• Anasayfa
  • https://www.facebook.com/tarihtarihcemiyeti/
  • https://twitter.com/ttcemiyeti
TAVSİYE KİTAP
Yazarlar
Son Dönem Osmanlı Toplumunda Çocuk (1850-1900) / Dr. Cüneyd Okay

Ondokuzuncu yüzyılda Osmanlı çocuklarının hayatında meydana gelen Batı tesirli değişme ve gelişmeyi tam olarak tespit edebilmek için o döneme kadar çocuğun toplumdaki yerini ortaya koymak gerekir. 

Tanzimat Dönemi'ne kadar Osmanlılarda çocuğun ayrı bir yeri ve konumu olduğu hakkında bir bilgimiz yoktur. Yani çocuğun farklı bir varlık olarak toplumda yer aldığı bilinmemektedir. Şüphesiz çocuklar sosyal hayat içinde her zaman mevcutlardı. Aile içinde bulunuyorlar, sokakta oyun oynuyorlar, okula gidiyorlardı. Bununla beraber çocuğun farklı bir varlık olduğu, değişik şeylere ihtiyaç duyduğu ya bilinmiyordu ya da böyle şeyler akla bile gelmiyordu.

Çocukların Tanzimat'tan önceki gündelik hayatları hakkında kesin bir fikre sahip olmak için eldeki veriler yeterli değildir. Osmanlılarda gündelik hayatı konu alan makale ve kitaplarda bile çocuklara ya çok az yer ayrılmış ya da -genellikle- hiç yer verilmemiştir. Nadiren söz konusu edilen çocukların hayatları ise padişah ya da üst düzey bürokratların çocuklarını içine almakta ve sıradan Osmanlı çocuklarının gündelik yaşayışı hakkında yeterli bir bilgi bulunmamaktadır. Bunun en önemli sebeplerinden biri Osmanlı çocuklarının belirli bir yaşa kadar eve bağlı, kapalı bir hayat yaşamaları1 olarak gösterilebilir. 18. asırda bir Türkiye seyahati yapan M. D'Hosson da 18. yüzyıl Türkiyesinde Örf ve Adetler isimli kitabında kadınların çocuklarını mümkün olduğu kadar kendilerinin emzirmeye özen gösterdiklerini, herhangi bir sebepten dolayı emziremeseler bile onları asla dışarı çıkarmadıklarını yazar.2 Bu ifadeler 19. yüzyıla kadar Osmanlı topraklarına gelmiş olan elçi, yazar ve seyyahların hatıra, not ve mektuplarında Osmanlı çocukları ile ilgili az sayıda kayda değer bilgi veren satırlar arasında yer alır. Yabancı ressamların gravür ve resimlerinde de çocuklar pek yer almazlar. Resimlerde nadir olarak görülen çocukların en mühim özelliklerinden biri büyüklerle aynı kıyafeti giymiş olmalarıdır3 ki bu da o dönemlerde çocuklar için ayrı bir giyim tarzı olmadığını göstermektedir. Kıyafet için ileri sürülebilecek olan bu görüş çocukla ilgili bütün alanlara yaygınlaştırılıp genelleştirilebilir. Kısaca özetlemek gerekirse Tanzimat yıllarına kadar Osmanlılarda çocuk, çocuk olarak değil de "küçük yetişkin" olarak görülüyordu.

Tanzimat öncesi döneme ait çocukluk hatıralarını anlatan eserlere de -dönemle ilgili ilk elden ipuçları vermesi bakımından- pek rastlanmaz. Bu dönem çocukları ile ilgili olarak söylenebilecekler özetle, mektebe başlama merasimi olan "amin alayları", basit ve ilkel oyunlar ve oyuncaklar ve sünnet törenlerinden ibarettir. Bununla beraber daha sağlıklı bir hükme varabilmek için devirle ilgili bütün kaynakları taramak gerekmektedir.

19. Asırda Çocukların Gündelik Hayatında Meydana Gelen Modern Değişmelerin Anahatları

Eğitim Alanında Yaşanan Modernleşme

Tanzimatla beraber her alanda yaşanmaya başlayan hızlı değişimin öncülerinden biri eğitimdir. Tanzimat devlet adamlarının hemen hemen hepsi Avrupa'da eğitim görmüş insanlardı ve Avrupa'nın ileri hayat seviyesinde eğitimin önemini ve yerini kavramışlardı. Avrupai eğitim liberal ve modern bir eğitimdi ve Avrupa ile aynı hayat şartlarına sahip olmanın yolunun benzer bir eğitim sisteminin kurulmasından geçtiğini düşünüyorlardı. Buna karşılık hangi metodun uygulanacağı, nasıl bir planla işe başlanacağı, hangi sistemin Osmanlı öğrencileri için daha uygun olduğu, hangi okullarda yenileşme hareketlerinin başlatılacağı ve saire gibi konularda belirsizlikler söz konusuydu. Bu belirsizlik genel hatlarıyla 1876 yılına yani II. Abdülhamit tahta geçinceye kadar sürdü.4 Bu yıldan başlayarak modern eğitim anlayışı köklü bir biçimde Osmanlı eğitim sistemine yerleşmeye başladı. Bununla beraber klasik ve geleneksel eğitim sistemi de bir yandan mevcudiyetini sürdürdü. Aslında Tanzimat Dönemi'nin hemen her alanı için geçerli olan bu "düalist yapı"nın eğitim sahasında da uzun müddet devam etmesi tabii idi.

Osmanlı Devleti'nde ilk öğretimin yapıldığı okullar sıbyan mektepleri idi. Bu okullar çocukların ilk öğretim ihtiyaçlarını uzun süre karşılayabilmişti. Fakat 19. asrın başlarından itibaren bu okullarda ıslahat yapmak lüzumu duyulmaya başlanmıştı. İşte bu konudaki ilk ıslahat teşebbüslerinden biri birçok alanda da reformist hareketleriyle tanınan Sultan II. Mahmud'a aittir ve talim-i sıbyan hakkında bir ferman yayınlamıştır.5 1845 yılında Sultan Abdülmecid tarafından yayınlanan Hatt-ı Humayun'da da sıbyan okulları ile ilgili yeni düzenleme çabaları görülmektedir.6 Sıbyan Mektepleri ile ilgili en önemli düzenlemeler ise 1869 tarihli Maarif-i Umumiye Nizamnamesi ile sağlanmıştır. Bu nizamname ile Osmanlı Devleti'nde okullar tahsile göre sınıflandırılmış ve bu sınıflandırmada Fransız sistemi esas olarak alınmıştır. Bu tasnifte bu çalışmanın sınırları içine tamamen giren mekâtib-i sıbyaniye ve kısmen giren mekâtib-i rüşdiye dörder yıllık olarak öngörülmüştü. Aynı nizamnamenin getirdiği önemli yeniliklerden biri de ilk tahsili, kız ve erkek çocuklar için mecburi hale getirmeyi öngörmesidir. (kızlar için 6-10 yaş erkekler için 7-11 yaş).

Bu nizamname ile ilk öğretim alanında ıslahat çalışmaları hızlanır ve "ibtidai" denilen modern ilk öğretim okulları açılır, fakat yukarıda da belirtildiği üzere bir taraftan geleneksel ilk öğretim kurumları olan sıbyan mektebleri de varlıklarını sürdürürler. Bu mekteplerde okutulan dersler şu şekilde sıralanabilir:

Elifba, Kur'an, İlm-i Hal, Tecvid, Türkçe Ahlak Risaleleri -Türkçe- Hat.7

Aslında ibtidailerin müfredatı da bundan çok farklı değildi.8 Fakat bu okulların eğitim sistemleri moderndi ve Avrupai bir tarzda eğitim verme gayretindeydiler. Binaları düzenli ve bakımlıydı. Sıbyan okullarında yerde oturulurken ibtidailerde öğrenciler sıralarda oturuyorlardı. Öğretmenlerin öğrencilerine davranışları açısından Sıbyan Mektebleri ile mukayese edilince oldukça olumlu bir tablo ortaya çıkıyordu. Cezalandırma ve mükâfatlandırma modern usullerle yapılıyordu. İbtidailerde öğrencilerin belirli bir kıyafeti vardı yani forma giyiyorlardı. Yahya Kemal çocukluk hatıralarını anlatırken geleneksel ve modern okullar arasındaki farkı çok net ve kesin bir şekilde ortaya koyar:

"Önce klasik bir ilkokula gittim. Arkasından da modern bir mektep olan Mekteb-i Edeb'e geçtim. Bu bana Müslümanlıktan çıkıp gâvurluğa geçmek gibi gelmişti. Mekteb-i Edeb'in üniforması vardı. İlk defa yeni usul bir rahleye oturdum. İlk gün bana yeni usul bir Elifba gösterdiler. Klasik okulda üç senede sökemediğim elifbayı bir günde söktüm. Mekteb-i Edeb'e geçişim Şark'tan Avrupa'ya geçişim oldu.9 Sırf bu son cümle bile eğitimde modernleşmeyi ve Avrupalılaşmayı en kısa ve açık bir biçimde sergilemeye yetmektedir.10

Çocukların eğitim alanında yaşadıkları diğer değişmeler de kısa bölümler halinde şu şekilde özetlenebilir: 1846 yılında yürürlüğe konan sıbyan mektepleri talimatnamesiyle, anne ve babaların rızaları ile beş ve daha aşağı yaş çocukların da okula gitmelerine izin verilir.11 19. yüzyıl Osmanlı çocuk dergilerinde zaman zaman görülen "Valide Sınıfına Mahsus manzumeler" ya da "Valide Sınıfına Mahsus Şarkılar"12 da sözü edilen "valide sınıfı" bu yaşta çocukların öğrenim gördüğü sınıflar olmalıdır ki hem bu yaştaki çocukların eğitim sistemi içine dahil edilmesi ve hem de çocuk dergilerinde bu öğrenciler için şarkı ve şiirlerin yer alması Batılılaşmakta olan çocuk anlayışının önemli göstergeleri olarak kabul edilmelidir.

19. yüzyılda yerleşmeye başlayan Batılı anlayışla beraber özürlü çocukların eğitimi problemi de gündeme gelir. O döneme gelinceye kadar Osmanlı Devleti'nde özürlü çocukları eğitimi için kurulmuş herhangi bir özel eğitim kurumu yoktu. Mustafa Sami Efendi, Avrupa Risalesi'nde "Avrupa'da âmâ ve ebkem bulunan sabî ve sabîyelerin dahi müstakil mektebleri vardır. İşte Avrupalılar noksan âzâlı etfal içün çok masraf ediyorlar"13 diyordu. Avrupa'daki özürlü çocukların eğitimine duyulan bu ilgi ilk olarak Münif Paşa'nın Maarif Nazırlığı'nda bir sonuç verir ve bu tip okulların ilki bir dilsizler okulu olarak öğrenime başlar.14

Ticaret Mektebi'nin bir sınıfı bu iş için tahsis edilir ve müdürlüğüne Ticaret Mektebi'nin de müdürü olan ve bu okulun kurulmasında büyük bir gayret sarf eden Grati Efendi atanır.15 İlk olarak yirmisi Müslüman ve ikisi gayrimüslim olmak üzere yirmi iki dilsiz çocuğun eğitimine başlanır. Bu çocuklara vapurda ve trende ücretsiz ulaşım imkanı sağlanır. İkinci sene okula sağır çocuklar da kabul edilir ve öğrenci sayısı kırk beşe çıkar.16 Özürlü Osmanlı çocuklarını -çok küçük bir bölümünün dahi olsa- eğitim imkânına kavuşturan bir okulun açılması eğitim anlayışında yerleşmeye başlayan Batılı düşünceyi göstermesi bakımından önemli bir gelişme sayılabilir. 17

Okulda verilen eğitimle ilgili daha çok gayrimüslim tebaanın okullarında görülen şu modern gelişmeden de bahsetmek gerekir: Avrupa'da benzerleri olan ve eğitime katkı sağlamak amacıyla yapılan eğlence ve balolar 19. yüzyılın sonlarına doğru gayrimüslim öğrencilerin devam ettiği okullarda düzenlenmeye başlanır. Galata'daki Musevi okullarına yardım için verilen ve İtalya Elçisi Kont Korte'nin düzenlediği balo bunlardan biridir. 18 Çocuklara Mahsus Gazete'de çıkan bir haberde İzmir'deki Yuvanaki Epseholis Rum okulu için bir eğlence düzenlendiği ve 1200 mecidiye gelir elde edildiği haber veriliyordu.19 Yine aynı dergide benzer balo ve eğlence haberleri zaman zaman göze çarpmaktadır.20 Bu arada gene bu konuyla bağlantılı olarak okullar için piyangolar da
düzenleniyordu. Bu piyangolardan birinin düzenlenmesi için Selanik Valiliği, Siroz Rum Mektebi'ne izin vermişti.21 Eğitime katkı sağlamak amacıyla düzenlenen balo, eğlence ve piyangoların yalnız gayrimüslim okullarında görüldüğünü tekrarlamakta fayda var.

19. asrın ikinci yarısıyla beraber okulda verilen eğitimin yanında evde verilen eğitimde de modern gelişmeler yaşanılmaya başlar. Evde eğitim iki şekilde gerçekleşiyordu. Ya dersi verecek olan hoca eve geliyor ya da çocuk bir yetişkinle beraber dersi verecek olan kişinin evine gidiyordu. Söz konusu olan dönemde Osmanlı toplumunda rağbet gören kültür Fransız kültürü olduğu için muteber dil de Fransızca'dır. Bu sebeple bilhassa Fransa'dan gelen bayan öğretmenler İstanbul'da ve bazı büyük şehirlerde özel Fransızca dersi vermeye başlamışlardı. Bunlar genellikle yüksek gelir seviyesine sahip ailelerde oluyordu ve dil öğreniminin yanında müzik ve âdâb-ı muaşeret dersleri de alınıyordu. Hatta birçok aile çocuklarının Fransız kültürüyle yetişebilmesi için evde daimi olarak kalan Fransız mürebbiyeler tutuyordu. Bu mürebbiyeler22 dönemin birçok romanına da konu olmuştur.

19. yüzyılın sonlarına doğru çocuklar için verilen özel ders ilanları gazetelerin sayfalarında sıkça görülür. Tarik gazetesinde Türkçe ve Fransızca bilen bir matmazelin gerek müşterilerin evine gitmek ve gerek kendi hanesine olmak üzere ders verdiği ve Pazartesi ve Perşembe günleri kendi evinde yalnız kadınlara ve kızlara ucuz fiyatla piyano23 dersi vereceği ilan ediliyordu.24 Özel müzik dersi ilanları çocuk dergilerine de girmişti. Bahçe dergisinden bir örnek: "Çocuklara mahsus musıki dersi: Kıztaşı'nda, Tophane Meclis Kalemi Ketebesi'nden Nuri Beyefendi"25 Devri anlatan hatıra kitapları ve romanlarda, hikayelerde bu ev dersleri sık sık yer alır. Çocukların Avrupa orijinli bir müzik aleti olan piyanoyu çalmalarının bir örneğini Recaizade Mahmut Ekrem'in, Nijad Ekrem kitabında görmek mümkündür.

Çocuk yaşta ölen oğlunu anlattığı kitabında Recaizade Mahmut Ekrem oğlunun piyano çaldığını anlatır.26 Hatta piyano öğretmek için bir kitabın yazılmış olması ve bu kitabın bir çocuk dergisi olan Çocuklara Mahsus Gazete'de okuyuculara tavsiye edilmesi bu aletin günlük hayata ne kadar girdiğini göstemesi bakımından dikkat çekicidir: "Talim-i Musıki: Türkçe ve Fransızca izahlı piyano muallimi. Musıki-i hikmete dair fendir. Bilene bilmeyene ruşendir. Musıki-i Humayun Kolağalarından Cemil Arif Bey Efendi (.) bir eser vücuda getirmiştir. Bu eser nota ile piyano çalmak arzusunda bulunan hanım kızlara pek lazımdır"27

Osmanlı çocuklarının 19. asırdaki gündelik hayatlarının en önde gelen Batılı unsurlarından biri de şüphesiz yabancı dildir. Çocuklar bilhassa asrın ikinci yarısından itibaren yabancı dil öğrenmeye başlamışlardı. Fransızca yeni tarzda açılan bazı ilk okullara (ibtidai mektebler) ders olarak konmuştu. Bunda Avrupa ile yakın temas eden devlet adamlarının rolleri vardı. Bu kişiler yabancı dil öğretiminin modernleşme ve Batılılaşma sürecini hızlandıracağını fark etmişlerdi. Bu devlet adamlarından biri Edhem İbrahim Paşa'dır. Edhem Ibrahim Paşa28 çocukların eğitimi üzerine yazdığı Terbiyet-ül Etfal adlı kitabında çağdaş bir eğitim için yaygın Avrupa dillerinden birini bilmenin şart olduğunu söyler.29 Okulların yanı sıra yabancı dil öğretiminde bu amaçla yazılan kitaplar da önemli bir yere sahiptiler. Çocuklara Mahsus Gazete'de çıkan bir ilanda çocuklara Fransızca öğreten bir kitap hararetle tavsiye ediliyordu. "Fransızca Münşi-i Umumi: Alem Matbaası'nda pek nefis suretde tab edilerek meydan-ı intişara çıkarılan bu eser-i nefis, Üçüncü Ordu-yı humayunun altmış dokuzuncu Alay Katibi Vidinli Ahmed Rahmi Bey Efendi tarafından tercüme edilmiştir. Güzel bir eserdir. Münderecatına ıttıla-ı tam hasıl edenler Fransız lisanında mükemmel bir katib olurlar. Şu nefis eserin mükemmel olması müterciminin de Lisan-ı Fransevi'deki maharetine delil-i kâfidir. Başka söze hacet yoktur"30

Yine aynı dergide çocuklara Fransızca'yı çok rahat bir biçimde öğretecek olan yeni bir kitabın yayımlandığı duyurulur: "Yeni Küçük Elifba-yı Osmani: Müellifi: Bab-ı Ali caddesindeki Mekteb-i Lisan­ı Fransevi müessisi ve müdiri Jan Pol. Fransız lisanını nevresidegan ve etfale bir suret-i latifede ve on beş gün zarfında kıraat ettirecek bu elifba (.) "31 Fransızca öğretimine süreli yayınlar da el atarlar. Bahçe dergisi çocuklara "Fransızca'dan ders" başlığı altında yazılar yayımlanacağını duyururken32 dönemin hemen bütün süreli çocuk yayınlarında birçok kelimenin Latin harfleriyle Fransızca olarak yazıldığı da sık sık görülen bir durumdur. Avrupa'yı yakından tanımış olan, çocuk ve çocukluk hakkında önemli eserleri bulunan Ahmed Midhat Efendi'nin ise değişik bir gözlemini buraya aktarmakta fayda var. Ahmed Midhat Efendi Avrupalı çocukların ana dillerinden başka dil bilmediklerini söyler ve bunun bir ihmal olduğunu belirtir. Yazar çocukların iki veya üç dil öğrenebileceklerini ve bunun da yetişkinlerin yabancı dil öğrenmelerinden daha kolay olduğunu belirtir.33

Çocukların eğitimde karşılaştıkları en büyük problemlerden biri de alfabedir. Kullanılan alfabe ile ilgili şikayetler daha 19. asırda başlar ve bir müddet sonra da aleni olarak dile getirilir. Tercüman-ı Ahval'de çıkan bir yazıda ilkokula başlayan çocukların yedi sekiz sene sonra bile okuyamadıkları ve hatta bazı hocaların bile bu durumda oldukları belirtilirken34 Avrupa milletlerinin kendilerine mahsus alfabelerinin bulunduğu ve oradaki çocukların çok kolay okuma-yazma öğrendikleri anlatılarak Osmanlı diline göre alfabe ve hece kitapları yazılması gerektiği, mahalle mekteplerinde eski yolun terkedilip yeni usul üzere öğretime geçilmesinin şart olduğu görüşlerine yer veriliyordu.35 Münif Paşa da "İmla Meselesi" başlıklı yazısında Avrupalıların yazılarında bir müşkülat olmadığı için altı yedi yaşında çocukların çok kolay okuma yazma öğrendiklerini söyler.36

Görüldüğü gibi imla ve alfabe de dahil olmak üzere çocukların eğitiminde örnek alınan, özenilen sistem kurum ve metodlar daima batılıdır, her mukayesede Avrupa çocuklarının eğitimi veri olarak alınır ve çocuk eğitiminin her alanında bir yenileşme ve değişme çabası söz konusudur. Bu değişmenin yönü de hep Avrupa'ya doğrudur.

Osmanlı toplumunda hızlı ve köklü değişmelere sahne olan 19. yüzyılda çocuk terbiyesi37 de bu değişimden etkilenir. Bir insanın yetişmesinde çocukken aldığı terbiyenin rolü ve önemi o dönemde de herkes tarafından takdir edilmektedir. Tanzimatla beraber çocuk terbiyesinin ayrı bir alan olduğunun ve ihtisas gerektirdiğinin farkına varılır. Bu alanda modernleşme çabaları gösterenlerin başında yine Münif Paşa gelmektedir. Maarif Nazırlığı da yapan Münif Paşa "Ehemmiyet-i Terbiye-i Sıbyan"38 başlıklı makalesinde çocukların seçecekleri mesleğe göre terbiye edilmeleri gerektiğini söyler. Babalara, çocuklarına kendi aldıkları terbiyeden daha farklı bir terbiye vermelerini tavsiye eden Münif Paşa buna sebep olarak da çocukların daha farklı bir zamanda yaşayacak olmalarını gösterir. Münif Paşa yazısında sık sık Avrupa'daki çocuk terbiyesi anlayışını da gündeme getirerek mukayeseler yapar. Avrupa'da çocuk terbiyesine büyük önem verildiğini ve orada bir kişi çocuk sahip olduğunda ilk iş olarak eğitim masraflarının hesaplandığını anlatır. Bazı ülkelerde yedi yaşına gelen kız ve erkek çocukları okula göndermeyen babaların cezalandırıldığını da ekler.

Geleneksel çocuk terbiyesinde dayağın önemli bir yer işgal ettiğini ve bunun son derece yanlış bir yol olduğunu belirten Münif Paşa cezalandırmanın, Avrupa'da benzerleri görülen, uygun bir lisan ile ikaz etmek, sınıfta oturduğu yeri değiştirmek, bir müddet mektepte alıkoymak, işlediği suça göre dersi yirmi otuz kere yazdırmak şeklinde olması gerektiğini açıklar. Kısacası Münif paşa hem konuya yaklaşım tarzıyla ve hem de Maarif Nezareti'ndeki icraatıyla yenilikçi ve değişimci bir tavır ortaya koymuştur.

19. asırda çocuk terbiyesi üzerine yazılmış en önemli ve kapsamlı kitaplardan birinin yazarı ise bir başka devlet adamı Edhem İbrahim Paşa'dır. Kitabın adı Terbiye ve Talim-i Adab ve Nesayihü'l Etfal'dir.39 Edhem İbrahim Paşa Avrupa'da birçok şehir gezmiştir ve kitabında bu seyahatler ilgili intibalarını anlatır.

Kitap yazarın "ders" adını verdiği otuzbeş bölümden meydana gelir. Bu derslerde çocuklara sağlık, temizlik, eğitim, oyun, meslek seçimi ve insan ilişkileri gibi konular işlenir. Edhem İbrahim Paşa dönemin çok ilerisinde bir terbiye ve eğitim anlayışına sahip olan bir devlet adamıdır.40 Çocuğu terbiye ederken ona yaşının diliyle hitap edilmesi gerektiğini söyler. Kitabı boyunca Avrupa'nın ileri oluşunu eğitim ve terbiye sistemine bağlamış ve çocuklara iyi yetişmeleri için bu yönde tavsiyelerde bulunmuştur.41

Bu dönemde Avrupa'ya gidip oradaki çocuk terbiyesi ile ilgili intibalarını yazanlardan biri de Sadık Rıfat Paşa'dır. Avrupa Ahvaline Dair Risale'de Sadık Rıfat Paşa Avrupa çocuklarına çok küçük yaşlarda terbiye verilmeye başlandığını anlatır.Çocukların erken yaşta mesleklerinin belirlendiğini söyleyerek yine çok erken dönemlerde evlerinden ve ailelerinden ayrıldıklarını ekler.42 Ahmed Midhat Efendi ise Peder Olmak Sanatı'nda buna paralel bir görüş ortaya koyar. Osmanlılarda çocukların ev dışında terbiye edilmediğini olumlu bir not olarak kaydeden Ahmed Midhat Efendi, Avrupa'da aksi bir durumun geçerli olduğunu anlatır.43 Samipaşazade Sezai de Avrupa'nın çocuk terbiyesinde en itina ettiği şeyin çocukları büyüklerle görüştürmemek olduğunu söylerken buna karşılık kendisinin her fırsatta çocuklarla görüştüğünü de belirtir.44

Bütün bu kişilerin görüşlerine yer verilmesinin sebebi Osmanlı aydınının çocuk terbiyesi konusunda Avrupa'nın uyguladığı tarzı bildiğini ve yakından takip ettiğini göstermektedir.45 Bununla beraber eğitim konusunda Avrupai tarza sempati duyan hatta bunu gerekli gören aydınlar, çocuk terbiyesi konusunda aynı tarza pek o kadar da sıcak bakmamaktadırlar. Yukarıda da söz edildiği gibi bu kişilerden biri de Ahmed Midhat Efendi'dir. Ahmed Midhat Efendi Avrupa'da uygulanmasına rağmen çocukları evden uzakta terbiye etme metodunun pek benimsenmediğini ve pedagoji âlimlerinin büyük bir kısmının çocuğu evde büyütmeyi tavsiye ettiğini söyler.Yazara göre Jean Jacques Rousseau da aynı kanaatdedir.46 Burada bilhassa dikkat edilmesi geren husus çocuk terbiyesi ile ilgili olarak Batı orijinli bir bilim dalı olan Pedagoji'nin gene bu isimle Osmanlı günlük hayatına girdiği ve böyle bir sahanın gerekliliğinin farkına varılmış olduğudur. Dönemin yazarları gerek kitaplarında ve gerekse süreli yayınlarda Pedagoji'yi okuyuculara tanıtmışlar ve gerekliliğini vurgulamışlardır. Yazarların Pedagoji kelimesinin karşılığı olarak zaman zaman Terbiye-i Etfal tamlamasını kullandıkları da olmuştur. Bu konuda görüş beyan eden yazarlardan biri gene Ahmed Midhat Efendi'dir. İstidad-ı Etfal'de Ahmed Midhat şunları söyler: "Biz iki yaşından dört beş yaşlarına kadar çocukların hüviyetlerine hiç ehemmiyet vermeyiz"47 Buna karşılık yazara göre çocuk terbiyesinin beşikten başladığını fark eden Batılı bilim adamları pedagoji bilimini kurmuşlardır.48 "Almanlar pedagojide en ileridir",49 "pedagojide her Avrupa milleti ileridir"50 gibi görüşlere sahip olan Ahmed Midhat Efendi Avrupa'da pedagoji müzelerinin bulunduğunu, burada çocukların oynaması için küçük tabakların mevcut olduğunu söyledikten sonra ekler: "Halbuki bizde kırılmış tabaklar oyuncak olur"51 Ve nihayet Türkiye'deki pedagoji anlayışı ile Avrupa'daki pedagoji anlayışını karşılaştıran Ahmed Midhat Efendi şu önemli teşhisi koyar: "Avrupa pedagojisine ve bizim geleneğimize göre yetişen çocukları mukayese edelim. Avrupalı 'çocuk adam', Türkiyeli 'çocuk çocuk'tur".52 Ahmed Midhat Efendi'nin bu teşhisi çok önemlidir ve Osmanlı toplumunun çocuk terbiyesi konusundaki genel bakış açısını ortaya koyar.

Pedagoji üzerine Osmanlı basınında bilhassa asrın sonlarına doğru birçok yazının çıktığını, devrin aydınlarının bu konuyla ilgilendiklerini53 bir kere daha hatırlattıktan sonra pedagojinin 19. asır çocuk dergilerine nasıl yansıdığı da kısaca şu şekilde özetlenebilir: Bu dergilerde ve kadın dergilerinde çocuk terbiyesi ile ilgili çok sayıda yazı çıkmıştır. Fakat bunlardan pedagoji'yi ön plana çıkaran yani çocuk terbiyesinin ilmî bir yaklaşım gerektirdiğin açıkça ifade edenlerin sayısı fazla değildir. Çocuklara Kıraat dergisinin ilk sayısının baş yazısını burada anmak gerekir. Bu yazıda kızların eğitimlerini tamamlamadan evvel pedagoji'ye mutlaka vâkıf olmaları gerektiği önemle vurgulandıktan sonra pedagojinin Türkçe 'terbiye-i etfal' demek olduğu belirtilir.54 Bir başka çocuk dergisi olan Çocuklara Mahsus Gazete'de aynı konuda kısa bir bilgi verir: "Avrupa'da çocuk terbiyesi başlı başına bir ilim olmuştur ki adına Pedagoji derler"55

Bütün bu yazılanlardan 19. asrın bilhassa ikinci yarısından itibaren çocuk eğitimi ve terbiyesi alanında anlayışın değişmeye başladığını, sık sık Avrupa ile mukayeselere gidildiğini hatta zaman zaman Müslüman çocuklarla gayrimüslim çocukların bile bu sahada karşılaştırıldığını56 ve bu dönemin çocuk eğitimi ve terbiyesinde köklü hamlelere girişilen dönemin başlangıcı olduğunu söylemek yerinde olur.

Çocuk Sağlığı Alanında Yaşanan Modern Gelişmeler

Batılılaşma çabalarının çocuk hayatına yansıyan bir bölümünü de çocuk sağlığı meydana getiriyordu. Sağlık problemleri, Osmanlı toplumunda yalnız çocukları değil, yetişkinleri de yakından ilgilendiriyordu. İlerleyen yaşlarda ortaya çıkan hastalıkların önemli bir bölümünün sebebi çocukken alınmayan tedbirlerdi. Ayrıca Osmanlı Devleti'nde bebek ve çocuk ölümleri küçümsenmeyecek boyuttaydı. Bütün bunlar göz önüne alınarak II. Mahmud zamanında başlatılan sağlıkta ıslahat çabaları, Tanzimat'la beraber daha düzenli bir şekilde yürümeye başlar. Tıp okulları açılır ve tıp eğitimi için Avrupa'ya öğrenciler gönderilir. Sağlık alanında yapılan bütün bu yatırımlar yüzyılın ikinci yarısından itibaren olumlu sonuçlar vermeye başlar. Bu bölümde bu olumlu sonuçların çocuk sağlığı ile ilgili olanlarının üzerinde durulacaktır.

Çocuk sağlığı alanında kaydedilen modern değişimleri, doğum öncesi tedbirler ve doğum, çocuk ilaçları, çocuk doktorları ve çocuk hastahaneleri gibi alt başlıklarda toplamak mümkündür. Sağlıklı bir hayatın sağlıklı bir doğumla başlayacağı, konu ile ilgilenen Osmanlı aydınları ve devlet adamları tarafından farkına varılan bir husustu. Bu sebeple ilk ıslahat ve modernizasyon çalışmaları doğumla alakalı olmuştur.

Osmanlılarda doğum Tanzimat yıllarına kadar çok iptidai şekillerde ve sağlıksız ortamlarda yapılıyordu. Ebe adı verilen doğum yaptıran kadınlar bu konudaki bilgilerini başka ebelerden öğreniyorlardı. Doğum ve doğurtma bilgisi konusunda bilimsel anlamda herhangi bir bilgi ya da eğitimleri yoktu. Bazı bebekler doğum anında ölürken bir kısım bebekler de doğum esnasında ortaya çıkan rahatsızlıklarla ömür boyu yaşamak zorunda kalıyorlardı. Gene aynı hatalar ve bilgisizlik sonucu birçok anne adayı da doğum esnasında ölüyordu. Balıkhane Nazırı Ali Rıza Bey bu olayları şöyle nakleder:

"Aileler ilk önce münasip bir ebe bulurlardı. Çünkü eskiden okul görmüş, imtihan vermiş ebeler yoktu. Mevcut ebeler ya annelerinden öğrendikleri sanatı yürüten veya geçimlerini sağlamak için bu işi öğrenmiş bulunan birtakım yaşlı kadınlardan ibaretti. Bu yaşlı kadınlar, ebe hanımların yanında kısa bir süre bulunarak ilkel bir bilgi edinir ve kendilerini ebelik sanatı yapmaya yetkili kabul ederlerdi Bunların çoğunun cahillikleri yüzünden birtakım elim olaylar eksik olmazdı."57

Bu durum devleti idare edenler tarafından da fark edilince "alaylı" ebeleri modern tıbbın gerektirdiği bilgilerle eğitmek ve doğum konusunda teknik bilgiler vermek üzere 1843 yılında Fenn-i Kıbale kursu açılır. Kıbale Mektebi adı da verilen bu kurs daha sonra bir hastahaneye dönüşür. Kıbale Mektebi'nin açılmasının ilk adımı olarak 1842 yılındaki bir hekimbaşı layihası gösterilebilir. Bu layihada fenn-i kıbale öğrenmiş ebeler yetiştirmek üzere İstanbul'a getirilecek olan iki yabancı (Hıristiyan) uzman ebeden yararlanılmasının uygun olacağı, İstanbul ebelerine haftada iki gün Tıbbiye Mektebi'nde -yanlarında erkek olmamak şartı ile- ders vermelerinin düşünüldüğü, bununla beraber okulun hocalarından birinin tercüme yapması gerektiği belirtilmiştir.58 Layihada ayrıca fenn-i vilade ve fenn-i kıbale derslerinin uygulamalarının Avrupa'dan getirilecek "avret modelleri" ve "cenin maketleri"üzerinde yapılabileceği ve bu kursları bitirenlere ruhsat verileceği, ruhsatı olmayan ebelerin doğum yaptırmalarının yasaklanması da planlanmıştır.59 Bu planlamaların sonucunda 1843 senesinde açılan kurs ilk mezunlarını 1845'te on İslam ve yirmi altı Hıristiyan ve Musevi olarak verir.60 Doğum konusunda 19. asrın sonlarına doğru Viladethane'nin açılması (1892) atılan en ileri adımlardan birini oluşturur. Artık doğumlar yalnızca bu iş için tahsis edilen bir binada yapılmaktadır.

Bu bina devrin şartlarına göre oldukça moderndir ve çağdaş tıbbın gerektirdiği teçhizata sahiptir. 19. yüzyılda doğum ve doğurtma bilimlerinin en önde gelen kişisi şüphesiz Besim Ömer Paşa'dır. Çocuk sağlığı alanındaki modernleşmenin öncüsü olan Besim Ömer Paşa (1861-1940) 1885'te Askeri Tıbbiye'yi bitirdikten sonra Fenn-i Kıbale Muallim Muavinliği'ne atanır. 1887-1891 yılları arasında Paris'te doğum konusunda ihtisas yapar. İstanbul'a döndüğü zaman kazandığı bilgi ve tecrübeyi uygulamakla işe başlar ve Viladethane 1892 yılında onun çabalarıyla hizmete girer. 1895 yılında müdürlüğüne atandığı Ebe Mektebi'ni çok kısa zamanda modern bir eğitim kurumu haline getiren Besim Ömer Paşa 1896'da Seririyat-ı Viladiye (doğum kliniği) profesörü olur. Bu çalışmalarıyla devrin en tanınmış kadın-doğum doktoru haline gelir.61

Besim Ömer Paşa, çocuk doğumuyla ilgili kişi ve kuruluşların Batılı anlamda değişmesi ve yenileşmesi için çalışırken bir yandan da bu konuyla ilgili yayınlar yapar ve çağdaş Avrupa tıbbında kaydedilen ilerlemeleri mümkün olduğu kadar aktüel bir biçimde Osmanlı kamuoyuna aktarır. Bu kitaplardan 19. asırda yayımlananlar şunlardır: 62

⦁ Sıhhatnuma-yı Nevzad'dan: Kundak-Beşik-Emzik, 1894, İstanbul, Alem Matbaası Ahmed İhsan ve Şürekası, 74 sayfa Resimli
⦁ Seririyat-ı Viladiye Dersleri, (Pierre Budin'den tercüme), 1895, İstanbul, Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane Matbaası, 550 sayfa, Resimli
⦁ Emzirme, 1882, İstanbul, Alem Matbaası Ahmed İhsan ve Şürekâsı, 32 sayfa, Resimli

Besim Ömer Paşa yalnız doğumla ilgili değil çocuk sağlığının her alanında kitaplar yazmıştır. Bölümün sonunda verilen 19. asırda yayınlanan çocuk sağlığı kitapları listesinde onun bu eserleri de yer almıştır. Ancak şu kadarını belirtmek gerekir ki Zayıf ve Vakitsiz Doğan Çocuklara Edilecek Takayyüdat: Couveuse ve Gavage63 isimli kitabı Besim Ömer Paşa'nın çağdaş tıbbı ne kadar yakından takip ettiğini Avrupa'daki tıbbî gelişmeler ve literatürden ne denli haberdar olduğunu göstermeye yeter.64
Doğum ile ilgili olarak anne ve bebek sağlığı alanında bu gelişmeler yaşanırken bebek ve çocuk sağlığı konusunda da ilerlemeler kaydedilir. Batı'nın uyguladığı usuller çeşitli şekillerde yavaş yavaş halk tarafından da benimsenmeye başlar. Devrin basınında bebek ve çocuk sağlığı ile ilgili haberler ve yazılar sıkça görülür: Mesela bebekleri Avrupa'daki gibi kundaklama adetinin ortaya çıktığına65 ya da Avrupa'dan çocuklar için emzik ve şırınga ithal edildiğine dair yazılar bunlara örnek teşkil eder.66 Bu yazı ve haberlerde Avrupa ile kurulan bağlantılara dikkat çekmek gerekir.

Çocuk sağlığının vazgeçilmez unsurlarından biri şüphesiz doktorlardır. 19. asır Osmanlı toplumunda hastalanan çocukları eğitim almış bir doktora götürmek bile başlı başına yeni bir anlayış sayılmalıdır. Asrın ikinci yarısından itibaren hasta çocukların herhangi bir doktor yerine çocuk doktorlarına götürülmesi alışkanlığı da yerleşmeye ve yaygınlaşmaya başlamıştır. Bu yaygınlaşma gazete ilanlarından da takip edilebilir:

"Doktor İvazyan Efendi bu defa Avrupa'ya ettiği seyahatten avdet ederek vech-i sabık üzere hergün saat yediden on bire kadar Postahane-i Amire ve Yeni cami saati karşısında hasta kabul etmeye başlamıştır. Tabib-i mumaileyh Pazar günleri dahi Beyoğlu'nda Aynalıçeşme'de Aslan Sokağı'nda 1 numaralı kendi hanesinde yalnız çocuk ve deri hastalıklarına meccanen bakacaktır"67 İlanda doktorun Avrupa'dan henüz döndüğünün ve çocukları tedavi edeceğinin vurgulanması önemlidir.

Çocuk doktorları ilanlarının yanında çocuk ilaçları ilanları da göze çarpmaya başlar. Bu alandaki Batı yönlü değişimi ortaya koyan tipik bir ilanı örnek olarak vermek herhalde yeterli olacaktır:
"Pilules de Catramina Bertelli: Bertelli nam tabibin catramina hapları; Sinin-i ahirde fenn-i tıbda vuku bulan ihtiraat-ı cedidenin en mühimlerinden biri deva-yı mezkurdur. (.) İşbu ilaçtan imal edilen haplarda sadr hastalıklarının kaffesi şifayab olur. Hapların istimali gayetle sehl, rayihası pelesenk olmak hasebiyle memnuniyetle bel'edilir. Hatta çocuklar dahi bilamüşkilat istimal edebilip Milano şehri etfal hastahanesi müdiri meşahir-i etıbbadan Doktor Gobante'nin teminine nazaran çocuklar üzerinde fevka'l-gaye suretde tesirbahş olurlar" İlanda ilacın Avrupa'dan geldiği, en yeni keşiflerden biri olduğu, çocukların kolayca yutabildiği, Milano çocuk hastahanesi müdürünün, ilacın çocuklar üzerinde çok etkili olduğunu söylemesinin özellikle vurgulanmış olması dönemin okuyucusunun da bu konulardaki hassasiyetini göstermesi bakımdan önemlidir. Çok sayıda benzerlerine emsal teşkil etmesi bakımından Tarik gazetesinde çıkan iki çocuk ilacı reklamı aşağıya alınmıştır:
"Lanolin: Yanık ve berelerin tedavisine mahsus en müessir bir devadır. Derilerin ve alelhusus çocukların derilerinin hüsn-i terbiyesi ve rengin muhafazası için en müfid bir vasıtadır."68 "Vatanı kaviyyen müdafaaya muktedir adamlar ve sıhhat ve afiyette valideler yetiştirmek lazımeden olup asrımızda ise bazen fakr-üd-dem ile çocuklar dünyaya geldiğinden bunların kanlarına kuvvet vererek hastalıktan muhafaza edilmek icab eder. Bordo'da eczacı Mösyö Laşo'nun tertib ettiği ilaç, çocuklara kuvvet vermek üzere erbab-ı ihtiyattan olan ebeveyne şayan-ı tavsiyedir."69 Bunlardan başka İstanbul'da Fotaki Eczahanesi de çocuklar için imal ettiği ve çocukların kolayca içmeleri için tatlandırdığı ilaçlarla ün yapmıştı. Reşat Ekrem Koçu bu ilaçlar çocuğa verilirken "iç yavrum, yut yavrum, Fotaki'nin ilacı bu!"denildiğini yazar.70

19. asırda İstanbul'da çocuklar arasında yaygın olan hastalıklardan biri de kuduzdu. Şehirde öteden beri yüzlerce başıboş köpek vardı ve bu köpekler yüzünden hastalık çok kolay yayılabiliyordu. Kuduz vakalarının ve şikâyetlerin artması üzerine Padişah II. Abdülhamid, Dr. Zoeros Paşa, Dr. Hüseyin Paşa ve Veteriner Hüsnü Beyleri Fransa'ya Pasteur Enstitüsü'ne gönderir. Bu üç kişi kuduzla ilgili eğitim almak üzere Paris'te altı ay kalırlar. Dönüşlerinde 1887 yılının Aralık ayında Askeri Tıp Akademisi'ne bağlı ve fakat ayrı birim olarak hizmet veren Daülkelb Müessesesi'ni kurarlar.71 Tam ismi Dersaadet Daülkelb ve Bakteriyoloji Ameliyathanesi idi.72 Bu üç kişi Zoeros Paşa başkanlığında çalışmalara başlarlar ve kısa bir müddet içinde kuduz aşısını hazırlarlar. Ve o ana kadar dağlanarak tedavi edilmeye çalışılan kuduz yaralarını modern bir şekilde tedavi etmeye başlarlar. Bu kurumdan en çok faydalananlar da köpeklere karşı son derece savunmasız bir durumda olan çocuklar oldu.

Daülkelb'ten önceki ve sonraki durumu açıklayan iki gazete haberi bunu daha iyi açıklar. Haberlerden ilki Şubat 1887 tarihlidir ve Kadıköy'de kuduz bir köpek tarafından ısırılan bir çocuğun tedavisi mümkün olmadığından doktorlar tarafından Paris'e gönderilmesinin karar verildiği hakkındadır.73 İkinci haber ise 1890 tarihini taşıyor:

"Evvelki gün Kasımpaşa'da, Uzunyol'da üç yaşında Halid namında bir sabiyi o civarda bulunan bir kuduz kelb dudağından ısırmış olduğu cihetle muayene ve tedavisi zımnında sabi-i merkum Bahriye Hastahanesi'ne izam kılınmış ise de mezkûr hastahanede bu illetin tedavisi gayr-ı mümkün olması hasebiyle Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane'ye gönderilmek üzere Beyoğlu Mutasarrıflığı'na izam kılındığı haber alınmıştır"74 Bu haberden de anlaşılacağı üzere çocuklar için artık kuduzun tedavisi mümkündür ve tedavi olmak için Paris'e gitmek mecburiyetinde değillerdir. Sermet Muhtar Alus da çocukluk hatıralarını anlatırken "bir köpek yavrusunun yüzünden çoluk çocuk on beş gün Daülkelb'e taşınmış, iğne yemiştik"75 der.

Yüzyılın ikinci yarısından itibaren koruyucu hekimlik hizmetlerine verilen önemin bir neticesi olarak aşı da gündeme gelir. Tanzimat'tan uzun bir müddet sonra bile çocukları aşılatmak alışkanlık haline gelmemiş ve bu konuda bir bilinçlenme ortaya çıkmamış ya da şartlar buna müsait olmamıştı. Yaptığı uzun süreli gezilerle Avrupa'yı yakından tanıma imkanı bulan İbrahim Edhem Paşa, Çocuklara Öğütler kitabında Avrupa'daki çocuk sağlığı76 intibalarını anlatırken şunları söyler. "Uygarlıkça ilerleyen ülkelerde uzman doktorlar bulunup, hükümet tarafından desteklendiklerinden herkes çocuklarını küçükken aşılatır (.) Avrupa kültüründe ileri olan ülkelerde aşıya önem verildiği için çocukların ölümleri bu sayede azalmıştır. Ama Anadolu'da ve Asya'da aşı yaptırmayan çocuklar çoktur"77 Çocuklara Öğütlerin yazıldığı tarih 1868'dir.

Tarik gazetesinde 1885 yılında çıkan bir ilan aradan geçen zaman içinde çocukları aşılatma konusunda kaydedilen değişmeyi gösterir: "Çocukların aşı mevsimi hulul ettiğinden aşıcılık fenninde şöhret ve mahareti bulunan bir zat Curcuryan Eczahanesi'nde bulunacaktır.78 (.) İstenildiği takdirde eve de gelecektir. Eczahaneye getirilen çocuktan 15 kuruş alınacaktır."79 Çocukların bir aşı döneminin gazete ilanında vurgulanmış olması bile gözden kaçırılmaması gereken bir gelişmedir.

Koruyucu hekimliğin yanı sıra çocuk sağlığının en önemli unsurlarından biri de hastanelerdi. Tanzimat'a kadar hastanelerde çocuklar için özel bölümler yoktu. Dolayısıyla bir çocuk hastanesinden de söz etmek imkansızdı. 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren hastanelerde çocuklar için özel koğuşlar kurulmuş ve nihayet sonlarına doğru da ilk çocuk hastanesi hizmete girmiştir.

Yukarıda belirtildiği üzere ilk adım olarak mevcut hastanelerin bazı bölümleri çocuklara tahsis edilir. Mesela 1865'te açılan Altıncı Daire-i Belediye Hastahanesi'nde çocuklar için bir bölüm ayrılır.80 Bir yıl sonra 1866'da Grazlı rahibeler Macar ve Avusturyalı yetim ve yoksul olan hasta çocuklara çeşitli binalarda bakmaya başlarlar.81 Daha sonra 1893-1895'te Saint Vincent de Paul rahibeleri Sankt Georg Hastanesi'nde İtalyan doktor Giovanni Battista Violi yönetiminde bir çocuk koğuşu kurarlar ve 2 Temmuz 1895'te hasta kabul ederler.82 Burası 1897 yılında Uluslararası Çocuk Derneği'nin yardımını da aldıktan sonra "Sankt Georg Uluslararası Çocuk Hastanesi'' adını alır.83

Yüzyılın sonuna kadar çocuk koğuşları ya da çocuk hastahanelerinin genellikle yabancılar tarafından kurulduğuna dikkat çekmek gerekir. Osmanlı Devleti bu konudaki ilk adımı modern Hamidiye (Şişli) Etfal Hastahanesi ile atmıştır. Şişli Etfal Hastanesi münhasıran çocuklar için kurulan ilk hastane olması açısından önem taşımaktadır. Hasta olan çocukları tedavi etmek için sık sık Saray'a çağırılan Op. Dr. Cemil Bey (Topuzlu) hatıralarında hastanenin kuruluşunu şu şekilde nakleder:
"Gene bir tedavi için saraya çağırılmıştım. Padişah'a yalnızca çocukların tedavi edileceği bir hastane açılması gerektiğini söyledim. Padişah da bunu uygun gördü ve Şişli'de bir çocuk hastanesi yapımına başlanmasını ve bitince de henüz sekiz aylık bir bebekken ölen Hatice Sultan'ın adının verilmesini istedi."84

Hastanenin inşasına 2 Haziran 1898'de başlanır. Berlin'deki Kaiserin Friedrich Kinderkranhaus çocuk hastanesinin planı örnek alınarak yapılan hastanenin mimarlığını da Franz Niecherman yapar.85 Mimari planının dahi Batı'dan örnek alındığı hastane 671 çocuğun sünnet edildiği bir törenle 5 Haziran 1899 günü hizmete girer. İsmi ise Hamidiye Etfal Hastahane-i Alisi olur. Hastanede din ve ırk ayrımı gözetilmeksizin bütün çocuklar parasız olarak tedavi edilir. İlaçlar da gene karşılıksız olarak hastane tarafından karşılanır. Binada bir de modern kaloriferli ısıtma sistemi vardır. Çok kısa bir süre içinde Etfal Hastahanesi modern uygulamaları ile birçok yenilik yapar. Türkiye'nin her anlamda ilk çocuk hastanesi olma unvanını elde eder. İnşa planlarından mimarına ve donanımından uygulamalarına86 kadar her bakımdan modern hastaneciliğin öncüsü olur.

Bu arada çocuk sağlığı konusundaki yayınlarda da bir hareketlilik göze çarpmaya başlar. Doktorlar hem kendi bilgileri ile kitap yazmışlar hem de Avrupa dillerinden kitap tercüme ederek çağdaş Batı tıbbındaki gelişmeleri aktüel bir biçimde Osmanlı kamuoyuna aktarmışlardır.

Dönemin çocuk dergilerinde de çocuk sağlığı konusunda yazılar ve haberler çıkmıştır ki bu husustaki gelişmeyi ve bilinçlenmeyi ortaya koymaktadır. Bunlara örnek olarak, Dr. Cemil Haveri'nin "Çocuklara Mahsus Hıfzısıhha" yazısının Çocuklara Rehber'de çıktığı belirtilebilir.87 Çocuklara Mahsus Gazete sağlık alanında yayınlar yapan çocuk dergilerinin öncülerindendir. "Hıfz-ı Sıhhatten"88 başlık yazıda çocuklara sağlık konusunda bilgi ve nasihatler verilirken aynı konuları işleyen bir başka yazı da "Hıfz-ı Sıhhat-i Etfale Dair Birkaç Söz"89 başlığı altında çıkar. Çocuk sağlığı konusuna büyük önem veren dergi zaman zaman "Mebahis-i Sıhhiye",90 "Nesayih-i Tıbbiye ve Sıhhiye"91 ya da "Hıfz-ı Sıhhat-i Etfal"92 köşelerinde çocukları bilgilendirir. Gazete'nin 12. sayısında yer alan "Müntesibin-i tıbdan H.Kemal imzalı "Hıfz-ı Sıhhat-i Etfale Dair Birkaç Söz" makalesinin sonuna derginin düştüğü notu buraya aktarmakta fayda var: "Makaleniz etfalin istifadesini temin edecek suretde yazılmış olduğundan arz-ı teşekkürat eder ve sıhhate müteallik bu misillu sâir makâlat-ı âliyelerini de menafi-i etfal-i Osmaniye namına taleb ederiz" Hemen hemen her sayıda yer alan "Şuunat" bölümünde yeri geldikçe Osmanlı Devleti'nden ve dünyadan sağlık haberleri de gazete'nin sütununda yer alır.93 Dönemin bir diğer dergisi olan Numune-i Terakki'de de Doktor Şekib İsmail imzasıyla "Mekteb-i Numune-i Terakki'de Tedris Olunan Hıfz-ı Sıhhat Derslerinin Hulasası" başlıklı bir makale yayımlanır.94

Mektebin Rüşdî kısmı için böyle bir dersin konulmuş olması çocukların sağlık alanında bilinçlendirilmeleri için modern adımların atılmaya başlandığının bir göstergesi olarak kabul edilmelidir.

19. yüzyılda çocuk sağlığı alanında kaydedilen gelişmeleri şu şekilde özetlemek mümkün: İlk olarak bir bütün halinde çocuk sağlığının farkına varılmış ve korunması için çaba sarf edilmiştir.

Bunun ayrı bir ihtisas gerektirdiği kabul edilmiş, çocuk doktorları, çocuk ilaçları, çocuk aşıları ve çocuk hastaneleri ortaya çıkmıştır. Bazı okullara sağlık dersi konulmuş, dergilerde ve gazetelerde bu konu ile ilgili yayınlar yapılarak halk bilinçlendirilmeye çalışılmıştır. Telif ve tercüme kitapları da bu çabaların arasında saymayı unutmamak gerekir.

Gündelik Hayatta Meydana Gelen Modern Değişmeler

Tanzimattan sonra çocuğun gündelik hayatında meydana gelen değişiklikler belirgin bir hal almaya başlar. Bu dönemde Osmanlı toplumunun bilhassa büyük şehirlerde yaşayanların önemli bir bölümü bu değişmelerin -olumlu ya da olumsuz sonuçlarıyla- etki alanı içindedir. Bu genel değişim hamleleri kadın, erkek, çocuk hemen hemen herkesi etkilemektedir. Osmanlı modernleşmesi gerek yerli ve gerekse yabancı birçok kitaba ve makaleye konu olmuştur. Bu modernleşmenin tarihi bu çalışmanın dışında kalır. Burada yalnızca bunun çocukların gündelik hayatına nasıl yansıdığı üzerinde durulacaktır.

Batı'dan gelen çeşitli araçlar ve farklı anlayışlar çocuğun günlük hayatını direkt olarak etkilemeye başlar. Önceleri yadırganan bu durum zamanla benimsenir. Bu yeni araç ve anlayışlar Avrupa'dan farklı şekillerde gelmektedir. Avrupa'ya iş ya da tahsil için giden Osmanlılar gördüklerini Türkiye'de uygulamaya çalışıyorlar ya da Avrupa'da görüp beğendikleri şeyleri beraberlerinde getiriyorlardı. Batılı anlayışın Osmanlı'da yerleşmesinde diğer bir pay ise benzer amaçlarla Türkiye'ye gelen Avrupalılarındı. Onların bilhassa Pera (Beyoğlu) ve Moda'da sürdürdükleri hayat bazı Osmanlılar tarafından beğeniliyor ve bu tarz bir hayat yaşamak için çaba sarf ediliyordu. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Osmanlı çocukları Avrupa'lı emsallerinin sahip oldukları özellikler ve değişmelerden kısa zamanda haberdar oluyorlar ve-çok az bir bölümü dahi olsa-imkânı olanlar bu değişmelere ayak uydurmaya çalışıyorlardı. Bu değişme ve gelişmelerin çeşidi ve sayısı oldukça fazlaydı. Bunların günlük hayata en çok yansıyanlardan belli başlılarını şu şekilde özetlemek mümkündür:

Kıyafet

Batı menşeli gelişmeler -yetişkinlerde olduğu gibi- ilk önce saray ve çevresindeki çocuklarda ortaya çıkıyor daha sonra yüksek bürokrat zengin ve burjuva ailelere geçiyor zaman içinde -uygun şartlar oluşur ve de taban bulursa- halka yayılıyordu. Başta da vurgulandığı gibi gündelik hayattaki modern değişmeler Batı ile nispeten yakın teması bulunan İstanbul, İzmir, Selanik gibi şehirlerde zemin buluyordu. Yoksa çok büyük bir coğrafî alana yayılan Osmanlı Devleti'nin bütün toplum kesimleri için bu modernleşme hareketinden etkilendiler demek yanlış olur. Bu durumu yeniden göz önüne alarak Batı orijinli değişimlerin çocukların gündelik hayatına yansıyan öncülerinden birinin kıyafet olduğunu söylemek yanlış olmaz. Yurt dışına giden insanlar Avrupa'daki giyim tarzından etkilenmiş olarak dönüyorlardı. Keza ticaret ve sair işler için Türkiye'ye gelen Avrupalılar haliyle kendi modalarını beraberlerinde taşıyorlardı. Bu şekilde yeni giyiniş tarzları ortaya çıkmaya başlamıştı.

Çocukların giyiniş tarzındaki değişmeyi anlatmadan evvel saç şekilleriyle ilgili bir kısa açıklama yapmakta fayda var: 19. yüzyılın ortalarına kadar Osmanlı erkek çocukları yaz aylarında başlarını usturaya vurdururlardı ve kafalarında hiç saç kalmazdı. Kış aylarında ise en fazla bir parmak kadar bir uzunlukta saçları olurdu. Tanzimat'la beraber bu durum yavaş yavaş değişmeye başlar ve Osmanlı çocukları da Avrupalı çocuklar gibi saçlarını uzatmaya başlarlar, ve yüzlerinin şekillerine göre saçlarına biçim verirler. Ortadan veya yandan ayırırlar. Bu yeni saçlarına itina ve bakımına dikkat ederler. Avrupalılaşmanın boyutlarını gösterme bakımından bu saç stiline "Avrupa Saç"95 adının verildiğini özellikle vurgulamak gerekir.

Kıyafete gelince: Paris. Viyana ve Milano gibi o devrin moda merkezlerinden gelen modeller ve bilhassa özel üretilmiş kumaşlar çocuk giyiminde yer etmeye başlar. Mesela Tanzimat'tan sonra erkek çocuklara çeşitli üniformaların taklidini giydirmek moda olur. Bu tarz aynı senelerde Avrupa'da da modadır96 ki bu da Avrupa modasının ne kadar yakından takip edildiğini göstermesi bakımından dikkate değerdir. II. Abdülhamid'in, oğlu Celâleddin Efendi'ye bahriyeli üniforması giydirip dolaştırması da bu modaya öncülük eder.97 Bilhassa erkek çocuklara modern denizci üniformaları giydirmek rağbet görür.

Avrupa modasının aktüel bir şekilde Osmanlı toplumuna aktarılmasında zamanın meşhur terzilerinin de payları vardı. Çocuk giyimindeki modernleşme gazete ilanlarından da fark edilebilir: "Erkek ve çocuklar için her nevi hazır esvab mağazası: Galata'da Yeni Cami Caddesi'nde Tünel kurbünde Numara: 8 Mağaza Viyana'da bulunan büyük mağazasından Dersaadet (.) şubesine külliyetli yeni moda elbise irsal olunmuştur."98 Bir başka ilan: "Galata'da Yüksekkaldırım'da 39 numarada Hilal nam mağazada yaz mevsimi münasebeti ile erkekler ve çocuklar için külliyetli elbiseler satılmaktadır. Avrupa'nın en birinci fabrikalarından (.) çocuklar için 40 kuruştan 180 kuruşa kadar elbiseler, siyah pantolonlar."99 Kız çocuklar için verilen bir ilan: "En cesim en kadim ve en maruf hazır elbise mağazası: Goldenberg Biraderler, Fratelli Goldenderg unvan-ı ticarisiyle malumdur. Miladi 1883 senesinde Amsterdam sergisinde mazhar-ı mükâfat olmuştur. Fabrikası Viyana'da Satış Mağazası İstanbul Galata'da. Kadınlara ve kızlara mahsus mantolar."100 Bir tane de ayakkabı ilanı örneği: "Fransa'dan mahsusen celp olunan modeller üzerine, en âlâ cins köseleden olmak üzere erkek ve çocuklara ayakkabılar."101

Bu ve benzeri ilanları devrin hemen her gazetesinde görmek mümkündür.102 Bu ilanlar artık çocuk giyiminin ayrı bir giyim tarzı olduğunu ve yapılan Avrupa vurgusu da Batılı anlayışın yerleşmeye başladığının işaretidir.

Oyuncaklar

Çocukların günlük hayatında mühim bir yer tutan oyuncaklar da Batılı değişimden nasibini alır. Tanzimat yıllarına kadar Osmanlı çocukları İstanbul'da genellikle Eyüp'te bulunan ilkel atelyelerde imal edilen oyuncaklarla oynamışlardır. Evliya Çelebi 17. asırda Eyüp'teki yüz imalathanede yüz beş kişinin çalıştığını103 söylemiştir ki bir zamanlar Eyüp oyuncakçılığının bir sektör olduğunu gösterir. Bu mamuller oldukça ibtidai ve basit oyuncaklardı."Tahtadan yapılmış çemberler, fırdöndüler, kayıklar, ve kartondan yapılma renkli gölge oyun tasvirleri ve taş bebekler"104 buralarda imal edilen oyuncaklardı. Balıkhane Nazırı Ali Rıza Bey ise şu oyuncakları örnek olarak verir."Kırmızı tüylü koyun, kuzu ağaç parçalarının içi oyulmak suretiyle meydana getirilmiş ve üzerlerine al ve yeşil boyalar sürülmüş sandallar, padişah kayıkları, boyalı aynalar, fırıldaklar, iki üç şerefeli camisiz minareler, tahta kılıçlar, kamış tüfekler, davullar, tefler, düdüklü fırıldaklar, çekirgeler, hacıyatmazlar, torak testiler ve bardaklar"105 Eyüp oyuncakçıları daima aynı oyuncakları yapıp hiçbir yenilik getiremediklerinden zaman içinde kapanmaya başlar.106

Batı orijinli oyuncaklar ise önceleri Avrupa'ya gidenler tarafından getirilir. Daha sonra ise Avrupa'nın büyük mağazalarının başta İstanbul olmak üzere büyük Osmanlı şehirlerinde açtıkları şubelerin oyuncak seksiyonlarında satılmaya başlanır. Bu mağazalar genellikle ortanın üstü ve üst gelir seviyesindeki aile gruplarına hitap etmektedir ve yapılan alış verişe bazen çocuklar da götürülmektedir. Louvre, Au Lion, Au Camelia, Bazaar Allemand, Bon Marche, Carlmann et Blummer, Au Paon ve Baker gibi mağazaların içinde en fazla ün yapanı Bon Marche idi. Bu sebeple bu mağazalara genel olarak Bonmarşeler deniliyordu. Çocukların bu mağazalarda yapılan alış verişe götürülmesi devrin romanlarına kadar girer. Aşk-ı Memnû'da dokuz yaşındaki Bülend evde oyun oynarken "Arabacı çek Bonmarşe'ye. İşte geldik" dedikten sonra bir oyuncağın fiyatını sorar: "Bu kılıç kaç lira? Lütfen sarınız." der ve ekler"Şimdi de şekerleme için Le Bon'a gidelim!"107 Bonmarche ve Bazaar Allemand'da satılan Avrupa'dan ithal oyuncaklardan biri de Atyarışları dır ki zamanın en popüler oyucaklarından olmuştur.108 Sermet Muhtar Alus da bir oyuncak olan Motoskop'u anlatırken şunları söyler: "Şunu da unutmayalım. O vakitler Beyoğlu'ndaki Bonmarşe ve Pazaralman'ın oyuncak dairelerinde, üstüvane biçiminde, yanları delikli mukavva kutularda satılırdı."109 Sonuç olarak Eyüp oyuncakçılarının çaptan düşüp Avrupa mağazalarının oyuncak seksiyonları kurmasıyla bilhassa İstanbul'da çocukların gündelik hayatına Avrupa tipi oyuncaklar 19. asrın sonlarında doğru girmiştir hükmüne varmak doğru olur.

Çocuk ve Fotoğraf

Çocuk hayatına giren Batı orijinli yeniliklerden biri de fotoğraf olmuştur. Fotoğraf stüdyoları ilk olarak Beyoğlu'nda açılır. Önceleri yabancıların gayrimüslimlerin ve saray erkanının fotoğrafları çekilir. Bilinen ilk Osmanlı çocuk fotoğraflarından biri Sultan Abdülaziz ile Gevheri'nin çocukları Şehzade Seyfeddin Efendi'nin Avrupa tarzı apoletli bir üniforma giydiği fotoğraftır.110 Bu fotoğrafı diğer şehzadelerinkiler takip eder. 1897 yılında yapılan sünnet merasiminde şehzade Abdürrahim Efendi, Cemaleddin Efendi ve Abdülhalim Efendi'lerin fotoğraflarının kartpostal olarak basılıp satılması111 ise Avrupaî değişimin bir diğer göstergesidir. Saray çocuklarından sonra zamanla bürokrat ve zengin ailelerin çocukları da fotoğraflara geçerken asrın sonlarına doğru orta sınıf ailelerin çocuklarının da fotoğraflarının çekilmesi olağan hale gelir. Avrupalı bakıcılarla poz vermek ise ayrı bir moda olur.112 Çocuk fotoğrafları çektirmek o kadar yaygın ve muteber bir hale gelir ki stüdyolar bu pozlarda kullanılacak mobilyalarla donatılır. Phebus fotoğraf stüdyosunun bu iş için 1890'larda Paris'ten yetmiş seksen santim yükekliğinde bir oyuncak at getirmesi Avrupalılaşmanın günlük hayata girmesinin bir başka boyutunu teşkil eder.113

Bu arada kadınlar da -anneler- kendi fotoğraflarını çektirebilmek için çocuklarını fotoğraf stüdyolarına götürürler.114 Ahmed Emin Yalman da çocukluğunun geçtiği Selanik hatıralarını anlatırken "babam fotoğraflarımızı çektirir ve duvarlara asardı"115 der.

Fotoğraf çekilmekten başka çekmek de çocuklar için önemli bir yenilik olmuştur. Recaizade Mahmud Ekrem çocuk yaşta ölen oğlu Nijad Ekrem ile beraber küçük geziler yaptığını ve bu gezilerde bazen kendisi oğlunun bazen de Nijad Ekrem'in babasının fotoğraflarını çektiğini anlatır.116 Bu arada çocuklar için özel fotoğrafçılık dersleri de başlar. Fotoğrafçılığa ünlü Abdullah Biraderler'le başlayan Nikola Andriomenos bu stüdyoyu 1875'te devralır ve büyük bir şöhret yapar. Büyük konaklara, küçük hanımlara ve küçük beylere fotoğraf dersleri için davet olur.117 Çocuklara Mahsus Gazete'de çıkan bir reklamda yapılan Avrupa vurgusu da dikkat çekicidir:
"Umumun Vafiyadis Fotoğrafhanesine Şitâban Olmalarını Tavsiye Ederiz. Sirkeci İstasyonu kurbünde numara: 1. Resimlerini her nevi ve eşkâlde çıkartmak arzusunda bulunan bilcümle ashab-ı müracaat havanın iyi ve fena olmasını asla nazar-ı dikkate almayarak istedikleri zaman derhal müracaat edebilirler. Gerek erbab-ı merak ve gerek ashab-ı asar ve matbaacılar ve gazeteciler Avrupa nefaseti nispetinde her türlü eşkal ve levayıh-ı nefise ve fotoğrafları çinko üzerine gayet mutedil fiyatla nakil ve imal ettirebilirler."118

Toparlamak gerekirse bazı özel okulların kimlik kartlarına varıncaya kadar fotoğraf, asrın sonlarına doğru çocukların gündelik hayatına giren Batılı bir unsur olmuştu.

Tiyatro ve Çocuk

Oyuncakların yanında çocukların eğlenmelerini sağlayan önemli faktörlerden biri de Batı orijinli tiyatro ve sirk gibi gösterilerdi. Tanzimat yıllarına kadar çocukların-büyüklerin olduğu gibi-gösteri eğlencesi ortaoyunu meddah gibi geleneksel seyirlik Türk tiyatrosuydu. İbtidai bir gölge oyunu olan

karagöz'ü de bunlara eklemek gerekir. Bilhassa ramazan aylarında bu seyirlik oyunlar çocuklar için büyük bir eğlence olurdu. Bu gösterilerin kimi zaman sırf çocuklar için düzenlendiği de olurdu. O dönemle ilgili hatıralarda çocukların ortak eğlencelerinin de bu olduğu, üzerinde mutabakata varılmış olan bir görüştür.119

Çocukların geleneksel eğlencelerinde biri de saray ya da zengin aile çocuklarının sünnet törenleriydi. Bu törenlerde asıl sünnet olacak çocukla beraber başka fakir çocuklar -eğer çocuk saraydan ise yüzlerce çocuk- sünnet edilir ve büyük eğlenceler düzenlenirdi. Bu törenler esnasında geleneksel Osmanlı gösteri eğlenceleri de yer alırdı. Tanzimat'tan sonraki sünnet düğünlerinde Avrupa orijinli gösterilere de rastlanmaya başlanır. 1858 yılında şehzadeler için düzenlenen ihtişamlı sünnet düğününü Balıkhane Nazırı Ali Rıza şöyle anlatır:

"Düğünde çocukları eğlendirmek için mevcut bütün vasıtalardan istifade edilmişti. Sahanın ortasında ecnebî bir cambaz kumpanyası, İstanbul halkının o zamana kadar görmediği marifetlerle umumi bir alakayı çekiyordu. Ayrıca Payitahtın orta oyunu, karagöz ve hokkabaz heyetleri birer birer hünerlerini gösteriyorlardı. Bundan başka Sultan Mecid'in Dolmabahçe'de yaptırdığı yeni tiyatro için Viyana'dan getirilen bir grup, burada temsiller vermiş, halka Avrupa tipi tiyatroyu tanıtmıştı."120
Ali Rıza Bey'in vurguladığı gibi Batı tipi tiyatro asrın ikinci yarısından itibaren Türkiye'ye girer ve büyük bir hızla gelişir. Batı tipi tiyatronun Türkiye'deki tarihi ve nitelikleri bu çalışmanın sınırları dışında kalır. 121 Burada yalnızca çocukların Batı tipi tiyatro ile olan ilgileri ortaya konmaya çalışılacaktır.

Batılı tiyatrolar önceleri İstanbul'a turneler düzenlerler sonra da yerleşik şubeler açarlar. İlk dönemlerde bu oyunlar yalnız erkekler tarafından seyredilir. Özel localara rağmen kadınların tiyatroya gitmeleri problem olur. Bunda, oynanan piyeslerdeki ahlaka mugayir esprilerin de rolü vardır. Buna karşılık çocukların bu oyunlara götürülmesinde bir sakınca görülmüyor, hatta zaman zaman sekiz, on, on iki yaşlarındaki kız çocuklar bile tiyatroya gidebiliyorlardı.122

Bu ve benzeri durumlara bir son vermek amacıyla 1859 yılında tiyatro ile ilgili bir tüzük yayımlanır. Bu tüzükte çocuklarla ilgili maddelerin yer alması, çocuğa Batılı bakış açısıyla bakmanın sonuçlarından biridir. Tüzüğün 25-28. maddeleri seyircilerle ilgilidir ve tiyatroya küçük çocuk getirenlerin çocuklarının aykırı davranışlarından mesul tutulacakları hükmü de yeralır.123 Çocuğun toplum hayatına resmî olarak da girdiğinin önemli göstergelerinden biri olan bu tüzüğün ardından çocuklar tiyatroya daha sık giderler. Kumpanyalar da aile olarak (kadın ve çocuklarla beraber) tiyatro seyretmeyi teşvik etmek için zaman zaman indirimli tarifeler uygularlar. Mesela Güllü Agop yönetiminde Osmanlı tiyatrosunun 19 Eylül 1882'de Üsküdar Bağlarbaşı'nda oynadığı Bir Peder Ne Kadar Sefih Olsa Yine Pederdir yahut Hokkabaz isimli oyunun tarifesi şöyledir:

Erkekler Dairesi: Birinci Mevki Loca: 50 kuruş, İkinci Mevki Loca: 30 kuruş, Üçüncü Mevki Loca: 20 Kuruş, Birinci Mevki Sandalye: 15 kuruş, Birinci Mevki Kanepe: 10 kuruş

Kadınlar Dairesi: Birinci Mevki Loca: 30 kuruş, İkinci Mevki Loca: 20 kuruş, Loca Duhuliye: 5
kuruş.

Bu tarifede çocuklar için yarım ücret alınmaktadır. Ücret eğer çocuklar erkek tarafında ise 5 ve 3 kuruş, kadın tarafında ise 3 ve 2 kuruştur.124
Çocukların tiyatro ile olan ilgileri yalnız seyirci olarak değildir. Çocuklar için tiyatro metinleri de yazılmaya başlamış ve yayın organlarının sayfalarında yer almıştır.

Osmanlı'da çocuklar için yazılan ilk tiyatro metni hakkında değişik görüşler vardır. Bu konuda belli başlı kaynaklar ilk çocuk tiyatrosu metni olarak "Kartopu Oyunu"nu gösterirler.125 Benim tespit ettiğime göre çocuk dergilerinde çocuklar için ilk tiyatro metni Çocuklara Mahsus Gazete'de 1896 yılında çıkar. "Çocuklara Mahsus Tiyatro: Namus ve Zaruret"126 Oyun beş kişili ve beş meclislidir. İlk olarak eşhas tanıtılır: Ali Bey (zengin bir zat), Şefik Bey (mahdumu 12-13 yaşında), Ahmed Baba (Salim'in büyük pederi), Salim (Ahmed Baba'nın torunu, 12 yaşında) ve bir dilenci. Kişilerin arkasından dekor tanımlaması gelir: "Vaka bir kırda cereyan eder. Sağda bir orman solda mahsuldar bir tarla... Uzakta birkaç ahşap bina görünür". Servetin değil namus, ilim ve faziletin önemli olduğunu konu edinen bir piyes görünümünde olan Namus ve Zaruret'in yazarı Charles Lauren... Mütercimi ise "Mekteb-i Terakki mezunlarından Selanikli İsmail Ata". Bu oyun benim tespitlerime göre çocuk dergilerinde basılan ilk çocuk tiyatrosu metnidir. Bir başka kaynakta -gazete-mecmua-kitap- daha önce yayımlanmış başka çocuk piyesleri olabilir. Ancak yeni bir oyun tespit edilinceye kadar Namus ve Zaruret'in bugün için ilk basılı çocuk oyunu olarak kabul edilmesi yanlış olmaz.

Çocukların sahneye çıkışları ise daha eskilere dayanmaktadır. Bu çalışmanın alanına tam olarak girmemekle beraber -çalışmanın sınırlarının 0-12 yaş grubu olduğunu hatırlatmakta yarar var-Reşat Ekrem Koçu sahneye ilk çıkan çocuğun Bedros Atamyan olduğunu söyler. Daha sonra büyük bir aktör olarak şöhret yapacak olan Atamyan,1863 yılında sahneye çıktığında on dört yaşındadır. Kemal Hasan Karnal'a göre çocuklar tarafından sahnede oynanan ilk piyes "Bir Haftada Üç Cumartesi Var"dır ve 1896 yılında Mekteb-i Terakki'de oynanmıştır.127 Bedii Bey'in "Fazilet-i Sa'y" isimli oyununun Çocuklara Rehber'deki yayınının sonunda Mekteb-i Feyz-i Sıbyanın kız ve erkek öğrencileri tarafından beraberce oynandığı128 notu düşülür. "Küçük Valide" ise çocukların hayatındaki Batılı değişimin boyutlarını bir kere daha ortaya koyar. Piyes kız öğrenciler tarafından Fransızca olarak oynanmıştır.129

Çocuklar için çeşitli şarkılar ve manzumeler de yazılıyor ve bunlar okulların merasimlerinde sahneleniyordu. Bu merasimlerde iptidai monologlar da yer almaktaydı. Tiyatronun yanında çocukların diğer bir gösteri eğlencesi de Avrupa'dan zaman zaman gelen sirklerdi. Çocukların sirklere gittiklerini gazete ilanlarından takip etmek mümkündür: "Beyoğlu'nda Tepebaşı'nda vaki Komisyon Bahçesi. Dumont isminde büyük bir kumpanya sirk hünerleri icra edecek. Localar: 5 kişilik. Koltuk 15 kuruş. Kanepe: 10 kuruş, üçüncü Mevki: 5 kuruş. Çocuklar için üçüncü mevkiden maada her mevkie nısıf bilet"130

Reklamın batı orijinli bir yenilik olduğunu ayrıca belirtmeye gerek yoktur. Çocukların da birer tüketici olduğunun farkına varan üreticiler on dokuzuncu yüzyılda çocuklar için de reklamlar yapmaya başlarlar. Tanıtım amaçlı reklamların bir kısmı direkt olarak çocukları muhatap alırken bir diğer kısım ise ebeveynleri, daha çok da anneleri hedef olarak alıyordu. Her iki durumda da hedef kitle, çocuklardı. Çocukları hedef alan reklamlar daha çok yiyecek ve giyecekle ilgiliydi (Giyecek reklamlarından bazı örnekler yukarıda kıyafet konusunda ele alınmıştı). Bu reklamların ortak tarafı genellikle yetişkinlerin gazetelerinde yer almalarıdır. Bunun da sebebi parayı ödeyecek olan kitlenin yetişkinler oluşudur. Bu reklamların sayısı oldukça fazladır.Aşağıya bir fikir vermek amacıyla üç örnek alınmıştır: "Cocoatina: Kokoatina suda hallolunur en âlâ kakao en kuvvetli çikolatadır. Etıbbanın ifadesine göre (.) mideleri zayıf eşhasa ve çocuklara pek nafi bir gıdadır.",131"Henry Nestle'nin sütlü unu: İsviçre'de İngiltere'nin âlâ sütünden mamul olup çocuklar için mükemmel nafakadır",132sebze meyve soymak, parçalamak vs birçok marifeti olan bir alet için: "Mutfak aleti: Bu aletin ev kadınından çocuğa kadar muhassenatı takdir olunmuştur."133

Çocuklar için yayımlanan dergilerde reklama pek rastlanmaz. Çocuklara Mahsus Gazete'deki bir dondurmacı ilanı istisna teşkil eden örneklerden biridir."Vezneciler'de Dondurmacı Muhallebici Mehmed Ağa. Muhterem küçük kari ve karieler dondurmayı sevdiğinize şüphe yokdur. Zaten latif şeyi kim sevmez. Ama en nefisini yemek lazımdır. Vezneciler'de 47 numaralı mağazada. İstanbul'un hiçbir tarafında bu kadar nefis dondurma yapılmıyor. Mini mini kâseler içinde o latif kaymaklı, vişneli dondurmalar hakikaten pek hoş oluyor. Gidin de bakın, Muhallebici Mehmed Ağa sizi ne kadar memnun eder. Sanatında mahir olan bu zatı takdir eder ve kendisini umum kari ve karielerimize tavsiye ederiz."134

Bütün bu anlatılanları kısaca toparlamak gerekirse: Avrupalı anlayış ve biçimler 19. yüzyılın ikinci yarısından sonuna kadar Osmanlı çocuklarının gündelik hayatlarına giyimden oyuncağa, eğlencelerden yiyeceklere kadar girmiş bulunuyordu.

19. yüzyılın ikinci yarısı Osmanlı Devleti'nde modernleşme ve yenileşmenin yaşandığı bir dönem olmuştur. Bu modernleşme ve yenileşme hareketleri toplumun hemen her kesim ve kurumunda gözlenmiştir. Bir yandan bu değişim ve gelişmeler yaşanırken bir yandan da geleneksel yapı korunmuştur. Bu ikili yapı toplumun yenileşme karşısında gösterdiği uyum meselesini de ortaya koyan bir durumdur.

Bu dönemde çocukları ilgilendiren önemli değişim hareketlerinin ilk adımı çocuğu "çocuk" yani ayrı bir birey olarak tanımak olmuştur. Bu farklılık tabii olarak farklı ihtiyaçları gündeme getirmiştir. Bu ihtiyaçlardan bir kısmı devlet tarafından karşılanırken (okullar, sağlık hizmetleri vs) bir kısmı da değişen toplum tarafından karşılanmıştır (giyim, oyuncaklar, yayınlar vs.).

Gözden kaçırılmaması gereken nokta, değişimin her alanında olduğu gibi bilhassa on dokuzuncu yüzyıl için-çocuk hayatındaki yenileşmenin özellikle İstanbul, Selanik ve İzmir gibi şehirlerde gerçekleştiğidir. Bu şehirler hem kozmopolit hem de Batı ile yakın ilişki içinde olan şehirlerdi. Değişimin diğer Osmanlı şehirlerine yavaş yavaş da olsa yayılması için Meşrutiyet Dönemi'ni beklemek gerekecektir.

Yukarıda bahsedilen ikili yapı içinde Osmanlı toplumu bocalamıştır. Ne tam anlamıyla Batılı gibi yaşayabilmişler ne de geleneksel yaşayış biçimlerini muhafaza edebilmişlerdir. Modernleşme ya da yenileşme hareketleri Osmanlı toplumunca tamamen kabul edilmemiş benimsenmemiştir. Belki de bu yüzden bu kavramları karşılamak için temeddün, muasırlaşma -hatta bugün çağdaşlaşma- gibi zorlama kelimeler kullanılmıştır. Bu zorlama kelimelerin kullanılmasının bir sebebi belki de Osmanlı toplumunun bu değişimlere zorlanmasıdır. Bununla beraber bu ikili yapı çocukların hayatlarını olumsuz yönde etkilememiştir. Onlar genellikle modernleşmenin iyi yüzü ile karşılaşmışlar, eğitimlerinde, sağlıklarında gündelik hayatlarında hep olumlu gelişmelerle yüz yüze gelmişlerdir.

Tanzimat'la beraber başlayan ve gittikçe ağırlaşan Fransız etkisi çocukların çok küçük yaşlarda Fransızca ile tanışmalarına sebep olmuştur. Fransa'dan gelen mürebbiyeler çocuklara hem Fransızca'yı hem de Fransız kültürünü öğretmişlerdir. Bazı özel okulların müfredatına Fransızca, ders olarak konmuş, çocuklar Fransızca kitaplar okumuşlar, ayrıca tercüme edilen kitaplar sayesinde yeni dünyalara gözlerini açmışlardır.

Yüzyılın ortalarından itibaren Avrupa tipi giyim kuşam, yetişkinleri etkilediği kadar çocukları da etkiler hale gelir. Bu elbiseler bilhassa Avrupa'nın büyük mağazalarının İstanbul şubelerinde satışa sunulur. Çocukların bu alışverişlere götürülmesi bile başlı başına bir yenileşmedir. Bu mağazaların özel oyuncak bölümleri vardır ve çocuklar geleneksel oyuncaklarının yanında Avrupa tipi oyuncaklarla tanışma fırsatı bulurlar. Alışverişin yanında Osmanlı çocuklarının sosyalizasyonu bakımından tiyatrolar da önemli bir fonksiyon icra etmiştir. Çocuklar hem seyirci ve hem de oyuncu olarak toplumun hayat katmanlarına daha kolay katılmışlardır. Ayrıca yayınlanan çocuk dergileri sayesinde çocuklar Avrupa'yı, Avrupalıları ve Avrupalı yaşayışşeklini öğrenirler, keşif ve icatlardan da aktüel bir biçimde haberdar olurlar.

Avrupa tarzı hayat biçiminin çocuk hayatına getirdiği olumlu sonuç, bu tarz hayatın getirdiği yeniliklere, modern okullara, ithal elbiselere ve oyuncaklara, dergilere ve kitaplara çocukların gösterdiği yüksek taleple de gözlenebilir. Sonuç olarak yetişkinlerin zaman zaman bocaladığı bu köklü değişme ve yenileşme döneminde çocuklar, Batı dünyasından belirli bir ölçüde haberdar oldular ve bu değişime kolay ve hızlı bir biçimde ayak uydurdular.

1 Özdemir Nutku, "Osmanlı Şenliklerinde Çocuk", Toplumsal Tarihte Çocuk, (hazırlayan Bekir Onur), Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul 1993 s. 59.
2 M. D'Hosson, 18. yüzyıl Türkiyesinde Örf ve Adetler, (çev. Zerahan Yüksel) İstanbul Tercüman 1001 Temel Eser, (t. y. ), s. 201.
3 Marianna Yerasimos, "16-19 yüzyılda Batı Kaynaklı Gravürlerde Osmanlı Çocuk Figürleri", Toplumsal Tarihte Çocuk, Tarih Vakfı Yurt Yayınları İstanbul 1993.
4 1876 anayasasıyla atılan en önemli adımlardan biri zorunlu ilk öğrenimdir ve başlı başına modern bir gelişme olarak ele alınmalıdır. 1876'da kabul edilen Kânun-ı Esâsî'nin 14. Maddesi şu şekildeydi: "Osmanlı efradının kâffesince tahsil-i maarifin birinci mertebesi mecburi olacak". Avrupa ülkelerinde de aynı tarihlerde ilk öğrenin mecburiyeti anayasa metinlerine girmiştir. Bayram Kodaman, Abdülhamit Devri Eğitim Sistemi, Ankara Türk Tarih Kurumu Yayınları, 1988, s. 67.
5 İbid. s. 58.
6 İbid. s. 60.
7 İbid s. 67 Hasan Ali Koçer de şu derslerin okutulduğu bu belirtir: Elifba-Kur'an-Tecvid-Ilm-i Hal-Harekeli Türkî Ahlak Risalesi; Türkiye'de Modern Eğitimin Doğuşu ve Gelişimi (1723-1923), Ankara Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, 1992, s, 60.
8 Bir çocuk dergisi olan Çocuklara Kıraat'e gönderilen bir mektupta Selanik'te modern tarzda eğitim yapan Şemsi Efendi mektebinde farklı olarak şu derslerin okutulduğu görülmektedir. Farsça, Fransızca ve kızlar için nakış, Hacı Yusuf Efendizade Sadi, "Selanik'den Mekteb Şarkısı", Çocuklara Kıraat, Sayı 11, 1 Receb 1299/19 Mayıs 1882, s. 7 İlk tahsilde Fransızca öğreniminin başlamış olması bilhassa 19. yüzyıl için oldukça dikkate değer bir gelişmedir.
9 Yahya Kemal, Çocukluğum, Gençliğim Edebi ve Siyasi Hatıralarım, İstanbul Yahya Kemal Enstitüsü Yayını, 1973, ss: 28-29.
10 Bayram Kodaman da bu cümleyi destekler mahiyette bir görüşe sahiptir ve Tanzimat okullarında Osmanlı çocuklarının Avrupalılaştırıldığını ileri sürer. Kodaman, op. cit. s. XI.
11 Necdet Sakaoğlu, "Anaokulları", Tarih Vakfı İstanbul Ansiklopedisi, İstanbul 1994, Cilt1, s. 263.
12 Bu manzumelere bir örnek için bkz, "Valide sınıfına Mahsus Küçük Manzumeler", Çocuklara Rehber, 21 Kanun-ı Sani 1314/=2 Şubat 1899, s. 1.
13 Mustafa Sami Efendi, "Avrupa Risalesi", 1840, Mehmed Kaplan, Inci Enginün, Birol Emil, Yeni Türk Edebiyatı Antolojisi, İstanbul Edebiyat Fakültesi yayını, 1978, Cilt 1, s. 78.

14 Okulun açılışı Reşat Ekrem Koçu'ya göre 1889'dur. İstanbul Ansiklopedisi, Cilt 8, s. 4382. Hasan Ali Koçer ise daha kesin bir tarih verir. 30 Eylül 1891. Koçer, op. cit. s. 154.
15 İbid.
16 Koçu, loc. cit.
17 Nitekim bir çocuk dergisi olan Çocuklara Mahsus Gazete'de çıkan bir haber bu anlayışın çocuk dergilerine kadar yayıldığını İstanbul Ansiklopedisi işaret eder ve eğitimin de Batılı tarzda yapıldığını ortaya koyar: "Berlin dilsizler mektebinden mezun Mösyö Fovek geçen gün İstanbul'daki dilsiz ve a'mâ mektebine giderek nimet-i tekellümeden mahrum olan şakirdanın tedrisatını, usul ve kaideye muvafık bulduğundan mektebin müdiri ile şakirdanı takdir ve tahsin eylemişdir. ", Çocuklara Mahsus Gazete Sayı: 18, 5 Eylül 1312/=17 Eylül 1896, s. 8.
18 Tarik 7 Ocak 1885, "Millet-i museviyenin Galata'daki etfal-i inas ve zükuruna mahsus mekteplerine ianeten senevi mutad balo Italya Elçisi Kont Korte tarafından icra olunacaktır" (aktaran Uyhgur Kocabaşoğlu), "Osmanlı Basınında Yüzyıl Önce Bu Ay", Tarih ve Toplum, sayı 13, Ocak
1985, s. 54.
19 Çocuklara Mahsus Gazete, Sayı 3, 11 Haziran 1896, s. 4.
20 Çocuklara Mahsus Gazete, Sayı 58, 25 Mayıs 1897, s. 6 "Hasköy'de kain Alyans Israelit nam Musevi mektebi menfaatine olarak geçen pazar mükemmel bir balo icra edilmiştir".
21 Çocuklara Mahsus Gazete, Sayı: 58, 25 Mayıs 1897, s. 6 "Siroz Rum Mektebi menfaatine olarak mahallî metropolidhanesinde bir piyango keşidesine Selanik Vilayetince izin verilmiştir".
22 Mürebbiyeler her zaman olumlu sonuç vermiyor sırf Fransız olduğu için istihdam edilen bazı kadınlar yarardan çok zarar getiriyorlardı. Ahmed Midhat Efendi Mesâil-i Muğlaka adlı kitabında "Dostlara nasihat ederim ki hanelerine muallime alacakları zaman Fransa maarif nezaretinin muallimeliğe mahsus olan Şehadetnamesini arasınlar. Hatta böyle bir Şehadetname ibraz olunduğu zaman bile sahte bir şey olmasından emin olmak için Fransa konsülatosuna müracaat külfetinden kaçınmasınlar. Ve illâ muallime diye bir kokot veyahut mütekaid bir aktrisi hanelerine almak ihtimali hiç de istib'ad olunamaz" (aktaran Orhan Okay) Batı Medeniyeti Karşısında Ahmed Midhat Efendi, İstanbul: Milli Eğitim Gençlik ve Spor Bakanlığı Yayınları, 1989 s. 311; Ayrıca mürebbiyelerin olumsuz etkileri için bkz. ibid. ss: 311-315.
23 Ahmet Hamdi Tanpınar 19. asır Türk Edebiyatı Tarihi kitabının 1839-1860 arası bölümünde Batılılaşma ile beraber bilhassa İstanbul'da hayatın süratle değiştiğini, Batı hayatı unsurlarının gündelik hayat girdiğini ve ecnebi bir kadının "piyano denilen ve bizim kanuna benzeyen" bir çalgıyı istenirse haremlerde öğreteceğini bildirdiğini yazar. 19. asır Türk Edebiyatı Tarihi, İstanbul Çağlayan Kitabevi, 1967, ss: 99-100.
24 Tarik 16 Mart 1888, (aktaran Meliha Yetkin), "Osmanlı Basınında yüzyıl Önce Bu Ay", Tarih ve Toplum, Sayı 51, Mart 1988, s. 5.
25 Bahçe, Sayı 7, 3 Aralık 1880, s. 8. İlanda adı geçen musiki öğretmeni son dönem musikişinaslarından, bestekâr Bolahenk Nuri Bey'dir. (1834-1910).
26 Recaizade Mahmut Ekrem, Nijad Ekrem, İstanbul Servet-i Fünun Matbaası, 1900, (sayfa numarasız).
27 Çocuklara Mahsus Gazete, Sayı 62, 8 Nisan 1897. s. 6.
28 Edhem İbrahim Paşa (1818-1893), Kaptan-ı Derya Hüsrev Paşa'nın evlatlılarındandır ve Fransa'ya Batı usullerine göre gönderilen ilk dört öğrenciden biridir.
29 Edhem İbrahim Paşa, Çocuklara Öğütler, (yayına hazırlayan Hıfzırrahman Raşit Öymen), Ankara Kültür Bakanlığı Yayınları, 1979, s. 102.
30 Çocuklara Mahsus Gazete, sayı: 30, 8 Aralık 1896, s. 8.
31 Çocuklara Mahsus Gazete, sayı: 88, 8 Ekim 1897, s. 8.
31 Bahçe, 21 Ocak 1881, Sayı: 4, s. 3.
33 Ahmed Midhat, Çocuk: Melekât-ı Uzviyye ve Ruhiyyesi, İstanbul Tercüman-ı Hakikat Matbaası, 1317. ss: 280-281"Avrupa'da çocuklar kendi maderzad lisanlarından maada ecnebi lisanı öğrenmeleri görülmediğinden Avrupalı müdekkikler tetebbuun asıl bu geniş ve dakik olan cihetini bilkülliye ihmal ediyorlar. Mutlaka bilmiyorlar ki bir çocuk iki ve hatta üç lisanı beraberce öğrenebilir. Hem de onların birden ziyade lisan öğrenmeleri bizim büyüdükten sonra elsine-i ecnebiyye tahsil edişimize kıyas dahi mümkün değildir".
34 "Maarife Dair Bend-i Mahsustur", Tercüman-ı Ahval, Sayı 34, 2 Zilkade 1277/=3 Mayıs 1861 s. 13, Mehmet Kaplan et. al., op. cit. Cilt 1, s. 56.
35 İbid. s. 57.
36 Münif Paşa, "Imla Meselesi", Mecmua-i Fünun, Sayı: 1, 4 Safer 1280/21 Temmuz 1863, ss: 74-75, Mehmed Kaplan et. al., ibid. s. 203.
37 Bu metinde terbiye kelimesi ahlakî eğitim manasında kullanılacaktır.
38 id. "Ehemmiyet-i Terbiye-i Sıbyan", Mecmua-i Fünun, Sayı: 5, Cemazielahir 1279/1862, ss: 176-185, Mehmet Kaplan et. al., YeniTürk Edebiyatı Ansiklopedisi, Cilt 1, ss: 177-182.
39 Edhem İbrahim Paşa, Terbiye ve Talim-i Adâb ve Nesayihü'l Etfal, Bu kitabın çeşitli baskıları vardır. Tespit edilebilen ilk baskısı 1869 tarihini taşır. Terbiyet-ül Etfal, İstanbul Matbaa-i Amire, 1285/1868, 144s., Diğer baskıları ise şunlardır: İstanbul Matbaa-i Amire, 1286/1869., İstanbul Mekteb-i Sanayi-i Şahane Matbaası, 1293/1876. Ayrıca bir de yer ve tarih belli olmayan baskısı 123s., M, Seyfeddin Özege, Eski Harflerle Basılmış Türkçe Eserler Kataloğu, Cilt 4, s. 1009,
40 Hıfzırrahman Raşit Öymen, "Terbiye ve Talim-i Adab ve Nesayih-ül Etfal Risalesi Üzerine", Edhem İbrahim Paşa, Çocuklara Öğütler, s. X.
41 Edhem İbrahim Paşa, passim.
42 Sadık Rıfat Paşa, "Avrupa Ahvaline Dair Risale", Müntehabat-ı Asar, Mehmet Kaplan et. al. Yeni Türk Edebiyatı Ansiklopedisi. (Y. T. E. A), Cilt: 1 s. 131.
43 Ahmed Midhat Efendi, Peder Olmak Sanatı, İstanbul Tercüman-ı Hakikat Matbaası, 1317, s. 173" (. ) Bu nokta-i nazardan bizim Osmanlı kavmimiz hakikaten bahtiyardır. Bizde çocukları hane haricinde büyütmek adet olmamıştır (. ) Avrupa'da çocukları aile yuvasından baid yerlerde bazen gerek kendileri çocuğun yanına giderek ve gerek çocuğu haneye celb ederek mülakat etmeleri adeta bir misafirlik demektir. ".
44 Sami Paşazade Sezai, İkdam, N: 1643, 3 Şubat 1899., Mehmet Kaplan et. al, Y. T. E. A, Cilt, 4, s. 518.
45 Avrupa'daki çocuk terbiyesinden haberdar olanlardan biri de Rıfa'a bin Bedevî'dir. Avrupa seyahati esnasında okuduğu ve tercüme ettiği kitapları anlatan yazar bu kitaplardan birinin Kont Chesterfield'ın sırf kendi oğlunu terbiye ve talim için kitap tercüme ettirdiğini kitap olduğunu söyler. Seyahatname-i Rıfa'a, Mısır, 1255/1839., Mehmet Kaplan, et. al, Y. T. E. A. Cilt, 1, s. 107., Gene bu konu ile ilgili olarak Osmanlı basınında çıkan yazılardan birinde Avrupa'da kızlara bile ev idaresi terbiyesi verildiği söyleniyordu. "Terbiyeye Dair", Ceride-i Havadis, Sayı 120, 1258/1842, ibid, Cilt 1, s.
275.
46 Ahmed Midhat Efendi, op. cit. s. 174, "pedagoji hakkında tedkikata girişenler çocuğa bizzat ebeveynin bakması lüzumu hakkında müttefiktirler. Jan Jak Ruso bile böyle hükmeder".
47 Ahmed Midhat Efendi, Istidad-ı Etfal, İstanbul Kırkambar Matbaası, 1308, s. 2.
48 İbid. s. 8.
49 İbid. s. 13.
50 İbid. s. 14.
51 İbid. s. 15.
46 52 İbid.
53 Bu kişilere bir örnek, modern bir eğitim kurumu olan Numune-i Terakki mektebinin de müdürü olan Mehmed Nadir Bey'dir. Mehmed Nadir gerek kendi okul dergisi olan Numune-i Terakki'de gerek Çocuklara Mahsus Gazete gibi çocuk dergilerinde pedagoji üzerine yazılar yazmıştır. Bu arada Osman Nuri Ergin Mehmed Nadir'in Tercüman-ı Hakikat'de (1895) "Talim ve Terbiye-i Etfal Yahut Usul-i Tedris"başlığı altında dört makale yazdığını ve Avrupalı eğitimcilerin fikirlerini aktardığını anlatır. Türk Maarif Tarihi, Cilt: 3-4, s. 1009.
54 Çocuklara Kıraat, N: 1, 23 Aralık 1883, s. 3 "Kızların mükemmel mekteb görmeleri lazımdır. Yani tahsilin birinci, ikinci, üçüncü dereceleri olan ibtidaiyye, rüşdiyye ve Darülmuallimat'a girerek tekmil-i tahsil gördükten ve Fransızların lisan-ı Yunaniden alarak çocuk terbiye etmek manasına 'pedagoji' Türkçe Terbiye-i Etfal ilmini layıkiyle öğrendikten sonra mektebden çıkarmalıdır".
55 Çocuklara Mahsus Gazete, Sayı: 4, 11 Haziran 1896, s. 4.
56 Böyle bir karşılaştırma 1857 tarihinde Anadolu müfettişliğinde bulunan bir kişinin raporlarında görülmektedir. Müfetti İzmir'i anlatırken yabancı çocukların mektepten terbiyeli ve edepli geldiklerini İslam çocuklarının ise sokaklarda serseri hayvanlar gibi koştuğunu söyler. Mehmet Kaplan et. al., Y. T. E. A. Cilt 1, s. 314.
57 Balıkhane Nazırı Ali Rıza Bey, Bir Zamanlar İstanbul (haz: Niyazi Ahmed Banoğlu) İstanbul Tercüman 1001 Temel Eser, [t. y], ss: 103-104.
58 Reşat Ekrem Koçu, "Ebe Mektebi", İ. A., Cilt 8, s. 3655.
59 Necdet Sakaoğlu, "Ebe Mektebi", Tarih Vakfı İstanbul Ansiklopedisi, Cilt 3, s. 115.
60 İbid.
61 Nuran Yıldırım, "Besim Ömer Akalın", Tarih Vakfı İstanbul Ansiklopedisi, Cilt 1, s. 147.
62 Bu kitaplar Seyfettin Özege katalogundan yapılan tarama sonucunda ortaya çıkmıştır., Eski Harflerle Basılmış Türkçe Eserler Kataloğu, İstanbul V. Cilt, 1981.
63 Besim Ömer, Zayıf ve Vakitsiz Doğan Çocuklara Edilecek Takayyüdat, Kuvöz ve Gavaj, İstanbul Mahmud Bey Matbaası 1888, 106 sayfa.
64 Besim Ömer Paşa çocuklara olan ilgisini hep devam ettirmiş ve 1917 yılında kurulan Osmanlı Himaye-i Etfal Cemiyeti'ne İsmail Canbolat ve Cavid Bey'den sonra başkan olmuş, cemiyeti 1022 yılı sonuna kadar başarıyla yönetmiş ayrıca cemiyetin çocuk sağlığı konusundaki faaliyetleri içinde önemli rol oynamıştır.
65 Tarik, 2 Mayıs 1889, (aktaran: Ayşe Şen), "Osmanlı Basınında yüzyıl Önce Bu Ay", Tarih ve Toplum, Sayı: 65, Mayıs 1989, s. 5 "Avrupa'da ve alellhusus memalik-i mahrusa-i Şahanede yeni doğan çocukları kundaklama adeti ittihaz olunmuştur. Memleketimizde ebna-yı vatanı balmumundan mamul bebek gibi bir takım bezlerle sıkarlar ki doğrusu etfal-i sagireyi bu tarzda giydirmek vahşiyane bir harekettir".
66 Tarik, 9 Haziran 1885, (aktaran: Ayşe Şen), "Osmanlı Basınında Yüz Yıl Önce Bu Ay", Tarih ve Toplum, Sayı 18, Haziran 1988, s. 51, "Bağçekapusunda Şeyhülislam hanında cerrahlığa müteallik mağazada en son usul üzerine ve Avrupa'nın meşhur hastahanelerinde istimal olunan aletlerin her nevi, çocuklar için emzik ve ihtikan aletleri (. ) satılmaktadır".
67 Tarik, 26 Kasım 1885, (aktaran Meliha Yetkin), Osmanlı Basınında Yüz Yıl Önce Bu Ay, Tarih ve Toplum, Sayı 23, Kasım 1985, s. 49.
68 Tarik, 11 Teşrin-i Sani 1891, (aktaran: Ayşe Şen), Osmanlı Basınında Yüz Yıl Önce Bu Ay, Tarih ve Toplum, Sayı 95, Kasım 1991, s. 5.
69 Tarik, 5 Mayıs 1888, (aktaran: Meliha Yetkin), Osmanlı Basınında Yüz Yıl Önce Bu Ay, Tarih ve Toplum, Sayı: 53, Mayıs 1988, s. 5.
70 ReŞat Ekrem Koçu, "Fotaki Eczahanesi", İstanbul Ansiklopedisi, Cilt 8, s. 5823.
71 İbid., Cilt 6, s. 4271.
72 Nuran Yıldırım. "Kuduz Hastanesi", Tarih Vakfı İstanbul Ansiklopedisi, Cilt 5, s. 112.
73 Tarik, 6 Şubat 1887, (aktaran: Meliha Yetkin), Osmanlı Basınında Yüz Yıl Önce Bu Ay, Tarih ve Toplum, Sayı: 38, Şubat 1987, s. 30.
74 Tarik, 5 Eylül 1890, (aktaran Meliha Yetkin), Osmanlı Basınında Yüz Yıl Önce Bu Ay, Tarih
ve Toplum, Sayı 82, Eylül 1990, s. 4.
75 Sermet Muhtar Alus, "Aksaray'dan Topkapı'ya", (hazırlayanlae: Erol Şadi Erinç-Faruk Ilkan), İstanbul Yazıları, İstanbul İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür İşleri Dairesi Başkanlığı, 1994, s. 36.
76 İbrahim Edhem Paşa kitabında çocuklara sağlıkla ilgili birçok nasihat verir. Hastalıklardan korunma yollarını anlatır. Eğer hastalığa yakalanılmışsa tedavi çarelerini gösterir. Bu tedavi usullerinin büyük bir bölümü Paşa'nın Avrupa'da bizzat edindiği tecrübelerden meydana gelmiştir. Otuzbeş bölüm olan kitabın 8. 10. 12. 19. 22-25 ve 27-30. bölümleri sağlık üzerinedir. Kitaba bir giriş yazısı yazan Hıfzırrahman Raşit Öymen de, Paşa'nın Tıp ilminde Avrupa düzeyinde bilgi sahibi olduğunu hatta zaman zaman daha da ileri bulunduğunu belirtir. "Terbiye ve Talim-i Adab ve Nesayih-ül Etfal Risalesi Üzerine", Çocuklara Öğütler, s. XIV.
76 77 İbid. s. 64.
78 O dönemlerde yerleşik muayenehaneler yaygın olmadığından doktorlar belirli gün ve saatlerde eczanelerde bulunurlardı.
79 Tarik, 7 Mayıs 1885, (aktaran: Uygur Kocabaşoğlu), Osmanlı Basınında Yüz Yıl Önce Bu Ay, "Tarih ve Toplum, Sayı 17, Mayıs 1985, s. 25.
80 Nuran Yıldırım, "Altıncı Daire-i Belediye Hastahanesi", Tarih Vakfı İstanbul Ansiklopedisi, Cilt 1, s. 224.
81 id, "Sankt Georg Hastanesi", Tarih Vakfı İstanbul Ansiklopedisi, Cilt 6, s. 452.
82 İbid.
83 İbid.
84 Cemil Topuzlu, 80 Yıllık Hatıralarım, İstanbul Güven Yayınevi, 1951, s. 54-55.
85 Nuran Yıldırım, "Etfal Hastanesi", Tarih Vakfı İstanbul Ansiklopedisi, Cilt 3. s. 220.
86 Ondokuzuncu asırda olmamakla beraber Etfal Hastanesi modern yeniliklerini yirminci asrın ilk yıllarında da sürdürmüştür. 1902'de bir fotoğraf atölyesiyle bir kütüphane açılmış bir de röntgen cihazı hizmete girmiştir. Aynı sene II. Abdülhamid Afyon Karahisar madensularının gelirini hastaneye vakfetmiş ve bu suretle vakıf hastaneciliği konusunda bir uygulamaya geçilmiştir. Çocukları jimnastik yapması için bir salon tahsis edilmiş, serum ve aşı hazırlamak için bir de laboratuvar kurulmuştur. Ayrıca hastane 1900-1907 yııları arasında Türkçe ve Fransızca olarak kurumla ilgili istatistik yıllıkları neşretmiştir ki başlı başına modern bir gelişmedir: Hamidiye Etfal Hastahane-i Alisinin İstatistik Mecmua-i Tıbbiyesi/==Annales Medicales et Bulletein de Statistique de l'Hospital d'Enfants Hamidie, Yayınlayan: Hamidiye Etfal Hastahane-i Alisi Etibbası, İstanbul Matbaa-i Osmaniye, (hazırlayan: Hasan Duman), İstanbul Kütüphaneleri Arap Harfli Süreli Yayınlar Toplu Katalogu, İstanbul IRCICA Yayını, 1986, s. 141.
87 Dr. Cemil Haveri"Çocuklara Mahsus Hıfzısıhha", Çocuklara Rehber, sayı. 15, 16 Temmuz 1314, s. 3.
88 Küçük Ayasofyalı (elif), Fuad, "Hıfz-ı Sıhhatten", Çocuklara Mahsus Gazete, 11 Haziran 1896, Sayı: 3, s. 3.
89 H. Kemal, "Hıfz-ı Sıhhat-i Etfale Dair Birkaç Söz", Çocuklara Mahsus Gazete, 13 Ağustos 1896, Sayı 12, s. 3.
90 H. Kemal, "Mebahis-i Sıhhiyeden", Çocuklara Mahsus Gazete, 10 Eylül 1896, sayı: 17 s.
91 "Nesayih-i Tıbbiye ve Sıhhiye", Çocuklara Mahsus Gazete, 14 Ocak 1897, s. 4-5.
92 Çocuklar Hekimi, "Hıfz-ı Sıhhat-i Etfal", Çocuklara Mahsus Gazete, 7 Ocak 1897, ss: 3-4.
93 Bu haberlere bir örnek için bkz. "Şuunat", Çocuklara Mahsus Gazete, 25 Haziran 1896, s. 6.
94 Doktor Şekib Ismail, "Mekteb-i Numune-i Terakki'de Tedris Olunan Hıfz-ı Sıhhat Derslerinin Hulasası", Numune-i Terakki, 1 Mart 1304/=13 Mart 1888, Sayı 8, s. 89-90.
95 Reşat Ekrem Koçu, "Avrupa Saç" İstanbul Ansiklopedisi, Cilt 4, s. 1358.
96 id, "Bahriyeli Çocuk Esvabı Modası", Türk Giyim-Kuşam Süsleme Sözlüğü, Ankara Sümerbank Kültür Yayınları, 1969 s. 24.
97 id, "Çocuk: Üniformalı Çocuklar", İstanbul Ansiklopedisi, Cilt 8, ss: 4067.
98 Tarik, 4 Haziran 1884, Osmanlı Basınında Yüz Yıl Önce Bu Ay, (aktaran: Uygur Kocabaşoğlu), Tarih ve Toplum, Sayı: 6, Haziran 1984, s. 39.
99 Tarik, 13 Temmuz 1884, Osmanlı Basınında Yüz Yıl Önce Bu Ay (aktaran: Uygur Kocabaşoğlu), Tarih ve Toplum, sayı 27, Temmuz 1984, s. 7.
100 Tarik, 24 Aralık 1884, Osmanlı Basınında Yüz Yıl Önce Bu Ay (aktaran: Uygur Kocabaşoğlu), Tarih ve Toplum, Sayı 12, Aralık 1984, s. 31.
101 Tarik, 23 Mart 1890, Osmanlı Basınında Yüz Yıl Önce Bu Ay, (aktaran: Ayşe Şen), Tarih ve Toplum, Sayı 75, Mart 1990, s. 5.
102 Bununla beraber çocuk giyimi ile ilgili ilanlar -belki de alışveriş için gerekli parayı ebeveynler verdiği için- çocuk dergilerinde pek görülmez. İstisna teşkil edenler Avrupa tarzı elbiseler değil bazı okulların kıyafetinin ucuza dikildiği ya da benzeri ilanlardır. Bu ilanlara bir örnek için bkz. Çocuklara Mahsus Gazete, Sayı: 18, 10 Eylül 1896, s. 8.
103 Reşat Ekrem Koçu, "Eyüp Oyuncakçıları", İstanbul Ansiklopedisi, Cilt 10. s. 5462.
104 Özdemir Nutku, "Osmanlı Şenliklerinde Çocuk", Toplumsal Tarihte Çocuk, (haz: Bekir Onur), İstanbul Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 1993, s. 57.
105 Balıkhane Nazırı Ali Rıza Bey, ibid. s. 194.
106 İbid.
107 Halit ZIya Uşaklıgil, Aşk-ı Memnu, İstanbul Hilmi Kitabevi, 1939, s. 58.
108 Semet Muhtar Alus, "Sinema: Biraz Tarihi, İstanbul'a Düşüşü", ibid. s. 158.
109 Engin Çizgen, "Osmanlı Dönemi Fotoğraflarında Çocuk", Toplumsal Tarihte Çocuk, (hazırlayan: Bekir Onur), İstanbul Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 1993. s. 77.
110 İbid.
111 İbid.
112 İbid. s. 78.
113 Dorina L. Neave, Eski İstanbul'da Gündelik Hayat, İstanbul Tercüman 1001 Temel Eser,
1978, s. 60.
115 Ahmet Emin Yalman, Yakın Tarihte Gördüklerim ve Geçirdiklerim, Cilt 1, İstanbul Yenilik Basımevi, 1970, s. 22.
116 Recaizade Mahmut Ekrem, Nijad Ekrem, İstanbul Servet-i Fünun Matbaası, 1900, (sayfa numarasız).
117 Reşat Ekrem Koçu, "Andriomenos Fotoğrafhanesi", İstanbul Ansiklopedisi, Cilt 2, s. 853.
118 Çocuklara Mahsus Gazete, 30 Haziran 1899, sayı 174, s. 7.
119 Balıkhane Nazırı Ali Rıza Bey çocukların büyük bir sabırsızlıkla Ramazan'ı beklediklerini, çünkü bu ay gelince her gece karagöz'e gittiklerini söyler. ibid. s. 13 Diğer yazarlar da benzer görüşleri ortaya koyarlar. Sadri Sema, Eski İstanbul'dan Hatıralar, İstanbul Iletiş im Yayınları, 1991; Refik Ahmet Sevengil, İstanbul Nasıl Eğleniyordu, İstanbul IletiŞim Yayınları, 1990; Cenab Şehabeddin, İstanbul'da Bir Ramazan, İstanbul İletişim Yayınları, 1991; Çaylak Tevfik, İstanbul'da Bir Sene, İstanbul İletişim Yayınları, 1990.
120 Balıkhane Nazırı Ali Rıza Bey, op. cit. s. 187.
121 Bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz. Metin And, Tanzimat ve İstibdad Dönemimde Türk Tiyatrosu (1839-1908), Ankara Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 1972, passim.
122 İbid. s. 101-102 Metin And'ın aktardığına göre Hayal'in 14 Ekim 1289 tarihli ikinci sayısında çocukların tiyatrolarda çok gayriahlaki şeyler seyrettiği ve hatta bunları küçük kızların bile seyrettiği söyleniyor ve bir ıslahat gerektiği belirtiliyordu. ibid. s. 101.
123 İbid. s. 86.
124 İbid. s. 98.
125 Hülya Argunşah, "Çocuk Edebiyatı", Türk Aile Ansiklopedisi, Ankara Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu Yayınları, 1993, Cilt 1, s. 279.
126 Çocuklara Mahsus Tiyatro, "Namus ve Zaruret", Çocuklara Mahsus Gazete, Sayı 31, 17 Aralık 1896, ss: 3-6.
127 Kemal Hasan Karnal, op. cit. s. 62.
128 Bedii Bey, "Fazilet-i Say", Çocuklara Rehber Sayı 26, 14 Ekim 1897, s. 5.
129 "Küçük Valide", Çocuklara Rehber, Sayı 25 (ikinci sene), 6 Ekim 1898, s. 4"Mekteb-i Terakki'nin inas kısmı tevzi-i mükafat resminde Fransızca olarak temaşaya vaz olunmuş bir eserdir ki mealen tercüme olunmuştur".
130 Tarik, 24 Ağustos 1888, Osmanlı Basınında Yüz Yıl önce bu ay, (aktaran: Ayşe Şen), Tarih ve Toplum, Sayı 56, Ağustos 1988, s. 5.
131 Tercüman-ı Hakikat, 8 Kanun-ı Evvel 1886, Osmanlı Basınında Yüz Yıl önce bu ay, (aktaran Ayşe Şen), Tarih ve Toplum, Sayı 36, Aralık 1986, s. 53.
132 Tercüman-ı Hakikat, 17 Nisan 1884, Osmanlı Basınında Yüz Yıl önce bu ay, (aktaran Mediha Yetkin), Tarih ve Toplum, Sayı 4, Nisan 1984, s. 34.
133 Tarik, 14 Mart 1891, Osmanlı Basınında Yüz Yıl önce bu ay, (aktaran Ayşe Şen), Tarih ve Toplum, Sayı 87, Mart 1987, s. 5.
134 Çocuklara Mahsus Gazete, 5 Teşrin-i Sani 1314/17 Kasım 1898, Sayı 144, s. 6.

Ahmed Midhat Efendi. Çocuk Melekât-ı Uzviyye ve Ruhiyyesi. İstanbul: Tercüman-ı Hakikat Matbaası, 1317., İstidad-ı Etfal. İstanbul: Kırkambar Matbaası, 1308., Peder Olmak Sanatı. İstanbul: Tercüman-ı Hakikat Matbaası, 1317.

Ali Rıza Bey. Bir Zamanlar İstanbul. haz. Niyazi Ahmet Banoğlu. İstanbul: Tercüman 1001 Temel Eser.

Alus, Sermet Muhtar. İstanbul Yazıları. haz. Erol Şadi Erinç-Faruk Ilıkan. İstanbul: Büyükşehir Belediyesi Kültür İşleri Dairesi Başkanlığı Yayınları, 1994.

And, Metin. Tanzimat ve İstibdad Döneminde Türk Tiyatrosu 1839-1908. Ankara: İş Bankası Kültür Yayınları. 1972.

Argunşah, Hülya. "Çocuk Edebiyatı". Türk Aile Ansiklopedisi. 3 Cilt. Ankara: Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu Yayını, 1991.

Berker, Aziz. Türkiye'de İlköğretim I 1839-1923. Ankara: Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, 1945.

Berkes, Niyazi. Türkiye'de Çağdaşlaşma. Ankara: Bilgi Yayınevi, 1973.

Cebeci, Dilaver. Tanzimat ve Türk Ailesi. Istanbul: Ötüken Neşriyat, 1993.

Çizgen, Engin. "Osmanlı Dönemi Fotoğraflarında Çocuk". Toplumsal Tarihte Çocuk, haz. Bekir Onur. Istanbul: Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 1993.

M. D'Hosson. 18. yüzyıl Türkiyesi'nde Örf ve Adetler. çev. Zerhan Yüksel. İstanbul: Tercüman 1001 Temel Eser.

Doğan, Ayhan. "İran Okulu", Tarih Vakfı İstanbul Ansiklopedisi, Cilt 4. İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 1994.

Edhem İbrahim Paşa. Davranış Kurallarının Eğitim ve Öğretimi ve Çocuklara Öğütler. haz. Hıfzırrahman Raşit Öymen. Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları. 1979.

Enginün, İnci. "Çocuk Edebiyatına Toplu Bir Bakış". der. Mustafa Ruhi Şirin. Çocuk Edebiyatı Yıllığı. İstanbul: Gökyüzü Yayınları, 1987.

Yeni Türk Edebiyatı Araştırmaları, İstanbul: Dergah Yayınları, 1983.

Ergin, Osman. Türk Maarif Tarihi, 4. Cilt. İstanbul: Eser Matbaası, 1977.

Haydaroğlu, İlknur Polat. Osmanlı Devleti'nde Yabancı Okullar. Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları, 1990.

İstanbul Kütüphaneleri Arap Harfli Süreli Yayınlar Toplu Kataloğu 1828-1928. haz. Hasan Duman. İstanbul: IRCICA Yayını, 1986.

Kaplan Mehmet, Enginiün İnci, Emil Birol, Kerman Zeynep. Yeni Türk Edebiyatı Antolojisi. 5. Cilt. İstanbul: Edebiyat Fakültesi Yayını 1978.

Karnal, Kemal Hasan. Türkiye'de Çocuk Tiyatrosu. Basılmamış Yüksek Lisans Tezi. İstanbul: Marmara Üniversitesi, 1989.

Koçer, Hasan Ali. Türkiye'de Modern Eğitimin Doğuşu ve Gelişimi. Ankara: Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, 1992.

Koçu, Reşat Ekrem. İstanbul Ansiklopedisi. 11 Cilt. İstanbul.

Türk Giyim Kuşam Süsleme Sözlüğü. Ankara: Sümerbank Kültür Yayınları, 1969.

Kodaman, Bayram. Abdülhamid Devri Eğitim Sistemi, Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları,1988.

"Çocuk Edebiyatı". Çocuk Edebiyatı Yıllığı. haz. Mustafa Ruhi Şirin. Istanbul: Gökyüzü Yayınları, 1987.

Neave, Dorina L. Eski İstanbul'da Hayat. çev. Osman Öndeş. İstanbul: Tercüman 1001 Temel Eser, 1978.

Nutku, Özdemir. "Osmanlı Şenliklerinde Çocuk". Toplumsal Tarihte Çocuk. haz. Bekir Onur. Istanbul: Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 1993.

Okay, Cüneyd. "İlk Çocuk Tiyatrosu Üzerine Notlar", Toplumsal Tarih, N: 40, Nisan 1997 ss: 13­14.

Osmanlı Çocuk Hayatında Yenileşmeler 1850-1900 İstanbul: Kırkambar Yayınları 1998.

Okay, Orhan. Batı Medeniyeti Karşısında Ahmed Midhat Efendi, İstanbul: Milli Eğitim Gençlik ve Spor Bakanlığı, 1989.

"Edebiyat Dünyasında Çocuk". Çocuk Edebiyatı Yıllığı. haz. Mustafa Ruhi Şirin. İstanbul: Gökyüzü Yayınları, 1987.

Özege, Seyfeddin. Eski Harflerle Basılmış Türkçe Eserler Katalogu. 5 Cilt. İstanbul.

Özertem, Tekin. Türkiye'de Çocuk Tiyatrosu. Ankara: Kültür Bakanlığı yayınları, 1979.

Özgül, Metin Kayahan. Ali Ekrem Bolayır'ın Hatıraları. Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları, 1991.

Recaizade Mahmut Ekrem. Nijad Ekrem. İstanbul: Servet-i Fünun Matbaası, 1316.

Tanpınar, Ahmet Hamdi. 19. Asır Türk Edebiyatı Tarihi, İstanbul: Çağlayan Kitabevi, 1967.

Topuzlu, Cemil. 80 Yıllık Hatıralarım. Iİtanbul: Güven Yayınevi, 1951.

Uşaklıgil, Halit. Aşk-ı Memnu. İstanbul: Hilmi Kitabevi, 1939.

Yahya Kemal. Çocukluğum Gençliğim Edebî ve Siyasî Hatıralarım. İstanbul: Yahya Kemal Enstitüsü Yayını, 1973.

Yalman, Ahmet Emin. Yakın Tarihte Gördüklerim ve Geçirdiklerim. Cilt 1. İstanbul: Yenilik Basımevi, 1970.

Yardım, Mehmet Nuri, Tanzimattan Günümüze Edebiyatçılarımızın Çocukluk Hatıraları, İstanbul: Kavramlar Yayınevi, 1986.

Yerasimos, Marianna. "16. -19. yüzyılda Batı Kaynaklı Gravürlerde Osmanlı Çocuk Figürleri". Toplumsal Tarihte Çocuk. haz. Bekir Onur. İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 1993.

Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv     
5026 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın