• Anasayfa
  • https://www.facebook.com/tarihtarihdergisi/
  • https://twitter.com/tarihtarihdergi
Milli Mücadele'nin Deniz Cephesi / Yrd. Doç. Dr. Rahmi Doğanay

Brinci Dünya Savaşı sonrasında savaşın galibi devletler Osmanlı Devleti'ne karşı acımasız ve hayalci bir yaklaşım göstermişlerdi. Yüzyılların ürünü Şark Meselesini kendi programları çerçevesinde çözme konusunda, adeta yağma edercesine Osmanlı topraklarını paylaşmaya yönelmişler, Mondros Ateşkes Andlaşması'nı yürürlüğe koyarak işgaller sırasında kendilerine bir zorluk çıkarılmasını engellemek istemişlerdi. İstanbul'u avuçlarına alıp Orta ve Yakın Doğu'da istedikleri düzeni kuracaklar, Anadolu'yu da bu düzenin gereklerine uyduracaklardı. İtilaf Devletleri, Türk Milleti'nin bu oldu bittilerle kolayca teslim alınabilecek, köle ruhlu bir toplum olmadığını hesaba katmamışlardı. Anadolu'nun her köşesinde kısa süre içinde işgallere ve Türklerin istiklaline yönelik hareketlere karşı tepkiler ortaya çıktı. Türk milleti organize olmasa bile topyekün bir savaşa hazırlanmakta ve bunun işaretlerini vermekteydi.

19 Mayıs 1919'da Mustafa Kemal Paşa'nın Anadolu'ya geçmesiyle bu direnişler programlı bir şekle dönüşmüş, bağımsızlık için, bazı zorluklar yaşansa bile milli bir hareket başlatılmıştı. İşte bu noktada İtilaf Devletlerinin çıkarları ve programları tehlikeye düştüğü için, Anadolu'da başlayan bağımsızlık savaşını söndürmek üzere harekete geçmişlerdi. Sömürgeci Batılı ülkelerin ekonomik, siyasi, askeri, stratejik hedeflerine ulaşmaları Milli Mücadele'nin bastırılmasına bağlıydı. Bunun için İngiltere, Yunanistan'ı Batı Anadolu'dan içerilere gönderirken, Boğazlar, Karadeniz ve Kafkaslar üzerinden uyguladığı kuşatma politikası ile O'nun can damarlarını kesmek yoluna gitmiş, Amerika, Fransa, İtalya'da ganimetten pay alma yarışında geri kalmamak için bu uygulama içinde yer almışlardı. 1918 Ekim ayı sonundan, 1922 Eylül'üne kadar bu çabalar sürdürüldü. Bu zaman dilimi içinde Karadeniz yoluyla Anadolu'ya Rusya'dan ve İstanbul'dan gelen savaş araç-gereçlerinin gelmesini engellemek, Anadolu'yu, yarattığı etnik ayrılıklarla parçalamak, Milli Mücadele'nin inancını kırmak için, savaş gemilerini Karadeniz'e gönderip Türk taşımacılığını engellemek, Türk liman ve şehirlerini topa tutmak, yerli ve yabancı pek çok kimseyi casus olarak Anadolu'ya sokmak, gayrimüslimlerle bir dayanak noktası bulmak, Türk halkını Milli Mücadele'ye karşı ayaklanmaya yönlendirmek, kıyılara bildiriler atmak, olumsuz propaganda yapmak gibi faaliyetlerde bulundular.

Anadolu'daki Milli Hareket de yılmadan, bütün bu zorluklara karşı gerekli önlemleri alarak savaştı. İtilaf Devletlerinin her türlü faaliyetine karşı alınan önlemlerle bu yıkıcı faaliyetlerin etkisi kırıldı. Bu faaliyetler siyasi ve askeri alanlarda yürütüldü. Siyasi alanda casusluk, Pontus ve Ermenicilik hareketlerine karşı propaganda ve milli kuruluşların karşı faaliyetleri yer aldı. Askeri alanda da nakliye, güvenlik ve lojistik faaliyetleri yürütüldü.

1. Karşı Propaganda

A. Casusluk Faaliyetlerinin Engellenmesi

İtilaf Devletleri Karadeniz'deki faaliyetleri sırasında, çeşitli kimliklerle kendi adamlarını Anadolu'ya göndererek mesajlarını işbirlikçilere ulaştırıyorlar veya Anadolu içlerinden haberler alıyorlardı. Bunun için yerli ve yabancı, uygun şahısları kullanıyorlardı. Zararlı cemiyet üyesi Türkler ve hatta Anadolu'ya geçecek Milli Mücadele taraftarı asker, subay ve siviller arasına da casuslar sokulmaya çalışılıyordu.1 İstanbul'dan silah kaçırma işlerinde yardımcı olan bazı yabancı uyruklular veya yerli Rum ve Ermeniler de casus olarak çalışıyorlardı. İngiliz casusu iken, sonra Türk tarafına geçen Pandikyan adındaki Ermeni bunlardan biriydi.2 Gerek İstanbul'daki gizli cemiyetler ve onların önemli noktalarda elde ettikleri adamlar, gerekse böyle ikili oynayan casuslar aracılığı ile Anadolu bu gelişmelerden haberdar oluyor ve gerekli tedbirler alınıyordu. Bu tür bilgiler Ankara'da toplanıyor ve ilgililere önlemleri ile birlikte bildiriliyordu. Bu konuda en sık rastlanan olay, gerek Karadeniz kıyılarına ve gerekse Anadolu içlerine ve doğusuna casuslar gönderilmesi oluyordu. Bunlar etnik, dini, kültürel ayrılıkları kışkırtarak halkı bölüp parçalamak üzere gönderiliyorlardı. Ankara bunları kendi örgütleri aracılığı ile öğreniyor, durumları şüpheli görülenler soruşturmaya tabi tutulup, İstiklal Mahkemelerinde yargılanıyorlardı.3

Karadeniz kıyı şehir ve limanlarında mevki kumandanları Polis Teşkilatı temsilcileri, İstihbarat subaylıkları bu gibi gelişmeleri izleme görevleri yapıyorlar, elde ettikleri bilgilerin gereğini yapıyorlardı. Milli Mücadele için zararlı kişilerin ve basın yayın organlarının Karadeniz yoluyla Anadolu'ya girmelerini engellemek için Karadeniz kıyıları bölümlere ayrılıp, her bölgenin başına bir sorumlu atanması yoluna gidilmişti. Buna göre;

Birinci Kısım: Sakarya batısından Akçaşehir doğusuna kadar olup, Düzce Kuvayı Tedibiye Kumandanlığı'na

İkinci Kısım: Akçaşehir ile Kozlu arası olup, Ereğli Mevkii Kumandanlığı'na

Üçüncü Kısım: Kozlu ve Amasra dahil aralarındaki bölge, Bartın Havali Kumandanlığı'na

Dördüncü Kısım: Amasra ile Cide arası, Cide Ahzı Asker Şubesine

Beşinci Kısım: Kerempe-Ayancık arası, İnebolu Mevkii Kumandanlığı'na

Altıncı Kısım: Ayancık-Gerze dahil, Sinop Mevkii Kumandanlığı'na bağlanacaktı.

Sahiller gece ve gündüz devriyeler çıkarılarak gezdirmek yoluyla gözetlenecekti.4
Bu tedbirlere, Anadolu'ya gelen Rum, Ermeni göçmenler yanında yabancı uyruklu şahısların ve Anadolu'ya geçmek isteyen Türkler arasında İstanbul ve İtilaf yanlısı kişilerin bulunduğu haberlerinin alınması dolayısıyla başvuruluyordu. Bazı şüpheli kişiler de daha yolculukları sırasında, vapurlarda izlenerek hem onlardan bilgi sızdırmak, hem de etkisiz hale getirmek amaçlanıyordu.5

Bu konuda yabancıların en çok kullandıkları unsur da Anadolu'daki azınlık ve misyoner okulları olmuştu. Amasya'daki Merzifon Amerikan Koleji, Kayseri-Talas'taki Ermeni Okulu, Bafra Rum Okulu bu konuda örnek gösterilebilir. Okulların İtilaf desteğine sahip olması ve bunların adeta dokunulmazlık statüsüne sahip olmaları, faaliyetlerinin kontrolünü güçleştiriyordu. Ancak Türkler zararına faaliyetleri sabit görüldüğünde gereken işlemin yapılmasında tereddüt edilmemişti. Ankara Hükümeti, sadece bunları kapatmakla kalmamış, personelini tutuklamış veya sınır dışı etmiş olduğu gibi, yabancı uyruklular için Türkiye'ye girmeyi yasaklamış, Türkiye'dekileri sınır dışı etmişti.6

Ankara kendisinden habersiz Anadolu'ya hiç kimsenin çıkmasını istemiyordu. Daha önce bahsedilen tedbirlerin alınmasında, Samsun'a gelen bir Amerikan ve bir İtalyan temsilcisinin habersiz olarak Samsun'a gelip yerleşmesi önemli bir rol oynamıştı.7

1920 yılı sonlarında bu faaliyetler o kadar artmış olmalıydı ki, Kastamonu Havalisi Kumandanlığı, Wrangel ordusundan sığınanlar, küçük kayık ve motorlarla karaya çıkmak isteyen İngiliz casusları, olumsuz propagandalar, Rusya ile Anadolu kıyıları arasında silah kaçakçılığı yapanların engellenmesi için, Sinop-İnebolu-Ereğli limanları arasında birkaç motor bulunmasının gereğini Erkan-ı Harbiye Riyasetine bildiriyordu.8 Bu konuda yapılmış girişimler vardı, ancak Türk deniz gücünün yetersizliği kıyıların tam kontrol edilebilmesine engel oluyordu. Sıkı bir kontrol uygulanmasına karşı, yeterli araç gerecin bulunmayışı alınan tedbirleri zaman zaman etkisiz bırakıyordu. İngiliz casusu Mustafa Sagir, Hintli bir Müslüman olmasının da sağladığı avantajla İnebolu üzerinden Ankara'ya kadar gitmiş ve bir süre çalıştıktan sonra casus olduğu anlaşılabilmişti.9 Bu olaydan sonra Milli Mücadele'ye katılmak üzere gönüllü olarak gelen bazı Hintli ve Müslüman askerler üzerinde daha sıkı bir kontrol yapılmıştı.10 Türk limanlarına gelen İtilaf gemilerinin halk ile ilişki kurmalarına engel olunması, küçük limanların ve kıyıların kontrolü ve bu gibi ilişkiler ile Rum, Ermeni veya casus çıkarılmasına engel olunması, kıyıdan gemilerle veya gemiden çıkanlarla görüşen veya onlara şifre ve işaret verenlerin cezalandırılması, Ermeni ve Rum çete üyeleri ile casus taşıdıklarından şüphelenilen vapurların limanlara sokulmaması11 gibi önlemler alınarak, bu gibi gelişmeler önlenmeye çalışılmıştı.

Bu konularda bilgiler, öncellikle bölgedeki görevliler aracılığı ve İstanbul'da faaliyet gösteren gizli gruplar kanalıyla elde ediliyordu. Bölgede olayla yüz yüze gelen yetkililer normal olarak bilgi sahibi olurken, zaman zaman İstanbul'dan gelen bazı kişilerden, Karadeniz'de seyreden vapur kaptanlarından da bazı istihbaratlar alıyorlardı. Ancak bunların güvenilirliği tartışılabilirdi.

İstanbul'daki gizli örgütler yapabildikleri ölçüde, casusluk faaliyetleri ile ilgili haber toplayıp, bunları Ankara'ya ulaştırıyorlardı. Bu bilgiler içinde, İngilizlerin İstanbul'daki azınlıklar ve işbirlikçi bazı Türklerden de casus olarak faydalandıkları belirtiliyordu. Casusların hangi yoldan, hangi kimlikle Anadolu'ya geçeceklerinin bildirildiği bile oluyordu.12 Bunlar arasında Kürtçülük, Ermenicilik ve Rumculuk davalarını kışkırtacak şahısların çeşitli kılık ve kimlikler altında, Karadeniz ve özellikle İnebolu'dan karaya çıkacaklarını bildiren raporlar da vardı.13 Bu bilgileri alan Ankara, casusluk faaliyetlerini önlemede yetersiz araç-gereç durumuna göre önemli başarılar elde etmişti. Bilgi toplama işinde, uygun düşen durumlarda Rusya temsilcileri de Türklere bazı duyumlarını anlatarak yardımcı olmuşlardı. Rus elçisi Medivanni Trabzon'a geldiğinde, Batum'daki gelişmeleri Trabzon valisine anlatmış, İngilizlerin Batum'a getirdikleri casusları Rumlar arasında Anadolu'ya çıkaracaklarını bildirmişti.14

B. Pontus Faaliyetlerine Karşı Alınan Önlemler

Milli Mücadele sırasında İtilaf Devletleri, özellikle Yunanistan ve İngiltere Ermeni sorununda olduğu gibi, Karadeniz kıyılarında bir Pontus sorunu ortaya atarak, Türk ordusunu arkadan vurmak, Yunan ordusu karşısındaki orduyu ikiye bölmek için bir cephe açmaya çalıştılar. Amerika ve Fransa da Hıristiyanları kurtarma görüntüsüyle bunları desteklediler.

Milli Mücadele başlarken, Pontus Rum çetesi yirmi beş bin kişilik bir güce ulaşmış bulunuyordu. Yunanistan ve Rusya'dan da hala bu çetelere eleman taşınıyordu. Bu çetelerin saldırılarına karşı düzenli bir Türk gücü yoktu. Baskı altında bulunan Müslüman halk bunlara karşı koymaya çalışırken, Giresun'da ortaya çıkan Osman Ağa (Topal Osman) Rumlara karşı en önemli güç oldu ve saldırılarına karşı koymaya çalıştı.15 Trabzon, Amasra, Zonguldak, Giresun gibi diğer kıyı şehirlerinde oluşturulan Milli Cemiyetler bunlara karşı savunmayı üstlendiler. İlerleyen zaman içinde bu cemiyetler, Karadeniz limanlarına gelen silah ve cephanenin içerilere taşınmasında da önemli görevler üstlendiler. Milli Mücadele etkinliğini arttırdıkça, düzenli birlikler Rum hareketlerini önlemek için organize edildiler. Kıyı karakolları ve denizde faaliyet gösteren motorlar Rum çetelerine ve bunları taşıyan kayık ve motorlara karşı mücadele ettiler.

Pontusçular Karadeniz kıyısında bir devlet kurmak istiyorlardı ve bunların engellenmesi ve yabancıların desteklerinin çektirilmesi için siyasi bir boyut içinde de ele alınması gerekiyordu. Erzurum Kongresi'nin toplanma gerekçelerinden biri de buydu.16 Daha 1918 Aralık ayında, Trabzon'da Faik Ahmet (Barutçu) tarafından İstikbal adında bir gazete çıkarılarak, Rum isteklerine karşı kamuoyu oluşturmaya yönelinmişti. 1919 Şubat ayında kurulan Trabzon Muhafaza-i Hukuk Cemiyeti de bu paralelde çalışmalarına başlamıştı. Bu gelişmeler Pontus sorununa ve işgallere karşı bölgede ilk tepkiler olarak ortaya çıkmış ve kamuoyunun dikkatini bu konuya çekmişlerdi. Karadeniz kıyılarındaki Türk şehirlerinde, özellikle 1920 yılı başlarında İstanbul'un işgali ile birlikte, Pontus ve Ermeni faaliyetleri de mitingler ve telgraflarla protesto edilmişti.17 İtilaf Devletleri desteğinde Trabzon ve Karadeniz kıyılarına Rum göçmenlerin getirilmesine karşı bölgedeki yöneticilerin dikkatli davranarak, özellikle Kafkasya ve Rusya'dan getirilecek çok sayıda Rum'u kabul etmemeleri, Türklerin kendi insanına yetemezken, bunlarla da ilgilenmesinin mümkün olmadığı belirtiliyordu. 1919 Aralık ayında, Trabzon'daki yöneticilere ve İngiliz temsilcisine bu konuda uyarı yazısı gönderiliyordu.18 Gerek İstanbul, gerekse Batum yoluyla Karadeniz'e çıkan Rum ve Ermeni göçmenler ve çeteler hakkında önceden haber alınması üzerine, hemen Karadeniz liman ve şehirleri uyarılıp, bunların Anadolu'nun herhangi bir noktasında karaya çıkmalarına engel olunmaya çalışılıyordu.19

Bu bilgilerin toplanmasında P. rumuzuyla çalışan gizli istihbarat teşkilatının önemli hizmetleri oluyordu. Sadece yerli gayrimüslimler ve Türkler hakkında değil, Anadolu'ya çeşitli görev ve sıfatlarla gelen yabancılar hakkında da bilgi toplayabiliyorlardı.

1919 ve 1920 yıllarında bu gibi faaliyetlerle Pontus hareketlerine karşı konulmaya çalışılırken, 1921 başlarında 3. Kolordu, Birinci Merkez Ordusu şekline sokularak Pontus faaliyetlerini önleme görevi verildi.20 Rumların İtilaf Devletleri desteği ile Türklere karşı saldırgan hareketlerde bulunmalarını önlemek ve Türk ordusunun güvenliğini sağlamak için 15-55 yaş arasındaki Rumlar iç bölgelere yerleştirildi.21 Tabi ki, bu da İtilaf tarafından bir Rum kıyımı olarak propaganda edildi. Halbuki Türkler, Karadeniz'in herhangi bir yerine Yunan çıkarması yapılacağı haberleri üzerine, Müslümanların galeyana gelip Hıristiyanlara karşı bir eylem yapmalarını da her zaman elinden geldiğince önlemeye çalışmışlardı. Bu konuda Ankara'dan Samsun, Giresun, Trabzon, İnebolu gibi şehirlere kesin talimatlar gönderiliyordu. Rumlara karşı saldırgan hareketlerde bulunan Türkler de kanuni işleme tabi tutulup, suçluysa cezalarını çekiyorlardı.22

Ankara Hükümeti, Hıristiyanların kıyıma uğradığı iddiası ile yapılan propagandaları diğer devletler katında da zaman zaman protesto edip, kamuoyuna gerçekleri bu yolla göstermek yolunu denemişti. 16 Temmuz 1921'de, Hariciye Vekili Yusuf Kemal böyle bir muhtıra vermişti. "Bir taraftan Yunan ordusu işgal eylediği vatanımızı tahrip... ve Müslümanları katl ve imha eylemektedir. Diğer taraftan gizli Yunan Cemiyetleri ve bunlar yanında Pontus, Karadeniz sahillerinde de bir hükümet kurmak maksadıyla aynı suretle Türk ve Müslüman unsura karşı suikastler tertibi ile meşguldür. Yunan silahları ile donatılmış olan bu çetelere Mütarekeyi takiben yoğun silah ve mühimmat verilmiştir. Yunan ordusunun önden ve Pontus çetelerinin arkadan Türk ordusunu kuşatmaya karar vermiş oldukları anlaşılır" 23 diyordu. Bu gibi protestoların sağlam delillere dayandırılmasına da özen gösteriliyor, Yunan donanması ve çetelerle ilişkileri hakkında ayrıntılı bilgi toplanması isteniyordu.24 1922 Haziran ayında Yunan gemilerinin Samsun'u bombardımanından sonra da Yusuf Kemal, İtilaf temsilcilerine açık suların ihlali ile ilgili bir nota vermişti.

Bölgede alınan önlemler ve Kurtuluş Savaşı'nın genel gelişiminin sonucu olarak, 1922 başlarından sonra Karadeniz bölgesindeki Rum halk Yunanistan'a taşınmaya başlandı.

C. Propaganda

Karadeniz kıyılarında, Mütareke'den sonra Pontus ve Ermeni hareketleri ile İtilaf Devletlerinin işgallerine karşı, 10 Aralık 1918'de Trabzon'da "İstikbal" adında bir gazete çıkarılarak bu gibi olumsuz hareketler ve onların dayandırıldığı tezlere karşı mücadele başlatıldı. Pontus ve Ermeni iddiaları çürütülmeye çalışıldı.25 Milli Mücadele boyunca Trabzon'da İstikbal, İrşad, Samsun'da Ahali, Hayat, Aksiseda, Giresun'da Işık, Ordu'da Güneş, Kastamonu'da Açıksöz, adıyla çıkarılan gazeteler hem Pontus propagandasına, hem de paylaşma projelerine karşı kamuoyunu aydınlatmaya yönelik faaliyetlerini sürdürdüler.26 Milli Mücadele karşıtı yayınları etkisiz kılmaya çalıştılar.

İstanbul yanlısı ve Kurtuluş Savaşı karşıtı gazete ve beyannamelerin Karadeniz limanlarından Anadolu'ya gönderilmesi çabaları belirlenerek bunların girişini engellemek için önlemler alındı. Bu konuda faaliyeti görülen insanlar için kanuni düzenlemeler yapıldı ve hatta İstiklal Mahkemelerinin görev sahası içine katıldı. Limanlara gelen yükler ve insanlar aranarak, bu gibi zararlı yayınların çıkarılması önlenmeye çalışıldı. İstanbul'dan getirilen fetvalar daha karaya çıkmadan toplandı ve el konuldu.27

Alınan bu önlemler etkili olmuş olmalıydı ki, İngiliz ve Fransız uçak gemileri ile Karadeniz kıyılarına getirilen uçaklar, kıyı şehirleri ve yerleşim bölgeleri üzerine bildiriler atmaya başladılar. Bu bildiriler hemen toplanıp yok ediliyor ve karşı bildiriler atılmak yoluyla etkisiz hale getirilmeye çalışılıyordu. 1920 yılı Ağustos ve Eylül aylarında yoğunlaşan bu hareketlere karşı, 16 Eylül 1920'de Türk tarafı da Zonguldak çevresine atılan bildirilere karşı Fransız askerlerine yönelik bildiriler hazırlayarak dağıttılar. Bu bildirilerde, Fransız askerlerinin ülkesinden çok uzaklarda Çukurova ve Zonguldak'ta ne aradığı, kendileri Almanya'ya karşı Alsace-Loren'de savaşan bir milletin, Anadolu'da Türklere karşı yaptıklarının Fransızlar için yüzkarası olduğu, tarihin bunun hesabını soracağı şeklinde ifadeler yer alıyordu.28

İngiliz ve Fransızların attığı bildirilerde, İtilaf Devletlerinin Milli Mücadele'ye bakışlarında olduğu gibi, Anadolu Hareketi'nin Bolşevik hareketi olduğu şeklinde ifadeler vardı. Damat Ferid de çeşitli kanallardan bu propagandayı destekliyordu.29 Bunun amaçlarından birincisi, Türk ve Müslüman kamuoyunu Milli Mücadele aleyhine çevirmek, ikincisi, Sovyet yardımının kesilmesini sağlamaktı. Bunu fark eden Milliyetçiler, bu tür propagandalara karşı, Türklerin bağımsızlık için savaştığını, Sovyet sistemini kabul etmek gibi bir niyetlerinin olmadığını, çeşitli yerli ve yabancı basın kuruluşlarının temsilciliklerine ve İtilaf Devletleri temsilciliklerine her fırsatta belirtiyorlardı.30 Mustafa Kemal Paşa'nın yabancı gazetecilere ve temsilcilere ilgi göstermesinin sebebi de, onlara Türk Milli Hareketi'nin gerçek yüzünü tanıtmaktı.

General Harbord'u Sivas'ta kabul edipgörüşmesi, O'na, Türklerin Misak-ı Milli'den başka bir şey istemediklerini, ama İtilaf Devletlerinin Türklere yaşama hakkı tanımayan davranışları sebebiyle bir takım anlaşmazlıkların çıktığı ve devam ettiğini bildirmesi de bu amaca yönelikti. Batı'nın Ermeni ve Rum konusunda duygusal davrandığını, Türkiye'deki hareketin Bolşevikliğe istekli olmadığı gibi, Panislamist ve Panturanist bir yapısının bulunmadığını da belirtmişti.31 Sivas Kongresi sırasında Amerikan Senatosu'na, üyelerinden oluşan bir komiteyi Osmanlı Devleti'nin her köşesine göndermeleri, Rum ve Ermeni konusu ile Hıristiyanlarla ilgili iddiaları incelemeleri önerilmişti.32

Mustafa Kemal Paşa'nın bu konuda izlediği bir politika da; İtilaf üyelerinin Panislamizm ve Bolşeviklik korkusundan faydalanmaktı. İtilaf Devletleri Türk istiklalini tanımadıkça Sovyetler ve Müslümanlarla, Türkler arasında daha sıkı bir işbirliği yapacağı imajı ile İtilaf Devletlerini en azından bazı konularda yumuşatmayı başarmıştı. Hintli bazı askerlerin Türk ordusuna gönüllü katılmak istemeleri,33 Fransa'nın Zonguldak'a getirdiği Müslüman askerlerden bazılarının Türk tarafına geçmesi, bu politika için bir koz olmuştu.

2. Lojistik Faaliyetler

Mondros Mütarekesi imzalandıktan sonra, İtilaf Devletleri var olan her fırsattan faydalanarak ve ek fırsatlar yaratarak işgallere başlamışken, Osmanlı Hükümeti de bu gibi gelişmelere engel olmak için ülkenin diğer bölgelerinde olduğu gibi, Karadeniz ve kıyılarında da bazı önlemler alarak, işgal için kötüye kullanılacak olayları önlemeye çalıştı. Milli Mücadele'nin başlamasına kadar bu amaçla alınan önlemler, daha sonraları Türk taşımacılığının güvenliği ve vatanın kurtuluşu amacına yöneldi. Milli Mücadele'nin ekonomik, askeri ve siyasi yönden faaliyetlerini yürütmesi için en uygun yol olan Karadeniz'in açık bulundurulması hayati bir konuydu. İtilaf Devletleri de bunun farkındaydılar ve ablukalarını bu sahada yoğunlaştırdılar. Bu ablukanın kırılması ve etkisinin en aza indirilmesi için, denizde ve kıyılarda karşı bazı önlemler alınmıştı. Bunların en başında, Karadeniz kıyılarında ve limanlar arasında kontrolü sağlamak için karakol ve gözetleme istasyonlarının kurulması geliyordu.

Mustafa Kemal Paşa'nın Anadolu'ya geçip, Milli Mücadele'yi organize bir hareket olarak düzenlemesine kadar, bölgede düzen, İstanbul Hükümeti ve yerel oluşumlar tarafından sağlanmaya çalışılmıştı. İstanbul Hükümeti, Mütareke şartlarının çiğnenmesi nedeniyle işgaller yapılmasını engellemek için, gerek Pontusçu faaliyetler, gerekse bölgede ortaya çıkan otorite boşluğundan yararlanarak gerçekleştirilen eşkiyalık hareketlerine karşı, Karadeniz'e motorlar ve gemiler yollayarak düzeni sağlamak istemişti. Bu çerçevede Preveze ve Aydın Reis gambotları Karadeniz'e İtilaf komiserinin bilgisi dahilinde gönderilmişti. 1919 yazından sonra İstanbul ile Anadolu arasında görülen politik farklılıktan dolayı bunların faaliyetleri de bir netlik kazanmış değildi. Bu karmaşa, konu üzerinde kesin sonuç alınmasını da zorlaştırıyordu.34

Karadeniz kıyılarında ve limanlarında Anadolu Hareketi'nin kontrolü sağlaması, 1919 yılı sonlarında başlamıştı. 1920 yılıyla birlikte bölgedeki kontrol Ankara'nın eline geçmişti. Daha örgütlü bir savunma programı için de çalışmalar hızlanmıştı. 1919 Aralık ayında, Trabzon İskele Kumandanı imzasıyla, Mevki Kumandanlığı'na sunulan raporda; limanların güvenliği ve taşımacılık yönünden gerekli görülen gözetleme istasyonlarının ve bu istasyonlardaki görevlilerin yetersizliği belirtiliyordu. Bu istasyonlarda ikişer kişi görevliydi ve hakkıyla görev yapamıyorlardı. Trabzonlu olan bu askerler geceleri evlerine yatmaya gidiyorlar ve gözetleme yapılmıyordu. Her karakola ya asker yerleştirmek veya paralı ve dışardan insanların görevlendirilmesi önerisi getiriliyor, bunların dörder kişiden az olmaması gerektiği bildiriliyordu. Bu karakollara polis atanıp, liman kumandanlığı ile devamlı ilişki kurmaları gerekiyordu.35 Bu karakollar ve istasyonlar, ileriki zamanlarda daha güçlü ve organize bir programa geçiriliyor, düşmanın Karadeniz'deki seyri genel olarak bunlar tarafından tespit ediliyordu.

1920 yılında Karakol ve gözetleme istasyonları yaygın ve tam olarak kurumlaşmış bir yapıya sahip değildi. Ancak bölgedeki idareciler ve görevlilerin kendi çabaları ile günlük programlar çerçevesinde, eskiden var olan kurumlardan da yararlanarak yörelerinde teşkilatlandıkları görülüyordu. 1920 Temmuzu'nda Amasra'da oluşturulan Amasra Sahil Tarassut Müfrezesi bu gelişmelerin örneklerinden biriydi.36 Bu müfreze Üçüncü Bartın Bölüğü-Bartın Havali Taburu-Bolu Mürettep Fırka Kumandanlığı kanalı ile Kastamonu ve Bolu Havali Kumandanlığı'na bağlıydı 1920 yılı başlarında, Trabzon'a da sahilin korunması için karada gerekli yerlere karakollar kurulması emri verilmiş, Kazım Karabekir imzasıyla Harbiye Nezareti'ne, karakollar için insan ve diğer gerekli araç gereç yokluğundan bunun kolaylıkla yapılamayacağı cevabı verilmişti.37

2 Ağustos 1920'de de Samsun Fırka Kumandanlığı'ndan Sivas'taki 3. Kolordu Kumandanlığı'na gönderilen şifrede, düşmanın sahili işgali durumunda Giresun, Tirebolu, Ordu halkının ve Giresun'daki nizamiye bölüğünün Giresun Mıntıka Kumandanlığı emri altında bulunacağı, mıntıkanın doğrudan Kolorduya bağlı olacağı, emirlerin yerine ulaştırıldığı bildiriliyordu.38 Gözetleme istasyonlarının düzenli ve yoğun olarak kuruluşu 1921 yılı ortalarında gerçekleşebilmişti.

Bu istasyonlar, daha Boğaz çıkışından başlayarak Karadeniz'in en doğusuna kadar yayılmıştı. Boğaz'da Kavak Liman Reisi Yüzbaşı Fuat Bey'e verilen gözetleme görevi gizliydi. Fuat Bey, Boğaz'dan çıkan gemileri belirleyip Felah Grubuna39 haber verecekti.40

Haziran ortasında hızlı bir şekilde kurulmaya başlanan bu istasyonlar daha sonra haberleşme araçlarıyla da donatılmıştı. Görevleri; düşman gemilerinin harekatını izlemek ve belirlemek, bu bilgileri taşıt gemilerine, liman reislikleri aracılığıyla Bahriye Dairesi ve Nakliyat-ı Bahriye Kumandanlıklarına bildirmekti.41 Türk taşımacılığının düşman abluka ve kontrolünden kurtulması, bu istasyonların toplayacağı düzenli ve doğru bilgilere bağlıydı. Taşıt gemilerinin seyirlerini de istasyonlar ilgililere bildiriyorlar, böylelikle komutanlıklar, emrindeki gemilerin harekatından devamlı haber alıp, programlı çalışabiliyorlardı.

Bu işin organizasyonu 15 Haziran 1921 tarihinde, Erkan-ı Harbiye Vekili Fevzi Paşa'nın Milli Müdafaa Vekaleti'ne gönderdiği mektup ile yaygınlaşmıştı. Bu mektupla, Karadeniz'in gerekli noktalarına ve özellikle Kerempe, Ereğli (Bababurun), Samsun (Papazburnu, Fener kulesi), Sinop (İnceburun), Giresun (Kale bölgesi), Hopa (Absalah) ve Kemer Burnu'nda birer deniz gözetleme istasyonu kurulması sağlanmıştı.42 Daha sonraları da Genelkurmay'ın görüşleri doğrultusunda karakol ve gözetleme istasyonları kurulmaya devam edilmişti. Haziran ayı sonlarına kadar bölge ile yapılan yazışmalar bu istasyonlarla ilgili olmuştu. Bu yazışmalarda, istasyonların idari ve askeri yapısı ile görev ve sorumlulukları belirtiliyor, mali kaynak konusu tartışılıyordu. Bu istasyonlar zaman zaman ve yer yer çadır kurularak oluşturuluyor, içine ikiden az olmamak kaydıyla asker yerleştiriliyordu. Çoğunun telefon ve telgrafı yoktu. İstasyonlar, Kerempe'de olduğu gibi, uygun bölgelerde yakınlarından geçen

telgraf hatlarından faydalanacaklardı.43 İstasyonlar bölgelerindeki liman kumandanlıkları veya mevki kumandanlıklarına bağlı olacaklardı. İstasyonlar arası bağlantıyı kurmak ve toplanan bilgileri zamanında yerine ulaştırmak için, telgraf ve telefon makinesi bulunmayan istasyonlara süvariler gönderiliyor, at sırtında dolaşarak bilgileri taşıyorlardı. Bafra'da kurulan gözetleme istasyonu emrine iki süvari verilmişti ve bunlar Samsun-Sinop yönündeki hareketlerle ilgili haberleri toplayacaklardı.44 Bu sıkıntılar, Ankara ile olan haberleşmelerde de yaşanıyordu. Bunun için Kastamonu'da sabit bir telsiz telgraf istasyonu kurulması 1921 Mayıs ayında programlanmış, 834.640 kuruşluk kaynak ayrılmıştı.45 Bu gerçekleştiği zaman hem bölgedeki istasyonlarla, hem de Ankara ile önemli bir haberleşme merkezi sağlanmış olacaktı. Bu konudaki güçlükleri az da olsa kaldıracaktı. Bu istasyon, Rusya ile bağlantı kurma konusunda da önemli bir görev üstlenmiş olmalıydı.

1921 yılı ve daha sonraki zamanlarda kurulan gözetleme istasyonları şunlardı;

1. Hopa (Absalah) 2. Pazar (Kemerburnu), 3. Giresun (Kale bölgesi) 4. Samsun (Papazburnu, Fener kulesi), 5. Sinop (İnceburun), 6. Kerempe, 7. Zonguldak, 8. Ereğli (Bababurun), 9. Amasra 46

Amasra'da deniz gücü kadrosuna ek olarak, 6 Kasım 1921'de bir de Deniz Tayyare İstasyonu kurulmuş, kumandanlığına Sami Bey47 atanmış, daha sonra Tayyareci Reşit, Yüzbaşı Selahaddin, Yüzbaşı Cemal ve diğer subaylar gönderilmişti. İstasyonun görevi; Karadeniz'in Boğaz açıklarında birleşen yol kavşağını kontrol edip, Karadeniz'de düşman savaş gemilerinin hareketlerini gözlemek ve gerekirse bunlara saldırmaktı. Deniz harekatına karışmazdı. Görev alanı, Samsun'dan Boğaz'a kadardı.48 Birinci Dünya Savaşı'ndan kalma ve İnebolu'da bulunan üç tayyare, Aralık sonlarına doğru buraya taşınmasına rağmen, ilk uçuş Haziran 1922'de gerçekleştirilebildi.49 1922 yılında Almanya'dan, Rusya-Trabzon ve Karadeniz yoluyla istasyona yeni uçaklar getirildi. İnebolu'dan gelen üç uçak arızaları giderilerek uçurulmaya çalışılmışsa da bunda başarılı olunamamıştı.

Amasra, Boğaz'a yakınlığı ve hassas denizyollarının kavşağına hakim olması sebebiyle, bir harekat ve dayanak üssü olarak kullanılmaya ve buna uygun duruma getirilmeye çalışıldı. Kıyısı da savunmaya ve düşmandan saklanmaya uygundu. Deniz ve hava istasyonlarından başka, 1922 yılı başlarında değişik çapta toplar, İstanbul ve Rusya'dan Amasra'ya getirilerek savunması güçlendirildi.50

Kurtuluş Savaşı sırasında Türk deniz harekatı, iyi örgütlenmiş kara gözetleme istasyonlarına dayandırılmıştı. Karadeniz'e çıkan düşman gemileri çok iyi izleniyor, hareketleri değerlendiriliyor, liman reisliklerine gerekli bilgiler sağlanarak taşımacılık yapan gemilerin güvenliği sağlanıyordu.51 Türklerin ellerinde bulundurdukları deniz gücüyle yapabilecekleri başka bir şey de yoktu. Karadeniz kıyıları gözetleme istasyonları ile doldurulmuştu. Fakat bu istasyonlar birer çadır ve ikişer işaret filamasından oluşuyordu. Telsiz, telgraf, telefon yoktu. Belirli kasabalarda bulunan PTT merkezleri denizcilere yardımcı olacaklardı. Haberler doğrudan doğruya filamalarla uçurulup, PTT merkezlerine getiriliyor, oradan gerekli limanlara bildiriliyordu.52 Haberler değerlendirildikten sonra ilgili yerlere verilip, gereği yapılıyordu. Zaman zaman istasyonlar arasında sürekli ve karşılıklı gidip gelen süvari postaları oluşturularak bağlantı ve haber alışverişi sağlanmaya çalışılıyordu.

Karadeniz bölgesinde alınan önlemler sadece gözetleme istasyonları kurulması ve onlar arasında bağlantı kurulması değildi. Karadeniz'de ve kıyılarında alınan önlemlerle, toplanacak bilgilerden verimli bir şekilde yararlanmak için, önemli yükleme ve boşaltma limanları ile, İtilaf Devletlerinin çıkarma yapabilecekleri kıyılarda da gerekli önlemler alınmaya çalışılmıştı. Denizde İtilaf donanması ile savaşacak gücü bulunmayan Milli Mücadele, karada oluşturacağı savunma ile saldırılara karşı koyabilecekti. İlk zamanlarda bunun uygulanması için yeterli ölçüde asker, silah ve cephane olmadığı ve programlı çalışmalar yapılamadığı için küçük birlikler ve halkın örgütlü, örgütsüz hareketleri ile yetinmek zorunda kalınmıştı.

Gözetleme istasyonlarından düşman gemilerinin hareketleri haber alınır alınmaz ilgili bölgelere uyarılar yapılıp, orada var olan güçler savunmaya hazırlanıyordu. Bazı zamanlarda habersiz gelen düşman ve taraftarlarına karşı da aynı yoldan tepki gösteriliyordu. Karaya çıkan İtilaf temsilcileri de sıkı bir şekilde izleniyordu.53 Limanlara gelen İtilaf gemilerine zaman zaman doğrudan halk karşı çıkıyor, karaya asker çıkarmalarına engel oluyorlardı.54 Çünkü, hep bir gün düşman çıkarılacağı veya bombalanacakları endişesi yanında, Hıristiyanların Türklere karşı kışkırtıldıklarını biliyorlardı. Dolayısıyla karada ve denizde Rumlarla ilişki kurmalarına engel olmaya çalışıyorlardı. Kontrolsüz ve sınırsız bir şekilde göçmen getirilmesine de engel olunmaya çalışılıyor, bu devam ettiği sürece, çetelerin ve sahilin kontrol edilemeyeceği uyarısı yapılıyordu.55

Anadolu'ya gelen yolcuların ve askeri malzemenin, İtilaf Devletleri kontrolünde olmayan küçük limanlara çıkarılması isteniyor, bu limanların iç kesimlerle ve birbirleriyle ulaşım yolları tespit ediliyor, bunun için bölgenin stratejik ve jeolojik yapısı incelenip merkeze bildiriliyordu.56 Düşman seyri görülen bölgelerde hemen savunma hazırlıkları yapılıp, yakın çevrelerdeki kuvvetler orada toplanıyor ve savunma gücü arttırılıyordu. Bu gibi uygulamalarla savunma birliklerinin yetersizliği en aza indiriliyordu. Bu kuvvetler zaman zaman gece ve gündüz aralıksız karakol yapmak durumunda kalıyorlardı.

Elde bulunan ve elde edilen toplar ve silahlar önemine göre, öncelikli olarak liman şehirlerine ve kıyılara yerleştirilip, herhangi bir çıkarma hareketine karşı konuşlandırılıyordu. Düşman gemileri kıyıya çok yaklaştıkları zaman onlara etkili karşılık verilebiliyordu. Türklerin elinde bulunan çok az sayıdaki topların menzili düşük olduğu için, uzun menzilli atışlara cevap verilemiyordu. İnebolu ve Samsun bombardımanlarında böyle olmuş, düşman uzun menzilli topları ile bu şehirleri ve değişik zamanlarda başka şehir ve limanları da karşılık göreceği endişesi yaşamadan bombalamıştı. Düşmanın bombardımanları ve keşifleri ile kıyılardaki top bataryalarını öğrenmesi ve onlara saldırı düzenlemesi gibi gelişmelere karşı, değişik mevziler hazırlanarak bataryaların yerlerinin değiştirilmesi yoluna gidilmişti. Zaman zaman liman fenerleri söndürülerek, geceleri yapılabilecek hareketler önlenmeye çalışılıyordu.57 Kritik bölgelerde Hıristiyanlar kendi güvenlikleri ve Türk kuvvetlerinin güvenliği için iç kesimlere geçici olarak taşınmıştı.58 Pontus hareketlerinin bunda önemli bir payı vardı.

Bu çerçevede Karadeniz, özellikle 1921 ve 1922 yılı içinde Türk ordusunun Batı Cephesi'nde Yunanlılara karşı verdiği savaşta onun ikmal kaynağı olmuş, Karadeniz kıyılarında güvenliği tam olarak sağlayacak yeterli güç yokken, bölgeden Batı Cephesi'ne devamlı asker, silah, cephane sevki yapılabilmişti. Özellikle Kastamonu Hücum Taburu adı ile oluşturulan ve Sinop, İnebolu, Amasra, Bartın, Zonguldak, Ereğli, Sakarya gibi kıyı sınırlarını koruyacak birliklerin kadrolarını doldurmakla görevli birlik, Ankara Muhafız Bölüğü'ne asker göndermiş, İnönü Savaşları sırasında ve daha sonraları 40, 58 ve 23. alayları Batı Cephesi'ne yollayabilmişti.59 Bu yapılırken Karadeniz kıyıları tam ve yeterli bir savunmaya sahip değildi, ama öncelik Batı Cephesi'ndeydi ve 1921 sonbaharında Karadeniz'deki abluka ve saldırılar artınca, bir çıkarma harekatı endişesiyle Trabzon, Samsun, Amasra ve Zonguldak'tan durum hakkında sürekli raporlar gelmiş, bir kısım asker bölgede bırakılmıştı.60

1922 yılında, Amasra Tayyare İstasyonu kurulduktan sonra Türk gözetleme faaliyetlerine uçaklar da katılmış, özellikle Ereğli-Akçakoca bölgesinin gözetlenmesine başlanmıştı. Gözetleme raporlarındaki bilgilere göre, kıyıdaki Türk kuvvetleri tehlike bölgesine toplanıyorlar, savunmayı güçlendiriyorlardı. Bu uygulama bölgedeki birlikleri adeta gezginci askerler durumuna getiriyordu. Ama böylelikle savunma gücü olduğundan daha büyük ve bir takım eksiklikleri tamamlanmış bir duruma geliyordu.

Karadeniz'den yapılacak nakliyatın önemi binaen, bu önemli taşımacılığın sivil motorlarla ve sivil şahıslarla yapılması bir takım olumsuzlukları da yanında getiriyordu. Taşımacılığın gizli tutulamaması, limanlar ve taşıyıcılar arasında işbirliğinin sağlanamaması bazen yarardan çok zarar getiriyordu. 1920 yılı Temmuz ayında oluşturulan Trabzon Kaçakçı Müfrezesi ve Ankara'da Milli Savunma Bakanlığı'na bağlı Umur-u Bahriye Müdüriyeti bu olumsuzlukları yok etmeye yetmemişti.61 Bunun üzerine bu işin sorumlu bir askeri makama verilmesi gereği duyulmuş, 25 Ekim 1920'de Trabzon Nakliyat-ı Bahriye Müfrezesi kurulmuştu.62 Bir süre bu şekilde çalıştıktan sonra, görev alanı genişletilerek 9 Şubat 1921'de, Trabzon Nakliyat-ı Bahriye Kumandanlığı adı ile çalışmalarını sürdürmüştü. Bu arada 1920 Ağustos'unda Türk denizciliğine eleman yetiştirmek için Samsun Bahriye Müfrezesi Kumandanlığı kuruldu.

Trabzon Nakliyat-ı Bahriye Kumandanlığı, sadece Anadolu kıyılarında değil, özellikle Rus limanlarına gelmekte olan silah ve mühimmatı ve askeri malzemeyi vakit geçirmeden Batı Cephesi'ne geçirmekle de görevliydi.63 1921 yılı Mart'ında yapılan anlaşma gereğince gerek Rusya'dan, gerekse Almanya'dan sağlanan ve Doğu Cephesi'nde Ermenilerden zapt edilen çok sayıdaki silah ve savaş malzemesi Rus limanlarından ve Trabzon'dan yüklenip Samsun, İnebolu, Akçaşehir gibi limanlara boşaltılarak Batı Cephesi'ne yetiştiriliyordu. Bu kumandanlık nakliyatı gerçekleştirirken, Batum, Novrosisk, Tuapse Kıdemli Deniz Subaylıkları ve Trabzon'daki Üçüncü Kafkas ve sonra 13. Tümen Komutanlıkları ve 15. Kolordu Komutanlığı ile birlikte çalışmıştı.64 Başlangıçta sivil motorlarla yapılan taşımacılık sonradan kurumlaşmıştı. Ambarlar Müdürü Fahri Bey başkanlığında kurulan Yükleme ve Boşaltma Komisyonu, gelen silah ve mühimmatı süratle teslim alıyor, karaya çıkararak Değirmendere'deki ambarlara depoluyordu.65

Türk taşımacılığının kurumlaşması, Sevkiyat ve Nakliyat Umum Müdüriyeti'nin oluşturulması, 26 Ekim 1920'de, Trabzon Nakliyat-ı Bahriye Kumandanlığı'nın oluşturulması ile birlikte, Milli Müdafaa Vekaleti'nden bölgeye gönderilen deniz taşımacılığı ile ilgili talimatla başlamıştı. Bu talimatta Karadeniz'le ilgili maddeler şöyleydi;

1. Subay, asker ve malzeme eksiği tamamiyle giderilerek Aydın Reis ve Gazal römorkörü ile Yunanlılardan zapt edilmiş olan büyük motorlar, Trabzon-Tuapse arasında çalışacaktır. Durum ve deniz istihbaratı uygun olursa, büyük Yunan motorları ile Gazal römorkörü ayrıca, Trabzon-İnebolu-Amasra arasında çalışabilir.

2. 28 Nolu motor ile tamir edilen diğer motorlar ve Rize'de el konulan Rus motoru, Nakliye Müfrezesi emrinde olarak Trabzon-İnebolu-Amasra arasında çalışabilir.

3. Trabzon'daki Nakliye Müfrezesi Kumandanı, bunlardan başka Trabzon-İnebolu-Amasra nakliyatı için tüccar motorları da kiralayacaktır.

5. Trabzon-Amasra nakliyatında, Karadeniz'de çalışan Seyrü Sefain vapurları ile Yenidünya ve Kırım vapurları gibi, namuslarına güvenilir kaptanlar idaresindeki diğer Osmanlı vapurlarından da yararlanılması unutulmamalıdır.

6. Trabzon-Amasra arasında nakliyat yapan taşıtların güvenliği için, Trabzon-Amasra arasında uygun liman ve iskelelerde yardımcı istasyonlar kurulacaktır.

11. Samsun Merkez Liman Reisliği ile Sinop Liman Reisi emrinde motor tamiri yapabilen subay ve askerler bulunacak.
12.a. Tirebolu dahil olmak üzere doğusundaki limanlara Trabzon Liman Reisi,

b. Tirebolu batısından Sinop'a (dahil) kadar olan limanlara Samsun Merkez Liman Reisi,

c. Sinop batısındaki limanlara Zonguldak Merkez Liman Reisi memurdur.

13. Bahsedilen yörelerde yardımcı istasyonlar kurulacaktır.
Tirebolu Liman Reisi emrine beş asker,
Giresun Liman Reisi emrine beş asker Perşembe Liman Reisi emrine on silahlı asker,

Ayancık'a bir subay, on beş asker, bir miktar silah ve cephane, İnebolu'ya dört asker ve Amasra'ya bir subay, yirmi asker ve bir miktar silah ve cephane verilecektir.66

Görüldüğü gibi, bu talimatla Karadeniz'deki Türk taşımacılığı idari yönden örgütlenmiş, verimli çalışması için gerekli önlemler alınması yoluna gidilmişti. Karadeniz limanları üç bölgeye ayrılmış, bölgelere doğrudan sorumlular atanarak yetki kargaşası ortadan kaldırılmıştı. Yine talimata göre Trabzon, Rusya limanlarından gelen yardımların boşaltma limanı olduğu gibi, batıya gönderilmesi konusunda yükleme limanı olarak da büyük bir görev üstlenmişti. Trabzon'dan yüklenen silah ve cephanenin boşaltıldığı limanlar da, İnebolu, Samsun, Amasra limanlarıydı ve bunların güvenliği için daha fazla önlem alınıyordu. İstanbul'dan yapılan nakliyatı oradaki gizli örgütler gerçekleştiriyor, bunlar da Amasra, Akçaşehir, İnebolu gibi limanlara boşaltılıyordu.

1921 yılında gerek Rusya'dan, gerekse Doğu Cephesi'nden silah ve cephane taşıma işi büyüyünce, deniz taşımacılığını yürüten kurumun yapısı da genişletildi. 1 Mart 1921'de Umur-u Bahriye Müdürlüğü, Bahriye Dairesi Reisliği'ne dönüştürüldü. 17 Nisan 1921'de de, Trabzon Nakliyat-ı Bahriye Kumandanlığı yanında Ereğli Nakliyat-ı Bahriye Kumandanlığı oluşturuldu. Bu kumandanlığın görevi, Batı Karadeniz'de nakliyeyi örgütlemenin yanında, İstanbul-Akçakoca ve Trabzon-Akçakoca arasında kömür ve malzeme taşımacılığını da yürütmekti.67 Milli Müdafaa Vekaleti'ne bağlı Bahriye Dairesi Reisliği, Karadeniz'deki taşımacılığı kendine bağlı iki üst grupla yürütmüştü. Bunlar, Trabzon ve Ereğli Nakliyat-ı Bahriye Kumandanlıklarıydı. Ancak daha önceden belirtildiği gibi, bu örgütler kendi içlerinde daha küçük oluşumlarla görevlerini sürdürmüşlerdi. Bunlar, merkez liman reislikleri, deniz müfrezeleri, gözetleme istasyonları, yükleme ve boşaltma subaylıkları gibi alt örgütlerdi.68 Bu örgütlenme, 1921 baharında hemen hemen tümüyle gerçekleştirilmişti. Ortak hedef, Türk Milli Hareketi'nin verdiği savaşta, silah ve cephane sıkıntısını ortadan kaldırarak, işgalcilere karşı verdiği savaşı kazanmasını sağlamaktı. İtilaf Devletlerinin ablukası bu işi hatasız yapma zorunluluğunu da getirmişti. Bu zor görevi yürütmek için 16 Mart 1921'de Batum, Tuapse ve Novrosisk'de Kıdemli Deniz Subaylıkları oluşturulmuşlardı.69 Bunların görevi, Rus limanlarından yollanacak silah, mühimmat ve askeri malzemeyi hazırlamak, tertiplemek, düzenlemek ve taşıyacak gemilerin hareketlerini düzenlemekti. Bundan başka, mazot, gaz, benzin ve makina yağı gibi maddeleri, başta kömürle değiştirerek, sonraları da satın almak yoluyla motorlu araçların ve uçakların ihtiyaçlarını sağlamışlardı. İstihbarat işleri ile de ilgilenmişlerdi.70

1921 yılı başlarında Trabzon, İnebolu ve Batum'da Yükleme ve Boşaltma Kumandanlıkları oluşturulmuşlardı. Daha sonra da Ereğli ve Akçakoca'da kuruldular. Limanlara gelen yardımları yükleme ve boşaltma işiyle uğraşmışlar, böylelikle taşıma işinde önemli bir görev üstlenmişlerdi.71

Hopa, Kemerburnu, Giresun, Samsun, Sinop, Kerempe, Zonguldak, Ereğli çevrelerinde, gerekli görülen ve denizin en iyi izlenebileceği tepelere Kıyı Gözetleme İstasyonları kurulmuşlardı. Görevleri düşmanın seyrini belirleyerek, Türk taşımacılığının zarar görmeden veya en az zararla yapılmasını sağlamaktı.72

Samsun, Amasra, Ereğli ve İzmit'te oluşturulan Deniz Müfrezeleri Türk gemilerinin onarım ve bakımı yanında personel ve diğer araç-gereçler yönünden donanımı ile ilgileniyorlardı.73

Bunlardan başka gerek görüldüğü zamanlarda, eleman yetiştirmek ve deniz işleri ile uğraşmak üzere bazı özel durum arz eden oluşumlar da gerçekleştirilmişti. 1921 Şubat ayında Samsun'da Ganaim-i Bahriye Mahkemesi kurulmuş, çeşitli zamanlarda zapt edilen ve el konulan gemiler ve diğer deniz ganimetleri ile ilgili konuları çözmek işleri ile uğraşmışlardı. 25 Nisan'da da Samsun'da, Bağımsız Bahriye Divan-ı Harb-i Daimisi adıyla yeni bir mahkeme kurulmuştu. Preveze ve Aydın Reis gambotları personelinin Rusya'da karşılaştıkları olaylar ve zamanla çeşitli gelişmeleri görüşüp karara bağlamışlardı.74

Samsun'da faaliyete geçirilen başka bir kurum da, 28 Mart 1921'de öğretime açılan Samsun Deniz Harb Okulu'ydu. Ankara emrine kendiliklerinden giren ve eğitimleri eksik kalmış deniz teğmenleri ve Harp Okulu öğrencilerini yetiştirmek için açılmıştı. Açılırken dokuz öğrencisi vardı. Türk denizciliğinin eleman ihtiyacı sebebiyle, Mayıs sonu ve Haziran başında öğrenciler Trabzon Nakliyat-ı Bahriye Kumandanlığı emrine verilince, Eylül ayında okul kapandı.75

Mayıs 1921'de Amasra'da bir Bahriye Bataryası oluşturuldu. Türk deniz taşımacılığında görevli gemilerin gerektiğinde sığınabilmeleri için, Amasra limanı düzenlenerek bir Batarya ile desteklenip bu göreve hazırlandı.76 Amasra doğa olarak da bu işe uygun bir limandı. Daha sonra bir bahriye komutanlığı kurularak limanın kara savunması da bu komutanlığa verildi. 1921 Eylül ayında Terme'de bir iskele komutanlığı kuruldu. Samsun'a boşaltma yapamayan gemiler yüklerini buraya boşaltacaklardı.77

Zaman içinde bölgedeki Nakliyat-ı Bahriye Kumandanlıkları adıyla birleşip Bahriye Dairesi Reisliği'ne ve bu kanaldan Milli Müdafaa Vekaletine bağlandı. Karadeniz'de deniz taşımacılığı için, sahil üç kısma ayrıldı. Bu kısımların merkezleri Trabzon, Samsun ve Ereğli idi. Trabzon bölgesi, Tirebolu-Trabzon arası, Samsun bölgesi, Tirebolu-İnebolu arası, Ereğli bölgesi de İnebolu-Sakarya ağzı arasındaki kıyılardan oluşmuştu. Trabzon, Samsun, Ereğli ve Sinop'ta birer gaz ve benzin deposu bulunacaktı. Bu depolar, Rusya'dan alınacak gaz ve benzinle doldurulacak, bu işi Trabzon Nakliyat-ı Bahriye Kumandanlığı yürütecekti. Trabzon, Samsun ve Ereğli'de birer kömür deposu kurulacak, bu depoları Kilimli ve Zonguldak ocaklarından alacağı kömürlerle doldurmak ve bunların naklini yapmak da Ereğli Nakliyat-ı Bahriye Kumandanlığı'nın sorumluluğunda olacaktı.78 Bu ve bunlara bağlı olarak veya merkezle doğrudan bağlantılı örgütler büyük bir uyum içinde çalışarak, topladıkları bilgileri birbirine aktararak, dayanışma içinde, Türk ordusunun silah, cephane ve diğer ihtiyaçlarını karşılayacak taşımacılığı gerçekleştirdiler. Askeri ve sivil deniz gücünün yetersizliği programlı ve titiz çalışmalarla kapatılmıştı.

3. Karadeniz'de Faaliyet Gösteren Türk Deniz Gücü

Birinci Dünya Savaşı'nın galibi devletler, aralarına Yunanistan'ı da alarak, Anadolu'nun insan ve sanayi gücü, ziraat bölgesi ve yol şebekesi bakımından en önemli topraklarını işgal etmişlerdi. Karadeniz Boğazı da bu bölgeler arasındaydı. Rusya da, Türklere istedikleri kadar yardım yapmayacaktı. Bu mücadelenin beslenmesi için tek yol olarak Karadeniz kalmıştı. İstanbul ve Anadolu'dan gelecek yardımlar bu yoldan Anadolu'ya getirilebilecekti. Ancak, Karadeniz'de askeri nakliyatı korumak ve gerçekleştirmek üzere bulunan Türk deniz gücü, Yunan ve İtilaf donanmaları karşısında bir hiçti.79

Osmanlı Devleti döneminde yabancılara tanınan "Kabotaj" hakkı, Osmanlı deniz gücünü ve ticaret filosunu zayıflatmıştı. Birinci Dünya Savaşı bu filoyu daha da küçültmüştü. Savaştan önce yüz on bin tonluk kapasite, savaştan sonra elli bin tona düşmüştü. Türkiye'nin elinde, her biri üç bin tondan fazla kapasitesi olan üç gemi kalmıştı.80 Mondros Mütarekesi ile Türk deniz gücüne ve sularına getirilen yeni uygulamalarla bu gücün kullanılması şansı da kalmamıştı. Türk denizciliği tamamen çökmüş, limanlar ve su yolları İtilaf işgalinde olduğu gibi, Karadeniz'de de bu devletlerin savaş gemileri egemenlik kurmuşlardı.81 Türklerin elinde sayısı ve taşıma gücü bilinmeyen küçük gemiler (takalar, motorlar vb.) kalmıştı. Bu filo Milli Mücadele'de gücüne oranla çok büyük hizmetler gördü. Kaldı ki, bunlar başlangıçta Anadolu'nun kontrolünde değildi.

Türk deniz gücünün bu durumu yanında, İtilaf Devletleri Anadolu'daki Milli Hareketi söndürmek için dört yandan kuşatmış, deniz yollarından yapılacak yardımı engellemek için Türk kıyılarında kontrol ve abluka yapıyorlardı. Bu şartlarda Türk denizcileri küçük gemiler ve kendi motor ve yelkenli takaları ile Trabzon ve Rus limanlarından Karadeniz limanlarına silah ve cephane taşımışlardı.82 Milli Mücadele'nin ilerleyen dönemlerinde İstanbul'dan Anadolu'ya kaçırılacak silahlar sivil, yerli ve yabancı bandıralı gemi ve vapurlarla taşınmıştı.

Milli Mücadele boyunca, Türk Milli Hükümeti emrinde çalışan gemilerden ilk sayılabilecek olanlar, Aydın Reis ve Preveze adındaki gambotlardı. Bu iki Türk gemisi, İstanbul İşgal Kuvvetleri Başkomutanı Amiral Calthorpe tarafından, Karadeniz'deki eşkiyalık ve çetecilik hareketlerini önlemek için 1919 yılı Şubat'ında görevlendirilmişlerdi.83 Bu iki gambot Milli Mücadele başlayınca Milli Kuvvetler emrine girerek Türk filosunun ilk gemileri olmuştu. Karadeniz'e gönderilirken 105 mm'lik topları söküldüğü için ateş güçleri yok denecek bir durumdaydı. İtilaf gemileri İstanbul'a geri götürmek için peşlerine düşünce Novrosisk'e kaçırılarak onarımları yapıldı.

Aydın Reis ve Preveze'den başka, Rüsumat 4 No adlı gümrük motoru 10 Haziran 1920'de kendiliğinden Ankara emrine girmişti.84 Bundan başka, iki motorgambot da Ruslar tarafından 29

Eylül'de Trabzon'a getirilmiş ve 9 Ekim'de törenle Türk bayrağı çekilmişti. Bu iki gambot 1922 yılında Amasra'ya getirilerek düşman faaliyetlerini ikiye bölmek ve ticaret savaşı yapmakla görevlendirildiler.

Milli Hükümet emrinde bu sıralarda Gazal adlı römorkör ile Dâna yelkenlisi de bulunuyordu. Başlangıçta bu kadar küçük bir güce sahip olan Türk denizciliği ilerleyen zaman içinde, Karadeniz'de seyreden Yunan gemi ve motorları ile Türk limanlarına gelen, yine Yunan ve Çarcı Ruslara ait motorlara el konmasıyla gücünü arttırmıştı. 1921 yılı başında ise Alemdar kurtarma gemisi İstanbul'dan kaçarak Ereğli'ye sığınmış, ancak Trabzon'a giderken Zonguldak'ta yakalanmıştı. Fransız torpidosu eşliğinde İstanbul'a götürülürken tekrar Ereğli'ye sığınmayı başarmış, ama Milli Kuvvetlere katılışı Ekim ayında gerçekleşebilmişti.85 Alemdar eski olması yanında 750 beygir gücündeydi ve 12 mil hız yapabiliyordu. Böylece Türk filosuna önemli derecede güç katmıştı.

Türkler tarafından el konularak Türk bandırası çekilen ve taşıma filosuna katılan yabancı bandıralı gemi ve motorlar da şunlardı; İlk olarak Trabzon'dan sığınmak için Tuapse'ye gitmekte olan Aydın Reis'in el koyduğu 100 tonluk Yunan motoru, Ayyıldız adıyla Türk filosuna katıldı. 6 Eylül 1920'de Ereğli limanında Gazal römorkörü, Uranya adındaki Yunan gemisine el koyup Samsun adıyla, sonrasında Rüsumat 4 No, Trabzon önlerinde Petros adındaki Yunan gemisine el koyarak Batum adıyla, Ereğli limanında Abranosyan Kumpanyası'nın bir vapuru Şahin adıyla, Türk filosuna katılmışlardı.86 Bunlardan başka, Ereğli'de iki Yunan motoru ele geçirilip, Ereğli ve Amasra adıyla deniz gücüne katılmıştı. İnebolu önünde Batum'dan gelen bir Yunan motoru ele geçirilip İnönü adı verilmişti.87 Bunlardan başka küçük motorlar ve takalar ile şahısların malı olan pek çok motor da Türk filosunu destekliyordu. 10 metre boyunda, 12 tonluk ve 5 mil sürate sahip Aslan motoruda88 bunlardan biriydi. Türk nakliye filosu 1921 yılında ulaşabildiği en güçlü noktaya ulaşmıştı. Enosis adlı Yunan gemisine de 1922 yılı başlarında el konulmuştu.

Milli Kuvvetler bu şekilde faaliyetlerini sürdürmeye çalışırken Türk vapurları Reşit Paşa ve Kızılırmak hastaneye çevrilerek, Wrangel ordusu kalıntılarının hizmetine sunulmuştu.89

Milli Mücadele süresince, adı geçen gemi ve motorlardan başka, Karadeniz'de seyreden ticaret gemileri ile yolcu vapurlarından da faydalanılmıştı. Özellikle İstanbul'dan yapılan taşımalarda Seyr-ü Sefain İdaresi vapurlarından başka, İtalyan Loit Triestino Kumpanyası'nın ve Fransız Pake Kumpanyası'nın gemi ve vapurlarından yararlanılmıştı. Seyr-ü Sefain İdaresinin Tecrübe, Ümit, Bahri Cedit, Altay, Giresun, Akdeniz adlı vapurları da taşımacılıkta görev almışlardı.

Bu şekilde yapılan başarılı nakliyattan başka, Türk filosu savaş sonunda 26 parçalık bir filo olmuştu.90 Bunlar motorlu, buharlı ve yelkenli olmak üzere, büyüklü küçüklü gemi ve motorlardı. İsimleri ve özellikleri şunlardı;

Aydın Reis ve Preveze Gambotları: 502 ton kapasiteli ve ahşap,

Amasra Motoru : 20 Ton kapasiteli, Arslan Motoru : 10 ton kapasiteli, Ayyıldız Motoru : 70 ton kapasiteli
1 ve 2 Nolu Motorbotlar : 40 ton kapasiteli 47'lik bir top, birer makinalı tüfek taşıyorlardı,
Bartın (Motorlu Gemi) 100 ton kapasiteli,
Batum Römorkörü : 300 ton kapasiteli, yandan çarklı, çok sesli,
Tecrübe : 300 ton kapasiteli,
Dâna Yelkenlisi : 100 ton kapasiteli,
Ereğli Motoru : 150 ton kapasiteli,
Filya Motoru : 300-350 ton kapasiteli, Topal Osman tarafından Ruslardan ele geçirilmiş,
Gazal Römorkörü : 90 ton kapasiteli, Klavuz römorkörü,
İnönü Motoru : 40 ton kapasiteli,
Kahraman : Yelkenli mavna
Küllük : Yelkenli mavna,
Mebruke : 90 ton kapasiteli, motorlu mavna
Rüsumat 4 No : 300 ton kapasiteli,
Samsun : 3000 ton kapasiteli, Yakalanan Yunan gemisi,
Şahin : 1250 ton kapasiteli, Yakalanan Yunan şilebi,
Trabzon : 1000 ton kapasiteli, Yakalanan Enosis Rum gemisi,
Zonguldak Motoru : 25 ton kapasiteli,
İkdam Motoru : 15 ton kapasiteli,
Sinop Motoru : 15 ton kapasiteli,

Bunlardan başka büyüklü küçüklü her türlü taşımada kullanılmış şahıslara ait takalar.91

Bu tabloya göre Türk taşımacılığı yedi bin ton sınırına ulaşmış olmakla birlikte, bu gemi ve motorların zamana dağılmış olarak Milli Kuvvetlere katılması ve düşmanın torpido, muhrip ve zırhlıları ile uyguladığı abluka dikkate alınırsa, Milli Mücadele'nin bu cephesinde gerçekleştirilen faaliyetlerin önemi ve başarısı daha iyi anlaşılacaktır.

Bu mütevazı filo ile sağlam ve disiplinli bir deniz teşkilatı oluşturularak, Karadeniz yoluyla yapılan taşımacılık da Milli Mücadele'yi besleyen önemli kanallardan birisi olmuştu. Bu nakliyat işinde yabancı bandıralı bazı kumpanyaların gemilerden de önemli ölçüde faydalanılmıştı. Karadeniz'in doğusu merkezi Trabzon olmak üzere, Trabzon Nakliyatı Bahriye Kumandanlığı, batısı da merkezi Ereğli olmak üzere, Ereğli Nakliyatı Bahriye Kumandanlığı sorumluluğuna bırakılmıştı. Trabzon'daki kumandanlık, Rusya ve Doğu Cephesi'nden gelen silah ve malzemeyi, Anadolu'nun giriş kapıları ve Batı Cephesi'ne yakın olan İnebolu, Samsun, Akçaşehir gibi limanlara taşıyordu. Ereğli Kumandanlığı ise, Trabzon'dan gelenler yanında İstanbul'dan kaçırılan silah, cephane, subay ve askerlerin boşaltılması ve Batı Cephesi'ne taşınması ile sorumluydu.92 Taşımanın aksamadan yürümesi için gaz ve benzin sağlama görevi Trabzon'un, kömür sağlama görevi de Ereğli'nindi.

Bu işlerin yürütülebilmesi için İstanbul, Ereğli, Zonguldak, İnebolu, Samsun ve Trabzon deniz taşımacılığı yolunun Türklerin kontrolünde bulunması gerekiyordu.93 Halbuki İtilaf Devletleri, gerek kıyı şehirlerine karakollar kurarak veya işgal ederek, gerekse Karadeniz'e çıkardıkları donanmalarıyla abluka ve karakol yaparak bu yolu denetimlerine almışlardı. Bu durumda Kuvayı Milliyeciler taşıma işinde gizli çalışmalara yönelmişler, yabancı bandıralı gemileri kullanmışlar, düşman gemilerinin seyrini çok iyi izleyerek, onların geliş ve gidişleri arasındaki boşluklardan faydalanmışlardı.

Deniz yoluyla İstanbul'dan yapılan taşıma, sivil motorlar, Seyrü Sefain İdaresi94 vapurları, Fransız, Sırp ve İtalyan bandırası taşıyan özel ticari şirketlerin vapurlarıyla yapılmıştı.95 İstanbul'da bu işlerin organizesi gizli milli gruplar tarafından yapılıyordu. Boşaltma, özellikle İnebolu, zaman zaman da Ereğli, Akçaşehir, Kefken, Karasu, gibi limanlara yapılıyordu.96 Trabzon'dan yapılan taşıma ise 1920 yılı sonlarında başlayıp, 1921 yılında yoğunlaşmıştı. Rusya ile anlaşma sağlanması ile Ermenilerin yenilerek Doğu Cephesi'nin rahatlaması ve Batı Cephesi'ne silah, asker, malzeme taşınması şansının doğması bunda etkili bir faktör olmuştu. Doğu Cephesi'nden ve Rusya'dan gelecek yardım önce Trabzon'a geliyor, oradan yüklenerek İnebolu, Samsun, Bartın, Ereğli ve Akçakoca'ya boşaltılıyordu.

İstanbul'dan gizli gruplar tarafından sivil motor ve yerli, yabancı bandıralı gemilere yüklenen silah ve cephane Anadolu Kavağı, Haliç Tersanesi, Zeytinburnu ve diğer ambarlardan kaçırılıyor, yine İnebolu, Samsun, Akçakoca, Akçaşehir gibi limanlara boşaltılıyordu. Bu malzemeler içinde silah, cephane, top, mayın, donatım araç-gereçleri vardı.97 İstanbul'dan Anadolu'ya geçmek isteyen subay ve sivil şahıslar da genelde aynı yolu izliyorlardı. Milli Mücadele'nin başlarında Seyrü Sefain İdaresi vapurlarıyla gruplar halinde subaylar taşınmıştı.

İtilaf Devletleri bu hareketleri tespit etmişler, belirtilen limanların önlerinde, kıyılarda ve deniz yolları üzerinde devamlı gözetlemelerde bulunmuşlar, 1921 yılında Karadeniz'in tümünde abluka uygulamışlardı. Türk taşımacılığını organize edenler de bu uygulamaya karşı bazı önlemler almışlardı. Düşmanın zayıf tarafları belirlenerek buna göre bir strateji belirlediler. Düşmanın savaş gemilerinin Karadeniz'e çıkış noktasında ve Karadeniz'e hakim kıyı noktalarında gözetleme istasyonları kurarak düşman seyrini izlediler. Düşmanın Karadeniz'de üssü bulunmadığı için Karadeniz'de sürekli kalamıyordu. İtilaf Devletleri arasındaki anlaşmazlıklardan faydalanılacaktı. İstanbul'da önemli görevlerde bulunan milliyetçi subaylardan bilgi alınacaktı. İyi bir haberleşme ağı kurulacaktı. Karadeniz'e sefer yapan sivil Türk ve İtalyan gemilerinden yararlanılacaktı. Marmara Denizi'ndeki motorlardan yararlanılacaktı. Karadeniz'deki Yunan ve Çarcılara ait motor ve gemiler yakalanıp, taşımacılıkta kullanılacaktı. İstanbul'daki gemilerden uygun olanlar kaçırılacaktı. Tekalif-i Harbiye istemiyle Karadeniz'deki bütün motorlar taşımacılıkta kullanılacaktı. Limanlar arasında gözetleme ve hareket birliği kurulacaktı. Bu faaliyetler yürütülürken Türklerin avantajı, İtilaf Devletlerinin Karadeniz'de bir üslerinin bulunmamasıydı. Böyle bir üsleri bulunsa şüphesiz Türklerin işi daha zor olacaktı. Bununla birlikte İstanbul'dan Karadeniz'e açılan Boğaz'ın milli kuvvetlerce gözetleme altında tutulması da ikinci bir avantajdı.98

Belirlenen strateji içinde yer alan, Türk ve yabancı bandıralı sivil gemilerin kullanılması da Anadolu'ya yapılacak taşıma için bir yoldu. İtilaf Devletleri arasında İngiliz ve Yunan politikası nedeniyle oluşan rekabet bu yolu Türklere iyice açmıştı. Kapitülasyonlardan yararlanarak Karadeniz'de serbestçe ticaret yapan yabancı bandıralı gemiler de ticari amaçlarla bu uygulamaya sıcak bakmışlardı. Bu şirketlerin başlıcaları, Fransız "La Frances" ve "Pake" kumpanyaları ile İtalyan "Loit Triestino" kumpanyasıydı.99 1920 yılı sonlarında bu uygulamaya geçinceye kadar Seyrü Sefain İdaresi vapurları bu işi gayet güzel yürütmüşlerdi. Ancak İtilaf Devletlerinin bunu fark etmeleri sonucunda sıkı bir kontrol mekanizması kurmaları ve bandırası yabancı Türk gemilerinin kaptanlarını değiştirme yoluna gitmeleri100 bu işi aksatmıştı. İngiltere zaman zaman yabancı gemileri de aramaya başlayacak kadar ileri gitmişti. Fransız ve İtalyan gemilerine karşı bu şekilde davranmaları aralarında hoşnutsuzluğu daha da arttırıyordu. Türkler, bu anlaşmazlıklardan yararlanarak yabancı gemilerden daha fazla faydalanma yolunu denemişlerdi. Bu gibi işlerde yardımcı olan gemilere Türk limanlarında kolaylıklar gösteriliyordu.101

Yabancı bandıralı gemiler veya şirket yetkilileri, zaman zaman taşımacılık konusunda Karadeniz limanlarındaki Türk yetkililere bizzat başvuruyorlardı. 16 Haziran 1921'de, İnebolu Polis Müdürü'ne Amerikalı ve İngiliz şirketleri temsilcisi, İstanbul'dan kaçırılacak her çeşit malzemenin tonunu otuz yedi İngiliz lirası karşılığında taşıyabileceği teklifini getirmişti. Bütün sorumluluğu şirketler üstleniyor ve aracı da yüzde beş komisyon istiyordu.102 14 Haziran'da da Samsun Liman Kumandanı Hakkı'ya, İstanbul'dan iki yüz doksan dokuz parça askeri malzeme getiren Fransız bandıralı Mareşal Jofer vapurunun, kumpanya temsilcisi Hüseyin Hakkı Bey tarafından tonu dört yüz kuruşa Trabzon'dan istenildiği kadar savaş malzemesi taşıyabilecekleri isteği belirtilmişti. Sevkiyat ve Nakliyat Umum Müdüriyeti ücreti fazla bularak bu teklifi geri çevirmişti. Daha önce 4 Nisan'da da İnebolu'ya silah taşınması konusunda bir İtalyan gelmişti. Kırk beş günde cephane ve silahların teslimi garantisi vermişti.103 Anlaşılan şu ki, ecnebi şirketleri mevcut şartlarda ticari kazanç düşünüyorlardı. Fransızlar bir yana, İngiliz şirketinin Anadolu'daki Milli kuvvetlere silah ve cephane taşımasının başka bir açıklaması olamazdı.

Yabancı bandıralı gemilerden kiralama yoluyla da faydalanılmıştı. Zonguldak tüccarlarının kiralamış olduğu Fransız bandıralı Karnilof ve Mecda Vesta vapurları ile, İstanbul'dan İnebolu ve Samsun'a yapılan seferlerde önemli ölçüde askeri eşya ve malzeme getirilmişti.104

Yabancı gemilerde Anadolu'ya önemli miktarda subay da kaçırılmış, Avusturyalı ve Alman kaptanlar bu işte Türklere kolaylık göstermişlerdi. Cemal Karabekir, kendisinin Avusturyalı eski bir subay olan kaptan idaresindeki gemi ile, arkadaşlarıyla birlikte Sinop'a götürüldüğünü yazmaktadır.105 Ayrıca, İstanbul'daki gizli milli gruplar, İstanbul'da iş çevrelerinden yetkililer ayarlayarak, onları kamuflaj olarak kullanıp silah ve cephane taşımacılığını gerçekleştirmişlerdi. İstanbul Hükümeti'nin satılığa çıkardığı sahra topları bir İtalyan sanayici aracılığıyla hurda fiyatına alınmış, Loit Triestino Kumpanyası'nın bir vapuruyla İnebolu'ya gönderilmişti.106

Türk vapurları ile yolculuk ve nakliyat yapmanın oldukça güçleştiği 1921 yılında, yabancı bandıralı gemilerin kullanımı oldukça yaygınlaştı.

İstanbul'da faaliyet gösteren (Ankara bağlantılı) Muaveneti Bahriye Grubu, La Frances ve Pake kumpanyalarının Dâna, Anadolu, Ararat, Lodvil, Langer, Mecda Vesta, Vestalya vapurlarıyla, İtalyan Loit Triestino kumpanyasının Dukovina, Kampidiglio, Kastinia, Kleopatra, Marane, Megri, Minerva, Oratina yolcu vapurları ile önemli ölçüde savaş malzemesi taşınmasını sağladılar. Bu gemilere güvenilir adamlardan Türk personel yerleştirerek bu işi biraz daha kolaylaştırdılar.107

1921 yılı Mayıs ve Haziran aylarında İstanbul'da, İstanbul'dan İnebolu'ya yabancı bandıralı vapurlarla silah ve cephane getirilmesi konusunda yoğun bir dönem yaşandı. 12 Mayıs'ta Panos, 24 Mayıs'ta İtalyan vapuru, 7 Haziran'da Roma vapuru, 21 Haziran'da Avangelos vapuru ve 29 Haziran'da Avonyo vapuru ile silah, cephane ve diğer askeri eşyalar getirilmişti.108 İstanbul'dan yüklenen malın listesi tutuluyor, Ankara ve boşaltım bölgesi önceden haberdar ediliyordu.

İtilaf Devletlerinin bütün çabalarına rağmen Türk taşımacılığını engelleyememesi, zaman zaman yabancı bandıralı gemilerin de aranması ve kontrol edilmesi sonucunu getirdi. 22 Eylül'de, İtalyan bandıralı Karnavale vapuru Boğaz'dan Karadeniz'e çıkarken İngilizlerce arandı. 22 Aralık 1921'de silah ve cephane yüklü Vera vapuru İngilizlerce yakalandı. Sahibi, Katolik Ermeni ve Fransız uyrukluydu.109 İngiliz-Fransız ilişkileri bu olayla daha da gerginleşti.

İstanbul depolarından önemli miktarda silah kaçırılması olaylarından biri de, 1920 yılı başlarında Akbaş deposunun boşaltılmasıydı. Buradaki silahlar Wrangel ordusuna gönderilecekti. Bunun haber alınması üzerine Köprülülü Hamdi Bey'in örgütlemesiyle, depo basılıp silahlar Anadolu'ya kaçırılmıştı.110 Taşımada rol oynayan önemli bir unsur da, vatanperver motorcular ve gemi sahipleriydi. Hacı İbrahim Ak Efendi bunlardan biriydi. Sadıkoğlu firması adına satın alınan İtalyan bandıralı Marianina vapuru ile silah ve cephane taşıyordu. Bir keresinde Samsun'da yükünü boşaltırken bir sandığın düşüp dağılması ile konu anlaşılmış ve İstanbul'a dönüşünde Hacı İbrahim Efendi ile komisyoncu tutuklanmıştı.111

İstanbul'dan Anadolu ordusuna ve Karadeniz'deki deniz kuruluşlarına kalifiye eleman sağlamak amacıyla, kara ve deniz subayları da taşınmıştı. Bu subaylar değişik kimlik ve kıyafetlerle sivil ve normal yolcular olarak taşınıyordu.112 1921 yılı başında Milli Müdafaa Vekaleti, İnebolu İstihbarat Zabitliği'ni uyarıyordu. Bu uyarı, Anadolu'ya gruplar halinde subay gelmesinin dikkat çekmesi sebebiyle gemilerin İtilaf Devletleri tarafından arandığı, bundan böyle dikkat çekmeyecek şekilde birer ikişer nakledilmeleri konusundaydı.113 İstanbul'dan Anadolu'ya bu denli büyük bir akın olduğu görülüyor, taşımaya engel olunmaması için bunun daha dikkatli yapılması öneriliyordu.

İstanbul'dan yapılan taşıma sırasında, Beylerbeyi'nde Osman Nuri Efendi'nin evinde kurulan gizli telsiz ile, Beykoz'dan veya Boğaz'ın başka bir yerinden Anadolu'ya silah, cephane ve personel götürecek olan yelkenli küçük gemilere, Boğaz'ın kontrolsüz olduğu saatler bildiriliyor, o saatler arasında hareket ettiriliyorlardı.114

İstanbul ile Anadolu arasında bu şekilde sağlanan taşımacılık, Rusya-Trabzon ile Batı Karadeniz limanları arasında daha farklı bir şekilde yapılıyordu. Gerek Rusya'dan sağlanan yardımların Trabzon'a getirilmesi, gerekse Doğu Cephesi'nden Trabzon'a gelen silah ve cephanelerle birlikte batı limanlarına getirilmesinde sadece Türk gemi ve motorlarından faydalanılıyordu. Düşman ablukasını delmek yönünden ise, belki daha şanslıydı. Daracık bir geçitten geçmek gibi bir zorunluluğu yoktu. Düşman gemileri ile geniş bir alan içinde muhatap oluyorlardı.

Bu bölgede taşımacılık 1921 yılında yoğunluk kazanmıştı ve bu yıl içinde de düzenli taşımacılık sağlanmış durumdaydı.115 Doğu Karadeniz'de abluka yapan Yunan kuvvetleri İngiliz gemilerinden de gerekli bilgileri alırken, Türk gemileri gözetleme istasyonları ve liman kumandanlıklarında toplanan bilgilerle seyirlerini düzenliyorlardı. Daha öncesinde bölgede taşımacılığı Trabzon'daki Üçüncü Kafkas Tümeni idare etmiş ve sivil motorlarla yapılmıştı. Bu görevi yapmak üzere oluşturulan Trabzon Kaçakçı Müfrezesi de 26 Ekim 1920'de Trabzon Nakliyat-ı Bahriye Müfrezesi, 9 Şubat 1921'de Trabzon Nakliyat-ı Bahriye Kumandanlığı'na dönüştürülmüştü. Batum, Tuapse ve Novrosisk'de kıdemli deniz subaylıkları oluşturularak, yardımların Trabzon'a taşınması bu kurumlar arasında sağlanan sıkı bağlantı ile gerçekleştiriliyordu.116 Batum, Tuapse ve Novrosisk'den yüklenen silah, cephane ve malzeme Trabzon'a getirilmekte, burada diğer gemilere aktarma yapılarak veya aynı gemiyle, Samsun, İnebolu, Sinop ve Akçakoca'ya gönderilmekteydi.117 1921 yılında Yunan ablukası resmen uygulanmaya başlandıktan sonra, Trabzon'dan yükünü alan gemiler, duruma göre Sinop ve İnebolu'ya uğramadan doğrudan Akçaşehir'e boşaltım yapıyorlardı.118 1921 yazında Yunan ablukasının çok ağırlaştığı dönemde gemiler bir süre Tuapse ve Batum gibi Rus limanlarına sığınmak zorunda kalmışlardı. Bu limanlarda Türk gemilerinin onarımı ve bakımı da yapılıyordu.

Rus limanlarından Trabzon'a ilk taşımayı gerçekleştiren gemiler, Gazal römorkörü ile Rüsumat 4 No adındaki motordu. Gazal, 20 Ekim 1920'de Trabzon'a, Tuapse'den yüklediği 564 Alman mavzeri, 494 sandık cephane ve 586 kasaturayı getirmişti. Rüsumat 4 No ise, 4 Kasım'da ilk seferini tamamlamış ve yine Tuapse'den Trabzon'a 632 mavzer, 1180 sandık cephane ve 615 kasatura getirmişti.119 Rüsumat 4 No sonraki günlerde Trabzon-İnebolu arasında da seferlere çıktı. 1921 Temmuz'unda iki adet 88 mm'lik İngiliz topu ile toparlaklarını ve 354 sandık cephaneyi İnebolu'ya götürdü. Dönüşte, Ordu önlerinde Yunan filosunun takibinden kurtuldu. Ancak daha sonra Eylül sonlarında çıktığı ikinci seferinde yükünü Ordu'ya boşaltmak zorunda kaldı. Eynesil önlerinde Yunan savaş gemilerince bir daha çalışamaz duruma getirildi.120 Trabzon'a Rus limanlarından ve Doğu Cephesi'nden getirilen silah, cephane ve malzemenin buradan batıdaki limanlara taşınmasında, Seyrü Sefain İdaresi'nin Karadeniz hattında çalışan Bahri Cedit, Gülnihal, Altay, Giresun, Akdeniz ve Ümit vapurlarından da faydalanıldı.

Doğu ordusunun Ermenilere karşı kazandığı zafer sırasında Ermenistan'da ele geçirilen 760 top, 100 makinalı tüfek, 4252 tüfek ve ayrıca Rus yardımlarından ilk parti olan 2317 tüfek, 2031 sandık mermi ve 1694 süngü Trabzon'a gelmiş, oradan İnebolu, Sinop, Samsun, Akçaşehir limanlarına kademeli olarak gönderilmişti.121 İngiliz raporlarında belirtildiğine göre, 1921 Temmuz sonuna kadar, Yunan ablukasına karşı Rusya'dan Samsun, Trabzon ve diğer limanlara sekiz yüz ton askeri malzeme taşınmıştı.122 Bu İngilizlerin bildiği miktardı. Onların Türkiye'ye gelen her yardımdan haberdar olamayacağı düşünülürse, bu miktarın daha fazla olduğu açık olarak ortaya çıkacaktır123.

1921 yılı 7-8 Ağustosu'nda, Sakarya Savaşı öncesinde Tekalif-i Milliye emirleri yayınlanınca Karadeniz'de Türk taşımacılığı daha da canlandı. Eylül başında, Karadeniz'de seyreden sivil motor ve teknelerin taşımacılığa katılması için yeni bir emir yayınlandı. Buna göre, sivil motor ve tekne sahipleri bir ay içinde, ordu malzemesini araçlarının gücü ölçüsünde yüz millik bir uzaklığa parasız taşımaya zorunlu tutuluyordu.124 Bu önlemle taşımacılık hızlandırılıp, Sakarya'da savaşan Türk ordusuna silah ve cephane yetiştirilmeye çalışılırken, düşmanın ve özellikle Yunan gemilerinin ablukası da bu ölçüde ağırlaşmıştı. İngiliz savaş gemilerinin, Türk taşımacılığı ve gemilerin seyri hakkında Yunan gemilerine bilgi verdikleri belirlenerek Ankara'da Bahriye Dairesi'ne bildirilmişti.125 Buna karşı Eylül sonunda Terme'de bir iskele komutanlığı kurularak, Samsun'a çıkarılamayan malzemelerin daha az dikkat çeken ve o ölçüde ablukadan az etkilenen Terme'ye çıkarılması yoluna gidildi. Böylelikle iki grup halinde seyreden düşman gemilerinden, batıya seyredenler arkasından yola çıkarılan Türk gemileri, doğuya seyredenler Samsun'a gelinceye kadar Terme limanına varmaktaydılar.126 İnebolu'ya giden Türk gemileri Samsun'a uğrayıp, düşman doğuya geçtikten sonra yollarına devam ediyorlardı.

1921 yılı sonlarından 1922 yılı yazına kadar yapılan başka bir taşıma işi, Rusya'dan Trabzon'a ve oradan Samsun'a uçak götürülmesiydi. 1921 yılı sonlarında Almanya'dan alınan 30 kadar uçak trenle Novrosisk'e getirilmişti. Buradan Trabzon'a ve Samsun'a götürülmesi planlanmışken, İtilaf Devletlerinin ablukası yüzünden Samsun'a doğrudan götürülememişti. Trabzon'a götürülerek oradan 1922 yazında Samsun'a taşınmıştı. Bu taşımayı Şahin vapuru gerçekleştirmişti.127

1922 yılı, Büyük Taarruz için hazırlık yılı olmakla, Karadeniz'de yapılan taşımacılık da bu çerçevede yoğun bir dönem yaşamıştı. Rus limanlarından gelen silah, cephane, araç-gereç yanında, Doğu Cephesi'nden Trabzon'a yığılan malzeme de Batı Cephesi'ne taşınacaktı. Taşıma sırasında gözetleme istasyonları, liman komutanlıkları ve gemiler arasında çok güçlü bir haberleşme ağının kurulması yanında, limanlara gelen gemi ve motorların boşaltılması, boşaltılan malzemenin kısa sürede iç kesimlere taşınması işi de iyi programlanmış ve sivil halk da bu işte yardımcı olmuştu.128

Düşman gemilerinin sıkı kontrol ve ablukasına rağmen, yetersiz nakliye filosu ile Rusya'dan, Batum'dan, Tuapse ve Novrosisk'den Trabzon'a, Trabzon'dan da Batı Karadeniz'deki Türk limanlarına silah, top ve malzeme ile çeşitli askeri eşyalar, uçaklar ve parçaları taşındı. Bunlardan başka Türk limanları arasında asker ve cephane taşınması işi de gerçekleştirildi. Özellikle Doğu Cephesi'nden Batı Cephesi'ne ve stratejik açıdan daha önemli liman ve şehirlere, askeri birlikler de genelde deniz yolu ile taşındı. 1921 Nisan ve Mayıs aylarında Kafkas Ordusu birlikleri Trabzon ve Giresun'dan Akçaşehir'e taşındı.129

Sakarya Savaşı sonrasında, Trabzon'da bulunan yirmi bir adet 88 mm'lik İngiliz, üç adet 75 mm'lik Fransız, dört adet 105 mm'lik ve dört adet 159 mm'lik Rus topu Batum ve Ararat vapurları ile Hayrettin ve Rüsumat motorları tarafından Samsun'a taşındı. Ekim ve Kasım aylarında taşıma önemli ölçüde yelkenli ve motorlu teknelerle yapıldı. 1 Ocak 1922'de Şahin vapuru, üç adet 150/45 mm'lik gemi topu, bir kısım cephane ve iki yüz mayını Tuapse'den Trabzon'a getirdi.130 Kış ve düşman ablukası bu sıralarda taşımayı zayıflattı.

Milli Mücadele yıllarında, İstanbul'dan Muaveneti Bahriye Grubu ve Karakol Cemiyeti gibi örgütlerin destek ve yardımları ile yapılan önemli taşımacılık da şöyle gerçekleşmişti; Karakol Cemiyeti, İstanbul Hükümeti ile İngiliz kontrolündeki ambar ve depolardan çeşitli tarihlerde, İstanbul'dan elli altı bin mekanizma, üç yüz yirmi makineli tüfek, bin beş yüz tüfek, bir batarya top, iki bin sandık cephane, on beş bin matara, bin tona yakın malzeme ve çeşitli eşyayı Anadolu'ya göndermişti.131 Muaveneti Bahriye Gurubu ise, 1921 sonları ve 1922 yılında İstanbul'dan Anadolu'ya sevkiyat yapmıştı. Bu sevkiyatın bir kısmı, belirtilen gemilerle şöyle gerçekleştirilmişti;

2.11.1921'de Bahricedit vapuruyla İnebolu'ya; iki torpido başlığı, iki pusluk torpido tüyübü, 3.11.1921'de Fetullah motoruyla Ereğli'ye; iki adet 18 pusluk torpido eğitim başlığı, hava deposu, hava boruları, iki adet 450 mm'lik ışıldak malzemesi, dinamo ve teferruatı, karbon, ayna, kablo stim boruları, 25.1.1922'de Bahricedit vapuruyla Trabzon'a; tanoz demirleri, zincir ve saire, 22.2.1922'de Bandırma vapuruyla Amasra'ya; 150 parça torpido teferruatı, 27.2.1922'de Bahricedit vapuruyla Trabzon'a; fabrika malzemesi, döküm postası, kum ve teferruatı, 18.3.1922'de Altay vapuruyla İnebolu'ya; 2950 müsademe tapası, Samsun'a matbu evrak, halat, Trabzon'a 244 sandık barut, 22.4.1922'de Bahricedit vapuruyla Trabzon'a; anten, telefon kordonu, telsiz ve telefon malzemesi, Altay vapuruyla Amasra'ya; 47 kalem torpido malzemesi, 7.5.1922'de Altay vapuruyla Amasra'ya; 60 kalem çeşitli uçak malzemesi, 30.10.1922'de Samsun'a; 88 mm'lik 150 mermi ve 400 tapa.132

Görüldüğü gibi, İstanbul'dan gönderilen malzemeler bu partiler için çok büyük şeyler gibi görünmüyor. Ancak Türk ordusunun o günkü şartları içinde bunlara bile ihtiyaç duyulan bir durumda olması, bunların küçümsenmesi yerine değerini daha da arttırmaktadır.

İstanbul'dan silah, cephane ve malzeme sağlayan ve bunların Anadolu'ya gönderilmesinde hizmeti bulunan gizli guruplar sadece Muaveneti Bahriye ve Karakol Cemiyeti değildi. Bunlar arasında MM Gurubu,133 Yıldırım Gurubu, Fethiye Gurubu, Yavuz Gurubu, Namık Gurubu, Felah Gurubu, Berzenci Gurubu gibi örgütler vardı.134

Dört yıl süren Kurtuluş Savaşı boyunca, Milli Hükümetin deniz gücünün faaliyetleri Karadeniz'de gerçekleşmiş, Milli deniz gücü zor şartlarda taşımacılık yaparak Türk ordusunu beslemişti. Ancak denizcilerin Karadeniz'de yaptıklarını bununla sınırlamak sanırız onlara haksızlık olacaktır. Türk denizcileri ellerinde bulunan az sayıda gemi ve küçük motorlarla taşımadan başka, kendilerini düşman savaş gemilerinden koruma, kıyı güvenliğini sağlama, kaçakçılığı ve Milli Hareket için zararlı faaliyetleri önleme, güçlerine güç katmak için Yunan gemi ve motorlarını ele geçirme gibi önemli faaliyetlerde de bulunmuşlardı. Türk deniz gücü bir bakıma bir ticaret savaşını da Milli Mücadele boyunca sürdürmüştü.135 Milli Hükümet tarafından Karadeniz'de izlenecek program hakkında hazırlanan tasarıda, Yunan ve Çarlık Rusyası'na ait gemi ve motorlara el konularak, Milli Güçlere katılması da yer alıyordu.136 Taşıma işinde görev alan Türk gemileri içinde silahlandırılarak, savunma ve bu gibi görevler için hazırlananlar da vardı. Deniz gücünün yetersizliği, eldeki gemilere bu tür çifte fonksiyonlar yüklemekle giderilmeye çalışılıyordu. 1919 sonlarında Türk limanlarında çalışan işçi ve kayıkçılar Yunan vapurlarını boykot ederek tepkilerini dile getiriyorlar,137 düşmanca hareketlerini kısıtlamaya çalışıyorlardı.

Türk Milli deniz gücü ilk olarak, 4 Temmuz 1919'da ilk ganimet motoruna sahip oluyordu. Rusya'dan gelerek Çarşamba sahiline Rum çeteleri çıkaran bir motor, Preveze gambotu tarafından yakalanıp Samsun'a getirilmişti.138

6 Eylül 1920'de Ereğli yakınlarında, Gazal römorkörü ve yedeğindeki Dâna yelkenlisi kereste yüklü bir mavnayı ele geçirmişlerdi.139 30 Ekim'de Rüsumat 4 No, Ereğli'de bulunan Dafni adlı Yunan vapuruna el koydu. 6 Kasım'da Abranosyan Kumpanyası'nın bir vapuruna el konularak Şahin adıyla Türk filosuna katıldı.140 Ekim ayı ortalarında Gazal, yedeğinde Dâna yelkenlisi ile birlikte Hopa-Trabzon arasında seyrederken, Trabzon yakınlarında bir İngiliz muhribi onları yakalamak istemiş, Gazal'a yaklaştığı anda serseri bir mayına çarparak yara almış ve Gazal ile Dâna'yı takipten vazgeçmişti. Gazal ve Dâna böylece kurtulmuşlardı.141 1920 yılı sonlarında, Aydın Reis gambotu Rusya limanlarına sığınmak için giderken yüz tonluk bir Yunan motoruna el koyarak, Türk nakliye filosuna Ayyıldız adı ile katılmasını sağlamıştı.142 Yine bu sıralarda Wrangel ordusuna bağlı motor, silah ve askerlerin savaş esiri olarak yakalanması konusunda Ankara'dan bölgeye emir verilmişti. Ereğli'de el konulan Dafni ve Şahin vapurlarının çalıştırılması için Milli Müdafaa Vekaleti 1660 lira ödenek de vermişti.143 Bu çerçevede, Rusya'dan İstanbul yönüne taşınmakta olan Wrangel ordusuna ait silah ve malzeme ile bunları taşıyan takalara, Karadeniz kıyılarından geçerken Müslüman halk ve kişilerin el koyması durumunda başarılı olanların ödüllendirileceği de belirtilmişti.

21 Kasım'da iki bin Rus askeri taşıyan bir Rus gambotu Ereğli'ye gelmiş, Kaymakamlık gambot ve askerlerin teslim olmalarını, kendilerine her türlü ilgi ve yardımın gösterileceğini belirtmişti. Ancak bu teklif reddedilince, zorla teslim alacak güç bulunmadığı için bu gemiye el konulamamıştı.144 24 Kasım'da Rize'ye gelen bir motor içindeki subaylar, iki makineli, beş tüfek, beş bin fişenk, sekiz yüz bot, elli çuval buğdayı yerel hükümete teslim edip, iltica isteğinde bulundular.145 27 Kasım'da, İnebolu limanına havanın bozukluğu nedeniyle, içinde bir İtalyan mühendis ve gemi personeli ile çeşitli rütbelerden Rus subayları da dahil on bir kişi ve bir miktar silah, birkaç çuval un ve mısır taşıyan bir motor İnebolu'ya sığınmıştı. Bu motor ve malzemeye de el kondu.146 19 Aralık'ta, Kozlu'dan kömür yükleyerek İstanbul'a gitmekte iken Ereğli'ye uğrayan Yunan bandıralı Hamal motoruna da el konulmuştu.147 1920 yılı sonlarında Türk gemileri artan düşman baskısı üzerine Rusya'nın Novrosisk limanına sığınmak zorunda kalmışlar, bakım ve onarımı yapılarak 1921 baharında Anadolu kıyılarına dönmüşlerdi.

1921 yılı Ocak ayı sonunda, Türk filosuna katılmak üzere gerçekte Türklere ait olduğu halde ondan yararlanmak için kaçırmak ve silahlı savaş vermek zorunda kalınan Alemdar, İstanbul'dan Ereğli'ye gelmişti. Alemdar'ın kaçtığını fark eden İtilaf donanması Alemdar'ı yakalamak üzere harekete geçip, Zonguldak'ta yakalamıştı. İstanbul'a götürülürken, Ereğli önlerinde savaşarak kurtulup Ereğli'ye sığınmayı başaran Alemdar, Fransızlarla yapılan anlaşma nedeniyle ancak Ekim sonlarında Türk filosuna katılabilmişti.148

1921 yılı Mart ayında, Yunanlılar resmen abluka ilan etmeden önce, Trabzon açıklarında görülen bir geminin durumu araştırıldı. Üzerine asker gönderilmesi düşünülürken gemi limana girmişti. Gemide arıza vardı ve kaptan onarımı için yardım istiyordu. Yapılan araştırmalarda Yunan gemisi olduğu öğrenilen seksen tonluk bu gemiye el kondu. Batum adı verilen, eski adı Petros olan bu gemi eski ve yıpranmış haliyle Batı Cephesi'ne bir yıl içinde sekiz yüz ton savaş malzemesi taşıdı.149 Batum Trabzon'a geldiğinde yirmi ton eşya ve altı yolcusu vardı. Eşyalara da el kondu. Batum'dan İnebolu'ya gelen bir Yunan motoru da bu günlerde teslim alınarak İnönü adıyla Türk nakliye filosuna katılmıştı.150 Mart ayı ortalarında, Batum'dan geçersiz belgelerle İstanbul'a gitmek üzere yola çıkarılan, Panayot adında bir Rum'a ait bir motora da el konuldu.151 İnebolu'da el konulan motor, Erkanı Harbiye emriyle Karadeniz'in batısında eşkiya ve korsanları takip etmekle görevlendirildi. Bu sırada taşımaya da yardımcı olacaktı.

Türk denizcileri zaman zaman İstanbul ve Boğaz'da bekleyen gemi ve torpidoları kaçırmak gibi girişimlerde de bulundular. Alemdar'ın kaçırılmasından sonra İtilaf kontrolü daha da artarak, Boğaz'daki yalıların kayıkhanelerini bile teker teker aramışlardı.152 1921 yılı son aylarında Yunan karakolu gerek kış şartları, gerekse Sakarya yenilgisi nedeniyle zayıfladı. Buna karşılık 1922 baharından itibaren Türk gemilerinin Yunan ticaret filosuna karşı daha atak bir tavır takındığı görülmekteydi.

1922 yılında seyreden deniz savaşında Enosis, Uranya, Şile adı verilen Yunan gemileri ile iki Beyaz Rus motorunu Türk denizcileri teslim almayı başardılar.

Enosis adındaki Yunan şilebi, 1922 Nisan'ında Novrosisk'de bulunuyordu ve İstanbul'a hareket edecekti. Bahriye Dairesi 6 Nisan'da bu şilebe el konulması emrini vermişti. Bu sırada aynı limanda 1 ve 2 nolu motorgambotlar da bulunuyordu ve görev onlara verilmişti. Şilebin hareket tarihi öğrenildikten sonra motorgambotlar limandan ayrılıp, Rus karasularından çıkarak beklemişlerdi. Enosis, 26 Nisan'da gözetleme bölgesine gelince motorgambotlar gemiye yaklaşarak dur işareti verdiler. Bu sırada 2 nolu motorgambot arızalanıp stop etmişti. 1 nolu topunu ateşleyerek gemiyi durdurdu. 2 nolu da onarımını yaparak yetişip, beş silahlı erle Emekli Yüzbaşı İzzet Kaptan şilebe geçerek el koydular. Böylece yüz tonluk Enosis şilebi kazanılmış oldu.153 Yunanlılar bu olayı kabullenemediler ve Haziran başında Samsun'u bombardıman ettiler. Enosis'in zabtı işinde yer alan Novrosisk'deki Türk subayı Firuz Kesim, geminin seyri ile ilgili bilgileri, bir Rus subayından, eski tanışıklıkları dolayısıyla aldığını kaydeder. Daha sonra Enosis'te yapılan aramada on bir çuval altın bulunduğu da Emrullah Nutku tarafından belirtilir.154

1922 Nisan ayı ortalarında Zonguldak'a gelen iki Beyaz Rus motoru da Türk denizciler tarafından teslim alınmış, Amasra ve Ereğli adları verilmişti. Ayrıca Sinop'ta iki yüz elli tonluk bir Yunan yelkenlisi de yakalanmış ve Şile adıyla filoya katılmıştı.155

Türk denizcilerin el koydukları en büyük Yunan gemisi, Gazal römorkörü tarafından Boğaz açıklarında yakalanıp, Amasra'ya getirilen Uranya adındaki gemiydi. Amasra'da Türk bayrağı çekilerek adı Samsun kondu. Bu olay 1922 Ekim ayı başlarında gerçekleşti.156 Uranya'nın kapasitesi 2200 tondu.

1922 yılı Ekim ayının 26'sında Alemdar, Abacı Yanko adındaki Rum çetesini Sinop açıklarında iki yüz kadar elamanı ile birlikte kaçarken yakalamıştı. 1923 yılı 12 Mayıs'ında da yine Pontusçu çetelerden Sarı Yani çetesi, Trabzon'dan Batum'a kaçarken Alemdar tarafından silahlı mücadele ile esir alındı.157

Denizde bu şekilde seyreden mücadele sırasında, Türk gemi ve motorları düşman savaş gemileri ile yüz yüze gelmemeye özen göstermişler, ama karşılaştıklarında da, bu tam donanımlı gemilere karşı güçleri oranında savaşmışlardı. Düşmanın liman ve kıyıları bombardımanları sırasında da karadan, varsa top ateşi ve tüfeklerle karşılık verilerek mücadele sürdürülmüş, bunda eldeki güce göre önemli başarılar kazanılmıştı. Düşman donanmasının faaliyetleri içinde, programlarını ve çıkarlarını rahatsız eden milli çetelerin yok edilmesi de vardı. Bunlardan bir tanesi İpsiz Recep çetesi idi. 1920 yılında, çete Karasu'da bulunduğu sırada, Ruslara ait 400 tonilatoluk arpa yüklü motoru, Kefken'de esir almış, yüküne el koymuş ve arpa köylülere dağıtılmıştı. Küçükağız bölgesinde de bir Yunan gemisini yük boşaltırken yakalayıp Kefken'e getirmişlerdi. İçindeki cephane ve malzemeye el konulmuş, malzeme halka dağıtılmıştı. Fransızlar, İpsiz Recep ve çetesini yakalamak için Kefken'e bir savaş gemisi gönderdilerse de başarısız olmuşlardı.158 Denizde kontrol edilemeyen Rum çeteleri ise, karaya çıktıklarında etkisiz hale getiriliyorlardı. Önemli kıyılara torpil döşenerek, Yunan gemilerinin kontrolü ve kayıklarla karaya çıkacak çeteler önlenmeye çalışılıyordu.159

1921 yılında düşman ablukası şiddetini arttırınca bazı nakliye gemileri silahlandırılarak kıyılarda ve Nakliyat-ı Bahriye Kumandanlıkları emrinde hizmete sokulmuştu. Alemdar ile 1 ve 2 nolu motorgambotlar bunlar arasındaydı. Düşman filosunun arkasından seyrederek düşman ticaret gemilerini yakalayıp el koyacaklardı. Alemdar bu görevle Ereğli Nakliyat-ı Bahriye Kumandanlığı emrine verilmiş, Sulina-İstanbul yolunda 8 Haziran günü abluka yapmıştı. 1 nolu motorgambot da 7 Haziran'da Samsun'u bombardıman eden Averoff'un peşinden seyreden nakliye gemilerini yakalayacaktı. Fakat bunlara rastlanamamıştı.160

1921 Ağustosu'nda, İngiliz ticaret gemilerinin Yunan savaş gemilerine Türk taşımacılığı hakkında bilgi vermesini engellemek üzere 13. Tümen emrindeki Karakuş motoru, Trabzon Nakliyat-ı Bahriye Kumandanlığı emrinde, Trabzon-Hopa arasında yarıçapı 20 millik bir eğri içinde, askeri kimliği gizlenerek karakolla görevlendirildi. 1921 Kasımı'nda Milli Müdafaa Vekaleti, düşmanın karakol faaliyetlerini ikiye ayırarak hafifletmek için iki motorgambotun, Batı Karadeniz'deki Yunan gemilerine saldırmak üzere, Bartın'a gönderilmesini istedi. Böylece sivil gemiler silahlandırılarak bu gibi görevlere gönderildiler.161

1922 yılında düşman savaş gemilerine karşı hava saldırısı düzenleme yoluna da gidildi. 1921 yılında Amasra'da bir hava istasyonu kurularak bu gibi saldırılara hazırlanılmıştı. Ancak elde yeterli uçak yoktu. Elde bulunan birkaç uçağın onarılarak bu işte kullanılması çabaları sonuç vermedi. İlk aktif hareket 3 Temmuz 1922'de, doğuya seyretmekte olan Panter sınıfı bir Yunan muhribine karşı yapıldı. Bu amaçla havalanan uçak, görüşün kötülüğü dolayısıyla sonucu belirlenemeyen altı bomba attıktan sonra bozularak zorunlu iniş yaptı. 8 Temmuz tarihli Yunan bildirisinde bu saldırı doğrulanmış, bombalanan Naxos'un yara almadan kurtulduğu belirtilmişti. Daha sonra 16 Temmuz, 8 Ağustos ve 26 Eylül tarihlerinde bu uçaklar deneme ve keşif uçuşları yaptılar.162 Bu saldırılarda başarılı olunamasa bile, Yunan gemileri bundan çekinmiş, daha dikkatli olmak kaydıyla daha az seferde bulunmuşlar, Türk kıyılarına ve limanlarına eskisi gibi rahatça gelip gidememişlerdi.

Milli Mücadele boyunca, düşmanları ile olduğu kadar yoklukla da savaşan Türk Milli kuvvetleri, sonuçta bu mücadeleden başarıyla çıkabilmişlerdi. Onların inancı düşmanın üstün silah gücüne galip gelmişti.

1 Bülent Çukurova, MM Grubu Haber Alma Raporlarında Grup Faaliyetleri ve Bazı Zararlı Cemiyetler, A. Ü. T. İ. T. E. basılmamış doktora tezi, Ankara, 1989, s. 132.
2 Bkz. Aziz Hüdai Akdemir, Dünyada ve Bizde Casusluk, İstanbul, 1946, s. 186.
3 Ergün Aybars, İstiklal Mahkemeleri, İzmir, 1988, C. I-II, s. 120.
4 Kastamonu Havali Kumandanlığı'ndan Düzce, Bartın, Bolu, Sinop, İnebolu, Ereğli, Cide yetkililerine gönderilen 11. 11. 1336 (1920) tarihli telgraf. ATASE Arşivi, Kls. 954, D. 4, F. 5.
5 Emrullah Nutku, deniz teğmeni olarak Anadolu'ya katılmak üzere Karniola adındaki vapurla seyahat ederken, sık sık Batum-İstanbul arasında yolculuk yapan bir ecnebi kadınla arkadaş olarak ondan bilgi almaya çalıştığını yazmaktadır. Bunun gemide bulunan amirlerince onaylandığını da belirtir. Bkz. Emrullah Nutku, "Vapurda Başlayan Görev", Yakın Tarihimiz, C. III, Sayı 27, Yıl 1962, s. 23-24.
6 ATASE Arşivi, Kls. 953, D. 7, F. 44, Bkz. Ergün Aybars, a.g.e., C. I-II, s. 120-121 ve ayrıca bkz. Feridun Kandemir, İstiklal Savaşında Bozgunculuk ve Casusluk, İstanbul, 1964, s. 22.
7 Bilal N. Şimşir, "Türk-Amerikan İlişkilerinin Yeniden Kurulması ve Ahmet Muhtar Bey'in Waşhington Büyükelçiliği (1920-1927), Belleten, C. XLI, Nisan 1977, s. 279.
8 ATASE Arşivi, Kls. 953, D. 10, F. 2/4, Kls. 22, D. 8, F. 15.
9 Ekrem Baydar, "Mustafa Kemal'in Gizli Teşkilatını Ben İdare Ediyordum", Cumhuriyet Gazetesi, 25 Ekim 1970, Baydar, Mustafa Sagir'in Anadolu'ya bu kadar sıkı kontrolden sıyrılarak Karadeniz yoluyla ve sonrasında karadan gidemeyeceğini, İngilizlerin uçakla Ankara yakınlarına indirdiği düşüncesinde olduğunu da belirtir. Ancak Kastamonu'da ağırlandığı ve Çankırı'dan geçerken görüldüğü şeklinde kayıtlara da değişik kaynaklarda rastlanmaktadır. Bkz. Açıksöz Gazetesi, 2 Kanunuevvel 1336 (2 Aralık 1920).
10 ATASE Arşivi, Kls. 993, D. 13, F. 8.
11 Bu konularda bkz. ATASE Arşivi, Kls. 1125, D. 24, F. 54 ve Kls. 1225, D. 14, F. 25; Kls. 1030, D. 74, F. 89; Kls. 997, D. 27A, F. 18.
12 Mesut Aydın, Milli Mücadele Dönemi'nde TBMM Hükümeti Tarafından İstanbul'da Kurulan Gizli Gruplar ve Faaliyetleri, İstanbul, 1992, s. 162-163.
13 ATASE Arşivi, Kls. 955, D. 9, F. 74.
14 Erkan-ı Harbiye Riyaseti'nden Milli Müdafaa Vekaleti'ne gönderilen 3. 6. 1337 (1921) tarihli maruzat. ATASE Arşivi, Kls. 993, D. 13, F. 21.
15 Süleyman Kocabaş, Tarihte ve Günümüzde Türk-Yunan Mücadelesi, İstanbul, 1984, s. 143, Bkz. Damar Arıkoğlu, Hatıralarım, İstanbul, 1961, s. 156-157.
16 Salahi R. Sonyel, Türk Kurtuluş Savaşı ve Dış Politika I, Ankara, 1987, s. 93.
17 Bu konuda ve İstikbal Gazetesi'nin konu ile ilgili yazı ve haberleri hakkında bkz. Mesut Çapa, Trabzon Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, Trabzon, 1998, s. 61-73.
18 ATASE Arşivi, Kls. 187, D. 96, F. 65; "Rum Muhacirler", Açıksöz Gazetesi, 8 Şubat 1336 (1920).
19 ATASE Arşivi, Kls. 888, D. 4, F. 24/1, 24/4.
20 Ş. Süreyya Aydemir, Tek Adam, İstanbul, 1981, C. II, s. 488.
21 Hikmet Bayur, XX. Yüzyılda Türklüğün Tarih ve Acun Siyasası Üzerindeki Etkileri, Ankara, 1974, s. 234.
22 ATASE Arşivi, Kls. 888, D. 3, F. 34, Kls. 1125, D. 24, F. 22, Kls. 1014, D. 8, F. 15/2, TBMM'de iç bölgelere taşınan Rumlara bazı kontrol dışı gruplar ve kimseler tarafından yapılan saldırıların önlenmesi ve güvenliğin sağlanması açısından görüşmeler ve tartışmalar da oluyordu.
Bkz. TBMM Gizli Celse Zabıtları, C. II, s404.
23 Nuri Yazıcı, Milli Mücadelede Pontusçu Faaliyetler, Ankara, 1989, s. 112.
24 ATASE Arşivi, Kls. 104, D. 373, F. 14.
25 Ali Birinci, "Trabzon'da Matbuat ve Neşriyat Hayatı", İkinci Tarih Boyunca Karadeniz Kongresi Bildirileri, Samsun, 1990, s. 3, ayrıca bkz. M. Çapa, a.g.e., s. 61-73.
26 İzzet Öztoprak, Kurtuluş Savaşında Türk Basını, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 1981, s. 377-396.
27 Kazım Karabekir, İstiklal Harbimiz, İstanbul, 1969, s. 811, F. Kandemir, a.g.e., s. 15.
28 ATASE Arşivi, Kls. 615, D. 206, F. 3/2, 3/3.
29 Kemal Atatürk, Nutuk, İstanbul, 1982, C. III, s. 1187, Doğan Avcıoğlu, Milli Kurtuluş Tarihi, İstanbul, 1988, C. II, s. 659.
30 Atatürk'ün Milli Dış Politikası 1919-1923, Ankara, 1981, C. I, s. 188.
31 Mustafa Kemal'in Samsun'da General Harbord'a verilmesi için yazdığı mektup. Harbord 9 Ekim'de mektubu aldığını ve memnuniyetini Mustafa Kemal'e bildirir. Bkz. Seçil Akgün, General Harbord'un Doğu Anadolu Gezisi ve Ermeni Meselesine Dair Raporu, İstanbul, 1981, s. 131.
32 Fethi Tevetoğlu, Milli Mücadele Yıllarındaki Kuruluşlar, Ankara, 1988, s. 33.
33 ATASE Arşivi, Kls. 993, D. 13, F. 8.
34 Bölgedeki gücün yetersizliği de sık sık ilgili mercilere bildirilerek takviye isteniyordu. ATASE Arşivi, Kls. 187, D. 96, F. 40, 40/1 1 Ocak 1919'da Erkan-ı Harbiye'den İstanbul Muhafızlığı'na yazılan emir ve 4 Mart 1919'da Harbiye Nezareti'ne Karadeniz Mevki Kumandanlığı'ndan verilen raporda, Karadeniz Boğazı ve çevresindeki Türk askerlerinin çekilmesi ve İtilaf kontrolüne devredilmesi konuları yer almaktadır. ATASE Arşivi, Kls. 28, D. 111, F. 1, 4.
35 ATASE Arşivi, Kls. 367, D. 14, F. 111.
36 Necdet Sakaoğlu, Amasra, İstanbul, 1966, s. 190.
37 Kazım Karabekir'den Harbiye Nezareti'ne 18 Aralık 1919 tarihli rapor. Trabzon 15. Kolordu bölgesine bağlı bulunduğu için yazışmayı Komutan Kazım Karabekir yapıyor. ATASE Arşivi, Kls. 22, D. 89, F. 19.
38 ATASE Arşivi, Kls. 888, D. 4, F. 3.
39 Felah Grubu Milli Mücadele yanlısı, Ankara ile bağlantılı olarak hareket eden, 1920 başlarında Meclis-i Mebusan'ın İstanbul'da toplandığı sırada gündeme gelen bir gruptu.
40 Hüsnü Himmetoğlu, Kurtuluş Savaşında İstanbul ve Yardımları, İstanbul, 1975, C. II, s. 199.
41 İstiklal Harbi Deniz Cephesi ve Hava Harekatı, Ankara, 1964, C. V, s. 32.
42 M. Işın, a.g.e., s. 52.
43 ATASE Arşivi, Kls. 1014, D. 8, F. 24.
44 3. Fırka Kumandanlığı'ndan Bafra Mıntıka Kumandanlığı'na 13. 7. 1337 (1921) tarihli telgraf. ATASE Arşivi, Kls. 1225, D. 14, F. 8, 9.
45 Milli Müdafaa Vekaleti'nden Erkan-ı Harbiye Riyaseti'ne 22. 5. 1337 (1921) tarihli yazı. ATASE Arşivi, Kls. 581, D. 93, F. 15/2.
46 Celalettin Orhan, Askerlik Hatıralarım, İstanbul, 1982, s. 125, İstiklal Harbi Deniz Cephesi ve Hava Harekatı, C. V, s. 53.
47 Birinci Dünya Savaşı'nın deniz havacılarındandı ve Amasra Tayyare İstasyonu O'nun raporuyla kurulmuştu.
48 N. Peker, İstiklal Savaşının Vesika ve Resimleri, İstanbul, 1955, s. 403.
49 İstiklal Harbi Deniz Cephesi ve Hava Harekatı, C. V, s. 32.
50 M. Işın, a.g.e., s. 101.
51 Afif Büyüktuğrul, "İstiklal Savaşı ve Cumhuriyetin Deniz Gücü", Deniz Kuvvetleri Dergisi, Sayı 463, Ekim 1968, s. 27.
52 Afif Büyüktuğrul, Çanakkale Olayı, İstanbul, 1969, s. 20.
53 N. Peker, İstiklal Savaşının Vesika ve Resimleri, s. 146.
54 Giresun Milli Müdafaa Heyeti Reisi Osman imzasıyla Ankara'da BMM Başkanlığı'na, İngiliz gambotundaki askerlerin karaya çıkmalarına izin verilmediği hakkında 11 Temmuz 1336 (1920) tarihli telgraf. ATASE Arşivi, Kls. 888, D. 2, F. 24.
55 ATASE Arşivi, Kls. 189, D. 104, F. 93/1.
56 Sinop Mıntıka Kumandanlığı'ndan Kastamonu ve Bolu Havalisi Kumandanlığı'na sunulan, Sinop çevresi ulaşımı ve kıyı ile bağlantıları ile ilgili 15 Kasım 1336 (1920) tarihli rapor. ATASE Arşivi, Kls. 953, D. 10, F. 2. Aynı çalışma Samsun, Kavak, Bafra bölgesinde de yapılmış, bu hat içinde bulunan kasaba ve köylerdeki halkın etnik yapısının da belirlenmesi istenmişti. ATASE Arşivi, Kls. 888, D. 3, F. 25.
57 ATASE Arşivi, Kls. 956, D. 22, F. 4, Kls. 1015, D. 9, F. 37.
58 Bartın'daki Rumların iç kesimlere taşındığına dair Kastamonu Havali Kumandanlığı'ndan Erkan-ı Harbiye Riyaseti'ne telgraf. Tarih 21. 6. 1337 (1921) ATASE Arşivi, Kls. 1014, D. 8, F. 20.
59 N. Peker, İstiklal Savaşının Vesika ve Resimleri, s. 308.
60 C. Orhan, a.g.e., s. 104.
61 C. Arslanoğlu, İ. Kayabalı, "İstiklal Harbinin Deniz Cepheleri", Türk Kültürü, Sayı 129, Yıl 1973, s. 731. Tam kuruluş tarihleri 10 Temmuz 1920.
62 İstiklal Harbi Deniz Cephesi ve Hava Harekatı, C. V, s. 29; Emrullah Nutku, "Trabzon Nakliyat-ı Bahriye Kumandanlığı", Yakın Tarihimiz, C. II, Sayı, 18, Yıl 1962, s. 149.
63 İstiklal Harbi Deniz Cephesi ve Hava Harekatı, C. V, s. 149.
64 İstiklal Harbi Deniz Cephesi ve Hava Harekatı, C. V, s. 29.
65 M. Işın, a.g.e., s. 32.
66 İstiklal Harbi Deniz Cephesi ve Hava Harekatı, C. V, s. 203.
67 C. Arslanoğlu, İ. Kayabalı, a.g.m., s. 734, İstiklal Harbi Deniz Cephesi ve Hava Harekatı, C. V, s. 29, 224, E. Nutku, "Trabzon Nakliyat-ı Bahriye Kumandanlığı", Yakın Tarihimiz, C. II, Sayı 18, Yıl 1962, s. 150.
68 C. Orhan, a.g.e., s. 125.
69 C. Arslanoğlu, İ. Kayabalı, a.g.m., s. 734.
70 İstiklal Harbi Deniz Cephesi ve Hava Harekatı, C. V, s. 30.
71 İstiklal Harbi Deniz Cephesi ve Hava Harekatı, C. V, s. 31; C. Orhan, a.g.e., s. 125.
72 C. Orhan, a.g.e., s. 125, C. Arslanoğlu, İ. Kayabalı, a.g.m., s. 734.
73 C. Orhan, a.g.e., s. 125.
74 İstiklal Harbi Deniz Cephesi ve Hava Harekatı, C. V, s. 30.
75 İstiklal Harbi Deniz Cephesi ve Hava Harekatı, C. V, s. 32.
76 C. Arsalnoğlu, İ. Kayabalı, a.g.m., s. 734.
77 İstiklal Harbi Deniz Cephesi ve Hava Harekatı, C. V, s. 45.
78 Milli Müdafaa Vekaleti'nden Sevkiyat ve Nakliyat Umum Müdüriyeti'ne gönderilen 14 Mayıs 1921 tarihli tamim. Bkz. İstiklal Harbi Deniz Cephesi ve Hava Harekatı, C. V, s. 225.
79 A. Büyüktuğrul, "Deniz Olaylarının İstiklal Savaşı Üzerindeki Etkisi", Atatürk Konferansları V, Ankara, 1975, s. 110.
80 Tevfik Çavdar, Milli Mücadele Başlarken Vaziyet ve Manzarai Umumiye İstanbul, 1971, s. 85.
81 Alptekin Müderrisoğlu, İstiklal Savaşının Mali Kaynakları, İstanbul, 1988, C. I, s. 97.
82 N. Peker, Öl, Esir Olma, İstanbul, 1966, s. 139.
83 E. Nutku, "Bir Deniz Subayının Hatıraları", Yakın Tarihimiz, C. I, Sayı 1, Yıl 1962, s. 26; M. Işın, a.g.e., s. 24; Raşit Metel, Atatürk ve Donanma, İstanbul, 1966, s. 29.
84 C. Arslanoğlu, İ. Kayabalı, a.g.m., s. 730. İstiklal Harbi Deniz Cephesi ve Hava Harekatı, C. V, s. 36.
85 Bkz. Erol Mütercimler, Destanlaşan Gemiler, İstanbul, 1987, s. 195-197; Celalettin Orhan, a.g.e., s. 59-60; İstiklal Harbi Deniz Cephesi ve Hava Harekatı, s. 34-36.
86 Bkz. Raşit Metel, Atatürk ve Donanma, İstanbul, 1966, s. 33, C. Arslanoğlu, İ. Kayabalı, a.g.m., s. 730, Emrullah Nutku, "Bir Deniz Subayının Hatıraları", Yakın Tarihimiz, C. I, Sayı 1, Yıl 1961, s. 26.
87 İstiklal Harbi Deniz Cephesi ve Hava Harekatı, C. V, s. 37.
88 E. Nutku, "Deneme Görevi", Yakın Tarihimiz, C. III, Sayı 20, Yıl 1962, s. 125.
89 "Gülcemal Vapurunun Başına Gelenler", Açıksöz Gazetesi, 20 Kanunuevvel 1336 (20 11 1920).
90 İstiklal Harbi Deniz Cephesi ve Hava Harekatı, C. V, s. 29.
91 C. Orhan, a.g.e., s. 126.
92 Tahsin Aygün, Kurtuluş Savaşında Karadeniz Ereğlisi, Ankara, 1984, s. 5-6.
93 Ali Sarıkoyuncu, Milli Mücadele'de Zonguldak ve Havalisi, A. Ü. T. İ. T. E. basılmamış doktora tezi, Ankara, 1990, s. 58.
94 Osmanlı Deniz Yolları İdaresi. Sivil bir kurum olduğu için başlangıçta İtilaf Devletleri kontrolünden az etkilenmişken, sonraları Anadolu'ya silah, cephane ve insan kaçırma işine karıştıkları belirlenmiş ve amansız bir kontrole tabi tutulmuşlardı.
95 İstiklal Harbi Deniz Cephesi ve Hava Harekatı, C. V, s. 46.
96 A. Sarıkoyuncu, a.g.t., s. 46.
97 İstiklal Harbi Deniz Cephesi ve Hava Harekatı, C. V, s. 47.
98 A. Büyüktuğrul, "Deniz Olaylarının İstiklal Savaşına Etkisi", Atatürk Konferansları V, s. 111-112.
99 M. Aydın, a.g.e, s. 225.
100 ATASE Arşivi, Kls. 1304, D. 9, F. 41.
101 Zonguldak Kömür Memurluğu Umum Müdürlüğü'ne, Samsun Fırka Kumandanlığı'ndan yazılan mektup. Yenidünya vapuru ve İtalyan bandıralı gemilere, yaptıkları yardımlardan dolayı, Amasra'dan kömür alırken öncelik tanınması ve iyi kömür verilmesi rica ediliyor. ATASE Arşivi, Kls. 889, D. 6, F. 3.
102 ATASE Arşivi, Kls. 960, D. 17, F. 18.
103 Fethi Tevetoğlu, Milli Mücadele Yıllarındaki Kuruluşlar, Ankara, 1988, s. 7.
104 Cemal Karabekir, Maçka Silahhanesi Hatıraları, İstanbul, 1991, s. 111.
105 Ekrem Baydar, "Mustafa Kemal'in Gizli Teşkilatını Ben İdare Ediyordum", Cumhuriyet Gazetesi, 13-14 Ekim 1970.
106 E. Nutku, "Anadolu'ya Sevkiyat", Yakın Tarihimiz, C. II, Sayı 26, Yıl 1962, s. 411, E. Nutku, "Ümit Vapuru Yolcuları", Yakın Tarihimiz, C. II, Sayı 23, Yıl 1962, s. 316.
107 ATASE Arşivi, Kls. 1303, D. 2, F. 1/5, 1/12, 1/28, 1/46 ve Kls. 1004, D. 61, F. 28.
108 ATASE Arşivi, Kls 1560, D. 119, F. 10.
109 C. Karabekir, a.g.e., s. 88, K. Atatürk, Nutuk, İstanbul, 1982, C. III, s. 1209.
110 İlyas Sami Kalkavanoğlu, Milli Mücadele Hatıralarım, İstanbul, 1957, s. 18.
111 E. Nutku, "Ümit Vapuru Yolcuları", Yakın Tarihimiz, C. II, Sayı 23, Yıl 1962, s. 315.
112 ATASE Arşivi, Kls. 622, D. 226A, F. 66.
113 Ekrem Baydar, "Mustafa Kemal'in Gizli Teşkilatını Ben İdare Ediyordum", Cumhuriyet Gazetesi, 23 Ekim 1970.
114 İstiklal Harbi Deniz Cephesi ve Hava Harekatı, C. V, s. 38.
115 İstiklal Harbi Deniz Cephesi ve Hava Harekatı, C. V., s. 29-30.
116 C. Orhan, a.g.e., s. 124; E. Nutku, "İlk Deniz Nakliyatı", Yakın Tarihimiz, C. II, Sayı 19, Yıl 1962, s. 186, İstiklal Harbi Deniz Cephesi ve Hava Harekatı, C. V, s. 38.
117 N. Peker, İstiklal Savaşının Vesika ve Resimleri, s. 314.
118 E. Nutku, "İlk Deniz Nakliyatı", Yakın Tarihimiz, C. II, Sayı 19, Yıl 1962, s. 187.
119 M. Işın, a.g.e., s. 72, İstiklal Harbi Deniz Cephesi ve Hava Harekatı, C. V, s. 43-44.
120 A. Müderrisoğlu, a.g.e., s. 323.
121 İstanbul'da Müttefik Orduları Başkumandanı General Harington'dan İngiliz Savunma Bakanlığı'na 5 Ağustos 1921 tarihli rapor. Bkz. Bilal Şimşir, İngiliz Belgelerinde Atatürk, Ankara, 1979, C. III, s. 580.
123 Özellikle Rusya'dan gelen yardımların Anadolu'ya aktarılması sırasında bazı suistimaller veya böyle bir şüphenin oluşmasına sebebiyet veren gelişmeler de oluyordu. Bu konuda Lazistan Mebusu Osman Bey mahkemeye verilmiş, TBMM 28. 1. 1338 tarihli oturumunda konuyu tartışmıştı. Bkz. TBMM Gizli Celse Zabıtları, C. II, s. 651-660.
124 İstiklal Harbi Deniz Cephesi ve Hava Harekatı, C. V, s. 44.
125 M. Işın, a.g.e., s. 69.
126 İstiklal Harbi Deniz Cephesi ve Hava Harekatı, C. V, s. 45.
127 Cevat Ülman, Kurtuluş Savaşında Karadeniz, İstanbul, 1943, s. 12; Uçakların Samsun'a ve Trabzon'a taşındıkları tarih ve yer konusunda ilgili kaynaklarda farklı günler ve şehirler verilmektedir. Kazım Karabekir Ruslardan gönderilen 22 uçağın 23-24 Temmuz gecesi Trabzon'a getirildiğini belirtiyor. Raşit Metel uçakların Almanya'dan alındığını, 29 adet olduğunu, Novrosisk'den Samsun'a taşındığını yazıyor, Şahin vapurunda görevli Celalettin Orhan ise, hatıralarında, uçakları Batum'dan yüklediklerini kaydetmektedir. Bu ifadelerden anlaşılan, Şahin vapurunun bu uçakları birden fazla sefer yaparak taşımış olduğu ve kaynakların eksik bilgiye sahip oldukları, bazı teferruatları kaçırmış olabilecekleri gibi görüşlerdi. Konu için Bkz. Raşit Metel, a.g.e., s. 32, Kazım Karabekir, a.g.e., s. 1091, Celalettin Orhan, a.g.e., s. 135.

128 ATASE Arşivi, Kls. 1004, D. 61, F. 6, ayrıca Kls. 1125, D. 24, F. 10.
129 Bkz. İstiklal Harbi Deniz Cephesi ve Hava Harekatı, C. V, s. 41-43.
130 İstiklal Harbi Deniz Cephesi ve Hava Harekatı, C. V, s. 45-46.
131 F. Tevetoğlu, a.g.e., s. 7.
132 E. Nutku, "İstanbul'un Armağanları", Yakın Tarihimiz, C. III, Sayı 29, Yıl 1962, s. 90.
133 Müsellah Milli Müdafaa Gurubu. Merkezi Ankara'daydı.
134 F. Tevetoğlu, a.g.e., s. 3; Emrullah Nutku, "İstanbul'da Yeraltı Çalışmaları", Yakın Tarihimiz, C. I, Sayı 12, Yıl 1962, s. 377.
135 C. Arslanoğlu, İ. Kayabalı, a.g.m., s. 757.
136 A. Büyüktuğrul, Deniz Olaylarının İstiklal Savaşı Üzerindeki Etkisi, Atatürk Konferansları V, Ankara, 1975, s. 112.
137 Bkz. Bekir Sıtkı Baykal, Heyet-i Temsiliye Kararları, Ankara, 1974, s. 56.
138 M. Işın, a.g.e., s. 25, E. Nutku, "Deniz Cephesi", Yakın Tarihimiz, C. I, Sayı 2, Yıl 1962, s.
139 R. Metel, a.g.e., s. 33, C. Arslanoğlu, İ. Kayabalı, a.g.m., s. 730; E. Nutku, "Bir Deniz Subayının Hatıraları", Yakın Tarihimiz, C. I, Sayı 1, Yıl 1962, s. 26, Necdet Sakaoğlu, Amasra, İstanbul, 1966, s. 195.
140 E. Nutku, "Bir Deniz Subayının Hatıraları", Yakın Tarihimiz, C. I, Sayı 1, Yıl 1962, s. 26, R. Metel, a.g.e., s. 33; ATASE Arşivi Kls. 952, D. 4, F. 36.
141 E. Nutku, "Düşman Göründü", Yakın Tarihimiz, C. III, Sayı 32, Yıl 1962, s. 188.
142 E. Nutku, "Bir Deniz Subayının Hatıraları", Yakın Tarihimiz, C. I, Sayı 1, Yıl 1962, s. 26; R. Metel, a.g.e., s. 33.
143 ATASE Arşivi, Kls. 952, D. 4, F. 36, 38/11 ve D. 6, F. 9.
144 Cumhurbaşkanlığı Arşivi, A. III-II, D. 48, F. 9/2.
145 Wrangel Ordusu Denize Döküldü", Hakimiyet-i Milliye Gazetesi, 24 Teşrinisani 1336 (24 Kasım 1920).
146 ATASE Arşivi, Kls. 601, D. 13, F. 47.
147 ATASE Arşivi, Kls. 952, D. 10, F. 8.
148 Konu için bkz. E. Mütercimler, a.g.e., s. 193-200.
149 E. Nutku, "Habersiz Gelen Misafir", Yakın Tarihimiz, C. I, Sayı 11, Yıl 1962, s. 348, R. Metel, a.g.e., s. 33.
150 İstiklal Harbi Deniz Cephesi ve Hava Harekatı, C. V, s. 36.
151 ATASE Arşivi, Kls. 956, D. 23, F. 1.
152 A. Büyüktuğrul, Çanakkale Olayı, s. 38-39.
153 E. Nutku, "Enosis'in Zabtı", Yakın Tarihimiz, C. II, Sayı 20, Yıl 1962, s. 215-216, N. Peker, İstiklal Savaşının Vesika ve Resimleri, s. 405; R. Metel, a.g.e., s. 33, C. Arslanoğlu, İ. Kayabalı, a.g.m., s. 745.
154 Bkz. E. Nutku, "Enosis'in Zabtı", Yakın Tarihimiz, C. II, Sayı 20, Yıl 1962, s. 216.
155 C. Arslanoğlu, İ. Kayabalı, a.g.m., s. 746.
156 C. Arslanoğlu, İ. Kayabalı, a.g.m, s. 746; R. Metel, a.g.e., s. 33.
157 Nurettin Peker, "Alemdar (Son Pontusçular)'ı Nasıl Ortadan Kaldırmıştı?", Tarih Konuşuyor, Haziran 1965, s. 1445-1448, Ruhi Develilioğlu, "İstiklal Savasından Birkaç Safha ve Cumhuriyet Denizciliğine Umumi Bir Bakış", Deniz Mecmuası, Sayı 348, Nisan 1938, s. 80-83, Bkz. Erol Mütercimler, a.g.e., s. 225-242.
158 İhsan Birinci, "İpsiz Recep Çetesi", Hayat Tarih Mecmuası, C. II, Sayı 10, Yıl 1966, s. 72­74.
159 ATASE Arşivi, Kls. 1014, D. 8, F. 23. Kerempe ile İnebolu arasına beş yüz metre kablo ile torpil yerleştirilmesi hakkında İnebolu İrtibat Subaylığı'ndan Erkanı Harbiye Riyaseti'ne 21. 6. 1337 (1921) tarihli rapor.
160 İstiklal Harbi Deniz Cephesi ve Hava Harekatı, C. V, s. 67.
161 İstiklal Harbi Deniz Cephesi ve Hava Harekatı, C. V, s. 46.
162 İstiklal Harbi Deniz Cephesi ve Hava Harekatı, C. V, s. 68, Osman Ulagay, Amerikan Basınında Türk Kurtuluş Savaşı, İstanbul, 1974, s. 194.

Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv      2065 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın