• Anasayfa
  • https://www.facebook.com/tarihtarihcemiyeti/
  • https://twitter.com/ttcemiyeti
Saray'da / Mabeyn-I Hümâyûn'da Yâverlik Kurumu (1839-1920) / Yrd. Doç. Dr. Ali Karaca

Mabeyn-i Humâyûn'da Yâver-i Hazret-i Şehriyâriler

Osmanlı Devleti'nde idare merkezinin saray olduğu malumdur. Zaman zaman idarede zaafa uğramış olmakla beraber, genellikle Saray hakimiyetinin daha güçlü bir duruma gelmesi takip edilen politikanın esasını oluşturdu. Bununla birlikte Köprülü Mehmed Paşa'dan itibaren, idarenin ağırlığının Bâbıâli'ye kaydığı bilinmektedir.1 l9. yüzyıla gelindiğinde idarî yapılanmaya yönelik olarak köklü değişikliklere girişildi. Bilindiği üzere III. Selim ve II. Mahmut bu düzenlemenin mimarları oldular. Devlet bürokrasisi ve saray teşkilatında yeni bir yapılanma vücuda getirildi.2 Bu devre, aynı zamanda Bâbıâli'nin yani bürokrasinin idarede hakim olmaya başladığı bir devredir. Yeni teşkilâtlanma ve yetki alanlarının belirlenmesiyle, taşranın idaresi merkezden daha etkili bir şekilde kontrol altına alındı. Aynı zamanda Saray karşısında, Bâbıâli'nin yönetimdeki pozisyonu ve rolü daha da belirginleşip, güçlendi. Bu güçlenme o derece arttı ki; bir aralık Sultan Abdulmecid'e, "iradesi alınacak hususların önem ve önemsizliğinin Bâbıâli'de tespiti" hususunda teklif dahi yapıldı.3

Tanzimat Dönemi'nde (1839-1875), Hariciye orjinli bürokratların sadâret makamını ellerinde bulundurmaları ve oluşumların merkezinde yer almaları, idarî yetkilerin Bâbıâli'de toplanmasında etkili oldu. Abdulaziz'in devlet işlerinin yürütülüşünü kontrol maksadıyla da olsa, arasıra Bâbıâli'ye gitmesi, giderek Mabeyn için devlet işlerinin görüşülme mercî olmaktan ziyada, sadece bir onay makamı olma statüsünün benimsemeye başlandığına bir işaretti. Bu devirde sadrazam olan Fuat Paşa'nın, Saray'la Bâbıâli arasındaki bürokratik ilişkileri takip eden Mabeyn Başkâtipliği'ne4 yaklaşımı, Bâbıâli ile Mabeyn'in birbirine karşı durumunu ortaya koymaktaydı.

Dokuz ay kadar Mabeyn Başkâtipliği'nde bulunan İzmirli Mustafa Paşa'nın, Bâbıâli'nin bazı maruzâtı hakkında mütâlaa beyan etmesi ve fikirler ileri sürmesi üzerine, "Başkâtiplerin Mabeyn-i Hümâyûn/Saray ile Bâbıâli/Hükümet arasında muhabere vasıtası olmaktan başka vazifeleri olmadığı halde Mustafa Efendi haddini aşıyor" diyerek tavır koyması ve onu azlettirmesi,5 bu tarihlerde Saray ile Hükümet arasındaki tarzı açıkça göstermektedir. Âlî ve Fuat Paşalar Sâdaret makamında bulundukları sürüce Sultan Abdulaziz'in birçok iradesini çeşitli vesilelerle icrasız bırakmaktaydılar.6 Tabii olarak l876 senesine gelindiğinde Bâbıâli, idarede oldukca güçlendi. Bunun müşahhas bir göstergesi bazı bürokratların Meşrutiyet'in ilanında önemli roller üstlenmesidir. Böylece Bâbıâli'nin, idarî rejimi etkileyecek bir konuma geldiği anlaşılmaktadır. Bu itibarla sadrazamlar, Padişah'ın iradesine aykırı davranmakta sakınca görmeyecek bir tavır içine dahi girdi. Mesela; 19 Şubat 1876'da sadrazam olarak atanan Ahmed Mithat Paşa, II. Abdulhamid'in arzusu hilafına Ziya Bey'i İzmir'e vali olarak atayabilmiş, hatta padişahın deyimiyle: "huzurunda dahi sanki padişah oymuş gibi davranmaya başlamıştı".7 Bu bakımdan II. Abdulhamid, Saray'ı tekrar güçlendirmek ve Bâbıâli'yi denetlemek maksadıyla sarayda bir takım yeni düzenlemelere gitti.


Bazı görevleri lağvetti ve geleneklerin korunmasına taraftar olmasına rağmen çağdaş usullere göre bir saray kurmaya girişti. Bu maksatla bir hükümdarın "sağ kolu ve ağzı" olarak nitelendirdiği ve mevkii olarak sadrazama eşit konumda değerlendirdiği Mabeyn-i Hümâyûn Başkâtipliği'ne, Sadrazam Mithat Paşa'nın itirazına rağmen Küçük Said Paşa'yı atadı,8 Abdulaziz ve Fuat Paşa'nın yaklaşımı hilafına, Bâbıâli'ye karşı konumunu güçlendirme yolunu benimsedi. 1878'den itibaren Başvekil/Sadrazam dahil nazırların, devletin mühim konularını görüşmek üzere sık sık Mabeyn-i Hümâyûn'da toplandıkları, hatta bazen bu toplantılar nedeniyle günboyu makamlarına hiç uğrayamadıkları görülüyordu.9 İncelendiğinde, bu tarihten sonra devlet idaresinde esas rol oynayan teşkilatın, tepesinde II. Abdulhamid'in yer aldığı Mabeyn-i Humâyûn10 olduğu görülecektir. Zira Sultan'ın idarî merkezi burasıydı11, Saray teşkilatının ana unsurları ve Padişah'ın birinci derecede maiyyetini teşkil edenler bu bölümde bulunmaktaydı. Bu çerçevede, l879 senesinden sonra, Mabeyn-i Humâyûn'da artık mühim bir yer işgal eden Yaverân bölümü de, teşkilatlanma ve fonksiyonları itibariyle önceki dönemlerden daha farklı bir duruma büründü.

Buraya kadar yazılanlarla Saray'la Hükümet'in birbirine karşı durumlarına dikkat çekmedeki maksat, idarî erkin Saray'a aktarılmasında kullanılan mekanizma ve yapının ne olabilceği sonusunu gündeme getirmeye ve cevap aramaya yönelikti. Böylece bu makaleyle; II. Abdulhamid zamanı ağırlıklı olmak üzere Mabeyn-i Humâyûn teşkilatının şematik yapısı içinde, Padişah'ın idareyi kontrolde fonksiyonel dayanaklarından başlıcasını, belkide birincisini oluşturduğu düşünülen Yâverân sınıfının, Saray ve idarî yapıdaki rolleri ile bürokrasideki yerlerinin ortaya konulması hedeflenmektedir.

 

Mabeyn-i Humâyûn şeması12 ve Yâverler

Mabeyn teşkilatlatında, ilk bakışta dikkatti çeken durum, personel bakımından en kalabalık kısmı Yâverler bölümünün teşkil etmesi ve sardazam, mareşal, nazır ile her dereceden mülki idareci ve her rütbeden askerden, yabancı uyruklu danışmanlara kadar çeşitli önemli mevkilerde bulunan kimselerin bu sınıfta yer almasıdır. Dolayısıyla bu bölümün devlet idaresindeki etkinliğinin ne derecede olduğu sorusunu da akla getirmektedir. Bu soruya; Yâver-i hazret-i şehriyârilikin tarifinden başlanıp, ilgililerin Mabeyn'e ve Yâverân sınıfına alınmaları, yetişmeleri ve aldıkları görevlerle, bazı yaverlerin biyografileri ortaya konularak bir cevap aranacaktır.

 

A. Yâver-i Hazret-i Şehriyâriler

 

II. Abdulhamid Dönemi'nde Saray'da, resmî işleri yürüten ve Padişah'ın özel işlerine bakan özel ve resmî sınıfdan oluşmuş iki daire mevcuttu. Esvapcıbaşılık, Seccadebaşılık, Tütünbaşalık, Kahvecibaşılık, Kilercibaşılık ve Kitapcıbaşılık Hususi teşkilatta yer alan dairelerdi. Bunların protokolde yerleri yoktu.13 Resmî protokolde yer alan daireler ise yukarıdaki şemada gösterildiği gibiydi. Resmî daireler içerisinde Yâverler, gerek mensuplarının özellikleri, gerekse sayıları ve fonksiyonları itibariyle dikkat çekmektedir. Söz konusu edilen Yâver-i hazret-i şehriyârilikin tam kapsayıcı bir tarifine Osmanlı deyim ve terimlerini konu edinen eser ve lügatlerde tesadüf edilemedi.14 Bu bakımdan terimin ifade ettiği mananın anlaşılabilmesi, Yâver-i hazret-i şehriyârilerin hususi durumlarının irdelenip, fonksiyonlarının tespitini gerektirmektedir. Kemiyet ve keyfiyet bakımından izahı ise ancak makalenin bütünüyle değerlendirilmesi halinde mümkün olabilecektir.

Seryâver ve Yâver-i harp ünvanlarının ilk olarak Abdulmecid zamanında kullanıldığı anlaşılmaktadır. 1855 tarihli bir belgede Mabeyn-i Humâyun'da bulunan zabitân, mülazım ile Emir çavuşlarıyla diğer görevlilerden bahsedilmektedir. Bunlar; bir ferik, bir miralay, beş kaymakam, dört etibba, bir kâtip, iki hazinadâr, elli dokuz çavuş, otuz yüzbaşı, üç sancakdar, yetmiş bir mülazım ve mülazım-ı evvel ile sâni, dört onbaşı, üç baltacı ve yedi imamdır.15

Bir eserde ise, 1848 senesinde Mabeyn-i Humâyun'da görevli memurların, Serkurena Ferik Selim Efendi, Kurenadan Ferik Hasan Efendi, Ferik Râgıp Ağa, Mirliva Ziver Ağa ve Mirliva Mustafa Ağa, Başkâtip Ferit Efendi (evveli), İkinci Kâtip Rıza Efendi (evveli sânisi), Üçüncü Kâtip Safvet Efendi (evveli sânisi), Dödüncü Kâtip Halim Efendi (evveli sânisi) ve Beşinci Kâtip Mehmet Bey (evveli sânisi), Seryâver Erkân-ı Harbiye Mirlivası Ethem Paşa, Mabeyn-i Humâyun Müdürü Mehmet Bey (sâniye), Esvabcı Sami Ağa (sâniye), biri erkân-ı harp, yedisi Hassa süvari ve piyade subayı sekiz Yâver-i harp ile Istablıâmire Müdürü Mustafa Ağa'nın olduğu kaydedilmektedir.16

Abdulaziz zamanından Mabeyn-i Hümâyûn idaresinde bazı düzenlemeler yapıldığı gibi, Mabeyn işlerinin yönetimi Hazine-i Hassa İdaresi'ne bağlandı ve yine bu maksatla Mabeyn-i Hümâyûn Nezareti ünvanı ihdas edildi.17 Daha Abdulmecit zamanında varlığına tesadüf edilen Yâverlerin18 ilerde bir sınıf teşkil etmelerine zemin hazırlayan ilk oluşumun da bu devrede ortaya çıktığı anlaşılmaktadır.19 "Yâveri-i ekremlik" ünvanı da yine ilk defa onun zamanında kullanılmıştır.20 Bu ünvan, Mısır seyahati esnasında21 Sultan Abdulaziz'e refâkat eden Serasker Fuat Paşa'nın, Mısır valisine karşı daha yüksek bir derecede temsil kabiliyeti kazanabilmesi için ihdas edilmiş (21 Mayıs 1863) bir mertebeyi ifade etmekteydi. Daha sonraları Fuat Paşa'dan bahsedilirken Yâver-i ekremlik ünvanının kullanılmaması,22 bu ünvanın seyahat süresiyle kayıtlı olduğunu akla getirse de, sadrazamlığı esnasında yâverlik kordonunu takması bunun böyle olmadığı göstermektedir.23 Yine Abdulaziz zamanında, Mabeyn teşkilatını veren Devlet salnâmelerinde, Mabeyn-i Hümâyûn'da 1878 yılına kadar bu ünvanı haiz kimselerden oluşan bir birimin olmayışı dikkat çekmekle birlikte Askerî salnâmelerde, "Yâver-i harb-ı hazret-i şehriyârî" ünvanını taşıyan kimseler yer almaktaydı.24 Bu kayıta Devlet salnâmelerinde "Mabeyn-i Humâyûn'a memûr zâbitân-ı askerî" şeklinde rastlanmaktadır.25 Bundan Yâver-i harp hazret-i şehriyâri ile Mabeyn-i Humâyûn'da görevli zâbitân-ı askerinin aynı olduğu anlaşılıyor. Eserinde Yâverân sınıfına bir kaç cümleyle değinen son devir tarihcilerden Ziya Şâkir, Sultan Abdulaziz'in 7'si Rum, geri kalanı Türk, Arnavut ve Araplardan müteşekkil 29 yâveri olduğu, bunların en yüksek rütbelisinin Hassa piyade feriği Mehmed Paşa, en düşük rütbelisinin ise piyade mülazımı olduğunu kaydeder.26 Bununla birlikte kaynaklar dikkate alındığında sabit bir sayının verilmesi pek mümkün görülmediği gibi, burda bahsi geçen yâverlerin Yâver-i harp = Zâbitân-ı askeri olduğu anlaşılmakta ve Mehmed Paşa'nın da 1878'den önce mirliva rütbesinde bulunduğu görülmektedir. Mehmet Paşa'yı ferik olarak zikretmesi ise bahse konu olan sultanın Abdulaziz değil Abdulhamid olması ihtimaline daha fazla ağırlık kazandırmaktadır.27


Şu halde salnâmeler esas alınarak teşkilât incelendiğinde Mabeyn-i humâyûn'da 1878 yılına kadar Yâverler'e ait bir bölüme rastlanmamakla beraber, 1876 senesinde Mabeyn'de Seryâver-i ekrem olarak Erkân-ı harbiye mirlivası Mehmed Paşa'nın yer alması,28 diğer yâverlerin varlığına da delâlet etmektedir. Bahriye meclisi azası'ndan Vesim Paşa'nın, bu görev uhdesinde kalmakla birlikte daha 1863 yılında Padişah yâverliği'ne tayini de buna bir delildir29 1879 yılında ise Mabeyn'de 5'i müşir, diğerleri çeşitli rütbelerden 39 Yâver-i hazret-i şehriyâri bulunmaktaydı.30 1880'de bu rakam, yine 5'i müşir rütbesinde olmak üzere 56 kişiye ulaşmış ise de,31 bu yıllarda Yâverân'ın bir tasnife tâbi tutulmadığı görülüyor.

Yâverânın Mabeyn-i Humâyûn'daki ilk sınıflandırılmasının 1881 senesinde yapıldığı göze çarpmaktadır.32 Buna göre, Saray'da muhaberât ve resmî işleri doğrudan doğruya yürüten daireler arasında yer alan Yâverler Dairesi yanısıra, Mabeyn'de görevli yâverân üç kısma ayrılmaktaydı33: 1-Yâverân-ı kirâm-ı hazret-i şehriyâriler, 2- Yâverân-ı (harp)34 hazret-i şehriyâriler, 3- Yâver-i fahri hazret-i şehriyâriler. Bazı yazarlar bu sayıyı dörde çıkarmaktadırlar.35 Bu farklılığın sebebi, değişik kaynaklarda Yâver-i hâs ve Yâver-i husûsi terimlerinin kullanılmış olmasıdır. Halbuki resmî teşkilâtı veren mehazlarda bu şekilde isimlendirmeye pek tesadüf edilmemektedir. Anlaşıldığı kadarıyla bu şekilde sınıflandırmaya itibar edenler, Yâver-i husûsi/ Yâver-i hâs/ Yâver-i harp = Yâver-i hazret-i şehriyâri örtüşmesini dikkate almamakta veya tespit edememektedirler. Belki böyle bir sınıflandırmaya Mabeyn-i Humâyûn'da yer alan ve üyelerinin tamamı Yâverân silkinde bulunan, başkanlığını II. Abdulhamid'in yaptığı Teftiş-i Umûmî-i Askerî Komisyon-ı Âlîsi Hey'eti'ni dahil etmeleri daha uygun olurdu.

Bu tespitten sonra, en kalabalık sınıf olarak vasıflandırdığımız Yâverân-ı hazret-i şehriyâri silkinde yer alanların sayısına bakıldığında; bunun da yıllara göre değişiklik arzetiği görülür: Salnâmelerde bu sayı; 1889'da 182,36 1892'de 239,37 1901'de 169,38 1903'te 39039 ve 1908'de 40040 kişidir. Başka bir kaynak olan arşiv belgelerinde ise bu sayılar şöyleydi; 1881'te 59, 13 Temmuz 1892'te 119,41 2 Ocak 1893'te 10342 26 Şubat 1895'te 133,43 13 Temmuz 1898'de 16244 ve Şubat 1904'te bu rakam 269'a45 ve 17 Aralık 1908'de 5746 şeklindedir.

Kaynaklarda görülen farklılık, Yâverân sınıfına kaydedilenlerin hepsinin Mabeyn'de bizzat yer almamaları ve maaşlı olup olmamalarından kaynaklanmakta ise de, salnâmelerin verdiği bilgiyle arşiv kaynaklarının ihtiva ettiği bilginin çeliştiği izlenimine yol açmaktadır. Her iki kaynakta gerçekcidir, fakat salnâmelerde verilen sayıya Fahri yâver ve Askerî Komisyon-ı Âlîsi Hey'eti mensupları dahil edilirken, belgelerde sadece Yâverân-ı hazret-i şehriyâri zikredilmektedir. Bu bakımdan Mabeyn'de görevli olanlar hususunda salnâmeler değil arşiv kaynaklı cetveller esas alınması daha isabetlidir. Mabeyn'deki yâverler Seryâver-i Ekrem'in maiyyetinde bulunurlardı.47 Gerektiğinde Seryâver'in görevini üstlenmek üzere bir de Seryâver-i ekrem-i sâni bulunmaktaydı.48 Mabeyn'de, Seryâverden daha yüksek rütbeli Yâver-i ekremlerin varlığı, Seryâver'in yetki ve konumunun tespitinde bir problem gibi görünmektedir. Bu husus Fahri yâverler için de geçerlidir. Zira Fahri yâverân sınıfında müşir rütbesinde kimseler yer aldıktan başka, nazırlardan valilere kadar çeşitli görevlerdeki memûrlar da mevcuttu.49

B.Seçim,Tayin,Terfi ve Taltifleri

Kaynaklar bize Yâverân sınıfına alınanlar arasında sivil ve askerî görevlerde bulunanlarla, farklı sosyal kesimlere mensup kimselerin var olduğunu göstermektedir. Bunların bu sınıfa alınmalarında bazı kıstaslara itibar edildiği ve belirlenmiş bir bürokratik prosedürün yürütüldüğü anlaşılmaktadır. Askerî sınıftan Yâverlik silkine alınacak olanlar Mabeyn-i Humâyûn Feriği/Müşiriyetince tesbit olunur, Seraskerî'den muamelinin kabulü yönünde görüş alınır, bu durum Sadâretin bir arzıyle Padişah'a sunulur ve iradesi çıkardı.50 Res'en irade ile Yâverân kaydedilenler de olurdu. Diğer memûriyetlerde bulunanların bu silke alınmaları halinde ise bağlı oldukları nazaretten görüş istenirdi. Ayrıca adayların tespitinde devlet görevlerinde itibar kazanmış kimselerin tekliflerinin de etkili olduğu anlaşılmakta, hatta bu kimselerin çocukları tercih edilmekteydi.51 Adayın seçim ve kabulü için genellikle liyakat aranılmakla birlikte, sınıf ve rütbelerinde belli bir ayrım yoktu. Zira müşir rütbesinden mülazım rütbesine, öğrenceden nefere kadar her kademeden insan Yâverân sınıfına girebilmekteydi.52 Bu bakımdan devlet hizmetine alınmış olan bir çok Avrupalı uzmanın da yâverlik sınıfına kaydedilmeleri dikkate değer bir husustur.53 Fahri yâverlikten Yâverlik'e yükseltilmelerin görülmesi ise derecelendirmede Fahri yâverlikin konumuna işaret etmektedir.

Yâver-i hazret-i şehriyârilerin seçiminde II. Abdulhamid, tercihlerinde bir dereceye kadar siyasî maksadını da önplanda tutmaktaydı. Bu cümleden olarak Sultan'a/ Devlet'e bağlılıklarının güçlendirilmesi gerekli görülen kimseler bu sınıfa kaydedilmekteydi.54 Bulgaristan Prensi Ferdinand gibi idareciler,55 bir zamanlar Hakkari yöresinde diğer aşiretlere karşı tutumuyla devleti Avrupalı devletler nezdinde zor durumda bırakan Bedirhanoğulları,56 bir asra yakın Suriye bölgesinde, özellikle Mîrü'l-Hac olarak devlete hizmet eden Azm-zâdeler57 ve yine Şam'ın ileri gelenlerinden Cezayirli Emiroğulları gibi yerel ailelerin bazı fertleri bu maksatla Yâverân silkine alınanlardandı.

Yâverlerin tespitlerinde olduğu gibi terfi ve taltiflerde de Mabeyn-i Humâyûn Müşiriyeti'nin teklifi, Dâr-ı Şûrâ-yı Askerî'nin tezkeresi ve Sadâret'in arzı üzerine58 iradesi çıkmakta,59 durum sonra ilgili birimlerden Seraskerî'ye60 veya Daire-i Askeriye'ye61 yada Bahriye Nazareti'ne62 tebliğ edilmekteydi. Yabancı devletler tarafından Yâver-i hazret-i şehriyârilerden birine nişan verilmesi halinde, bu hususta, Hariciye Nazareti'nin ilgili yazısı üzerine yine Sadâret'in arzıyla gerekli izin istenmekte ve bu yönde iradesi çıkmaktaydı.63 Yâverlerin kendilerine olduğu gibi64 ailesinden olanlara da nişan verildiği oluyordu.65

Yâverler, kendilerini diğer saray mensupları ile devlet memurlarından ayıran özel bir kıyafet giyiyordu. Gerekli resmi formaliteleri tamamlanıp, Yâverân sınıfına alınanlar kendilerine mahsus üniforma, kırmızı fes, beyaz eldiven ve mahmuzlu rugan çizme giyip, yâverlik kordonu ile nişanını takarak, son model arslan başlı bir kılıç kuşanırdı.66 Bu kıyafet aynı zamanda onların özel bir statüye sahip olduklarının göstergesiydi.

 

C.  Maaşları


Yâverlerin kendilerine mahsus kıyafetleri olduğu gibi bir maaşları da vardı. Yâverân'ın maaşları ile ilgili detaylı bilgiyi havi kayıtlara şimdilik ulaşılamadı67 ise de, bize bir fikir verebilecek kadar parakende belgeler mevcut olup, bunların vereceği bilgilerle bir sonuç çıkarılmaya çalışılmıştır. Mesela; 1880 tarihinde Mehmed Namık Paşa'nın Yâverânlık hizmetine karşılık olarak, Hazine-i Hassa-ı Şâhâne'den aylık aldığı anlaşılmaktadır. 20 bin kuruş olan bu maaşı, tenzîlât-ı umûmi sırasında 10 bin kuruşa indirilmişti.68 Yine 1882 tarihli bir belgede, Yâverân-ı fahri Mirliva Baron Von Goltz Paşa'ya aylık olarak 9389 kuruş 30 para maaş bağlandığı ve tahsis edilen bu para Nizamiye Hazinesi'nden ödendiğini görmekteyiz.69

Kayıtlardan 1897/98 senesinde ise yâverliğe mahsus maaşlarda bir indirime gidildiği ve bu maaşın 320 kuruş olarak belirlendiği anlaşılıyor.70 Mart 1903 tarihli bir diğer kaynak ise Yâverândan Şâkir Paşa'ya 10 bin, Zeki Paşa'ya 8300, Romafi Bey'e 7096, Mehmed Paşa'ya 6400, Thomas Bey'e 2580, Şerif Paşa'ya 800 ve farklı rütblerde 258 kişiye ise 320'şer kuruş aylık verildiğini göstermektedir.71 Bu son belgeye bakarak şimdilik maaşlara dair söyleyebildiğimiz, yâverân ödeneklerinin çok yüksek olmadığı, ancak esas görevlerine karşılık aldıkları aylığa ilaveten ve sembolik bir yâverlik tahsisatı aldıklarıdır. Yâverlik sınıfında olanlar da diğer devlet memûrları gibi emekli olduklarında emekilik maaşı almaktaydılar. Mesela, uzun süre devlete sadakatla hizmet ettikten sonra emekliye ayrılan Fahr-ı yâver-i ekrem Direse Paşa'ya, 1885'te Meclis-i Vükelâ'da görüşüldükten sonra, kayd-ı hayat şartıyla 30 lira emekli maaşı bağlanmıştı.72

II. Meşrutiyet'ten sonra ise bu husustaki bilgiler daha açıktır. Bu dönemde bütün değer alanlarda olduğu gibi, yâverlere ait muamele de değişikliğe uğradı. İleride daha detaylı bir şekilde temas ediceğimiz bu konuda, sadece maaşlar hususuna bakıldığında; Seryâver'e Hazine-i Hassa'dan ayda 4000 altın kuruş/140 altın lira maaş bağlanıp, senede 50 altın lira elbise bedeli ödendiği ve Yâverân sınıfına yeni alınanlara ise 150 altın ihsan edildiği görülmektedir.73

Maaşların kaynağına gelince: Yâverân maaşları Hazine-i Hassa ve Nizamiye Hazinesi'nden ödenmekteydi. 1895 yılında bazı vilayet ve sancakların gelirlerinden tahsisat ayrılmaya başlanıldığı anlaşılmakta ise de, bu tarihten önce vilayet ve sancaklardan söz konusu tahsisatın ayrılıp ayrılmadığı tespit edilemedi. Maaş ve elbise bedeli olarak alınan bu tahsisâtın diğer vergilerde olduğu gibi eksiksiz tahsil edilemediği görülüyor. Sözkonusu bakiye 1895-1898 yılları arasında 4.401.446 kuruş 14 parayı bulmuş olup74, aradaki açığın nasıl kapatıldığına dair bir bilgiye ulaşılamamakla birlikte, bu açığın Hazine-i Hassa'dan karşılandığı galip ihtimaldir.

 

D. Yâverlere Ait Bina

 

Önceleri sayı olarak kalabalık olmayan ve Dolmabahçe sarayında barınan75 yâverlerin, II. Abdulhamid zamanında giderek etkili bir statü kazanır hale gelmeleri ve sayılarının artması, onlara mansus bir binayı gerekli kılmaktaydı. Bu maksatla Padişah tarafından Yıldız sarayının yanında uygun bir bina yapılması emredildi. Bu bina, daha çok Saray'da nöbette kalan yâverler için inşa edilmekte ise de, aynı zamanda Saray Teşkilatı'nda Yâver sınıfının varlığının kalıcı olduğunun da bir deliliydi. Zira kendilerine mahsus bir kıyafetleri ve görevlerine ait aylıkları olduğu gibi şimdi Yıldız'ın müştemilâtında bir de binaları bulunmaktaydı. Bina yâverlerin yatak odakları ve temel ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde iki katlı olarak planlanmıştı. Yapımı 1890 tarihinde tamamlanan bina, 117.672 kuruşa tefriş edildi.76 Yâverân Dairesi de denilen binada, Mabeyn Müşiri Şakir Paşa, Sakallı Mehmed Paşa ve Seryâver ile nöbette kalan yâverlere ait odalar bulunmaktaydı.77 Ayrıca yâverlerin hizmetini görmek üzere bazı görevliler de atanmıştı.78

II. Meşrutiyet'te Seryâver olan Hurşid Paşa, yâverlerin Sultan Mecid zamanında (1838-1861) sarayın dışındaki Hazine-i hassa nezareti dairelerinde kaldıkları bilgisini verdikten sonra, Meşrutiyet'in ilanıyla teşkilâtın karıştığını, seryâver ve yâverlerin aynı odada kalmaya başladıklarını kaydetmetedir. Öyle anlaşılıyorki II. Abdulhamid'in tahttan uzaklaştırılmasından sonra, sayıları iyice azaltılarak müesseseleşme imkanını kaybetmeleriyle birlikte, kendilerine ait bu binadan da mahrum kaldılar. Dolayısıyla yeni statü ve görevlerine uygun olarak sarayda, Seryâver'e bir, diğer yâverlere de ayrı bir oda tahsis edilmesi yeterli bulundu.79

 

E. Yetişmeleri ve Tahsilleri

 

Buraya kadar genel hatlarıyla Yâverân sınıfının bir müessese olarak ortaya çıkmasına esas teşkil eden unsurlar üzerinde duruldu. Böyle bir teşkilatın bünyesinde yer alanların özelliklerine dikkat çekilmesi, konuyu tamamlayıcı olması bakımından önem arzetmektedir. Bu hususun başında ise devletin, yöneticileri hazırlama politikasının da bir göstergesini oluşturan, bürokratların yetişme şartları ve eğitimleri gelmektedir. Bilindiği gibi Osmanlı Devleti'nin 19. yüzyılda benimsediği politikalardan biri de Avrupa'ya öğrenci gönderilmesidir. Özellikle ihtiyaç duyulan alanlarda uzman yetiştirilmeye yönelik bu uygulamayı80, hayata geçiren reforumcu II. Mahmud oldu.81 Daha sonra da sürdürülen bu devlet politikası gereği82 II. Abdulhamid, ülke çapında modern eğitimi hedefleyen okullaştırma politikasına hız verdi83 diğer yandan da yine bu politikanın bir icabı olarak Avrupa'ya öğrenci gönderilmeye devam edildi.84

Yâver-i hazret-i şehriyâriler, dönemin şartlarına göre eğitim imkânlarını en iyi kullanan kimselerdi. Bir başka ifadeyle, Yâverân sınıfına alınanlar, genelde iyi eğitim görmüş ve bunların önemli bir kısmı Avrupa'da uzmanlaşmış veya eğitilmiş kimselerdi.85 Bunlar arasında Avrupa'da öğrenim gördükleri esnada bu silke kaydedilenler bulunduğu gibi Avrupalı olup, orada yetişip, uzmanlaşan ve daha sonra belli bir süre Osmanlı Devleti'nin hizmetine alınanlardan da Yâverân sınıfına katılanlar mevcuttu.

Uzman yetiştirmek üzere Avrupa'ya öğrenci, özellikle askerî öğrenci gönderilmesi 1883 yılından itibaren daha sistematik bir hale getirildi.86 Böylece Avrupa seyahati esnasında Abdulaziz'in, disiplin ve eğitim ile askerî tekniklerini çok beğendiği Almanya ordusu sistemine geçilmesi yönünde başlattığı politika da bir nevi gerçekleştirilmiş oluyordu. Zira daha ziyade Almanya'ya askerî öğrenci gönderilmeye başlanmıştı. Yirmi yıldan daha fazla sürecek olan bu politikada, İngiltere'nin 1871 yılından itibaren Osmanlı Devleti'nin aleyhine siyaset izlemeye başlamasının ve bazı konularda Fransa ile Rusya ile birlikte hareket etmesinin rolü, ayrıca 1877/78 sonrası gelişmeler de belirleyici olmalıydı.

Bahsettiğimiz planlama çerçevesinde 21 Ağustos 1903 tarihi sonuna kadar ortalama üç ile beş yıl arasında değişen sürelerle Almanya'ya beş kafile halinde subay gönderildi ve bu 92 subaydan 84'ü eğitimlerinde başarılı oldu.87 Birinci kafile 1883-1887,88 ikinci kafile 1887-1890,89 üçüncü kafile 1890-1894,90 dördüncü kafile 1894-189991 ve beşinci kafile1899-190392 senelerinde gidip döndü. Bu kafilelerde çok sayıda Yâver-i hazret-i şehriyâri bulunmaktaydı. II. Abdulhamid, 1897'de Almanya'ya 15 tıp, yaklaşık 24 subay, bir hayli ziraat öğrencisi93 ayrıca Fransa'ya da bir çok öğrenci gönderildiğini belirtmekteydi.94

Yine bu politikaya istinaden getirtilen Avrupalı uzmanların, eğitim alanında istihdam edilenleri, bilhassa askerî sınıftan olanlar üzerinde tesirli oldu. Bir dereceye kadar Alman disipliniyle yetişen subayların, ordu-siyaset ilişkisi çerçevesinde Almanya taraftarı bir politika benimsemiş olmaları bu eğitimin bir sonucudur. Meşrutiyet'ten sonra da Avrupa'ya öğrenci gönderilmeye devam edildi.95 Bunlar içerisinde kendi imkânları ile gidenler olduğu gibi96 devleten tahsisât alanlar da bulunmaktaydı.97 1909 tarihinden sonra Yâverân sınıfına alınanların hemen hemen hepsinin daha önce Avrupa'da eğitim görenler arasından seçilmesi ayrıca kayda değer görünmektedir.

 

F. Fonksiyonları

 

Şimdiye kadar Yâverân sınıfının varlığı, teşkilâtı ve kemiyet bakımında mensuplarına dair hususlara temas edilmeye çalışıldı. Gerçekte bu sınıfın varlık sebebinin tam anlaşılabilmesi, onların Mabeyn-i Humâyûn'da ve devlet işlerindeki fonksiyonlarının ortaya konulmasına bağlıdır. Böylece Yâverân'ın Saray'da, Bâbıâli'ye ve diğer bürokratlara göre pozisyonları görülecek, bir bakıma yâverlerle ile ilgili lugâtî mana dışında, bu terimlerin keyfiyet olarak izahı da yapılmış olacaktır.

Altmış-yetmiş yıldan fazla bir süre işlerliğini sürdüren bu teşkilâta dahil edilmiş ve sayıları bine yaklaşmış bulunan Yâverânın teker teker ele alınması başlı başına bir çalışma olacağı ğibi bu makalenin sınırlarını da aşmaktadır. Bu sebepten burada maksadı ortaya koymaya yetecek sayıda yâverin fonksiyonuna temas edilmeye çalışılacak, mümkün olduğunca bu yâverlerin özellik ve görevlerine dikkat çekilecektir. Sadrazamlık, nazırlık, müşavirlik, valilik gibi mülkî, mareşallıktan teğmenliğe kadar her rütbeden askerî memuriyetler, okullar ile taktik birlikler ve Saray'da istihdam edilen bu kimseler arasında, önceliğin iki seçkin şahsiyete verilmesi isabetli olacaktır. Bunlardan biricisi ilk defa Yâver-i ekrem ünvan yada görevi verilen Keçecizâde Mehmet Fuat Paşa'dır.

Mehmet Fuat Paşa: Bilindiği gibi hariciyede kendini ispat etmiş, görülen lüzum üzerine askerî sınıfa nakledilip Seraskerlik görevi verilmiş ve bürokrasinin en son kademesi sayılan Sadaret makamına yükselmeyi başarmış tecrübeli bir devlet adamıdır. Sivil memur sınıfından gelmesi ve Mustafa Reşit Paşa ekolünden sayılması devletteki misyonunu göstermesi bakımından önemlidir.98 Bu vasıflara ve tecrübeye sahip birinin Yâver-i ekrem ünvanını alması, bu ünvana verilen değer ve fonksiyonunu bir dereceye kadar izah etmektedir. Hatırlanacağı üzere bu ünvanla Fuat Paşa'nın bir nevi temsil gücü artırılıyordu. Bundan dolayı Fuat Paşa'nın şahsında yâverlik sadece ünvan olmanın ötesinde bir mevki özelliği kazanmış olmakta, hem Sadrazam, hem Serasker, hem Yâver-i ekrem olmak itibariyle devletin en mühim payelerini üzerinde topluyordu.99 Sultanın yanında bu ünvanla yeralıyor, böylece Yâver-i ekremlik ünvanı ilk defa siyasî ve diplomatik gayeye yönelik olarak kullanılmış oluyordu. İkinci seçkin örnek ise askerî sınıftan gelen Cevat Paşa'dır.

Cevad Paşa:100 Yâver-i ekremlik açısından onu önemli kılan husus, Bâbıâli'nin başına getirilirken bu ünvanın da sadrazamlıkla beraber kendisine verilmesidir. Başarılı bir asker olarak çeşitli görevlerde bulunan ve son olarak da Girit Valivekili ve Fevkalâde Komutanı101 olan Cevat Paşa, Sadârete atanırken aynı zamanda II. Abdulhamid'in Yâverân sınıfına dahil edilmekteydi. Sadrazam olarak Padişah'a sunduğu bütün arzlarında Yâver-i ekrem ünvanını kullanması, bu ünvanla, Padişah nezdinde daha itibarlı addedildiği şeklinde yorumlanabilir. Bu bakımdan Yâver-i ekremlik, burada en yüksek bürokratik makamı dahî kuvvetlendiren bir fonksiyon icra eder görünmektedir. II. Abdulhamid bilhassa Ermeni işlerinde kendisine güvenmekte ve ayrı bir değer vermekteydi.102

Yukarıdaki örneklerden de anlaşılacağı üzere, Yâverânlıkla diğer memuriyetler arasında dolaylı ve kuvvetlendirici bir ilginin varlığında bahsedilebilineceği gibi, doğrudan Yâverlikle alakalı işler de mevcuttu. Bu bağlamda Yâverân sınıfının Mabeyn'e bağlı bulunması, onların görevlerini Mabeyn'in çalışmasıyla ilişkili kılıyordu. 1895 yılından sonra Mabeyn Başkatibi olan Tahsin Paşa, Yâverlik ve görevleri hakkında bilgi verirken, Yâver-i ekremlikin müşir rütbesinde bulunanlara taltif için verilen bir ünvan olduğunu, bir imtiyâz ve görevinin bulunmadığını, buna mukabil yüksekçe bir tahsisâtının olduğunu kaydetmektedir. Mabeyn'de yer alan ve Seryâver'in maiyyetinde bulunan diğer Yâverân-ı hazret-i şehriyâriler ise merasimlerde Padişah'a refakat etmek, bir dereceye kadar Padişah'ın güvenliğini sağlamak, Sadrazam, Şeyhü'l-islâm, Serasker ve Bahriye Nazırı'na tezkere götürmek, şehirde ve taşrada meydana gelen bazı olayları, yangınları soruşturma ve bu hadiseleri Padişah'a rapor etmekle görevliydiler.103 Kısmen Tahsin Paşa'ya ait bu tanımlama, Yâverlerin görevlerine dair genel bir fikir vermekle birlikte yeteri kadar açıklayıcı ve kapsayıcı değildir. Bu itibarla, Yâverân sınıfında yer alanların, uzmanlık sahaları ile meslekleri haricinde üstlendikleri vazifelerin belirlenmesi, meseleye daha bir açıklık kazandıracaktır. Bunların başında Saray'ın daire amiri olup,104 bir nevi Saray Nazırlığı ile mükellef bulunan ve ayrıca Sultan'a takdim edilen arzuhalleri ait oldukları nezâretlere ulaştırmakla görevli Mabeyn-i Humâyûn Müşiriyeti gelir. Söz konusu arzuhallerin arkasına "ma'rûzât-ı rikâbiye dâiresi" yazan Mabeyn Müşiri, aynı zamanda Cuma selamlığı ve bayram alaylarında Padişah'a refakat ederdi. Bir görevi de bayramlaşma törenlerinde tahtın yanındaki saçağı tutmaktı.105 II. Abdulhamid, tahtta çıktığında ilk icraat olarak, Mithat Paşa'nın itirazına rağmen, Mabeyn Müşirliği'ne saltanata bağlılığına güvendiği, İngiltere'de eğitim görmüş olan ve kendisinin ilk yâverlerinden İngiliz Said Paşa'yı106 getirmek oldu. Daha sonra yine bu göreve, sırasıyla Yâverân-ı kirâmdan Gazi Osman Paşa107 ve Gazi Ahmed Muhtar Paşa108 gibi tarihî şahsiyetleri getirmesi veya onları Yâverân sınıfına alması, Mabeyn Müşiriyeti'ne verdiği önemle ilgili olduğu kadar, ünvan-görev ilişkisi bakımından da kayda değer görünmektedir.


Mabeyn-i Humâyûn'da Yâverlerin fonksiyonunu en iyi şekilde görebileceğimiz kısım, Yıldız sarayında onlara tahsis edilen dairelerdeki faaliyetleridir. Bu dairelerde görev alan uzman asker ve sivil bürokratlar, II. Abdulhamid'e siyasî, ekonomik, askerî, idarî ve diplomatik vs. meselelerde danışmanlık yapmaktaydı. Söz konusu dairelerden başlıcası Yâver-i ekrem Müşir İbrahim Derviş Paşa ve Yâver-i ekrem Müşir Şâkir Paşa daireleri ile Yâver-i ekrem Ferik (sonra Müşir) Kamphoenever Paşa Dairesidir.

İbrahim Derviş Paşa109 Dairesi: 1830 senesinden itibaren bir çok askerî ve sivil memuruyetlerde bulunup, 1883 yılında Yâver-i ekrem sınıfına dahil olan ve II. Abdulhamid'in "yaşlı bir demir leblebi ve generallerin en çetini ve en az vesveseli olanı" dediği Derviş Paşa'ya, genellikle Arnavukluk ve Rumeli'ye dair meselelerin görüşülmesine mahsus bir daire verilmişti.110 Fakat bu daireden çıkan belgeler incelendiğinde, yalnızca Arnavutluk ve Rumeli'yi ilgilendiren konular değil, çeşitli askerî ve mülkî memuriyetler, bazı idarî düzenlemeler, eğitim, imâr, kıtlık felaket, eski eserler, Ermeni isyanları, maden işletme ve imtiyazları, aşiret problemleri ve özellikle Mısır Meselesi111 gibi bir çok konuyla bu daire ilgilendiği ve II. Abdulhamid'e görüş bildirdiği anlaşılmaktadır.112

Derviş Paşa'nın bu husustaki arzlarının çoğunluğuna "mucebince irade" verildiği de yine bu belgelerde görülmektedir. Bununla birlikte Derviş Paşa'nın başkanlığında zaman zaman bazı komisyonların çalıştığı da vakiydi: 29 Nisan 1891'de kurulan Tahkikat Komisyonu bunlardan biridir ve Konya ile Trablusgarb gibi yerlerde bazı askerî meseleleri inceledikleri görülüyor.113 Derviş Paşa, yukarıda belirtilen konuların bazıları üzerinde Şâkir Paşa ile birlikte çalışmaktaydı.

Şâkir Paşa114 Dairesi; Ahmed Şâkir Paşa, daha önce aldığı memuriyetlerde görülen başarısından dolayı, 5 Temmuz 1890 tarihinde Yâver-i ekrem sıfatıyla Mabeyn'de görevlendirildi.115 Şâkir Paşa Dairesi'nde de devletin önemli meseleleri takip edilmekteydi. Bunlardan bazıları şunlardır: Mısır ve Bulgaristan Meselesi, Ermeni problemi,116 demiryolu yapımı, aşiretlerle ilgili hususlar, Yemen, Fas, Cebel-i Lübnan, Girit ve Sisam adaları meseleleri, Sırbistan ve Şark Meselesi, dış ticaret, esir ticareti, bahriye, salgın hastalıklar, maliye, Duyûn-ı Umûmiye, Karadağ ve Yunanistan, Boğazların savunması,117 Dersim Meselesi, Hamidiye Alaylarının teşkili, Anadolu Islahatı ve diplomasi konuları.118

Bundan da anlaşılacağı gibi Şâkir Paşa, iç meselelerin yanısıra ağırlıklı olarak diploması gerektiren konularla ilgilenmekteydi. Zaten onun Saray'a alınması ve bilhassa Anadolu Islahatı Umûm Müfettişi atanması, Osmanlı Devleti'nin genel politikasında bir değişiklik yaptığı şeklinde yorumlanıyordu.119 Wambery Londra'da Salisbury'e gönderdiği bir raporunda bu hususu şöyle anlatmaktadır: "Sayın bayım Padişah'ın sağkolu Şâkir Paşa'nın Ermenistan Islahatı'nı denetlemek üzere müfettiş olarak atandığını gazetelerden öğrendiğimde derhal size yazıp...İngiliz Hükümeti'nin Yıldız Sarayı'nın bu dolabına kanmamasını söylemek istedim. Şâkir Paşa'nın, Padişah'ın feci siyasetinin arkasındaki şeytan olduğu unutulmamalıdır."120 Bu ifadeler Şâkir Paşa'nın II. Abdulhamid'in politikalarınıdaki etkisini de açıkca vurgulamaktadır.


Şâkir Paşa, özellikle dış basını izlemekte ve Avrupalı devletlerdeki politik gelişmeleri günü gününe takip etmekteydi. On iki yıl süreyle diplomat olarak görev yapmış olması121 ona bir takım önemli diplomatik özellikler kazandırmış ve bir hayli bilgi birikimi sağlamıştı. Elde ettiği bu birikimle meseleleri yorumlamakta ve izlenecek politikalar hususunda Padişah'a görüş bildirmekteydi. Mesela; Avrupa'da ki siyasi gelişmelerden dolayı yakın bir gelecekte bir dünya savaşının çıkmasının muhtemel olduğu ve bu durumda Osmanlı Devleti'nin muhakkak bu savaşın dışında kalması gerektiğini ileri sürmekteydi. II. Abdulhamid'de bu yönde bir politikayı esas alıyordu.122 Dış basın ve yabancı gazeteciler onun önemli kaynakları arasındaydı.123 Yabancı muhabirlerden bazılarını ajan olarak kullandığı da bilinmektedir.

Bu iki Türk yâverden başka Mabeyn'de Alman uyruklu danışmanın görev yaptığı bir daire daha mevcuttu. Bu askerî uzman da Yâverân sınıfında yer almaktaydı.

Kamphoevener Paşa124 Dairesi: Ordunun yeniden yapılanması ve bilhassa modern eğitim programlarının uygulanması maksadıyla Avrupa'dan getirilen subaylardan biri olan Kamphoevener Paşa, piyadecilik alanında uzmandı.125 Bu sebeple genellikle bu alandaki askerî düzenlemelere dair hazırladığı layihaları Padişah'a sunmaktaydı.126 Ayrıca Almanya'ya gönderilecek öğrencilerin seçimi için kurulan ihtisas komisyonlarında da görev yapıyordu.127 Bir önemli görevi ise, II. Abdulhamid'le Alman İmparatoru II. Wilhem arasındaki özel haberleşmelerde mesaj götürüp getirmekti. Yaptığı hizmetlere karşılık müşirlik rütbesine kadar yükseltilmişti.128

Yukarıda bahsi geçen bu üç yâverde, daha önceleri deruhte ettikleri görevler dolayısıyla engin tecrübe sahibi oldukları, devlet işleri ve mesleklerinde uzmanlaştıkları anlaşılıyor. Bu bakımdan Padişah, onlardan ehliyetli gördüğü konularda yararlanmakta ve birer uzman olarak görüşlerine itibar etmekteydi. Bir nevi özel danışman olarak istihdam olunan ve ürettikleri fikirleri için kendilerine Saray'da özel daire tahsis edilen Yâverândan başka Mabeyn'de, başka önemli hizmetler yapanlar da bulunmaktaydı. Bir kısmının Yâverlik sınıfına alınmalarının bu maksada yönelik olduğu görülmektedir; içlerinde yabancı uyruklu olanlar bilhassa dikkat çekmektedir.

Söz konusu yabancı bu uyruklu yâverler, askerî sahalarda istihdam edilmekteydi. 14 Temmuz 1880 tarihinde Osmanlı Hükümeti ile Almanya Hükümeti arasında imzalanan sözleşmeye bağlı olarak Bismark, 24 Aralık 1882'de; "Osmanlı devleti'nin sivil ve askeri uzmanlar konusundaki isteğinin, derhal en iyi uzmanların gönderilmesiyle yerine getireceğini" bildirmekteydi. Bu çerçevede 11 Nisan 1882'de üstün bilgili bir subay olarak tanıtılan Albay Kaehler başkanlığında, Piyade Yüzbaşısı Kamphoevener, Süvari Yüzbaşısı von Hobe ile Dragon Alayları'ndan Yüzbaşı Ristoff'dan oluşan bir heyete izin çıktı.129 Önce mirliva, daha sonra ferik ve Padişah yâveri olan Kaehler Paşa, 1885'te öldüğünde müşir rütbesindeydi. Onun ölümü üzerine, yerine gönderilen ve Erkân-ı Harbiye-i Umûmiye Dairesi Reisi Sâniliği ile Mekteb-i Harbiye-i şâhâne Müfettişliği görevi verilen Yâver-i ekrem Ferik Colmar von der Goltz Paşa,130 II. Abdulhamid'in, Türk ordusunun yeniden organize edilmesi isteği doğrultusunda, Türkiye'deki Alman Askeri Heyeti'nin başına geçti.131 Genç ve enerjik bir kurmay binbaşı olan, yazdığı "The Nation in Arms" isimli eseri ile dikkatleri üzerine çeken Goltz'la birlikte bir Alman asılzâdesi ve Süvari subayı Baron von Hobe, Piyade subayı Kamphoevener ve Topçu subayı Von Ristoff uzun bir süre görevlerine devam ettiler.132

Goltz Paşa, bir uzman olarak askerî okullardaki eğitim programları ve Almanya'ya gidecek subayların seçimi gibi konular yanında,133 Osmanlı Devleti'nin Balkanlar'da ki savunma stratejisinin tespit ve hazırlanmasında da görevlendirildi.134 1893'de Bulgaristan'ın bazı askerî hazırlıklara girişmesi, keza 1894'de Yunanistan'ın askerî faaliyetleri üzerine, bu devletlerin askerî stratejilerini tespit ve alınması lüzumlu karşı tedbirlerin planlanması vazifesi verildi. Bu maksatla kurulan komisyona başkanlık etti.135 Komisyon'da Erkân'ı Harbiye Mirlivası Abdullah Paşa, Erkân-ı Harbiye Miralayı Yâver-i ekrem Hüseyin Nazım Bey, Erkân-ı Harbiye Miralayı Mustafa Saadeddin Bey, Goltz Paşa'nın muavini Piyade Kaymakamı Hüsnü Bey ve Erkân-ı Harbiye Yüzbaşısı Pertev Bey de yer almaktaydı. Bu komisyon, söz konusu devletlerin sınırlarına yakın bölgeleri gezerek, yerinde yaptığı inceleme ve tespitler sonunda hazırladıkları raporu II. Abdulhamid'e verdiler. Goltz Paşa'nın görevinin birinci devresi, Kasım 1895 tarihinde Almaya'ya dönüşüne kadar 12 yıl sürdü.,136 Bu tarihte Alman Hükümeti'yle yaptığı ve mevcut Osmanlı yönetimi aleyhine olan gizli yazışmalarının ele geçmesi üzerine işine son verildi. İhtilal sonrası eski öğrencileri tarafından yeniden göreve davet edildi ve tekrar Padişah maiyyetine atandı.137 İhtilal söz konusu heyetteki uzmanlardan Süvari Feriği Yâver-i hazret-i şehriyâri von Hobe Paşa'da,138 kendi sahasında çalışmalar yaparak, hazırladığı raporları Padişah'a sunmakta, ayrıca bazı komisyonlarda da görev almaktaydı.139 Topçu Feriği Yâver-i ekremler von Ristoff Paşa140 ile von Grombekoff Paşa141 ise orduya teknik bir alanda hizmet vermekteydi. Topçuluğa dair en son sistemle öğrecileri eğitmeleri yanı sıra, yine bu sahada gerekli buldukları bazı düzenlemeler hakkında raporlar hazırlıyorlardı. Denizcilik alanında ise bir ingiliz olan Bahriye Feriği Yâver-i hazret-i şehriyâri Woods142 ile Bahriye mirlivası Klau von Hoff Paşa,143 Osmanlı ordusunda hizmet vermekteydi. Bunlardan Woods Paşa, 21 Ocak 1870'de Mekteb-i Bahriye-i şâhâne'de öğretmen olarak görevlendirilmiş, 1874'de Hüdâvendigâr okul gemisinde öğretmenliğe atanmıştı. Daha sonra Deniz Genelkurmay Dairesi'nde görevlendirildi ve bu esnada Osmanlı-Rus savaşına katıldı. Savaştan sonra ise kurulan Torpido Komisyonu'na üye olarak, Deniz Harp Okulu'nda mevcut güverte ve makina sınıfları yanında, torpido sınıfının kurulması ve bu sınıfta uzman subaylar yetişmesinde de etkili olmuştur. 1896 yılında Teftiş-i Askerî Komisyon-ı Âlisi Fahri Üyeliği'ne atanan Woods Paşa, Osmanlı-Yunan savaşına da katıldı. 1901 yılında Edward VII. 'nin taç giyme töreninde Padişah yâveri olarak II. Abdulhamid'i temsilen bulundu.144 Yaptığı önemli hizmetlerden biri ise Karadeniz Boğazı girişine fener dubası yerleştirmesiydi.

Yâverân sınıfında bulunan diğer iki yabancı uyruklu subay ise 1877'de Jandarma Islâh Meclisi'ne atanıp, 1890'da Yâverlik silkine alınan, Jandarma Dairesi'nde görevli ve daha teğmen iken Kırım Savaşı'na katılan Ferik Blunt Paşa145 ile Macaristan'da İtfaiye Alaylarında subay iken miralaylık rütbesiyle Osmanlı Devleti hizmetine girip, İtfaiye Teşkilatı'nı yeniden organize eden ve 1890'da Yâverân sınıfına katılan İtfaiye Taburları Muallimi Ferik Szechenyi Paşa'dır.146 Ayrıca II. Abdulhamid'in tahta çıkışından önce devlet hizmetine girip, Yâver-i fahr-i hazret-i şehriyâri silkine alınan Gustav Derise Paşa'da bu cümledendi.147 Bahsi geçen yabancı uzmanlarla gerekli gördüğünde yüz yüze görüşen II. Abdulhamid, onların gerek teknik sahadaki fikirlerini ve gerekse siyasî gelişmeler hakkındaki düşüncelerini öğrenmekle birlikte, kendi devletleri namına siyasî bir misyon sergilemelerine müsade etmemekteydi.148 Bu kaidenin, yönetimi süresince devam ettiği anlaşılmaktadır.

Yabancı uyruklu yâverlerin durumunun izahından sonra, Yâverân sınıfında yer alan bazı Türk uyruklu memurlara temas edilmesi, yâverlerin fonksiyonları hususuna daha da açıklık getirecektir. II. Abdulhamid, teknik konularda olduğu kadar siyasî bakımdan da önemli bulduğu konularda, özellikle Yâverân sınıfından kimselere itimat etmekteydi. Bu çeşit görevler alan yâverlerin, yaptıkları vazifeler sonunda sundukları raporlar incelendiğinde, söz konusu görevlerin verilmesindeki maksat ile önem derecesi daha iyi anlaşılmaktadır. Mesela; İran Devleti'nin sınırları içindeki faaliyetleri, İran'la Osmanlı Devleti'nin arasında gerginliğe yol açtığından, buna sebep olan Şeyh Ubeydullah'a durumun nazikliği ve bu hususta Şeyh'tin beklenen tavrı anlatmak için görevlendirilen memur Yâverân sınıfında yer almaktaydı (9 Za. 1297).149 Yine devletin bütünlüğünü tehdit eden ve dönemin en önemli problemi olan Ermeni Olaylarının teftişi ve gerekli askerî tedbirleri alınması için görevlendirilen Yâver-i ekrem Ferik Saadeddin Paşa'nın, 5 Kasım. 1896 tarihli raporu150 bu kabildendir.

İsyanın çıktığı bölgenin sorumlusu, VI. Ordu kumandanı Mehmed Zeki Paşa Yâverân sınıfından gelmekte,151 ayrıca bu ordu mıntıkasında incelemeler yaparak, askerî durumun tespiti ile görevlendirilmiş bulunan Nusret Paşa'da Yâver-i ekrem sınıfına dahil bulunmaktaydı.152 Ermeni Sorunu'nun çözümü için görevlendirilen Mareşal Şâkir Paşa'nın da Yâvr-i ekrem olduğunu bilmekteyiz. Bundan başka aynı bölgeye, Hamideye Hafif Süvari Alayları ile ilgili bazı hususları haletmek üzere Yâverân'dan Vehbi Paşa'nın görevli olarak gönderildiği görülüyor.153

Yine bu cümleden olarak, gerektiğinde ülkenin en uzak bölgelerine gönderilen ve o devrin zor şartlarına rağmen görevlerini başarıyla yerine getiren yâverlere de raslanmaktadır. Bunlardan Bahriye kaymakamı Mustafa Rıfat Bey Yemen'e, (Azmzâde) Sadık Bey ise Arabistan, Habeşistan ve Afrika Sahrası'nda Sudan'a gitmiştir. Görünürde buralara kadar hediye ve menşur götürmek maksadıyla görevlendirilen bu yâverlerin, dönüşlerinde verdikleri raporlardan, memuriyetleri ve üstlendikleri işin önemi daha iyi anlaşılmaktadır. Mesela; Yemen Valisi Aziz Paşa'ya II. Abdulhamid'in menşurunu götüren Rıfat Bey, seyahati esnasında uğradığı yerlerin idarî hususlarına, yöneticilerin tavır ve liyakatlarına, görülen aksaklıklarla, alınması lazım gelen gerekli bazı tedbirlere dair, gördüğü ve edindiği bilgilere dayanarak detaylı bir rapor hazırlamıştır.154 Sadık Bey155 ise; ilk defa telgraf hatlarının inşası göreviyle gittiği Arabistan bölgesinden, daha sonra II. Abdulhamid'in hediyelerini Habeşistan Kralı'na götürmek maksadıyla geçti.156 Sadık Bey, son defasında ise Trablusgarb üzerinden Afrika Sahrası'nın iç kısmında yaşayan Şeyh Sünûsi'ye daha önce olduğu gibi Padişah'ın hediyelerini götürmekle görevlendirildi.157 Bu seyahatlerinden sonra II. Abdulhamid'e sunduğu raporunda, yöre insanlarına, görüştüğü kişilerin fikirlerine, bölgede etkili olmaya çalışan Avrupalı devletlere karşı halkın yaklaşımları ile idari yapıları ve Osmanlı Devleti'nin takip etmesini uygun bulduğu siyasete temas etmekteydi.158 1887 yılında Almanya İmparatoru'nun tahta çıkışını II. Abdulhamid namına tebrike giden hey'ette de yer alan.159 Sadık Bey, ferik rütbesine yükseldiği bir dönemde ise Osmanlı Devleti'ni bir hayli uğraştıran Bulgaristan Meselesi'nde Padişah'ın politikalarını uygulamakla görevli olarak Bulgaristan Serkomiseri tayin edildi.160

Bazı durumlarda yâverlerin kalabalık bir halde görevlendirildiği de oluyordu. Komisyonların teşekkülünden sonra işin önemi, maksadı ve süresi bu komisyonları kalıcı veya geçici kılmaktaydı. Bu duruma iyi bir örnek oluşturan ve Mabeyn-i Humâyûn'da yer alan, başkanlığını II. Abdulhamid'in yaptığı "Teftiş-i Umûmî-i Askerî Komisyon-ı Âlîsi Hey'eti"161 üyelerinin geneli Yâverân sınıfına mensuptu. Osmanlı ordusunun yapılanması ve askerî konuların karara bağlanmasında kontrol eden bu komisyonun, 1887 senesinden sonra kurulduğu anlaşılmakta ve üye sayısı yıllara göre değişiklik arzetmekteydi.162 Yine toplu görevlendirmeye iyi bir misal teşkil eden, aşağıda verdiğimiz Ordu Müfettişlerinin görev süreleri ise sınırlıydı.163

Yâverân    Teftiş edecekleri bölgeler

Miralay Arif Bey İkinci Ordu bölgesi

Miralay Neş'et Bey     Üçüncü Ordu bölgesi merkeziyle Selanik ve Kosova askeri bölgeleri.

Miralay Hüsnü Bey     Üçüncü Ordu bölgesinin İşkodra, Yanya ve Alasonya askeri mıntıkaları.

Miralay Talat BeyDördüncü Ordu bölgesi merkeziyle Erurum Fırkası Kumandanlığı askeri merkezi.

Kaymakam Salih Bey Dördüncü Ordu bölgesi Harput Fırkası Kumandanlığı askeri alanı. Kaymakam Mehmed Bey    Beşinci Ordu bölgesi. Binbaşı İslam Bey      Altıncı Ordu bölgesi. Binbaşı Yakub Bey    Yedinci Ordu bölgesi.

Binbaşı Necmeddin Bey     Trablusgarb, Bingazi ve Girid askeri bölgeleri. 29 Ra. 1305 (16 Aralık 1888).

Bu hususa 29 Mart 1879 tarihinde kurulan ve bünyesinde birden fazla yâverin yer aldığı, başkanlığını II. Abdulhamid'in yaptığı İane Komisyonu164 bir başka örnek teşkil etmektedir. Birden çok yâverin bulunduğu komisyonlara bir misal olarak 19 Temmuz 1883'te bir olay üzerine Erdek'e gönderilen heyette gösterilebilir.165

 

II. Meşrutiyet Dönemi'nde Yâverler ve Statüleri

 

Görüldüğü üzere buraya kadar temas edilen hususlar genellikle 1909 yılına kadar geçerli olan Yâverânla ilgili gelişmeler hakkındadır. Bu tarihten sonra meydana gelen olaylar ise II. Abdulhamid'in kaderini olduğu kadar, onunla ilgili görülen bütün yapılanmaları da derinden etkiledi. Pek tabii ki; Yâverân sınıfı da bu gelişmelerin dışında kalamadı. II. Abdulhamid'in idarî mekanizmasının en dinamik ve etkili bir unsurunu teşkil eden bu teşkilatın etkisizleştirilmesi, aynı zamanda Padişah'ın yönetme kabiliyetinin önemli ölçüde zaafa uğratılması demekti.

II. Abdulhamid'i etkisiz hale getirmek isteyenlerin, ilk olarak onun kuvvetinin istinad noktasını oluşturan Yâverân sınıfını ortadan kaldırmayı planladıkları anlaşılıyor. Bu plan çerçevesinde, daha Meşrutiyet uygulamaya konulmadan önce, Yâverân sınıfı mensuplarının durumu tartışmaya açılmış166 ve bir dereceye kadar da başarı sağlanmıştı. Dolayısıyla II. Abdulhamid, Meşrutiyet Anayasası'nı askıdan indirdikten hemen sonra, Yâver-i hazret-i şehriyârilerin durumunu yeniden gözden geçirme ihtiyâcını hissetti. Aslında Padişah, daha 1902'de 21'i paşa rütbeli 125'i fahri ve 31'i fiilen görev yapan 177 yâver'in sayısını fazla bulmaktaydı.167 Sultan'ın bu yaklaşımı özellikle hazırlanmakta olan 1908 yılı bütçesi masraflarının azaltılması ihtiyacından da kaynaklanıyordu.

Bu maksatla bil-fiil yâverlik hizmetinde bulunan ile bulunmayan ve Fahri yâverlik sınıfında kayıtlı olanların tespit edilmesi yoluna gidildi. 168 Harbiye Nazareti de, Yâver-i hazret-i şehriyârilerden bil-fiil görev yapanların aslî görevlerinde istihdamı ve bunlarla, öğrenci olanların, Yâverân sıfatını taşıyıp taşımamaları hususunun yeniden gözden geçirilmesi yönünde talepte bulunuyordu. Bu talep doğrultusunda Sadrazam Kâmil Paşa, Mabeyn'e; "...Yâverân-ı müşârü-ileyhimin esâmisini mübeyn defter lefen arz ve takdîm kılınmış ve bunlardan Ordu-yu Humâyunlarda ve mekteblerde bulunanların bu sıfat ve ünvânı muhafaza eylemelerine mahall görülmemekte olub, münhasıran Maiyyet-i seniyye-i cenâb-ı mülûkânede kalacak Yâverân'ın ta'yîn-i mikdârı ve esâmisi ise rey-i âlîye vabeste bulunmuş olmağla." şeklinde Harbiye Nazareti'nin görüşlerini esas alan bir ariza sundu. Beraberinde Yâverlerin bir listesi ise Seryâver tarafından II. Abdulhamid'e verildi (13 Ekim 1908).169

Bahsi geçen bu liste, muhtemeldir ki; iktidarın kaybedilmesinden evvel Sultan'a verilen son Yâverân listesiydi. II. Abdulhamid, yapılan teklifleri de dikkate alarak, 71 kişilik bu liste üzerinde bazı tasarruflarda bulunmuştu. Padişah'ın onayladığı listeye göre; Mabeyn-i Humâyun Teşkilâtı'ndaki Yâverân sınıfında, 8 Yâverân-ı kirâm, 6 müşir, 8 ferik, 5 liva, 4 binbaşı, 13 yüzbaşı, 4 mülazım, rütbeli 48 Yâver ile 2 müşir, 11 ferik, 1 mirliva ve 1'i miralay, 15 Fahr-i yâver olmak üzere 63 kişi yer almaktaydı (20 Aralık 1908).170

Yürütülmekte olan bu çalışmalar ise II. Abdulhamid'in bazı muarızları tarafından komplocu bir anlayışla yorumlanmaktaydı. Bunlardan Ali Sâib; "Ethem Paşa'ya yazılan hatt-ı humâyûnda, karîben Meclis-i Mebusân'ın toplanacağı ilân olundu. İşte bu meclise karşı kuvvetli bulunmak ve her ahvâlde kendisine sadık kalacak bendegânın Saray'da cem edilmesine Hünkâr o günlerde ziyâdesiyle ehemmiyet veriyordu" dedikten sonra, Saray'da görevlendirilen yâverleri değerlendirirken de; "Bu maksâd üzere hâriçte bulunan haşârâttan bir çok haydutlar yâverlik ve muhafız sıfatıyla toplandı. Bunların ekserisi Türk cinsinden olmayan Çerkes, Arnavut ve sâir milletden idi. Ekserisi kazıktan kurtulma haşârât idi." 171 demekteydi. Bir diğer tenkitci Ahmet Raci, bu yeni listede yer alanları casus, Yâverân Teşkilâtı'nı ise casuslar cemiyeti olarak tanımlıyor; Yâverleri kan dökücü, hain, Engizisyon devrinde bile rastlanmıyan gaddar, ev yıkıcılar olarak niteledikten sonra; "beride güzide Yâverler çıkarılsın, bu tarafta caniler, casuslar Padişah Yâveri kalsın" demekteydi.172

Osman Senâi ise, bir makalesinde, subayların mensup olduğu sınıflar içinde enfazla sû'istimal edilenlerinin Yâverler olduğunu vurgulayıp, bunların Hünkâr Yâverleri ve Kumandanların Yâverleri olmak üzere ikiye ayrıldığını belirterek; "Hünkâr Yâverleri içinde değerli zâbitâna pek az tesâdüf edilir. Çünki onların kısm-ı âzamı süd kuzusudur.

Yâver oluşları hizmet için değil, süs ve ziynet içindir. Bir zâbitin îfâ-yı hizmet edebilmesi için, elinde Mekteb-i Harbiye'den diploması olmak lazım gelir. Onlar ise henüz elifbâ-yı Osmanî'yi bile dürüst okumak şerefinden mahrûmdur."173 demek suretiyle oldukça yanıltıcı fakat daha insaflı bir eleştiri yapıyor. Bu ifadeler daha ziyade, II. Abdulhamid'in idarî kontrolünde, Yâverân sınıfının oynadığı rol ve çektiği husumet açısından dikkate alınmalıdır.

Yâverlerin sayısının azaltılması hususu ise, II. Abdulhamid idaresinin son zamanında gündeme gelmek ve kısmen uygulanmakla birlikte, bu fikrin tam anlamıyla tatbiki ancak onun tahttan indirilmesinden sonra gerçekleşecektir.

 

İhtilâl Sonrası (31 Mart 1325/1909)

 

Umumiyetle II. Abdulhamid zamanında rütbe ve derece almış olanların, özellikle de Yâverân sınıfında bulunanların rütbeleri indirilip, tasfiye yoluna gidildi 174 ve 112 kişi için "...Hükümet-i Hamidiye enkazının evvel emirde 10 Temmuz 327 tarihinden sonra icrâ ettikleri intikâl ve ferâğ muamelâtı nazar-ı mütaalaya alınmamak şartıyla emvâl ve emlâklarının taht-ı hacze alınması ve rütbe ve nişan ve madalyalarının ref ü istirdadı ve hakkı-ı tekâ'üdden iskatları ve kendilerinin Memâlik-i osmaniye'nin bir kalesinde taht-ı nezarette bulundurulmaları, temîn-i asâyiş nokta-ı nazarından ehemm ü elzem görülmüş olduğundan, bilahare elde bulunan vesâik-i müte'addidenin tedkikiyle haklarında hükm-i kanûn icrâ edilmek üzere iktizasının icrâsına Divân-ı Harb-ı Örfî kararıyla bil-istizân irâde-i seniyye-i hazret-i pâdişâhi sadır..."175 olundu. Bu tarihten sonra Mabeyn'de görevli yâverlerin sayısında, eskisiyle kıyaslanmıyacak derecede bir azalma meydana geldi. Aynı azalma Mabeyn'deki diğer görevlilerin sayısında da görülmekteydi. Böylelikle genelde Mabeyn-i Humâyûn, özelde ise Yâver-i hazret-i şehriyâriler, II. Abdulhamid Devri'ndeki fonksiyonunu kaybetti. Padişah'ın haline dair kararın tebliğine memur olanlar arasında eski yaverlerden Ayan Üyesi Arif Hikmet Paşa'nın bulunması ise ma'nidar bir durumdu.176

Yeni yapılanmadan sonra177 Mabeyn'de, I- Kurenâlık Dairesinde; 1 Serkurena, 1 Kurenâ-yı sâni, 1 Mabeyn-i Humâyûn Müdürü, 1 Kurena-yı sâlis, 1 Mabeyn-i Humâyûn Müdürü, 1 Ceyb-i Humâyûn Kâtibi, II- Kitâbet dairesinde; 1 Mabeyn'i Humâyûn Başkâtibi ve 4 Mabeyn Kâtibi, III-Yâverân Dairesinde; 1 Yâver-i ekrem hazret-i şehriyâri (Harbiye Nazırı Ferik Mahmud Şevket Paşa),178 Seryâver-i hazret-i şehriyâri (Erkân-ı Harbiye Binbaşısı Remzi Bey), 3 Yâver (Erkân-ı Harbiye Kolağası Sadullah Bey, Erkân-ı Harbiye Piyade Kolağası Refet Bey, Erkân-ı Harbiye Süvari Kolağası Mustafa Reşid Bey)179 bulunuyordu. 1909'da durum aynı olmakla birlikte Seryâverlik'e Topçu Feriği Hurşid Paşa getirildi. Hurşid Paşa'nın belirttiğine göre bu tayin 15 Ağustos 1909 tarihinde gerçekleşmiş ve Seryâver olmasında Mahmud Şevket Paşa'nın tercihinin önemli etkisi olmuştur.180

İhtilal yönetiminin öncelikle Yıldız'ı hedef alması ve bu yöndeki politikalar neticesinde Mabeyn teşkilatında yapılan yeni uygulamalarla bu teşkilatta bir boşluk meydana geldi. Her ne kadar II. Abdulhamid'in idareyi kontrol merkezi ortadan kaldırılmış olsa da, aslında uzun bir geçmişi bulunan ve buna göre düzenlenmiş olan idarî bir yapının teşkilatıyla oynanmıştı. Bu teşkilat yapı olarak bundan sonra, görünürde devletin bir numaralı yöneticisinin maiyyetini teşkil edenleri barındırsa bile, idarede fonksiyonel olmaktan çıkmıştı. Yeni dönemde ve yeni düzenlemeler çerçevesinde en azından protokol esaslarının tespiti için Hurşid Paşa, Saray Teşkilâtı'nın bir nizamnâmeye bağlanması yolunda çalışmalara başladı. Bu cümleden olarak 12 Haziran 1910'da Mabayn-i Hümâyûn ve Saray-ı Hümâyûn'un yeniden teşkilâtlandırılması için hazırladığı 11 maddelik bir raporu Harbiye Nazırı Mahmud Şevket Paşa ile Sadrazam İbrahim Hakkı Paşa'ya takdim etti.181 Daha sonra 30 Mayıs 1911'de Saray nizamına dair 18 maddelik bir başka nizamnâme hazırladı ve Şevket Paşa'ya verdi. Bu sırada kendisine Yâver-i ekremlik ünvanını tevcih ettiren Şevket Paşa, sarayı kontrol bakımından önemli bulduğu bu çalışmaya doğrudan müdahale edebilmek için olsa gerek Başkâtip, Başmabeynci ve Seryâver'den kurulu ve "Saray Nizamnâmesi"ni hazırlamakla görevli komisyonun da başına geçti.182

Hurşid Paşa'nın hazırladığı nizamnâmede, yâverleri ilgilendiren maddelerde şu hususlar yer almaktaydı:

1. madde: (Protokol) Başmabeynci, Seryâver, Başkâtip, 2 Mabeynci, 3 Yâver, Emîr-i ahûr, Sertabip, 3 Kâtip, Saray erkânından yüksek memurları teşkil edenler. Diğer memurlar bu 12 kişinin emrindedir.

8.madde: Seryâver-i hazret-i padişahi doğrudan doğruya Zât-ı hazret-i şâhâne'nin emrindedir. Saraydaki bütün askerî şahısların amiridir. Padişah yâverleri, Fahri padişah yâverleri, Maiyyet-i seniyye bölük kumandanları, Maiyyet-i seniyye vapur süvarileri, Hademe-i Humâyûn ve Mızıka-ı Humâyûn kumandanları Seryâver'e bağlı başlıca şahıslardır.


9.madde: Askerî şahısların ve yabancı Ateşemiliterlerin takdimi Seryâver'e aittir.

10.   madde: Sarayın emniyeti ve Padişah'ın katıldığı askerî merasimler Seryâver'e ait ve mesuliyeti altındadır.

17. madde: Protokolde yüksek Saray memurları şu sırayı takip ederler. Başmabeynci, Seryâver, Ferik (orgeneral) rütbesinde bulunan Fahri yâverler, Başkâtip, mirliva (Korgeneral) rütbesinde bulunan yâverler, miralay rütbesindeki Emîr-i Ahur, İkinci Mabeynci, diğer yâverler, Padişah vapurlarının süvarileri, Hademe-i Hassa Kumandanı, Maiyyet (Hassa) bölük kumandanları, Sertabip, Mabeyn İkinci Kâtibi ve diğer kâtipler.


Bu devrede yâverlerle ilgili önemli değişikliklerden biri de, daha önce bu sınıfta kalmaları belli bir müddete bağlı olmayan yâverlerin iki yılda bir değişmeleri usulünün benimsenmesidir.183

II. Meşrutiyet Dönemi'nde Yâverân sınıfına alınanlardan bilhassa biri bizim için dikkat çekiçidir. Bu sınıfa alınacakların vasıfları hakkında çok seçkin bir örnek teşkil etmesi bakımından da özel bir yere sahip olan bu şahıs, Osmanlı Devleti'nin son zamanlarda yetiştirdiği seçkin bir asker ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşuna mimarlık eden Yedinci Ordu Kumandanı Mirliva Mustafa Kemâl Paşa'dan (Atatürk) başkası değildir (25 Eylül 1918/18 Za. 336).184

Yine bu dönemin hususiyetlerinden biri de Yâver-i ekremlik ünvanıyla Seryâverlik görevinin aynı kişinin uhdesinde toplanmış olmasıdır. Hatırlanacağı üzere II. Meşrutiyet'ten önce Yâverândan önemli bir kısmı, yani müşir rütbesinde bulunanlar "Yâver-i ekrem hazret-i şehriyâri" olarak vasıflandırılıyordu. 1909 sonrası bu yapılanma bozulduğundan ve yanlız bir adet Yâver-i ekremlik ünvanı bulunduğundan, Seryâverle birbirlerine takaddümleri problemi belirdi. Bu bakımdan problemin halline yönelik olarak her iki ünvanın aynı kişide toplanması yoluna gidildi ve 4 Ekim 1920 tarihinde Seryâver Avni Paşa'ya Yâver-i ekremlik ünvanı da verildi. Bu maksatla bir kararnâme hazırlandı.

 

"Kararnâme185

 

Mahmud Hayreddin

Birinci madde; Uhdesine Yâver-i ekremlik ünvanı tevcih olunan Seryâver-i hazret-i şehriyâri Avni Paşa'ya 29 Eylül 1336 tarihinden itibaren on iki bin guruş maaş tahsîs kılınmıştır.

İkinci madde; İş bu kararnâme târih-i neşrinden mu'teberdir.

Üçüncü madde; İş bu kararnâmenin icrâsına Harbiye ve Maliye nazırları memûrdur.

Meclis-i umûmî'nin ictimâ'ında kânûniyeti teklîf olunmak üzere iş bu kararnâmenin mevkî-i mer'iyete vaz'ını irâde eyledim. Sene 19 M. 1339 ve 3 Teşrin-i evvel 1336.

(İmzalar)

 

İhtilalden sonra her ne kadar II. Abdulhamid'e yakınlıkları olanlar tasfiye edilmişse de bu uygulamanın haricinde kalanlar da olmuş, hatta bazıları bürokrasinin en üst seviyesine kadar yükselmiştir. Bunlardan ikisi ihtilal öncesi Yâver-i ekrem olan Müşir Gazi Ahmed Muhtar Paşa186 ve 191 3 Balkan Savaşı sonunda Birinci feriklike terfi ettirilerek "kayd-ı hayat şartıyla" Yâver-i ekremlik payesi verilen Müşir Ahmed İzzed Paşa'dır.187Her ikisinin de II. Meşrutiyet Dönemi'nde sadrazamlık görevine kadar yükseldiği bilinmektedir.

Genel olarak Mabeyn'de ilk defa yer almalarından, Cumhuriyet'e kadar kurumsallaşmaları ve mevcudiyet sebeplerine dikkat çektiğimiz, Yâverân sınıfının fonksiyonunun daha iyi anlaşılması bakımından, onlardan bazılarının hayatlarının ortaya konulması isabetli olacaktır. Çünkü Yâverlerin, özellikle meslekî geçmişleri ile bu silkte iken üstlendikleri görevler ve karakterleri önem arzetmektedir.

II. Abdulhamid, müşir rütbesindeki önemli sayıda subayı Yâver-i ekremlik sınıfına almış ve en çok itibar kazanmış olanlarını Mabeyn-i Humâyûn Müşiriyeti'nde istihdam etmekteydi. Bunlardan bazılarının isimleri şöyledir:

Sadrazam Cevâd Paşa b. Mustafa Asım:188 Serasker Rıza Paşa:189 Bahriye Nazırı Hasan Paşa b. Hüseyin:190 Ticaret ve Nafia Nazırı Tevfik Paşa b. Hasan Tahsin191 Mabeyn-i humâyûn müşiri Gazi Osman Paşa:192 Müşir Derviş İbrahim Paşa:193 Müşir Rauf Paşa b. Abdi Paşa:194 Müşir İsmail Hakkı Paşa b. Şerif :195 Müşir Şâkir Paşa b. Ömer Hulusi:196 Müşir Fuat Paşa b. Hasan Paşa:197 Müşir Tevfik Paşa:198 Müşir İbrahim Hilmi b. İsmail Paşa:199 Müşir Asâf Paşa:200 Müşir Ethem Paşa b. Mehmed:201

Yâverânın ehliyetleri ve idari mekanizmadaki rollerinin daha bariz olarak görülmesi, özellikle Avrupa'da eğitilen subayların durum ve öz geçmişlerine de temas edilmesini gerekli kılmaktadır. Feriklikten mülazımlığa kadar olan rütbelerdeki bazı yâverânın özelliklerine değinilmesi de bu bahisin tamamlanması bakımından ayrıca önem taşımaktadır.

 

Sonuç

 

II. Abdulhamid Devri'nde Mâbeyn-i Humâyûn'un yapılanmasında, Yâverân-ı hazret-i şehriyâri silki/sınıfının önemli bir yeri bulunmaktaydı. Kaynakların tetkikinden, devlet adamlarının içerisinde, özellikle görevlerinde büyük başarı gösteren veya başarıya namzet görülenlerin bu sınıfa seçilmekte olduğu anlaşılmaktadır.

Bu sistem sayesinde II. Abdulhamid, ileri gelir askerî ve sivil bürokratları kendisinin birinci derecede adamı konumuna getirmekte, mülkî ve askerî idarenin kontrolünü, dolayısıyla bir nevi bütün idareyi denetimi altına almış olmaktaydı. Böylece Abdulaziz'in hallinde rol oynayan ordu ve sivil bürokrasi ile Bâbıâli'nin, Saray'a müdahale imkânını elinden alıyordu. Padişah'ın bu kişisel maksadı yanında, Yâverân'ın sivil ve askerî konularda üstlendikleri rol daha önemli görünmektedir. Bu rol; modernleşme ve batılılaşma şeklinde belirmektedir. Bu maksatla hemen hemen her sahada Avrupa'da eğitim görmüş, görevlerinde uzmanlaşmış yerli ve yabancı memurlar Yâverân sınıfına alınmaktaydı. Bürokrasinin en üst seviyesinde yer alan sadrazam ve nazırlar, askerî sınıftan Harbiye Nazırı ile Serdâr-ı ekrem ve müşir (mareşal) rütbesinde bulunan bir çok kimse dahî bu sınıfa kayıtlıydı.

II. Abdulhamid'in, güvenebileceği bir mülkî ve askerî yapı oluşturduktan sonra, yönetimde devlet işlerinin akışına, zannedildiğinin aksine çok fazla müdahaleci olmadığı görülmektedir. Bir çok meselenin prosodürü, kristalize olmuş bir devlet anlayışına uygun olarak yürütüldüğü gibi bunlara dair çıkan iradeler bu anlayışa uygunluk göstermekte, uzmanlaşmaya verilen önemin ve güvenin bir yansıması da görülmekteydi.


Kalemiye sınıfında filizlenip, Hariciye sınıfını oluşturarak, gelişen sivil bürokrasi geleneğine bağlı devlet memurları, mutlakiyet idaresine/istibdada karşı, devletin idare şekli hususunda tercihlerini uygulamaya koyma noktasına kadar gelebilmişlerdi. Bunuda Abdulaziz'i yönetimden uzaklaştırarak ve Meşrutiyet'in ilanına zemin hazırlayarak göstermişlerdi. Bu başarı, sivil ve askerî bürokrasinin işbirliği sayesinde olmuştu. Bu tecrübeyi yakından takip eden II. Abdulhamid, 1890 yılında sadrazam olarak tayin ettiği Cevad Paşa'yı aynı zamanda Yâver-i ekrem sınıfına almak suretiyle, Bâbıâli'nin inisiyatifini de bir dereceye kadar denetimine alıyordu. Böylece Bâbıali'ye endirekt fakat etkili bir kontrol getirmekteydi.

Askerî sınıfın kontrol altına alınması ise, Mâbeyn'in yeni yapılanmasında daha açık olarak görülmekteydi. Padişah'ın başkanlığında, Yâverân'dan teşkil edilen, "Teftiş-i Umûmî-i Askerî Komisyon-ı Âlisi Hey'eti"nde görev alan askerî memurların durumu ve komisyonun yetkisi, bu heyet'in ordunun kontrolünde birinci derecede etkili olduğunu göstermektedir. Komisyonun başında II. Abdulhamid'in bulunması, ona askerî gelişmeleri ve yapılanmayı yakından takip etme imkânını da vermekteydi. Orduyu kontrol bakımından Mabeyn Müşirliği de bir başka vasıtaydı. Yâverân sınıfında yer alan askerlerin uzmanlık sahaları dışında, özelliklede siyasi konularda faaliyetlerine ise imkân verilmemekteydi.

Bununla birlikte Padişah'ın kontrolündeki ordu, II. Meşrutiyet'in ilanından sonra, esas görev alanından uzaklaşarak, devlet idaresine doğrudan müdahale edecek duruma geldi. Daha enteresan olan durum, kontrolü ele geçirerek siyasallaşıp,202 istibdad dönemlerinde kendilerine sağlanan imkânlarla da modernleşen ve Batılılaşan bu sınıfın, karşı harekete geçtikleri devrin bir mahsulü olmamasıydı.

II. Meşrutiyetle birlikte yabancı uzmanlar da aynı akıma uymuş ve siyasi olaylarda yönlendirici konuma gelmişlerdi. [Goltz, "Türkiye'de İnkılâb-ı Siyâsî-yi Dahili", Askeri, II. (Mtc. Mehmed Rüşdü), İstanbul 1324, s. 561-575]. Daha önce Abdulaziz Devri'ni vasıflandırmakta kullanılmaya başlanılan (Ali Seydi, Devlet-i Osmanniyye Tarihi, Dersaadet, 1329, s.592) ve II. Abdulhamit'le özdeşleştirilen "istibdad" anlayışı, Mahmut Şevket Paşa ve İttihat Tarekki Cemiyeti'nin benimsedikleri usulle, Mahmut Muhtar Paşa'ya göre yeniden "istibdada", İzzet Paşa'ya göre de "diktatörlük" adıyla anılan bir idare biçimine dönüşüyordu. Askeri alandaki Osmanlı-Almanya askeri münasebetleri ise, II. Abdulhamid Devri'nde en üst seviyeye çıkarılmakla birlikte, hiç bir zaman gerçek bir siyasi işbirliği halini almamış görünmektedir. II. Meşrutiyet sonrasında ise bu ilişki, siyasi-askeri işbirliğine dönüşmüş ve II. Abdulhamid'in devletin temel politikası olarak benimseyip uyguladığı, devleti savaş dışında tutma siyaseti birazda Avrupa'nın zorlamasıyla terk edilmiştir (Takvim-i Vekayi, 23 Z. 1332/30 T. Evvel 1330: Savaş ilanının iradesi).

 

DİPNOTLAR


1                Bâbıâlî'nin siyasi olarak güçlenmesine dair bk. Muzaffer Doğan, Sadâret Kethüdalığı (1730-1836), (Basılmamış doktora tezi) Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul 1995.

2                Bk. Carter V. Findley, Osmanlı Devleti'nde Bürokratik Reformlar, Bâbıâli (1789-1922), Çvr. Latif Boyacı-İzzet Akyol), İstanbul 1994 ve Ali Akyıldız, Osmanlı Merkez Teşkilâtında Reform, İstanbul 1993.

3                Ali Akyıldız, "ll. Abdulhamid'in Çalışma Sistemi, Yönetim Anlayışı Ve Bâbıâli'yle (Hükümet) İlişkileri" Osmanlı, 2., Ankara 1999, (286-297).

4                Necdet Sakaoğlu, Tanzimattan Cumhuriyete Tarih Sözlüğü, İstanbul 1985, s. 77.

5                Ali Rıza-Mehmed Galib, XIII. Asr-ı Hicrîde Osmanlı Ricâli-Geçen Asırda Devlet Adamlarımız, II., (Hzr. Fahri Çetin Derin), İstanbul 1977, s. 35-36.

6                Ali Seydi, Devlet-i Osmaniyye Tarihi, Dersaadet 1329, s. 592.

7                Michel de Grece, II. Abdulhamid'in Yıldız Sürgünü, İstanbul 1995, s. 118-119.

8                Michel de Grece, aynı eser, s. 105-107.

9                Ceride-i Havadis 1299 C. 2, nr. 4940: vükelâ-yı fehâm hazarâtı üç günden beri bir mesele-i mühimme hakkında icrâ-yı müzakere için Mabeyn-i Hümâyûn'da meşveret eylemekte oldukları; Ceride-i Havadis 1299 B. 13, nr. 4980 ve B. 27, nr. 4995: Başvekil Paşa hazretleri ile Dahiliye, Hariciye nazırları ve Şûrâ-yı devlet reisi'nin, Mabeyn-i Hümâyûn'da akdolunan meclisten dolayı makâm-i âlilerine gelemedikleri.

10            Tayyarzâde Ahmed Ata, Tarih-i Ata, l., s. 287-311: Islâhat-ı Sarây-ı Humâyûn başlığı altında bazı değişikliklere temas etmekle birlikte, ll. Abdulhamid'in saray teşkilatına benzer bir yapılanmanın olmadığı gözlenmektedir. C. E. Bosworth, "Mabeyn "Encyclapedia of İslam (İ. E.), volume V., Leiden l986 (938-939). Bu makale yanlızca mekân olarak mabeyni ve mabeynciyi tarif etmektedir. Bilhassa son dönem için çok yetersizdir.

11            Necdet Sakaoğlu, aynı eser, s. 78.

12            Bu şema hazırlanırken 37 adet Devlet salnâmesi 1283-1334 (1302-1305 hariç) ile, Askeri salnâme 1282, 1283, 1286, 1304, 1306 gözden geçirilerek, Devlet salnâmesi l309 ve Devlet salnâmesi l320 ile Salnâme-i Nezâret-i Hariciye l301. esas alındı. 3-1301'de dokuz kişi, 4-1301'de yedi kişi, 1304'de 14 kişi, 1320'de 21 kişi, 5-1301'de Mütercim, Tahrirât-ı ecnebiye ikinci kâtibi, Daire-i kitâbet memûru mevcut, 8-1309'da mevcut değil, 9-1320'de mevcut değil.

13            Tahsin Paşa, Yıldız Hatıraları Sultan Abdulhamid, İstanbul l996. s. 21-22.

14            Şemseddin Sami, Kâmûs-ı Türkî, Dersaadet 1317. s. 1538-1539: Yâver: (fâ). Yardımcı, mu'in, imdâdcı, cemi Yâverân: Kumandanın maiyyet ve refâkatinde olup, kumandaya müteallik evâmirini tebliğe memûr bulunan zâbitân. Alâmet-i fârika olmak üzere sağ kolunda kordonu olur. Serasker yâveri, Makam yâveri, Yâver-i harp: Anifen zikr olunan vazife ile muvazzaf yâver. Yâver-i ekrem: Müşîrân-ı izâmdan Zât-ı hazret-i pâdişâhî ünvanını haiz bulunan zât. Yâver-i fahri: Vazifesi ve muhassasâtı olmaksızın mücerred sebeb-i iftihâr olmak üzere zât-ı hazret-i pâdişâhî yâveri ünvanını haiz olan ümerâ ve zâbitâna denir.

 

Seryâver: Yâverân reisi. Yâverlik: Yâver sıfat ve vazifesi.

Ferid Devellioğlu, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lügat, Ankara 1993. s. 1157, Yâver-i harp: Büyük bir kumandanın yâveri.

Yâver-i ekrem: 1862'den itibaren Padişah'a emir subayı olarak atanan müşir rütbeli subay; bk. Necdet Sakaoğlu, aynı eser, s. 136.

15            Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA), Babı Defteri (D. ASM), nr. 37588, s. 8.

16            Vesâik-i Tarihiyye ve Siyâsiyye, Ahmet İhsan ve şürekâsı, [İstanbul] 1326, s. 50; Michel de Grece'de eserinde bir yâverden bahsetmektedir. Bk. aynı eser, s. 18.

17            BOA., İrâde Dâhiliye (İD), 35166: "Mâbeyn-i Hümâyûn-ı şâhâne mesâlihi Hazîne-i Hassa İdâresi'ni ilhâken rü'yet ve tesfiye olunmak üzere atûfetlu Hakkı Efendi uhdesine Mâbeyn-i Hümâyûn-ı şâhâne Nezâreti ünvânı tevcîh ve ihsân buyurulmuş olduğundan. 14 Ca 1280 (28 Ekim 1863)".

18            Bk. Cevad Paşa, Tarih-i Askerî-i Osmanî, II., İstanbul Üniversitesi (İÜ) Türkçe Yazmalar (TY), nr. 6127, s. 175-176: "tensîkât-ı cedîde mucebince. Dâr-ı Şûra'ca müzakere olunup arzı ile irâde-i seniyyesi (12) 66 tarihinde istihsâl olunmuş".

19            Bazı terfi ve taltif ile görevlendirmeler için bk. BOA, Mühümme, 261, hük, 191; İD., 36037 (31 Mart 1864); Tercümân-ı Ahvâl, 1280 S. 19, nr. 368 ve Ca. 9, nr. 402: Rikâb-ı Humâyûn'a memur Yâver-i harb Miralay Rauf Paşa. gibi.

20            Ahmed Cevdet Paşa, Ma'rûzat, (Hzr. Yusuf Halaçoğlu), İstanbul l980. s. 57; İsmail Hami Danişmend, İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, IV., İstanbul 1972, s. 104; Necdet Sakaoğlu, aynı eser, s. 136.

21            BOA., İrade Hariciye (İH), 11405: Bk. Abdulaziz'in Avrupa'da büyük yankı uyandıran bu seyahat hakkında Times gazetesinin yorumları.

22            Askerî salnâme 1282. s. 2: Fuat Paşa, Sadrazam ve Serasker olarak kayıtlı.

23            İsmail Hami Danişmend, aynı eser, IV, s. 204.

24            Askerî salnâme 1282. s. 4-5 "Yâver-i harb hazret-i şehriyâri Ferik Said Paşa, Mirliva Hüseyin Paşa, Miralay Rauf ve Cemil Bey, Binbaşı Veli Rıza ve Salih Efendi, Kolağası Mehmed Efendi, Sağkol Ağası Hakkı ve Ziver Efendi, Solkol ağası Bekir Bey ve Rıfat Efendi, Yüzbaşı Şâkir ve Ragıb Ağa; Askerî salnâme 1283. s. 3-4 (16 kişi) ve Askerî salnâme 1286. s. 3-5 (46 kişi).

25            Devlet salnâmesi 1283. s. 23-24. 1284-1295 tarihleri arasındaki salnâmelerde de durum aynı. Bu salnâmelerde 1-Yâver-i harb hazret-i sadâretpenâhi (en yüksek rütbe miralay). 2-Yâver-i harb hazret-i seraskeri (en yüksek rütbe binbaşı). 3-Yâver-i harb Dâr-ı şûrâ-yı askeriler (en yüksek rütbe binbaşı) de mevcut.

26            Ziya Şâkir (SOKU), Tanzimat Devrinden Sonra Osmanlı Nizam Ordusu Tarihi. İstanbul 1957. s. 101.

27            Yalnızca Devlet salnâmesi 1291 de Mabeyn-i Humâyûn'a memûr 29 Zâbitân-ı askeriyye ve bunların en yüksek rütbelisi ise mirliva olarak görülmektedir. 1282-1294 tarihli salnâmelerde rakamlar değişkendir.

28            Devlet salnâmesi 1294. s. 98-100. ve Salnâme 1295. s. 96. Aynı bilgiler mevcut.

29            Ceride-i Havadis 1280 Ca. 19. nr. 1165.

30            Devlet salnâmesi 1296. s. 42-43.

31            Devlet salnâmesi 1297. s. 88-90.

32            Devlet salnâmesi 1298. s. 90-98: 1-On Yâverân-ı kirâm-ı hazret-i şehriyâri, 2-kırk sekiz Yâverân-ı (harp) hazret-i şehriyâri, 3-on altı Fahr-i yâverân-ı hazret-i şehriyâri mevcut.

33            Hariciye salnâmesi 1301; Devlet salnâmesi 1309 ve 1320.

34            Cevad Paşa, aynı eser, III, s. 175-176:". Yâver-i harblik vezifesi gayet nazik ve müşkîl olup, esnâ-yı harpte kumandanın bazen müşâveri ve bazen şifâhi verdiği emirlerin yoluyla mübelliği ve esnâ-yı sulhda dahî kumandan-ı mûmâ-ileyhin zîr-i idâresinde bulunan kıt'ât-ı askerîye ahvâlinin muhakkıkı ve kumandanın muhaberât-ı mühimmesinin muharriri olmak lâzım gelir iken".

35            Ziya Şâkir, aynı eser, s. 101: "Sultan Hamid'in dört sınıf yâveri vardı. 1 -Yâver-i ekremler, 2-Yâver-i harb, 3-Yâver-i husûsi, 4-Yâver-i fahri".

36            Devlet salnâmesi 1306. s. 110-119.

37            Devlet salnâmesi 1310. s. 130-137.

38            Devlet salnâmesi 1317. s. 93-99.

39            Devlet salnâmesi 1320. s. 99-110.

40            Devlet salnâmesi 1324. s. 123-146. Ziya Şâkir'in, ll. Abdulhamid dönemi için bu salnâmedeki sayıyı esas alarak genelleştirdiği anlaşılmaktadır. Bk. aynı eser, s. 101.

41            BOA., Yıldız Mütenevvi Evrak (Y. Mtv), 65/54. İlk cetvel.

42            BOA., Yıldız Esas Evrak (YEE), 24/196/162/Vlll. Üçüncü cetvel.

43            BOA., Y. Mtv, 115/98. Yedinci cetvel.

44            BOA., Y. Mtv, 162/183. On ikinci cetvel.

45            Dolmabahçe Sarayı Arşivi (DSA. D), Defter, 3161.

46            BOA., Yıldız Maruzât Defteri, nr. 14374.

47            Tahsin Paşa, Yıldız Hâtıraları Sultan Abdulhamid, İstanbul 1996. s. 29.

48            BOA., Y. Mtv, 64/54.

49            Devlet salnâmsi 1309. s. 130-135.

50            BOA., İD, 60968.

51            Celâl Esad Arseven, Sanat ve Siyaset Hatıralarım, (Hzr. Ekrem Işıl), İstanbul 1993. s. 87. "ll. Abdulhamid, ileri gelir devlet adamlarının çocuklarını himayeyi bir politika olarak benimsemişti. Bu maksatla sarayda bir Zâdegânlar Sınıfı meydana getirmişti. Burada Gazi Osman Paşa'nın oğlu Cemâl Bey, Sadr-ı esbak Hayreddin Paşa'nın oğlu Salih Bey (Damad Paşa, ll. Meşrutiyette asıldı), Şâkir Paşa'nın oğlu Nedim, Şeker Ahmed Paşa'nın oğlu İzzet, Hariciye Nazırı Said Paşa'nın oğlu Fuat, Kürd İsmail Paşa'nın oğlu Mustafa, Mızıka-ı humâyûn kumandanı Süleyman Paşa'nın oğlu Faik, Şeyh Hamza'nın oğlu Hamit Zafir ve Serasker Rıza Paşa'nın oğulları Süreyya ve Şükrü gibi zâdegân vardı".

52            BOA., Y. Mtv, 162/183: "Talebe İsmail Hakkı Bey kulları".

53            BOA., Y. Mtv, 115/98.

54            Şefik Oktay, Osmanlı'dan Cumhuriyet'e. Padişah Yâveri İki Sadrazamın Oğlu Anlatıyor, İstanbul 1988. s. 5: "Hariciye nazırlığı yapan Tevfik Paşa'yı sevindirmek ve kendine daha çok bağlamak için Sultan ll. Abdulhamid, amcam İsmail Hakkı ve babam Ali Nuri'yi Yâver tayin eder. Böylelikle de iki kardeş Sultan'ın 89'u (General) Paşa ve 166'sı çeşitli rütbelerden subaylardan oluşan 255 kişilik Yâverân ordusuna katılmış oldular".


55      BOA., YEE, 15/1549/74/14. ve Ayşe Osmanoğulları, Babam Abdulhamid, İstanbul 1968, s. 50.

56            BOA., Maliyedern Müdevver Defter (MAD), 11230. s. 19; Sultan Abdulhamid, Siyasi Hatıratım, Fransızcadan derleyen Ali Vehbi, (Çvr. H. Salih Can) Hareket yayınları, İstanbul 1974. s. 59. "Senelerdir Hıristiyan Ermeniler nazır mevkilerini işgâl etmişlerdir. Bundan sonrada kendi dinimizden olan Kürtleri kendimize yaklaştırmakta ne gibi bir zarar olabilir. Aynı şekilde Bedirhanoğullarını himaye ettiğim ve merkezde muhafaza ettiğim için, bunların memleketin huzurunu bozacakları söylenerek de tenkit ediliyorum"; Bedirhan için bk. Mehmed Selahaddin, Bir Türk Diplomatının Evrâk-ı Siyâsiyesi, İstanbul 1306. s. 192-195: Meşhur Kürt beylerinden olan Bedirhan Bey, 1262'de Tayyer Nasturilerini itaate alması üzerine, o zaman Musul'da ki İngiliz Kosolosu Layard'ın bunu gündeme getirmesiyle, İngiltere ve Fransa'nın Bedirhan'ın cezalandırılması ve bölgeden uzaklaştırınlası yönündeki baskıları sonunda Girid'e yerleştirilmiş, devlet tarafından taltif görmüş, Şam'da öldüğünde geride kırk iki çocuk bırakmıştır.

57            BOA., YEE, 9/451/126/14, Y. Mtv, 129/191. Ayrıca Azm-zâdeler için bk. Ali Karaca, "Azm/Kemikoğlu Ailesi", Uluslararası Osmanlı Tarihi Sempozyumu Bildirileri, İzmir 1999 (387-404) ve "Azmzâde (Kemikoğlu) Mehmed Paşa (1731-1783)", Uluslar Arası Kuruluşunun 700. Yıl Dönümünde Bütün Yönleriyle Osmanlı Devleti Kongresi Bildirileri, Konya 2000 (407-423).

58            BOA., İD, 60968 ve 72693.

59            BOA., Y. Mtv, 156/132; İD, 73617, 73305, 72712, 66029, 66027, 76101, 75442, 73443,75258, 75761, 74329, 73808, 73781.

60            BOA., İD, 82449.

61            BOA., İD, 71625; YEE, 15/1543/74/14.

62            BOA., İD, 73123.

63            BOA., İrade Taltifât (İT), 1311 R/126; İH, 18492.

64            BOA., İD, 73870: Seryâver Mehmed Paşa'ya tebdilen 1. rütbeden nişân-ı osmanî, İD, 67571; İD, 71802; Mizân 1304 N. 24, nr. 35: Yâverândan Celâl Bey'e nişan itası; 1305 Ca. 20, nr. 42; N. 12, nr. 57; Z. 22, nr. 60; Malûmât 1318 C. 13, nr. 1219; B. 11, 1247: Yârendân Süvari Binbaşısı Halet Bey'e altın imtiyaz nişanı ve Fahri yâverândan Berlin Sefareti Ateşemiliteri Erkân-ı harbiye Kaymakamı Hamdi Bey'e nişan ihsanı.

65            BOA., Y. Mtv, 20/97: Yâver-i ekrem Namık Paşa'nın hanımına nişan verilmesi.

66            Celal Esad Arseven, aynı eser, s. 79.

67            BOA., MAD, 11492: Yâverânın maaşlarına dair bilgiyi muhtevî bu defter "restorede" olduğu mazeretinden dolayı incelememiz için çıkarılmamıştır.

68            BOA., İrade Meclis-i Mahsus (İ. MM), 3243.

69            BOA.,MAD,13814

70            İÜ, TY, nr. 91046.

71            DSA. D, nr. 3161. s. 1207-1405.

72            BOA., Meclis-i Vükelâ (MV), 4. s. 5; İD, 3469 ve 76104; Ceride-i Hakayık 1886 T. evvel 2, nr. 40: Fahri yâver Direse Paşa'ya nişan itası.

73            "Hurşid Paşa" Hayat Tarih Mecmuası, sayı 1, (1 Şubat 1965). s. 29-33. ve sayı 4, (1 Mayıs 1965). s. 90.

74            BOA., Y. Mtv, 184/93.

75            Michel de Grece, aynı eser, s. 112-116.

76            BOA., Y. Mtv, 62/81.

77            Celâl Esad Arseven, aynı eser, s. 93-94; Yâverân binası 1909'dan sonra Jandama Mektebi olarak kullanılmaya başlanmıştır.

78            BOA., Y. Mtv, 100/80; Devlet salnâme 1320, s. 15.

79            Hurşid Paşa'nın Yâver daireleri hakkındaki geçmişe dair tespitlerinin pek isabetli olmadığı daha üst pragraflardaki ifadelerinden anlaşılmaktadır. O devri yaşayan biri olarak bu isabetsizliği dikkat çekicidir. Bk. Hayat Tarih Mecmuası, sayı 1, (1 Şubat 1965). s. 33.

80            BOA., Hatt-ı Humâyûn (HH), 149: "Tahsîl-i fünûn zımnında Avrupa cânibine gönderilmiş olan komisyon ve frank dellâliyesinden başka, hoca mahiyesi ve me'kûlât ve melbâsât ve sâir kâfe-i mesârifleriçün. 6 yük 96. 000 bu kadar kuruş îtâsı. 26 M. 1256 "; Ceride-i Havadis 1272 Ra. 3, nr. 768: Berâ-yı tahsil Avrupa'ya gönderilen şâkirdan. (Seçilen dokuz öğrenci ve görevli subaydan bahis); İH, 16059: "Mukaddemâ Mekteb-i sanâyi'den Paris'e gönderilmiş olan şâkirdân"; Ayrıca Fransa'ya eğitime giden öğrenciler için bk. Bilâl Şişman, (basılmamış doktara tezi) İÜ. Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul 1989.

81            BOA., HH, 191. asâkir-i muntazâma-ı şâhâne mirlivâlarından olup, tahsîl-i fünûn zımnında İngiltere cânibinde bulunan. şâkirdânın müddet-i ma'lûmede mâhiye ve mesârifi. 1 yük 25. 900 bu kadar kuruşa bâlığ olarak. 3 Ra. 1252".

82            Takvim-i Vekayi 1261 Ra. 4, nr. 283: Viyana ve Londra'da tahsil-i fünûn maarif ederek Dersaadet'e avdet etmiş olan zâbitân; Ceride-i Havadis 1265 C. 22, nr. 435: "Devlet-i Âliyye tarafından İngiltere'ye gönderilip İngiltere Mekteb-i Bahriyesi'nde tahsil-i fünûn etmekte bulunanlardan." ve Ceride-i Havadis 1273 M. 16, nr. 803; İD, 82658: "Elektrik fennine müteallik derslerin ikmâl-i tahsili zımmında Fransa Telgraf dürûs-ı âliyyesi mektebi'ne gönderilmiş olan Mehmed Ali ve Nesimi Efendiler'in avdet etmek üzere oldukları. 18 M. 305".

83            Bk. Bayram Kodaman, Abdulhamid Devri Eğitim Sistemi, Ankara 1988.

84            Sultan Adulhamid, aynı eser, s. 74.

85            BOA., Y. Mtv, 57/53 zâbitân-ı mûmâ-ileyhimin bunca zahmet ve masraf ihtiyâriyle Almanya'ya îzâmları Ordu-yu Humâyûn'ca asâkir-i şâhânenin ta'lîmlerinin ikmâl ve ıslâhına mübteni olup. 17 Ca. 1309".

86            BOA., Y. Mtv, 95/85. "gönderilecek zâbitânın intihâbı" ve bk. Y. Mtv, 27/49: Hobe Paşa'nın başkanlığında Almanya'ya gidip dönen 2. gurup subaylar.

87            İÜ, TY, 91045.

88            BOA., MAD, 13814. s. 1: 20 Temmuz 1299 tarihinde ikmâl-i malûmât için Berlin'e gönderilen subayların masrafı 238. 767 franktır.

89            BOA., Y. Mtv, 27/49: Tahsil süreleri sona erip Eylül-i efrance sonunda dönecek 2. gurup subaylar.

90            BOA., Y. Mtv, 95/85; üçüncü defa. 5 Za. 1311; "Y. Mtv, 52/33:" Almanya'da tahsîl eden zâbitândan. 2 Temmuz 1307".

91            BOA., Y. Mtv, 95/90: Almanya'ya eğitim için gidecek olanların arasına yakınlarının katılması yolunda ricacı olanlar da görülmekteydi (11 Mayıs 1310).

92            İÜ, TY, 91045-59.

93            Ceride-i Havadis 1292 C. 25, nr. 2835: Fransa'da tahsilde bulunan öğrencilerin Hükümet'in çağrısı üzerin İstanbul'a geldiği; Ceride-i Havadis 1298 M. 15, nr. 4485: Fransa'ya ziraat tahsiline gideceklerin seçimi için sınava tâbi tutuldukları.

94            Sultan Abdulhamid, aynı eser, s. 178.

95            Tanin 1330 Ş. 10, s. 3: Avrupa'da tahsilde olan talebelerin tatil için İstanbul'a geldiği ve Maliye Nezâreti'ne giderek gerekli malûmâtı verdiklerine dair haber.

96            BOA., Nizâmât Defteri, 16. s. 45-47.

97            BOA., Nizâmât Defteri, 27. s. 113-116.

98            Fuat Paşa için bk. Rıfat Efendi, Virdü'l-hadâik (yazma), MÜ. Kütüphanesi nr. 31208, s. 68­71; Ayrıca bk. İbnül Emin Mahmud Kemâl İnan, Osmanlı Devrinde Son Sadrazamlar, I, İstanbul 1964, s. 149-195; Ceride-i Havadis, nr. 205, Z. 1260: Fuat Efendi (Paşa)'nin İspanya ve Portekiz Sefaret-i mahsusası haberi; BOA., Mühimme, nr. 261, hüküm191: Hariciye Nazırı olup memuriyet-i mahsusa ile Berrü'ş-Şam cânibinde bulunan Mehmet Fuat Paşa'ya, görevinin öneminin hatırlatılması ve başarısının taltifi için Rikâb-ı Humâyun-ı mülûkâne'de memur Yâverlerden Binbaşı Şükrü Bey ile gönderilen hatt-ı humâyun ve emr-i şerif Evâhir-i Z. 1277/9 Mayıs 1861; Suriye Valiliği için bk. Colonel Churchill, Druzes and The Maronites, London 1862, s. 222-283; İD, Devletli Fuat ve Kâmil Paşa hazretlerinden kalan 50 000 kuruş maaş 25 L. 1283.

99            İsmail Hami Danişmend, aynı eser, IV, s. 204; Feride İlhan, Ebuzziya Tevfik Nümûne-i Edebiyât-ı Osmaniye (Sinan Paşa'dan Şinasi'ye Kadar Metin), MÜ. Sosyal Bilimler Enstitüsü Türkiyat Araştırma Enstitüsü (master tez) İstanbul 1995, s. 118: "Sadâret-i ulâsında, buyurulduların zîrine çekilen (sahh) yerine Veziri a'zâm Mehmed Fuad ibâresini hâvi mühür basmayı ittihaz etmişti. İkinci sadâretindeki Ser-askerlik mesnedi dahî zameme-i memûriyeti idi. Taraf-ı humâyundan Yâver-i Ekrem Mukbil-i Sâdık ünvânına nail olmuştur".

100        Cevat Paşa için bk. Mehmet Mercan, Sadrazam Ahmed Cevad Paşa, MÜ. Sosyal Bilimler Enstitüsü Türkiyat Araştırma Enstitüsü (basılmamış doktora tezi) İstanbul 1998.

101        Girit hakkındaki tespitleri için bk. BOA., YEE, K. 31/E. 111-7/Z. 111/Krt. 86 ve YEE, 31/239/111/86.

102        Ayşe Osmanoğulları, aynı eser, s. 37.

103        Tahsin Paşa, aynı eser, s. 29. ve Celâl Esad Arseven, aynı eser, s. 94: Arseven, Abdulhamid'in genellikle geceleri uyumayıp çalıştığını, dolayısıyla iradelerin Kitâbet'ten geç vakitler çıktığını, nöbetçi yâverlerden birinin Başkitâbet'e çağırılarak zarfın verildiğini, yâverin atına binip onu takip eden seyisiyle birlikte ilgili nazırın konağına gittiğini ve paşayı uyandırdığını kaydeder. Yine, paşanın zarfı alıp iradeyi okuduktan sonra zarfı imzalıyarak geri verdiğini, yâverin ise iradeyi bizzat gönderilen şahsa vermekle mükellef olduğunu belirtir. Abdulhamid'in çalışma sistemine dair Sadrazam Küçük Said Paşa'nın hatıratında da bir çok dikkat çekici bilgi bulunmaktadır. Bk. Said Paşa, Hatırât, Dersaadet 1331.

104        Michel de Grece, aynı eser, s. 105.

105        Tahsin Paşa. aynı eser, s. 21 -22.

106        Mihel de Grece, aynı eser, s. 106.

107        İÜ, TY, 91041; Ayrıca Osman Paşa için bk. Metin Hülagu, Gazi Osman Paşa, Ankara

108    Bk. Rıfat Uçarol, Gazi Ahmed Muhtar Paşa, İstanbul 1989.

109        Derviş Paşa iç siyasî meselerdeki tecrübesi ve ince zekası dolayısıyla "Tilki" lakabıyla anılmaktaydı. Bk. Sir Henry Woords, Türkiye Anıları Osmanlı Bahriyesi'nde Kırk Yıl 1869-1909, (Çvr. E. Amiral Fahri Çoker) İstanbul 1976, s. 130.

110        Tahsin Paşa, aynı eser, s. 26.

111        Bir heyetle Mısır'da bulunan Derviş Paşa'nın Arabî Paşa ile gönüşmesi ve icraati için bk. Ceride-i Havadis 1299 B. 24, nr. 4992 ve Ş. 13, nr. 5001. Bu gazetinin 5113'e kadar olan sayıları Mısır Meselesi'nden bahsetmektedir.


112    BOA., Y. Mtv, 38/8, 41/108, 50/98, 96/80, 43/55, 38/82, 51/11, 59/20, 61/92, 43/14,

41/105, 43/47, 46/109, 43/21, 56/52, 57/2, 43/92, 59/61, 46/27, 47/32; Eski eserlerle ilgili olarak başka yâverlerin de görevlendirildiği görülmektedir. Mesela: Çeşme'de çıkarılan eski eserler ve yapılan işlerin teftişi için Yâverândan Said Bey memur edilmiştir. Bk. Malûmat 1318 B. 4, nr. 1240.

113        BOA., Y. Mtv, 49/114: Yâver-i ekrem Derviş Paşa başkanlığındaki Tahkikat Komisyonu üyelerinden Yâver-i hazret-i şehriyâriden Piyâde Mirlivası Kâmil Paşa, irâde gereği daha önce Hey'eti Teftişiyye ile Konya'ya gidip daha sonra Trablusgarb'a gönderildiği.

114        Şâkir Paşa için bk. Ali Karaca, Anadolu Islahatı ve Ahmet Şâkir Paşa 1818-1899, İstanbul 1983 ve "II. Abdulhamid'in Danışmanı Yâver-i ekrem Müşir Ahmet Şâkir Paşa (Çapanoğlu) ve Tarihi Misyonu", Osmanlı Devleti ve Bozok Sancağı, Yozgat 2000, (447-456).

115        BOA., Sicill-i Ahvâl Defteri (SA), s. 606; İrade Girid (İG), 862; Mümtaze Kalemi (A. MTZ) Girit, nr. 4/28-4: İlgili fermanı götürme görevi Yâverândan Ferik Ahmet Râtib Paşa'ya verilmiştir.

116        Bk. Ali Karaca, "Türkiye'de Ermeniler İçin Yapılan Reformlar (Örtülü Bir İşgale Doğru) ve Tehcir Gerçeği (1878-1915)", İÜ. Uluslararası Türk-Ermeni İlişkileri Sempozyumu Bilirileri, İstanbul 2001 (107-170).

117        Tarihçesi için bk. Ali Karaca, "Savunma Sisteminin Ana Unsuru İstihkâmlar Bakımından Çanakkale Boğazı Tahkimi (1655-1915)", Genel Kurmay Yedinci Askeri Tarih Semineri Bildirileri, I, Ankara 2000, (307-334).

118        BOA., YEE, 31/76-171/76/140, 31/76/17-84/131/116, 31/76-83/76/140, 31/76-180/76/140, 31/76-169 ilâ 204/67/140 ve 18/553-322/93/36; Ebuzziya, "Şâkir Paşa" Mecmua-ı Ebu'z-ziya, lX. cüz 88, İstanbul 1317, s. 225-227: "Dersaadet'e avdetinde Yâver-i ekremlik ünvân-ı âlîsiyle şerefyâb olmakla beraber, Mabeyn-i humâyun-ı mülûkâne'de husûsât-ı askeriye ve bâ-husûs mevâd-ı tensîkıyeye müteallik umûr-ı âliyyenin tedkîkine memûr olmuş ve Hamidiye alayları'nın Rusya Kazak Süvârileri usûlüne tevfîkan teskîl ve tanzîmine sa'y u himmet etmişdir'.

119        Mim Kemâl Öke, İngiliz Casusu Prof. Armenius Wambry'nin Raporlarında II. Abdulhamid Dönemi, İstanbul 1987, s. 60.

120        Christopher J. Walker, Armenia The Survival of a Nation, London 1980, s. 150; Ayrıca Şâkir Paşa'nın hayatı ve bu husustaki faaliyetleri için bk. Ali Karaca, aynı eser.

121        Ebuzziya, aynı eser, s. 28.

122        Sir Henry Woods, aynı eser, s. 117.

123        Takip ettiği ajans ve gazeteler şunlardı: Ajans Reuter, Siecle, Dail News, Tan (Londra), Masua Eritre (İtalya), Secolodi (Milano), L'Observatore Romano (Vatikan), Vremya (Petersburg), Novosi (Petersburg), Novini (Bulgar), Detabahsis (Karadağ), Çenegorka (Karadağ), Şark (Paris), Le Standre (Paris), Libere Parole (Fransa), Liberte (Fransa), Voltaire (Fransa), Correspondence; II. Abdulhamid'in dış basına bakışı ve yaklaşımı için bk. Zekeriya Kurşun, "II. Abdulhamid Döneminde İmaj Düzeltme Çalışmaları" 21. Yüzyıla Girerken II. Abdulhamid Dönemini Yeniden Değerlendirme Sempozyumu, İstanbul 1998.

124        İÜ, TY, 90965: Müşir Kamphoevener Paşa b. Kamphoevener. Piyade Muallimi olup, 1298 de miralaylık rütbesiyle Osmanlı Devleti'nin hizmetine girmiş ve 1299'da mirliva olmuş, 1307'de Yâverân-ı hazret-i şehriyâri silki'ne alınmıştır.

125        Bu sahadaki bir eseri Piyadenin İdmân Talimnâmesi ismiyle Osman Nizami tarafından tercüme edilmiştir. Bk. İÜ, TY, 81670.

126        Tahsin Paşa, aynı eser, s. 27.

127        BOA., Y. Mtv, 95/85.

128        BOA., Y. Mtv, 162/183.

129        İlber Ortaylı, Osmanlı İmparatorluğu'nda Alman Nüfuzu, İstanbul 1983, s. 59-60, 79; Almanya Türkiye askeri işbirliği konusunda bk. Jehuda Wallach, Bir Askeri Yardımın Anatomisi, (Çvr. Fahri Çeliker), Genelkurmay Harp Dairesi Başkanlığı yayını, Ankara 1977.

130        İÜ, TY, 90965: Ferik Goltz Paşa b. Von der Goltz: Erkân-ı Harbiye-i Umûmiye Reis-i Sânisi ve Mekteb-i Harbiye-i şâhâneleri Müfettişi; 1885 senesinde mirlivalık rütbesiyle devlet hizmetine girmiş ve Yâver-i fahrilik ünvanı verilmiş, bir sene sonra feriklik rütbesine yükseltilerek 1307 senesinde Yâverân-ı hazret-i şehriyârileri sınıfına dahil edilmiştir; BOA., Y. Mtv, 115/98 ve MAD, 13814.

131              Ali Seydi, aynı eser, s. 619: 1299'da Almanya'dan celb edilen (Von der Golç) Paşa ile rüfekâsının himmetleri sayesinde orduca ufak te-
fek bazı ıslâhat ve teşkilât vücuda getirilmişdir"; İlber Ortaylı, aynı eser, s. 78-80.

132         BOA., Y. A. Res, 44/10. lef 1-4: 1300 senesinde yaptıkları mukavelenâmenin 1304'de sona ermesi üzerine, sözleşmelerinin üç yıl daha uzatılması yönünüdeki talepleri ve yeniden hazırlanan 18 maddelik mukavele hakkında; Ceride-i Havadis 1300 Ra. 23, nr. 5220: Hizmet-i Devlet-i âlîyye'de müstahdem olup, Tensikat-ı askeriye komisyonu'nun mazbatasını tanzîmde icrâ-yı muavenet ile ifâ-yı hizmet etmiş olan Alman zâbiti miralay Ristoff, Kamphoevener ve Hobe bâ-irâde-i seniyye livalık rütbeleri tevcih kılındığı; Sir Henry Woods, aynı eser, s. 195.

133         BOA., Y. Mtv, 52/33 ve 95/85.

134         Baron Von Der Goltz, Balkan İğtişâşâtı Ve Esbâbı 1876-1895, Yazma, İstanbul Atatürk Kütüphanesi, Muallim Cevdet, K. 271; Sofya'da Ateşemiliter olarak görev yaptığı sırada Mustafa Kemâl Atatür'ün tepitlerine göre; Balkan Harbi sırasında Bulgar Ordusu'nun büyük başarılar kazanmasında, başta Goltz Paşa olmak üzere bazı Alman subaylarının, Osmanlı ordusunun Balkanlar'ı savunma stratejisi planlarını Bulgar Genelkurmayı'na vermesinin başlıca sebep olduğu anlaşılıyor. Bk. Vahdet Keleşyılmaz, "Atatürk'ün Bulgar Basınındaki Önemli Bir Polemik Hakkındaki Bilgi ve Görüşleri ve Ulusal Dış Politika Üzerine", AÜ. Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Dergisi, 20, Kasım 1997, (415-422). Bu durum daha sonraları Atatürk'ün Alman subayları ve siyasetine temkinli yaklaşımının sebeplerinden olan önemli bir tespittir.

135         BOA., Y. Mtv, 87/126.

136         İlber Ortaylı, aynı eser, s. 80.

137         BOA., BEO, 324426; Mahmut Şevket Paşa, "sadık öğrencileri" adına Goltz Paşa'ya yazdığı telgrafında, bu darbeyi yaptıklarını duyurmaktan şeref duyduklarını yazmaktadır. Bk. Zekeriya Türkmen, Hareket Ordusu ve Kurmay Yüzbaşı Mustafa Kemal, Ankara 1999, s. 5.

138         İÜ, TY, 90965: Süvari Feriği Von Hobe Paşa b. Hobe. Süvari Muallimi olarak 1298'de miralaylık rütbesiyle devlet hizmetine girdi. 1299'da mirliva ve 1302'de ferikliğe yükseldi. 1307'de Yâverân-ı haret-i şehriyâri silkine alındı; Tercüman-ı Hakikat 1307 B. 30: Almanya İmparatoru'nun oğlu ve eşinin İstanbul'a gelişleride Padişah'a takdime memur edilmişti.

139         BOA., Y. Mtv, 95/85.

140         BOA., Y. Mtv, 33/3: 3 N. 1305'de Mabeyn'e sunduğu bir arzda anlaşma sürelerinin sona ermekte olduğu kontratlarının uzatılıp uzatılmıyacağını sormaktadır; Sir Henry Woods, aynı eser, 197.

141         İÜ, YT, 0956: Topçu Mirlivası Grombekoff Paşa, Umûm Topçu Alayları Muallimi olarak 1892'de devlet hizmetine girdi. Aynı sene kaymakam ve 1893'de miralay, yine aynı yıl mirlivalığa yükseltildi; İD, 100792 ve Y. Mtv, 136/39.

142         İÜ, TY, 90965: Bahriye Feriği Woods Paşa b. Woods, Tersane-i Amire'de görev alarak devlet hizmetine girdi. İngiliz asıllı olup, 1867'de İngilizlerin İstanbul'daki gemisinde görev almış ve aynı zamanda Osmanlı Devleti namına Karadeniz Boğazı'nda fener dubası kurmuştur. 1886'da önce Fahr-i yâver-i hazret-i şehriyâri ve daha sonra Yâver-i harb-i hazret-i şehriyâri sınıfı'na alınmıştır; Basiret, 1293 B. 1, nr. 2145: İstanbul'u ziyaret eden İngiltere Kraliçesinin ikinci oğlunun II. Abdulhamid'in huzuruna kabulü.

143        BOA., İD, 100792. ve İÜ, YT, 90965: Bahriye Mirlivası Klau Von Hoff Paşa b. Kalau Von Hoff, 1307'de Tersane-i Amire'de görevli olarak devlet hizmetine girdi. 1266'da Almanya'da Danzik yakınlarında Pitetendorf köyünde doğmuşutur. 1308'de mirliva ve Yâver-i hazret-i şehriyâri sınıfı'na dahil oldu; İkdam 1315 M. 10, nr. 1040: Yâverân'dan Bahriye Feriği Kalau Von Hoff Paşa'ya nişan itası; Y. Mtv, 66/67: "Akdemce Bahriye-i şâhâneleri ahvâl-ı hazırası hakkındaki meşhûdât ve mütalaât-ı hakîrânemi mübeyyin atebe-i felek mertebe-i cihânbânilerine takdimle mübâhi olduğum raporat-ı acizânemdeki ma'rûzâtıma zeyl olarak. 21 Ağustos 1308."

144        Sir Henry Woods. aynı eser, s. 14-15.

145        BOA., Y. Mtv, 162/83; İÜ, TY, 90965: Mirliva Blunt Paşa b. Blunt, Jandarma dairesi'ne memûrdur. 1877'de Jandarma Islâh Meclisi'ne Fahr-i miralay tayin edilmiştir. 1888'de mirliva nasbıyla 1890'da Yâverân-ı hazret-i şehriyâri silkine dahil olmuştur; Sir Henry Woods, aynı eser, s. 190.

146        BOA., Y. Mtv, 162/83; İÜ, TY, 90965: Szechenyi Paşa b. Szechenyi. İtfaiye Taburları Muallimi. Macaristan İtfaiye Alayları zabitânından iken miralaylık rütbesiyle hizmet-i Devlet-i Âliye'ye girmiş ve derece derece terfi ederek feriklik rütbesine nail olmuştur. 1307'de Yâverân-ı hazret-i şehriyâri silkine dahil olmuştur; Devlet salnâmesi 1309. s. 132; Sir Henry Woods, aynı eser, s. 192­193: Köklü bir Macar ailesine mensuptu. Babası Macaristan'ın kurucusu olarak anılan Kont Szechenyi'dir.

147        BOA., İD, 75286 ve 76104; Y. Mtv, 35/47; Ceride-i Hakayık 1886 T. evvel 2, nr. 40; nişan verilmesi.

148        İlber Ortaylı, aynı eser, s. 78.

149        BOA., Y. A, Res, 8/7 lef 1.

150        BOA., YEE, 14/88-48/88/13.

151        Ceride-i Havadis 1299 C. 7, nr. 3724: Yâverân-ı hazret-i padişâhiden Mehmed Zeki Paşa dahi dahil olduğu halde, 13 zât yâverlik hizmetinden afv ile diğer askeri hizmetlere tayin olundu; Tarik 1304 R. 18, nr. 1007: IV. Ordu'ya memûr buyurulan Yâverân'dan Ferik Mehmed Zeki Paşa'nın, Erzurum'a gitmek üzere İdâre-i mahsûsa'nın Kâmil Paşa adlı vapuruyla Trabzon'a doğru İstanbul'dan hareket ettiği; Zeki Paşa'nın hayatı ve faaliyetleri için bk. Cengiz Çakallıoğlu, Müşir Mehmet Zeki Paşa 1835-1929, (basılmamış doktora tezi) Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Erzurum 1999.

 152 BOA., Y. Mtv, 32/56.

153        Mizan 1306 Ca. 29, nr. 82: Vehbi Bey'in miralaylığa terfisi; Sabah 1308 L. 7: İstanbul'a getirilen Hamidiye Alayları Reisleri'nin Trabzon'a görürülmesi ile vazifelendirilmesi; Servet 1316 S. 27, nr. 35: Yâverândan Vehbi Paşa'nın teftiş göreviyle Selanik'den Üsküb'e hareket ettiği.

154        BOA., Y. Mtv, 25/59; Tarik 1304 R. 12, nr. 1001 ve R. 16, nr. 1005: Yemen Valisi Aziz Paşa'ya menşûr götürmeye memur Yâverân'dan binbaşı Rıfat Bey'e dair haber.

155        İÜ, TY, 90964: Binbaşı Sadık Bey b. Salih. Yâverân-ı hazret-i şehriyâri. Şam'da doğmuş, 1299'da Mekteb-i Harbiye-i şâhâne'den mülâzım-ı sânilikle me'zûn olup bir müddet 5. Ordu'da görev yapmış, 1300'de mülâzım-ı evvellikle Yâverân-ı hazret-i şehriyâri silkine alınmıştır. Aynı yıl yüzbaşılığa, 1302'de kolağalığına ve 1304'de de binbaşılığa yükselmiştir. Ailesi hakkında bk. Azm/Kemikoğlu ailesi.

156        Bu seyahat için bk. Azm-zâde Sadık Paşa, Habeş Seyâhati, İstanbul 1306 ve Hayat Tarih Mecmuası, l. sayı 3 (1 Nisan 1967), s. 11-15.

157        BOA., Y. Mtv, 29/15; Tanin 1330 M. 27, s. 6: Bu politikaların sonraki yıllarda semeresi görülmetedir. Balkan ve Trablusgarb savaşları esnasında Şeyh Sünûsi bütün Afrika Müslümanlarını Hilâfet düşmanlarına (Avrupalılara) karşı savaşa hazır olmaları yolunda teşvik etmekte ve çağırıda bulunmaktaydı. Ayrıca Kurtuluş savaşına da katılmışlardır.

158        BOA., YEE, 9/451/126/14 ve Y. Mtv, 129/191.

159        İÜ, TY, 90964.

160        BOA., Y. Mtv, 272/114 ve 277/86 ve 289/53: bazı tutukluların affına dair.

161        Tahsin Paşa, aynı eser, s. 25: Bu komisyonun kuruluşunu hatalı olarak l897 sonrası olarak veriyor.

162        Askerî Salnâme 1304'de bu komisyonun bahsi geçmemekte, Askerî salnâme 1306, s. 36'da, komisyon, 6'sı müşir, 13'ü ferik, 1'i liva, 2'si miralay, 1'i kaymakam ile 1 kâtibi evvel ve 1 kâtib-i sâniden ibaretti. Girit Erkân-ı Harbiye Reisi Ferik Cevad Paşa'da komisyonun fahri üyeleri arasındadır. 1306'da Padişah'la birlikte 24 üyeden oluşan bu komisyonun üye sayısı, 1320'de yedisi fahri olmak üzre 45 kişidir. Tahsin Paşa, üye sayısının toplam 50 olduğunu kaydediyor. Bk. aynı eser,s. 25.

Devlet salnâmesi 1320. s. 100-101'de, Hey'et, Komisyon Başkanvekili ve Mısır Fevkalaade Komiseri Yâver-i ekrem müşir Gazi Ahmed Muhtar Paşa, İkinci Başkanı Yâver-i ekrem Müşir İbrahim Paşa, üyeleri, Yâverân-ı kirâm ve müşirândan Hicaz Valisi Ahmed Râtib Paşa, Erkân-ı Harbiye-i Umûmiye Reisvekili Edhem Paşa, Maiyyet-i seniyye Erkân-ı Harbiye Müşiri Şâkir Paşa ve Fazlı Paşa, Yâverân-ı fahrî ve Ferikândan Hasan Tahsin Paşa, Rıfat Paşa, Çiftlikân-ı Askeriye Nazırı ve Hey'et-i Baytariye Reisi Muzaffer Paşa, Basra Valis-i sabıkı Bahriye Feriği Hamdi Paşa, Yâver-i harp Muhyiddin Paşa ve Mehmed Paşa, Yâverân-ı fahri ve ferikândan Livâzımât-ı Umûmiye Dâiresi İkinci Şube Müdürü Mehmed Ali Paşa, Levâzımât-ı Umûmiye Dâiresi Reisi Ahmed Afîf Paşa, İshak Cevdet Paşa, Yanya Valisi Osman Fevzi Paşa, Dokuzuncu Nizâmiye Fırkası Kumandanı İbrahim Edhem Paşa, Mehmed Şâkir Paşa (Erkân-ı harp), Yâver-i harp Hasan Said Paşa, Rahmi Paşa, Nâsır Paşa, Hasan Rıza Paşa (Erkân-ı harp), mirlivadan Ahmed Hilmi Paşa (Erkân-ı harbiye-i bahriye), Enver Paşa, Osman Rıfat Paşa (Erkân-ı harp), Muzaffer Paşa, Yâverân-ı harp'lerden Veli Paşa, yine Yâverân-ı harp ve mirâlaylardan Ahmed Halid Bey, Mustafa Bey, Kaymakamdan Behcet Bey, Ahmed Bey (Erkân-ı harp), İbrahim Bey, Binbaşı Hâlid Bey ve Osman Bey, Kolağası Yâver-i harp Mustafa Bey, Kolağası tabib Abdulkerim Sebâti Bey, Baytar yüzbaşı Fethi Bey ile Fahri üyeler Yâverân-ı fahriler'den Piyâde muallimi Müşir Kamphoevener Paşa, İtfaiye Kumandanı Ferik Szechenyi Paşa, Mekâtib-i Harbiye muallimlerinden Ferik Lokok Paşa, Ferik Seyfullah Paşa, Evveli Başkâtip Sami Bey ve Evvel-i sânisi kâtib-i sâni Hayri Bey (Ceb-i Humâyân kâtiplerinden) kuruludur.

163        BOA., Y. Mtv, 29/46.

164        BOA., Y. A. Res, 2/43. lef 2: Sekiz kâtibin görev yaptığı, dokuz üyeden kurulu bu komisyonda, yâverlerden Osman, Nuri ve Fuad Paşalar yer almaktaydı.

165        Vakit, 1300 N. 14, nr. 2770: "Şeref zuhûr eden irâde-i seniyye üzerine Erdek'e memûr ve Talî'a vapuru hümâyunu'na râkiben azimet edenlerin esâmisidir: Yâverân-ı hazret-i şehriyâri'den Ferik saâdetli İsmail Paşa, Kâtib-i hazret-i şehriyâri saâdetli Kâmil Beyefendi hazretleri, Yâver-i şehriyâri refetli Talat Bey, Politika memûrları'ndan refetli Said Bey".

166        Bk. Osman Senâi, Asker Mecmuası, İstanbul 1326, I. nüsha, s. 17-21; Şark, 1324 Temmuz 10, nr. 4.

167        Sultan Abdulhamid, aynı eser, 74.

168        BOA., YA. Res, 158/173.

169        BOA., aynı yer,: Listenin varlığı ve takdiminden bahsedilmekte ise de Yâverlerin listesi çıkmamıştır; Şark gazetisi, Padişah'a sunulan Yâverân listesinden ve bunların sayısının otuza indirilmesi gerektiğinden bahsetmektedir: Bk. 1326 B. 26, nr. 4.

170        BOA., Yıldız Maruzât Defter, nr. 14374. Burada Yâverlerden 6, Fahr-i yâverlerden 1 kişinin üzeri çizilidir; 5 Aralık 1326 tarih, 9949 nr. lı Tercüman-ı Hakikat gezetisi'nde yanlanan listede Yâverân'ın sayısı 54 olarak verilmektedir. Burada Fahri yâverler yer almamaktadır. Bahsi geçen iki liste arasında bazı farklar mevcuttur.

171        Ahmed Sâib, Abdulhamid'in Evâil-i Saltanatı, Mısır 1326. s. 102.

172        Ahmed Raci, Yıldızda Yeni Casuslar Cemiyeti (Yâverân Tensikâtı), (İstanbul) 1324, s. 15.

173        Osman Senâi, "Yâverler", Asker, I. İstanbul 1324 (18-23).

174        Düstur, I, Dersaadet 1329, s. 421-428: Bk. Tasfiye-i rütbe-i askeriye kanûnu, 2. ve 3. maddeler.

175        Hafız İbrahim Ağah Efendi, Vakâyı' Târihiyye, İstanbul 1325, s. 402: "1327/1325 30 Receb/25 Temmuz tarihli Meclis-i Meb'ûsân'dan musaddık kânûn mucibince müşîrân ve erkân ve ümerâ ve zâbitânın tasfiye sûretiyle tenzîl-i rütbeliri icrâ kılındı"; Ekrem Reşâd-Osman Ferid, Musavver Nevsâl-ı Osmanî 1327, s. 216:". Sâdık el-Müeyyed Bey. Hakan-ı sabıkın yâverliğinde müddet-i medîde istihdâm olunarak. Birinci feriklik rütbesini ihrâz eylemiş idi. Tasfiye-i ahirede kaymakamlığa tenezzül etmiş ve ihtiyâr-ı tekâ'üd eyledikten sonra Cidde mutasarrıflığı'na tayîn olunmuştu. (bk. Azmzâde)"; Nevsâl-ı Salnâme-i Osmanî 1326, s. 199-200: Yukarıda bahsi geçen ve isimleri ile fotoğrafları verilen 122 kişiden bazıları şunlardır "Serasker-i esbak Rıza Efendi, Tophane Müşiri esbakı Zeki Efendi, Dahiliye Nazırı esbakı Memdûh Efendi, Serkâtib-i esbak Tahsin Efendi, Seryâver-i esbak Şâkir, sâbık yâverândan Câvid Efendi, Sadâret Seryâver-i sabıkı Cemal Efendi, yâverlerden Kenân, Şerîf, Talat, Rüştü, Sekezenzâde Yusuf Efendiler vs..."; Ayrıca bu hususta Divn-ı Harblerin çalışması ve yargılaması ili ilgili olarak bk. Zekeriya Türkmen, Osmanlı Meşrutiyetinde Ordu-Siyaset Çatışması, İstanbul 1993, s. 99-109.

176        Tevhid-i Efkâr, 23 Safer 1342, nr. 3845-817: Başmabeynci Lütfi Simavi'nin yorumu.

177        Yâverân Vazifesini Mübeyyin Talîmât (23 madde) Ve Seryâver-i Hazret-i Fâhirâsında Bulunacak Zâtın Vezâif Ve Salâhiyetini Nâtık Talimâtnâme'sine (3 maddede, 10 fıkra) dair Saray Arşivi tanifi nr. E-1/203 belgenin transkrip ve resmi için bk. Cengiz Göncü, "II. Meşrutiyet Dönemi'nde Saray Yaverleri'nin Görev Yönetmeliği", Dolmabahçe Sarayı Belgeler-Araştırmalar-Uygulamalar-Haberler Dergisi, sayı 2-3, Temmuz-Eylül 2000, (62-73).

178    Devlet salnâmesi 1327. s. 84-85: Yâverân Dairesi teşkilâtı şöyleydi:.

Yâverân dairesi.

Yâver-i ekrem hazret-i şehriyâri Harbiye Nazırı Ferik Mahmud Şevket Paşa.

Seryâver-i Mirliva Salih Paşa.

Yâver Ertuğrul Gemisi süvarisi Kalyon Haptanı Hafız İbrahim Bey.

Yâver Kolağası Ahmed Bey.

Yâver Yüzbaşı Fuad Bey.

Yaver Yüzbaşı Tahsin Bey

Fahri yâverân-i hazret-i şehriyâri.

Ferik Hurşid Paşa Bahriye Nazırı.

Miralay Ziya Bey Erkân-ı Harbiye 3. şube müdürü.

Kalyon Kaptanı Tahir Bey Donanma-yı Humâyûn kamodoru.

Kaymakam Şerif Bey Istabl-ı Âmire Müdürü.

Kaymakam Ömer Faik Bey Mızıka-ı Humâyûn ve Hademe-i Hassa Kumandanı.

Binbaşı Cemil Bey Erkân-ı harp.

179        Musavver Nevsâl-i Osmani 1325. s. 139.

180        "Hurşid Paşa, Sultan Reşâd'a Nasıl Başyâver oldum" Hayat Tarih Mecmuası, sayı 1. (Şubat 1965). s. 29-31; Hurşid Paşa için bk. Süleyman Beyoğlu, "Hurşid Paşa ve Hey'et-i Tahkikiye" Bir, sayı 4, İstanbul 1995. (29-44); Tanin, 1330 M. 19, B. 25 ve 26, Ş. 3,: Harbiye Nazırı Mahmud Şevket Paşa'nın bu görevden istifası ile yerine Bahriye nazırı Hurşid Paşa'nın bakacağına ve bu vekâlete getirilen Hurşid Paşa ile anlaşamayan Sadrazam Said Paşa'nın istifasına dair haberler basında yer almaktaydı.

181        "Hurşid Paşa" aynı eser, sayı (1 Mart 1965), s. 31-32.

182        Devlet salnâmesi 1327. s. 84-85; "Hurşid Paşa" Hayat Tarih Mecmuası, sayı 4 (1 Mayıs 1965). s. 24-27 ve 90.

183        BOA., BEO, 31884: "Muayyen iki sene müddeti ikmâl etmiş olmalarına binaen".

184        BOA., BEO, 340052: "Harbiye Nazâret-i celilesine. 18 Zilhicce 336/24 Eylül 334.

11 Eylül 334 tarih ve 1/446 numaralı tezkire-i âlilerine cevâbdır. Yedinci ordu kumandanı mirliva Mustafa Kemâl Paşa'nın Fahri yâverân-ı hazret-i şehriyâri silki'ne idhâli husûsuna bil-istizân İrâde-i seniyye-i hazret-i pâdişâhi şeref mutlak buyurularak sûreti lefen taraf-ı devletlerine tesyîr kılındı efendim. 23 Eylül 334 tarihli irâde-i seniyye üzerine"; Akşam, 1334 T. sâni 10, nr. 52: Yıldırım orduları ile Yedinci ordu karargâhı'nın lagvedilerek, Yedinci ordu kumandanı Mirliva Mustafa Kemâl Paşa'nın Harbiye nezâreti emrine verildiğine dair haber. (bk. Belge).

185        BOA., Nizâmât Defteri, 30. s. 37-38; Meclis-i Vükelâ Mazbataları (MV), nr. 252, s. 112; BEO, İ. Hus, 349139: Tanzim olunan irade-i seniyye layıhasına dair; Takvim-i Vekayi, 1338 B. 19, nr. 3831. "Maiyyet-i seniyye Seryâverliki'ne Bahriye Nazırı esbak Ahmed Avni Paşa tayin olundu".

186        Tanin 1330 Ş. 8, s. 2: Yeni kabinenin Ayan Reisi Gazi Ahmed Muhtar Paşa'nın başkanlığında toplandığı; İbnü'l-Emin Mahmud Kemâl İnan, aynı eser, II, s. 1805-1868. Ayrıca hayatı için bk. Rıfat Uçarol, Gazi Ahmet Muhtar Paşa, İstanbul 1989.

187        Yeni Gün 1334 R. 14, nr. Yâverân-ı hazret-i şehriyâri Ahmed İzzet Paşa'nın Mondros Mütarekesi'ne dair beyânatı; Ahmed İzzet Paşa, Feryadım, I, İstanbul 1992. s. 156; Semih Mümtaz, Canlı Tarihler, İstanbul 1946. s. 48; İbnü'l Emin Mahmud Kemal İnan, aynı eser, II, s. 1973-2028; Hikmet Bayur, İzzet Paşa'ya dair çok ağır bir tenkit kaleme almıştır, bk. "Son Osmanlı Hariciye Nazırı'nın bir Layıhası "Belleten, Cilt I, sayı 2, Ankara 1937. (449-499); Akşam, 1337 S. 5, nr. 52: Kabinenin tasfiyesine dair haber; Ayrıca hayatı için bk. Metin Ayışığı, Ahmet İzzet Paşa, Ankara 1997.

188        İÜ, TY, 91041 ve 91049; Askeri Salnâme 1306, s. 36: Girid Erkân-ı Harbiye Reisi ve Yâver-i fahridir; Devlet salnâme 1309, s128; İbnü'l Emin Mahmud Kemal İnal, Osmanlı Devrinde Son Sadrazamlar, II, İstanbul 1965, s. 1474-1534; Umûr-ı Nâfia Komisyonu üyesi ve Erkân-ı harbiye miralayı iken Yeniçeriliğin ihdasından ilgasına ve yeni düzenlemeden sonraki durumuna dair Osmanlı Ordusu'nu anlatan üç ciltlik Târih-i Askerî-i Osmanî (İstanbul 1299) adlı bir eser ile yazmıştır. Eserleri için bk. İ. Ü, T. Y, nr. 77491 (matbu), 4178 ve 6127 (yazma).

189        İÜ, TY, 91041 ve 91049; Devlet salnâme 1320.

190        İÜ, TY, 91041 ve 91049; Devlet salnâme 1309, s. 128;.

191        İÜ, TY, 91041; Devlet salnâmesi 1309, s. 128 ve 1320, s. 99;.

192        İÜ, TY, 91041; Askeri salnâme 1304, s. 26 ve Devlet salnâmesi 1309, s. 124;.

193        İÜ, TY, 91041; Askeri salnâme 1306, s. 34 ve Devlet salnâme

1309, s. 128; Rumeli fevkalaade kumandarı; Mehmed Süreyya, Sicill-i Osmanî (hzr. Seyit Ali Karaman), ll. İstanbul 1996. s. 412-413; Ceride-i Havadis, 1263 M. 12, nr 413: Osmanlı-İran sınırına ait meselelerin hallinde memur edilmesi; Basiret, 1288 R. 10, nr. 402 Halep Vali-i sabıkı Derviş Paşa'nın İstanbul'a geldiğine dair haber; Ceride-i Havadis, 1293 R. 28, nr. 3088: Meclis-i âlî'ye tayini.

194        İÜ, TY, 91041 ve 91049; Askeri salnâme 1304, s. 33, Devlet salnâme 1309, s. 128 ve 1320, s. 99.

195        İÜ, TY, 91041; Askeri salnâme 1304, s. 33, Devlet salnâme 1309, s. 128; Ceride-i Havadis, 1294, nr. 4114, 4117, 4124 ve 4166: İran ve Osmanlı hudutları içerisinde kalan yerlerden senede 15-20 bin lira olan geliri, İran'nın tavrıyla bozulması üzerine İran hududunda hadise çıkaran Şeyh Ubeydullah'ın cezalandırılması yönünde İran'ın talebi. Meselenin incelenmesine İsmail Paşa'nın tayinine dair haberler; Ceride-i Havadis, 1297 Z. 29, nr. 4472,; 1298 M. 4, nr. 4475; Ra. 6, nr. 5427: Yine kürtlerin İran hududuna hücumları ve Ubeydullah'ın isyanına dair haberler; Ceride-i Havadis, 1298 C. 29, nr. 4622: İsmail Paşa'nın Kürdistan valiliğine dair.


196         BOA., SA, 606, (Burada doğum yeri olarak Dersaadet veriliyor); İÜ, TY, 91041, (Burada doğum yeri olarak Çıldır verilmektedir.) ve 91046; Askeri salnâme 1306, s. 34: Girit Valivekili ve Fevkalaade kumandanı; Devlet salnâme 1309, s. 128; Zevra gazetesi, 1286 Haziran 27, nr. 58: Bağdad Mutasarrıfı Şâkir Beyefendi'nin Bağdad vapurunda mührünü kaybetmesi; Basiret, 1288 R. 10, nr. 402: Nafia müdürlüğü'nün ilevesiyle Bağdat vilayeti Vali vekilliğine tayinine dair,; Ceride-i Havadis, 1292 Ş. 1, nr. 2865 ve 1293 Ca. 18, nr. 3088: Şâkir Bey'in Hersek Mutasarrıflığı ve Bulgaristan olaylarını inceleneye memur edilmesi; Ceride-i Havadis, 1295 Z. 25, nr. 3744: Şâkir Paşa'nın Petersburg Sefareti'ne tayini; Ceride-i Hakayık, 1302: Petersbur Büyükelçiliği hakkında; İkdam, 1315 S. 13, nr. 1074 ile Malûmat, 1898 Eylül 26, nr 481 ve 14 Ekim, nr 499: Anadolu Islâhatı Umûm Müfettişliği ile alâkalı haberlere yer vermektedir.

197         İÜ, TY, 91041 ve 91046; Sir Henry F. Woods, aynı eser, s. 178-179; Devlet salnâme 1309, s. 128.

198         İÜ, TY, 91041 ve 91046; Askeri salnâme 1304, s. 33; Devlet salnâme 1309, s. 130 ve 1320, s. 99.

199         İÜ, TY, 91041; Devlet salnâme 1309, s. 128 ve 1320, s. 100.

200         İÜ, TY, 91041; Devlet salnâme 1309, s. 128.

201         İÜ, TY, 91041 ve 19046; Askeri salnâme 1304, s. 33; Devlet salnâme 1309, s. 130 ve 1320, s. 99.

202         Zekeriya Türkmen, Hareket Ordusu Ve Kurmay Yüzbaşı Mustafa Kemal, Ankara 1999, s.9-10.

  
7329 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın