• Anasayfa
  • https://www.facebook.com/tarihtarihcemiyeti/
  • https://twitter.com/ttcemiyeti
İstanbul Askerî Müze ve Kültür Sitesindeki Yağlıboya Tablolara Göre Asker Ressamlar / Hür Kamil Biçici

Türk Silahlı Kuvvetlerinin, Türk ve Dünya sanat tarihine küçümsenmeyecek derecede büyük emekleri geçmiştir. Asırlarca, Türk kültür ve sanatı içinde, dallanan, budaklanan, kök salan koskoca bir ağaç olmuştur. Yurdumuzu iç ve dış tehlikelerden korumasının yanında, büyük sanat hareketlerini desteklemiş ve her zaman yeni oluşumlara diğer uluslarda görülemeyecek kadar zemin hazırlamıştır. Fakat birçok çabaya rağmen, resim de dahil olmak üzere çeşitli sanat eserleri hem kendi insanımıza hem de dış dünyaya yeterince tanıtılamamıştır.

Askeri Müze ve Kültür Sitesi Komutanlığı'nın ilgili yerlerinde bulunan tablolar, Türk Resim Sanatı'nın gelişimini XIX. yüzyıldan günümüze değin, adım adım yansıtan çeşitli örneklerine sahip olup, bu eserleri saklayıp, koruması, günümüze ulaştırması sebebiyle Türk Silahlı Kuvvetlerimize büyük şükran borçluyuz.

Türk ressamı, Batılılaşma döneminin etkisini gösterdiği dönem ile günümüze kadar gelen bir zaman dilimi içerisinde yer yer Batı'dan etkilenmekle birlikte, kendi öz değerlerini ve kültürünü en iyi şekilde ifade edebilecek araç, gereç kullanıp; resim ile ilgili olarak biz bize ve Avrupa'ya tanıttıracak coşkulu eserler ortaya koymasını bilmişlerdir.

Türk Resim Sanatı'nın XIX. yüzyıldan günümüze değin uzanan çeşitli örnekleri İstanbul Askeri Müze ve Kültür Sitesi'nin ilgili yerlerinde görülmektedir. Çeşitli ressamlara ait eserlerin ortaya koymuş olduğu gerçek; sanatçıların kendi dönemlerine ait his ve düşünceleriyle, kendi beğeni, his ve düşüncelerini birleştirerek bir senteze ulaşmalarıdır. Bu eserlerin insanımıza resim sanatımızın ne kadar ilerlediğini göstermesi açısından oldukça önemli olduğu böylece ortaya çıkmaktadır. Kültür değerlerimizi bugüne aktarma düşüncesi ile, resim sanatımız içerisinde mühim bir yeri olduğu şüphesizdir. Fakat eserlerin yeterince tanınamaması ve o eserlerin incelenmesinin gerekliliği, konunun önemini ortaya koymaktadır.

Resim koleksiyonuyla ilgili bilgilere geçmeden önce Askeri Müze'nin tarihçesine ve bugünkü durumuna göz atmakta yarar vardır.

Askeri Müze'nin Tarihçesi ve Bugünü

Fatih'in İstanbul'u almasından sonra ele geçen kıymetli silah, araç ve gereçleri Sultan Ahmet semtinde bulunan Aya İrini Kilisesi'nde muhafaza etmesiyle birlikte müzenin kuruluşu için ilk adım atılmıştır. Cebehane denilen bu yer, müze adı altında olmasa bile askeri malzemeleri saklayıp tutması bakımından müze işlevini az çok görmüştür.

Ülkemizde askerî müzenin kurulması fikri ilk olarak XVIII. yy.'da ortaya konmuş ve Osmanlı Devleti'nde başlayan Batı tarzı yenileşme hareketlerine uygun olarak da Cebehane'nin yeniden işlerlik kazandırılmasıyla birlikte 1726'da Dar-ül Esliha adıyla açılmıştır. Fakat III. Selim ile II. Mahmut dönemlerindeki ayaklanmalar sonucu büyük zarara uğramıştır.

1848 yılında Fethi Ahmet Paşa'nın büyük gayretleri sonucu müze tekrar kurulmuş ve adı Atika-i Mûze-i Hümayun olarak değiştirilerek müze 2 bölüm halinde hazırlanmıştır. Birisi Mecmua-i Esliha-i Atika, diğeri de arkeolojik eserleri kapsayan Mecmua-i Asar-ı Atika adı verilen bölümdür.1

Müze Ahmet Muhtar Paşa'nın 1908'de destek olması neticesinde Müze-i Asker-i Hümayun ismi adı altında tekrar düzenlenmesi ile işlerlik kazanmıştır.

1940 yılında II. Dünya Savaşı'nın ülkemize sıçraması tehlikesine karşı müzede bulunan bazı eserler Niğde ve Kayseri'de yollanmış, savaştan sonra da 1949'da müzeden yollanan eserler geri getirilmiş ve Harbiye Jimnastik Salonu'nun müze olarak seçilmesiyle birlikte, Askeri Müze yeni yerinde 1959'da açılmıştır.2

Zaman içinde müzenin alanı dar gelmeye başlayınca daha geniş bir alana ihtiyaç duyulması ile beraber Harbiye Kışlası restore edilmiş ve 1966'da Askerî Müze ve Kültür Sitesi'ne dönüştürülmüştür.3 Daha sonra, Harbiye binasının bölümleri 31 Ekim 1986'da ziyarete açılmıştır.

Müze zemin katında Atıcı Silahlar Salonu ilk olarak karşımıza çıkmaktadır. Burada ok, yay ve cirit gibi silahlar sergilenmektedir. İkinci bölüm; Binicilik Salonu'dur. Eyerler, üzengiler, nal takımları ve Osmanlı padişahlarından Yavuz Sultan Selim, Fatih Sultan Mehmed'in binicilikle ilgili eşyaları görülmektedir. Üçüncü bölüm; Savunma silahlarına, alem ve teberlere, kesici silahlara ayrılmış bölümdür. Bu bölümde; tören kalkanları, alemler, ateşli silahlar, tabancalar ve küçük çaplı topların ahşap modelleri ve gerçeğinin yer aldığı salonlar vardır. Ayrıca, Osmanlı Devleti zamanında ilk Türk icadı olarak geçen seri ateşli bir sahra topu da sergilenmektedir.4 I. katın ilk bölümünde, 18 Haziran 1913'te bir suikaste kurban giden Sadrazam Mahmud Şevket Paşa'nın saldırıya uğradığı kurşunlarla delik deşik olan arabası ve giysileri ile olay anında Paşa'yı, yanındakileri öldüren silahlarda vitrinde göze çarpmaktadır. Meşrutiyet Dönemi Salonu'nda II. Abdülhamit'in yazı masası, kendisine ait silahlar, dönemin çeşitli şahsiyetlerine ait üniformalar, eşyalar sergilenmektedir.

I. Dünya Savaşı, Çanakkale, Kurtuluş Savaşı, Cumhuriyet Salonu'nda o dönemlere ait silahlar, araç gereçler, madalyalar, nişanlar ve giysiler görülmektedir. Kore, Kıbrıs Barış Harekatı Köşesi'nde de çeşitli objeler, giysiler, silahlar teşhir edilmektedir. Daha sonraki bölümlerde sırasıyla; Etnografik Eşyalar Bölümü, Genelkurmay Başkanları Salonu, Fevzi Çakmak Köşesi, Cumhurbaşkanları Salonu, Atatürk Salonu, çadır etekleri, sayebanların yer aldığı Çadırlar Galerisi vardır. Çadırlar Galerisi'nden zemin kata inildiğinde çeşitli dönemlere ait kıyafetler, bayraklar, sancaklar, otağ ve Şehitler Galerisi karşımıza çıkmaktadır.

Asker Ressamlar ve XIX. İle XX. Yüzyılın Resim Anlayışı

Batılılaşma döneminin yeni yeni kendini gösterdiği Osmanlı toplumunda, resimde yeni teknik ve estetik arayışlarda XVIII. yüzyılda başlamış ve pratik uygulamaları da XIX. yüzyıl ortalarından itibaren devam etmiştir. Şüphesiz bu arayışlar birdenbire olmamış, birdenbire minyatür resmi terk edilmemiştir. Batı ile ve özellikle Fransa ile ilişkiler neticesinde, resim sanatında önemli bir yer işgal eden perspektif görünüşler ve kompozisyona giren rengin biçimini, oluşumunu etkileyen unsurların ortaya çıkması Avrupa'yı ve dolayısıyla bizi de derinden etkileyecektir. XX .yüzyılın ilk çeyreğine kadar Batı olgusu altında meydana getirilen etkinliklerde, Batı resim tekniğini izleme ve ulaşma çabaları görülür. III. Selim Dönemi'nde, Türk eğitim sisteminde 1795'te Mühendishane-i Berri Hümayunun ders kitaplarında ilk defa yağlı boya resim sanatına yer verilmesi, resim dersinin konulması ile Türk resminin Batılı anlamında ilk temeli atılmış olur. Bu okulda ilk defa resim derslerinin konulma sebebi askeri açıdan önemli olan topografik çizimler ve araziyi bilmeye, öğrenmeye yönelik perspektif kuralları ve nesneyi iki boyutlu yüzey üzerinde modle etmeye yarayan ışık-gölge kurallarının öğretilmesi olmuştur.5 Böylece resim, toplumun çeşitli tabakalarına girerek, bir anlatım aracı olmasının yanında resim alanında farklı his ve anlatım biçimlerinin de doğmasına yol açmıştır. 1834 yılında öğrenime açılan Mektebi Fünunu Harbiye-i Şahane'nin derslerini İspanyol Chrion yürütüyordu ve ayrıca okul 1845 yılında İdadi ve Harbiye olarak iki bölüme ayrıldı. Fransız asıllı Mösyö Kes, İdadi bölümüne resim öğretmeni olarak atandı.6


İlk defa Avrupa'ya (Paris'e) öğrenci gönderilerek (Hüseyin Rıfkı, Ahmed, Abdüllatif, Ethem) Batı'nın kültür, ilim ve teknik gelişmelerinden faydalanma, öğrenme lüzumuna dikkat çekilmiştir.7 Paris'te resim sanatının inceliklerini Gerome, Boulanger ve Cabanel gibi ressamların yanında alarak kendilerini yetiştirmişlerdi. Böylece, ilk defa Batılı bir tarzda resim yapmayı öğrenmişlerdir. Ferik İbrahim Paşa (1815-1891), Ferik Teyfik Paşa (1819-1866), Hüsnü Yusuf Bey (1817-1861), Ahmed Emin Bey (1845-1892) ve Osman Nuri Paşa asker ressamlar içinde ilk öncüler arasındadır. XIX. yüzyıldaki bu öncüler Türk resim sanatı içinde Türk primitifleri diye adlandırılmıştır. Ayrıca, onların bu ilk dönem resimlerinde, çizgisel bir işçilik ile nesneleri üç boyutlu verme çabası dışında fazladan herhangi bir girişim görülmemektedir. Batı etkili bu dönem resimlerde herhangi bir görüş, iddia ve çekişme söz konusu değildir. Saydığımız isimlere ilaveten Eyüplü Cemal, Şevki, Salih Molla Aşki, Ahmed Ragıb, Hüseyin Giritli, Ahmed Ziya Akbulut, Ahmed Ziya, Fahri Kaptan, Hilmi Kasımpaşalı gibi ressamlarda primitif ressamlarla benzer özellikler taşır. Bu sanatçılar, zamanın töre ve geleneğinin de etkisiyle daha çok figürsüz manzara resimlerini ele almışlar, İstanbul'daki bazı sarayların içini, dışını, etrafındaki parkları, bahçeleri, havuzları bir bütünlük içinde, oldukça detaylı bir biçimde resimlerinde konu olarak ele işlemişlerdir. Şüphesiz ilk öncüler, bu resimleri dışa dönük bir gözlem çabasıyla değil de, ancak fotoğraf modellerinin kullanımıyla gerçekleştirdikleri yapılan araştırmalar sonucunda ortaya çıkmış olup, Türk resim sanatının minyatür örneklerinden sonra dünya resim sanatı içerisinde boy gösterdiği, ilk tanıttığı resimler bu resimler olmuştur.8

Unutulmamalıdır ki, asker ressamların resmi geliştirme çabaları gözden kaçmamalıdır. XIX. yüzyılla birlikte büyük bir etkinlik çabası içine girmişler, etkinlikleri XX. yüzyılın ortasına kadar devam etmiştir.9 Onların eserlerinde genelde ince işçilik ve detaya önem veren bir tutum izlenerek yapıldıkları anlaşılmaktadır. Çoğunlukla figürsüz manzara resmi yapmışlar, bahriyeli asker ressamlarda mesleklerinin icabı olarak daha çok deniz konulu eserler ortaya koymuşlardır. XX. yüzyıla gelirken özellikle asker ressamların eserlerinden bazı örneklerini Askeri Müze'de de görebileceğimiz; ülkedeki savaş, barış, ittifak, sosyal yaşam gibi toplumsal konuları anlatan çalışmalarda bulunmuşlardır. I. Dünya ve onu izleyen Kurtuluş Savaşı, Cumhuriyet döneminde de, o dönemi anlatan kahramanlık, savaş, zafer gibi temaları daha çok işlemişlerdir. Fakat bunun yanında da; Türkiye'yi ve Türk insanını tanıtan çeşitli konuları da ele almışlardır.

Sezer Tansuğ'unda belirttiği üzere, "Bu dönemde sivil okullardan özellikle İstanbul'da sadece sanat eğitimi yapmak üzere açılan okuldan ilk kez yetişen Türk sanatçılar Batı'da özellikle Paris'te kazandıkları deneyimleri ülke gerçekleriyle kaynaştırmada başarılı olmuşlardır. Buna rağmen bu sanatçılarında XX. yüzyılın ilk çeyreğinde yaşanan savaş koşulları gereği askeri amaçlara uygun bir resim disiplinine tabi tutuldukları konusu da unutulmamalıdır".10 Asker olmanın gereği, emirleri uygulamak ve belgeci bir yaklaşımla bazı askeri konular ile Türk yurdunun toprakları içinde gezdikleri yörelerin resimlerini resimlemekte görevleri arasında sayılabilir.

Ferik İbrahim Paşa (1815-1891) ilk asker ressamlardan birisidir. Sultan Mecid'in portresini yaptığı ve pek çok peyzaj ve natürmort konulu eserler bıraktığı rivayet edilse de, ele geçen eseri yoktur. Hüsnü Yusuf Bey (1817-1861), Ferik Teyfik Paşa (1819-1866) ve Ahmet Emin Bey'in yaptıkları eserler kendi zevkleri için yapılmış eserlerdir. Bunlardan Ahmed Emin yetenekli bir manzara ressamıdır. Kendisi Theodore Rousseau'dan etkilenerek onun eserlerindeki gibi büyük ağaçlar ve kırlar resmetmiş ve sonraki dönemlerinde bir heyetle birlikte Bursa, Bozüyük, Eskişehir ve İznik'e giderek bir albüm dolusu resim yapmış ilk gezgin sanatçımızdır.

Tablolarında insan figürüne yer vermeyen, durgun, sessiz doğa görünümlerini gözleme dayanarak işleyen önemli asker ressamlarımızdan biri de Hüseyin Zekai Paşa'dır (1860-1919). Kendisi resim yaparken fotoğraftan yararlanmasına rağmen, resimlere kendinden çok şeyler katmasını bilmiş ve eserlerini duygulu bir anlatımla ifade etmiştir. III. Ahmet Çeşmesi ve Ayasofya Şadırvanı adlı eserlerinde ışık-gölge ve renk oluşum ve karışımlarını başarılı bir şekilde yansıtmasını bilmiştir.

Ülkemizde natüralist anlayışla eserler veren asker ressamlarımız arasında en önemlileri; Şeker Ahmet Paşa, Süleyman Seyyit, Halil Paşa, Hoca Ali Rıza, Sami Yetik ve Ali Sami Boyar'dır. Bu ressamlardan Şeker Ahmet Paşa, İstanbul'da 1874'de ilk resim sergisini düzenleyen kişidir. Kendisi ressam Courbet'den etkilenmiş olup, onun Karaca adlı eseri Courbet'in hayvan resimlerini akla getirmektedir. Doğayı eserlerinde dikkatle gözlemlemiş ve bunu tuvale sabırla aktarmıştır.

Türk resminde ilk ölü doğa veya natürmort yapan sanatçımız Süleyman Seyit'dir (1842-1913). Manzaraları titiz uğraşılarının mahsülüdür. Kendisi son derece sebatlı fırça darbeleriyle çiçekleri veya resme giren objeleri natüralist bir anlayışla vermesini bilmiştir.

Halil Paşa'nın kompozisyonlarında; ışık en önemli unsurlardan biridir. Akademik bir porte sanatçılığı yanında, serbest fırça darbeleriyle çeşitli yer görünümlerini ele almıştır. Yer yer eserlerinde empresyonistlerin etkisi hissedilmekle birlikte, Fransız empresyonistlerinin kompozisyonlarında yaptıkları renk oluşumlarını ve atmosfer etkisini Halil Paşa'da göremeyiz.

Hoca Ali Rıza (1864-1935) diğer asker ressamlarımızdan farklı olarak, içinden geldiği gibi çizen ve daha çok hayali bir şekilde doğa manzaralarını ele alan bir sanatçımızdır. Kompozisyonlarında Batı'nın hayali doğa manzaralarını hatırlatan bir kartpostal havası gözlemlenir. Yaptığı doğa resimleri yanında, İstanbul'u anlatan eserler ile oldukça başarılı portre çalışmaları da vardır.

İstanbul'un servilerini, kaldırımlarını, sebillerini ve türbelerini esrarengiz, gizemli bir atmosfer ile bize sunan sanatçılardan biri de Binbaşı Teyfik'tir. Titiz ve sebatlı işçilik eserlerinde görülmektedir.

Nuri Paşa, deniz ile kompozisyonlar yapan ve büyük savaş gemilerinin savaşlarını anlatan resimler yapan ve yaparken de onları oldukça realist bir atmosferde vermeye çalışan ressamlarımızdandır.

Hasan Rıza, Osmanlı Döneminin tarihi savaşlarını büyük bir ustalıkla resmeden sanatçının kompozisyonlarında, bol figürlü bir biçimde ele alınan kahramanlık savaşlarında düşmanların içine yalın kılıç giren akıncıları, yeniçerileri savaşın gergin, heyecanlı, endişeli bir atmosfer içinde oldukça başarılı bir biçimde işlemesini bilmiştir. Savaş konulu eserlerini incelerken, o sahneleri sanki yaşamakta olduğumuzu hissedip, aynı heyecanı, korku ve heyecanı yüreğimizin derinliklerinde hissedebiliyoruz.

Deniz ressamları olan İhsan (1889-1906) ve İsmail Hakkı yapmış oldukları deniz savaşları resimlerinde Rus deniz ressamlarının etkisinde kaldıkları gözlemlenir. Büyük savaş gemilerinin çarpışmaları, denizin o andaki atmosferi ve resme giren diğer unsurlarla birlikte bir bütünlük içinde verilmeye çalışılarak, bir yerde Türk ulusunun kahramanlığını anlatır gibidirler.

Batı tarzı resim yapmanın belli bir meslek seviyesine varması ve sanat öğretiminin kurumlaşması Sanayi-i Nefise Mektebi'nin devlet eliyle kurulması ile mümkün olmuştur. Başına da ünlü ressamlarımızdan Osman Hamdi Bey (1842-1910) getirilmiştir. Kendisi çok yönli bir kişiliğe sahiptir. Paris'e öğrenci olarak giderek, Gerome'nin atölyesinde resim öğrenimi gördü. Osmanlı toplumunun günlük yaşam sahnelerini ele alarak, çarşı, türbe, hamam, cami, saray ve portre gibi kompozisyonları konu olarak ele aldı ve kompozisyonlarında fotoğraflardan yararlanarak, resme giren unsurları detaylı bir şekilde işledi ve figür veya model olarak genellikle kendini kullandı. Sanayi-i Nefise Mektebi'yle birlikte resim de artık okullaşmış oluyordu. Okulun ilk mezunları arasında Mahmud (1860-1920), Osman Asaf (1869-1932), Galip (1872-?), Mehmet Muazzez (1871-1956) (Başkan 1994: 23) gibi resim sanatımız içinde adları pek tanınmayan ressamlarımız yetişmiştir.

Üsküdarlı Cevat (1871-1939), asker ressamlarımızdan olup, kendisi Türk Ressamlar Cemiyeti'nin ilk kurucularındandır. Yöresel resim arzusuyla, çeşitli suluboya kompozisyonlar yapmıştır. Trakya'da Meriç nehrinin çevresi yanında, Tırhale, Yenişehir, İzmir, Selanik gibi yerlerle, Yemen'den tarihsel belge denilebilecek eserleri konu olarak ele almıştır (Turani 1984: IX).
Sami Yetik'in ise; fırçası oldukça işlek olmakla birlikte becerikli ve dikkat çekici bir kişilik gösterir. Natürmortlarında renkliliğini ve tazeliğini göstermemenin yanında, farklı konulu eserlerinde şafağın henüz sökmeden önceki alaca karanlığın gri tonlarının kompozisyona neredeyse hakim olduğu gözlemlenir (Turani 1984: IX).

Batılılaşma belli bir dünya görüşü söz konusu olmadan, yalnızca ortaya çıkan tekniklerden faydalanma ile sınırlı kaldığından Batı resminin resmi olarak eğitim ve öğretim konusu olarak yararlanılmasında bir sakınca görülmemiştir. Sergilerin açılması,11 Osmanlı Ressamlar Derneği ve Mecmuası'nın etkinlik sahası içerisine girmesi aynı zamanda, Türk resmine nefes getiren olaylardan biri olmuştur.12

Yurt dışına 1910'da resim öğrenimi için gönderilen sanatçılar, I. Dünya Savaşı'nın başlaması ve ülkenin savaşa girmesi dolayısıyla 1914'te İstanbul'a dönmüşlerdir. 1914 kuşağı denilen o sanatçıların (İbrahim Çallı, Nazmi Ziya, Hikmet Onat, Namık İsmail) eserlerinde; kendilerinden öncekilerinin tersine, desene önem verilmemiş, belirgin fırça darbeleriyle oluşturulan konuları izlenimci anlayışla yapmışlardır.13 Bu ressamlara ilaveten Mehmet Ali Lağa (1878-1947), Ahmet Ziya Akbulut (1869­1938), Halil Paşa, Sami Yetik, Hoca Ali Rıza gibi asker ressamlarımızda izlenimciliğin etki alanı içerisine girmişler ve İstanbul'un Anadolu ve Rumeli taraflarını işleyen manzara konularını ele almışlardır.

Adnan Turani'nin kitabında bahsedildiği gibi, yukarıda saydığımız Çallı kuşağındaki bazı ressamlar için şu gözlemleri ifade eder: "Portre ve natürmortlar yanında, kimi dekolte kadın resimleri de itibar görmeğe başlar. Cami içlerinin dinsel, sakin, huzur verici havası, ressamlarımızın konuları arasına girer. Sisli Haliç görüntüleri, çürümüş tahta evleriyle eski sokaklarımız giderek çekici olurlar. Ressamlarımız, bu konuların bulunduğu yerleri, sabahın erken saatlerinden itibaren arayarak, sehpalarını kurarlar. Hepsi samimi ve gayretlidirler".14 Gerçektende bir kısmı asker kökenli bir kısmı da sivil olan 1914 kuşağı ressamlarımız; İstanbul ve Anadolu'yu hâlâ keşfedilmemiş bakir bir yurt parçası, kendilerini de bu yerleri keşfeden veya keşfetmeye çalışan birer kaşif olarak görmekte ve tüm benlikleriyle bunu yüreklerinde hissetmektedirler. Yaptıkları eserlerle bizlere, yurdumuzu içtenlikle ama kendi resim dilleriyle anlatmaktadırlar.

1925'te yeni ve azimli bir öğrenci grubu Avrupa'ya gönderilmiştir. Onlar Avrupa'dan döndükten sonra Batı'da öğrendikleri ve gördükleri çeşitli akımlara ait özellikleri Türkiye'de uygulamaya başlamışlardır. Çallı Kuşağı, Mühendishane ve Harbiye çıkışlı son ressamlardan farklı olarak kişisel üslup eğilimiyle birlikte; Batı etkili bir çok resim grubu birbirini takip eden zaman içinde ortaya çıkmış, alışılmış tarzların dışında yeni bir yön getirmiştir. Müstakiller, D Grubu, Yeniler Grubu, 10'lar Grubu gibi (Başkan 1991: 2).15 Böylece Türk Resim Sanatı, Cumhuriyet'in ilanından sonra durmamış, aksine dünyadaki resim ile ilgili olayları yerinde ve zamanında takip ederek, kendini daha da geliştirmeye çalışmış ve çalışmaktadır.

Askeri Müze ve Kültür Sitesi'nde bulunan tabloların çoğu adına uygun olarak askeri konuludur ve asker ressamlarımızın birbirinden değerli eserleri burada yer almaktadır. Bu eserlerin resim sanatımız içinde mümtaz bir yeri her zaman olmuştur. Bundan dolayıdır ki, bir yerde asker ressamlarımızı, sergiledikleri eserleriyle yaşatan bir kurum olduğu için önem kazanmaktadır. Onlar eserleriyle kendilerini bizlere, bizlerde tabloları görünce sanatçıların sanatının büyüklüğünü görebiliyor ve anlıyabiliyoruz.

Askeri Müze ve Kültür Sitesi'ndeki Resimler

İstanbul Askerî Müze ve Kültür Sitesi'nin ilgili yerlerinde iki yüzün üstünde tablo bulunmaktadır. Bu eserlerin büyük bir kısmı teşhir salonlarındadır. Bazıları da Kültür Sitesi'nin çeşitli birimlerinde yer almaktadır. Bir kısmı da depoda muhafaza altındadır. Eserlerin büyük bir kısmı tuval üzerine yağlıboya çalışması olmasına rağmen; fotoğraf üzerine yağlıboya, suluboya ve pastel örnekleri de vardır. Tarih olarak XIX. yüzyıl ortasından başlayarak, günümüze kadar uzanan bir dilim içerisinde yer alan bu eserlerin bazılarının ressamı bilinmekte, bazıları da bilinmemektedir.

Ressamların büyük çoğunluğu Türk ve asker ressamlar olup, geriye kalanlar ise Osmanlı uyruğuna bağlı gayrî müslim sanatçılar (O. Kürkçüyan, S. Agopyan, G. Yazmacıyan) ile Türkiye'yi XIX-XX. yüzyılın çeşitli dönemlerinde ziyaret eden Ayvazovsky, Chlebowsky, F. Zonaro (Fot. 1), F. Adams gibi yabancı sanatçıların eserleri oluşturmaktadır.

Müze ve Kültür Sitesi'nde yer alan eserlerin Türk sanatçıları arasında; Halil Paşa, Şehit Hasan Rıza, İbrahim Çallı, Sami Yetik, Hayri Çizel, A. Sami Boyar gibi tanınmış ressamlar yanında, ismi duyulmamış ve haklarında bilgi edinilemeyen ressamlar da yer almaktadır (Hamdi Yzb. Halit, Kafkasyalı Mehmet gibi).

Türk sanatçılarına ait eserler incelendiği zaman konuların çoğunu askerî olanların teşkil ettiği anlaşılmaktadır. Cepheye gidiş veya dönüş, harp anı, ittifak gibi sahnelerin çoğunlukla ele alındığı ortaya çıkmaktadır. Yabancı sanatçıların bir kaçı da, savaş konulu (Piamonte Savaşı, Oltanize Meydan Muharebesi, Preveze Deniz Savaşı, Varna Savaşı gibi) eserler verdiği görülmektedir. Diğer eserleri ise, natürmort, porte, peyzaj, günlük yaşam konulu tablolar oluşturur. Eserlerin birçoğu; fîgüratif, natüralist, fotoğrafik ve realist anlayışla, bir kısmı da hayali ve sembolist anlayışla yapılmıştır. Bazı konularda temalar figürsüz, açık bir havada geçmekte ve romantik ile lirik bir etki uyandırmaktadır. Açık havada geçen figürlü kompozisyonlarda bazen eski Osmanlı sosyal yaşamı ile ilgili değişik sahneler yer almaktadır. Natürmort konulu kompozisyonlarda Kasımpatıları, karpuz ve üzümler gibi konular ele alınmıştır.

Portre konulu Osmanlı dönemi eserlerin çoğunluğunu da Sultan ve Paşa konulu tablolar oluşturmaktadır. Figürler ya ayakta, ya da otururken ele alınmış olup, kimisi tam portre, kimisi de yarım portre olarak işlenmiş, göz alıcı renklerle; realist ve fotoğrafik bir tarzda yapılmıştır.

Askerî konulu tablolar müzede sayı olarak çoğunluğu oluşturmakladır. Kendi içinde tablo konusu olarak Atilla (Fot. 2), Osmanlıların Rumeli'ye 1353'te geçişleri Varna, I. Viyana Kuşatması, Belgrad Meydan Muharebesi, Çanakkale Muharebesi, Preveze Deniz Savaşı ele alınmıştır. Konusu XIX. yüzyılda geçen askeri sahnelerin bir kısmı yabancı ülkelerin dönemlerine aittir. Piamonte Savaşı (Fot. 3), Oltenitze Meydan Muharebesi Solferino Meydan Savaşı gibi. XX. yüzyıl başlarında ise, I. Dünya Savaşı, Milli Mücadele ve Kurtuluş Savaşı dönemlerini anlatan kompozisyonlarla anlatım daha da zenginleşmektedir (Fot. 4, 5, 6, 7). Bu eserlerin çoğunda ortak olarak hareketli bir ortam görülmekle birlikte; heyecan, coşku, gerilim, korku, ümitsizlik, bekleyiş, sessizlik gibi insana özgü hallerin bir çoğu tablolarda, bir sinema şeridini andırır şekilde gözler önüne sermektedir. Yaya veya at üzerinde düşmana kılıç, mızrak sallayanlar, kovalayanlar ile kaçanlar, mevzilerinde düşmana ateş edenler veya durumu gözleyenler savaşın çarpıcılığını gösteren etkili sahnelerdir. Arka planlarda genellikle kent ve kale görünümleri, dağlar, tepeler ele alınmıştır. Ele alınan kompozisyonlarda bir bütünlük olduğu ve konunun genişleyerek daralması, çeşitli objeler ve figürlerin yerleştiriliş biçimleriyle derinlik etkisinin vurgulanmış olduğu anlaşılmaktadır. Savaş sahnelerinin dehşetli anında çeşitli yönlerden çıkan dumanlar, havanın kapalı veya kasvetli oluşu ve savaşan insanların giysilerinin pırıl pırıl, göz alıcı renkleri birbirleriyle bir zıtlık teşkil eder gibi görünse de, olayın çarpıcılığını arttıran önemli unsurlardan biri olduğu dikkati çekmektedir.

1857 tarihli Piamonte Savaşı ile 1854 tarihli Oltanitze Meydan Muharebesi'nde bir savaş durumu olmasına rağmen, kompozisyonda yer alan figürlerde genelde bir sessizlik hakim olup, sanki savaşta değiller de gezmeye gider gibi yansıtıldıkları izlenmektedir. Figürlerde bir bütünlük ilişkisinden çok kopukluk vardır. Fakat I. Viyana Kuşatması (Fot. 8), Varna Savaşı, Belgrad Meydan Muharebesi,Yanıkkale Muharebesi (Fot. 9-10) isimli tablolarda olayda geçen bütün figürler ve nesneler konuyla bütünleşmekte olduğunu, hareket ve gerilimin başarılı aktarımını figürlerin çeşitli ifadelerinden rahatlıkla seçilebilmektedir.

Milli Mücadele'yi anlatan tablolarda; kompozisyon ve düzenlemede ustalık yanında kahramanlık, özgürlük savaşındaki kararlılığı gelecek nesillere aktaran çeşitli sahneler de yer almaktadır. Bunun yanında da Türk insanının yorgun, bitkin, hallerini, gösteren, Milli Mücadele öncesi döneme ait konularda dikkat çekmektedir. Örneğin, Doğu Cephesi'nden Dönüş adlı tabloda, savaştan değil de soğuktan mağlup olan askerlerin kağnı arabasıyla, atlarla ve yaya olarak yaralı, bitkin bir vaziyette geriye dönüşleri gözlenip, yüzlerdeki acı ve perişanlık rahatlıkla hissedilmektedir. Elbirliği ile neyi var neyi yok ortaya koyan Türk halkının çocuğuyla, yaşlısıyla, kadınıyla, erkeğiyle düşmana karşı koyması Milli Mücadele konulu sahnelerin ortak teması olduğu seçilmektedir.

Atatürk ile ilgili kompozisyonlarda; Atatürk, Milli Mücadele öncesi ve sonrası bütün olayları sanki bir kahin gözüyle biliyor ve görüyor gibi bir ifadeye sahiptir. Yüzünde ve çevresinde parlayan ışık, onun Türk milletinin kurtarıcısı olduğunu müjdeler gibidir (Fot. 11).

Portre konulu tablolar da çoğunluğu Paşa olmak üzere (Fot. 12), Atatürk, Sultan, Cumhurbaşkanı, Kral; Kraliçe, asker ve sivil insanların portreleridir. Eserler; fotoğrafik, ifadeci ve ayrıntılı bir biçimde ele alınmıştır. Günümüzün gerçek fotoğrafları gibi resim yapan ressamlara güzel örnekler sunulmaktadır.

Modeller, sakin bir ortamda ve bir kısmı da bilinmez bir mekan içinde seyirciye dönük şekilde poz verir haldedir. Figürlerin yüzlerinde etkili bir şekilde ortaya çıkan hissi aktarımlar, hisle maddeyi sentezleyip portreleri ortaya çıkarmıştır. Kişilerin ruhi özellikleri ifadeci, karakteri tahlil edici bir tarzda alınıp, yüzde bütünleşmesiyle figürün geldiği çevreyi ustaca bize tanıtmaktadır. Figürler, devirlerinin gösterişli kıyafetleri içerisinde, cepheden yarım portre, ya da boydan ele alınıp, çeşitli yaş ve karakterdeki kişileri fiziki ve ruhi özellikleri ile yansıtan ifadeler kullanmışlar ve oranı başarılı bir şekilde ele almışlardır. Ayrıca, portre konulu tabloların çoğunu, Paşa ve Atatürk portrelerinin oluşturduğu gözlenmektedir, ifadeden yoksun, bomboş bir insan portreye konu olarak ele alınmamıştır. Örneğin; Romanya Kralı Karol (Fot. 13), Sultan V. Mehmet Reşat, Hüseyin Avni Paşa, Atatürk, Hafız Hakkı Paşa,Mareşal Fevzi Çakmak, Rauf Paşa gibi eserler ayrıntılı olarak, yönelişleri bazılarının farklı da olsa hepsi poz verir halde ifadeleri ve kişilikleri ile ayrı ayrı bir karakter tahlili içinde işlenmiştir. IIl. Selim (Fot. 14), Müşir Rıfat Paşa adlı eserlerde de minyatürü hatırlatan şematik ifadelerde çıkmaktadır.

Peyzaj konulu resim kompozisyonlarında resme giren bütün objeleri bir doğa görüntüsünü sergilemesinden ziyade, cana yakın, yaşayan canlı renklerle, bütün zenginlikleriyle doğadan alıp bize sunmaktadır. Natüralist bir üslupla yapılan, pırıl pırıl canlı renklerden oluşan figürsüz peyzaj çalışmalarında yüksek dağlar, tepeler, ovalar, yemyeşil ağaçlar, rengarenk çiçekler, dağlık, göl ve ırmak kenarlarına kurulmuş çeşitli yerleşim birimleri ele alınmıştır. Ama bazı eserlerde; örneğin Kafkasyalı Mehmet'in (Fot. 15), Rıfat Sadi'nin peyzajlarında günümüzün kartpostallarını andırır bir tutum izlenerek yapıldığı fark edilmektedir (Fot. 16). Özellikle Rıfat Sadi'nin peyzajında; günümüzde bir örneğiyle karşılaşılamayacak kadar sivri dağlar ve bulutlar, gerçekte olamayacak kadar basit ve sade bir şekilde ele alınmış olup, farklı etkiler vermektedir.

Günlük yaşam konulu tabloların sahnelerinde, aşırılığa kaçmayan bir renklilik, canlılık ve dönemin insanlarının temiz ve tabii yaşantıları karşımıza çıkmaktadır (Fot. 17). Bu konudaki eserlerin çoğunun benzerleri günümüzde de ya görülmekte, ya da yaşanmakta veya duyulmaktadır. Örneğin Halil Paşa'nın Küçük Su (Fot. 18), Kıyıda Çocuklar (Fot. 19) adlı tablolarında; su kenarında piknik yapan ve kıyıda duran, konuşan insanlar sadelik içindedir, Belgrad Seferinden Dönüş adlı başka bir eserde, Paşanın seferden dönüşünde karşılarına çıkan satıcılarla konuşması ve pazarlık yapması (Fot. 20) veya Arzuhalci (Fot. 21) adlı eserde; müşterisine arzuhal yazan yaşlı birisini konu etmesi gibi sosyal yaşamdan sahneler içeren örnekler günümüzde de karşımıza çıkmaktadır. Farklı olan yalnızca zamanlar, mekanlardır.

Natürmort konulu resimler müzede fazla değildir. Bunlarda; Karpuz ve Üzümler (Fot. 22) ile Kasımpatları (Fot. 23) isimli tablolardır. Resme konu olan nesnelere bakıldığında her iki eserdeki unsurların maddi gerçeklerini kaybetmeden, tabii büyüklükte ele alınıp, canlı doğadan alınmışçasına natüralist bir anlayışla meydana getirildikleri anlaşılmaktadır.

Ele alınan eserlerin çoğunda ışık, gölge ve derinlik etkisi kendini hemen göstermekte olup, tablonun unsurlarını anlam ve ifade yönünden etkisini kuvvetlendirmekte ve dikkat çektirmektedir. lşık, özellikle Atatürk konulu sahnelerde, Atatürk'ün yüzünde ve çevresinde parlayan ışık, onun Türk milletinin kurtarıcısı olduğunu müjdeler gibidir.

Natüralist bir üslupla yapılan, ışığın etkisini açıkça gösterdiği, pırıl pırıl canlı renklerden oluşan figürsüz peyzaj çalışmalarında, her yeri aydınlatan ve kompozisyona güç katan ışık; yüksek dağlara, tepelere, ovalara, yemyeşil ağaçlara, rengarenk çiçeklere, göllere ve ırmak kenarlarına düşerek, insana bir sanat eserini görme hazzını vermekten öteye, bir hayat sevinci, belirsiz bir neşe ve ferahlık vermektedir. Işık doğayı, nesneleri, figürleri aydınlatırken sanki kompozisyonun soluk alan bir bedeni haline getirmektedir. Savaş sahnelerinde, genellikle hava kapalı veya kasvetli ama savaşın dehşetli anında figürlerin üzerine düşen ışık anlatımı daha da güçlendirmekte ve konunun çarpıcılığına işaret etmektedir. Gölge etkisi, özellikle portrelerde kendini göstermiş, figürlerin karakter tahlilini göstermede ışıkla birlikte en büyük etmen olmuştur. Konunun genişleyerek daralması, çeşitli objeler ve figürlerin yerleştiriliş biçimleriyle derinlik etkisinin vurgulanmış olduğu anlaşılmaktadır.

Türk Resim Sanatı içindeki yerine gelince; Yıkılmakta olan Osmanlı Devleti ile kurulmakta olan Türkiye Cumhuriyeti arasında bir geçiş sayılabilen ve o devirleri aydınlatan, sanatsal değerleri yanında belgesel özellikleri de içinde barındıran bu eserler Türk Resim Sanatı açısından ne kadar önemli olduğu kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Çünkü, Türk resmi Batılılaşma ile daha çok figürsüz manzara çalışmalarına önem vermiş, bazen hayali, bazen yabancı ressamların yapmış olduğu çeşitli resimlerin kopyalarını yapmış, bazen de çeşitli yerleri konu olarak ele almıştır. XX. yüzyıl öncesine ait olan figürlü ve daha çok savaş konulu olmak üzere, eserlerin çoğunu yabancı ressamlar yapmıştır. Türk ressamları, XIX. yüzyılın sonları ile bol figürlü hareketli kompozisyonlara yönelirler. Gerek biçim, gerek teknik, gerekse renk etkisiyle çeşitli Batı etkili akımlardan etkilenmekle birlikte, kendi beğeni his ve düşüncesiyle Batı etkili unsurları sentezleyerek özümsemiş, sanatsal bütün varını yoğunu ortaya koymuş ve giderek Türk toplumunun önemli tarihi ve güncel olaylarını, toplumsal konuları, çeşitli yaşayışları, yurt görünümlerini de içine alan bir anlayışa dönüşmesine ön ayak olmuştur. Daha önceleri figürsüz ve manzara resimlerinden ibaret olan Türk resmi giderek farklı resim gruplarının doğmasına zemin teşkil eden etmenlerden biri olmuştur. Özellikle XX. yüzyılın ilk çeyreğinde yapılmış olan eserlerin bazılarında empresyonist etkiler kendilerini göstermektedir. Bu da bize; Avrupa'ya o dönemde giden sanatçıların izlenimcilikten etkilendiğini göstermekte olduğuna işaret etmektedir. Fakat, bunun yanında da; Türk insanına has duygu ve düşünceyi katarak izlenimcilik etkisini geri plana itmiştir. Aslında, XIX. ve XX. yüzyılın çeşitli zaman dilimlerine yayılan bu tablolar da kesin bir sonuca gitmek zordur. Çünkü sanatçılar çeşitli dönemlerde farklı Batı etkili akımlarla birlikte etkinlik çabası içine girmişler, her farklı dönemde sanatçılar, o dönemin beğeni, toplumsal konularını, yaşayışlarını, kişilerini ele alan çalışmalarda bulunmuşlardır.

Konular incelendiğinde; çoğunluğu XX. yüzyıl başında olmak üzere bazı eserler empresyonizm etkisiyle, diğer peyzaj, natürmort, günlük yaşam sahneleri de, natüralist anlayışla verilmiştir.

Türk ressamların askeri konulu eserlerinde daha çok XX. yüzyılın ilk ve ikinci çeyreğinde realist bir tarzda, olağanüstü bir hareketlilikle dolu olan bir anlatım vardır. Bununla ilgili eserlerde hiçbir abartı, biçim, üslup yönünden pek fark görülmez. Amaç; I. Dünya Savaşı, Milli Mücadele ve Kurtuluş Savaşı dönemlerini son derece gerçekçi biçimde verebilmek, insanımıza ve gelecek kuşaklara bir şeyler aktarabilmektir. Türk askerinin, köylünün, yaşlının, gencinin savaşma azmini, kahramanlığını belgelemek ve moralleri yükseltmektir.

Sonuç olarak özetleyebiliriz ki; Askeri Müze ve Kültür Sitesi'nde bulunan, XIX. yüzyıl üçüncü çeyreğinden başlayarak, geç tarihlere yani XX. yüzyılın dördüncü çeyreğine kadar uzanan bu eserler gerek üslup, gerek teknik, gerek biçim bakımından hemen hemen birbirlerine benzer özellikler görülmektedir. Örneğin; özellikle asker ressamların askeri konulu savaş sahnelerinin bazılarında yer yer empresyonist etkiler, portrelerde fotoğrafik ve realist özellikler, natürmortlarda, peyzajlarda ve günlük yaşam sahnelerinde de natüralist izler kendini açıkça belli etmektedir. Yani bir etkileşim söz konusudur. Bu benzerlik aynı üslupta çalışan ressamlarla, aynı eğitimi ve Batı kültür unsurlarını az çok benimsemiş sanatçılarla izah edilebilir.

Askeri Müze'de bulunan resimlerinin çoğunun askeri konuda olması ve dolayısıyla da bu resimlerin çoğunu da asker ressamların yapması ve bu eserlerin belgeleyici olması, toplumsal ile güncel olayları bir öncü olarak Türk Resim Sanatı'na sokması açısından ne kadar önemli olduğu kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.

1 Bıyık, A. ve diğerleri, Askerî Müze, Military Museum, Askerî Müze ve Kültür Sitesi Komutanlığı, İstanbul 1993, s. 5; Merçil, E., "Türkiye Askerî Müzeleri". Türk Kültürü, Ankara 1964, s. 98.
2 Merçil, a.g.e., s. 100.
3 Bıyık, a.g.e., 5; Kayıbal, A., "Askerî Müze, A. Military Museum Istanbul", Turkish Airlines Skylife, İstanbul 1993, s. 28.
4 Erendil, M., Topçuluk Tarihi, Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı Yay. Genelkurmay Basımevi, Ankara 1988. s. 119-120.
5 Thema Larousse, Tematik Ansiklopedi, "Askeri Okullarda Resim Öğrenimi", Gözlem Yay., C. 6, s. 330.
6 A.g.e., C. 6, s. 330.
7 A.g.e., C. 6, s. 330; Tansuğ S., Resim Sanatının Tarihi, Remzi Kitabevi, İstanbul 1993, s. 158-161; Tansuğ S., Çağdaş Türk Sanatı, Remzi Kitabevi, İstanbul 1993, s. 51-55.
8 Tansuğ S., Resim Sanatının Tarihi, Remzi Kitabevi, İstanbul 1993, s. 159.
9 Thema Larousse, Tematik Ansiklopedi, "Askeri Okullarda Resim Öğrenimi", Gözlem Yay., C. 6, s. 330.
10 Tansuğ S., Çağdaş Türk Sanatı, Remzi Kitabevi, İstanbul 1993, s. 61.
11 Tansuğ S., Resim Sanatının Tarihi, Remzi Kitabevi, İstanbul 1993, s. 91-92, 1110-1129.
12 Tansuğ S., a.g.e., s. 158-161; Giray, K. "Sanatta Öncü Akımlar", Thema Larousse, Tematik Ansiklopedi, Milliyet, C. 6, s. 334.
13 Thema Larousse, Tematik Ansiklopedi, "Askeri Okullarda Resim Öğrenimi", Gözlem Yay., C. 6, s. 340.
14 Turani, A., Batı Anlayışına Dönük Türk Resim Sanatı, İş Bank. Yay. Ankara 1984: X.
15 Başkan, S., Ondokuzuncu Yüzyıldan Günümüze Türk Ressamları, Kütür Bakanlığı Yay. Ankara 1991, s. 2.

BAŞKAN, Seyfi, 1991 Ondokuzuncu Yüzyıldan Günümüze Türk Ressamları, Kül. Bak. Yay. Ank.

, 1994 Osmanlı Ressamlar Cemiyeti, Çağdaş Yay. Ankara.

BIYIK, Asım ve Diğerleri, Askerî Müze, Military Museum, Askerî Müze ve Kültür Sitesi Komutanlığı İstanbul.

ERENDİL, Muzaffer, Topçuluk Tarihi, Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı Yay. Genelkurmay Basımevi, Ankara.

GİRAY, Kıymet, 1994 "Sanatta Öncü Akımlar", Thema Larousse, Tematik Ansiklopedi, Milliyet, c. 6.

, 1994 a "Askeri Okullarda Resim Öğrenimi", Thema Larousse, Tematik Ansiklopedi, Milliyet, c. 6.

, 1994 b "1914 Kuşağı", Thema Larousse, Tematik Ansiklopedi, Milliyet, c.6.

KAYIBAL, Aslı, 1991 "Askerî Müze, A. Military Museum Istanbul", Turkish Airlines Skylife,

MERÇÎL, Erdoğan, 1994 "Türkiye Askerî Müzeleri". Türk Kültürü, Ankara.

TANSUĞ, Sezer, 1992 a, Resim Sanatının Tarihi, Remzi Kitabevi, İstanbul.

, 1993 b, Çağdaş Türk Sanatı, Remzi Kitabevi, İstanbul.

TURANİ, Adnan, 1984 Batı Anlayışına Dönük Türk Resim Sanatı, İş Bank. Yay., Ankara.

  
2487 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın