsizlik söz konusudur. Meselâ bağlı nahiyesi bulunmadığı halde, 1935 ve 1940 nüfus sayımı sonuçlarında vilayetlerin merkez kazasına bağlı köyler, aynı zamanda merkez nahiyeye bağlı köyler olarak verilmektedir. Şehir nüfusları bu nahiyelere dahil edilmemiştir.19 Yine, hem bu sayımlarda, hem de merkez kazaya bağlı merkez nahiyeden başka nahiyelerin bulunduğu sonraki sayımlarda, merkez nahiyesinin/bucağının merkezi olarak herhangi bir köy gösterilmemiştir. Bu da gösteriyor ki, merkez kazalarda, vilâyet teşkilatının altında bir kaza teşkilatı ve bu kazanın merkez nahiye teşkilatı hukuken var kabul edilmekle birlikte, bunlar ayrı ayrı teşkilatlandırılmayıp, fonksiyonları vilâyet teşkilatınca üstlenilmiştir.20

1864'ten sonra 1908'e kadar nahiyeler, köy idarelerinden pek farklı düşünülmediği için bir fayda sağlanamadığı kanaati doğmuştur. II. Meşrutiyet ve Cumhuriyet dönemlerinde ise bunun zıddı bir anlayış hakim olmuş ve nahiyeler yerel idare olmaktan çıkarılarak, genel idarenin bir birimi haline getirilmiştir.21 II. Meşrutiyet'ten önce nahiye müdürleri seçimle, II. Meşrutiyet ve Cumhuriyet dönemlerinde tayinle gelmişlerdir. Nahiyelerin statüsündeki bu belirsizlik, başından beri bu birimlerden idarî olarak beklenen faydanın tam olarak belirlenmemiş olmasından veya bu meselenin aşılmasından sonra bir yöntemde karar kılınıp uygulamanın ciddiyetle gerçekleştirilememiş olmasından kaynaklandığı söylenebilir.22 Ayrıca idarî teşkilâtın her aşamasında olduğu gibi, nahiyelerin belirlenmesinde de temel unsurların coğrafya, insan ve iktisadî şartlar olduğu için, bunlardan yalnızca birisinin esas alınmasının beklenen faydayı sağlayamayacağı açıktır.

1929 tarihli Vilâyet İdaresi Kanununun çeşitli hükümleri, muhtelif zamanlarda çıkarılan kanunlarla değişikliğe uğramıştır. Bu çerçevede 8 Haziran 1936 tarihinde çıkarılan 3001 sayılı kanunla 1426 sayılı kanunun mülki taksimat değişiklikleri ile ilgili kısmına ilaveler yapılmıştır. Buna göre, vilayetlerin adlarının değiştirilmesi Devlet şurası mütalaası ile kanunla; kaza adlarının değiştirilmesi ile ilgili vilayetler idare heyetler ve umumi meclislerinin görüşü alındıktan sonra dahiliye vekaletinin kararı ve Reisicumhur'un onayı ile; nahiye ve köy adlarının değiştirilmesi vilayet idare heyeti ve umumi meclislerinin mütalaası alındıktan sonra Dahiliye vekaletinin onayı ile vilayetçe yapılacaktır.23

İdari taksimatla ilgili değişiklikler için kanunlarda gösterilen yöntemlere pek uyulmadığı, yapılan uyarı niteliğindeki tamimlerden anlaşılmaktadır. Bu sebeple Dahiliye Vekaleti 10 Şubat 1942 tarihli ve 3324 sayılı bir tamimle, değişiklik dosyalarının bakanlığa gönderilmeden önce hangi süreçten geçmesi ve neleri içermesi gerektiğini duyurmuştur. Tamimde değişiklikle ilgili teknik ayrıntılar dışında, hangi ölçülerin dikkate alınması gerektiğini vurgulayan kısım şu şekildedir:24 "Vilayet İdare Heyeti ve Umumi Meclis (Umumi Meclis toplantı halinde değilse) Daimi Encümen kararlarında: a) Kurulacak ve kaldırılacak kaza, nahiye ve köylerle yapılacak bütün fek ve ilhaklarda coğrafi, idari, içtimai, iktisadi, zirai durum ve münasebetler etraflıca münakaşa ve tahlil edilerek mucib sebepler ona göre kanaat verecek şekilde belirtilecektir. b) Yeniden teşkil edilecek kaza ve nahiyelere bağlanacak köylerin merkez olacak yerlere, fek ve ilhaklara da yeni bağlanacakları idari merkezlere demir yolu, şose, araba yolu veya patikadan hangisiyle bağlı olduğu, yol üzerinde kışın geçit vermiyecek dağ ve suların bulunup bulunmadığı bildirilecektir. c) Yeni kurulacak kaza ve nahiyelere verilecek adların mevcut kaza ve nahiye adları ile iltibas etmemesine ve öztürkçe olmasına dikkat olunacaktır. ç) Yeniden kurulması önergelenen kaza ve nahiyelerde hükümet konağı ve memurların aileleriyle birlikte rahatça barınmasına elverişli yapılar olup olmadığı sarih olarak ifade edilecektir."

Cumhuriyet döneminde 1929 yılından sonra, idarî yapıyı düzenleyen ikinci kanun 1949 yılında çıkarılmıştır. Yeni kanunla birlikte hem 1929 tarihli kanun, hem de bu kanunda yapılan değişiklikler yürürlükten kaldırılmıştır.25 10 Haziran 1949'da kabul edilen 5442 numaralı "İl İdaresi Kanunu" ile, her şeyden önce idarî taksimatta yer alan birimlerin adlarında değişiklik yapılmıştır.26 Buna göre daha önceki kanunda (1929) geçen idarî birimler şu adları almıştır: Vilâyet: İl, Kaza: İlçe, Nahiye: Bucak. Nahiyelerin alt birimi olan kasaba ve köy ile bütün idarî birimlerin başında bulunan yöneticilerin adları (vali, kaymakam, müdür, muhtar) aynen korunmuştur.27

1949 tarihli İl İdaresi Kanunu'na göre, "Türkiye coğrafya durumu ve ekonomi ilişkileri bakımından illere, iller ilçelere, ilçeler bucaklara bölünmüştür ve bucaklar da kasaba ve köylerden meydana gelir" (m. 1).

Bu kanuna göre idarî taksimatın değiştirilmesi şu şekildedir:28 İl ve ilçe kurulması, kaldırılması, merkezlerinin belirtilmesi, adlarının değiştirilmesi bir ilçenin başka bir ile bağlanması ve sınırlarının değiştirilmesi, ilgili iller idare kurullarıyla genel meclislerinin mütalaalarının alınması ile kanunla gerçekleşmektedir. Bucak kurulması, kaldırılması, merkezinin belirtilmesi, il, ilçe ve bucak sınırlarının ve bucak adlarının değiştirilmesi, bir köyün veya kasabanın veya bucağın başka bir il ve ilçeye bağlanması, mühim mevki ve tabii arazi adlarının değiştirilmesi, ilgili iller idare kurullarıyla genel meclislerinin mütalaalarından sonra İçişleri Bakanlığı'nın kararı ve Cumhurbaşkanı'nın onayı ile gerçekleşmektedir. Köy ve kasabaların aynı ilçe içinde bir bucaktan başka bir bucağa bağlanması, köy adlarının değiştirilmesi, köylerin birleştirilmesi ve ayrılması, bir köy, mahalle veya semtin o köyden ayrılıp başka bir köy ile birleştirilmesi, ilgili iller idare kurullarıyla genel meclislerinin mütalaalarından sonra, İçişleri Bakanlığı'nın uygun görmesi ile yapılmaktadır. Kanunda illere, ilçelere ve bucaklara, merkez yapılan şehir, kasaba veya köyün adının verileceği, fakat bunların coğrafî veya tarihî bir sanı varsa onun da isim olarak verilebileceği belirtilmiştir.

Bu kanunun çeşitli hükümlerinden anlaşıldığı kadarıyla il merkezleriyle, doğrudan il merkezlerine bağlı olan bucak ve köylerin oluşturduğu idarî alana "merkez ilçe" denilmektedir. İlin genel idaresinden sorumlu olan vali, merkez ilçenin idaresinden de sorumludur. Bu hususta önceden beri süregelen uygulamanın devam ettiği görülmektedir.

Mülki Yapıda Vilayet / İl ve Kaza / İlçe Seviyesindeki Değişiklikler

Hem Milli Mücadele döneminde hazırlanan 1921 Anayasası'nda, hem de Cumhuriyet'in ilanından sonra hazırlanan 1924 Anayasası'nda, Cumhuriyet dönemi idari bölünüşünün Osmanlı'dan farklı ele alınacağı açıkça ortaya konulmuştur. Bu anayasalara göre, Osmanlı'nın müstakil sancakları ve vilayetlere bağlı sancakları, birer vilayet haline getirilmişlerdir. Sancak veya mutasarrıflık ise ortadan kaldırılmıştır. Vilayetler doğrudan kazalara taksim edilmiştir. Vilayetler Osmanlı dönemindeki genişliğe sahip olmadıkları için, sancak olarak bir ara bölünüşe ihtiyaç duyulmamıştır.

1924 yılındaki anayasal düzenlemenin yapıldığı tarihte 74 vilayet bulunuyordu. Ancak bu sayı zaman içinde azalacak (1927'de 63, 1935'de 57, 1940-50'de 63, 1955'de 66) ve uzun süre 67 sayısında kalacaktır. 1980'lerin sonlarında ise, Türkiye'nin geçirdiği sosyal ve ekonomik değişikliklerin zorlaması ve siyasi taleplerle yeniden yükselmeye başlayacak ve 2000 yılında 81'e ulaşacaktır.29

Mülki değişiklikler yalnızca yeni birimlerin kurulması veya kaldırılması şeklinde olmamıştır. Birçok yerleşim biriminin muhtelif gerekçelerle isimleri de değişikliğe uğramıştır. Öyle ki bu isim değişikliklerinin bilinmemesi bazı bilgi hatalarına bile yol açmakta, tarihi bilgilerin sağlıklı aktarılmasını engellemektedir. Dolayısıyla isim değişiklikleri de idari bölünüş çerçevesinde değerlendirilmek durumundadır.

İdari bölünüşle ilgili bazı uygulama ve teşebbüsler Milli Mücadele döneminde de gündeme gelmiştir. Bu çerçevede tespit edilebilen ilk değişiklik, 18 Ağustos 1920 tarihinde, Heyet-i Umumiye'nin 36 numaralı kararıyla, Bayezid livasının Erzurum vilayetinden ayrılarak müstakil sancak/liva haline getirilmesidir.30

26 Eylül 1920 tarihinde çıkarılan 27 numaralı kanunla, Siirt sancağı müstakil liva haline getirilmiştir.31

14 Aralık 1920 tarihinde çıkarılan 40 numaralı kanunla, merkezi Aksaray kasabası olmak üzere, Aksaray, Arapsun ve Koçhisar kazalarından oluşan Aksaray adıyla müstakil bir liva kurulmuştur.32

28 Kasım 1920 tarihli ve 64 numaralı kanunla, Ankara'ya bağlı Çubukabat ve Zir nahiyeleri kaza haline getirilmiştir.33

4 Aralık 1920 tarihli ve 68 numaralı kanunla, merkezi Giresun olmak üzere Tirebolu, Görele kazaları ile Karahisar-ı şarki sancağına bağlı Kırık nahiyesinin katılmasıyla Giresun müstakil sancağı oluşturulmuştur. Aynı tarih ve 69 numaralı kanunla, merkezi Ordu olmak üzere, Canik sancağına bağlı Fatsa ve Ünye kazalarının raptı ile Ordu müstakil livası kurulmuştur.34

9 Aralık 1920 tarihinde çıkarılan 70 numaralı kanunla Genç sancağının müstakil olarak idaresi yoluna gidilmiştir.35

23 Aralık 1920 tarihli ve 78 sayılı kanunla Mecitözü kazasına bağlı Ortaköy, Amasya merkezine bağlı Varay nahiyelerinden oluşan İlisu ve Zile'ye bağlı Kadışehir ve eski nahiyelerden oluşan Devecidağı ve Tokat'a bağlı Çiftlik ve Kızılca nahiyelerinden oluşan Artıkova adlarıyla üç kaza kurulmuştur. İlisu kazası Amasya'ya, Devecidağı kazası Yozgat'a ve Artıkova kazası da Tokat'a bağlanmıştır.36

8 Şubat 1921 tarihli ve 93 numaralı kanunla Antep livasının merkezi olan Antep kasabasının adı Gaziantep olarak değiştirilmiştir.37

İlk mecliste isim değişiklikleri ile ilgili ele alınan önemli bir kanun teklifi, Kütahya mebusu Besim Atalay tarafından verilmiştir. 14 Nisan 1921 tarihinde genel kurulda okunarak layiha encümenine gönderilen kanun teklifi "Gayrımilli Şehirler İsimlerinin Değiştirilmesine Dair" başlığını taşımaktadır. 9 Mayıs 1921 tarihli birleşimde gündeme gelen ve görüşülen kanun teklifi, Malatya mebusu Mustafa Bey'in teklifinin de dikkate alınmasıyla, bu hususun illerin genel meclislerince dikkate alınmak üzere, teklifin Dahiliye Vekaletine gönderilmesiyle kabul edilmiştir. Görüşmeler sırasında çok sayıda Türkçe olmayan liva, şehir, kaza ve köy ismi bulunduğu bunların Türkçe ile değiştirilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Asrı saadette birçok mevki isminin mesela Yesrib'in Medine haline getirildiği, her yerin tarihi durumu, fatihlerinin ismi, coğrafi durumu dikkate alınarak Türkçe olarak isimlendirilmesi gerektiği vurgulanmıştır. İzmir, Konya, Ankara vb. isimlerin binlerce yıl önceki ecnebi isimleri olduğu, hatta bazı Türkçe isimlerin Paşaeli'nde olduğu gibi durup dururken Trakya şeklinde anıldığı, yine ölmüş bir Kilikya isminin diriltildiği belirtilmiştir. Yine Gaziantep'deki Rumkale kazası gibi isimlerin de mahzurlar yarattığı, nitekim seferberlikten önce hiçbir Rum'un yaşamadığı bu kazaya, adından dolayı bir Rum kaymakam tayin edildiği belirtilmiştir. Dolayısıyla Türk ve Müslüman vatanındaki yabancı isimlerin kaldırılmamasının iddia-i hukuka yol açabileceği vurgulanmıştır. Meselenin mecliste mi yoksa il genel meclislerinde mi görüşülmesi gerektiği tartışmalarından sonra, mevcut kanun itibariyle il genel meclislerinin dikkatinin çekilmesi kararlaştırılmıştır.38

18 Haziran 1921 tarih ve 128 sayılı kanunla Malatya'nın Akçadağ kazasına bağlı Hekimhan, Hasan Çelebi ve Çelingeç nahiyelerinden oluşan ve merkezi Hekimhan kasabası olmak üzere Hekimhan kazası kurulmuş ve Malatya'ya bağlanmıştır.39

7 Temmuz 1921 tarih ve 133 numaralı kanunla Anavatan'a iltihak eden Artvin, Ardahan ve Kars'ta liva teşkilatı kurulmuş ve Iğdır ile Kulp kazaları Bayazıt sancağına bağlanmıştır. Kanuna göre Artvin sancağı: Artvin, Şavşat ve Borçka; Kars sancağı: Kars, Kağızman, Zaroşat ve Sarıkamış; Ardahan sancağı: Oltu, Göle ve Posof kazalarından oluşmaktadır. Her üç sancağın merkezi aynı adı taşıyan şehirler olarak gösterilmiştir.40

27 Ocak 1923 tarihinde Lazistan livasının isminin Rize olarak anılmasına ilişkin teklif veren Çorum milletvekili Haşim Bey, Lazistan sözcüğünün Türkistan, Yunanistan, Arabistan gibi yüzlerce şehir ve kasabayı içeren bir memleket izlenimini verdiği, Türk ırkından olan Rize'nin Lazistan olarak anılmasının uygun olmadığını belirtmiştir. Ancak yapılan oylama ile bu teklif reddedilmiştir.41 Aslında bu tarihlerde Lazistan'la birlikte, liva merkezinin adı olan Rize'nin de resmi yazışmalarda kul­lanıldığı bilinmektedir. Bu bakımdan teklif reddedilmekle ve değişikliğe ilişkin başka bir karara tesadüf edilmemekle beraber, 1923 yılından itibaren Rize adının kullanımı yaygınlaşmıştır. Nitekim 1923 seçim sonuçlarına ait milletvekilleri listesinde, Lazistan değil Rize adı yer almaktadır.42

Resmi Ceride'nin 2 Ekim 1923 tarihli sayısında yayınlanan hükümet kararıyla Bursa vilayetinin Kirmastı kazasının ismi Mustafa Kemal Paşa olarak değiştirilmiştir.43 Kesin tarihi belirlenememekle beraber 1923 yılı içinde İzmir'in Nif kazasının adı Kemalpaşa olarak değiştirilmiştir.44

Cumhuriyet'in ilanından itibaren gerçekleştirildiği tespit edilebilen idari bölünüş veya isim değişiklikleri ise sırasıyla şu şekildedir:

Resmi Ceride'nin 13 Mart 1924 tarihli sayısında yayınlanan kararname ile Maraş'ın Süleymanlı kaza merkezi, Andırın nahiye merkezine nakledilerek kazanın adı Andırın olarak değiştirilmiştir. Süleymanlı ise nahiye olarak Göksun kazasına bağlanmıştır.45

13 Aralık 1924 tarihli ve 532 numaralı kanunla Mardin vilayetine bağlı olmak üzere Resülayn kazası kurulmuş ve Kırkkilise vilayetine bağlı Mustafa Paşa kazası kaldırılmıştır.46

20 Aralık 1924 tarih ve 537 sayılı kanunla Kırkkilise vilayetinin adı Kırklareli haline getirilmiştir.47 Kırkkilise mebusu Dr. Fuat (Umay) Bey tarafından teklif edilen kanunun değişiklik gerekçesi, Kırkkilise isminin gayri milli özellikler taşımasıdır. Mebuslar Anadolu coğrafyasında buna benzer isimler bulunduğuna işaret ederek, derhal değiştirilmesini istemişler, Dahiliye Vekili Recep (Peker) Bey de görüşlere katıldığını fakat bu takdirde posta ve nüfus gibi bir çok hizmetlerin aksayacağını belirtmiş ve isim değişikliklerinin yavaş olması gerektiğini söylemiştir. Kanuna muhalefet eden Konya mebusu Naim Hazım Bey, Kırkkilise ismiyle Kırklareli isimlerinin aynı mahzurları taşıdığını ve üstelik telaffuzunun da güç olduğunu belirterek, hiçbir tarihi dayanağı bulunmayan bu yeni ismin konulmamasını istemiş, bunun yerine ilmi bir araştırmaya ve geleneklere uygun bir isim bulunmasını teklif etmiştir. Fakat bu teklifi kabul görmemiş, kanun meclise sunulduğu şekliyle kabul edilmiştir.48

Dahiliye vekaleti 27 Nisan 1925 tarihli tamimiyle, Kângırı vilayeti adının halk arasında telaffuz edildiği şekilde, Çankırı olarak yazılmasını ve buna itina gösterilmesini istemiştir.49 9 Mayıs 1925 tarihli başka bir tamimle de Saruhan vilayeti Akhisar kazası ismi ile Kocaeli vilayetindeki Akhisar kasabası isimlerinin benzerliğinin ortadan kaldırılması için Kocaeli'ndekinin Geyve Akhisarı olarak yazılmasının uygun görüldüğü bildirilmiştir.50

Dahiliye vekaletinin 14 Temmuz 1925 tarihinde yayınlanan tamimine göre, Karahisar-ı Sahib vilayetine bağlı Çivril kazası Denizli vilayetine bağlanmıştır.51 16 Temmuz 1925 tarihinde yayınlanan başka bir tamimle, Kozan vilayetine bağlı Çamiş kazası adının Saimbeyli olarak değiştirildiği duyurulmuştur.52

30 Mayıs 1926 tarih ve 877 sayılı kanunla 11 vilayet lağvedilerek kaza haline getirildi ve vilayet sayısı 63'e indirildi. Kaldırılarak kaza haline getirilen vilayetler şunlardır: Ardahan, Beyoğlu, Çatalca, Dersim, Gelibolu, Genç, Ergani, Kozan, Muş, Siverek ve Üsküdar.53 TBMM'deki görüşmelerde, vilayetlerin kaldırılmasına gösterilen gerekçelerin başında, umumi gelirlerinin yetersizliği yer almış ve konu daha çok bu çerçevede ele alınmıştır.54

Aynı kanunla 18 yeni ilçe kurulmuş, 17 kazanın bağlılıkları değiştirilmiş ve 27 kaza nahiye haline getirilmiştir.55 Bu kanunla kurulan 18 yeni kazanın, bağlı bulundukları vilayetlere göre adları şöyledir: Elaziz: Baskil, Ertuğrul: Gölpazarı, Osmaneli, Bozüyük, Bozok: Sorgun, Konya: Çumra, Hadim, Cihanbeyli, Burdur: Bucak, Kastamonu: Küre, İzmir: Torbalı, Gaziantep: Nizip, Karesi: Susurluk, Mardin: Gercüş, Urfa: Hilvan, Yaylak, Ankara: Polatlı ve Antalya: Serik.

Söz konusu 877 sayılı kanunla bağlılıkları değiştirilen kazaların, yeni bağlandıkları vilayetlere göre isimleri şu şekildedir: İzmit: Gebze, Bursa: İnegöl, Yenişehir, Edirne: Keşan, Kayseri: Aziziye, Gaziantep: Besni, Malatya: Arapkir, Eğin, Cebelibereket: Ceyhan, Canik: Vezirköprü, Havza, Artvin: Yusufeli, Erzincan: Kiğı, Gümüşhane: Bayburt, Zonguldak: Safranbolu, Siirt: Beşiri ve Mardin: Derik.

Bu kanunla nahiye haline getirilen 27 kazanın bağlı bulundukları vilayetlere göre isimleri şöyledir: Çatalca: Silivri, Büyük Çekmece, Üsküdar: Beykoz, Abdürrahmangazi, Amasya: Ladik, İlisu, Adana: Yumurtalık, Cebelibereket: Hassa, Ankara: Zir, Karesi: Erdek, Kocaeli: İznik, Yalova, Bozok: Kadışehri, Artvin: Borçka, Çanakkale: Ayvacık, Erzurum: Narman, Van: Hoşop, Adilcevaz, Elaziz: Harput, Gelibolu: İpsala, İnoz, Tekirdağ: Şarköy, Edirne: Havsa, Lalapaşa, Kırklareli: Pınarhisar, Silifke: Gazipaşa ve Gaziantep: Halfeti.

24 Ekim 1926 tarihinde çıkarılan 412 numaralı kararname ile, merkez ilçesi ile aynı adı taşımayan vilayetlerin bir isimle anılması sağlanmıştır. Merkeziyle aynı ismi taşımayan vilayetlerin muamelat ve muhaberatta karışıklığa yol açması kararnamenin gerekçesi olmuştur. Bu karışıklıkları önlemek için çıkarılan kararname ile, merkez kazanın adını alan vilayetler ve değişiklikler şu şekildedir: Ertuğrul-Bilecik, İçel-Silifke, Bozok-Yozgat, Canik-Samsun, Hamidabad-Isparta, Saruhan-Manisa, Karahisar-ı şarki-Şebinkarahisar, Karesi-Balıkesir, Kocaeli-İzmit ve Menteşe-Muğla.

24 Kasım 1926 tarih ve 4395 sayılı kararname ile daha sonra Ağrı adını alacak olan Bayezid vilayetinin merkezi çok doğuda, İran sınırına yakın ve bazı kazalara uzak olması sebebiyle, Doğubayezid'den Karaköse kaza merkezine nakledilmiştir.56

25 Haziran 1927 tarih ve 365 numaralı kararname Bozok vilayetinin adı Yozgat olarak değiştirilmiştir.57

24 Mayıs 1928 tarih ve 1282 sayılı kanunla, 10 yeni kaza kuruldu. Kanuna göre vilayetlere göre yeni kurulan kazalar şunlardır: Artvin: Borçka, Edirne: İpsala, İzmir: Dikili, İstanbul: Kartal, Beykoz, Silivri, Balıkesir: Erdek, Çanakkale: Ayvacık, Samsun: Ladik ve Muğla: Dadye.58

Denizli vilayeti dahilinde bulunan Tavas kazasının halk arasında Parangüme şeklinde, Kala-i Tavas nahiyesinin de sadece Tavas şeklinde anılmasının resmi işlem ve yazışmalarda bazı yanlışlıklara sebep olduğu anlaşılması üzerine, 4 Ağustos 1928 tarihli bir tamimle Tavas kazası isminin Tavas olarak ve Kala-i Tavas nahiyesinin isminin de yalnızca Kal'a olarak adlandırılmasının uygun görüldüğü bildirilmiştir.59


27 Ağustos 1928 tarihli kararname ile Konya vilayetine bağlı Cihanbeyli kazasının merkezi Reşadiye köyüne nakledilmiştir.60 Ancak 27 Ekim 1929 tarihli başka bir kararname ile kaza merkezi bu kez, Cihanbeyli'ye bağlanan Mürselefendi nahiyesinin merkezi olan İnevi'ne nakledilmiştir.61

17 Ekim 1928 tarih ve 4948 numaralı tamimle isim benzerliklerinden kaynaklanan karışıklığı önlemek için Kayseri'ye bağlı Aziziye kazasının ismi Pınarbaşı, Bayezit'e bağlı Kulp kazasının ismi Tuzluca, Adana'ya bağlı Kars kazası isminin Kadirli ve Rize'ye bağlı Atine kazasının ismi Pazar olarak değiştirilmiştir.62

13 Kasım 1928 tarihli bir kararname ile Saimbeyli kazasının merkezi Kürleşen köyünden alınarak Haçin'e nakledilmiştir.63

Vilayetlere gönderilen 13 Kasım 1928 tarih ve 5901 numaralı tamimle, Halk arasında Adıyaman olarak anılan Malatya vilayetine bağlı Hısnımansur kazasının isminin halk arasında söylendiği gibi yalnızca Adıyaman ismiyle anılması uygun görülmüştür.64

6 Şubat 1929 tarihli ve 778 numaralı tamimle Ankara vilayetinin Yabanabat kazasının ismi Kızılcahamam ve Denizli vilayetinin Garbikaraağaç kazasının ismi de Acıpayam olarak değiştirilmiştir. Gerekçe olarak, Kızılcahamam ve Acıpayam isimlerinin eskiden beri halk arasında söylenmesi gösterilmiştir.65

Mülki taksimat ile ilgili değişikliklerin sık ve düzensiz olması Dahiliye Vekaleti'ni rahatsız etmiş olmalı ki, 26 Şubat 1929 tarihli ve 1455 numaralı bir tamimle, vilayet meclis-i umumilerinin toplantı halinde bulunmaları dolayısıyla, vilayetlerden mülki taksimatla ilgili değişiklik taleplerini 2 Temmuz 1928 tarihli ve 3001 numaralı tebligat çerçevesinde vekalete bildirmeleri istenmiştir.66 Böylece yıl içindeki değişiklik taleplerinin asgariye indirilmesi düşünülmüşse de, gelişmeler fazla bir şeyin değişmediğini gösteriyor.

Dahiliye Vekaleti'nce Şubat 1929 tarihinde yayımlanan ve Türkiye'nin 1929 yılı başlarındaki mülki yapısını gösteren listeye göre, Türkiye 63 vilayet, 338 kaza ve 750 nahiyeden oluşmaktaydı.67 Bu listenin vilayetlere gönderilmesinden bir süre sonra, 1 Mayıs 1929 tarihli bir tamimle, listelerdeki vilayet, kaza ve nahiye isimlerindeki eksik ve yanlış bilgilerin düzeltilerek acele vekalete gönderilmesi istenmiştir.68

Kırşehir vilayeti dahilindeki Mecidiye kazası ile Çankırı vilayeti dahilindeki Mecidiye nahiyesi isimlerinin aynı olmasından dolayı posta ve telgraf haberleşmelerinde yanlışlıklara ve gecikmelere sebep olduğundan, Kırşehir vilayeti dahilindeki Mecidiye kazasının isminin Çiçekdağı olarak değiştirilmesi 11 Nisan 1929 tarihli tamimle duyurulmuştur.69

14 Nisan 1929 tarihli ve 2604 numaralı tamimle, Kütahya vilayeti dahilindeki Eğrigöz kazasının ismi hakkında yapılan inceleme sonucunda, bu ismin Roma ve Bizans dönemlerinde burada bulunan ve halen söz konusu kazaya 1,5 saat uzaklıkta yer alan Eğrigöz köyündeki Agrios kalesinin isminden galat olduğu anlaşılmış ve bunun üzerine eski ismi olan Emet adıyla anılması uygun görülmüştür.70

2 Haziran 1929 tarih ve 1509 sayılı kanunla Bitlis vilayeti kaldırılarak, daha önce kaza olarak Bitlis'e bağlı olan Muş, vilayet haline getirilmiştir. Söz konusu kanunla Muş vilayetine Bitlis, Varto, Bulanık, Malazgirt, Mutki kazaları ile Elazığ ve Siirt vilayetlerinden alınan Çapakçur, Genç ve Sasun kazaları bağlanmıştır. Yine aynı kanunla Ahlat kazası ile Tatvan nahiyesi Van vilayetine bağlanırken, Hizan kazası nahiye haline getirilerek Bitlis kazasına bağlı kalmıştır.71

13 Ekim 1929 tarihli ve 3507 numaralı kararname ile Mardin merkezine bağlı Koçhisar nahiyesi Resulayn kazasına bağlanmış ve kaza merkezi Resulayn'dan Koçhisar'a ve Koçhisar'daki nahiye teşkilatı da Resulayn'a nakledilmiştir. Buna göre kazanın ismi Koçhisar, nahiyenin ismi ise Resulayn'dır.72

2 Aralık 1929 tarih ve 1533 sayılı kanunla Kocaeli vilayetinin Karamursal kazasına bağlı Yalova nahiyesi kaza haline getirilerek İstanbul vilayetine bağlanmıştır.73

Dahiliye Vekaleti idari taksimat değişikliklerinin önemli bir cephesini oluşturan isim değişikliklerindeki düzensizlikleri ortadan kaldırmak için, 31 Ocak 1930 tarihinde 223 numaralı şu tamimi yayınlamıştır: 74 "İdare taksimatı cetvelinin tetkikinden de anlaşıldığı üzere memleket dahilinde aynı isimde veyahut telaffuzu birbirine benzeyen birçok kaza ve nahiye isimleri vardır. Bu benzeyişler resmi işlerde ve hususiyle telgraf ve posta muhaberelerinde birçok yanlışlıklara meydan vermektedir. Bir de Osmaniye, Mecidiye, Reşadiye gibi saltanat devrine ait isimler mevcuttur. Vekalet bu kabil isimlerin mahallerince kadimen zebanzet olan veyahut tabi ve coğrafi isimlerle tevsimini muvafık görmektedir. Binaenaleyh meclis-i umuminin ictimaında tetkikat icra edilerek yalnız vilayet, kaza, nahiye isimlerinden başka vilayetlerdeki isimlerle iltibası olanları münasip isimler bulunarak vekaletçe tetkik edilmek üzere işarını rica ederim."

15 Mayıs 1930 tarihli ve 1612 numaralı kanunla İstanbul vilayetine bağlı olarak, Fatih, Eminönü, Kadıköy, Beşiktaş ve Sarıyer; Bursa vilayetine bağlı olarak da İznik kazaları kurulmuştur.75

4 Temmuz 1930 tarihli kararname ile Urfa vilayetinin Yaylak kazasının merkezi bu kazaya bağlı Baziki nahiyesinin merkezi bulunan Hevek köyüne ve adı geçen nahiye merkezi de Yaylak'a nakledilmiştir.76

8 Eylül 1930 tarihli ve 5580 numaralı kararname ile Kars vilayetine bağlı Çıldır kazasının merkezi, civarında bulunan Çıldır gölü kenarına nakledilmiştir.77

7 Haziran 1931 tarih ve 11210 numaralı kararname ile Mardin'e bağlı Koçhisar kazasının adı teklif edildiği gibi Kızıltepe olarak değiştirilmiştir.78

1 Temmuz 1931 tarihli ve 11387 numaralı kararname ile Afyonkarahisar vilayetine bağlı Aziziye kazasının ismi Dahiliye Vekaleti'nin teklifi ve Şura-yı Devlet heyet-i umumiyesinin olumlu görüşü üzerine Emirdağ olarak değiştirilmiştir.79

13 Eylül 1931 tarihli ve 1881 numaralı bir tamimle, İsparta vilayetinin İğridir kazası ismi ile Bayazıt vilayetinin İğdır kazası isminin benzerlikleri yüzünden işlemlerde ve haberleşmede bazı yanlışlıklara sebep olduğu belirtilerek, bu gerekçe ile İğridir kazası adının Eğridir şeklinde yazılmasının uygun görüldüğü duyurulmuştur.80

Mülki birimlerin isimlerinden kaynaklanan karışıklıkların giderilmesi ve merkezlerinin değiştirilme kurallarına uyulması amacıyla 7 Ocak 1932 tarihinde Dahiliye vekaletince yayınlanan tamimde özetle şöyle denilmektedir: 1 - Bazı vilayet, kaza ve nahiyelerin bulunduğu yerlerle taşıdığı isimlerin ayrı ayrı bulunması birçok yanlışlıklara sebep olduğundan vilayet dahilinde, merkezi ile taşıdığı isimleri ayrı olan birimlerin isimlerinin bir listesinin düzenlenerek gönderilmesi. 2- Bazı vilayetlerde nahiye merkezlerinin ilgili kanunun hükmüne aykırı olarak vilayetlerce değiştirilmemesi.81

2 Mart 1932 tarihli ve 12333 numaralı kararnamede, Tekirdağ ve Van vilayetlerinde Saray adıyla iki kazanın bulunduğu ve bu durumun muamelatta yanlışlıklara sebep olacağı gerekçesiyle Van'daki Saray kazası isminin Kâzım Paşa olarak değiştirildiği belirtilmektedir.82

Dahiliye Vekili Şükrü Kaya 1932 yılı Dahiliye Bütçesi görüşmelerinde 22 Haziran 1932 tarihinde yaptığı konuşmada83 vilayet teşkilatı denilince akla öncelikle hududu, sayısı ve idaresinin geldiğini belirttikten sonra, "hududun tespiti her mıntıkanın iktisadi ve coğrafi vaziyetleriyle sıkı bir surette münasebettardır. Mesela, bir kasabanın Pazar yerleri, herhangi herhangi limanın açılması münasebetiyle değişir, vilayetlerin hudutlarında tebeddülat olur" diyor ve bu yönde incelemede bulunduklarını ilave ediyor.

Konuşmanın devamında, "ikincisi vilayetler adedi meselesidir. (...) vilayetler adedinin az olması idare ve ihtiyaç noktasından iyi bir esastır. Bu esasın dayandığı bir kaide vardır. O da vilayetin varidatı mahsusası ile ihtiyacını görebilmesidir. Bu ihtiyaç asıl oldukça vilayetler adedini azaltmakta fayda vardır. Fakat bugün biz böyle bir mecburiyet karşısında değiliz. Yalnız ıslah lazımdır" şeklinde görüşlerini ortaya koyuyor.

28 Haziran 1932 tarihli ve 2042 sayılı kanunla, Hakkâri vilayetinin Şemdinan kazası nahiye haline getirilerek, Herki ve Homaro nahiyeleri ile birlikte, aynı vilayetin Gevar kazasına bağlanmıştır. Ayrıca Muş vilayetine bağlı Valir ve yeni kurulacak Günik nahiyelerinden oluşmak üzere, Hakkâri vilayetine bağlı olmak üzere Solhan kazası kurulmuştur.84

Muş vilayetinin Genç kazasının merkezi 28 Haziran 1932 tarihli ve 8790 numaralı kararname ile Derahini köyünden alınarak Varamerik'e nakledilmiştir.85

20 Mart 1933 tarihli ve 9438 numaralı kararname ile Besni kazasının merkezi kaza dahilindeki Çat mevkiine kaldırılmıştır.86

Cumhuriyetin ilk yıllarındaki ikinci önemli idari taksimat değişikliği, 20 Mayıs 1933 tarihli ve 2197 sayılı kanunla gerçekleştirilmiştir. Kanunla bazı vilayetler kaldırılmış, bazılarının da birleştirilerek tek vilayet haline getirilmesi yoluna gidilmiştir.87 Bu kanunla İçel ve Mersin vilayetleri birleştirilerek merkezi Mersin olmak üzere İçel vilayeti kurulmuştur. Daha önce İçel vilayeti merkezi olan Silifke, Silifke kazasının merkezi haline getirilmiştir. Artvin ve Rize vilayetleri birleştirilerek merkezi Rize olmak üzere Çoruh vilayeti kurulmuştur. Kaldırılan Artvin vilayetinin merkez kazası, Artvin kazası haline getirilmiştir. Yusufeli kazası ise Erzurum'a bağlanmıştır. Aksaray vilayeti kaldırılarak kaza haline geti­rilmiş, Arapsun kazası ile birlikte Niğde vilayetine bağlanmıştır. Şereflikoçhisar kazası ise Ankara vilayetine bağlanmıştır. Niğde'nin Ürgüp kazası Kayseri'ye bağlanıştır. Hakkâri vilayeti kaldırılarak kaza halinde Gevar kazasıyla birlikte Van vilayetine bağlanmıştır. Beytüşşebap kazası ise Siirt vilayetine bağlanmıştır.

Cebelibereket vilayeti kaldırılmıştır. Vilayetin merkezi olan Osmaniye kazası, Bahçe, Dörtyol ve Seyhan kazaları ile birlikte Adana vilayetine bağlanmıştır. İslahiye kazası ise Gaziantep vilayetine bağlanmıştır. Bu şekilde kurulan Adana vilayetinin ismi, merkezi Adana olmak üzere Seyhan olarak değiştirilmiştir. Pazarcık kazası Maraş'tan alınarak Gaziantep vilayetine bağlanmıştır. Behisni kazası da Gaziantep'ten alınarak Malatya vilayetine bağlanmıştır. Şebinkarahisar vilayeti de kaldırılarak, kaza halinde Alucra kazası ile birlikte Giresun vilayetine bağlanmıştır. Suşehri ve Koyulhisar kazaları Sivas vilayetine, Mesudiye kazası da Ordu vilayetine bağlanmıştır.

Bu kanunla dört vilayetin ikişer ikişer birleştirilerek, İçel ve Çoruh adlarıyla iki ayrı vilayet haline getirildiği, dört vilayetin de (Aksaray, Hakkâri, Cebelibereket ve Şebinkarahisar) kaldırıldığı görülmektedir. Yapılan değişikliklerle Mayıs 1933'den itibaren vilayet sayısı 63'den 57'ye inmiştir. Meclis görüşmeleri sırasında vilayetlerin kaldırılmaları ve birleştirilmelerinin sebebi olarak, öncekilerde olduğu gibi yine umumi gelirlerinin düşüklüğü ve gelişme kabiliyetlerinin bulunmaması gösterilmiştir. Dönemin Dahiliye Vekili Şükrü Kaya, kanuna muhalefet eden mebuslara, bunun idari, mali ve asayiş zaruretleri gereği yapılmış bir fedakârlık olduğunu söylemiş ve fedakârlığın Meclisce de kabulünü istemiştir.88

Yine 20 Mayıs 1933 günlü ve 2202 sayılı kanunla Kocaeli ili Hendek ilçesine bağlı Açmabaşı ve Adapazarı kazasına bağlı Taşağıl, Kayalar ve Karasu nahiyeleri kaldırılmış ve merkezi İncirli kasabası olmak üzere Karasu adı ile yeni bir kaza kurulmuştur.89

23 Mayıs 1933 tarihli ve 14437 numaralı kararname ile Antalya vilayetine bağlı Alâiye kazası isminin Alanya olarak değiştirilmiştir.90

4 Aralık 1933 tarihli ve 15382 numaralı kararname ile Muğla vilayetine bağlı Dadya kazasının adı Datça olarak değiştirilmiştir.91

9 Aralık 1933 tarihli ve 2347 sayılı kanunla Sivas vilayetine bağlı Darende kazası, 1 Haziran 1934 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere, bu vilayetten alınarak Malatya vilayetine bağlanmıştır.92

17 Mart 1934 tarihli ve 10348 numaralı kararname ile Manisa vilayetine bağlı Eşme kazası merkezi Takmak mevkiinden Elvanlar istasyonuna nakledilmiştir.93

7 Haziran 1934 tarihli ve 2500 sayılı kanunla, Bayazıt vilayetinin İğdır ve Tuzluca kazaları bu vilayetten alınarak Kars vilayetine, Muş'un Malazgirt kazası da Bayazıt vilayetine bağlanmıştır.94

23 Haziran 1934 tarihli ve 2529 sayılı kanunla Muş'a bağlı Bingöl, Erzurum'a bağlı Çat, Samsun'a bağlı Kavak, Bolu'ya bağlı Akçakoca ve Giresun'a bağlı Bulancak adıyla beş yeni kaza kurulmuştur.95

1935 yılında yapılan bir değişiklikle, Bayazıt vilayetinin adı Ağrı'ya çevrilmiştir. Bayazıt vilayeti ile Doğubayazıt ilçesi isimlerinin benzerlikleri dolayısıyla, haberleşmede karışıklıklara yol açması üzerine, vilayete Ağrı dağına izafeten Ağrı adı verilmiştir.96

25 Kasım 1935 tarihli kararname ile Edirne vilayetine bağlı Kavaklı kazasının adı Meriç olarak değiştirilmiştir.97

Önemli bir idari taksimat değişikliği de 1935 sonlarında gerçekleştirildi. 25 Aralık 1935 tarih ve 2885 sayılı kanunla yapılan değişiklik, 4 Ocak 1936 tarihinde yayınlanarak yürürlüğe girdi. Kanunla beş yeni vilayet, dokuz yeni kaza kurulmuştur. Kanunun birinci maddesine göre kurulan dokuz yeni kaza şunlardır: Hakkâri vilayetine bağlı Şemdinli, Bitlis vilayetine bağlı Hizan ve Kotum, Diyarbekir vilayetine bağlı Bismil ve Eğil, Van vilayetine bağlı Gürpınar, Ağrı vilayetine bağlı Patnos ve Elaziz vilayetine bağlı Karakoçan ve Sivrice. Bu kanunla Çoruh vilayeti yeni bir düzenlemeye tabi tutulmuştur. Buna göre Çoruh vilayetinin yeni merkezi Artvin olmakta ve Borçka, Artvin, Şavşat ve Hopa kazaları ile, Erzurum vilayetinin Yusufeli kazalarını kapsamaktadır. Mevcut Çoruh vilayetinin merkezi olan Rize ve Pazar kazaları da, merkezi Rize kazası olmak üzere Rize vilayeti haline getirilmiştir.

Şemdinli, Hakkâri ve Gevar kazaları ile Siirt vilayetinin Beytüşşebap kazasından oluşmak ve merkezi Çölemerik olmak üzere Hakkâri vilayeti kurulmuştur. Muş vilayetinin Bitlis, Mutki ve Van vilayetinin Ahlat kazaları ile Hizan ve Kotum kazalarından oluşmak ve merkezi Bitlis kasabası olmak üzere Bitlis vilayeti kurulmuştur. Muş vilayetinin Çapakçur, Genç, Solhan ve Bingöl kazaları ile, Erzincan vilayetinin Kiğı kazasından oluşmak ve merkezi Çapakçur kasabası olmak üzere Bingöl vilayeti kurulmuştur. Erzincan vilayetinin Pülümür kazası ile Elazığ vilayetinin Nazımiye, Hozat, Mazgirt, Ovacık, Pertek ve Çemişkezek kazalarından oluşan Tunceli vilayeti kurulmuştur. Kanunda Tunceli vilayetinin merkezi ile ilgili olarak, "İcra Vekilleri Heyeti'nce görülecek lüzuma göre başka mahalle nakledilmek üzere bu vilayetin merkezi şimdilik Elaziz kasabasıdır" denilmektedir. Kanunun yedinci maddesine göre, Muş vilayetinin Sason kazası Siirt vilayetine ve Ağrı vilayetinin Malazgirt kazası Muş vilayetine bağlanmıştır.98

Yeni kurulan bu 5 vilayetle birlikte 1936 yılı başından itibaren vilayet sayısı 62'ye yükselmiştir. Kanunla Rize ile Artvin vilayetlerinin birleştirilmesi sonucu meydana gelen Rize merkezli Çoruh vilayeti tekrar ikiye ayrılmıştır: Merkezi Rize olan Rize vilayeti ve merkezi Artvin olan Çoruh vilayeti. Dahiliye Vekili Şükrü Kaya, kanunun TBMM'de görüşülmesi sırasında, yeni düzenlemenin halkın ihtiyaçlarına cevap vermek için yapıldığını belirtmiştir.99 Tunceli vilayetinin kurulmasıyla birlikte, aynı tarihte Tunceli vilayetinin idaresi hakkında 2884 sayılı kanun da çıkarılmıştır. Kanun 1939 yılı sonuna kadar yürürlükte kalmak üzere kabul edilmiştir. Bu kanun eşkiyalık hareketlerinin yoğun olduğu bölgede, güvenliğin sağlanmasına yönelik bir tedbir olarak düşünülmüştür.100

31 Ocak 1936 tarihli ve 11944 numaralı kararname ile Elaziz vilayetine bağlı Palu kazasının merkezi, bulunduğu yerden kaldırılarak Kovancılar köyüne nakledilmiştir.101

31 Ocak 1936 tarih ve 11945 numaralı kararname ile Bingöl vilayetine bağlı Genç kazasının merkezi Varamerik köyünden Kupar köyüne alınmıştır. Eski kaza merkezi Varamerik, Genç kazasına bağlı olarak yeni kurulan Yayla nahiyesinin merkezi haline getirilmiştir. 102

31 Ocak 1936 tarihli ve 11949 numaralı kararname ile Diyarbekir'e bağlı Bismil nahiyesi kaza haline getirilmiştir. 103

9 Haziran 1936 tarihli ve 3012 numaralı kanunla, dokuz yeni kaza daha kurulmuştur. Bağlı bulundukları vilayetlere göre yeni kazalar şunlardır: Ankara'ya bağlı Çankaya, Antalya'ya bağlı Gündoğmuş, Balıkesir'e bağlı Manyas, Burdur'a bağlı Yeşilova, İstanbul'a bağlı Eyüp, Kastamonu'ya bağlı Kargı, Kocaeli'ne bağlı Gölcük, Çanakkale'ye bağlı Yenice ve Ordu'ya bağlı Gölköy.104

30 Eylül 1936 tarihli ve 12579 numaralı kararname ile Ağrı'ya bağlı Doğubeyazıt kazasının merkezi, bulunduğu yerden kaldırılarak aynı kaza dahilinde ve eski merkeze 4,5 km uzaklıktaki Transit istasyonuna nakledilmiştir. 105

Nisan 1937'de 12933 numaralı kararname ile Elaziz vilayetine bağlı Karakoçan kazasının merkezi, Zelhıdır köyünden Ohu nahiyesinin merkezi bulunan Tepe köyüne ve Ohu nahiyesi merkezi de yeni merkezin adıyla anılmak üzere Aşağılahan köyüne nakledilmiştir. 106

15 Nisan 1937 tarih ve 12945 numaralı kararname ile Diyarbekir'in Ergani Osmaniye kazasının adı Ergani, Elaziz vilayeti Ergani Madeni kazasının adı da Maden olarak değiştirilmiştir. 107

19 Nisan 1937 tarih ve 12946 numaralı kararname ile Bitlis vilayetine bağlı Kotum kazasının merkezi, Kotum köyünden Tatvan nahiyesinin merkezi Tatvan köyüne, Tatvan nahiyesinin merkezi de Kotum köyüne kaldırılmış olup, her ikisi de yeni adlarıyla anılacaktır.108

20 Mayıs 1937 tarih ve 13020 numaralı kararname ile Erzurum Çat kazasının merkezi Çat köyünden vilayet merkez kazasına bağlı Aşkale kasabasına, Aşkale nahiye merkezi de Çat köyüne kaldırılmıştır. Her iki birim yeni merkezlerinin adlarıyla anılacaktır.109

9 Haziran 1937 tarihinde kabul edilen 3223 numaralı kanunla, Mardin'de merkezi Hazak olmak üzere İdil ve merkezi Şamrah olmak üzere Mazıdağı, Erzurum'da merkezi Bayrakdar olmak üzere Karayazı, Diyarbekir'de merkezi Melkiş olmak üzere Çınar ve Tunceli'de merkezi Mameki olmak üzere Kalan adıyla beş yeni kaza kurulmuştur.110

10 Aralık 1937 tarihinde, İcra Vekilleri Heyeti'nin 7806 sayılı kararnamesiyle Elaziz beldesinin adı Elazığ ve 7789 sayılı kararnamesiyle Diyarbekir beldesinin adı Diyarbakır olarak değiştirilmiştir. Karar 31 Aralık 1937 tarihinde bir tamimle duyurulmuştur.111

11 Mayıs 1938 tarihinde kabul edilen 3383 sayılı kanunla, Malatya'ya bağlı Kemaliye ve Erzurum'a bağlı Tercan kazaları Erzincan vilayetine bağlanmıştır.112

20 Mayıs 1938 tarihinde kabul edilen 3393 sayılı kanunla Siirt vilayetinde merkezi Sason kazasının Hazo nahiyesi olmak üzere Kozluk ve merkezi Ziyaret olmak üzere Baykan; İsparta vilayetinde ise merkezi Eğirdir kazasına bağlı Sütçüler nahiyesi olmak üzere Sütçüler kazaları kurulmuştur.113

29 Temmuz 1938 tarihli ve 13984 sayılı kararname ile, Bingöl vilayetine bağlı Bingöl kazasının adı Karlıova olarak değiştirilmiştir.114

20 Aralık 1938 tarihinde Diyarbakır'ın Eğil kazası merkezi Dicle nahiyesinin merkezi olan Piran köyüne ve Dicle nahiyesinin merkezi de Eğil köyüne kaldırılmıştır.115 Aynı tarihli bir kararname ile, yeni kurulan Sütçüler kazasının merkezi Sütçüler kasabası, Baykan kazasının merkezi Siyanis köyü ve Kozluk kazasının merkezi de Hazo olarak belirlenmiştir. Garzan kazasının merkezi ise, adı Kurtalan olarak değiştirilen Ayınkasır köyü olmuştur. Eski Garzan kazasının merkezi, Garzan nahiyesinin merkezi haline getirilmiş ve Kurtalan kazasına bağlanmıştır.116

1923-38 dönemindeki vilayet kaldırılma ve kurulmalarında genel bir istikrarsızlık vardır. Kaldırılan birçok vilayetin daha sonra görülen lüzum üzerine tekrar kurulduğu görülmektedir.

On bir vilayetin kaldırıldığı 1926 Teşkilat-ı Mülkiye Kanunu görüşmelerinde fikirlerini dile getiren Erzurum mebusu Münir Hüsrev (Tökin) Bey'i zaman haklı çıkarmıştır. Hüsrev Bey meclisteki konuşmasında, gelir noksanlığının bir vilayeti kaldırmak için yeterli sebep olmadığını, bazı yerleri idare edebilmek için vilayet teşkilatının gerekli olduğunu savunmuş, Ardahan, Kozan ve Dersim (Tunceli) vilayetlerini buna örnek göstermiş, özellikle Dersim vilayetinin kaldırılmasından sonra, asayiş temininin zor olacağını belirtmiştir. Bu tarihten yaklaşık on yıl sonra, Dersim vilayetinin, yeniden Tunceli vilayeti adıyla, asayişinin temini için hususi bir kanunla birlikte kurulması, yine bu tarihten yetmiş yıla yakın bir zaman sonra asayiş ve sınır güvenliği gibi gerekçelerle Ardahan vilayetinin tekrar kurulması, Münir Hüsrev Bey'in görüşlerindeki isabeti göstermektedir.117 Dolayısıyla, idari taksimattaki düzenlemelerin aceleyle veya yalnızca mali gerekçelerle yapılmış olması; mülki, siyasi, iktisadi ve coğrafi faktörlerin dikkate alınmaması istikrarsızlığın temel sebebi olarak gösterilebilir.

15 Mayıs 1939 tarihli kararname ile Kemaliye kazasına bağlı İliç nahiyesi Kuruçay kazasına bağlanmıştır. Kuruçay kazasının merkezi İliç kazası adıyla anılmak üzere, nahiye merkezi olan İliç köyüne ve İliç nahiyesi merkezi de Kuruçay nahiyesi adıyla anılmak üzere Kuruçay'a nakledilmiştir. Aynı tarihli başka bir kararname ile, Bitlis'in Mutki kazasının merkezi, Hur köyünden Mirtağ köyüne kaldırılmıştır.118

10 Haziran 1939 tarihli 2/11192 sayılı kararname ile Tunceli'nin Ovacık kazasının merkezi olan Pülür köyü beldesinin adı Mareşal Çakmak olarak değiştirilmiştir.119

7 Temmuz 1939 tarihinde kabul edilen 3711 numaralı kanunla Hatay ili kuruldu. Merkezi Antakya olan Hatay vilayeti İskenderun, Kırıkhan, Reyhaniye, merkezi Ordu olan Yayladağı, Dörtyol ve Hassa kazalarından oluşmaktaydı. Bu çerçevede Dörtyol kazası Seyhan vilayetinden alınarak, İslahiye kazasına bağlı Hassa nahiyesi de kaza haline getirilerek Hatay'a bağlanmıştır.120 20 Ekim 1921 tarihli Ankara itilafnamesiyle Fransız mandası altına giren Hatay, 23 Haziran 1937'de Türk Fransız garanti andlaşmasının Cenevre'de imzalanmasıyla bağımsız olmuştu.121

28 Haziran 1943 tarihinde kabul edilen 4444 sayılı kanunla, Balıkesir'in Bigadiç nahiyesi, merkezi Bigadiç kasabası olmak üzere kaza haline getirilmiştir.122

25 Haziran 1945 tarih ve 4769 sayılı kanunla kurulan 8 yeni ilçenin bağlı bulundukları illere göre adları şöyledir: Kastamonu: Abana, Çanakkale: Çan, Çoruh: Ardanuç, Yozgat: Yerköy, Hatay: Altınözü, Ordu: Perşembe, Giresun: Keşap ve Edirne: Lalapaşa.123

13 Şubat 1946'da kabul edilen 4869 sayılı kanunla 10 yeni ilçe kurulmuştur. Yeni kurulan ilçelerin bağlı bulundukları illere göre adları şu şekildedir: Gaziantep: Oğuzeli, Kastamonu: Azdavay, Erzurum: Örtülü, Afyon: Şuhut, Bolu: Seben, Malatya: Doğanşehir, Erzurum: Tekman, Aydın: Koçarlı, Kayseri: Sarız ve Çankırı: Eskipazar.124

30 Aralık 1946 tarihinde kabul edilen 4993 sayılı kanunla Tunceli il merkezi geçici olarak bulunduğu Elazığ kasabasından Kalan kasabasına nakledilmiştir. Aynı kanunla Kütahya iline bağlı merkezi Altıntaş olmak üzere Altıntaş ilçesi kurulmuştur.125

11 Haziran 1947'de kabul edilen 5071 sayılı kanunla 15 yeni ilçe kurulmuştur. Bağlı bulundukları illere göre ilçelerin adları şöyledir: Hatay: Samandağı, Yozgat: Çayıralan, Sivas: İmranlı, Bolu: Mengen, Denizli: Güney, İsparta: Keçiborlu, Kayseri: Yeşilhisar, Niğde: Çamardı, Antalya:
Gazipaşa, Trabzon: Çaykara, Aydın: Germencik, İzmir: Kınık ve Kiraz, Çoruh: Fındıklı ve Kırşehir: Hacıbektaş.126

22 Kasım 1948 tarihli ve 3/8276 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile Niğde iline bağlı Arabsun kazasının adı Gülşehir olarak değiştirilmiştir.127

20 Ekim 1949 tarihli ve 10011 numaralı Bakanlar Kurulu kararıyla, Bolu'nun Mengen ilçesinin Türkbeşli merkezinin adı Mengen olarak değiştirilmiştir.128

22 Ekim1950 tarihli genel nüfus sayımı sonuçlarına göre, Türkiye 63 il, 497 ilçe, 1.418 bucak ve 34.252 köyden oluşmaktadır.129

Sonuç

Cumhuriyet'in ilk döneminde mülki taksimatın hukuki çerçevesi, genelde 1921 ve 1924 anayasaları ile, özelde ise 1913, 1929 ve 1949 tarihli vilayet kanunları ile belirlenmiştir. Zamanla çıkan aksaklıkların ara düzenlemelerle giderilmeye çalışıldığı görülmektedir. Kurtuluş savaşı yıllarındaki değişikliklerin daha çok livaların müstakil hale getirilmesine ve milli olmayan isimlerin değiştirilmesine yönelik olduğu görülmektedir. Cumhuriyetin ilanından sonra hem isim değişiklikleri yoğunlaşmış, hem de vilayet sayısının azaltılması yoluna gidilmiştir. 1924 yılında 74 olan vilayet sayısı 1933 yılında 57'ye kadar inmişse de, 1936 yılında 62'ye çıkarılmıştır.

1939'da Hatay'ın Anavatan'a katılmasıyla birlikte sayı 63'e yükselmiştir. Cumhuriyetin ilk dönemindeki idari taksimatla ilgili değişiklikler bunlarla sınırlı kalmamıştır. Dönem içerisinde çok sayıda yeni ilçe kurulmuş, bazı yerleşim birimlerinin merkezleri değiştirilmiş veya yeni yerleşim birimlerine taşınmıştır. Dönemin ortalarından itibaren değişikliklerin azalması, mülki taksimatta belli bir istikrarın sağlandığını göstermektedir.

1 İlber Ortaylı, "Türkiye'de Taşra Yönetim ve Yöneticiliğinin Evrimi", Toplumsal Yapıyla İlişkileri Açısından Türkiye'de Mülki İdare Amirliği, Ankara 1976, s. 19.
2 Tevfik Çavdar, "Osmanlı Döneminde Nüfus Bilgileri", Osmanlı, İV, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara 1999, s. 556.
3 Tuncer Baykara, Anadolu'nun Tarihi Coğrafyası'na Giriş, I, Anadolu'nun İdari Taksimatı, Ankara 1988, s. 136-140.
4 Tuncer Baykara, "Cumhuriyet DönemindeTürkiye Mülki Taksimatının Gelişmesi", Hacettepe Beşeri Bilimler Dergisi, 10/3 (Haziran 1980), s. 116.
5 Ceride-i Resmiye, 7 Şubat 337, nr. 1, s. 2. Suna Kili-A. Şeref Gözübüyük, Türk Anayasa Metinleri, "Senedi İttifaktan Günümüze", Ankara 1985, s. 92. Yeni Türk Devleti'nin bu ilk anayasasında nahiyenin bir veya birkaç köyden oluşması yanında, bir kasabanın da nahiye olduğu belirtilmektedir (a.g.e., s. 93).
6 Vecihi Tönük, Türkiye'de İdare Teşkilatı, Ankara 1945, s. s. 258.
7 Nitekim, Millî Mücadele'den hemen sonra 25 Aralık 1922'de toplanan Saruhan Livası Meclis-i Umumisi zabıtlarında, 1921 anayasasının söz konusu hükmüne rağmen, Saruhan'dan liva ve idarecisinden de mutasarrıf olarak söz edilmektedir. Bkz. Saruhan Meclis-i Umumisi Birinci Devre-i İctimaiyesine Mahsus Zabıt Hulâsası, Manisa (ty), s. 2-3.
8 Ceride-i Resmiye, 21 Şubat 337, nr. 3, s. 4.
9 Kili-Gözübüyük, a.g.e., s. 128.
10 Dahiliye Vekaleti, İdare Taksimatı 1936, Ankara 1936, s. 7-8; Baykara, a.g.m., s. 118.
11 Resmi Ceride, 17 Mayıs 1340, nr. 70, s. 8.
12 Resmi Ceride, 17 Mayıs 1340, nr. 70, s. 9.
13 İdare, 1/1 (Nisan 928), s. 23-24.
14 İdare, 1/1 (Nisan 928), s. 70-71.
15 İdare, İ/2 (Mayıs 1928), s. 135-136.
16 Ayrıntı için bkz. "Fek İrtibat ve İlhak Muamelatı Hakkında", İdare, İ/4 (Temmuz 1928), s. 9­10.
17 İdare, İİ/13 (Nisan 1929), s. 455-456; Düstur, Üçüncü Tertip, C. 10, s. 842-43.
18 İdare, İİ/3, s. 456.
19 Manisa örneği için bkz. TCBİGD, Genel Nüfus Sayımı Manisa Vilayeti 20 İlk Teşrin 1935, İstanbul 1940, s. 6, 8; BİUM, Genel Nüfus Sayımı 20 İlk Teşrin 1940 Vilayetler, Kazalar, Nahiyeler ve Köyler İtibariyle Nüfus ve Yüzey Ölçü, Ankara 1944, s. 459, 461.
20 1944 idare taksimatına göre Türkiye'deki bucak sayısı 937'dir. Bu rakam, vali ve kaymakamlar tarafından idare edilen il ve ilçe merkezlerine bağlı köy gruplarının veya merkez bucaklarının ilave edilmesiyle 1. 400 olmaktadır. Bkz. A. Kemal Varınca, "Köy Teşkilatı ile Bucak Teşkilatının İlgi ve Bağlantısı", İdare Dergisi, XVİ/176 (Eylül-Ekim 1945), s. 59.
21 Varınca, a.g.m., s. 54-56.
22 İçişleri Bakanlığı'nın 1944 yılı bütçesinden çıkarılan hesaplara göre, 940 bucaktan yalnızca 14'ünde teşkilat bulunmaktadır ki, bu da müdür dışında birer tahrirat ve nüfus kâtibinden ibarettir. Diğerlerinde mülkî teşkilat adına sadece müdür bulunmaktadır. Varınca, a.g.m., s. 61.
23 T. C. Resmi Gazete, Sayı 3331 (16 Haziran 1939), s. 6645.
24 İdare, 14 (Şubat 1942), s. 3378-79.
25 T. C. Resmi Gazete, S. 7236 (18 Haziran 1949), s. 16434.
26 T. C. Resmi Gazete, S. 7236 (18 Haziran 1949), ss. 16429-34.
27 1935 yılında dilde özleştirme çabaları çerçevesinde Vilayet = İl, Kaza = İlçe, Nahiye = Kamun, Karye = Köy, Vali = İlbay, Kaymakam = İlçebay ve Nahiye müdürü = Kamunbay olarak adlandırılmıştır. "Osmanlıcadan Türkçeye Karşılıklar Kılavuzu", Ülkü, V/27 (Mayıs 1935), s. 106. Bu kelimeler dönemin resmî yayınlarında ve basında yaygın olarak kullanılmıştır. Bu çerçevede Şehir = Şar ve Belediye reisi = Şarbay olarak adlandırılmıştır.
28 T. C. Resmi Gazete, S. 7236 (15 Haziran 1949), s. 16429.

29 DİE'nin ilgili tarihlerdeki nüfus sayım veya milletvekili seçim sonuçlarına göre.
30 Düstur, Üçüncü Tertip, İ, Ankara 1953, s. 36; TBMM Kavanin Mecmuası, C. 1, Ankara 1943, s. 419.
31 Düstur, Üçüncü Tertip, İ, s. 56-57; Ceride-i Resmiye, 28 Şubat 1337, nr. 4.
32 Düstur, Üçüncü Tertip, İ, s. 72; Ceride-i Resmiye, 21 Mart 1337, nr. 7.
33 Düstur, Üçüncü Tertip, İ, s. 110; Ceride-i Resmiye, 4 Nisan 1337, nr. 9.
34 Düstur, Üçüncü Tertip, İ, s. 113; Ceride-i Resmiye, 4 Nisan 1337, nr. 9.
35 Düstur, Üçüncü Tertip, İ, s. 114; Ceride-i Resmiye, 4 Nisan 1337, nr. 9.
36 Düstur, Üçüncü Tertip, İ, s. 123; Ceride-i Resmiye, 11 Nisan 1337, nr. 10.
37 Düstur, Üçüncü Tertip, İ, s. 146; Ceride-i Resmiye, 7 Mart 1337.
38 İ. Dönem Zabıt Ceridesi, İX, s. 269-271; Fahri Çoker, Türk Parlamento Tarihi Milli Mücadele ve TBMM İ. Dönem 1919-1923, I, Ankara 1994, s. 697-700.
39 Düstur, Üçüncü Tertip, İİ, s. 57-58.
40 Düstur, Üçüncü Tertip, İİ, s. 66.
41 Çoker, Türk Parlamento Tarihi 1919-1923, I, s. 720-721.
42 Kâzım Öztürk, Türk Parlamento Tarihi TBMM-İİ. Dönem 1923-1927, III, Ankara 1995, s. 803.
43 Resmi Ceride, 1/28 (2 Teşrin-i evvel 1339), s. 1.
44 Kasabât ve Kurâ İstatistiki 1339 İzmir, Nafiz Mustafa Matbaası, İzmir (İzahat kısmının altında fi Eylül 340 yazmaktadır) s. 30.
45 Resmi Ceride, 2/65 (13 Mart 1340), s. 2.
46 Resmi Ceride, 2/81 (7 Kânun-ı sani 1341), s. 2; Ankara 1925, s. 28.
47 Resmi Ceride, 2/82 (14 Kânun-ı sani 1341), s. 1; Düstur, Üçüncü Tertib, C. Vİ, s. 49; Muzaffer Gökman, 50 Yılın Tutanağı, İstanbul 1973, s. 33; Büyük Millet Meclisi Kavanin Mecmuası, C. 3, s. 33.
48 Ali Galip Baltaoğlu, Atatürk Dönemi Valileri (29 Ekim 1923-10 Kasım 1938), Ankara 1998, s. 34.
49 Resmi Ceride, 3/119 (17 Haziran 1341), s. 3.
50 Resmi Ceride, 3/119 (17 Haziran 1341), s. 3.
51 Resmi Ceride, 3/138 (14 Temmuz 1341), s. 327.
52 Resmi Ceride, 3/140 (16 Temmuz 1341), s. 2.
53 TBMM Kavanin Mecmuası, C. 4, Ankara 1941, s. 932-33; Baykara, a.g.m., s. 119; Gökman, a.g.e., s. 46.
54 Baltaoğlu, a.g.e., s. 35.
55 TBMM Kavanin Mecmuası, C. 4, s. 932-35; Gökman, a.g.e., s. 46.
56 Düstur, 3. Tertip, C. 8, Ankara 1946, s. 11. "Ağrı İli Merkez İlçesi İdari Coğrafyası", İdare Dergisi, 20/196 (Ocak-Şubat 1949), s. 259.
57 TBMM Kavanin Mecmuası, C. 5, Ankara 1939, s. 44.
58 Türkiye Büyük Millet Meclisi Kavanin Mecmuası, C. 6, Ankara 1928, s. 246; İdare, 1/6 (Eylül 928), ss. 37-53; Gökman, a.g.e., s. 55; Kâzım Öztürk, Türk Parlamento Tarihi TBMM - III. Dönem 1927-1931, II, Ankara 1995, s. 457.
59 İdare, 1/5 (Ağustos 928), s. 2.
60 İdare, 1/6 (Eylül 928), s. 16.
61 İdare, 2/19, (Teşrinievvel 929), s. 1204.
62 İdare, 1/7 (Teşrinievvel 928), s. 10.
63 İdare, 1/8 (Teşrinisani 928) s. 36.
64 İdare, 1/8 (Teşrinisani 928), s. 67.
65 İdare, 2/11 (Şubat 929), s. 186.
66 İdare, 2/11 (Şubat 929), s. 203.
67 İdare, 2/11 (Şubat 929), ss. 235-274.
68 İdare, 2/14 (Mayıs 929), s. 624.
69 İdare, 2/13 (Nisan 929), s. 489.
70 İdare, 2/13 (Nisan 929), s. 490-491.
71 İdare, 2/15 (Haziran 929), s. 711-712; Baltaoğlu, a.g.e., s. 35; Düstur, 3. Tertib, X, s. 1797; Gökman, a.g.e., s. 61.
72 İdare, 2/20 (Teşrinisani 929), s. 1344; İdare, 2/19 (Teşrinievvel 929), s. 1218-19.
73 İdare, 2/21 (Kanunuevvel 929), s. 1415-16; Gökman, a.g.e., s. 62. (Resmi Gazete, 9 Aralık 1929).
74 İdare, 3/22 (Kanunusani 1930), s. 45.
75 İdare, 3/26 (Mayıs 1930), s. 840-41.
76 İdare, 3/28 (Temmuz 1930), s. 1428.
77 İdare, 3/30 (Eylül 1930), s. 1757.
78 İdare, 4/39 (Haziran 1931), s. 502.
79 İdare, 4/40 (Temmuz 1931), s. 863.
80 İdare, 4/42 (Eylül 1931), s. 1106-7.
81 İdare, 4/46 (Kânunusani 1932), s. 67-68.
82 İdare, 5/48 (Mart 1932), s. 286.
83 İdare, 5/51 (Haziran 1932), s. 651.
84 İdare, 5/52 (Temmuz 1932), s. 819; Düstur, 3. Tertip, C. XII, s. 915; Fahri Çoker, Türk Parlamento Tarihi TBMM-IV. Dönem (1931-1935), I, Ankara 1996, s. 256; Gökman, a.g.e., s. 67.
85 İdare, 5/52 (Temmuz 1932), s. 877.
86 İdare, 6/60 (Mart 1933), s. 1380.
87 İdare, 6/62 (Mayıs 1933), s. 584-85; Baltaoğlu, a.g.e., s. 35-36.
88 Baltaoğlu, a.g.e., s. 36-37.
89 İdare, 6/62 (Mayıs 1933), s. 591; Çoker, a.g.e., I, s. 256-57; TBMM Kavanin Mecmuası, C. 12, Ankara 1934, s. 351.
90 İdare, 6/65 (Ağustos 1933), s. 1092-1093.
91 İdare, 7/70 (İkinci Kânun 1934), s. 94.
92 İdare, 7/70 (İkinci Kânun 1934), s. 11; Düstur, 3. Tertib, C. XV, s. 67; Çoker, a.g.e., I, s. 257.
93 İdare, 7/73 (Nisan 1934), s. 490.
94 İdare, 7/76 (Temmuz 1934), s. 1012; Düstur, 3. Tertib, C. XV, s. 1120; Çoker, a.g.e., I, s. 257.
95 İdare, 7/76 (Temmuz 1934), s. 1127-28; Düstur, 3. Tertib, C. XV, s. 1290; Türk Parlamento Tarihi, 1931-35, C. I, s. 257.
96 "Ağrı İli Merkez İlçesi İdari Coğrafyası", İdare Dergisi, 20/196 (Ocak-Şubat 1949), s. 260'da ve birçok Ansiklopedinin Ağrı maddesinde değişiklik tarihi 1938 şeklinde verilmekle beraber, 25 Aralık 1935 tarihli kanunda Ağrı şeklinde geçmektedir.
97 İdare, 8/93 (Birincikânun 1935), s. 2096.
98 T. C. Resmi Gazete, Sayı 3197 (4 Kanunusani 1936), s. 5902; Düstur, Üçüncü Tertip, C. 17, Ankara 1936, s. 171-173; Baltaoğlu, a.g.e., s. 37.
99 Baltaoğlu, a.g.e., s. 37.
100 T. C. Resmi Gazete, Sayı 3195 (2 Kanunusani 1936), s. 5892-3; Düstur, Üçüncü Tertip, C. 17, s. 165-170; Baltaoğlu, a.g.e., s. 38.
101 İdare, 9/97 (Nisan 1936), s. 497.
102 İdare, 9/97 (Nisan 1936), s. 497-8.
103 İdare, 9/97 (Nisan 1936), s. 513-14.
104 T. C. Resmi Gazete, Sayı 3330 (15 Haziran 1936), s. 6640; Düstur, Üçüncü Tertip, C. 17, s. 1209; İdare, 9/100 (Temmuz 1936), s. 1074-5; Gökman, a.g.e., s. 79. Bu kazalara bağlı köyler için bkz. T. C. Resmi Gazete, Sayı 3367 (28 Temmuz 1936), s. 7001-4.
105 İdare, 9/103-104 (Birinci ve İkinci teşrin 1936), s. 1313.
106 İdare, 10/110 (Mayıs 1937), s. 552.
107 İdare, 10/110 (Mayıs 1937), s. 554-55.
108 İdare, 10/110 (Mayıs 1937), s. 555.
109 İdare, 10/111 (Haziran 1937), s. 627.
110 İdare, 10/113 (Ağustos 1937), s. 806; TBMM Kavanin Mecmuası, C. 17, Ankara 1937, s. 935.
111 İdare, 10/118 (İkincikânun 1938), s. 125; Düstur, Üçüncü Tertib, C. 19, Ankara 1938, s. 136-7.
112 İdare, 11/123 (Haziran 1938), s. 464; Düstur, Üçüncü Tertib, C. 19, s. 668.
113 Düstur, Üçüncü Tertib, C. 19, s. 701; Gökman, a.g.e., s. 89.
114 İdare, 11/124 (Temmuz 1938), s. 634.
115 İdare, 12/130 (İkinci Kânun 1939), s. 61.
116 İdare, 12/130 (İkinci Kânun 1939), s. 62-64.
117 Baltaoğlu, a.g.e., s. 38.
118 İdare, 13/134 (Mayıs 1939), s. 575.
119 İdare, 13/135 (Haziran 1939), s. 646.
120 Düstur, Üçüncü Tertib, C. 20, s. 1711-15; İdare, 13/136 (Temmuz 1939), s. 759-760, 764; Gökman, a.g.e., s. 107; Gotthard Jaeschke, Türkiye Kronolojisi 1938-1945, Çev. Ayşegül Koçak, Ankara 1990, s. 13.
121 Jaeschke, a.g.e., s. 12.
122 T. C. Resmi Gazete, Sayı 5444 (1 Temmuz 1943); TBMM Kavanin Mecmuası, C. 25, Ankara 1943, s. 558. Gökman, a.g.e., s. 115.
123 TBMM Kavanin Mecmuası, C. 27, Ankara 1945, s. 758: T. C. Resmi Gazete, Sayı 6047 (3 Temmuz 1945); Gökman, a.g.e., s. 119; Cumhuriyetin 50. Yılında Ordu 1973 İl Yıllığı, Ankara (ty), s. 28.
124 Düstur, Üçüncü Tertip, C. 27, Ankara 1946, s. 964; T. C. Resmi Gazete, Sayı 6237 (20 Şubat 1946); Gökman, a.g.e., s. 120.
125 TBMM Kanunlar Dergisi, C. 29, Ankara 1947, s. 258; T. C. Resmi Gazete, Sayı 6498 (6Ocak 1947).
126 TBMM Kanunlar Dergisi, C. 29, s. 704; T. C. Resmi Gazete, Sayı 6635 (18 Haziran 1947); Gökman, a.g.e., s. 128.
127 T. C. Resmi Gazete, Sayı 7074 (8 Aralık 1948), s. 1.
128 T. C. Resmi Gazete, Sayı 7352 (12 Kasım 1949), s. 1.
129 Türkiye Cumhuriyeti Başvekalet İstatistik Umum Müdürlüğü, 22 Ekim 1950 Umumi Nüfus Sayımı Vilayet, Kaza, Nahiye ve Köyler İtibariyle Nüfus, (yty), ss. 57-395.

  
6263 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın