• Anasayfa
  • https://www.facebook.com/tarihtarihyayinevi/
  • https://twitter.com/tarihyayinevi
Özgür Tarih Dergisi
19 Mayıs 1919: Mustafa Kemal Paşa'nın Samsun'a Çıkışı /Dr. Zekeriya Türkmen

Giriş

Yirminci yüzyıl, "Şark Meselesi" diğer bir ifade ile "Doğu Sorunu" olarak tarihe geçen ve Türkleri Balkanlar ve Anadolu coğrafyasından uzaklaştırmayı hedefleyen politikanın büyük ölçüde uygulamaya konulduğu dönemi içinde barındırır. Bu dönemle ilgili belgeler incelendiğinde, Türkler aleyhine kurulan ittifaklar ve diğer gelişmeler I. Dünya Savaşı yıllarında tüm açıklığı ile gözler önüne serilmektedir. 30 Ekim 1918 tarihinde imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması ise, Osmanlı Devleti'nin, bir anlamda da Türk Milletinin ölüm fermanı niteliğinde idi.

XX. yüzyılın yukarıda belirtilen bu bunalım ve sıkıntılarını dikkate aldıktan sonra ulaşılan sonuç itibarıyla gelişmelere bakılırsa, 19 Mayıs 1919 tarihi, Türk milleti için önemli bir dönüm noktası, aynı zamanda yeni bir devrin de başlangıcı olmuştur.

Mustafa Kemal Atatürk, bu tarihte IX. (III) Ordu Kıtaları Müfettişliği görev ve yetkileriyle Samsun'a çıkmış; Türk milletinin içinde bulunduğu büyük sıkıntı ve yoksulluklara rağmen, azimle Türk İstiklal Mücadelesi'ni başlatmıştır. Bu mücadele, aynı zamanda yeni devletin doğum sancılarını da beraberinde getirmiştir. Nasıl ki, şafak vakti her zaman aydınlığın müjdecisi olmuşsa, 1919 yılında Mustafa Kemal Paşa'nın liderliğinde başlatılan Millî Mücadele hareketi de yeni devletin, yani Türkiye Cumhuriyeti devletinin şafağı olmuştur.1

A. Mustafa Kemal Paşa'nın IX. Ordu (III. Ordu) Müfettişliği'ne Atanması ve Bunu Takip Eden Dönemde Meydana Gelen Gelişmeler

Yıldırım Orduları Grup Komutanlığı'nın2 lağvedildiğini belirten irade, Harbiye Nezareti vasıtasıyla Mustafa Kemal Paşa'ya 10 Kasım 1918'de tebliğ edildi;3 bunun üzerine Paşa, emrindeki birlikleri II. Ordu Komutanı Nihat Paşa'ya terk ederek başkente dönüş için gerekli hazırlıklara koyuldu.4 Mondros Ateşkes Antlaşması'nın imzalanmasından yaklaşık 13 gün sonra, Adana'dan trenle İstanbul'a hareket eden Mustafa Kemal Paşa, 13 Kasım 1918'de İstanbul'a geldi. Mustafa Kemal Paşa, bu sırada ülkenin içinde bulunduğu kötü şartlardan kurtulabilmesi için siyasî yollardan çözümler aramanın faydalı olacağına inanıyordu. O, İstanbul'a gelişinden, 1919 yılı Nisan ayına kadar geçen beş aylık süre içinde çeşitli temaslarda bulundu.

Mustafa Kemal Paşa, İstanbul'daki faaliyetlerinde esas olarak hükümet kurmak, olmazsa kurulacak hükümete Harbiye Nazırı olmak ya da mebus olarak meclise girmek arzusunda idi. O, bu faaliyetleri sırasında ayrıca İttihat ve Terakki Cemiyeti yetkilileri ile yakınlaşmayı, Meclis-i Meb'usân Eski Reisi Ahmet Rıza Bey'le5 temas kurmayı düşündüğü gibi, dönemin önde gelen asker-devlet adamlarından Ahmet İzzet Paşa ile de temasa geçmek niyetinde idi.6 Ne yazık ki, Mustafa Kemal'in bu düşüncelerini uygulamaya koyması mümkün olmadı. Mustafa Kemal Paşa'nın, İstanbul'da bulunduğu sırada bir diğer faaliyeti de İtilaf Devletleri temsilcileri ile görüşmelerde bulunarak çözüm yolları aramaktı. Öte yandan basın yoluyla da teşebbüste bulunmak için yakın arkadaşları ile harekete geçerek "Minber'7 gazetesini yayımlamaya başladı.

Mustafa Kemal Paşa, İstanbul'a geldikten sonra da Mondros Mütarekesi'nin şartlarını ve uygulanışını tenkit etmeye devam etti. 18 Kasım 1918 tarihinde Vakit gazetesine verdiği demecinde bir askerden ziyade diplomatça ifadeleri son derece itina ile kullanıyordu. Paşa, bu demecinde ayrıca bu kargaşa ortamında bütün tepki ve husumetleri üzerine çekmemek için sarf ettiği cümleleri çok itinalı kullanmaya gayret gösteriyordu.8

Mustafa Kemal'in Mütareke Dönemi İstanbul'unda gerçekleştirmeye çalıştığı bir dizi faaliyetler, işgal güçlerinin baskı ve tazyikleri nedeniyle istenilen sonuca ulaşamadı. Mustafa Kemal Paşa, Nutuk adlı eserinde, asıl amacını, Osmanlı Devleti'nin o sırada içinde bulunduğu şartları kısaca açıkladıktan sonra, "tek karar vardı o da milli egemenliğe dayalı, tam bağımsız bir Türk devleti kurmaktı" diye belirtir. O, yine Nutuk'ta İstanbul'dan çıkmadan önce düşündüğü ve Samsun'a ayak basar basmaz uygulamaya başladıkları kararı şöyle açıklar: "Temel ilke, Türk milletinin onurlu, saygın bir millet olarak yaşamasıdır. Bu ancak tam bağımsız olmakla sağlanabilir."9

Mustafa Kemal Paşa'nın Samsun'a çıkışı ve Milli Mücadele hareketini ateşlemesine bir yerde önemli bir basamak teşkil eden ordu müfettişliği görevi, bu görevle ilgili olarak gerçekleştirdiği faaliyetler bugüne kadar çeşitli araştırmalara konu olmuştur. Hayatı boyunca Türk milleti uğruna yaptığı mücadelelerden dolayı, haklı olarak milletinin bağrında önemli yer etmiş olan Mustafa Kemal Paşa'nın en önemli özelliklerinden biri baskıya boyun eğmeyen bir kişiliğe sahip olmasıdır. Böyle bir kişilik yapısına sahip olan Mustafa Kemal Paşa'nın 30 Nisan 1919 tarihinde atandığı ordu müfettişliği görevi son derece önem arz etmektedir. O, bir süre sonra da bu görev gereği Türk milleti açısından bağımsızlık meş'alesinin yakılacağı son derece önemli bir yolculuğa çıktı.

Mütareke Dönemi'nde kurulan ordu müfettişlikleri içerisinde şüphesiz en önemlisi IX. Ordu (III. Ordu) Müfettişliği idi. Bu müfettişlik gerek ordunun yeniden teşkilâtlanması meselesinde, gerekse ülkenin kurtarılmasında büyük rol oynayacak olan Mustafa Kemal Paşa'nın uhdesinde bulunmasından dolayı önemli idi.10

1. Mustafa Kemal Paşa'nın Mütareke Dönemi'nde İstanbul'daki Faaliyetleri

Mondros Ateşkes Antlaşması imzalandıktan sonra, Adana'dan hareketle 13 Kasım 1918'de İstanbul'a gelen Mustafa Kemal Paşa, ülkenin içinde bulunduğu kötü şartlardan kurtulabilmesi için siyasî yollardan çözüm aramanın faydalı olacağına inanıyordu. O İstanbul'a gelişinden, 1919 yılı Nisan ayına kadar geçen beş aylık süre içinde çeşitli temaslarda bulundu.
Mustafa Kemal Paşa, İstanbul'daki faaliyetlerinde esas olarak hükümet kurmak, olmazsa kurulacak hükümete Harbiye Nazırı olmak, ya da mebus olarak meclise girmek arzusunda idi. O, bu faaliyetleri sırasında ayrıca İttihat ve Terakki Cemiyeti yetkilileri ile yakınlaşmayı, Meclis-i Meb'usân Eski Reisi Ahmet Rıza Bey'le temas kurmayı düşündüğü gibi, dönemin önde gelen asker-devlet adamlarından Ahmet İzzet Paşa ile de temasa geçmek niyetinde idi.11 Mustafa Kemal'in bu düşüncelerini uygulamaya koyması mümkün olmadı. Bu dönemdeki faaliyetlerini bilahire Falih Rıfkı'ya anlatan Mustafa Kemal Paşa: "...Ağır ve kat'i bir kararın doğruluğuna inanmak için vaziyeti her köşesinden mütalaa etmek, tereddüde yer bırakmamak, başka ihtimal kalmadığına inanmak için mütareke esnasında dört-beş ay (13 Kasım 1918-16 Mayıs 1919) İstanbul'da kaldığını" belirtmişti.12

İstanbul'da bulunan İngilizlerle ilişkilerini dikkatle sürdüren Mustafa Kemal Paşa,13 saray ve çevresiyle olan münasebetlerinde de dikkatli davranıyor, siyasî taktikler sergiliyordu. Öte yandan daha önceki yıllarda kazandığı bir takım askerî başarılar -ki en önemlisi Çanakkale idi- ise, haklı olarak çevresinin genişlemesini sağlıyordu. İşte bu durumu çok iyi değerlendiren Mustafa Kemal Paşa, İstanbul'da kaldığı süre içinde birkaç kez (15 Kasım, 29 Kasım ve 20 Aralık 1918 tarihlerinde) padişah ile görüşme fırsatı buldu.14 Mustafa Kemal'in İttihat ve Terakki Cemiyeti, Almanya ve Enver Paşa karşıtı olması, Padişah ve çevresi tarafından da büyük destek görmesine sebep oldu.15 Daha açık bir şekilde ifade etmek gerekirse, Mustafa Kemal Paşa'nın yukarıda izah edilmeye çalışılan tasarı ve düşünceleri çok ince düşünülmüş fikirlerdi. O, bu taktiklerinin bir süre sonra zararını değil, yararını gördü.16 Bundan başka yakın arkadaşları ile Minber gazetesini çıkaran Mustafa Kemal Paşa bu yolla da kamuoyuna ulaşmayı hedeflemişti.

Bu arada belirtmek gerekirse 30 Ekim 1918 tarihinde imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması, Osmanlı Devleti'nde sıkıntılı bir dönemin de başlangıcı oldu. Ateşkes hükümleri, işgalciler tarafından sık sık çiğnendiği gibi, uzun yıllar Türklerin egemenliğinde kalmış bulunan azınlıklar da işgalcilerden cesaret bularak kanunsuz eylemlerde bulunmaktan geri durmuyorlardı. Bu yüzden azınlıkların yaşadıkları bölgelerde sık sık Türklere yönelik saldırgan tutumların sergilendiği görülüyordu. Bu gelişmeler olurken, İngilizlerin Anadolu'nun bazı bölgelerinde, Türklerin Rum ve Ermenilere yönelik saldırılarda bulundukları iddiasından hareketle asayiş ve düzenin sağlanması yolunda Osmanlı hükümetine çektikleri ihtar ile, İstanbul hükümetinin ordu müfettişliklerini kurma yolundaki çalışmaları biçim ve zaman açısından birbirine denk düşmüştü. Yoksa IX. Ordu Kıt'aları Müfettişliği Mustafa Kemal Paşa için hazırlanmış özel bir görev değildi. Mustafa Kemal Paşa'ya daha önceleri de bu tür görevler önerilmiş; fakat o, tasarladığı zamanlama oluşmadığından herhangi bir görevi kabul etmemişti.17 Mustafa Kemal Paşa'nın ordu müfettişliğine atanmasında, dönemin yazışma kuralları gereği Osmanlı Harbiye Nezaretinin (Milli Savunma Bakanlığı), Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Riyasetinin (Genelkurmay Başkanlığı), Dahiliye Nezareti'nin (İçişleri Bakanlığı), sadrazam ve Hey'et-i Vükela'nın (Bakanlar Kurulu) olurları ve Padişah'ın onayı gerekiyordu. Bu durumdan, başkentte kontrolü ellerinde bulunduran işgal kuvvetleri komutanlığının da haberdar olması söz konusu idi. Nitekim, Mustafa Kemal Paşa'nın bu göreve gelmesine, kendisinin İttihat ve Terakki Cemiyeti ve Almanya karşıtı olmasından dolayı İngiltere, Padişah ve Damat Ferit Hükümeti'nin karşı çıkması söz konusu olamazdı.18 Zaten dönemin ileri gelen devlet adamları ve bürokratları ile Genelkurmayı tarafından yetenekli, güçlü ve vatanperver biri olarak tanınmakta idi. İşte Mustafa Kemal Paşa, bu noktada işi olacağına bırakmadı. Bizzat araya dostluklar, yakınlıklar kurarak dolaylı da olsa müfettişlik konusu ile ilgilendi. 19 Bu sırada dönemin hükümetinde Dahiliye Nazırı (İçişleri Bakanı) olarak bulunan Mehmet Ali Bey, İsmail Fâzıl Paşanın akrabası idi. Mustafa Kemal'in yakın arkadaşı Ali Fuat (Cebesoy) Paşa'nın babası olan İsmail Fâzıl Paşa, Mehmet Ali Bey'in Mustafa Kemal Paşa ile görüşmesine aracılık etti.20 İsmail Fâzıl Paşa, Mehmet Ali Bey ile yaptığı görüşmede Mustafa Kemal'in ittihatçı olmadığına dair taahhütte bulunduktan sonra, bir akşam Kuzguncuk'taki evine davet ederek tanışmalarına da vesile oldu.21 Bu davette Mustafa Kemal Paşa, Mehmet Ali Bey üzerinde son derece iyi bir izlenim bırakmış ve kendisine her türlü yardımda bulunulacağı vaadini de almıştı.22 Mehmet Ali Bey de Mustafa Kemal'in müfettiş olarak Anadolu'ya gönderilmesi için bakanlığı tarafından hükümete sunulacak gerekçelerin neler olabileceğini araştırmaya başladı.

İşte bu sırada Karadeniz kıyısındaki Rum çetelerinin baskın tarzındaki eşkıyalık olayları, günden güne artmaya başlamış, Orta Karadeniz bölgesinde Samsun, Canik ve Amasya taraflarında Rum ve Ermeni çetelerinin Türklere yönelik saldırıları dayanılmaz bir hal almıştı.23 Bunun üzerine bölgede bulunan Türkler de, milis kuvvetleri oluşturarak eşkıyalık yapan Rum ve Ermeni çeteleriyle mücadeleye başlamıştı. İşgal kuvvetleri komutanlığı ise yaptığı açıklamalarda bu sırada saldırıya uğramış bulunan masum Türkleri suçlu, saldırganları ise suçsuz olarak yorumluyordu. Bu görüşten hareketle İngilizler, bölgede sükün ve asayiş sağlanmadığı takdirde buraları da işgal edeceklerini bir ültimatomla hükümete bildirdi.24 Bunun üzerine İngiliz yetkilileri ile durumu görüşen sadrazam, daha sonra bu konuyu Dahiliye Nazırı Mehmet Ali Bey'e açtı. Mehmet Ali Bey önceden beri bu durumu detaylı bir şekilde araştırdığından, Sadrazam Damat Ferit'e bu bölgeye geniş yetkilerle Mustafa Kemal Paşa'nın gönderilmesini teklif etti. Mustafa Kemal'i bir defa görmek, tanışmak ve hakkında bilgi sahibi olmak istediğini belirten Damat Ferit, onları bir gün yemeğe davet etti. Daha önceki yıllarda Genelkurmay Başkanlığı yapmış bulunan Cevat (Çobanlı) Paşa'nın da hazır bulunduğu ve Cercle d'Orient'ta (Serkıl Doryan) verilen öğle yemeğinde yapılan görüşmede, Mustafa Kemal Paşa'nın ordu müfettişliği görevine getirilmesi sadrazam tarafından da kabul edildi.25 Bununla beraber, Damat Ferit, yanlış bir anlamaya meydan vermemek için İngiltere elçiliği baş tercümanı Ryan'a, Mustafa Kemal'in özellikleri hakkında bilgi verdiği gibi, o sırada Genelkurmay karargahında görevli bulunan Fevzi (Çakmak) Paşa da bir İngiliz subayına Mustafa Kemal Paşa'nın ittihatçı olmadığını söyleyerek güven telkin etti.26

Bu yoğun faaliyetler esnasında Mustafa Kemal Paşa, Bahriye Nazırı Avni Paşa ile de görüşmelerde bulundu; Mehmet Ali Bey vasıtasıyla Şişli'deki evinde birkaç defa bir araya gelerek dostluklarını ilerletti. Avni Paşa, o sırada Harbiye Nazırı bulunan Şakir Paşa'nın damadı oluyordu. Mustafa Kemal Paşa, bu arkadaşı vasıtasıyla Harbiye Nazırı'nın da güvenini kazandı. Bu tayinde Mehmet Ali Bey'in rolü olduğu gibi, Avni ve Şakir Paşaların da etkisi oldu.27 Ali Fuat Paşa, Damat Ferit ile Mehmet Ali Bey'in arasının bu tayinden sonra açıldığını ve Mehmet Ali Bey'in bir daha kabinelere giremediğini belirtir.28 İşte bu izah edilen temasların sonunda Mustafa Kemal Paşa'nın Anadolu'ya ordu müfettişi olarak gönderilmesi uygun görüldü.29 Öte yandan bazı yazarlar, Mustafa Kemal Paşa'nın İstanbul'daki faaliyetlerinden bir netice çıkmayınca, son çare olarak Anadolu'ya geçtiğini belirtirler.30 Diğer taraftan, Mustafa Kemal'in yakın arkadaşı İsmet İnönü de böyle düşündüğünü ifade eder. İsmet İnönü, bu konu hakkında hatıralarında şu açıklamada bulunur: ".Aylardan beri devam eden siyasî çalışmalar artık sona ermiş, başka çare olmadığından Mustafa Kemal Paşa Anadolu'ya gitmeye karar vermişti.".31

2. Mustafa Kemal Paşa'nın IX. Ordu (III. Ordu) Müfettişliği'ne Atanması, İstanbul'da Askerî ve Mülkî Makamlarla İlişkileri

İstanbul'da gerçekleştirilen bir dizi görüşmelerden sonra Mustafa Kemal Paşa, 30 Nisan 1919 tarihli irade-i seniyye yani padişah tarafından onaylanan atama belgesi ile IX. Ordu Kıt'aları Müfettişliği'ne tayin olundu.32 Aynı gün Harbiye Nazırı Şakir Paşa tarafından sadaret makamına, yapılan bu atama hakkında bilgi verildi.33 Şakir Paşa, 6 Mayıs 1919 tarihinde Mustafa Kemal Paşa'ya hitaben resmî bir yazı gönderdi. Bu yazıya Osmanlı Genelkurmay Başkanlığı tarafından kaleme alınan bir talimatname de eklendi.34 Bu talimatnâmeye göre,35 İçişleri Bakanlığı birimlerinden de gerekli görülenlere haber verilmesi isteniyordu.36 Şakir Paşa, IX. Ordu Kıt'aları Müfettişliği'ne atanan Mustafa Kemal Paşa'nın görev ve yetkilerini belirten talimatnâmenin bir suretini 7 Mayıs tarihinde Heyet-i Vükelâ'ya (Bakanlar Kurulu) gönderdi. Bakanlar Kurulu'nda yapılan 17 Mayıs 1919 tarihli oturumda Şakir Paşa'nın müfettişlik için hazırladığı yetki belgesi ile buna bağlı olan talimatnâme tasdik edildi.37 Bakanlar Kurulu'nda yapılan müzakerelerden sonra konu hakkında Dahiliye Nezareti'nin (İçişleri Bakanlığı) bilgilendirilmesi de istendi. İçişleri Bakanlığı bundan haberdar olduktan sonra, IX. Ordu Kıt'aları Müfettişliği'nin iâşe ve ikmâli için vilayetlerle yazışma başlatıldı.38 Vilayetlere yazılan telgraflarda, her livanın (il) köy anbarlarında bulunan hububatın bir miktarının ordu müfettişlik merkezleri ile iskelelere gönderilmesi istendi.

Mustafa Kemal Paşa ise, tayin işlemi gerçekleştikten sonra gerekli hazırlıklara başladı, bölgenin arazi haritalarını ve asker sayısını gösteren cetvelleri Genelkurmay'dan aldı. Bu arada bölgede mevcut jandarma miktarını öğrenmek üzere 6 Mayıs 1919 tarihinde üst makamlara müracaat etti.39 Bir süre sonra da, Şakir Paşa'nın mühür ve imzasının yer aldığı talimatname kendisine verildi.40 Mustafa Kemal Paşa, 12 Mayıs tarihinde müfettişlik mıntıkasına gönderdiği telgrafta, eşkıyalığın önlenebilmesi için doğru bilgilerin kendisine iletilmesini; ayrıca, bunların adi bir eşkiyalık mı, yoksa siyasî bir amaca yönelik hareket mi olduğunun açıklanmasını istedi.41 İçişleri Bakanı Mehmet Ali Bey ise Trabzon, Erzurum, Sivas, Van, Diyarbakır, Bitlis, Mamüretilaziz (Elazığ), Ankara ve Kastamonu vilayetleriyle Erzurum ve Canik livalarına gönderdiği şifre telgrafta, Mustafa Kemal Paşa'nın görevinin sadece askerî olmayıp, aynı zamanda da mülkî olduğunu, Bakanlar Kurulu'nda bu yolda bir talimatnâme hazırlandığını ve kendisine verildiğini bildiriyordu.42 Bundan da anlaşıldığı üzere Mustafa Kemal Paşa'nın görevi hem askerî, hem de sivil alanları kapsıyordu. Şunu da ilave etmek gerekirse, bu sırada Mustafa Kemal Paşa'nın atandığı, IX. Ordu Müfettişliği yanında I. Ordu Müfettişliği, Yıldırım Kıt'aları Müfettişliği ve Rumeli Müfettişliği de teşkil edilmiş bunların da başına yüksek rütbeli subaylar atanmıştı.43

IX. Ordu Kıt'aları Müfettişliği'ne atanan Mustafa Kemal Paşa'nın refakat ve maiyetinde bulunanların tahsisat ve harcırahlarının Harbiye Nezareti (Milli Savunma Bakanlığı) bütçesinden karşılanacağı belirtilmekte idi. Öte yandan, Paşa'nın askerî işlerden başka, eşkiya takibi ve sair vazifeleri de yapması gerekeceğinden, fevkalâde masrafların ortaya çıkması muhtemeldi. Bunun için kendilerine maaşlarının yarısı kadar bir zam yapılması Harbiye Nazırı Şakir Paşa tarafından uygun görülmüş ve bu durum Maliye Nezareti'ne bildirilerek gerekli ödemelerin yapılması istenmişti.44 Şakir Paşa'nın 12 Mayıs tarihli bu isteklerine Maliye Nezareti'nin hemen cevap vermemesi, bir yerde ülkenin malî yönden büyük bir kriz içerisinde bulunduğunu gösteriyordu. Harbiye Nezareti ile devamlı temas halinde bulunan Mustafa Kemal Paşa, görev bölgesine gitmezden evvel, kendisine bir kaç nüsha mütarekenâme metni verilmesini,45 ayrıca müfettişlik mıntıkasındaki jandarma sayısının da kendisine tebliğ edilmesini istedi.46 Bu arada istihbarata dair bir takım bilgiler de kendisine iletildi.47 Cevat Paşa'nın Genelkurmay Başkanlığı ile müfettişlik arasında haberleşmeyi temin etmek üzere, 15 Mayıs 1919'da Mustafa Kemal Paşa'ya teslim ettiği şifre anahtarının da büyük bir değeri vardı.48 Nitekim, Mustafa Kemal Paşa, Kurtuluş Savaşı bittikten sonra İzmir'de kabul ettiği gazetecilerin, ". -Paşam, bu zaferi ne ile kazandınız? " sorusuna, "...Telgraf telleriyle!" cevabını vermesi ise şifreli haberleşmeye yani muhabere sistemine verdiği önemi göstermesi bakımından oldukça ilginçtir.49

IX.Ordu Kıtaları Müfettişliği'ne tayinden sonra maiyeti ile beraber50 yoğun bir faaliyet içine giren Mustafa Kemal Paşa, 13 Mayıs 1919'da Milli Savunma Bakanlığı'na gönderdiği yazıda, gerekli para ile en az iki otomobil ve diğer ihtiyaçlarının üç gün içerinde teminini istedi. Paşa dilekçesinde ayrıca, bir haftadan beri maiyetiyle beraber bürokratik işlerle uğraştığını ifade ederek, bir an evvel bunların sonuçlandırılması gerektiği yolunda isteklerde bulundu.51 Milli Savunma Bakanlığı'ndan Genelkurmay'a hitaben yazılan bir yazıdan anlaşıldığına göre, ilk etapta 3000 liralık avans verilmesi için Maliye Nezareti'nden vize alınmaya çalışıldığı ve ondan sonra ödemenin yapılacağı açıklanıyordu.52 Mustafa Kemal Paşa ise, karargâhının hali hazırda bir harp karargâhı olduğunu ifade ederek,53 görevinin önem ve derecesinin dikkate alınarak ona göre ödenek ayrılmasının lazım geldiğini belirtiyordu. Ayrıca sorumluluğu ağır olan bu görevi herhangi bir maddî ölçü ile ölçmek istemediğini de ifade ederek, hiç olmazsa daha evvel ordu komutanlığı döneminde almış olduğu tahsisatın (15.000 kuruş) ödenmesini rica etmekte idi.54

Genelkurmay'a bağlı olan Muhasebât Dairesi ise verdiği cevapta, Mirliva rütbesindeki ordu müfettişlerine 11.000 kuruş maaş tahsis edildiğini hatırlatarak, bunun üstünde bir meblağın ödenmesine imkân bulunmadığını açıklamakta idi.55 Öte yandan Mustafa Kemal Paşa'nın girişimleri bir sonuç vermiş olmalı ki, Genelkurmay'dan Muhasebât Dairesi'ne 14 Mayıs tarihinde yazılan bir tezkirede, askerî ve mülkî vazifeyi haiz bulunan IX. Ordu Kıt'aları Müfettişliği'nin seyyar ve harp karargâhı halinde olacağı açıklanarak gereğinin yapılması isteniyordu.56 Harbiye Nezareti'nin, müfettişliğin para konusundaki taleplerini olumlu karşılamasına rağmen, belgelerden anlaşıldığına göre bu konuda yapılan girişimlerden bir sonuç alınamadığı tespit edilmiştir.

Bürokratik işlemler bir yandan devam ederken, Mustafa Kemal Paşa, 15 Mayıs 1919 günü Yıldız Sarayı'nda Padişah Vahdettin ile görüşme yaptı. Mustafa Kemal Paşa, anılarında bu veda ziyaretinde Padişahın kendisine; ".Görüyorsun, ben artık memleketi ve milleti nasıl kurtarmak lazım geldiğini tasavvurda tereddüde düçâr oluyorum" dediğini ve ellerini havaya kaldırarak sözlerine şunları eklediğini ifade eder: ".İnşaallah millet mütenebbih ve müteyakkız (uyanık) olur; bu vaziyet-i elîmeden (kötü durumdan) gerek beni ve gerekse kendini tahlîs (kurtarır) eder.".57 Ertesi gün (16 Mayıs) de Cuma selamlığına katılan Mustafa Kemal Paşa, Padişah ile Yıldız Sarayı'nda son görüşmesini yaptığı sırada, padişah kendisine; " Paşa, Paşa! Şimdiye Kadar bu devlete çok hizmet ettin. Bunların hepsi artık bu kitaba (tarih kitabı) girmiştir. Bunları unutun, asıl şimdi yapacağın hizmet hepsinden mühim olabilir. Paşa, Paşa! Devleti kurtarabilirsin!" hitabında bulunmuştur.58 Mustafa Kemal Paşa bu görüşmede üzerine düşeni yapacağını, elinden gelen gayreti göstereceğini ifade ederek selamlıktan ayrılmış; Padişah da kendisine bu ziyaretin anısına altından bir altın kol saati hediye ederek,59 yeni görevinde başarılar dilemiştir.60

Müfettişlik talimatnamesine göre, Mustafa Kemal Paşa'nın görevi Samsun ve çevresindeki eşkıyalık hareketlerini önlemek, sonra da Anadolu'nun çeşitli yerlerinde beliren Kuva-yı Milliye veya şurâları ortadan kaldırmak, İtilaf Devletlerinin istekleri dışında bir harekette bulunmamak, onların şikayet ettikleri olayların önüne geçmek, görev bölgesinde mütareke hükümlerine işlerlik kazandırmaktı.61

Mustafa Kemal Paşa, Nutuk adlı eserinde Anadolu'ya gönderilmesini bir "nefy ü teb'id" yani başkentten uzaklaştırma, bir nevi sürgün olarak yorumlar. Nutuk'ta ". Bu vâsi' selahiyetin, beni İstanbul'dan nefy ü teb'id maksadiyle Anadolu'ya gönderenler tarafından, bana nasıl tevdi' edildiği mûcib-i istigrabınız olabilir! Derhal ifade etmeliyim ki, bana bu selahiyeti onlar bilerek ve anlayarak vermediler. Herçi bâd-âbâd (ne olursa olsun), benim İstanbul'dan uzaklaşmamı arzu edenlerin icat ettikleri sebep" olarak açıklar.62 Ayrıca maksadının İstanbul'dakiler tarafından pek anlaşılmadığı, hatta müfettişlik talimatının dahi Milli Savunma Bakanı Şakir Paşa tarafından anlaşılır, anlaşılmaz bir şekilde mühürlendiğini ifade eder.63

Mustafa Kemal'in yakın arkadaşı ve eski Bitlis Valisi Mazhar Müfit (Kansu) Bey, "Mustafa Kemal'in sadece askerî değil, mülkî yetkilerle de donatılmış olarak tayin edildiğini öğrenince, O'nu Damat Ferid'in adamı sandım." demekten kendini alamaz.64 II. Ordu veya Yıldırım Kıtaları Müfettişi Mersinli Cemal Paşa'nın yaveri Cevat Rıfat (Atilhan) Bey ise, Mustafa Kemal'e verilen geniş yetkilerin Cemal Paşa'ya verilmemesinden dolayı Paşa'nın bu duruma çok içerlediğini ve bu yüzden sadarete bir şifre yazdığını belirtir. Bu şifreye, sadaretten verilen cevapta ise, geniş yetkilerin verilmesinde Mustafa Kemal'in hükûmet üyeleri üzerinde bıraktığı olumlu etkinin yanında, Genelkurmay karargahındaki arkadaşlarıyla olan dostluk ve samimiyetinin rolü olduğu ifade edilmiştir.65

Kâzım Karabekir Paşa ise, böyle yetkilerin verilmesini gayet doğal karşılayarak, Genelkurmay'ın ve üst düzey yöneticilerin genç komutanlara olan güvenini zaman zaman yapılan toplantılarda dile getirdiklerini belirtmektedir.66 Mevcut kaynaklardan çıkarılan sonuca göre, Mustafa Kemal Paşa'yı Anadolu'ya Harbiye Nezareti, Genelkurmay Başkanlığı, sadrazam ve hükümetin ilgili üyeleri bilerek seçip göndermişlerdi. Onlar, Mustafa Kemal'in seçkin bir komutan olduğunu biliyorlar ve Anadolu'daki problemleri genel istekler doğrultusunda çözebileceğine inanıyorlardı.67 Bununla birlikte, Mustafa Kemal Paşa'nın belirttiği gibi, mütarekenin ağır şartlarının hissedildiği başkent İstanbul'da büyük bir bölümü de şaşkınlık68 ve aymazlık içinde idiler.69

Şurası bir gerçek ki, hükûmet üyeleri Mustafa Kemal Paşa'nın gerçek amacını bilmiyorlardı. Yukarıda da izah edildiği gibi, Mustafa Kemal Paşa Anadolu'ya geniş hükümet yetkisiyle gönderilmekte idi.70 Öte yandan ne İngilizler ne de Padişah ve hükümet; Mustafa Kemal Paşa'nın yakınları olan Genelkurmay Başkanı Cevat Paşa ve Genelkurmay II. Başkanı Kâzım Paşa'ya verdiği ipuçlarındaki düşüncelerini bilmiyorlardı.71 Gerek hükümet, gerekse saray şimdilik Mustafa Kemal Paşa'yı destekliyorlardı.72

B. Mustafa Kemal Paşa'nın Samsun'a Hareketi ve Mıntıkasındaki Faaliyetleri

15 Mayıs 1919 günü veda için Bâbıâli'ye (hükümete) giden Mustafa Kemal Paşa, orada, İzmir'in işgal haberini aldı ve hükûmet üyelerini büyük bir telaş içerisinde buldu. İzmir'in işgali haberi bütün ülke çapında geniş yankı uyandırmış; başkentte üniversitenin önderliğinde bir kamuouyu oluşturma çabasını da beraberinde getirmişti. Mustafa Kemal Paşa, 16 Mayıs 1919 Cuma günü yapılan selamlık resmine Bahriye Nazırı (Denizcilik Bakanı) Avni ve Genelkurmay Başkanı Cevat Paşa ile birlikte katıldıktan sonra,73 -öğleden sonra- saat 16.00'da Bandırma Vapuruna binerek maiyeti ile,74 Samsun'a hareket etti.75 Bandırma Vapuru'nda Mustafa Kemal Paşa ile birlikte maiyetinde III. Kolordu Komutanı Erkân-ı Harp Miralayı (Kurmay Albay) Re'fet (Bele Paşa) Bey,76 Müfettişlik Kurmay Başkanı Kurmay Albay Manastırlı Kâzım (Dirik Paşa) Bey, Müfettişlik Sağlık Daire Başkanı Tabip Albay İbrahim Talî (Öngören) Bey, Kurmay Başkanı yardımcısı Kurmay Yarbay Mehmet Arif Bey (Ayıcı), Karargâh kurmayı ve İstihbarat ve Siyasi Şube Müdürü Kurmay Binbaşı Hüsrev (Gerede) Bey, Müfettişlik Topçu kumandanı Topçu Binbaşı Kemal (Doğan) Bey, Müfettişlik Sağlık Daire Başkan yardımcısı Tabip Binbaşı Refik (Saydam) Bey, Müfettişlik Başyaveri Yüzbaşı Cevat Abbas (Gürer), Tabip Yüzbaşı Behçet Efendi, Kurmay mülhakı Yüzbaşı Mümtaz (Tünay), Kurmay Mülhakı Yüzbaşı İsmail Hakkı (Ede), Müfettişlik emir subayı Yüzbaşı Ali Şevket (Öndersev), Karargâh Komutanı Yüzbaşı Mustafa Vasfi (Süsoy), Mülhak Yüzbaşı Rauf, Yüzbaşı Hersekli Ahmet Efendi, Kurmay Başkanı Emniyet Subayı Üsteğmen Hayati, Kurmay mülhakı III. Kolordu Komutan yaveri Üsteğmen Arif Hikmet (Gerçekçi), İaşe Subayı Üsteğmen Abdullah (Kunt), Mülhak Teğmen Zebur, Müfettişlik İkinci yaveri Teğmen Muzaffer (Kılıç), Emir Subayı Teğmen Ruhsat, Adli Müşavir Ali Rıza Efendi, Tabur Hesap Memuru Rahmi Efendi, Tabur hesap memuru Ahmet Nuri Efendi, Birinci sınıf kâtip Faik (Aybars) Efendi, Dördüncü sınıf kâtip Memduh (Atasev) Bey, Zabit Vekili Tahir Efendi, Alay katibi Yahya Efendi, Tabur katibi Süleyman Fehmi Efendi, Hesap memuru Şükrü Efendi, Kıdemli çavuş Osman Nuri oğlu Ali Faik, Kıdemsiz Çavuş İbrahim İzzet oğlu Atıf, Çavuşlar Mustafa oğlu Kemal, Kemal oğlu Mustafa, Onbaşılar Tevfik oğlu Adem, Ali oğlu Refet, Abdullah oğlu Ali, Neferler Hüseyin oğlu Mehmet, Ahmet oğlu Emin, Mustafa oğlu İsmail, İbrahim oğlu Ömer, Kerem oğlu Mehmet, Mehmet oğlu Mehmet, Hasan oğlu Ulvan, Mehmet oğlu Durmuş, Mehmet oğlu Ali, Şakir oğlu Nuri, Hasan oğlu Hüseyin, Abdullah oğlu Mehmet, Abdullah oğlu Musa, Mehmet oğlu Hasan, Bekir oğlu Mahmut, İhsan oğlu Mehmet Lütfi, Alioğlu Musa olmak üzere toplam 55 kişi bulunuyordu.77 Boğazları kontrolleri altında tutan İngilizler, gelip geçen gemileri de kontrol etmekte idiler. Bandırma Vapuru ile yola çıkmış bulunan Mustafa Kemal Paşa ve heyeti de, Kızkulesi yakınlarında İngilizler tarafından kontrole tabi tutuldu. Bu arada belirtmek gerekirse, İngiliz istihbaratının pasaport servisi de boğazlardan geçen yolculara vize vermekte idi. İngilizler, müfettişlik karargahı ile birlikte İstanbul'dan yola çıkan Mustafa Kemal Paşa'nın Samsun'a hareket edebilmesi için vize vermekte bir ara tereddüt etmişlerdi. Mütareke döneminde İstanbul'dan ayrılacak herkes için İngilizlerden vize alma mecburiyeti getirildiğinden, Mustafa Kemal Paşa ve karargâhı için de böyle bir başvuru yapıldı. Pasaport servisinde görevli Yüzbaşı J. G. Bennet, Samsun'a gidecek heyetin listesine baktığında, bunların, kendisinde barış yapacak bir kuruldan çok, savaş yapacak bir heyet izlenimi bıraktığını78 bağlı bulunduğu istihbarat birimine aktarmıştır. İstihbarat subaylarından Deedes de bu bilgileri İngiliz İşgal Orduları Komutanlığı'na bildirmiştir. İngiliz İşgal Kuvvetleri Komutanlığına sunduğu raporunda, Deedes her ne kadar endişelerini dile getirmişse de,79 bu sırada Padişah'ın ve sadrazamın güvenine layık olmuş bir heyetin karşılarında olduklarını gördüklerinden bunun bir sorun oluşturmayacağı kararına vararak gerekli vizeyi vermişlerdir.80

Mustafa Kemal Paşa, üç günlük sıkıntılı fakat, son derece umutlu bir yolculuktan sonra 19 Mayıs 1919'da Samsun'a ulaştı. İlk iş olarak müfettişlik mıntıkasında bulunan Sivas, Van, Erzurum, Trabzon, Ankara, Kastamonu, Mamüretilaziz (Elazığ), Diyarbekir vilayetleri ile Erzincan ve Canik müstakil mutasarrıflıkları ve 15. ve 20. Kolordu komutanlıklarına iki numaralı tebligatını yayımladı. Bu tebligatında, Samsun'da birkaç gün kalacağını, memleketteki asayişsizlik ve eşkıyalığın sebepleri hakkında gerekli bilgiyi toplamaya çalışacağını, bu konuda valilerin kendisine yardımcı olmaları gereğini hatırlatmakta idi.81

Mustafa Kemal Paşa'nın Samsun'da bulunduğu 24 Mayıs tarihine kadar, müfettişlik ile hükûmet arasındaki yazışmaların gayet normal devam ettiği fakat, zaman zaman görüş ayrılıklarının ortaya çıktığı görülüyordu. Havza'ya geçişinden sonraki günlerde görüş ayrılıklarının daha da arttığı dikkati çeker. Mustafa Kemal Paşa, Samsun'daki işgal hadisesi ile İzmir'in işgaline karşı duyulan tepkiyi 20 Mayıs tarihli iki ayrı telgrafı ile hükûmete bildirdi.82 Paşa telgrafında, bu tür saldırıların hükumet tarafından önlenmesi için gerekli tedbirlerin alınmasını ve kendisinin de bunlardan haberdar edilmesini istedi.83 Hükûmet kanadından gönderilen cevapta, gerekenin yapılacağı belirtildikten sonra, Mustafa Kemal Paşa'nın Samsun'a esenlikle varmasından mutluluk duyulduğu ifade ediliyordu.84

Mustafa Kemal Paşa, 22 Mayıs'ta İstanbul'a gönderdiği iki raporda Samsun bölgesindeki eşkıya faaliyetleri hakkında bilgi verdi. Bundan başka, İzmir'deki Yunan işgalinin kendi mıntıkasında dahi tahammül edilemediğini belirterek, bu zamanda tek-vücut olmanın önemini dile getirdi.85 Nitekim, IX. Ordu Kıt'aları Müfettişi sıfatı ile Mustafa Kemal Paşa'nın gönderdiği telgraflar, Bakanlar Kurulu'nda ele alınmıştı.86 Mustafa Kemal Paşa, 25 Mayıs tarihinde kaplıca tedavisi bahanesiyle karargâhını Havza'ya taşıdı. Bu şekilde hareket etmesinde, iç bölgelerden gelen şikayetleri yakından incelemek istemesi kadar, İngiliz kuvvetlerinin bulunduğu Samsun'da güvenlik içinde çalışamayacağını görmesi de etkili olmuştu.87 O, bundan böyle müfettişlik mıntıkasındaki asker ve sivil yöneticilerle haberleşmede bulunarak, millî bir direniş oluşturma yolunda faaliyetlerini geliştirmeye çalıştı. Bunları yaparken, hükûmetle ilişkileri kısa sürede kopma noktasına geldi. Bundan sonra, Damat Ferit hükûmeti ile Mustafa Kemal Paşa arasındaki görüş ayrılığı derinleşerek kısa bir süre sonra da sürtüşmeye dönüştü.

İstanbul'da ise, IX. Ordu Kıt'aları Müfettişi Mustafa Kemal Paşa'nın geniş bir subay kadrosu ile Samsun'a gitmesi ve müfettişlik bölgesinde halkı işgal olaylarına karşı örgütlemeye çalışmasından dolayı İngilizlerin kuşkusu giderek arttı. İngiliz İşgal Kuvvetleri Karadeniz Ordusu Komutanı General Milne, 19 Mayıs 1919 günü Harbiye Nazırı'na gönderdiği telgrafta duydukları kuşkuları anlattı. Milne, IX. Ordu dağıtıldığı halde ona bağlı birlikler için bir müfettişin geniş bir kurmay heyetiyle gönderilmesinin asıl amacını öğrenmek istedi. General Milne ayrıca bu heyetin, niçin Sivas'a doğru hareket etmekte olduğunu merak ettiğini belirterek konunun kendilerine açıklanmasını istedi.88 Nitekim, yukarıdaki bu İngiliz tepkisine karşı Osmanlı hükümeti ve Genelkurmay'ından olmak üzere iki ayrı cevap hazırlandı. İlk cevap, Genelkurmay Başkanı Cevat Paşa'nın imzasıyla verildi. Cevat Paşa'nın verdiği cevapta IX. Ordu Kıt'aları Müfettişliği'nin Konya'da kurulan Yıldırım Kıt'aları (II. Ordu) Müfettişliğinin benzeri olduğu ve belirli bir merkezi olmadığı, seyyar bir konumda bulunduğu açıklandı. Müfettişlikten beklenen görevler ise şu şekilde sıralandı: Geniş bir bölgeye dağılmış olan ordu birliklerinin genel durumlarını yerinde incelemek, bölgedeki tüfek, sürgü kolu ve top kamalarının toplanıp belirlenen yerlere gönderilmesini sağlamak, bölgede her hangi bir asayişsizlik olayına yer vermemek.89 Cevat Paşa'nın İngilizlere verdiği bu cevapla İngilizlerin şüphelerini ortadan kaldırmak istemişti. Öte yandan, hükûmet tarafından 25 Mayıs 1919 tarihinde General Milney'e verilen cevapta; Mustafa Kemal'in Anadolu'da görevlendirilmesinin ilk sebebinin Galthorpe'un 21 Nisan 1919 tarihli notası olduğu vurguladıktan sonra, ülkede sükûn ve asayişin herhangi bir sebeple bozulmasını önlemek maksadıyla bu ordu müfettişliğinin kurulduğu ve seyyar konumda bulunan bu teşkilatın doğu vilayetlerinde görev yapacağı belirtmekte idi.90

Başkentte yukarıda belirtilen gelişmeler olurken, Mustafa Kemal Paşa da yakın arkadaşları ile temaslarda bulunarak, Anadolu'da başlatılacak olan Milli Mücadele hareketinin temellerini atmaya hazırlanıyor; bu konudaki fikirlerini ordu komutanlarına ve başkentte bulunan bürokrat arkadaşlarına iletmekten geri durmuyordu. 24 Mayıs günü Mustafa Kemal Paşa'nın yakın arkadaşlarından Hüseyin Rauf (Orbay) Bey Bandırma üzerinden Anadolu'ya geçmek üzere İstanbul'dan hareket etti. 91 Rauf Bey, Bandırma üzerinden Afyon'a geldi; oradan Ali Fuat Paşa'ya yazdığı telgrafta beraberinde bulunan heyetle Ankara'ya geleceğini bildirdi. Bütün hayatını memleket hizmetinde geçiren böyle bir şahsiyetin, Ankara'ya gelişinden memnuniyet duyacaklarını belirten Ali Fuat Paşa, "...kendilerini hararetle beklediklerini" haber verdi. Nihayet Rauf Bey, İzmit eski mutasarrıfı Süreyya (Yiğit), Yüzbaşı Osman (General Osman Tufan), Hintli İhtiyat Zabiti Abdurrahman (Balkan Harbi, I. Dünya Harbi ve İstiklal Harbi'ne gönüllü olarak katılmıştır.) Beyler olduğu halde Ankara'ya vardı ve Akköprü'de Ali Fuat Paşa tarafından karşılandı.92

Rauf Bey'in Anadolu'ya gelişi ve faaliyetleri Mustafa Kemal Paşa'nın isteği üzerine gizli tutuldu.93 Böylece Millî Mücadele hareketini yönlendirecek olan lider kadro birer birer Anadolu'da toplanmaya başladı. O dönemin canlı şahitlerinden olan Kâzım Karabekir Paşa, bu sırada kuva-yı Milliye liderlerinin Anadolu'da toplanması ve meydana gelen gelişmeleri, hatıralarında anlatırken, gelenlerin yeterli olmadığını şu şekilde dile getirmekte idi: ".Gelenler içinde ümit ettiğim daha bir çok arkadaşlar yoktu. Halbuki vaziyet bizi bir Anadolu hükümeti kurmaya sevkediyordu. Askerî ve mülkî ciheti kimler idare edecekti? Ben doğuyu sonuna kadar tutabilirdim. Şu halde kesin zafere kadar yerime bağlı idim. Mustafa Kemal Paşa'yı başa geçirmek ve bunu bütün kuvvetimle tutmayı daha İstanbul'da iken düşünmüştüm; fakat, memleketin batısı, güneyi de kendi muhiti de güvenilir eller isterdi.Benimle bir an evvel buluşması pek muvafık ve lazımdı. Esasen İstanbul'da kendisine rica ettiğim bu idi. Hususiyle bir aydan beri doğu, her şeyi yapmaya azmetmiş, hazırlanmıştı."94 Bundan da anlaşıldığı gibi, komutanların Mütareke Dönemi'nde (Kasım 1918-Nisan 1919) İstanbul'da sık sık biraraya gelerek ülkenin kurtuluşu için uygulamayı düşündükleri plan, Anadolu'da şimdi gerçekleştirilme aşamasında idi. Mustafa Kemal Paşa da zaten bir an önce Kazım Karabekir Paşa ile bir araya gelmek arzusunda idi.95

Mustafa Kemal Paşa'nın Havza'ya hareketine kadar hükümetle münasebetlerinde herhangi bir çatışmaya rastlamak mümkün değildir. Bilakis hükümetin, Paşa'nın isteklerinin tamamına yakınını yerine getirme gayretinde olduğu görülür. Hatta onun, mülkî idarecilerle ilgili olarak yaptığı tekliflere de olumlu cevap verilmiştir.96

Mustafa Kemal Paşa, XX. Kolordu Komutanı Ali Fuat Paşa ile ilk haberleşmeyi 22 Mayıs 1919 tarihinde gönderdiği telgrafla sağladı. Mustafa Kemal Paşa bu telgrafında, sınıf arkadaşı Ali Fuat Paşa ile daha sıkı bir diyalogda bulunmak istediğini belirterek, İzmir ve havalisine dair bilgi istedi.97 İzmir cephesine ait bilgileri Afyon'daki 23.tümen komutanı vasıtasıyla alan Ali Fuat Paşa, 26 Mayıs tarihli cevabî telgrafında Manisa'nın da işgale uğradığını haber verdi. Paşa ayrıca, XX. Kolordunun Ereğli'de (Konya) kalan son birliklerinin de yaya olarak Ankara'ya gelmekte olduğunu bildirdi.98 Ali Fuat Paşa ile Mustafa Kemal Paşa arasındaki bu telgraf haberleşmeleri daha sonra da kesintisiz olarak devam etti.

Mustafa Kemal Paşa, 27 Mayıs'ta Havza'dan II. Ordu Müfettişi Mersinli Cemal Paşa'ya99 gönderdiği şifre telgrafta, İtilaf Devletleri kuvvetlerinin Manisa'yı da işgal ettikleri haberinin alındığını belirterek, bu konu hakkında bilgi istemekte idi. Mustafa Kemal Paşa telgrafında, Afyon'da bulunan tümenin kuvvetini arttırmaya maddî imkanların yetip yetmeyeceğini, ayrıca bugünkü kritik durumda bu tümene nasıl bir görev verileceğini soruyordu. Bunlara ilaveten Konya'da bir "Vatan Ordusu" teşkil edilmekte olduğuna dair bazı duyumlar alındığından, bunun mahiyeti ve teşkilatı hakkında kendisinin aydınlatılmasını istiyordu.100 Mustafa Kemal Paşa'nın bu telgrafına geciktirmeden (27-28 Mayıs gecesi) cevap veren Cemal Paşa, madde madde istenen bilgileri sıraladı. Bunlara göre, Manisa'nın Yunanlılar tarafından işgale uğradığı, Afyon'daki tümenin kuvvet personel ve kuvvet bakımından güçlendirilmesi yolunda çaba harcandığı, Rum olan mutasarrıfının değiştirildiği, Konya'da "Vatan Ordusu" kurulması için kuvvet hazırlanmaya çalışıldığı, şimdilik sadece bir isim ve unvan verildiği, fakat henüz tam teferruatlı kuruluşunun tamamlanamadığı izah edildi.101 Cemal Paşa'nın bu şifre telgrafına bakılırsa, geniş yetkilerle Anadolu'da görevlendirilmiş olan ordu müfettişleri bir şeyler yapmak azim ve inancında bulunuyorlardı. Zaten bunlar arasındaki düşünce birliği, Anadolu'daki son ordu ve birlik komutanlarının bir araya gelerek güçlü bir kadro kurmalarına yol açmakta idi. Yukarıda Karabekir Paşa'nın ifadelerinden de anlaşıldığı üzere, "tam bağımsızlığın" kazanılması için bu kadronun kurulması en başta gelen şartlar arasında idi. Anadolu mıntıkasında, -özellikle işgale uğramamış yerlerde- görevlendirilmiş olan seçkin subay kadrosunun faaliyetlerinden de anlaşıldığı gibi, Genelkurmay'ın ne derece isabetli bir karar vererek bunların Anadolu'da vazife almalarını sağlamış olduğu daha açık bir şekilde belli olmakta idi.

Anadolu'da millî bağımsızlık mücadelesinin yürütülmesi için Mustafa Kemal Paşa ile Cemal Paşa arasındaki muhabere kesilmeksizin devam etti. Mustafa Kemal Paşa 28 Mayıs günü Havza'dan, Yıldırım Müfettişliği'ne yazdığı şifrede, İzmir Müdafaa-i Hukuk ve Reddi-i İlhak Cemiyetlerinin merkez heyetinin nerede olduğu hakkında bilgi verilmesi istedi.102

Mustafa Kemal Paşa, Cemal Paşa'ya gönderdiği telgrafa ayrıca mıntıkasındaki vilayet ve mutasarrıflıklara yazdığı tamim suretlerini de eklemeyi unutmadı. Cemal Paşa'ya hitaben de: "...Tamamiyet-i mülkiyemizin muhafazası için tezahürât-ı milliyenin daha canlı olarak izhâr ve idâmesi lazımdır. Hayat ve istiklal-i millîyi rehnedâr eden işgal ve ilhak gibi hadiseler bütün milleti dilhûn etmektedir. Teessürât zabt olunamıyor. Bunun için memleketin her yerinde büyük mitingler yapılması gerekmektedir."103 tarzında bir telgraf yazarak siyasî yoldan modern dünyanın anlayabileceği faaliyetlerin icra edilmesini istedi.

Genelkurmay Başkanı Cevat Paşa, bu sırada ordu müfettişlerine gönderdiği gizli bir şifresinde, İngilizlerin Hindistan'da 600.000 kişilik bir Afgan ordusuyla mücadele etmek durumunda kaldıklarını belirterek, İngilizlerin Anadolu'ya sanıldığı kadar kuvvet yığamayacaklarını açıklıyordu. Cevat Paşa ayırca, ordu müfettişlikleri ile kolordular arasında sıkı bir münasebet kurulmasını, askerî telgraf ve muhabere hatlarının yanında gerekirse, sivil hatların da kullanılarak topyekûn bir hareket icrasını ve birlik içerisinde bulunmalarının lüzumlu olduğunu emretmekte idi.104 Nitekim, İtilaf kuvvetlerinin Anadolu'da işgalleri yoğunlaştırdıkları bir sırada, Mustafa Kemal'in "mitingler akdiyle tezahürât-ı milliye"de bulunulması için yaptığı çağrı, Mayıs ayının 28'inde azamî noktaya vardı.105 Çeşitli vilayetlerde icra edilen mitingler, bazı yerlerde azınlıkların taşkınlıklarda bulunmalarına sebep oldu.106 Mustafa Kemal, Harbiye Nazırı Şevket Turgut Paşa'ya gönderdiği 29 Mayıs tarihli şifre telgrafında, yapılan mitinglerin İtilaf Devletlerinin, Türk milletinin izzet-i nefsine ve meşru haklarına tecavüz etmelerinden kaynaklandığını belirtmekte idi. Ayrıca bu heyecanın memleketin en ücra köşesini dahi içine aldığını, hükümet memurları ile askerlerin şimdilik tamamen tarafsız kaldığı ve metanetlerini muhafaza ettiklerini açıklanmakta idi.107

Bu faaliyetler yürütülürken, haliyle müfettişlerin birtakım masrafları oluyordu. Kıt imkânlarla mıntıkalarına varan müfettişler, zaman zaman malî sıkıntıyla karşı karşıya kaldılar. Maddî sıkıntılara rağmen, ordu müfettişleri vazifelerini aksatmadılar.108 Mustafa Kemal Paşa, müfettişlik mıntıkasında ihtiyaçların bitmediğini belirterek, bu sırada şiddetle benzine ihtiyaç duyulduğundan şimdilik acilen 1000 litre benzin gönderilmesini istiyor; aksi takdirde seyyar olan bu müfettişliğin nakil vasıtalarının çalışmamasından dolayı atıl kalacağını ifade ediyordu.109 Genelkurmay ise, istenen benzinin Erzurum'a gönderileceğini bildirdi.110 Netice itibarıyla bu dönemde bir yandan üst makamlara aktarılan istekler, diğer yandan temenni ve dilekler karşılıklı muhabere ile dile getirilmekte, çözüm yolları aranmakta idi.

Mustafa Kemal Paşa, müfettişlik bölgesine vardığı 19 Mayıs 1919 tarihinden 29 Mayıs 1919 tarihine kadar geçen sürede Genelkurmay Başkanlığı, Milli Savunma Bakanlığı ve hükûmetle olan ilişkilerini aksatmadan düzenli bir şekilde yürütmeye gayret gösterdi. Genelkurmay Başkanı Cevat Paşa o sırada ülkenin içinde bulunduğu durumu en az Mustafa Kemal Paşa kadar bilen bir kişi idi. O, Mustafa Kemal Paşa'nın bölgedeki faaliyetlerini yakından takip ettiği gibi, elinden gelen gayreti göstermeye çalıştı.

C. Mustafa Kemal Paşa'nın Müfettişlik Mıntıkasından Geri Çağrılmasına Sebep Olan Gelişmeler

Mustafa Kemal Paşa'nın Samsun'a gidişinden sonra İngilizler kendisinden şüphelenmeye başladılar. Mustafa Kemal'in müfettişlik mıntıkasındaki tutumu, İngilizlerin kuşkularını daha da arttırdı. İngilizler, Sadrazama ve hükûmete baskı yaparak önlemler alınmasını istedi. Bu sırada memleketin çeşitli yerlerinden gelen telgraflar, hükûmete güven duyulmadığını belirtiyordu. Nitekim, işgal olayları karşısında pasif davranan hükûmete halk hoş bakmıyordu. Bu sırada Paris'e barış görüşmelerine giden Sadrazam, hükûmet başkanlığına, Mustafa Kemal'in ordu müfettişliğine atanmasına başından beri karşı çıkan Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi'yi bıraktı. Bu durumdan istifade etmek isteyen İngilizler hemen devreye girerek Mustafa Kemal'in geri çağrılması yolunda hükûmete baskı yapmaya başladı.

3 Haziran 1919 günü Mustafa Kemal Paşa, önemli bir girişimde bulundu. Osmanlı murahhaslarının 1 Haziran'da Paris Barış Konferansı'na çağrıldığının, hükümet tarafından tamim edilmesi üzerine müfettişlik mıntıkasındaki kumandan ve valilere "zâta mahsus" olarak bir telgraf çekti. Bu telgrafında, halkın tepkisinin İtilaf Devletleri tarafından dikkate alınmak mecburiyetinde olduğu, yapılan mitinglerin hedefine ulaştığı belirtiliyordu. Ayrıca Yunanlıların İzmir'i işgal ettikleri bir zamanda milletin istekleri ile Paris Konferansına gidecek heyetin istekleri arasında bir uygunluk bulunması gerekiyordu.111

Öte yandan, bu konferanstan kısa bir süre önce 26 Mayıs 1919'da toplanan Saltanat Şurâsı'nda, hemen herkes millî bağımsızlığın korunması ve millî mukadderatın bir millî şurâya verilmesini istediği halde,112 hükümetin sırtını dayadığı Hürriyet ve İtilaf Fırkası adına konuşan Sadık Bey, İngiltere himayesini teklif ediyordu.113 Şunu da belirtmek gerekirse, Mustafa Kemal'in 3 Haziran'da Havza'dan Harbiye Nezareti'ne gönderdiği telgraf, İtilaf Devletleri istekleri doğrultusunda hareket etmek durumunda kalan hükûmete bir başkaldırı niteliğinde idi. Mustafa Kemal Paşa bu telgrafında: ".İtilaf Devletleri milletimizin hukuk ve istiklaline riayetkâr kalmadıkça ve millet ve devletin tamami-i masuniyetinden emin bulunmadıkça.tezahürât-ı milliyeyi men' ve tevkîf için nefsimde ve hiç kimsede kudret ve takat göremeyeceğim gibi, bu yüzden çıkacak olay ve gelişmeler karşısında sorumluluk kabul edecek ne kumandan, ne mülkiye memuru ve ne de hükümet tasavvur edemiyorum."114 diyordu.

Bu sırada İngiliz istihbaratından Yüzbaşı Hurst ise, Merzifon'dan Amiral Galthorpe'a gönderdiği şifre telgrafta, III. Ordu Müfettişi'nin faaliyetleri birer birer sıralıyordu. Hurst, Mustafa Kemal'in "telgrafhaneleri âdeta tekeline almış olduğunu" ifade ediyordu.115 Hurst'tan gelen bu raporlar, İngiliz işgal kuvvetleri komutanlığını harekete geçirdi. General Milne, 6 Haziran 1919'da Harbiye Nezareti'ne verdiği notada Mustafa Kemal Paşa ile maiyetinin derhal İstanbul'a çağrılmasını istemişti. İngiliz komutana göre, o günün kritik şartları içinde tanınmış bir Türk generalinin, emrindeki subaylarla birlikte Anadolu'da dolaşması huzursuzluk yaratacak nitelikte idi. Ayrıca askerî yönden bir faaliyette bulunmasına da gerek yoktu.116 Milne'in bu emri yanında Galthorpe da 8 Haziran 1919 tarihinde Osmanlı Harbiye Nezareti'ne gönderdiği şifre telgrafta, Samsun mıntıkasından iç kesimlere gitmek için hazırlanan Mustafa Kemal Paşa'nın geriye çağrılmasını istedi.117 Bu maksatla İngiliz Askerî Ataşesi Deedes, 8 Haziran'da Sadrazam ve Dahiliye Nazırı Vekili Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi ile görüştü. Bu görüşmede Sabri Efendi, Mustafa Kemal'in geri çağrılması yolunda istekte bulundukları için İngilizlere teşekkür dahi etti.

Sadrazam Vekili'ne göre, Anadolu'daki hareketin ardında Harbiye Nezareti'nin bulunduğu bir gerçekti. Deedes, Anadolu'daki milliyetçi hareketin bir ittihatçılık hareketi olarak yorumlanması konusunda Sabri Efendi ile hem fikir idi. İngiliz Generali, bu sırada İngiliz Muhipler Cemiyetinin kurucuları arasında yer alan Sait Molla ile de bu konuda görüşmekte idi. 118

Bu gelişmelerin olduğu esnada, İngilizlerin kararlı tutumları karşısında şaşkına dönen Osmanlı hükümeti, çelişkili tavırlar sergiliyordu. Hükûmetin sivil kanadı İngiliz görüş ve istekleri doğrultusunda bir politika izlerken, askerî kanada bakılırsa, farklı bir görüş içinde bulundukları anlaşılır. Nitekim, Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Reisi Cevat Paşa, Milne'nin notasına 8 Haziran tarihinde şu cevabı verdi: "Mustafa Kemal Paşanın IX. Ordu Kıt'aları müfettişliğine tayininde en etkili sebeplerden biri İngiltere Devleti mümessilinin Bâbıâliye verdiği bir nota olmuştur. Bu nota üzerine Sadrazam (Ferit Paşa), siyasî mümessil ile görüşmüş ve bir müfettiş gönderileceğini söylemiş, her hangi bir itiraza maruz kalmamıştır. Hususiyle o sıralarda silahların toplanmadığı ve nakledilmediği hakkında birçok şikayetler de vardı. Binaenaleyh şikayetin önünü almak, hem de hükümetin mütareke hükümleri gereği mes'ul olduğu asayiş ve inzibatı temin etmek amacıyla hükûmetin kararı ile ülke üç ayrı müfettişlik mıntıkasına taksim edilmiş, her mıntıkaya da bir müfettiş tayin olunmuştur. Mustafa Kemal Paşa da bunlardan biridir. Talep ve tasvip buyurduğunuz şekilde Yakup Şevki Paşanın yerine tayin edilmiştir. Ancak barış kadrosu olduğundan ordu komutanı değil, ordu müfettişi unvanına sahiptir.Böyle bir müfettişin vilayetleri dolaşmasının halkı rahatsız mı, yoksa teskin mi edeceğinin takdirini memleketin tecrübeli bir asker evlâdı ve mes'ul nazırı olarak acizlerine terkedilmesini rica eder ve sekiz aydan bu yana devam eden bir mütarekeden sonra artık Türkler ve Müslümanlara lütfen güven duymanızı rica ederim...".119 Cevat Paşa'nın cevabından da anlaşıldığına göre, bu görevlendirmede yani müfettişlik mes'elesinde İngiliz temsilcilerinin arzusuna uyulmuş; öte yandan, Damat Ferit ile İngiliz siyasî mümessili Ryan görüşüp anlaşmışlardı.

Bu gelişmeler olurken Havza'da bulunan Mustafa Kemal, buradaki faaliyetlerinden dolayı, İngilizlerin kuşkularını daha da arttırmakta idi. Paşa tarafından Sadrazam ve hükûmete gönderilen telgraflarda İngilizlere karşı önlemler alınması isteniyordu. İşte bundan dolayı Mustafa Kemal Paşa ile hükümet arasında ilk kovalamaca ve sinir savaşı başlamış oldu. Harbiye Nazırı Şevket Turgut Paşa, İngilizlerin isteğini kabul eden Bakanlar Kurulu kararına uyarak Mustafa Kemal'den 8 Haziran'da,"...elindeki istimbotlardan biri ile hemen İstanbul'a dönmesini" istedi.120 Öte yandan, hükümetin sivil kanadının Mustafa Kemal'in İstanbul'a hemen dönmesi yolundaki çalışmaları karşısında, Şevket Turgut Paşa, Mustafa Kemal'in başkente dönmesi hakkında hiçbir açıklamada bulunmuyordu. Mustafa Kemal gönderdiği telgrafta, çağrılma sebeplerini sorduktan sonra, kömür ve benzin sıkıntısından dolayı gecikeceğini ileri sürerek,121 gerçek sebebi öğrenebilmek için de Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Reisi Cevat Paşa'ya başvuruyordu. Nitekim Cevat Paşa, 11 Haziran tarihli cevabında; Mustafa Kemal Paşa'ya gizlice mes'elenin hakiki sebebini şöyle açıkladı: "Sizin gibi kıymetli bir generalin Anadolu illerinde dolaşması kamuoyunda iyi bir etki uyandıracağından bahisle İstanbul'a çağrılmanızı İngilizler istedi."122 Diğer taraftan Harbiye Nazırı Şevket Turgut Paşa da Mustafa Kemal'e aynı tarihte (11 Haziran) gönderdiği telgrafında; "İstanbul'a davetiniz hükümetin kararı sonucudur." diye açıklamakta idi.123 Bu yazışmalar devam ederken, Hariciye Nezareti Vekâletinden Dahiliye Nezareti'ne yazılan bir tezkireden anlaşıldığına göre, Mustafa Kemal'in görevine Meclis-i Vükela kararı ile son verileceği belirtiliyor; ayrıca bilumum mülkiye memurlarının, bundan haberdar edilmeleri gereği üzerinde duruluyordu.124

Böylece hükümet ile müfettişlik unvan ve yetkilerini bırakmak istemeyen Mustafa Kemal Paşa arasında zamanla giderek şiddetlenen yeni bir yazışma dönemi başladı ve bu tam bir ay sürdü. İngilizlerin kesin ve ısrarlı istekleri karşısında, Mustafa Kemal Paşa'nın görevinden azledilmesi an meselesi haline geldi. O, hükümetin İngiliz istekleri karşısında boyun eğdiğini görünce, bir telgrafla padişaha müracaat etti. Mustafa Kemal Paşa'nın bu telgrafı gayet uzun yazılmış bir şikayetname idi. Bu telgrafında sık sık saltanata bağlılığını vurgulamakla birlikte, Anadolu'daki millet, kumandan ve memurların düşüncelerine nüfuz ettiğinden milletin baştan aşağıya uyanık bulunduğunu, devletin istiklalini, saltanat ve hilafet haklarını korumak için güçlü bir azim ve imanla donanmış olduğunu belirtiyordu.

Mustafa Kemal'e göre, İstanbul'da bulunan korkakların ahlâkından yararlanmasını bilen yabancılar; devlet, millet ve padişahına bağlılık ve fedakârlıkla hizmet kabiliyetinde olanları ortadan kaldırmak istiyorlardı. Şayet kendisi başkente dönecek olursa; Ali İhsan, Yakup Şevki Paşa, Fethi Bey vb. kumandan arkadaşları gibi İngilizler tarafından tutuklanacağından kuşkulanıyordu.

Ona göre hükümet, kendisini aldatarak merkeze çekmek istiyordu. Mustafa Kemal bilahare telgrafında şu açıklamalarda bulunuyordu: ".Eğer icbâr edilirsem, memuriyet-i âcizânemden istifa ederek kemâgân Anadolu'da ve sine-i millette kalacağım ve vezâif-i vataniyyeme bu kere daha sarih hatvelerle devam edeceğim. Ta ki, millet mazhar-ı istiklâl ve saltanat ve hilafet-i muazzama-i hümâyûnları masun-ı indiras olsun.".125

Bu telgrafın Mustafa Kemal'in azlini geciktirmek yanında bir faydası da, kendisini Padişah Vahdettin'e millî direnişin sözcüsü olarak tanıtmak oldu.126

Mustafa Kemal Paşa, 11 Haziran tarihinde Erzurum'da bulunan 15. Kolordu komutanı Kâzım Karabekir Paşa'ya gönderdiği şifre telgrafta ise, bütün bu gelişmeleri anlatmış ve "milletin hukuk ve istiklalini tayin uğrunda millet ile beraber çalışmaktan" yana olduğunu belirtmişti. Ayrıca kendisinin, mümkün olduğunca zaman kazanmak ve karargâhını memleket dahiline sokmak amacında olduğunu ifade etmişti.127 Bu sırada Şevket Turgut Paşa, 15 Haziran'da Mustafa Kemal'e "İstanbul'a davetiniz hükümetin kararıdır." mealindeki telgrafını tekrar göndermişti.128

Harbiye Nazırı Şevket Turgut Paşa, adeta bu işten yani Mustafa Kemal Paşanın İstanbul'a çağrılması meselesinden nezaretinin sorumlu tutulmamasını istercesine, bu çağrının hükümet tarafından yapıldığını tekrarlıyordu. Paşanın telgrafında isteksizce bir çağrı ifadesi gizli idi. Bütün bunlardan da anlaşıldığı üzere, Mustafa Kemal Paşanın hareketi, ordu mensuplarınca kalben destekleniyordu.

Bütün bu gelişmeler olurken, hükümet, bu defa Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerinin telgraflarının işleme konmasını yasakladı. Posta ve Telgraf Müdürü Refik Halit (Karay) Bey, 16 Haziran tarihinde bütün posta teşkilatına yayımladığı genelgesinde, bu derneklerin telgraflarının kabul edilmemesini tebliğ etti. Dahiliye Nazırı Ali Kemal Bey ise, işgallerden dolayı duyulan üzüntü ne kadar büyük olursa olsun, bu aşamada hükümetin ne Yunanlılarla, ne de başkalarıyla savaşabilecek bir gücü olmadığını, bu sebeple "kuva-yı milliye" adıyla birlikler hazırlamanın felaketlere sebep olacağını ileri sürmekte idi. 129 Ali Kemal'in bu dönemde politikası korkakça veya bekle gör, olanları kabul et şeklinde idi. Bunun üzerine Mustafa Kemal Paşa, Posta ve Telgraf Müdüriyetine gönderdiği 20 Haziran tarihli şifrede bu gelişmelerden dolayı hükümeti protesto etti. Refik Halit Bey'in ifadesiyle; ".Anadolu'da o şiddetli müdahale, İstanbul'da bu acele mukabele." Mustafa Kemal ile bağların kopmasına zemin hazırladı.130

1. Hükümet ile Mustafa Kemal Paşa Arasındaki Telgraf Savaşı ve Sonuçları

Haziran ayından itibaren İngilizlerin hükümete yaptıkları baskılar sonucu, Anadolu'daki ordu müfettişleri ile hükümet arasındaki diyolog kopma noktasına geldi. Öte yandan hükümet acziyetinden dolayı, İtilaf Devletleri'nin her isteğine boyun eğmek durumunda kalıyordu. Nitekim hükümet bu sırada İngiliz baskısından dolayı bazı idarecileri değiştirmeye kalktı. Dahiliye Nezareti Mustafa Kemal ile devamlı irtibat halinde bulunan Erzurum valisi Münir Bey ile Van Valisi Haydar Beylerin değiştirilmesini kararlaştırdı. Oysa bu valilerin faaliyetleri, doğuda tasavvur olunan Büyük Ermenistan fikrine karşı idi. Bu faaliyetler Mustafa Kemal Paşa tarafından da kabul gördüğünden, yerlerinde bırakılmaları yolunda tepkilere sebep oldu. Mustafa Kemal 18 Haziran'da Amasya'dan Dahiliye Nazırına gönderdiği şifrede valilerin görevde kalmalarının memleket menfaatine olduğunu açıklamakta idi. 131 Mustafa Kemal böyle davranışlardan dolayı, milletin güveninin sarsılacağına da dikkat çekiyordu.132 O, bu şikayetlerle de kalmayıp, kendi mıntıkasında görevli valilere, kolordu komutanlarına gönderdiği 20 Haziran tarihli telgrafında Posta ve Telgraf Müdüriyetini protesto edip, kararlarına uymamalarını istiyordu.133

Mustafa Kemal'in hükümetin uygulamalarına karşı çıkması üzerine Şevket Turgut Paşa, 21 Haziran'da Kâzım Karabekir Paşa'yı vekâleten Mustafa Kemal Paşa'nın yerine III. Ordu Müfettişliğine tayin etmek istedi. Fakat Karabekir Paşa, bu sırada böyle bir atanmayı kesinlikle doğru bulmuyor ve Mustafa Kemal'in değiştirilmesinde isabet görmüyordu.134 Mustafa Kemal ise, bu sırada Dahiliye Nezareti'ne gönderdiği telgrafta birtakım isteklerini sıralıyordu. Dahiliye Nazırı Ali Kemal, Mustafa Kemal'in bu isteklerini içeren telgrafını 22 Haziran'da sadarete sundu. 23 Haziran 1919'da Sadrazam vekili Mustafa Sabri Efendi başkanlığında toplanan kabine, III. Ordu Müfettişi Mustafa Kemal'in Harbiye Nezareti'nin buyruğuna uyup İstanbul'a gelmediği ve halkı hükümete karşı kışkırttığı gerekçesiyle görevinden alınmasını kararlaştırdı.135 Bu karara imza atanlar arasında Mustafa Kemal'in tayininden bu yana gizli de olsa destekleyen Harbiye Nazırı Şevket Turgut Paşa da bulunuyordu.136 Bu sırada hiçbir resmî sıfatı kalmayan Mustafa Kemal Paşanın yerine eski Bahriye Nazırı Hurşit Paşa'nın atanması öngörüldü. Ayrıca sadaretten Harbiye ve Dahiliye Nezaretlerine gönderilen yazıda, bu durumun bütün vilayet ve kolordulara tebliğ edilmesi de istendi. 137 Nitekim hükümeti buna zorlayan birtakım sebepler vardı. Tam bu sırada, Mustafa Kemal Paşa da memleket ölçüsünde ilk büyük kararı almış bulunuyordu. Bilinen Amasya tamimi bu gelişmeler esnasında gerçekleştirildi. Mustafa Kemal Paşa, Ali Fuat Paşa, Re'fet Bey ve Rauf Bey tarafından memleketin tamamını ilgilendiren önemli kararlar alındı.138

Bu gelişmelerden büyük endişe duyan Dahiliye Nazırı Ali Kemal, 23 Haziran tarihinde vilayetlere yazdığı ve acele kayıtlı şifre telgrafında; Mustafa Kemal Paşa'nın büyük bir asker olduğunu, zamanın siyasetine o derece vakıf olamadığı için pek fazla gayret ve hamiyyetine rağmen, yeni memuriyetinde asla muvaffak olamadığını, İngiliz Fevkalade Komiseri'nin talep ve ısrarı ile azledildiğini, bilahare yaptıkları ve yazdıkları ile kusurlarını daha ziyade arttığını belirtiyordu. Ali Kemal, telgrafında ayrıca, artık bu zatın görevden alındığını ve hiçbir resmî sıfatının kalmadığını, halkın barış konferansı kararlarını beklemesi gerektiğini de ilave ediyordu.139 Bundan başka, Dahiliye Nazırı Ali Kemal 26 Haziran tarihinde vilayetlere yayımladığı şifre telgrafında; millî ordu teşkil etmenin ve Müdafaa-i Milliye hazırlamak gibi faaliyetlerin bir felaket olacağını ilan ediyordu. Telgrafında ayrıca, ordu müfettişlerinin seferberlik hazırlığı yapmakla, mütarekeye aykırı hareket ettiklerini bildiriyor ve şunları ekliyordu: ".Ordu müfettişleri bu seferberliği hazırlamağa kalkışırlarken düşünmüyorlar mı ki, silah ve techizât son derece mahdut ve mütareke hükümleri gereği elimiz, ayağımız bağlıdır. Biz bugün her hangi bir devletle olursa olsun, harbe giremeyiz. Girersek hem halkı ezdirir, hem de davamızı siyaseten kaybederiz".140 Ali Kemal'in ifadelerine dikkat edilirse, her şeyin yitirildiği ve bütün ümitlerin yok olduğu sonucu ortaya çıkıyordu.

Öte yandan hükümet tarafından Mustafa Kemal Paşa'nın azledilerek, yerine III. Ordu Müfettişliğine atanması kararlaştırılan Hurşit Paşa'nın işlemleri yürütülemedi. Mustafa Sabri Efendi'nin gücünü gösterememesi ve kabine üyelerinden Ali Kemal ile Şevket Turgut Paşa arasındaki çekişme, Mustafa Kemal'e istediği zamanı kazandırdı. Ali Kemal, İngiliz ateşesi Deedes ve tercüman Ryan'la yaptığı görüşmede, Anadolu'daki millî hareketin Harbiye Nezaretince desteklendiğini öne sürdü. İngiliz temsilci de O'na, "...meydanın milliyetçilere boş bırakılmamasını" öğütledi.141 Nitekim, Harbiye Nezareti 28 Haziran'da 3. ve 15. Kolordulara gönderdiği şifrede, kolorduların bundan böyle her konuda merkezle doğrudan temasta bulunacaklarını bildirdi. Bu suretle III. Ordu Müfettişliğinin bir kısım yetkileri -kâğıt üzerinde- geri alınmış oldu.142 Bu arada Ali Kemal ile Şevket Turgut Paşa arasındaki çekişme, Damat Ferid'in Paris'ten dönüşünden sonra adı geçen nazırların istifaya zorlanarak kabine dışında kalmalarına sebep oldu. Yapılan bu değişiklikle Dahiliye Nazırlığı'na Edhem Bey, Harbiye Nezaretine de Ali Ferit Paşa atandı.143 Öte yandan Şevket Turgut Paşa, gider ayak Mustafa Kemal'in İstanbul'a gelmesini 28 Haziran tarihinde tekrar rica etmişse de, 144 Mustafa Kemal bütün bunları ve azline dair olan kararları görmezlikten gelerek, III. Ordu Müfettişi sıfatıyla Harbiye Nezareti'ne yazdığı şifre telgrafında Ali Kemal'in görevden alınmasından dolayı memnuniyetini dile getiriyor; fakat kendisinin azledildiğine dair nezaretten herhangi bir yazı gönderilmediğini ifade ediyordu.145 Bu ifadelerden de anlaşıldığı gibi, Harbiye Nezareti ile Dahiliye Nezaretleri arasındaki anlaşmazlık had safhaya varmıştı. Nitekim Mustafa Kemal Paşa da, bu fırsatları iyi değerlendirerek Anadolu'daki konumunu kuvvetlendirmeye çalıştı.

Hükümet Mustafa Kemal Paşa ile uğraşırken, Hariciye Nezareti'nden sadarete gelen bir yazıda ise, Batı Anadolu'da gönüllü asker kaydedildiği belirtilerek hükümetin dikkati çekilmeye çalışılıyordu. Ayrıca gönüllü asker toplanmasının İtilaf Devletleri'nin harekete geçip ülkenin işgale uğramamış bölgelerini de tehdit altına alacağı ifade edilmekte idi.146 Nitekim, Damat Ferit Paşa ile ona vekâlet eden Mustafa Sabri Efendi, hiçbir şans tanımadıkları kuva-yı milliyenin mücadelesini kabul etmemelerine rağmen, bunların mücadelede mânen haklı olduğunu da reddedemiyorlardı. Damat Ferit, bu cümleden olarak 23 Haziran'da Paris'te vermiş olduğu bir notada şöyle diyordu: "Hiçbir hükümet halkın iradesine karşı gelemez, vilayetlerde kurulmuş olan büyük sayıda vatanperver komitelerin gösterilerinden ve başkentte yapılan mitinglerden yalnız tek ve değişmez bir düşünce ortaya çıkmaktadır: Birlik ve İstiklal!".147 Bu beyanatından da anlaşıldığı üzere hükümet, millî hareketi haklı bulmakta, lakin dış baskıların şiddetinden olsa gerek bunu sözle açıktan açığa ifade edememekte idi.

2. Mustafa Kemal Paşa'nın Erzurum'a Gidişi, Müfettişlik Görevine Son Verilmesi ve Kongre Çalışmaları

23 Haziran 1919'daki Heyet-i Vükelâ (Bakanlar Kurulu) kararı Mustafa Kemal Paşa tarafından pek önemsenmemişti. Zaten hükümet üyeleri bu kararı alırlarken fikir birliğinde değillerdi. Yapılan yazışmalardan çıkan sonuca bakılırsa, Mustafa Kemal'in görevden alınması yolunda İngilizler tarafından baskı yapıldığından -ve buna da olumlu cevap verilmesi lüzumu hasıl olduğundan- bu karar çıkmıştı. Nitekim bu mesele, hükümet buhranına sebep olmuş; kabinede bazı bakanlar değiştirilerek bunalım giderilmek istenmişti.

Kabinedeki bu değişikliğin ardından, Harbiye Nezareti'ne tayin olunan Mirliva Ali Ferit Paşa,148 bu makama gelir gelmez III. Ordu müfettişi Mustafa Kemal Paşa'ya samimi hitaplarda bulunan uzun bir telgraf gönderdi. Ali Ferit Paşa, 30 Haziran tarihli telgrafında; Mustafa Kemal Paşa'ya kalbî duygular beslediğinden bu görevi kabul ettiğini, hükümeti epeyce müşkil bir vaziyette bulduğunu belirttikten sonra, "iddia edebilirim ki sizi, benim gibi ruhunun derinliklerine kadar anlayabilmiş bir fert yoktur" diyordu.

Paşa bundan başka, ".nasıl bir sebeple hükümetle, Mustafa Kemal Paşa arasında bir anlaşmazlık çıktığını anlayamadığını,.bu işte, İngiliz isteklerinin herhalde etkili olduğunu" belirttikten sonra, ".hakkınızda pek ziyade teveccühte bulunan Padişahın bu meselenin iyi bir şekilde halledilmesi konusunda müzakere buyurduğunu" ifade ediyordu. Harbiye Nazırı Paşa, bununla beraber, ".sıhhî mazeretten dolayı arzu ettikleri bir yerde tebdil-i havaya müsaade edileceğini, Harbiye Nezaretince de lazım gelen yardımın yapılacağını taahhüt ederek, hemen cevap vermesi"ni istiyordu.149 Nitekim, Harbiye Nazırı Ali Ferit Paşanın bu iyimser müracaatlarının -gelişmelere bakılırsa- Mustafa Kemal üzerinde pek tesiri olmadı.

Diğer taraftan Mustafa Kemal Paşa, 26 Haziran'da Amasya'dan ayrılarak,150 Tokat-Sivas yolunu takiple 3 Temmuz 1919'da Erzurum'a vardı.151 Mustafa Kemal'in yol güzergâhı olan Sivas'ta, sabık Dahiliye Nazırı Ali Kemal'in görevlendirdiği Erkân-ı Harp Miralayı Ali Galip ile bir problem yaşandı. Mamüretilaziz (Elazığ) Valiliğine tayin edilen Ali Galip, Dahiliye Nezaretinin Mustafa Kemal'in tutuklanması yolundaki emrini yerine getirmek istemişse de, Dahiliye Nezaretinden istifa etmiş bulunan Ali Kemal'in bu emrini Sivas Valisi Reşit Paşa yerine getirtmedi.152 Ali Galip olayında olduğu gibi, hükümeti bu şekilde harekete zorlayanlar ise İstanbul'daki -İtilaf Devletleri'nden- İngiliz Yüksek Komiserliği idi. General Milne, 30 Haziran'da Harbiye Nazırı Ali Ferit Paşaya yazdığı telgrafında; Sivas ve Konya taraflarında silahlı çeteler kurularak müttefiklerin menfaatlerine aykırı hareket edildiğini; bu faaliyetlerde İttihatçılık fikrinin hakim olduğunu ve maksatlarının Osmanlı hükümetinden ayrı hedefler güttüğünün tespit edildiğini, bu hareketin başlıca teşvikçilerinin Sivas'ta Mustafa Kemal, Konya'da ise Ferik Cemal Paşa olduğunu ve her ikisinin de müfettiş olarak atandığını ifade ederek hükümetin dikkatini bu yöne çekmekte idi. Milne, diğer yandan Mustafa Kemal'in vazifesine son verilmesi için 8 Haziran'da Osmanlı hükümetine çağrı yaptıklarını fakat buna hükümetin pek itibar etmediğini hatırlatarak, konuya hassasiyet göstermelerini bir kez daha ikaz etti. 153

Bu sırada hükümet ise, Dahiliye Nezareti vasıtasıyla neşrettiği bir tamimde, Mustafa Kemal ve Rauf Beyler'in hükümetin tebligatına karşı olan hareketlerinden dolayı tutuklanmalarını emrediyordu.154 Mustafa Kemal ve Rauf Beyler, hükümetin bu kararlarına pek aldırış etmedi. Nitekim Rauf Bey, İstanbul Meclis-i Mebusanına katılıncaya kadar (yaklaşık yedi ay) Mustafa Kemal ile Anadolu'da işbirliği içerisinde bulundu.155

Bu sırada İstanbul'daki İngiliz yüksek komiseri Amiral Galthorpe, Osmanlı Hariciye Nazırı Safâ Bey'e verdiği 2 Temmuz tarihli notada isteklerini şöyle sıralıyordu:

1) Sivas ve Konya vilayetlerinde silahlı çeteler kurma, İtilaf Devletleri çıkarlarına karşı çalışma yolunda ciddi bir hareketin bulunduğu,
2) Hareketin başlıca kışkırtıcılarının Mustafa Kemal ve Cemal Paşalar olduğu,
3) Mustafa Kemal'i İstanbul'a geri çağırmak için yapılan teşebbüslerin bir sonuç vermediği, ayrıca aynı konuda 17 Haziran'da verilen notaya cevap dahi alınmadığı,
4) Konunun öneminden dolayı, Mustafa Kemal ve Cemal Paşaların derhal ve kayıtsız şartsız İstanbul'a çağrılmaları gerektiği,
5) Bir örneği de İngiltere hükümetine sunulan bu nota üzerine, ne şekilde hareket edileceğinin derhal bildirilmesi isteniyordu.156
Milne ve Galthorpe'un notalarına bakılırsa, hükümet bunları o zaman için geçiştirdiği gibi, uygulamaya koymamış; bu da İngilizlerin endişesini arttırmıştı. Böylece ilk defa bir İngiliz yetkilisi tarafından, Anadolu'da doğmakta olan millî mücadele fikri; "İttihatçılık" damgası ile damgalanmakta idi.157 Nitekim, Millî Mücadele hareketinin alt yapısı incelendiği zaman bu fikrin büyük ölçüde doğru olduğu ortaya çıkar.

Mustafa Kemal Paşanın 2-3 Temmuz 1919 gecesi Tercan'da iken Saray'dan aldığı bir telgrafta, dönmesi istendi.158 Bu telgrafta Mustafa Kemal'in faaliyetleri Padişah tarafından "yurtseverce duyguların bir sonucu" olduğu kabul ediliyor; fakat, devletin durumunun taşradan gözlendiği gibi endişe verici olmadığı ileri sürülüyordu. Padişah, Paşanın istifa edip İstanbul'a gelmesini -yabancıların kendine haysiyet kırıcı bir işlem yaptırırlar endişesi ile- doğru bulmadığı gibi, azledilmesini de uygun görmediğinden Harbiye Nezaretinden iki ay hava değişimi istenilerek, durum belli oluncaya kadar istediği kent ya da kasabada dinlenmesinin en uygun çözüm yolu olacağını ifade ediyordu. Bu sırada Vahdettin'in Mustafa Kemal'in davranış ve girişimlerini olumlu karşıladığı anlaşılmakta idi.159 Padişah, bu tavrı ile merkezden taşrayı kurtarmayı tercih ediyordu. Bu ise, mutlakiyetçi bir zihniyetin sonucu idi. 160

Ordu Müfettişliklerinin lağvedilmesini isteyen işgal güçlerinin baskıları sonucu161 Mersinli Cemal Paşa, Harbiye Nezareti'nden izin alarak 1 Temmuz 1919'da Konya'dan hareketle İstanbul'a geldi.162 Bu hadise Anadolu'daki komutanlar üzerinde adeta bir şok tesiri yapar. Nitekim Mustafa Kemal Paşa, Nutuk'ta, bu kritik dönemde Mersinli Cemal Paşanın İstanbul'a gidişini üzüntü ile karşıladığını ifade eder.163 Diğer taraftan, Cemal Paşanın İstanbul'a dönmesi ile birlikte, Anadolu'da ordu müfettişi ve en kıdemli komutan olarak Mustafa Kemal Paşa kaldı. Kendisini, Kâzım Karabekir ve Ali Fuat Paşa takip etmekte idi. Öte yandan Mersinli Cemal Paşa, İstanbul'a geldikten bir süre sonra Askerî Mektepler Müfettişliğine getirildi.164

Böylece Anadolu'da görevli bulunan iki ordu müfettişinden birisi İstanbul'a çekilmiş oldu. Harbiye Nazırı ise, bir telgraf çekerek Mustafa Kemal'in de geri dönmesi yolunda bir çağrıda bulundu. Harbiye Nazırı Ali Ferit Paşa bu sırada Mustafa Kemal Paşa'ya gönderdiği telgrafta, İngiliz baskısından bunaldığını ifade ettikten sonra, ".mağlubiyetin devasız bir illet olduğunu" söyleyerek kendilerine yardımcı olmalarını istiyor ve samimi cümlelerle telgrafını noktalıyordu.165 Harbiye Nazırı, 5 Temmuz'da Mustafa Kemal'e yazdığı şifre telgrafta ise, İstanbul'a hareketini hızlandırmasını istiyordu.166

Ferit Paşa, Mustafa Kemal'e İstanbul'a döneceğine dair Padişah ve siyasî temsilciliklere taahhütte bulunduğunu ve bu konuda mahçup olmayacağından emin olduğunu bildiriyordu. Buna karşılık Mustafa Kemal, böyle bir söz vermenin şimdilik doğru olmadığını belirterek, Batı Anadolu'da işgallerin sürdüğünü, Doğu Anadolu için de böyle bir tehlikenin varolduğunu hatırlatarak, hükümet mensuplarının yeni bir hıyanete araç olmaktansa, sade bir vatandaş olarak halkın saflarına katılmasının örnek alınacak bir vatanperverlik olacağını ifade ediyordu. Bu sırada, Mustafa Kemal'in İstanbul'a dönmesi yolundaki İngiliz istekleri de bütün şiddetiyle devam etmekte idi.167 Harbiye Nazırı Ali Ferit Paşa ise, 7 Temmuz'da Miralay Re'fet (Bele) Bey'e çektiği telgrafta, İngilizlerin bu sırada Samsun ve civarına asker çıkarmalarının sebebinin Mustafa Kemal'in ".asayişi ihlâl suretindeki davranışlarında" aranması gerektiğini belirtiyor;

"...eğer vatanını seviyorsa, Mustafa Kemal'in dönmesini" istiyor ve bu konuda Re'fet Bey'den yardım talep ediyordu.168 Re'fet Bey, verdiği cevapta Mustafa Kemal Paşa'nın zararlı faaliyetlerde bulunmadığını, ondan işgal kuvvetlerine karşı direnme konusunda herhangi bir talimat almadığını belirtiyordu.169 Bu açıklamalardan sonra Miralay Re'fet Bey de hükümete yapılan baskı sonucu azledildi. Yerine Harbiye Dairesi Reislerinden Miralay Selahattin Bey'in atanması kararlaştırıldı.170

Bu sırada kabinedeki üyeler arasındaki telgraf yazışmalarına bakılırsa, Mustafa Kemal Paşa meselesinde hep İngiliz baskısından söz edildiği göze çarpar. Bu gelişmeler sırasında Hariciye Nazırı Vekili Safvet Bey tarafından sadarete çekilen 3 Temmuz 1919 tarihli gizli telgrafta; Mustafa Kemal Paşa'nın Müslüman halkı azınlıklara karşı kışkırttığı gerekçesiyle İngilizler tarafından İstanbul'a çağrıldığı açıklanmakta idi. 171 Erzincan Mutasarrıfı Eşref Bey ise, Dahiliye Nezareti'ne gönderdiği telgrafında Mustafa Kemal Paşa'nın Harbiye Nezaretince görevlendirildiğini belirterek, bu nezaretten herhangi bir aksi emir gelmedikçe, Mustafa Kemal Paşa'nın talimatlarını yerine getirmeye mecbur olduklarını ifade etmekte idi.172 Sivas Valiliğinin telgrafında ise, Samsun'a çıkarılan İngiliz askerlerine karşı Mustafa Kemal'in askerî bir tertibat içerisinde bulunduğu belirtilerek, Harbiye ve Dahiliye Nezaretleri'nin dikkatleri çekilmeye çalışılıyordu.173 Erzurum vilayetinden hükümete çekilen telgraflarda ise, İngiliz faaliyetlerine karşı çare bulunması isteniyordu.174 8 Temmuz tarihli Padişahın iradesi üzerine Mustafa Kemal Paşaya hitaben bir telgraf çekilmiş, Paşanın memuriyetinden dolayı İngilizlerle hükümetin arasının açılmak üzere olduğu açıklanmıştı.175 Nitekim Kabine üyeleri, yapılan bir toplantıdan sonra hazırladıkları bir tutanakla, Mustafa Kemal'in görevine son verilmesi konusunda Harbiye Nezareti'ne yaptırım uygulanmasına karar vermişlerdi.176

Mustafa Kemal Paşa ile Harbiye Nazırı Ali Ferit Paşa arasında 8 Temmuz gecesi yapılan uzun telgraf görüşmelerinde, Mustafa Kemal'in görevine son verileceği konusu dile getirildi. Ferit Paşa bu görüşmede, Mustafa Kemal'in faaliyetlerini vatan müdafaası yolunda herkesin yapacağı normal faaliyetlerden olduğunu yorumluyor; ayrıca, İtilaf Devletlerinin hükümet üzerinde şiddetli baskılarının bulunduğunu hatırlatıyordu. Nitekim, bu sırada III. Ordu Müfettişinin Padişah buyruğu ile birkaç defadır İstanbul'a davet edildiği açıklanıyordu.177 Bu görüşmenin ardından Saray başkâtibi Ali Fuat Bey'in 8 Temmuz gecesi saat 10.30'daki telgrafı, Mustafa Kemal'in görevinin sona erdiğini haber vermekte idi. Bu gelişmelerin İngiliz baskısından kaynaklandığı âşikâr idi.178 Bakanlar Kurulu da zaten bu yolda gerekçeli bir karar çıkardı.

Bu gerekçeleri ihtiva eden Bakanlar Kurulu kararını başta Mustafa Sabri Efendi olmak üzere, bakanların çoğu ve Abdurrahman Şeref Bey ile Ahmet İzzet Paşa gibi kurulda görevli âyân üyeleri de imzalamışlarken, Harbiye Nazırı Ali Ferit Paşa bu toplantıya katılmadığı gibi imza da atmadı.179 Daha sonra yazılan belgede Ali Ferit Paşa'nın da imzası yer aldı. Nitekim Padişah, Sadrazam Vekili Mustafa Sabri Efendi ve Harbiye Nazırı Ferit Paşanın imzasıyla bilahire yayımlanan azil fermanında şöyle denilmekte idi: "III. Ordu Müfettişi Mustafa Kemal Paşanın görevine son verilmiştir. Bu Padişah buyruğunu yürütmeğe Harbiye Nazırı görevlidir. 8 Temmuz 1335".180
Mustafa Kemal'in müfettişlik görevine son verilmesinin hemen ardından Harbiye Nazırı 15. ve 13. Kolordu komutanlıklarına gönderdiği şifre telgrafta III. Ordu Müfettişliği makamına münasip birinin tayin olunmasına kadar bunların doğrudan doğruya nezarete bağlandıkları bildirildi.181 Aynı tarihte, Dahiliye Nezareti'nden çıkan bir yazıda ise, bilumum dahiliye memurlarının millî teşkilat kurmaları engelleniyor; şayet bu tür faaliyetlere dahil olanlar olursa, en şiddetli cezaya çarptırılacakları ifade ediliyordu.182

Öte yandan Mustafa Kemal Paşa, ordu müfettişliğinden azlolunduğu haberini aldıktan kısa bir süre sonra, ".sine-i millette bir ferd-i mücâhit olarak kalabilmek için askerlikten istifa ettiğini" açıkladı. 8/9 Temmuz 1919 gecesi saat 11.45'te Padişah'a gönderdiği şifre telgrafında, hükümet ve saltanat merkezi üzerindeki baskıların daha da artmasına, hakkındaki iyi düşüncelerin zayıflamasına razı olamayacağını belirttikten sonra askerlikten istifa gerekçesini şu cümlelerle açıkladı: "...Bundan dolayı, sadece şu anda bulunduğum görevime değil, bütün övünç sebeplerini vatan ve millet ile kutsal makamlarının feyzinden ve kurtuluşundan alan pek çok sevdiğim kutsal askerlik hayatıma da veda etmek suretiyle fedakârlıkta bulunduğumu arz ederim. Yüksek Saltanat ve Hilafet makamlarıyla asil milletlerinin, hayatımın son noktasına kadar daima koruyucusu ve sadık bir ferdi gibi kalacağıma tam bir bağlılıkla arz eder bu hususta teminat veririm. Askerlik mesleğinden istifa ettiğimi Harbiye Nezaretine bildirdim.". 183

Nitekim Mustafa Kemal'in istifa dilekçesinde Vahdettin'i suçlayıcı bir dil kullanmamaya özen göstermesi, saltanat ve hilafete bağlılıktan söz etmesi dikkat çekicidir. Aslında İstanbul'daki görüşmelerinden başlayarak Padişah ile Paşa 7 Temmuz'daki yazışmalarına kadar, birbirilerine duydukları güveni belirtmeye dikkat etmişlerdi. İlk zamanlar bunda içten davrandıkları sonucunu çıkarmak mümkündür. Nitekim, Mustafa Kemal Paşa kuva-yı milleyi hareketini örgütlerken saltanat yanlılarını kuşkulandırmamak için Vahdettin'i baskı altında bir hükümdar olarak kabul ediyor; onu kurtarma sloganını yararlı, hatta mecburî görüyordu.

Mustafa Kemal Paşa'nın III. Ordu Müfettişliğinden ve askerlik mesleğinden istifası arkadaşları arasında büyük bir üzüntü yarattı. Ali Fuat Paşa, Mustafa Kemal'in 8/9 Temmuz tarihli ve "sine-i millette bir ferd-i mücahit suretiyle bulunmakta" olduğunu bildiren telgrafını aldığı zaman, büyük bir heyecan ve üzüntü duyduğunu belirtir. Bu duygularla Mustafa Kemal Paşa'ya çektiği telgrafında; ".vatanperver kalplerde kendini gösteren vatan ve fedakârlık hissinin başına geçerek millî irade ve azmi ortaya çıkarmaya çalışan zat-ı âlilerinin yine bu maksadı temin için askerî ve mülkî memuriyetinden çekilmelerinin" başta kendisi olduğu halde bütün kumandan ve mülkî memurları üzdüğünü, ancak bir ferd-i mücahit olarak çıkacakları müjdesinin bu üzüntüyü biraz olsun hafiflettiğini beyan ediyordu. Ali Fuat Paşa, gerekirse bütün hamiyyet sahiplerinin kendisine katılacaklarını bildiriyordu. 184 Öte yandan Mazhar Müfit Kansu'nun ifadelerine bakılırsa, 5 veya 6 Temmuz'da yapılan gizli bir toplantıya Mustafa Kemal, Kâzım Karabekir, Rauf Orbay, Erzurum Valisi, Hüsrev Gerede, Refik Saydam, Kâzım Dirik ve Süreyya Yiğit katılmışlardı. Bu şahıslar yapılan toplantıda, Mustafa Kemal'in kendilerine söylediği; "Emirlerimin istisnasız, mafevk bir kumandan emri halinde ifasını isterim. Muvaffakıyet bu şarttır!" düstürunu kabul ediyorlardı. Böylece Mustafa Kemal Anadolu'da her emri kabul edilen bir lider oldu.185 Kâzım Karabekir Paşa ise anılarında, Mustafa Kemal'e azlinden kısa bir süre önce şunları söylediğini belirtir: ".Müfettişlik ya da askerlikten çekilmenize hiç teessür duymadan karar verebilirsiniz. Size mukadderâtım namına söz veriyorum. Size müfettiş olduğunuzdan daha ziyade hürmetkâr bulunurum. Sizi millete tanıtmak ve halkın ve ordunun hürmetini üzerinizden ayırmamak vazifemdir.".186 Böylece Anadolu'daki komutanlar tarafından Mustafa Kemal'e bu kritik dönemde büyük bir kararlılık içerisinde her türlü desteği sağlayacakları sözü veriliyordu. Nitekim komutanlar verdikleri bu kararla, İstanbul'da Üçler Misâkı'nda kabul edilen planları uygulamaya koymak istiyorlardı.

Erzurum'da kongre çalışmaları öncesi yukarıdaki faaliyetler icra edilirken devlet merkezinde de başka türlü gelişmeler oluyordu. Bakanlar Kurulu kararlarının ardından, 9 Temmuz 1919 tarihinde Sadaretten çıkan bir yazı ile Mustafa Kemal Paşa'nın vazifesine son verildiği belgelendi.187 Dahiliye Nezareti de, vilayetlere gönderdiği telgraflarda Mustafa Kemal'in görevden azledildiğini belirterek, verdiği emirlerin yapılmamasını istiyordu.188 Dahiliye Nezareti daha sonraki telgraflarında Mustafa Kemal Paşa'nın nerede olduğunu sorduktan başka,189 bunun yapacağı her türlü faaliyetin tehlike doğuracağını ifade ederek190 taraftarları ile birlikte tutuklanmalarının en uygun hal çaresi olduğunu belirtmekte idi. 191 Harbiye Nezareti de, Anadolu'daki askerî birimlerle bu tür yazışmaları sürdürdü. Hatta II. Ordu müfettiş vekili Miralay Selahattin Bey'e yazılan bir telgrafta, Mustafa Kemal'in görevinin sona erdiği hatırlatılarak, herhangi bir münasebette bulunulmaması salık veriliyordu.192

Harbiye Nezareti, ordu mensuplarının teşkilat kurmalarından endişe duymuş olmalı ki, bu sırada bütün kolordulara gönderdiği şifrede millî teşkilat kurulmasına askerî ve mülkî amirliklerin engel olmalarını istiyordu.193 Mustafa Kemal'in azlinden sonra III. Ordu müfettişliği bir müddet kumandansız kaldı. Harbiye Nazırı Ali Ferit Paşa'nın 20 Temmuz 1919 tarihli yazısı ile XV. Kolordu komutanlığı da üzerinde kalmak üzere, vekâleten Kâzım Karabekir Paşa'nın tayin edildi.194 Bu konuda Dahiliye Nezareti'ne de bilgi verildi.195

Mustafa Kemal Paşa, Rauf Bey'le birlikte görevine son verilmesi ve ordudan istifasının ertesi günü (9 Temmuz'da), ordulara ve millete birer beyanname neşrederek keyfiyeti bildirme gereği duydu. Bu bildirinin bilahare Dahiliye Nezareti tarafından suretleri çıkarılarak vatanın en hücra köşesinde bütün vatan evlatlarına aynen tebliği ve duyurulması istendi. Mustafa Kemal bu beyannamede şöyle diyordu: "Mübarek vatan ve milleti parçalanmak tehlikesinden kurtarmak ve Yunan ve Ermeni emellerine kurban etmemek için açılan millî mücahede uğrunda milletle beraber serbes surette çalışmaya resmî ve askerî sıfatım artık mani olmaya başladı. Bu mukaddes gaye için milletle beraber nihayete kadar çalışmaya mukaddesatım namına söz vermiş olduğum cihetle pek aşıkı olduğum askerî mesleğe bu gün veda ettim." Rauf Bey de, " Mustafa Kemal Paşa ile bütün arkadaşlarının millî cihadına iştirak ettim"196 şeklinde maksadını açıkladı.197

Mustafa Kemal, Erzurum'da kaldığı süre zarfında kongre çalışmalarında aktif olarak faaliyet gösterdi. Nitekim, Sadrazam Damat Ferit Paşa, bu sırada (20 Temmuz) yayımladığı bir beyannamede, Erzurum Kongresi'ni anayasaya aykırı buluyor ve bunu toplayanların tutuklanması gerektiğini bildiriyordu. Buna rağmen kongre 23 Temmuz'da açıldı. 24 Temmuz'da kongre heyeti sadrazamın beyannamesini ele aldı; şiddetli tartışmalardan sonra Padişah'a bir telgraf çekildi ve Ferit Paşa'nın bu beyanatının tekzip edilmesi istendi. Kongrenin hilafet ve saltanata bağlılığı belirtildi. Erzurum Kongresi'ni böylece resmen öğrenen Sadrazam, daha fazla ileri gidemedi. Başta Kâzım Karabekir Paşa olmak üzere, bölgede bulunan askerî ve mülkî çevrelerce desteklenen kongre çalışmaları devam etti.198 Bu sırada müttefiklerden beklediği desteği alamayan ve konumu iyice sarsılan hükümet kongre, dolayısıyla millî harekete karşı faal bir direniş başlattı. Hatta bu sırada Dahiliye Nazırı Âdil Bey, 25

Temmuz tarihli beyanatında, Mustafa Kemal ve Rauf Bey'in teşebbüslerinin hangi fikre dayanırsa dayansın, memleketin aleyhine ve anarşistçe bir hareket olduğunu; dahilî ve haricî pek çok müşkilatın bulunduğu bir sırada bu tür faaliyetlerin vatanı büyük tehditler içine attığını belirtiyor ve vazifeli olmayan şahısların demeçlerine kulak asılmaması gerektiğini öğütlüyordu. Âdil Bey, bundan başka halka, hükümetin yanında yer almalarının memleket menfaatine olduğunu da hatırlatıyordu.199 İki gün sonra vilayetlere yazdığı tamimde ise, Erzurum'da millî bir kongre akdedildiği, böyle kanuna aykırı hareketlerin önüne geçilmesi lâzım geldiği ifade edilerek, aklıselim sahibi olanların devletin/hükümetin yanında yer almasının gerektiği açıklanıyordu. Âdil Bey, mülkî idarecilerden bu tür hareketlere meydan verilmemesini de istiyordu.200 Dahiliye Nezareti'ndeki bu endişeler, aslında İngiliz Amirali Galthorpe'un ültimatomlarından kaynaklanıyordu.201 İngiltere, bu sırada millî hareketin hızla yayılmasından, Mustafa Kemal ve kendisine bağlı olanların merkezî hükümetle bağlarını koparmalarından büyük endişe duymakta idi.202 Bu esnada Meclis-i Vükelâdan çıkan bir kararda Mustafa Kemal ve Rauf Beylerin, hükümetin aleyhine olarak devam etmekte olan faaliyetlerine son verilerek, adı geçenlerin derhal tutuklanarak İstanbul'a gönderilmeleri istendi.203 Bu karar Dahiliye, Hariciye ve Harbiye Nezaretlerine de tebliğ edildi.204

D. Ordu Müfettişlik Teşkilatının Kaldırılması

Ordu müfettişlerinin kendi mıntıkalarında İtilaf Devletleri ve Yunan işgal olaylarına karşı mitingler tertip etmeleri,205 işgal kuvvetlerinin bunlara sert tavır takınmalarına sebep olmuş; bunun üzerine ordu müfettişlikleri kendilerini biraz geri plana çekerek halkın galeyanına sebep olabilecek gelişmeleri Harbiye Nezareti'ne rapor etmeye başlamışlardı.206 Şevket Turgut Paşa Haziran başında müfettişlere gönderdiği şifrede, Meclis-i Vükelâda masum halkı korumak, asayişi sağlamak amacıyla orduca müdafaaya yönelik bir hareketin yapılabileceğini açıklamakta idi.207 Harbiye Nazırı bu açıklamalardan sonra İtilaf mümessillerine gönderdiği yazıda, ordu müfettişliklerinin teşekkül tarzı ve bölgeleri hakkında bilgi de verdi.208 Milne, bu teşkilatlanmaya ilk önce karşı çıkmış, Anadolu'nun on bölgeye ayrılıp bir tek general idaresine verilmesini istemiş, hatta ordu müfettişlerinin Anadolu içlerinde dolaşmalarını uygun bulmadığı gibi kaldırılmalarını istemişti.209 Milne'in bu isteklerine rağmen Galthorpe, 23 Haziran tarihli bir raporunda, bu teşkilatları son derece küçümsemiş ve etkili olamayacaklarını açıklamıştı.210

Öte yandan II. ve III. Ordu müfettişlerinin düşman işgal hareketlerine karşı sert tavır takınmaları,211 mıntıkalarında gönüllü olarak asker toplamaya kalkışmaları ve jandarma sayısını arttırmak istemeleri,212 millî faaliyetleri yönlendirmek amacıyla kongre faaliyetleri ve mitingler düzenlemeleri213 İngilizlerin dikkatinden kaçmıyordu. İngilizlerin bu tedirgin bekleyişleri sırasında, Harbiye Nazırı Şevket Turgut Paşa, 21 Haziran 1919'da II. Ordu Müfettişi Cemal Paşa'ya gönderdiği bir şifre telgrafta, işgal olaylarına karşı miting ve protesto tertip edilebileceği gibi, her türlü mukavemetin de yapılması lâzım geldiğini açıklamakta idi.214 Bu sırada Konya valiliğinden sadarete gönderilen bir telgrafta ise, II. Ordu Müfettişliği mıntıkasında bir ihtilal hareketinin başlatıldığı açıklanıyor; gerekli tedbirlerin alınması isteniyordu.215 Dahiliye Nezareti'ne gelen bu tür telgraflara şüphe ile bakılması lâzım geldiğini belirten Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Reisi Cevat Paşa; "Teşkilat-ı Milliye hakkında alınan duyumların bütün vilayetleri içermediği ve Dahiliye Nezareti, askerî konularda bir istekte bulunursa mutlaka Harbiye Nezaretine danışmalıdır."216 tarzında açıklamalarda bulunuyordu. Cevat Paşa ayrıca, ordu müfettişlerinin silah altına davet için yaptıkları telkinlerin kötü bir amacının olamayacağının Dahiliye Nezaretince anlaşılması lazım geldiğini ifade ediyordu. Hukümetin bu telkinlere kapılarak yanlış bir adım atmasının, ordunun mevcut kuvvetinde büyük bir azalmaya sebep olacağını açıklayan Cevat Paşa,".ordunun genel mevcudunun azalmaması ve halkın askerlikten soğumaması için Mülkiye memurlarının menfi propagandada bulunmamalarını" istiyordu.217

Ordu müfettişliklerinin faaliyetleri esnasında onlara büyük destek çıkan Cevat ve Şevket Turgut Paşalar, İngiliz baskısı sonucu 26 Haziran'da (1919) istifaya mecbur edildiler.218 Bunların istifasından sonra ordu müfettişleri, İstanbul'daki hükümet nezdinde adeta korumasız bir halde kaldı. İngiliz baskıları ve Damat Ferit Paşa hükümetinin hataları müfettişlik teşkilatının kısa bir süre sonra lağvedilmesini gündeme getirdi.219 Bu arada hükümet, yaptıkları faaliyetlerden dolayı çeşitli problemler doğuran bu ordu müfettişliklerinin kaldırılmasının daha uygun olacağını kararlaştırdı. Zaten Bakanlar Kurulunun bu yoldaki fikirleri 29 Temmuz tarihinde Harbiye Nezareti'ne bildirildi.220 Diğer taraftan Askerî Şurâ başkanlığına yazılan bir yazıyla da ordu müfettişliklerinin ordu komutanlığına tahvil edilmesi kararlaştırıldı.221 Öte yandan öncelikle müfettişlerin sivil memurlara emir vermelerini sağlayan yetkiler alındı.222 Damat Ferit hükümeti, kuva-yı milliye yanlısı hareketleri desteklediği gerekçesiyle, 4 Ağustos 1919 tarihinde III. Ordu Müfettişliğini lağvederek; bunu ordu komutanlığına tahvil edip, eski Harbiye Nazırlarından I. Ferik Abdullah Paşa'yı da komutanlığa tayin etti.223 III. Ordu müfettişliği gerçi lağvedilmişti; fakat, I. ve II. Ordu müfettişlikleri henüz varlıklarını korumakta idi. Bir müddet sonra ordu müfettişliklerinin ordu kumandanlığına tahvil edilmesi konusu gündeme geldi. Bir müddet sonra, ordu müfettişlerine geniş yetkiler veren talimatname de yürürlükten kaldırıldı,224 mülkî yetkiler Dahiliye Nezareti'ne devredilirken, sadece askerî vazifeler ordu kumandanlıklarında bırakıldı.225 16 Ağustos 1919'da çıkan bir irade ile ordu müfettişlikleri lağvedildi,226 bundan sonra ordu komutanlıkları yeniden teşkil edildi.227 III. Ordu komutanlığının, müfettişlik örgütü lağvedilmesine rağmen hâlâ eski yetkilerini kullanması, bu defa ordu komutanlığının lağvedilmesi gereğini gündeme getirdi. 18 Ağustos 1919 tarihinde çıkan bir irade ile III. Ordu lağvedildi.228 Bilahare bu durum, Sadaret tarafından 19 Ağustos 1919 tarihinde dönemin Harbiye Nazırı Süleyman Şefik Paşaya da tebliğ olundu.229

Öte yandan, Ferit Paşa hükümeti tarafından 8/9 Temmuz gecesi ordu müfettişliğinden azledilen,230 Mustafa Kemal'in geri getiremeyeceği anlaşılınca, hükümet tarafından birtakım yaptırımlar gündeme geldi. Nitekim Paşa'nın azlinden sonra, sahip olduğu nişan ve madalyalarla fahrî yaverlik sıfatı geri alınmamış, kendisinin askerlikten istifa ettiği de resmen açıklanmamıştı. hükümet, şimdi bunları son koz olarak kullanmaya kalktı. Sadaretten Harbiye Nezareti'ne yazılan 6 Ağustos 1919 tarihli bir yazıda bu yoldaki emir doğrudan Padişahtan geldi. Sadrazam bu yazısında Mustafa Kemal Paşa'nın askerlikten istifası hakkındaki yazışmalarının Nazım Paşa'dan evvelki bakan tarafından düzenlendiğini, fakat sonuçlandırılamadığını belirtiyor ve "...hükümet değişikliğe uğramış; bundan dolayı adı geçen Paşanın Anadolu'da askerî görevinden çıkartıldığı resmen ilan edilmemiş" şeklinde açıklamalarda bulunuyor; ayrıca, bu konuda Padişahın sözlü iradesinin alındığını da ilave ediyordu.231

Bu arada Harbiye Nazırı Nazım Paşa, 7 Ağustos'ta verdiği cevapta, Bakanlar Kurulu kararıyla görevine son verilen Mustafa Kemal Paşanın taşımakta olduğu nişan ve madalyaları ile fahrî yaverlik rütbesinin kaldırılmasının gerekli olduğunu belirterek Padişahın iradesine göre hareket edileceğini bildirdi.232 Bunun üzerine hazırlanan kararname, Vahdettin tarafından 9 Ağustos'ta yani Erzurum Kongresinin kararlarının açıklandığı sırada onaylandı. Bu kararname ile, Mustafa Kemal Paşa'nın taşıdığı nişan ve madalyaları geri alınıyor ve fahri yaverlik rütbesi de kaldırılıyor; Paşa sıfatı Bey olarak yeniden düzenleniyordu.233 Bu durum, bilahare Sadaretten Harbiye Nezaretine yazılan bir yazıyla bildirildi.234

E. İstanbul Hükümeti Tarafından Mustafa Kemal Paşa'nın Görev ve Yetkilerine Son Verildiğinin Açıklanması

Mustafa Kemal Paşa III. Ordu Müfettişliğinden 8/9 Temmuz 1919 gecesi istifa ettiğini açıklamıştı. İstanbul'daki Damat Ferit hükümeti tarafından da ayni (8/9 Temmuz) gece kendisine ordu müfettişliğinden azledildiği bildirilen,235 Mustafa Kemal Paşa'nın İstanbul'a geri getirilemeyeceği anlaşılınca, Hükümet tarafından bir takım yaptırımlar gündeme getirildi. Bu yaptırımlar ise zaman içerisinde Damat Ferit hükümeti tarafından uygulamaya konulacaktı.

Bu arada, Mustafa Kemal Paşa'nın, Hükümet'in kararı ile müfettişlik görevinden azledildiğinin bildirilmesine rağmen, sahip olduğu nişan ve madalyalarla fahrî yaverlik sıfatı geri alınmamış, kendisinin askerlikten istifa ettiği de resmen açıklanmamıştı. Damat Ferit Hükümeti, son olarak bu kozları kullanmaya kalktı; şayet bunları gündeme getirirse belki etkili olabileceğini düşündü. Sadaret makamından Harbiye Nezaretine yazılan 6 Ağustos 1919 tarihli bir yazıda, Mustafa Kemal Paşa'nın askerlikten tart edilmesi, sahip olduğu nişan ve madalyalarla fahrî yaverlik unvanının kaldırılması yolundaki emir doğrudan Padişah Vahdettin'den geldi. Sadrazam bu yazısında Mustafa Kemal Paşa'nın askerlikten istifası hakkındaki yazışmalarının Nazım Paşa'dan evvelki Harbiye Nazırı tarafından düzenlendiğini, fakat sonuçlandırılamadığını belirtiyor ve ".hükümet değişikliğe uğramış; bundan dolayı adı geçen Paşa'nın Anadolu'da askerî görevinden çıkartıldığı resmen ilan edilmemiş" şeklinde açıklamalarda bulunuyor; ayrıca, bu konuda Padişah'ın sözlü iradesinin alındığını da ilave ediyordu.236

Bu arada Harbiye Nazırı Nazım Paşa, 7 Ağustos 1919'da verdiği cevapta, Bakanlar Kurulu kararıyla görevine son verilen Mustafa Kemal Paşa'nın taşımakta olduğu nişan ve madalyaları ile fahrî yaverlik rütbesinin kaldırılmasının gerekli olduğunu belirterek Padişah'ın iradesine göre hareket edileceğini bildirdi.237 Bunun üzerine Harbiye Nezareti tarafından hazırlanan kararname, padişah Vahdettin tarafından 9 Ağustos 1919 tarihinde yani Erzurum Kongresinin kararlarının açıklandığı sırada onaylandı. Bu kararname ile, Mustafa Kemal Paşa'nın taşıdığı nişan ve madalyaları geri alınıyor ve fahrî yaverlik rütbesi de kaldırılıyor; Paşa sıfatı Bey olarak yeniden düzenlendiği belirtiliyordu.238 Bu durum, bilahare Sadaretten Harbiye Nezareti'ne yazılan bir yazıyla bildirildi.239 Bu arada Mustafa Kemal Paşa, basın aracılığıyla meydana gelen gelişmeleri yakından takip ediyordu.

Mustafa Kemal Paşa, bundan sonra Sivas'ta gerçekleştirdiği ve tüm yurdu içine alan kongre çalışmalarının ardından kuva-yı milliye birliklerini tek bir çatı altında toplayarak sistemli bir şekilde Millî Mücadele hareketini başlatmış oldu. Nitekim o, Nutuk adlı eserinde Sivas Kongresi ile ilgili hususları, ki özellikle manda meselesini ayrıntılı olarak izah etmiştir.240

F. Ali Rıza Paşa Kabinesi Döneminde Mustafa Kemal Paşa'ya İtibarının İade Edilmesi Meselesi ve İstanbul-Anadolu Münasebetlerinde Yumuşama Dönemine Geçiş

Damat Ferit hükümetinin ardından iktidara gelen Ali Rıza Paşa kabinesi, Mustafa Kemal Paşa önderliğinde Anadolu'da başlatılan milli mücadele hareketine daha ılımlı bakıyordu. Yeni kabinenin Harbiye Nazırı Mersinli Cemal Paşa, Mustafa Kemal Paşa ile irtibat kurma görevini üstlenmişti. Mersinli Cemal Paşa, Mustafa Kemal Paşa ile birlikte ordu müfettişliği görevinde bulunmuş; memleketin içinde bulunduğu kritik durumu en iyi tahlil eden bir asker olarak kuva-yı milliye hareketine olumlu bakarak verdiği gizli emir ve direktiflerle gerekli desteği de sağlamıştı.241 Harbiye Nazırı Mersinli Cemal Paşa, 28 Aralık 1919 tarihinde sadarete yazdığı bir tezkirede, III. Ordu Müfettişi iken görevine son verildikten sonra askerlik mesleğinden istifa etmiş bulunan Mustafa Kemal Paşa'nın, bazı siyasî sebeplerden dolayı askerlikten çıkarılarak sahip olduğu nişan ve madalyalarla, fahrî yaverlik rütbesinin Padişah buyruğu ile242 kaldırıldığını belirtiliyordu. Cemal Paşa tezkiresine devamla, yapılan işlemin herhangi bir mahkeme kararına dayanmamasından dolayı kanuna da aykırı olduğunu belirterek, düzeltilmesi gerektiğini ve Mustafa Kemal Paşa'nın sahip olduğu nişan ve madalyalarla fahrî yaverlik rütbesinin geri verilmesini istemekte idi. Bundan başka, Harbiye Nazırı Mustafa Kemal Paşa'nın ordudan atılmış değil, istifa etmiş kabul edilmesini öneriyordu.243 Nitekim, Cemal Paşa'nın bu önerisi 29 Aralık 1919 tarihli Meclis-i Vükelâ toplantısında yerinde bulunarak, gerekli düzeltmelerin yapılabilmesi için Padişahın iradesinin de alınması lazım geldiği açıklanıyordu.244 Bakanlar Kurulu da aynı gün, Harbiye Nezareti'ne yazdığı bir yazıda bu konunun düzeltileceğini dile getirdi.245 Aslında Harbiye Nazırı Mersinli Cemal Paşa, bu konuyu zaman aşımına uğratmadan kısa sürede çözüme kavuşturmak arzusunda idi. Bu yüzden 30 Aralık 1919'da sadarete yazılan bir yazıda III. Ordu Müfettişliğinden alındıktan sonra istifa ettiği halde hiçbir sıkıyönetim mahkemesi kararına dayanmaksızın, idarî kovuşturma sonucu askerlik mesleğinden çıkartılıp, nişan ve madalyaları geri alınan Mustafa Kemal Paşa'nın bu durumunun düzeltilmesi isteniyordu.246

Öte yandan İstanbul'da, hükümet merkezinde bu faaliyetler yürütülürken, Mustafa Kemal Paşa 27 Aralık 1919'da Ankara'ya varmıştı. Ankara vilayetinden Dahiliye Nezareti'ne gönderdiği şifreden anlaşıldığına göre, Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları şehre girdikten sonra, doğruca Hacı Bayram-ı Veli türbesini ziyaret etmişler, daha sonra halkın alkışları arasında kurbanlar kesilmiş; halifelik ve Padişahın, devlet ve milletin mutluluğu için dua edilmişti Heyet, daha sonra Ankara Ziraat Mektebine giderek oraya yerleşmişti. Bu arada heyetin, Ankara'ya gelene kadar uğradığı yerlerde, halkın tamamının kuva-yı milliyeden yana olduğu da müşahade edildi.247 Mustafa Kemal Paşa, 30 Aralık 1919 tarihinde İstanbul vilayetine çektiği telgrafında ise, Osmanlı istiklalinin yıl dönümünü tebrik etti.248 Gelişmelere bakılırsa, bu dönemde Temsil Heyeti ile İstanbul hükümeti arasındaki münasebetler gayet olumlu bir şekilde yürütülmekte idi. Bu sırada Padişah'ın rahatsızlığı Ankara'da da duyulunca, Mustafa Kemal Paşa hatır sormak bahanesi ile ve hem de Damat Ferit Paşa döneminden beri devam eden kırgınlığı gidermek üzere bir telgraf gönderdi. Bu telgrafında Padişah'a, rahatsızlığından dolayı Temsil Heyeti'nin de üzüldüğünü ifade ettikten sonra, şifa dileklerinde bulundu.249 Nitekim, Damat Ferit kabineleri tarafından âsi ilan edilen, dilekleri kabul görmeyen Mustafa Kemal Paşa, bu kabine döneminde Padişah tarafından dahi muhatap kabul olunmakta idi. Paşanın 14 Ocak 1920 tarihli bu telgrafına karşılık olarak, saray tarafından da bir teşekkür telgrafı gönderildi.250

Mustafa Kemal Paşa ile İstanbul hükümeti arasındaki bu yazışmalardan da anlaşılacağı gibi, iki taraf arasındaki kırgınlık dönemi Damat Ferit hükumetlerine kıyasla yumuşama dönemine girdi. Nitekim, 3 Şubat 1920'de çıkan irade-i seniyyede belirtildiği üzere, askerlikten idarî olarak uzaklaştırılmış olan Mustafa Kemal Paşa'nın askerlikten istifa etmiş sayılacağı, nişan ve madalyalarının geri verileceği açıklanıyordu.251 Ali Rıza Paşa kabinesi bu sırada İtilaf Devletlerinin yoğun baskılarına rağmen, memleket için önemli kararlar aldı. Bunlardan en önemlisi de Mustafa Kemal Paşaya eski itibarının iade edilmesi idi.252 Nitekim, Ali Rıza Paşa kabinesinin böyle bir karar alması Millî Mücadele Tarihi açısından son derece önemli bir husustur. Çünkü, devlet merkezinde İngiliz baskı ve tazyikinin had safhaya ulaştığı bir dönemde öteden beri İngilizlerin de takip etmekte olduğu bir kumandana yeniden iade-i itibar kazandırılması küçümsenmeyecek bir hareket idi. Millî Mücadele'yi desteklemesi, Batı Anadolu'daki kuva-yı milliye birliklerine gizli olarak yardımlarda bulunması ve Mustafa Kemal Paşa'ya arka çıkmasından dolayı Ali Rıza Paşa kabinesi hiçbir zaman zan altından kurtulamadı. Bütün faaliyetleri, İngilizler tarafından şüpheyle karşılandı. Olayların gelişimine bakılırsa, şu kanaat karşımıza çıkmaktadır: İstanbul hükümeti sanki artık ömrünün sona erdiğini anlamışçasına, bayrağı Anadolu'daki kuva-yı milliye liderlerine teslim etmek için onları muhatap almış açıktan açığa olmasa da el altından elinden gelen desteği sağlamaktan geri durmamıştı.

Osmanlı ordusunun tasfiyesinin düşünüldüğü bir sırada teşkil edilmiş olan ve olağanüstü bir dönem olması itibarıyla geniş yetkilerle donatılmış bulunan ordu müfettişlikleri İngiliz propagandası, baskısı ve tazyiki, diğer yandan hükümetin beceriksizliği yüzünden lağvedildi. Gerçi Osmanlı hükümeti, malî krizden dolayı müfettişlik teşkilatına son verildiğini açıklarsa da, bu pek inandırıcı değildi. Geri planda İtilaf Devletleri temsilciliklerinin baskıları ve özellikle ordu müfettişlerinin Anadolu'da kuva-yı milliye hareketini örgütlemeleri, halkı işgal ve ilhaklara karşı uyandırmaya çalışmaları, büyük ümitler bağlanan bu yapılanmanın sona ermesinin sebepleri arasında idi.

Ordu müfettişlikleri, 3-3,5 ay kadar süren vazifeleri esnasında millî hareketin Anadolu'da yayılıp dal budak salmasında mühim bir görevi ifa etmişlerdi. Bunların başına tayin olunan genç ve dinamik komutanların, memleketin içinde bulunduğu ahvali ve diğer gelişmeleri, olayların gidişatını çok iyi tahlil etmeleri sonucu, bu teşekküllerin Anadolu'da birlik ve beraberlik ruhunu sağlayarak, düşmana karşı mukavemet duygusunun oluşmasında önemli roller üstlendiğini ifade etmek gerekir. İstanbul'un orduyu ayakta tutma fonksiyonunu yitirmesinin ardından Anadolu'da giderek dallanıp budaklanan bir hareketle ordu yeniden -fakat bu defa Anadolu merkezli- kurulmaya çalışıldı. Bundan böyle Osmanlı Devleti'nin Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Riyaseti (Genelkurmay) de evrak vs. ile uğraşan bir bürokratik kurum hüviyetine bürünerek, diğer bir ifade ile etkisiz bir hale geldi/getirildi.

Hükümet, Nasihat heyetleri ve ordu müfettişlerini teşkil edip Anadolu'ya göndererek otoriteyi sağlamayı düşünmüş, fakat başarılı olamamıştı. Bu sırada düşman işgal olaylarının giderek artması, Anadolu'da halkın kuva-yı milliye grupları etrafında birleşmesine sebep oldu. Nitekim, hükümetin acziyeti, beceriksizliği, İtilaf Devletlerinin etkisinden kurtulamaması Anadolu'da halkın başının çaresine bakması için yeni bir politika belirlemesini gündeme getirdi. İşte bu dönemde halk, Anadolu'da Kuva-yı Milliyeci komutanlar etrafında birleşerek yöresel mücadeleleri başlattı.

Mustafa Kemal Paşa, müfettişlik bölgesine geldikten sonra Nutuk'ta da belirttiği gibi fikirlerini safha safha uygulamaya koydu. Kısa bir süre sonra etrafında Milli Mücadele'nin lider kadrosu toplanmaya başladı ve komuta kadrosu da böylece belirginleşmeye başladı. İşgal orduları komutanlarının baskıları, İstanbul'daki Damat Ferit hükümetinin sergilediği ve ihanete varacak derecedeki acizliği, bununla birlikte kabinede sık sık değişiklik yapılması ve diğer olumsuz etkenler, ordu müfettişinin başkent ile ilişkilerini kopma noktasına getirdi.

Haziran ayında bölgedeki faaliyetlerini daha da yoğunlaştıran ve İstanbul hükümetini oyalayarak geçiren Mustafa Kemal Paşa, Temmuz ayının 7'sini 8'ine bağlayan gece sine-i millete dönerek, Milli Mücadele hareketinin liderliğini üzerine aldı; böylece Türk Milleti de Milli Mücadeledeki gerçek liderini bulmuş oldu. Mustafa Kemal Paşa'nın etrafında kenetlenen Türk milleti, bundan böyle liderinin emrinde topyekün harp stratejisini benimseyip, varını yoğunu ortaya koyarak ülkesini düşman işgalinden kurtardı.

1 Zekeriya Türkmen, Mütareke Döneminde Ordunun Durumu ve Yeniden Yapılanması (1918-1920), Ankara 2001, Türk Tarih Kurumu Yay., s. 121 vd.
2 Geniş bilgi için bk., Zekeriya Türkmen, "Mustafa Kemal Paşa ve Yıldırım Ordular Grup Komutanlığı", Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Sy: 47, Ankara, Temmuz 2000, s. 395-415.
3 BOA. BEO., Harbiye Gelen: 340546.
4 Atatürk, bu olayı anılarında şöyle anlatır: "Bir gün İzzet Paşa tarafından makine başına davet edildim. Kendisi kabineden istifa ettiklerini bildirdikten sonra benim İstanbul'da bulunmaklığımın münasip olacağını söyledi. Ben bu imadan İstanbul'da buhranlı vaziyetler geçirdiğini anlayarak zaten
1 kumanda ettiğim gurup lağvedilmiş olduğundan İstanbul'a hareket ettim." Bk., Uluğ İğdemir, Atatürk'ün Yaşamı, Ankara 1988, s. 148.
5 Ahmet Rıza Bey (1859-1930), II. Meşrutiyeti hazırlayan siyasi önderlerdendir. Gazeteci ve politikacı olarak tanınmıştır. Jön Türklerin lideri olarak tanınır. II. Abdülhamit idaresinin takibi üzerine Paris'e gitti. 1889 yılında Paris'te Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyetini kurdu. Ahmet Rıza Bey, Paris'te Meşveret gazetesini yayınladı. Fransız sosyologlarından Augusto Comte'un etkisinde kalarak Positivizm'i benimsedi. II. Meşrutiyetin ilanından sonra oluşturulan Mebusan Meclisinin başkanlığına seçildi. 1912 yılında Ayan Meclisi üyeliğine getirildi. Mütareke döneminde sadrazam olmak için çaba sarf ettiyse de başarılı olamadı. Vahdettin tarafından Ayan Meclisi başkanlığına getirildi. 1919 yılında Paris'e yerleşti. Kurtuluş Savaşından sonra Türkiye'ye döndü.
6 Sina Akşin, İstanbul Hükümetleri ve Milli Mücadele, İstanbul 1983, s. 125-133.
7 Minber gazetesi, 1918 sonu 1919 başı 50 sayı olarak yayımlanan günlük siyasi gazetedir. Sahipliğini Ali Fethi (Okyar), sorumlu müdürlüğünü Dr. Rasim Ferit (Talay) Beyin yaptığı gazetenin kuruluş sermayesine Mustafa Kemal Paşanın da katkısı bulunmuştur. Mütareke döneminde milliyetçi, dinamik bir hükümet kurulması, meclisin fesh edilmemesini ve Mustafa Kemal Paşanın Harbiye Nazırı olmasını öneren, Tevfik Paşa kabinesinin düşürülmesini savunan yayınlar yaptı. Gazete İttihatçı liderlerden Cavit Bey tarafından da desteklendi. Gazete ayrıca, Mustafa Kemal Paşanın kamuoyunda tanıtılmasına yönelik yayınlar da yaptı.
8 Mustafa Kemal Paşanın Vakit gazetesine verdiği demeçle ilgili ayrıntı için bk., Vakit, 18 Teşrin-i sani 1334 (1918).
9 Kemal Atatürk, Nutuk, c. I, Ankara 1987, (MEB. Yay. ), s. 8.
10 Ordu müfettişlik teşkilatı hakkında geniş bilgi için bk., Zekeriya Türkmen, Ayni eser, s. 102-112.
11 Sina Akşin, Aynı eser, s. 125 vd.
12 Falih Rıfkı Atay, Atatürk'ün Bana Anlattıkları, Istanbul 1955, s. 97.
13 Gotthard Jaeschke, Kurtuluş Savaşı ile İlgili İngiliz Belgeleri, (Çev. Cemal Köprülü), Ankara 1986, s. 99; Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, c. III, (1961), s. 1.
14 Sina Akşin, Aynı eser, s. 125-133.
15 Jaeschke, Aynı eser, s. 97.
16 Gn. Kur. ATASE Arşivi: 1-1, Kls: 11, Ds: 164, F: 76, 76-1. Ayrıca bk. Lord Kinross, Atatürk: Bir Milletin Yeniden Doğuşu, (Çev. Necdet Sander), İstanbul 1981, s. 253; Jaeschke, Aynı eser, s. 111.

18 Atatürk'ün bu alandaki raporları için bk. Uluğ Iğdemir, Atatürk'ün Yaşamı, c. I, Ankara 1980, s. 149-155, 156-160; Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri (ASD), c. IV, s. 1 -8.
19 Ali Fuat Paşa, Millî Mücadele Hatıraları, İstanbul 1953, s. 34 vd.
20 Ahmet Emin Yalman, Yakın Tarihte Gördüklerim ve Geçirdiklerim, c. I, Istanbul 1970, s. 30; ayrıca bk. Jaeschke, Aynı eser, s. 101.
21 Rauf Orbay, Cehennem Değirmeni-Siyasî Hatıralarım, c. I, İstanbul 1993, s. 34-35.
22 Ali Fuat Cebesoy, Aynı eser, s. 34-35.
23 Kemal Atatürk, Nutuk, c. I, Ankara 1987, (MEB. Yay. ), s. 12.
24 Harp Tarihi Vesikaları Dergisi (HTVD)., Sy: 1, (1952), vesika nr: 18-a.
25 Rauf Orbay, Aynı eser, c. I, s. 230; Ali Fuat Cebesoy, Aynı eser, s. 34 vd., 61.
26 Gn. Kur. ATASE Arşivi: 1 -1, Kls: 11, Ds: 164, F: 76, 76-1; ayrıca bk. Tevfik Bıyıklıoğlu, Atatürk Anadolu'da (1919-1921), Ankara 1959, s. 12.
27 Ali Fuat Cebesoy, Aynı eser, s. 60, 62; Falih Rıfkı Atay, Atatürk'ün Bana Anlattıkları, s. 106; Jaeschke, Aynı eser, s. 101.
28 Ali Fuat Cebesoy, Aynı eser, s. 64.
29 Hüsamettin Ertürk, Milli Mücadele Senelerinde Teşkilat-ı Mahsusa, ATASE Başkanlığı Kütüphanesi, s. 88 vd; Bu konu daha sonra yapılan araştırmalarda da ele alınmıştır. Mesela, David Fromk'ın batılı gözü ile olaylara yaklaşarak, bu sırada bütün gelişmelerin Mustafa Kemal Paşa'nın lehine olduğunu ifade eder. Mustafa Kemal'in müfettişlik için Samsun yolculuğunu bir yerde XX. yüzyılın en büyük politik yolculuğu olduğunu belirtir. Bk., Barışa Son Veren Barış, (Çev. Mehmet Harmancı), İstanbul 1994, s. 404.
30 Erich Jan Zürcher, Millî Mücadelede İttihatçılık, (Çev. Nüzhet Salihoğlu), Istanbul 1987, s. 193-194; Lord Kinross, Atatürk, s. 236.
31 İsmet İnönü, Hatıralar, c. I, İstanbul 1985, s. 176; Ayrıca bk. Tarih IV, İstanbul 1931, s. 26.
32 Başbakanlık Osmanlı Arşivi Babıali Evrak Odası (BOA. BEO), Harbiye Giden nr: 342765; BOA. DUIT., nr: 68/11.
33 Gn. Kur. ATASE Arşivi: 1-1, Kls: 11, Ds: 164, F: 1; BOA. Harbiye Terfiat, Tevcihat nr:
34 Gn. Kur. ATASE Arşivi: 1 -1, Aynı dosya, F: 1 -1, 1-2; BOA. BEO. Harbiye Giden nr: 342984, lef: 1-2.
35 Talimatnamenin tam metni için bk. HTVD., Sy: 1, (1952), vesika nr: 3; Bu sırada Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa'ya vekâlet eden Kâzım (Inanç) Paşa, yetkilerin geniş tutulmasında rol oynamıştır. Şakir Paşa, Mustafa Kemal Paşa'nın görevlerini üç maddede toplamıştı. Bk. BOA. BEO., Harbiye Giden nr: 342984; Gn. Kur. ATASE Arşivindeki bir belgeye göre, Mustafa Kemal Paşa'ya verilecek olan talimatnamenin müsvedde nüshasının tarihi 4 Nisan 1335 olarak gösterilmesi ise oldukça ilginçtir. Bk. Kls: 11, Ds: 164, F: 1-1, 1-2.
36 BOA. BEO., Harbiye Giden nr: 342984; ayrıca bk. Münir Sirel, "19 Mayıs ve Atatürk", BTTD., Sy: 2, (Kasım 1967), s. 3-13.
37 BOA. MVM., nr: 215, s. 115.
38 BOA. DH. ŞFR., nr: 99/55; ayrıca bk. Midhat Sertoğlu, "Millî Mücadelede M. Kemal ile İlgili Bilinmeyen Belgeler", BTTD., Sy: 14, (Kasım 1968), s. 5-41.
39 Gn. Kur. ATASE Arşivi: 1-1, Kls: 11, Ds: 164, F: 7, 8.
40 Gn. Kur. ATASE Arşivi: 1-1, Aynı dosya, F: 12.
41 BOA. DH. ŞFR., nr: 99/137; ayrıca bk. Gn. Kur. ATASE Arşivi: 1-1, Kls: 11, Ds: 164, F: 14, 14-1.
42 BOA. DH. ŞFR., nr: 99/175, 99/231, 99/319, 99/328; Ayrıca bk. HTVD., Sy: 1, (1952), vesika: 12-13.
43 Bilgi için bk., Zekeriya Türkmen, Aynı eser, s. 102-112.
44 BOA. BEO., Harbiye Giden: 343211, bu belgeden anlaşıldığına göre, Mustafa Kemal Paşa'nın aylık tahsisatının yarısı 57. 269 kuruş olarak tespit edilmişti.
45 Gn. Kur. ATASE Arşivi: 1-1, Kls: 11, Ds: 164, F: 8; HTVD., Sy: 1, (1952), vesika nr: 9.
46 HTVD., Sy: 1, vesika nr: 10.
47 Gn. Kur. ATASE Arşivi: 1 -1, Kls: 11, Ds: 164, F: 13.
48 Takvim-i Vekayi (TV. ), nr: 3549, 14 Mayıs 1335; Kemal Atatürk, Nutuk, c. I, s. 14. Nitekim bu şifre anahtarı Mustafa Kemal Paşa'nın Osmanlı Genelkurmayında görevli arkadaşları ile irtibat kurmasını da kolaylaştıracaktı.
49 Millî Mücadele devri Türk basınının önde gelen simaları, bu görüşme ile birlikte Yunan faciasını ve zaferin kazanılmasını konu eden yazılarını bir arada neşretmişlerdir. Bk. Halide Edip, Yakup Kadri, Falih, Mehmet Asım, Izmir'den Bursa'ya, Dersaadet 1338 (1922).
50 Bk. Miralay Mehmet Arif, Anadolu İnkılabı, Milli Mücadele Anıları (1919-1923), (Yay. Bülent Demirbaş), İstanbul 1987, s. 25; ayrıca bk. Fethi Tevetoğlu, Atatürk'le Samsun'a Çıkanlar, Ankara 1987, s. 16; Öte yandan belgelerde Mustafa Kemal Paşa'nın kadrosunda 20 zabitan, 5 memur, 50 silahlı küçük zabit, 51 silahsız küçük zabit, 19 rovelvörlü olmak üzere, 17 binek hayvanı, 39 mirî, 49 mekkâri, 4 otomobil olacaktır şeklinde bir liste hazırlandığı belgelerde geçmektedir. Bk. Gn. Kur. ATASE Arşivi: 1-1, Kls: 33, Ds: 86, F: 9-3.
51 Mustafa Kemal Paşa'nın bu arzı 13 Mayıs 1919 tarihli idi ve 16 Mayıs 1919 tarihinde hareket edeceğini belirtiyordu. Gn. Kur. ATASE Arşivi: 1-1, Kls: 11, Ds: 164, F: 16.
52 Gn. Kur. ATASE Arşivi: 1-1, Kls: 11, Ds: 164, F: 16-1.
53 Gn. Kur. ATASE Arşivi: 1 -1, Kls: 11, Ds: 164, F: 15-1.
54 Gn. Kur. ATASE Arşivi: 1 -1, Kls: 11, Ds: 164, F: 15.
55 Gn. Kur. ATASE Arşivi: 1 -1, Aynı dosya, F: 15-1.
56 Gn. Kur. ATASE Arşivi: 1 -1, Aynı dosya, F: 17.
57 ASD., c. I, s. 15; Selahattin Tansel bu konuşmanın 16 Mayıs 1919 tarihinde gerçekleştiğini yazar. Bk., Mondros'tan Mudanya'ya Kadar, c. I, İstanbul 1991, s. 233; Jaeschke ise bunu 15 Mayıs olarak gösterir, bk. Kurtuluş Savaşı ile İlgili İngiliz Belgeleri, s. 116.
58 Falih Rıfkı Atay, Atatürk'ten Hatıralar (1914-1919), Ankara 1965, s. 122; Jaeschke, her ne kadar bu görüşmenin 12 Mayıs'ta yapıldığını söylerse de hatalıdır. Çünkü 12 Mayıs tarihi pazartesi gününe tekabül etmektedir. Bk. Kurtuluş Savaşı Kronolojisi, c. I, s. 30. Öte yandan 16 Mayıs 1919 tarihi cuma gününe tekabül etmesi açısından doğrudur. Bk. Gazi Ahmet Muhtar Paşa, Takvimü's-sinîn, (Yay. Hz. Yücel Dağlı-Hamit Pehlivanlı), Ankara 1993, (Genelkurmay Yay. ), Ayrıca bk. TBMM ZC, c. I, s. 9.
59 Falih Rıfkı Atay, Aynı eser, s. 123.
60 Bk. Atay, Aynı eser, s. 122-123; ayrıca bk. Jaeschke, Kurtuluş Savaşı ile İlgili İngiliz Belgeleri, s. 96.
61 BOA. DUIT., nr: 68/23; Nitekim Atatürk, 8. 7. 1932 tarihinde Enver Behnan Şapolya'ya tutturduğu notlarında da bunları zikretmişti. Bk. Şapolya, Kemal Atatürk ve Millî Mücadele Tarihi,
Istanbul 1958, s. 299, 302.
62 Kemal Atatürk, Nutuk, c. I, s. 9.
62 64 Mazhar Müfit Kansu, Erzurum'dan Ölümüne Kadar Atatürk'le Beraber, c. I, Ankara 1986,
65 Cevat Rıfat Atilhan, Büyük Cihat Dergisi, Sy: 21, 3 Ağustos 1951.
66 Kâzım Karabekir, Istiklal Harbimiz, (Yay. Faruk Özerengin), İstanbul 1990, s. 8.
67 Ş. Süreyya Aydemir, Tek Adam, c. I, (1969), s. 391; Selahattin Tansel, Mondros'tan Mudanya'ya Kadar, c. I, s. 232-235; Jaeschke, Kurtuluş Savaşı ile İlgili İngiliz Belgeleri, s. 108 vd.; Lord Kinross, Atatürk, s. 242; Tevfik Bıyıklıoğlu, Atatürk Anadolu'da, c. I, s. 35.
68 Kemal Atatürk, Nutuk, c. I, s. 9.
69 Yunus Nadi, Kurtuluş Savaşı Anıları, Istanbul 1978, s. 82.
70 BOA. MVM., nr: 215, s. 115; Gn. Kur. ATASE Arşivi: 1-1, Kls: 11, Ds: 164, F: 1, 1-2.
71 Aydemir, Tek Adam, c. I, s. 394; Bıyıklıoğlu, Aynı eser, c. I, s. 102; Kinross, Aynı eser, s. 252.
72 Naşit Hakkı Uluğ, Siyasî Yönleriyle Kurtuluş Savaşı, İstanbul 1973, s. 30, 40.
73 ASD., c. I, s. 15; Jaeschke, Türk Kurtuluş Savaşı Kronolojisi, c. I, s. 32; bir kısım kaynaklarda selamlık görüşmesinin 15 Mayıs'ta yapıldığı belirtilmektedir. Bk. İkdam nr: 7998, 16 Mayıs 1335; Yusuf Hikmet Bayur, Atatürk, c. I, Ankara 1970, s. 303;.
74 Miralay Mehmet Arif, Aynı Eser, s. 25; Fethi Tevetoğlu, Atatürk'le Samsun'a Çıkanlar, s. 16.
75 Alemdar nr: 86-1396, 17 Mayıs 1335; Jaeschke, Kurtuluş Savaşı ile İlgili İngiliz Belgeleri, s. 117.
76 Refet Paşa hakkında bilgi için bk., Mehmet Özdemir, İstiklal Harbi Komutanlarından Refet Paşa (Askerî ve Siyasî Hayatı), Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü Basılmamış Doktora Tezi, Ankara 1992.
77 Atatürk'le birlikte Samsun'a çıkanların tamamının ismini bir eserde bulmak mümkün değildir. O dönemle ilgili yazılan eserlerde farklı rakamlar verilmektedir. Mustafa Kemal Paşa'nın maiyetinde 18 kişi bulunuyordu. Bk. Miralay Mehmet Arif, Aynı eser, s. 25 Tevetoğlu, eserinde sadece 18 kişiden bahseder, bunların dışında başka kimse yoktu der. Bk., Fethi Tevetoğlu, Atatürkle Samsun'a Çıkanlar, s. 16; Öte yandan belgelerde M. Kemal Paşa'nın kadrosunda 20 zabitan, 5 memur, 50 silahlı küçük zabit, 51 silahsız küçük zabit, 19 rovelvörlü olmak üzere, 17 binek hayvanı, 39 mirî, 49 mekkâri, 4 otomobil olacaktır şeklinde bir liste hazırlanmıştır. Bk. Gn. Kur. ATASE Arşivi:
76 1-1, Kls: 33, Ds: 86, F: 9-3. Bu konuda yapılan yayınlar hakkında da bk., Enver Konukçu, "Hüsrev Gerede'ye Göre Mustafa Kemal'in Samsun Yolculuğu", 19 Mayıs ve Millî Mücadele Sempozyumu 20­22 Mayıs 1999 Bildiriler, Ondokuz Mayıs Üniversitesi Yayını, Samsun 2000, s. 236-239; Samsun'a çıkanların tamamının listesi için bk., Erdal Aydoğan, Samsun'dan Erzurum'a Mustafa Kemal, Ankara 2000, s. 22-24.
78 John Godolphin Bennet, Witness, London 1961, s. 23 vd. Bennet notlarını çok sonraları yazdığından tarih ve bilgi hatası yapmıştır.
79 Bu yorumlar için bk., David Fromkin, Barışa Son Veren Barış, s. 404.
80 Jaeschke, Kurtuluş Savaşı ile İlgili İngiliz Belgeleri, s. 117.
81 Gn. Kur. ATASE Arşivi: 1-1, Kls: 11, Ds: 164, F: 22, 19 Mayıs 1919.
82 Başbakanlık Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı Yay., Atatürk'le İlgili Arşiv Belgeleri, Ankara 1982, Belge nr: 25; ayrıca bk. Bk. HTVD., Sy: 4, (1953), vesika nr: 68.
83 Mithat Sertoğlu, "Millî Mücadelede Ata'nın Bilinmeyen Bir Telgrafı", BTTD, Sy: 5, s. 9.
84 BOA. BEO., Dahiliye Giden nr: 343076.
85 BOA. BEO., Dahiliye Giden nr: 343090, lef 1-2.
86 BOA. BEO., Dahiliye Giden, aynı belge.
87 HTVD., Sy: 4, (1953), vesika nr: 72.
88 Gn. Kur. ATASE Arşivi: 1-1, Kls: 11, Ds: 164, F: 29; HTVD., Sy: 1, vesika nr: 15; ayrıca bk. Jaeschke, Kurtuluş Savaşı ile İlgili İngiliz Belgeleri, s. 269-270.
89 HTVD., Sy: 1, vesika nr: 16.
90 Jaeschke, Kurtuluş Savaşı ile İlgili İngiliz Belgeleri, s. 267-269.
91 Rauf Orbay, Cehennem Değirmeni-Siyasî Hatıralarım, c. I, s. 235 vd.
92 Ali Fuat Cebesoy, Aynı eser, s. 66; Rauf Orbay, "Rauf Orbay'ın Hatıraları", Yakın Tarihimiz, c. III, Istanbul 1962, s. 18.
93 Ali Fuat Cebesoy, Aynı eser, s. 70.
94 Kâzım Karabekir, İstiklal Harbimiz, s. 29.
95 Kemal Atatürk, Nutuk, c. III, vesika nr: 10.
96 BOA. DH. ŞFR., nr: 99/305; 99/308; 99/319.

97 Kemal Atatürk, Nutuk, c. I, s. 17; Ali Fuat Cebesoy, Millî Mücadele Hatıraları, İstanbul 1953, s. 65.
98 Gn. Kur. ATASE Arşivi: 5-3516, Kls: 327, Ds: 50 (4), F: 40; Kemal Atatürk, Nutuk, c. I, s. 18.
99 Daha önceleri Yıldırım Kıt'aatı Müfettişliği adıyla anılan bu makam 21 Haziran 1919'dan sonra II. Ordu Müfettişliği adıyla anılmaya başlanmıştı.
100 Gn. Kur. ATASE Arşivi: 4-8065, Kls: 239, Ds: 20, F: 29.
101 Gn. Kur. ATASE Arşivi: 4-8065, Kls: 239, Ds: 20, F: 29, 29-1; Cemal Paşa'nın cevabını yazılı olduğu kısımda dört madde vardır. Dördüncü maddenin altında da muhtemelen yazılar bulunuyordu, fakat bu kısmın koptuğu anlaşılmaktadır. Atatürk'ün Nutuk'unda da 20. Kolordu komutanının "Konya'da Vatan Ordusu teşkilinden haberdar olmadığı" belirtilir. Krş., Nutuk, c. I, s. 19.
102 Gn. Kur. ATASE Arşivi: 4-8065, Kls: 239, Ds: 20, F: 31.
103 Gn. Kur. ATASE Arşivi: 4-8065, aynı dosya, F: 32.
104 Gn. Kur. ATASE Arşivi: 4-8065, aynı dosya, F: 34.
105 Kemal Atatürk, Nutuk, c. I, s. 22.
106 Nutuk, c. I, s. 23'de Kâzım Karabekir'in izahatına göre, Trabzon'da Rumların kargaşalık çıkarmak niyetinde oldukları belirtilmektedir.
107 HTVD., Sy: 5, (1953), vesika n: 92.
108 Gn. Kur. ATASE Arşivi: 1-1, Kls: 11, Ds: 164, F: 42.
109 Gn. Kur. ATASE Arşivi: 1-1, Aynı dosya, F: 73-2.
110 Gn. Kur. ATASE Arşivi: 1-1, Aynı dosya, F: 73-4.
111 Kemal Atatürk, Nutuk, c. I, s. 27-29.
112 Tayyip Gökbilgin, Millî Mücadele Başlarken, s. 95-119.
113 Sina Akşin, Aynı eser, s. 339-340.
114 HTVD., Sy: 5, (1953), vesika nr: 95; Kemal Atatürk, Nutuk, c. I, s. 26.
115 Bilal Şimşir, İngiliz Belgelerinde Atatürk, c. I, s. 15-23.
116 HTVD., Sy: 1, vesika nr: 17; vesikanın İngilizce metni için bk. HTVD., Sy: 19, (1957), vesika nr: 494.
99 11 BOA. DH. KMS., Ds: 53-1, nr: 43, F: 2; Bilal Şimşir, aynı eser, c. I, s. 10.
118 Bilal Şimşir, aynı eser, s. 11 -14.
119 Gn. Kur. ATASE Arşivi: 1-1, Kls: 11, Ds: 164, F: 76, 76-1, 76-2; Ayrıca bk. HTVD., Sy: 1, (1952), vesika nr: 18-a, b, c; Gotthard Jaeschke, Milne'in notasına Harbiye Nazırı'nın cevap verdiğini söyleyerek hataya düşmüştür. Halbuki cevabı veren imzasından da anlaşıldığı üzere Cevat Paşa'dır. Krş., Kurtuluş Savaşı ile İlgili İngiliz Belgeleri, s. 125.
120 HTVD., Sy: 1, vesika nr: 19.
121 HTVD., Sy., 1, vesika nr: 20.
122 ATTB., c. IV, Ankara 1964, s. 29.
123 HTVD., Sy: 1, vesika nr: 22.
124 BOA. DH. KMS., Ds: 53-1, nr: 43, F: 2.
125 ASD., c. I, s. 15-17.
126 Sina Akşin de bu görüştedir. Bk. Aynı eser, s. 346.
127 Kâzım Karabekir, İstiklal Harbimiz, s. 44.
128 HTVD., Sy: 1, vesika nr: 22.
129 Refik Halit Karay, Minel Bâb İlel Mihrap, İstanbul 1992, s. 156-159.
130 Refik Halit Karay, aynı eser, s. 160-161; Karabekir, Aynı eser, s. 48 vd.
131 BOA. BEO., Dahiliye Giden nr: 343451.
132 ASD., c. I, s. 18 vd.
133 BOA. BEO., Dahiliye Giden nr: 343451, lef: 1-3.
134 Kâzım Karabekir, İstiklal Harbimiz, s. 51-52; Öte yandan Karabekir Paşa 1339/1923 senesinde İstanbul'da Şevket Turgut Paşa ile görüştüğünde kendisine şu izahatı yaptığını açıklar: "— Senin Erzurum Kongresi'nin millî birlik ve millî mukavemet hazırladığını biliyordum. Kemal Paşa'nın seni istirkabla (çekememek) işi bozacağına ve şahsını esas tutarak "benden sonra tufan "düstûruyla çalışacağına yalnız ben değil, Fevzi Paşa da iman ettiğimizden Kemal Paşa'yı da İngilizler istediğinden, seni müfettişliğe getirmeyi düşünmüştük.", bk. aynı eser, s. 52 dipnot 1.
135 BOA. MVM., nr: 216, s. 54, karar nr: 317.
136 TBMM. ZC., c. I, Ankara 1981, s. 10-11.

138 Tayyip Gökbilgin, Millî Mücadele Başlarken, s. 145-148.
139 BOA. DH. ŞFR., nr: 100/174.
140 BOA. BEO., Dahiliye Giden nr: 343541, lef: 1-4.
141 Bilal Şimşir, aynı eser, c. I, s. 24-26.
142 HTVD., Sy: 2, (1952), vesika nr: 26.
143 TV., nr: 3588, 3 Temmuz 1335; Ali Fuat Türkgeldi, Görüp İşittiklerim, s. 230-232; Tayyip Gökbilgin'e göre yeni Harbiye Nazırı Ali Ferid Paşa M. Kemal Paşa'yı seven ve tutan bir komutandı. Bk., aynı eser, s. 151.
144 Jaeschke, Kurtuluş Savaşı ile İlgili İngiliz Belgeleri, s. 130-131.
145 HTVD., Sy: 2, (1952), vesika nr: 27-a, b, c.
146 BOA. BEO., Hariciye Giden nr: 343541.
147 Jaeschke, Kurtuluş Savaşı ile İlgili İngiliz Belgeleri, s. 132'den naklen Notes de la Delegation Ottomane, Paris 1919, s. 14.
148 TV., nr: 3588, 3 Temmuz 1335.
149 HTVD., Sy: 2, (1952), vesika nr: 28.
150 Kemal Atatürk, Nutuk, c. I, s. 39-40.
151 Kemal Atatürk, Nutuk, c. I, s. 43.
152 Ali Galip olayı hakkında M. Kemal Nutuk'ta geniş izahatta bulunmuştur. Bk., Nutuk, c. I, s. 38-43; Ayrıca bu konu hakkında geniş bilgi için bk. Cevdet R. Yularkıran, Reşit Paşa'nın Hatıraları, İstanbul 1939, s. 46-61.
153 Documents On British Foreing Policy 1919-1939, First Series, c. IV, nr: 460; ayrıca bk. Bilal Şimşir, İngiliz Belgelerinde Atatürk, c. I, s. 35.
154 BOA. BEO., Dahiliye giden nr: 343763.
155 Miralay Mehmet Arif Bey, aynı eser, s. 27.
156 Bilal Şimşir, aynı eser, s. 36.
157 Millî Mücadele hareketini bir ittihatçılık hareketi olarak yorumlayanlar sadece İngilizler değildi. Bir ara Osmanlı hükûmeti de bu isnatta bulunmaktan geri durmayacaktı. Millî Mücadele hareketini bir ittihatçlılık hareketi olarak yorumlayanların başında Erich Jan Zürcher gelir. Bk. Millî Mücadele'de İttihatçılık, (Çev. Nüzhet Salihoğlu), İstanbul 1987, s. 127 210.
158 ASD., c. I, s. 21-22.
159 Kemal Atatürk, Nutuk, c. I, s. 37; Jaeschke, Kurtuluş Savaşı ile İlgili İngiliz Belgeleri, s. 135; Kinross, Atatürk, s. 278; Bu telgraf metninin tamamı için bk. Tahsin Ünal, "Millî Mücadale Başlarında Mustafa Kemal", Türk Kültürü, Sy: 73, Ankara Kasım 1968, s. 47.
160 Sina Akşin, aynı eser, s. 356.
161 Bilal Şimşir, İngiliz Belgelerinde Atatürk, c. I, s. 35-36.
162 BOA. BEO., İsti'zan-ı İrade-i Seniyye nr: 343557; Bilal Şimşir, aynı eser, c. I, s. 46.
163 Kemal Atatürk, Nutuk, c. I, s. 48-49; ayrıca bk. Kâzım Karabekir, İstiklal Harbimiz, s. 64; Mazhar Müfit Kansu, Erzurum'dan Ölümünü Kadar Atatürk'le Beraber, c. I, Ankara 1966, s. 52.
164 BOA. BEO. Harbiye Giden nr: 343726.
165 HTVD., Sy: 2, (1952), vesika nr: 28.
166 HTVD., Sy: 2, vesika nr: 29.
167 Documetns On British Foreing Policy, c. IV, nr: 448.
168 Refik Halit Karay, Minel Bâb İlel Mihrap, s. 182-187.
169 Karay, aynı eser, s. 189-190. Karay bu telgrafı 8 Temmuz tarihli olarak belirtir.
170 Sina Akşin, aynı eser, s. 360.
171 BOA. BEO., Hariciye Giden nr: 343585.
172 BOA. BEO., Dahiliye Giden nr: 343446.
173 BOA. DH. KMS., Ds: 54-1, nr: 12, F: 2-5.
174 BOA. MVM., nr: 215, s. 214.
175 BOA. MVM., aynı belge.
176 BOA. DUIT., nr: 68/1, 8 Temmuz 1919 tarihli tutanak.
177 BOA. Atatürk'le İlgili Arşiv Belgeleri, Belge nr: 51-52.
178 BOA. DUIT., nr: 68/1, Bakanlar Kurulunun 8 Temmuz tarihli tutanağı.
179 BOA. DUIT., nr: 68/1; TV., nr: 3595, 12 Temmuz 1335; Kemal Atatürk, Nutuk, c. I, s. 47; Mazhar Müfit Kansu, Aynı eser, c. I, s. 36.
180 HTVD., Sy: 2, vesika nr: 30.
181 HTVD., aynı sayı, vesika nr: 31.
182 BOA. Atatürk'le İlgili Arşiv Belgeleri, Belge nr: 54; ASD, c. I, s. 28 vd.
183 Ali Fuat Cebesoy, Millî Mücadele Hatıraları, İstanbul 1953, s. 99.
184 Mazhar Müfit Kansu, Aynı eser, c. I, s. 34.
185 Kâzım Karabekir, İstiklal Harbimiz, s. 62.
186 BOA. BEO., Harbiye Giden nr: 343585.
187 BOA. DH. ŞFR., nr: 101/19-36.
188 BOA. DH. ŞFR., nr: 101/19-106.
189 BOA. DH. ŞFR., nr: 101/19-122.
190 BOA. DH. ŞFR., nr: 101/67.
191 Gn. Kur. ATASE Arşivi: 4-8065, Kls: 239, Ds: 20, F: 59.
192 HTVD., Sy: 2, (1952), vesika nr: 34.
193 HTVD., Sy: 2, vesika nr: 35.
194 HTVD., aynı sayı, vesika nr: 36.
195 HTVD., Sy: 2, vesika nr: 37.
196 ASD., c. I, s. 28.
197 Erzurum Kongresi ve Mustafa Kemal Paşa'nın kongredeki faaliyetleri hakkında geniş bilgi için bk., Cevdet Küçük, "Erzurum Kongresi", DIA., c. XI (1995), s. 335-337.
198 BOA. DH. ŞFR., nr: 101/19-159.
199 BOA. DH. ŞFR., nr: 101/60.
200 Bilal Şimşir, İngiliz Belgelerinde Atatürk, c. I, s. 48-54.
201 Bilal Şimşir, Aynı eser, s. 56-57.
202 BOA. MVM., nr: 216, s. 358.
203 BOA. BEO., Dahiliye Giden nr: 343763.
204 HTVD., Sy: 5, (1953), vesika nr: 107.
205 HTVD., Sy: 4, (1953), vesika nr: 65, 83; Sy: 5, vesika nr: 103.
206 HTVD., Sy: 4, vesika nr: 82.
207 HTVD., Sy: 4, vesika nr: 74.
208 HTVD., Sy: 3, (1953), vesika nr: 58.
209 Documents On British Foreing Policy (1919-1939), c. IV, vesika nr: 433, n. 5; ayrıca bk. Bilal N. Şimşir, İngiliz Belgelerinde Atatürk (1919-1938), c. I, Ankara 1992, vesika nr: 9.
210 HTVD., Sy: 6, (1953), vesika nr: 124-128; Sy: 4, (1953), vesika nr: 65, 69, 83.
211 HTVD., Sy: 4, vesika nr: 65; Sy: 9, (1954), vesika nr: 187.
212 HTVD., Sy: 7, (1954), vesika nr: 138.
213 HTVD., Sy: 6, (1953), vesika nr: 129.
214 HTVD., Sy: 7, (1954), vesika nr: 139.
215 HTVD., Sy: 9, (1954), vesika nr: 187.
216 HTVD., Sy: 9, aynı vesika.
217 Ali Fuat Türkgeldi, Görüp İşittiklerim, s. 230.
218 HTVD., Sy: 3, (1953), vesika nr: 52.
219 BOA. MVM., nr: 216, s. 96; Damat Ferid malî kriz sebebiyle müfettişlik teşkilatının lağvedileceğini ifade ediyor. Bk. HTVD., Sy: 3, (1953), vesika nr: 52.
220 HTVD., Sy: 3, vesika nr: 53.
221 BOA. DH. KMS., Ds: 53-2, nr: 13, F: 1; ayrıca bk. HTVD., Sy: 3, vesika nr: 54.
222 BOA. BEO., İsti'zan-ı İrade-i Seniyye nr: 343836.
223 HTVD., Sy: 3, vesika nr: 53.
224 HTVD., Sy: 3, vesika nr: 54.
225 BOA. DUIT., nr: 37-2/16-5-1, F: 1-2; ayrıca bk., HTVD., Sy: 3, vesika nr. 55.
226 BOA. BEO., Harbiye Giden nr: 343942; BOA. DH. KMS., Ds: 55-1, nr: 10; ayrıca bk. HTVD., Sy: 3, vesika nr: 55-57.
227 BOA. BEO., Harbiye Giden nr: 343942; ayrıca bk., HTVD., Sy: 3, vesika nr: 58-60.
228 HTVD., Sy: 3, vesika nr: 59.
229 BOA. DUIT., nr: 68/14.
230 BOA. BEO., Harbiye Giden nr: 343858.
231 BOA. DUIT., nr: 80 (1-2), F: 1-6.
232 BOA, Atatürk'le İlgili Arşiv Belgeleri, Belge nr: 59; BOA. DUIT., nr:68/16.
233 BOA. BEO., Dahiliye Giden nr: 343882.
234 BOA. DUİT., nr: 68/14.
235 BOA. BEO., Harbiye Giden nr: 343858.
236 BOA. DUİT., nr: 80 (1-2), F: 1-6.
237 BOA, Atatürk'le İlgili Arşiv Belgeleri, Belge nr: 59; BOA. DUİT., nr:68/16.
238 BOA. BEO., Dahiliye Giden nr: 343882.
239 Kemal Atatürk, Nutuk, c. I, s. 86 vdd. Sivas Kongresinde tartışılan manda meselesi ile ilgili
geniş bilgi için bk., Kadir Kasalak, Milli Mücadele'de Manda ve Himaye Meselesi, Ankara 1993.
240 Geniş bilgi için bk., Zekeriya Türkmen, "Ali Rıza Paşa Hükümeti Kuva-yı Milliye İlişkileri: Harbiye Nazırı Mersinli Cemal Paşa'nın Kuva-yı Milliye'nin Desteklenmesi Yolundaki Gizli Emir ve Uygulamaları", Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Sy: 46, Ankara Mart 2000, s. 37-87.
241 Bu irade ve karar için bk. BOA. DUİT., nr: 68/13, 68/14, 68/16.
242 BOA. BEO., Harbiye Giden nr: 345546.
243 BOA., MVM., nr: 217, s. 629; Atatürk'le İlgili Arşiv Belgeleri, Belge nr: 75.
244 BOA. DUİT., nr: 68/18.
245 BOA. BEO., Dahiliye Giden nr: 343585, telgraf 28 Aralık tarihlidir. BOA. DH. KMS., Ds:
53-4, nr: 21, F: 4.
248 BOA. DH. KMS., Ds: 53-4, nr: 21, F: 7. Telgraf şu şekilde idi:. Mahreci: Ankara. İstanbul Vilayetine, Bu gün yevm-i istiklal-i Osmanî olmak münasebetiyle arz-ı tebrikat eyler, bu vesile ile vatanımızın tamami-yi halâsı ve devlet ve milletimizi altı asırlık şanlı istiklaliyle mazhar-ı saadet eylemesini Cenab-ı Hak'tan dileriz. Bu yevm-i mübeccelin saadeti idrakini bilumum millettaşların yekdiğerini tebrike şitâb eylemelerini tememni eyleriz. 30 Kânun-ı Evvel 1335.
Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti.
Hey'et-i Temsiliye Namına.
Mustafa Kemal.
249 Mustafa Kemal Paşa'nın bu telgrafı, 14 Ocak 1920 tarihlidir. Bk. Atatürk'le İlgili Arşiv Belgeleri, belge nr: 79; Nitekim Mustafa Kemal Paşa daha önce de Vahideddin'e tebrik telgrafı göndermişti. 15 Aralık 1919 tarihinde gönderdiği telgrafında Padişah'ın mevlit kandilini tebrik ediyordu. Bk. Jaeschke, Türk Kurtuluş Savaşı Kronolojisi, c. I, Ankara 1989, s. 80.

250 Atatürk'le İlgili Arşiv Belgeleri, belge nr: 80.
251 BOA. DUİT., nr: 68/20, 21. Ayrıca bk., Zekeriya Türkmen, Aynı eser, s. 216.
252 Bu konu belgelerde olmasına rağmen, diğer kaynaklarda bulunmamaktadır. Bk., BOA. BEO., Harbiye Gelen nr: 345542; BOA. DUİT., nr: 68. Nitekim bu konu Nutuk'ta işlenmemiştir. Mustafa Kemal Paşa'ya yapılan bu jest, daha doğrusu Millî Mücadeleye verilen bu destek, İngilizlerden gizlenmek amacıyla basına da sızdırılmadığı gibi, Takvim-i Vekayi'de de yayımlanmamıştır. Bk. Zeki Sarıhan, Aynı eser, c. II, s. 31 -32.

Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv      1956 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın