• Anasayfa
  • https://www.facebook.com/tarihtarihcemiyeti/
  • https://twitter.com/ttcemiyeti
TAVSİYE KİTAP
Osmanlı Esnafı (1750-1850) / Doç. Dr. Ömer Demirel

Osmanlı toplumundaki esnaflığın kökenleri daha önceki Türk-İslâm devletlerine kadar uzanmaktadır. Osmanlı şehir hayatında görülen bu yaygın teşkilât gerçekte, XIII-XIV. yüzyıllardaki ahî hareketinin bir devamı olarak kabul edilmektedir.1 Ancak, XVI. yüzyıldan itibaren Osmanlı merkezî otoritesi altında zayıflamış, ilk zamanlardaki güçlü ve bağımsız karakterini kaybetmiştir.2 İşte Osmanlı esnafının değişim gösterdiği bir başka dönem bu çalışmanın konusu olacak ve bilhassa XVIII. yüzyılın ikinci yarısı ile XIX. yüzyılın ilk yarısında Avrupa'da meydana gelen Sanayi İnkılâbı'nın etkileriyle çöküş sürecine giren Osmanlı esnafının durumu tahlil edilecektir.

Osmanlı toplumundaki ortak ideal ve çıkarları olan toplum gruplarının benzer biçimde teşkilâtlanmasının bir örneği olan esnaf teşkilâtı, askerî zümreler haricindeki bütün şehirli nüfusu bünyesinde örgütlenmiş olarak bulunduran yaygın bir sistemdir. Bu teşkilât, şehrin yönetimi ve ekonomisinde sahip olduğu önem yanında, sanat ve ticaretle uğraşanlarla, ulaşım ve hizmet işçilerinin sosyal hayatlarında da temel olmuştur.3

Osmanlı Devleti, hemen her topluluğu, bir lider başkanlığında birbirlerine karşı sorumlu bireylerden oluşmuş bir birim olarak kabul etmiş ve reayanın -tebaasının-devlet ya da birbirleri ile ilişkilerinde, bu liderleri muhatap almıştır. Bu liderler vasıtasıyla kaide ve nizamların uygulanması sağlanmış, devlet yöneticileri ile esnaf arasında veya esnafın birbirleri arasındaki ilişkileri düzenlenmiştir.4

1. Esnaf Teşkilâtı ve Esnaf İleri Gelenleri

Osmanlı şehir ve kasabalarında faaliyet gösteren esnafın, hiyerarşik yapıda teşkilâtlandığı ve birbirleriyle rekabet esasına göre değil, karşılıklı kontrol ve yardım prensibini esas aldıkları bilinmektedir. Esnaf teşkilâtında genellikle aşağıdan yukarıya çırak, kalfa, usta, yiğitbaşı, ustabaşı, esnaf kethüdası ve esnaf şeyhi silsilesi yaygındı. İmparatorluk genelinde mekan ve zaman farklılığına rağmen, oldukça benzer olan esnaf ileri gelenleri; Şeyh, ahibaba, bazarbaşı, nakib, kethüda, yiğitbaşı, duacı, çavuş, esnaf ihtiyarları, ustabaşı ve ustalardır. XVIII. ve XIX. yüzyıllar içerisinde de bazı farklılıklarla birlikte aynı yapının muhafaza edildiği anlaşılmaktadır.

Esnaf arasında en alt basamakta bulunan kimselere, genellikle çırak ya da şâkird deniliyordu. Sanat öğrenmek için bir ustanın yanına çırak olarak giren kimsenin ustasına itaat etmesi ve girdiği sanat dalının geleneklerine uyması şarttı. Çıraklar bir tek ustaya bağlı olmadığı gibi, ustasının izni olmaksızın başka bir usta yanında iş tutamazdı.5 Ustasının yanında kendi sanatının inceliklerini öğrenmek, çırağın öğreniminin esasını teşkil etmekle birlikte, genel eğitimiyle ilgili bazı tedbirler alınırdı. Bilhassa loncalar çırağın genel eğitimiyle ilgili tedbirler almaktaydılar. Okuma yazma ve Kur'an eğitimi gibi konuların temel alındığı genel eğitimin zaman zaman yeterli olmadığı, bazı çırakların okuma yazma öğrenmeden çıraklığa başladığı ve aile bütçesine katkı amacına yönelik olarak anne babanın da buna göz yumduğu biliniyor. Ama buna karşılık II. Mahmud'un 1824-5'de yayınladığı bir irade ile, loncaların öğrenimlerini bitirmemiş çocukların çıraklığa alınmaları yasaklandı. Hatta her çırağın ilk öğrenimini gösterir bir tezkere sahibi olması ve kadılarca verilen bu tezkerenin loncalarca onaylanması gerekiyordu.6

Çırak sayıları hususunda ise, ustaların genellikle bir veya iki çırakla çalışmaları adet olmakla beraber, imparatorluk genelinde farklı uygulamalara da rastlandığı oluyordu. 1830 yıllarında Bulgaristan abacı esnafı arasında bazı ustaların 5-6 veya 10'a kadar artan çırak çalıştırdıkları biliniyor.7 Çıraklık döneminde ihtiyacına göre bir ücret alan aday, belli bir süre çalışıp mesleğinde ilerlediğini ispatladıktan sonra kalfalığa yükselirdi. Serez'de bir çırak üç yıllık eğitim dönemini bitirdiğinde, loncanın üstadlarının bulunduğu özel bir toplantıda şed veya peştemal bağlanırdı. Şed bağlamanın asıl zamanı çoğunlukla ustalık hakkının elde edildiği zaman olmaktaydı.

Çıraklıktan sonra gelen rütbe "kalfa"lıktı. Kalfalığı sırasında ücreti artar, ustasının yanında üretime yardım eder ve çıraklara nezaret ederdi. Yine kalfalık süresi ve kalfa sayısı hususunda kesin kurallardan ziyade, gelenekler ve bölgesel uygulamalar söz konusuydu. Bununla birlikte, kalfanın en az üç yıl çalışması, hakkında herhangi bir şikayete meydan vermemesi, çırak yetiştirmesinin yanı sıra, bağımsız bir iş yürütebilecek kadar becerikli olduğunu göstermesi gerekiyordu. Çalıştığı mesleğin inceliklerini öğrenen kalfanın ustalığa geçişi, törenle yiğitbaşı eliyle şed veya peştemal bağlanmasıyla ve kalfanın yaptığı işlerin lonca ustalarına gösterilmesiyle gerçekleşiyordu. Yeni ustanın yapmış olduğu işler, ustalar ve zengin esnaf tarafından satın alınır, toplanan paralar yeni ustanın kullanacağı sermaye olurdu.8

Esnaf içerisinde çıkılacak en yüksek basamak, üstad veya usta rütbesiydi. XVIII. yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren bir mesleğin inceliklerini öğrenmekle ustalık hakkına sahip olunmuyor, aynı zamanda bir de ustalık hakkı olarak da bilinen bir cins mülkiyet sertifikası olan gedik sahibi de olunması gerekiyordu. Bir mesleğin icrası için gerekli dükkan ve içindeki âlet ve edevât için kullanılır bir tabir olan gedik, Osmanlılarda esnafın bir sanatı icra edebilme yetkisi manasına da geliyordu.9 Her mahalde bulunan esnafın sayısı ustalık adıyla sınırlandırılmış, gedik usulüyle bir sanat dalında kaç ustanın çalışacağı ve bu iş kolunda kaç dükkan açılacağı belirlenmişti. Ustaların sayısının ne olacağı hususu her şehrin esnaf teşkilâtı ve bilhassa ilgili meslekte çalışan ustaların ve yöneticilerin kararıyla belirlenmekteydi. Örneğin usta sayılarıyla ilgili en teferruatlı bilgilere, Bulgaristan abacı esnafıyla ilgili Todorov'un XIX. yüzyılın ilk yarısına ait çalışmasında rastlamak mümkündür.10 Ustaların kendi imtiyazlı durumlarını koruyabilmek için bazı tedbirlere başvurdukları hatta, usta olmadığı halde kendi çocuklarını ortak yaptıkları görülmüştür. İmparatorluk genelinde ise, ustalığa geçiş yapan kalfalar, babasının veya ustasının gediğini alabildiği gibi, boş olup satışa çıkarılan herhangi bir gediği de satın alabilmekteydi. 1835 tarihinde Sivas esnafı ustalarına 25 adet boş gedik satıldığı kaynaklara geçmiştir.11

Usta olmakla, lonca mensubu, kendi dalında en yüksek meslek basamağına erişmiş oluyordu. Ancak, ustalar içerisinde mesleğinin inceliklerini en iyi bilen bir seçkinler grubu vardı ki, bunlara ihtiyarlar ya da esnaf ihtiyarları deniliyordu.12 Bunlar esnaf ustalarının en yaşlı olanlarından ziyade, gerek esnaf içerisinde gerekse devletle olan ilişkilerde ön plana çıkan, işbilir güzide kimselerdi.

Genellikle esnaf ustaları arasından seçilen ve esnaf yönetiminde görev alan şeyh, kethüda, bazarbaşı, ahibaba, işçibaşı, ustabaşı, yiğitbaşı, çavuş, nakib ve duacı gibi esnaf temsilcileri de vardır. Bu görevlilerin büyük bir çoğunluğu bazı farklı özellikler göstermek kaydıyla, Osmanlı şehirlerinin tamamında faaliyet göstermekteydiler. Bunlardan bazıları üst seviyede, diğerleri ise onlara yardımcı olarak görev yapıyorlardı. Esnaf yönetiminin en üst seviyesinde kethüda, şeyh, ahibaba, bazarbaşı bulunmakla beraber, şehirden şehire değişen farklı uygulamalar söz konusuydu. Örneğin XIX. yüzyılın ikinci yarısında, hemen bütün Osmanlı şehirlerinde bakkal esnafının başında bulunan yöneticisi bazarbaşı ismiyle adlandırılmıştır. 13

Debbağ esnafının yöneticisi olan Ahibaba ünvanının da Osmanlı şehirlerinin çoğunda aynı olduğu bilinmektedir. Ancak diğer esnaf yöneticilerinin unvanlarında şehirden şehire değişen farklı isimlendirmeler görülmektedir. Örneğin XIX. yüzyılın ilk yarısında, Ankara, Bursa, Sivas, Tokat, Diyarbakır, Konya gibi şehirlerde aynı meslek grubu olmasına rağmen değişik yönetici unvanlarıyla karşılaşılıyor
.
Aynı tarihlerde Ankara esnafı yöneticileri için ekmekçibaşı, kuyumcubaşı gibi unvanlar kullanılırken, Sivas'ta ekmekçiler şeyhi, kuyumcular şeyhi ve Diyarbakır esnafı için de kuyumcular kethüdası ifadesi yer almıştır.14 Aynı dönemde Tokat esnafı yöneticileri içerisinde ise, Bezzaz ve Kuyumcu esnafı yöneticilerine şeyh unvanı verilmiştir.15

Benzer farklılıklar ya da isimlendirmeler İstanbul, Bursa, Konya, Manisa gibi şehirlerin esnaf yöneticilerinde de görmek mümkündür. Bu ve benzeri farklılıkların yöresel özelliklerden mi kaynaklandığı, yoksa her yönetici ismi veya unvanının ayrı ayrı özelliklerinin bulunup bulunmadığı hususunda maalesef yeterince bilgi yoktur.

Görev, yetki ve sorumlulukları geleneklere ve nizamnâmelere göre düzenlenen bu görevlilerden bazılarının XIX. yüzyılın sonlarına kadar görevlerini devam ettirdikleri bilinmektedir. Esnaf yöneticilerinden olan kethüdalığın O. Nuri'ye göre 1860'dan itibaren zayıfladığı, 1906 tarihinde ise tamamen kalktığı bilinmektedir.16 Esnaf şeyhliğinin Cumhuriyet'in ilk yıllarına kadar devam ettiği, usta ve ustabaşılarının ise aynı özelliklerde olmasa bile, hâlâ isim olarak sürdüğü görülmektedir.

Her esnaf grubunun idari heyeti ayrı olmakla beraber, hemen hepsinin başında bulunan bir esnaf şeyhi, kethüdası veya bir ustabaşısı bulunmaktadır. Duacı, yiğitbaşı gibi diğer yardımcı esnaf ileri gelenlerinin ise, esnafın ve şehirlerin büyüklüğüne göre bulundukları tahmin edilmektedir. Zira XIX. yüzyılın ilk yarısında İstanbul, Bursa, Ankara gibi büyük şehirlerde yukarıda belirtilen yardımcı esnaf ileri gelenlerinin hemen tamamı mevcutken, aynı dönem içerisinde Sivas, Tokat ve Diyarbakır gibi şehirlerde isimlerine rastlanılmamıştır.17 Bu durumun en belirgin sebebi, esnaf yöneticilerinin birden fazla görevi uhdelerine alma uygulamasıdır. Hatta, bir esnaf yöneticisinin birden fazla esnafın işlerini yapmak üzere göreve seçilebilmekteydi. Esnaf temsilcilerinin asıl görevi, esnafın iç ve dış ilişkilerinin düzenlenmesi olup; hammadde temininden, ürün kalitesine, fiyatların tespitinden, cezaların verilmesine, vergi toplamaktan, devlet görevlilerinin ihtiyaçlarının teminine kadar çok geniş bir alanı ihtiva eder. Ayrıca esnaf adına kefillik, dinî ve ahlakî bazı hususlarda esnafın eğitim ve kontrolü de bu temsilcilerin görevleri arasında sayılır.

Esnaf temsilcilerinin göreve atanması hususunda bazı istisnalar dışında Osmanlı şehirlerinin tamamında benzerlik görülmekteydi. Esnafın kendi arasında seçtiği yönetici kadıya bildirilmek suretiyle i'lâm alınır ve berat alınması için İstanbul'a gönderilirdi.18 Seçilen yönetici, esnaf ve halk nezdinde beğenilirse, görev süresi ölümüne kadar veya işini iyi yürütebildiği sürece devam ederdi. Boşalan yöneticinin yerine, varsa oğlunun atanması veya erbab-ı istihkâkdan herhangi birinin seçilmesi de genelde yapılan bir uygulamaydı.

Kethüda, şeyh ve ustabaşı gibi esnaf yöneticilerinin seçimi belirtilen usulde olurken, bakkal esnafının yöneticisi olan bazarbaşının göreve getirilmesi her şehirde olmasa bile bazı farklılıklar gösteriyordu. Sivas bakkal esnafının bazarbaşılığı 40 yılı aşkın bir süre Kenanzâdelerin uhdesinde malikâne olarak kalmıştır. Beratla tayin olunan bazarbaşılar, dini görevler hariç esnaf şeyhlerinin görev ve yetkileriyle de mücehhezdiler.19 Bazarbaşının görevi, tüccar tarafından şehre getirilen ve bakkalların sattığı malın uygun fiyatlarla satın alınıp, bakkal esnafı arasında taksim edilmesidir. Ayrıca bulunmasında güçlük çekilen malların temini ve bakkal esnafına dağıtımının yapılmasıyla, karaborsaya bir malın düşmesini engellemekti. Bazarbaşılık görevini bir kişi yürütebildiği gibi ber vech-i iştirak iki ya da daha fazla kişinin yürüttüğü de görülmekteydi.20 Esnaf yöneticilerinden olan kethüdaların da birden fazla ortakla görevlerini sürdürdükleri kaynaklara yansımıştır.21

2. Esnaf Grupları ve Sayısı

Osmanlı esnafı temelde, devlet için maaş karşılığı çalışanlar ve serbest olarak kendi iş yerlerinde faaliyet gösterenler diye ikiye ayrılır. Esnafa genel manada ehl-i hiref denilmekle birlikte, devlete ait iş yerlerinde maaş karşılığı çalışanlara ehl-i hiref-i hâssa denir.22 İster devlet için çalışsın isterse serbest faaliyet göstersin, Osmanlı dahilinde çok sayıda esnaf grupları bulunmaktadır. Ancak İmparatorluk geneli için gerek esnaf gruplarının sayısı, gerekse dükkan ve çalışanlarının sayısının ne kadar olduğu henüz cevaplanmış değildir. Aynı zamanda esnaf grupları içerisinde meslekî dağılımın nasıl olduğu, şehirlere göre hangi mesleklerin daha yoğun bulunduğu hakkında da yeterince bilgimiz yoktur.

Öncelikle belirtilen hususlarla ilgili yeterince çalışma yapılmadığı, yapılabilecek araştırmaların dayanacağı kaynakların eksikliği veya toplu bilgiler ihtiva etmediği görülmektedir. İhtisab kanunnâmeleri veya narh defterleri, esnaf gruplarının isimleri ile satışa sunulan mal ve hizmetin fiyatı hususunda bazı bilgiler veriyorsa da yeterli değildir. Osmanlı esnaf grupları ve sayısıyla ilgili toplu rakamlar vermesi bakımından Evliya Çelebi'nin vermiş olduğu bilgiler, narh defterleri ve bazı şehirler hakkında son zamanlarda arşive dayalı yapılan araştırmalar oldukça önemlidir. Bilhassa İstanbul, Bursa, Sivas, Ankara, Tokat ve Diyarbakır şehirleriyle ilgili çalışmalarda, esnaf grupları ve sayılarına dair bilgiler vardır.23 Ayrıca bu şehirlerle ilgili çalışmaların XVIII. yüzyılın ikinci yarısı ile XIX. yüzyılın ilk yarısına ait olması, Sanayi İnkılâbı sonrasında çöküş sürecine giren Osmanlı esnafının durumu hakkında da bazı neticelerin çıkarılmasına imkan vermektedir.

Osmanlı esnafının en temel özelliği, öncelikle bulunduğu şehir ve çevresinin ihtiyacını karşılamak üzere faaliyetlerini sürdürmesidir. Ayrıca çevre illerin veya Osmanlı haricinden gelen taleplerin karşılanmasına yönelik üretim de yapmaktadır. Aynı zamanda faaliyet yaptığı şehir veya kasaba nüfusu ile esnaf sayısı arasında doğrudan bir ilişki vardır. Osmanlı şehirleri içerisinde başkent olması sebebiyle en fazla nüfusa, dolayısıyla sayı ve çeşit açısından en büyük esnaf gruplarına sahip olan şehir hiç şüphesiz İstanbul'dur.

İstanbul esnaf grupları hakkında iki önemli kaynaktan ilki, Evliya Çelebi'ye dayanan Robert Mantran'ın "XVII. yüzyılın İkinci Yarısında İstanbul"u, ikincisi ise, XVIII. yüzyılın ikinci yarısına ait Ahkâm Defterleri'ndeki esnafla ilgili belgelerin iki cilt halinde "İstanbul Esnaf Tarihi" ismiyle yayınlanmış olanıdır.24 Ancak her iki kaynağın vermiş olduğu bilgilerin, mevcut İstanbul esnafı sayısının tamamını yansıtmadığı ve bazı eksikliklerin bulunduğu anlaşılmaktadır. Çelebi'nin vermiş olduğu meslek gruplarını bazı özelliklerine göre tasnif eden R. Mantran da bu sayının yetersiz olduğunu kabul etmektedir.25 R. Mantran, Evliya Çelebi'nin verdiği esnaf gruplarını iki ayrı tablo halinde göstererek; ilkinde imalâtçılar ve zanaatkârlar olmak üzere toplam 158 esnaf grubunun 23.214 dükkan ve atölyesinde 79.264 çalışanını, ikincisinde perakendeci tüccarlar ve satıcı zenaatkârlardan oluşan 65 ayrı esnaf grubunun, 14.445 dükkanı ve 48.000 çalışanını kaydetmiştir. R. Mantran'ın tablosundan İstanbul'da 200'ü aşan bir esnaf grubunun varlığı anlaşılmaktadır. Esnaf ve dükkan sayılarında bazı tekrarlar bulunmakla beraber, İstanbul şehir esnafı ana hatlarıyla ortaya çıkarılmıştır. Ahkâm Defterlerinden elde edilen bilgilerde ise, XVIII. yüzyılın ikinci yarısında İstanbul'da toplam 212 esnaf grubu faaliyet göstermekteydi.26 İstanbul'da faaliyet gösteren esnaf grupları hakkında bir başka kayıt, Osman Nuri Ergin'in 285 esnaf ismini verdiği listedir.27 Üç asırlık farka rağmen, esnaf gruplarının sayısı hakkında üç kaynakta yer alan rakamlar hemen hemen aynıdır.

İstanbul'daki esnaf gruplarının daha çok üretim ağırlıklı bir çeşitlilik gösterdiği R. Mantran'ın tablolarından anlaşılıyor.28 Ayrıca dükkan ve dükkanlarda çalışanların sayısı açısından da üretici esnafın fazlalığı dikkat çekiyor. Üretim veya alım-satım yapan esnaf grupları içerisinde gıda, dokuma, deri, nakliye, metalorji-silah ve doğramacı esnafı, dükkan ve çalışanların sayısı açısından en kalabalık olanlarıdır. Belirtilen esnaf grupları içerisinde pabuçcular 3400, terziler 3000, eyerciler 1084, çizmeciler 1000, meyhaneciler 1435, kokucular 2000, fırıncılar 999, kereste ve doğramacılar 1000'i aşkın dükkana sahiptir.29

Çalışanların sayısı açısından İstanbul esnafı içerisinde, fırıncılar 10.000 kişi ile ilk sırayı almaktadır. Diğerleri sırasıyla, değirmenciler 9800, pabuçcular 8000, meyhaneci-şarapçı 6080, doğramacılar-gemi inşaatı-6000, kandilciler 5500, terziler 5000, eğerciler 5000, marangozlar 4000 ve koku satanlar 3000 kişiden oluşmaktaydı.

Öncelikle temel ihtiyaçların karşılanmasına yönelik olan esnaf sayısı, ardından deniz ve kara nakliyesi ve nihayet gayr-ı müslimlerin içki ihtiyacının karşılanması yönünde yoğunlaşmıştır. Sonraki yüzyıllarda da nüfusu artan İstanbul'daki esnaf sayısının büyük bir ihtimalle bu yoğunluğunu koruduğu düşünülebilir.

Diğer Osmanlı şehirlerinde esnaf gruplarının dağılımı ve sayıları hakkında daha detay bilgilere ulaşıyoruz. Bilhassa İstanbul'dan sonra ikinci büyük şehir olarak bilinen Bursa ve diğer Anadolu şehirlerinden Ankara, Tokat, Sivas gibi önemli şehirlerin XIX. yüzyıldaki durumlarını esnaf grupları ve dükkan sayısı açısından karşılaştırmalı olarak vermek mümkün. Ayrıca Selanik, Diyarbakır ve Konya gibi diğer Osmanlı şehirlerinin esnaf grupları da yaklaşık olarak belirlenebilmektedir.

Tablo I'de görüldüğü üzere, İstanbul kadar olmasa bile, Bursa Anadolu şehirleri içerisinde en fazla esnaf gruplarının faaliyette bulunduğu ve aynı zamanda dükkan sayısı itibariyle de en yüksek rakama sahip bir şehir görünümündedir.30 1827 tarihinde şehirde toplam 117 esnaf grubu ve bu esnafın faaliyet gösterdiği 3933 adet dükkanı bulunmaktaydı. Aynı tarihte Ankara'da 75 esnaf ve 2658 dükkan31, Tokat'ta 74 esnaf ve 1310 dükkan32 ve Sivas'ta 58 esnaf grubu ve 978 dükkan vardı.33 Dükkan sayıları bilinmemekle beraber, aynı tarihlerde Selanik'te 87 ve Diyarbakır'da 88 esnaf grubu faaliyetlerini sürdürüyordu.34

İhtisap vergisinin toplanması amacına yönelik tespit edilen bu rakamların o şehirlerdeki esnaf grupları ve dükkan sayılarının tamamını göstermediği de anlaşılıyor. Zira Sivas için verilen 58 esnaf grubu sayısının ötesinde, aynı tarihlerde diğer arşiv belgelerine bakıldığında şehirde 153 farklı esnafın ismine ulaşıyoruz.35 Bu farklılığın en önemli sebebini, Osmanlı vergi toplama sisteminde aramak gerekiyor.

Zira yukarıda verilen tabloda da görüleceği üzere, birden fazla esnaf grubu birlikte vergi mükellefi olarak addedilip toplu olarak yazılmışlardır. Diğer şehirlerde de benzer durumlar aynı tabloda görülmektedir.
Ayrıca şehirlerin ticari veya sınai kapasitelerine göre bir farklılık olabileceği gibi, nüfus, iklim, yer altı, yer üstü kaynakları ve ticaret yollarına yakınlığı veya başkent olup olmaması gibi özellikler, esnaf gruplarının çeşitliliği ve dükkan sayılarını tayin etmede en önemli sebepler olmalıdır.

Tablo 1: Osmanlı Esnaf Grupları (1827)

BURSA ANKARA
Esnaf Dükkan EsnafDükkan
Grupları Sayısı Grupları Sayısı

Abacı 16 Abacı7 Araba İmalci 3 Attar 58 Arpacı 22 Bakırcı 12 Aşçı 4 Bakkal 46 Attar* 83 Balıkçı,
Bakırcı* 22 Zeytinci 14
Bakkal 29 Berber 56
Barutçu 8 Bez Boyacı 42
Basmacı 27 Bezirci 3
Bit Bazarı * 125 Bezzaz 193
Beledîci 95 Bostancı 91
tezgahı Börekçi 14
Berber* 88 Çarıkçı 4
Bezzaz* 105 Çıkrıkçı 8
Bezzaz- İplikçi 6 Çilingir 7
Bıçakçı 30 Çubukçu 237
Boyacı* 21 Çulhacı 19
Börekçi 18 Debbağ 40
Bükücü 50 Değirmenci 12
Camcı 4 Dellâl 21
Çağılcı 2 Derzi (terzi) 187
Çıkrıkcı 16 Destici 7
Çilingir 34 Dikici 7
Çölmekçi 2 Dökmeci 3
Çuhacı* 29
Dülger 72
Demirci 21
Ekmekçi 14
Dikici 140
Enfiyeci 1
Bedesten 38
Göncü 9
Dolapları Haffaf 39
Dülger* 345
Hallac 11
Değirmenci 78
Hamamcı* 3
Destici 6
Hamal 28
Duhancı* 44
Han* 33
Debbağ 40
Hasırcı 3
Doğramacı* 20
Helvacı 18
Enfiyeci 4
Hınacı 4
Eskici* 44
İğci 13
Fesci 14
Kahvehane 1
Fermeneci 22
Kalaycı 40
Fıçıcı 11
Kalpakcı 6
Fıçı Keşan 5
Kassab 13
Futacı 40
Kazzaz 12
Habbaz* 20
Kazılcı 11
Hallac 10
Keçeci25
Hamal* 47
Kılıçcı8
Hamamcı 22
Kireçci2
Hancı* 20
Kirişci5

Helvacı 16 Kuyumcu 63
Hıfâf-ı Çölmekci 6 Kürkcü 18
Hiyaketci* 121 Leblebici 11
Hurdacı 15 Mağaza 22
Hurdebâncı 4 Mumcu 5
Kadayıfcı 7 Muytab 11
Kahveci 122 Nalband 44
Kalburcu 12 Oda* 93
Kalaycı 19 Palascı 22
Kalfa 230 Pastırmacı 18
Kalidancı 3 Pirinçci 4
Kalpakcı 1 Saçakcı 4
Kapamacı 22 Sarrac 21
Kaplıcalar 10 Sebzeci 30
Kasap* 18 Semerci 30
Kazancı 7 Sıvacı 14
Kazzaz* 71 Şalcı* 546
Kebeci 4 Tahmisci 7
Keresteci 23 Takyeci 8
Kiracı 50 Taşcı 29
Kiremithane 2 Tekneci 82
Kiremit Ocağı 7 Terazici 13
Kirişçi 3 Tiftik boyacı 4

Kumaşcı* 70 Tüfenkci 10
Kundakcı 3 Yorgancı 4
Kurşuncu 2
Kuyumcu 56
Kuyumcu Dellâlı 4
Külahcı 13
Kürkcü 21
Leblebici 12
Muhallebici 5
Mumcu 3
Muytab 12
Münadiyan-i
Harir-i Bedes-ten* 22
Nakkaş 3
Nalband 4
Nalbur 3
Nalçacı 2
Nalıncı 5
Peştemalcı tezgahı 78
Saatcı 9
Sahhaf 38
Sahtiyan Taciri 3
Sandalcı tezgahı 471

Sandıkçı 1
Sarrac 21
Sebzeci* 86
Semerci 12
Semer Ağaçcısı
Sepetçi 14
Sıvacı 10
Simitci dükkanı
Susam Yağcı
Sofcı* 34
Şerbetçi 16
Tabancı 7
Tahmisci 10
Takyeci 9
Taşcı 5
Tuzcu 7
Tüccar* 35
Urgancı 32
Uncu 19
Yağlıkcı 2
Yaymacı 37
Kuru Yemişçi
Yorgancı 9
Toplam: 117


3933 75 2658

Esnaf Dükkan EsnafDükkan
Grupları Sayısı Gruplar Sayısı
Abacı26 Arpacı 9
Aba Dikici 30 Attar 29
Aşçı ve Kelleci 3 Bakkal 39
Attar ve Barutçu 43 Balmumcu 1
Bakırcı 14 Basmacı 6
Bakkal 29 Berber 25
Balmumcu 1 Bezzaz 52
Basmacı 39 Bıçakçı 4
Berber 40 Börekçi 7
Bezzaz 42 Çamaşırcı 1
Börekçi, Simitçi 11 Çanakçı 3
Çarıkçı 28 Çıkrıkçı 8
Çıkrıkçı, Düdükçü 14 Çilingir 12
Çubukçu 7 Çorapçı, Lüleci 43
Çulha, Kassarcı 38 Çubukçu 23
Dökmeci 7 Debbağhane 2
Elvan Boyacı 8 Demirci 20
Eskici 40 Duhancı 59
Göncü 4 Eskici 16
Habbaz 10 Değirmen* 82
Haffaf ve Dikici 111 Gazzaz (Kazzaz) 21

Hamancı 16 Habbaz 4
Tüccar Hanı 5 Haffaf ve dikici 81
Orta Han 2 Hamamcı 9
Yükçü Hanı 8 Hancı 4
İpek Boyacısı 6 Höllükcü 1
İpek Bükücü 6 Hurdacı 5
Kadayıfcı 6 Kahvehane 46
Kahve satan 5 Kalaycı 22
Kahvehane 33 Kassab 3
Kalaycı 14 Kavukcu 3
Kasap 5 Kebabcı 4
Kazancı 55 Kelleci 2
Kazzaz ve İpekci 87 Kılıçcı 8
Kebapcı 10 Kilitçi 2
Keresteci 3 Kirişci 1
Kiremitci 6 Kuyumcu 41
Kirişci 5 Kürkçü 10
Kundakcı ve Mumhane 1
Kılıçcı 10 Muytab 12
Kuyumcu ve Nalband 21
Saatci 17 Nalçacı 5
Kürkcü, Kalpakcı 12 Nalıncı, Yoğurtçu 5
Manav 17 Penbeci 28
Mumhane 1 Sarrac
Mutaf ve mazman 33 Sebzeci 9
Nalbant 20 Semerci 15
Nalçacı6
Sipah Bazarı 44
Oturakcı 50 Şekerci1
Pamukcu veTahmis1
Çorapcı 20 Terzi 99
Peştemalcı 28 Tuzcu Sarraç 12
Tüfekçi Semerci, Palancı
Keçeci 41 Setenci 22
Şerbethane 7 Tabakhane 7
Tahmishane 1 Tamirci ve Kilitci 41
Terzi 50 Tuzcu 6, Kürekci12
Doğramacı15,Tütüncü 48
Urgancı 24

Toplam: 74 1310 58 971

* Müslim veya gayr-ı müslim esnaf olabildiği gibi, aynı meslek dalının farklı kollarını da göstermektedir.

Müslim veya gayr-ı müslim esnaf olabildiği gibi, aynı meslek dalının farklı kollarını da göstermektedir.

Tablo I'de yer alan şehirlerdeki faaliyet gösteren esnafın dükkan sayılarına bakıldığında, Bursa'da ipekli kumaş dokuyan sandalcı esnafının 471 dükkanla ilk sırada yer aldığı görülür. Bu durum Bursa'nın ipek merkezi olmasının ve imparatorluk dahili ve haricine üretim yapmasının bir neticesidir. Benzer şekilde tiftik üretiminin merkezi olan Ankara esnafı içerisinde de 546 dükkanla şalcı esnafı ilk sıradadır. Sivas ve Tokat esnaf grupları içerisinde ise, Haffaf-Dikici ve Kazaz esnafı dükkan sayısı bakımından en fazla olan esnaf gruplarıdır. Yöresel üretim farklılıkları şehir esnafının sayısını etkilemekle beraber, şehirlerin temel ihtiyaçlarını karşılamak esnafın asıl görevi olmuştur. Bu sebeple temel ihtiyaçları karşılayan esnaf gruplarının dükkan sayıları genellikle ihtiyacı karşılayacak düzeyde bulunmaktadır. Bilhassa bakkal, kasap, ekmekçi, kahveci, berber, bezzaz, haffaf ve arpacı gibi esnaf gruplarının hemen her şehirde belli sayıda dükkanları vardır.36

3. Osmanlı Esnafının Çöküş Dönemi

Osmanlı esnafı XVIII. yüzyılın sonlarına kadar klasik üretim faaliyetlerini sürdürmesinin yanı sıra, gerek imparatorluk dahilindeki ihtiyacı karşılamaya çalışmakta ve gerekse belli ölçülerde ihracat için de üretim yapmaktaydı. Bu yüzyılın sonlarına doğru Avrupa'da meydana gelen gelişmeler, bilhassa Sanayi İnkılâbı, başta İngiltere olmak üzere, diğer Avrupa ülkelerinde önemli değişikliklere sebep oldu.

Kaliteli ve hızlı üretim artışı, Avrupa devletlerinin birbirlerine karşı gümrük duvarlarını oluşturmalarına ve daha uzak ülkelere pazar ve hammadde arayışına sevk etti. Aynı zamanda makineleşmeyle birlikte iktisadi alandaki üstünlüklerini siyasi alandaki başarılarıyla birleştirip, başta Osmanlı Devleti olmak üzere Latin Amerika'dan Çin'e kadar geniş bir coğrafya üzerinde Serbest Ticaret Antlaşmaları imzaladılar.37 Ayrıca, imparatorluk dahilinde bazı yabancılar tarafından Osmanlı iktisadi düşüncesini liberalleştirmek amacıyla çeşitli çalışmalar da yapıldı.38 Yapılan ticaret anlaşmalarıyla, Osmanlı dahilinde yabancı malların girişindeki artış hızlanmış ve birkaç katına çıkmıştı.39 Ayrıca Osmanlı Devleti'nin almış olduğu kararlar, imalât sektörünü önemli ölçüde etkilemiştir. Bilhassa II. Mahmud'un 1826 yılında almış olduğu bazı kararlar, yabancı rakipleri karşısında korunan Osmanlı tekstil imalâtçılarını korumasız bıraktı.40

Zaten bir bocalama döneminde olan yerli sanayiinde hızlı bir çöküş başladı. İngiliz ve diğer yabancı malları zengin tabaka için aranan lüks ve pahalı mallar iken, belli bir süre sonra her vatandaşiçin aranan iyi ve ucuz mallar haline geldi. Bu durum birçok merkezde, bilhassa dokuma sanayiinde ani bir çöküntü başlatmıştır.41 Pamuklu ithalâtının Osmanlı dokuma sanayii için yıkıcı etkilerinden söz eden David Urquart (1821), Üsküdar'da 600 tezgahtan ancak 21'i, Tesalya Turnovo'da 2000 tezgahtan 1830'da 200 tezgahın işlediğinden bahseder.42 Benzer şekilde, İnalcık'ın bahsettiği 1868 tarihli belgede "İstanbul ve Üsküdar'da min'el-kadîm 2750 adet kumaşçı destgâhı bulunarak bu sanatla İslâm ve Hıristiyan teba'a-yi Devlet-i Aliyye'den 3500 kadar nüfus taayyüş etmekte iken, otuz kırk sene zarfında bu destgâhlar yirmi beşe ve kumaşçı esnafı usta ve kalfalar olarak kırk nefere tenezzül etmiş ve kemhâcı esnafının 350 destgâhı olup..." ifadesiyle durumun vahâmeti anlaşılmaktadır.43 Aynı dönemlerde İstanbul dışında da aynı çöküşün yaşandığı görülüyor. Sivas'ta (1805-1809) faaliyet gösteren Penbeci esnafının birkaç sene içerisinde 80'den fazla olan dükkan sayısının 8-10 düştüğü padişaha bir arzla bildirilip, vergilerinin düşürülmesi talep edilmiştir.44 Aynı şekilde Bezzaz, Basmacı ve boyacı esnafının da dükkan sayılarındaki azalma neticesinde, 1818-1825 yılları arasında vergilerinde indirim sağlanmıştır.45 Hatta Penbeci esnafının durumunun çok ciddi olduğu araştırma sonucunda ortaya çıkmış ve 1824-l825 yıllarından itibaren tevzi defterlerinde vergi alınmamıştır.46

Halil İnalcık'ın tespit ettiği üzere,47 1825-1830 yılları Osmanlı dokuma sanayiinin ani ve yıkıcı bir çöküşe girdiği dönem olmuştur.48 Bu çöküşün öncelikle kıyı şehirlerinden başladığı, daha sonra İstanbul ve Avrupa vilâyetlerinin etkilendiği, 1820 ve 1830 yıllarından itibaren ise, Anadolu ve Suriye şehirlerindeki esnafın ve bilhassa Bursa ve Halep şehirlerinde çöküşün başladığı görülür.49 Ancak burada önemle belirtilmesi gereken bir husus; Halep, Şam, İstanbul ve Üsküdar gibi kaliteli pamuk dokuma merkezlerindeki sanayii bu çöküşten payını büyük oranda alırken, bilhassa köylerde ve kasabalarda yerli halkın ihtiyaçlarını karşılayan el tezgahları yerel pazarı henüz elinde tutmakta idi. Bu küçük yerlerde Avrupa mallarını henüz köylüye satan aracılar oluşmamıştı. Ayrıca ulaşım gibi bazı sorunlar tam manasıyla çözülememişti. Ancak, XIX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Avrupa malları özellikle İngiliz dokumaları Osmanlı İmparatorluğu'nun birçok yerine ulaşacaktır.

Benzer şekilde İmparatorluğun tiftik üretim tekelini elinde tutan Ankara, XIX. yüzyılın ortalarına kadar bu üstünlüğünü sürdürmüştür. XVI. yüzyıldaki altın çağa oranla, belli bir düşüş söz konusu olsa bile, şehirde yün eğirme ve dokuma ile ilgili mesleklerin çokluğu kaynaklara yansımıştır. 1590'da 621 olan dokuma tezgahı, 1827'de 546'ya düşmüştür.50 1838 Ticaret Antlaşması'nın en önemli etkisi, Osmanlı hammaddelerinin Avrupa'ya akışını kolaylaştırması, bilhassa Ankara ham tiftiğinin yerli esnaf yerine yabancılara satılması daha da arttı.51 Ankara tiftik üretiminin ve dokumacı esnafının asıl çözülmesi 1870'lerden sonra başladı. İngilizlerin Güney Afrika'nın Kap bölgesinde Ankara keçisini yetiştirmeye başlamaları ve yüksek miktarlarda üretim yapmaları, Ankara üreticisi karşısına büyük bir rakip olarak çıkardı. İlave olarak 1873-1974 öncesinde bir kıtlık ve ardından sert bir kış geçiren Ankara'nın köylerle bağlantısının kesilmesi üzerine, Ankara keçisinin tahminen %60'ı azaldı. Birkaç yıl sonra 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı'nın etkileri de eklenince tiftik üreticisi ve esnafı için büyük bir yıkım başladı.52

Dokuma sanayiin dışında faaliyet gösteren esnaf gruplarında da benzer çöküşün izlerini bulmak mümkündür. Ancak bu çöküşün temel sebebi yabancı mallarla yapılan başarısız rekabetten ziyade, Osmanlı Devleti'nin içinde bulunduğu askeri, siyasi ve iktisadi problemlerden kaynaklanmıştır. Bilhassa Yunan isyanı, Mısır meselesi, Osmanlı-Rus Savaşı en önemli sebepler olarak gösterilebilir. Dokuma sanayii dışındaki diğer esnaf gruplarından XIX. yüzyılın ilk yarısında ekmekçi, börekçi, nalbant, katırcı, çilingir, hurdacı ve kavukçu gibi çok farklı esnaf gruplarının ağır vergilerden dolayı ya tamamen ortadan kalktığı veya dükkan sayılarında büyük bir azalma gösterdiği bilinmektedir.53

Yukarıda belirtilen bütün bu olumsuz gelişmelere rağmen, Osmanlı esnaf gruplarının bu çöküşten kurtarılması için bazı faaliyetlerin yapıldığı da kaynaklara yansımıştır. 1840-1850 yılları arasında Avrupa Sanayi Devrimi'nin etkisinde bir fabrikalaşma çabaları yaşanmıştır.54 Bu hareket bilhassa bir montaj sanayi çerçevesinde ve ordu ile sarayın ihtiyaçlarının karşılanması yönünde gerçekleşmiştir. Ayrıca Tanzimat sonrasında gedik ve lonca sisteminin önemini kaybetmesi üzerine, ticaret ve sanayi odalarının kuruluş (1864) çalışmaları başlatılmıştır.55 Bilhassa Islah-ı Sanayi Komisyonu'nun faaliyetleri neticesinde esnafın şirketler halinde birleştiril mesi ve sanayi okullarının açılması kararlaştırılmıştır. Böylece çeşitli esnaf grupları bir araya getirilerek kuruluş tüzükleri hazırlanıp, 1866'da simkeşler ve kalıbdancılar, 1867'de saraçlar, debbağlar, 1868'de kumaşçılar, dökmeciler, demirciler ve 1870'de de tabakçıların şirketleri oluşturuldu. Kurulan şirketlere 6 yıl gümrük ve damga resmi muafiyeti, devlet malzeme ve ihtiyaçlarının bunlardan alımı, elemanları için okullar açılması gibi imtiyazlar tanındı.56 Netice itibariyle bazı esnaf grupları Avrupa Sanayi Devrimi'nin yıkıcı etkisinden kendisini kurtarmaya çalıştı. Bilhassa Bursa ipekçi esnafı, Bulgaristan abacı esnafı ile İstanbul, Adana ve nihayet Balkan vilâyetlerinden bazılarında kurulan özel fabrikalar yeni dönemin başarılı örnekleri oldular.

1 Halil İnalcık, The Ottoman Empire, The Classical Age (1300-1600), London 1973, s. 151­152; Abdulbaki Gölpınarlı, "İslâm ve Türk İllerinde Fütüvvet Teşkilâtı ve Kaynakları", İÜİFM, XI (1949­50), s. 3-354; Neşet Çağatay, Bir Türk Kurumu Olan Ahilik, II. Baskı, Konya 1981, s. 3-6.
2 H. İnalcık, a.g.e. s. 152.
3 Gabriel Bear, "Türk Loncalarının Yapısı ve Bu Yapının Osmanlı Sosyal Tarihi İçin Önemi", terc. S. Ferliel, Tarih Araştırmaları Dergisi, 8-12 (1970-74), s. 99-119.
4 Özer Ergenç, XVI. Yüzyılda Ankara ve Konya, Ankara 1995, s. 89-92; Ö. L. Barkan, "Osmanlı İmparatorluğ'nda Esnaf Cemiyetleri", İÜİFM, C. 41 (1983-84), S. 1-4'den ayrı basım.
5 Osman Nuri Ergin, Mecelle-i Umur-ı Belediye, C. I, İstanbul 1928, s. 559; C. White, Three Years in Constantinople, I-III, Londra 1845, s. 148.
6 O. Nuri, a.g.e., s. 614-616.
7 Nikolay Todorov, "!9. Yüzyılın İlk Yarısında Bulgaristan Esnaf Teşkilâtında Bazı Karakter Değişmeleri", İÜİFM, XXVII (1967-68), s. 1-36.
8 Ahmet Kal'a, T. D. V. İslam Ansiklopedisi, "Esnaf", C. 11, Ankara 1995, s. 424-430.
9 M. Z. Pakalın, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, C. I, 3. Basım, İstanbul 1983, s. 656-659; Sıdkı, Gedikler, 1325, s. 19; N. Çağatay, Ahilik, s. 128-130.
10 N. Todorov, a.g.m., s. 1-36.
11 Ayrıca aynı gediğe birden fazla usta ortak olabilmekteydi. Bkz. Ömer Demirel, II. Mahmud Döneminde Sivas'ta Esnaf Teşkilâtı ve Üretim-Tüketim İlişkileri, Ankara 1989, s. 65-67.
12 O. Nuri, a.g.e., s. 578-579; G. Bear, "The Administrative, Economic and Social Functıons of Turkish Guilds", IJMES, I (1970), s. 28-50.
13 Ankara, Konya, Diyarbakır, Tokat, Sivas, Musul, İstanbul vb. şehirlerde bunu görmek mümkündür.
14 Bkz. Ö. Demirel, a.g.e., s. 50-51; İbrahim Yılmazçelik, XIX. Yüzyılın İlk Yarısında Diyarbakır (1790-1840), Ankara 1995, s. 218-220; Rıfat Özdemir, XIX. Yüzyılın İlk Yarısında Ankara, Ankara 1986, s, 175-176.
15 Rıfat Özdemir, "Tokat Esnaf Teşkilâtı (1771-1840)", Birinci Tarih Boyunca Karadeniz Kongresi Bildirileri, 13-17 Ekim 1986, Samsun 1888, s. 397-424.
1 16. Kethüdanın görev ve nüfuzunun zamanla arttığı, şeyh ve diğer görevlilerin vazifelerini dahi üstlendiğini O. Nuri belirtiyor. Bkz. O. Nuri, a.g.e., s. 560. Bu duruma benzer bir uygulama vakıf yönetici ve görevlileri arasında da görülmekteydi. Aynı şahsın birden fazla vakıf yöneticiliği veya birden fazla görev üstlenme uygulaması oldukça yaygındı. Bilhassa XVIII. ve XIX. yüzyıllarda artan bir şekilde görülmektedir. Bkz. Ömer Demirel, Osmanlı Vakıf-Şehir İlişkisine Bir Örnek: Sivas Şehir Hayatında Vakıfların Rolü, Ankara 2000, s. 127-134.
17 Bkz. O. Nuri, a.g.e., s. 560-574; R. Özdemir, Ankara Şehri, s. 175-176; R. Özdemir, "Tokat Esnafı", s. 397-424; Ö. Demirel, Sivas Esnafı, s. 43-44; İ. Yılmazçelik, a.g.e., s. 218-221.
18 Konuyla ilgili çok sayıda örnek verilebilir. Bkz. O. Nuri, a.g.e., s. 560-574; Ö. Demirel, Sivas Esnafı, s. 44-54: R. Özdemir, "Tokat Esnafı"; M. Çadırcı, Tanzimat Dönemi Anadolu Kentlerinin Sosyal ve Ekonomik Yapıları, Ankara 1991, s. 123-125; İ. Yılmazçelik, a.g.e., s. 218-221; Ahmet Kal'a, a.g.m.; Özer Ergenç, XVI. Yüzyılın Sonlarında Bursa, Basılmamış Doçentlik Tezi, Ankara 1979, s. 195-216; Esnaf temsilcisinin atanmasıyla ilgili bir başka uygulama ise, valinin buyruldusu ile yapılmaktaydı.
19 1793 tarihinden 1837 tarihine kadar aynı aileden Kenanzâde Feyzullah Ağa ve oğlu Mehmed Ağa Sivas bakkalan bazarbaşılığını yürütmüşlerdir. Bkz. Ö. Demirel, Sivas Esnaf Teşkilâtı,s. 52-54.
20 M. Çadırcı, Tanzimat Döneminde Anadolu Kentleri, s. 124-125.
21 Bkz. Ö. Demirel, Sivas'ta Esnaf Teşkilâtı, s. 44-48; M. Çadırcı, a.g.e., s. 123-125; İ. Yılmazçelik, a.g.e., s. 219; R. Özdemir, "Tokat Esnafı", s. 397-424.
22 Aynı zamanda devlet ihtiyaç halinde serbest çalışan esnafı da ordu ihtiyacı için alabilir. Buna orducu esnaf da denir. Bkz. Ahmet Kal'a, a.g.m., s. 424-430.
23 İstanbul için bkz. İstanbul Ahkâm Defterleri, İstanbul Esnaf Tarihi, 1, 2, İstanbul 1997­1998; Musa Çadırcı, a.g.e., s. 131-144; Ömer Demirel, Sivas Esnaf Teşkilât, s. 157-158; R. Özdemir, Ankara, s. 229-232; R. Özdemir, "Tokat Esnafı"; İ. Yılmazçelik, a.g.e., s. 308-310.
24 Ahkam Defterleri'den İstanbul esnafıyla ilgili belgelerin orijinali ve transkribi verilmek suretiyle oluşturulan 2 ciltlik eserdir. Bkz. İstanbul Esnaf Tarihi I, II, İstanbul 1997, 1998.
25 Ayrıca Mantran'ın verdiği iki ayrı tabloda gerek dükkan sayılarında gerekse meslek grupları sayılarında izah edilemeyen bazı karışıklıklar var. Bkz. R. Mantran, a.g.e., C. 2, s. 16-23, s45-49.
26 Bkz. İstanbul Esnaf Tarihi, I, s. XXV; İstanbul Esnaf Tarihi, II, s. 11-12.
27 XX. yüzyılın başlarına ait olan listede yaklaşık 300 civarında esnaf ismi geçmektedir. Bkz. Osman Nuri Ergin, Mecelle-i Umûr-ı Belediye, C. 4, İstanbul 1995, s. 1924-1952.
28 R. Mantran, a.g.e., C. II, s. 17-22, 47-48.
29 R. Mantran, aynı yer.
30 M. Çadırcı, a.g.e., s. 135-139.
31 R. Özdemir, Ankara, s. 229-231; M. Çadırcı, a.g.e., s. 139-142.
32 R. Özdemir, "Tokat Esnafı", s. 397-424.
33 Ö. Demirel, Sivas Esnaf Teşkilâtı, s. 157-158.
34 İ. Yılmazçelik, a.g.e., s. 309; Ziya Kazıcı, Osmanlılarda İhtisâb Müessesesi, İstanbul 1987,s. 166-169.
35 Ö. Demirel, a.g.e., s. 153.
36 Bkz. Tablo I.
37 Şevket Pamuk, Osmanlı Ekonomisi ve Dünya Kapitalizmi (1820-1913), Ankara 1984, s. 18-19.
38 A. G. Sayar, Osmanlı İktisat Düşüncesinin Çağdaşlaşması, İstanbul 1986, s. 191-235.
39 H. İnalcık, "Osmanlı Pamuklu Pazarı", s. 1-66; Ö. C. Sarç, "Tanzimat ve Sanayimiz", Tanzimat, 1940, s. 423-440; Mübahat S. Kütükoğlu, Osmanlı-İngiliz İktisâdî Münâsebetleri, I (1580­1838); A. Le Genissel, L'Ouvrler D'industrie en Turque, Beyrouth 1948, s. 39-42; Sevim Ünal, "1830­1840 Yılları Arasında Türk-İngiliz Ekonomik İlişkileri", VII. Türk Tarih Kongresi Bildirileri, II (1981), s. 1367-1376; Şevket Pamuk, a.g.e., s. 27-31.
40 Donald Quataert, Osmanlı İmalat Sektörü, Çev. T. Güney, İstanbul 1999, s. 17-19; Bazı sektörlerde esnaf üzerinde devlet koruması görülmüşse de uzun süreli ve etkili bir koruma yapılamamıştır. Bilhassa ipekli dokuma sektöründe 1802-1839 yılları arasında bazı iradeler çıkarılmaya çalışılmış, Bursa ve Halepli ipekli dokumacılarına bazı öncelikler verilmiştir. Bkz D. Quataert, a.g.e., s. 201; Benzer şekilde Bulgaristan Abacı esnafı da Osmanlı Devleti tarafından yüksek siparişler verilmek suretiyle korunmaya çalışılmıştır. Bkz. Nikolay Todorov, a.g.m., s. 1-36.
41 H. İnalcık, a.g.m., s. 1-66; Ö. Demirel, Sivas Esnaf Teşkilâtı, s. 101-102.
42 Naklen H. İnalcık, a.g.e., s. 1-66.
43 H. İnalcık, a.g.m., s. 1-66.
44 Ö. Demirel, Sivas'ta Esnaf Teşkilâtı, s. 101 -102.
45 Ö. Demirel, a.g.e., s. 102.
46 Ö. Demirel, a.g.e., s. 102, 169.
47 H. İnalcık, a.g.m., s. 1-66.
48 H. İnalcık, "Osmanlı Pamuklu Pazarı", s. 1-66; Ayrıca 19. yüzyılın ilk yirmi-otuz yılında, Saksonya'daki dokumacılar, Osmanlı pazarında İngiliz ürünleriyle başarılı bir şekilde rekabet ettiler. Bu dönemde Saksonyalı tekstil imalatçıları, İngiliz ipliği ithal edip, taklitlerini ürettiler. 1840 yılında düşük maliyete "sağlam ve yıpranmayan bir dokuma" üreterek çok büyük başarılar elde ettiler. Bu yüzden sadece birkaç yıl içinde, Saksonya'dan pamuklu kumaş ithalatı büyük bir artış gösterdi. Bursa'nın ipekli ve ipekli-pamuklu dokumalarının eskiden çok yüksek düzeyde olan tüketiminin yerini aldı. Bkz. D. Quataert, a.g.e., s. 203.
49 Ş. Pamuk, a.g.e., s. 115.
50 François Georgeon, "Keçi Kılından Kalpağa: Osmanlı İmparatorluğu'nun Son Yüzyılında Ankara'nın Gelişimi", Modernleşme Sürecinde Osmanlı Kentleri, Ed. P. Dumont, F. Georgeon, İstanbul 1996, s. 99-115.
51 F. Georgeon, a.g.m., s. 99-115.
52 F. Georgeon, a.g.m., s. 99-115.
53 Ö. Demirel, a.g.e., s. 102-103.
54 Bu konuda bkz. Rıfat Önsoy, Tanzimat Döneminde Osmanlı Sanayii ve Sanayileşme Politikası, Ankara 1988; Tevfik Güran, "Tanzimat Döneminde Devlet Fabrikaları", 150. Yılında Tanzimat, Ankara 1994, s. 235.
55 Abdullah Martal, "Osmanlı Sanayileşme Çabaları (XIX. Yüzyıl)", Osmanlı, c. 3, Ankara 1999, s. 279-285.
56 A. Martal, a.g.m.
56 7/171/520 İstanbul'da kâğıtçı esnafının kağıt alım satım ve tahsis nizamlarına ve bu nizamlar hususunda kağıtçı esnafı ile hassa kağıtçıbaşı arasındaki münazaanın giderilmesine dair hükümale eylememek üzre virilen i'lâm-ı şer'iyyeler mûceblerince yedine iki kıt'a emr-i şerifüm i'tâ olınmışiken bu esnâda i'lâmât ve evâmir-i şerîfeme muğâyir esnâf-ı mezbûrdan ba'zı kimesneler fuzûlî müdâhale ve ta'ciz sevdâsında oldukların bildürüp muğâyir-i i'lâmât ve evâmir-i şerîfe zâhir olan müdâhaleleri men' olınmak bâbında istid'â-yı inâyet ve sâdır olan fermân-ı âlîye imtisâlen âhar arz-ı hâl hâmişinde derkenâra ba'de'n-nazar kağıdcı esnâfından Kethudâ vekili el Hâcc Osmân ve el-Hâcc İsmâ'îl ve Derviş ve İbrâhim Ağa ve Mustafâ Ağa ve Mustafâ Odabaşı ve Halîl ve Molla Mehmed ve el-Hâcc Abdullâh ve Seyyid Mustafâ ve Monlâ Nu'mân dimeğle ma'rûf kimesneler ile sâirleri meclis-i şer'de bâ fermân mîri kağıdcıbaşı olan merkûm Mehmed bin Fyzullâh muvâcehesinde taşradan gelen kağıddan kağıdcıbaşı-i merkûm mîrî içün kadr-ı kifâye kağıd intihâb ve mâ'abâdan yine kağıdcıbaşı-i merkûm dahi dükkânında ibâdullâha bey içün kağıd olup ziyâdeye tesaddî itmemek üzre tenbîh olınmak matlûbımuzdur didüklerinde kağıdcıbaşı-i merkûm dahi fimâ ba'd taşradan gelen kağıddan mîrî içün gümrük emîni ma'rifetiyle kadr-ı kifâye vesâir ibâdullâhun dükkânında bey itmek içün aldığı kağıddan ziyâde esnâf-ı mezbûrûnun alacakları kağıdı müdâhale itmemek üzre kağıdcıbaşı-i merkûm ve mezbûrûnun taşradan kendi akçesiyle getürdiği [kağıda] dahi esnâfı merkûmûn hilâf- şer' müdâhale itmemek üzre her biri ta'ahhüd ve bu vechile kat'-ı nizâ' itmeleriyle husûs-ı mezbûr içün tarafeyn emr-i şerifüm sudûrı recâsında oldukları sen ki mevlânâ-yı mûmâ ileyhsin i'lâm itmenle i'lâmun mûcebince amel olınmak içün emr-i şerîf yazılmışdur.

Fî evâhir-i Ş sene 1178 (13-21 Şubat 1765)

Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv     
6931 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın