• Anasayfa
  • https://www.facebook.com/tarihtarihcemiyeti/
  • https://twitter.com/ttcemiyeti
TAVSİYE KİTAP
60.000'lik Tarihi Fotoğraf Arşivi
I. Dünya Savaşı'nda Türk Cephelerinde Psikolojik Harp / Doç. Dr. Sadık Sarısaman

Psikolojik harp ilk çağlardan beri bilinmekte ve uygulanmaktadır. Bu kavram rakibin moral gücünü zayıflatmak ve kendi kuvvetlerini zinde tutabilmek için yapılan faaliyetlerin tamamını kapsamaktadır. Psikolojik harp toplum psikolojisini iyi bilmeyi ve onu menfaati doğrultusunda kullanabilmeyi gerektirir. Bu yüzden toplum psikolojisi, yöneticilerin gözönünde bulundurması gereken son derece önemli faktörlerdendir. Toplum psikolojisini lehine kullanma metotları toplumun kolektif şuuruna ve şartlara göre değişebilir. Bu gerektiğinde hoşgörü, gerektiğinde cesurca öne atılma ve gerektiğinde de sertlik göstermek şeklinde ortaya çıkabilir.

Tarihteki psikolojik harp uygulamaları incelendiğinde kavlen (sözlü) ve fiilen olmak üzere iki türlü tatbikat karşımıza çıkmaktadır. Kavlen psikolojik harp askere ve halka hitap etmek ve beyannameler yayınlamak suretiyle gerçekleşirken fiili psikolojik harp etkileyici tavırlar sergilemek suretiyle olmuştur. Bazen her iki usul birlikte kullanılmıştır. Türk tarihinde bu uygulamaların pek çok örnekleri ile karşılaşılmıştır. Sultan Alparslan Malazgirt Savaşı sırasında beyaz bir elbise giyerek askerlerinin karşısına çıkmış ve onlara hitap ederek moral güçlerini zirveye çıkarmış, şehit olacak olursa bu elbise ile defnedilmesini vasiyet etmiştir. Sultan Alparslan'ın bu sözleri kavli psikolojik harbe güzel bir örnek teşkil eder. Yine 1456 tarihinde Belgrat'ı kuşatan Fatih Sultan Mehmet'in sonradan yardıma gelen Macar kuvvetleri karşısında ordunun geri çekilmesi ve hizmete uğrama ihtimalinin belirmesi üzerine yanına kadar yaklaşan 3 macar askerini kılıcı ile biçerek ordunun toparlanmasını sağlaması da fiili psikolojik harbe örnek olarak gösterilebilir.

Fiili psikolojik harpten bahsedip de, Mustafa Kemal Atatürk'ü hatırlamamak imkansızdır. Çanakkale savaşları sırasında Mustafa Kemal'in kalbine bir şarapnel parçası isabet ettiğinde yanındaki askerlerin "Vuruldunuz komutanım" demesine karşılık o, eliyle "sus" işareti yapmış ve muhtemel bir hezimetin önüne geçmişti.

Zamanımızda psikolojik harbin üçünçü bir şekli ortaya çıkmıştır ki o da medya destekli psikolojik harptir. Medya destekli psikolojik harbin tipik bir örneği Körfez Savaşı sırasında yaşanmıştır. CNN tarafından savaş yayını yapılmış ve medya kuruluşlarınca dünya kamuoyu, ABD ve müttefikleri lehine hazırlanmıştır. Afganistan Harekatı için de aynı durum söz konusudur.

Askeri strateji uzmanları orduların savaşma gücünün maddi güç ile moral gücün toplamından ibaret olduğunu ifade ederler. Tarafların maddi güçleri ve siyasal güçleri eşitse, moral gücü yüksek olan üstünlük kazanır. Hatta, moral gücü yüksek olan bir ordu, kendisinden asker sayısı ve maddi güç olarak kat kat üstün olan rakibini dengeleyebilir ve yenebilir.


Öte yandan psikolojik harpte tarih boyunca inanç unsurlarının da kullanıldığına defalarca şahit olunmuştur. Tarihimizden örnek vermek gerekirse 1239-1240 yıları arasında cereyan eden Baba İshak Ayaklanması'nda Selçuklular kendisine ve adamlarına silah işlemediğini propaganda eden Baba İshak'a karşı paralı frenk askerlerini sevk etmek zorunda kalmışlardır. Yine 1524 tarihli Kalender Çelebi İsyanı'nda da Kalender Çelebi ve adamları için de aynı şeyler söylenmiş, Osmanlı askerleri bu kuvvetlerle savaşmaktan çekinmişlerdir. Bu yüzden isyanı bastırmakla görevlendirilmiş olan Vezirazam İbrahim Paşa daha önce Kalender Çelebi kuvvetleri ile karşılaşmamış olan yeniçeri birliklerini kullanmak durumunda kalmıştır. İbrahim Paşa beraberinde gstirdiği yeniçerileri önceki kuvvetlerle karşılaştırmadan Kalender Çelebi üzerine yürümüş ve isyanı bastırmaya muvaffak olmuştur.

Bütün bu açıklamalarımızda görüldüğü üzere psikolojik harbin en önemli unsuru propagandadır. Propaganda içermeyen psikolojik harp örneği hemen hemen mevcut değildir. Bu yüzden propagandacı ve propaganda kaynağının önemine dikkat çekmek istiyoruz. Propagandada başarılı olabilmek için propagandacının titizlikle seçilmesi gerekmektedir. Öncelikle propagandacı fikir belirttiği alanda uzman, saygın ve güvenilir olmalıdır. Kişileri etkileme amacını taşımadığı hissini uyandırmalı, bu faaliyetinden dolayı bir çıkarı olmadığı kanaati toplumda hakim olmalıdır. Muhatap kitleler tarafından sevilen, sayılan birisi olması da önemlidir. Hedef kitlenin görüşünden oldukça farklı bir görüşü savunan bir propaganda eğer yüksek inanırlığı olan bir kaynaktan geliyorsa insanlarda tutum değişimi yaratabilecektir. Buna karşılık düşük inanırlığı olan bir propagandacının muhataplarının görüşünden biraz farklı propagandası bile onlar tarafından kabul edilmeyecektir.

Fakat, muhatap kitlenin ileride antitezle karşılaşma ihtimali varsa en faydalı yöntem antitezden de biraz bahsetmek. Ancak, kendi tezini kuvvetle propaganda ederek karşı tezi çürütmektir. Bu uygulamaya psikoloji ilminde aşılama denilir ki aşılama yapılan kişilerin ileride antitez ile karşılaştıklarında tutum degiştirişlerinin çok daha az oldugu tesbit edilmiştir.

 

Türk Cephelerinde Psikolojik Harp

 

1. Cephelerde Kullanılan Psikolojik Harp Araçları

 

Birinci Dünya Savaşı döneminde radyo, televizyon gibi yayın organları olmadığı için psikolojik harbin malzemelerini öncelikle beyannameler ve gazeteler oluşturuyorlardı. Özel olarak düzenlenen beyannamelerin yanında zaman zaman gazeteler de düşman cephelerine ve bölgelerine atılabiliyorlardı. Beyannameler genellikle propaganda şubeleri tarafından hazırlanmıştır. Bu şubeler tarafından hazırlanan metinler matbu oluyor ve çok sayıda bastırılıyordu. Ancak, nadiren bu şubelerin bilgisi dışında hazırlanan beyannamelere de rastlanılmıştır. Bu metinler ise gayr-i matbu olmakta idi. Bu beyannamelerin bir uzman elinden çıkmadığı ve plansız olduğu nicelik ve nitelik olarak hemen kendisini göstermekte idi. Beyannameler muhatap kitlelerin dilinde hazırlanmıştır. Uluslararası yaygın dil kriteri kullanılmamıştır. O günlerin en gelişmiş teknolojisi olan fotoğraftan da yararlanılmıştır.


Beyanname tanziminde müttefiklerin birbirleriyle işbirliği içerisinde olmaları söz konusu olmuştur. Bu bağlantı hem İtilâf Devletleri hem de İttifak Devletleri için geçerlidir.

Beyannameler keşif balonları ve uçaklar vasıtasıyla atılabildiği gibi top ve tüfekler vasıtasıyla da beyanname atılıyordu. Yine su yollarını kullanarak beyanname göndermek, rüzgar gücünü hesaba katarak kağıt balonlar bırakmak ve uçurtmalardan yararlanmak mümkün olmuştur. Cephelere ileri karakol postaları ve keşif kolları vasıtasıyla da beyannameler bırakılmıştır.1

Beyannamelerin genellikle gece yarısı ve sabaha karşı cephelere bırakıldığı tesbit edilmiştir. Bulutlu ve kapalı havalardan bilhassa istifade edilmiştir.2 Uçak ve balonlarla beyanname atma olayı ise gündüzleri gerçekleşmektedir. Çünkü, uçak ve balonlar kapalı havalarda ve geceleri uçuş yapamıyordu.

 

2. Psikolojik Harpte Kullanılan Metotlar


a.İftira Atmak

 

Psikolojik harbin temel ilkesi rakibinin moral gücünü çökertebilmek için her yola başvurmaktır. Diğer bir ifade ile doğru-yanlış ayrımı yapmadan kullanılabilecek olan herşeyi kullanmaktır. Muhatap kişiler inandırılamazsa bile şüpheye düşürülmeleri sağlanabilir. Bu konuda örnek olarak İtilâf Devletleri'nin ve Osmanlı muhalefetinin intihar eden Veliaht Yusuf İzzettin Efendi'nin İttihatçılar tarafından katledildiğini iddia etmeleri gösterilebilir. Belirtildigine göre Yusuf İzzettin Efendi geçmişte Enver Paşa'ya attığı bir tokatın intikamı olmak üzere Edirne'de öldürülmüş ve cesedi İstanbul'a getirilmiştir.3 Yine Trablusgarp ve Balkan Savaşlarında yitirildiği bilinen Trablusgarp, İşkodra, Yanya, Kosova, Cezayir-i Bahr-i Sefid ve Manastır vilâyetlerinin İttihatçılar tarafından satılmış olduğu ifadeleri kullanılmıştır.4

İftira propagandalarına örnek olarak İttihatçılar'ın Hz. Muhammed'in dairesinde bulunan ve dünyanın çeşitli yerlerindeki Müslümanlar tarafından hediye edilen mücevher, pırlanta vb.'yi söküp satarak mühimmat parası olmak üzere Almanlar'a verdikleri iddiası da gösterilebilir.5


b.Haklılık İlkesi

 

Psikolojik harpte kullanılan en önemli husus haklılık ilkesidir. Haklı güçlüdür, prensibinden hareketle taraflar kendilerini haklı çıkarma gayretleri içerisine girerler. Böylece gerek ülke içerisindeki kamuoyunu gerekse dünya kamuoyunu yanlarına çekmeyi amaçlamaktadırlar.

Birinci Dünya Savaşı'nın başlatılması olayı ile ilgili olarak İtilâf ve İttifat devletleri birbirlerini suçlamışlardır. İngilizler, beyannamelerinde savaşın Almanlarca başlatıldığını, İngiltere'nin Alman işgalinde bulunan küçük mağdur devletleri korumak için savaşa dahil olduğunu iddia etmişlerdir.6 Almanlar ise savaşı kendilerinin başlatmadıklarını fakat başarılı bir şekilde sürdürdüklerini kaydederler.7


Osmanlı propaganda beyannamelerinde ise Birinci Dünya Savaşı'nın sebepleri şu şekilde ifade edilir:

1-    Rusya, İngiltere ve Fransa'nın bütün dünyaya hakim olma ve bütün milletleri esaretleri altına almak istekleri.

2-    Bu devletlerin bütün müslümanları esir ederek onların Müslümanlıklarına son vermek ve İslamiyet'i ortadan kaldırmak istemeleri.

Yine beyannamelerde belirtildigine göre bu sebepler yüzünden harb-i umumide her devlet yalnız bir cephede savaşırken Osmanlı Devleti yedi cephede birden savaşmak zorunda kalmıştır. Zira, dünyadaki tek İslam devleti ve makam-ı hilafet ortadan kaldırılmak istenilmektedir.8


c.Güçlülük İlkesi

 

Taraflar güçlüyüz imajını vermek istemişler ve insan topluluklarında mevcut olan kuvvetliye meyl etme psikolojisinden faydalanmaya çalışmışlardır. Bu propagandalarla kendi halklarına ve askerlerine güven telkin ederlerken düşmanlarının savaşma arzusunu ve maneviyatını sarsmayı hedeflemişlerdir. Diğer bir ifade ile rakiplerini ümitsizliğe sürüklemeyi ve teslim olmalarını sağlamayı amaçlamışlardır. Rakip ülkede kazanma umudu olmayan bir savaşın devam ettirildiği ve boş yere askerin kırdırıldığı psikolojisi hakim kılınmaya ve bu doğrultuda kamuoyu oluşturulmaya gayret edilmiştir.

Bu maksatla taraflar bitaraf devletlerin kendilerine meyl etmelerini veya katılmalarını da malzeme olarak kullanmışlardır. Bu devletlerin tavır değişikliklerini kendilerinin güçlü olduklarının ispatı şeklinde yorumlamışlardır. İtalya, Romanya ve Yunanistan devletlerinin savaşa katılmaları bu şekilde değerlendirilmiştir. İtilaf beyannamelerinde Küba, Panama ve Haiti devletlerinin de Almanlar'a savaş açtıkları, Guetamala ve Salvador hükümetlerinin İtilaf Devletleri'ne asker yardımında bulunmaya başladıkları, Çin'in ve Brezilya'nın Almanya ile siyasi ilişkilerini keserek limanlarındaki bütün Alman gemilerini müsadere ettikleri propagandaları da yapılmıştır.9

Yine İtilaf Devletleri'ne ait beyannamelerde savaşın başından beri Amerika Birleşik Devletleri gizli müttefik olarak gösterilmiştir. Çünkü bu devletler ABD'nin kendi yanlarında yer aldığı, yakında savaşa katılacağı izlenimini vererek güçlü olduklarını propaganda etmek istemişlerdir. Bu dogrultuda gemileriyle ABD'den getirdikleri yiyecek maddelerinden de bahsetmişler, böylece Amerika'nın kendileri için yiyecek deposu olduğu ve lojistik destek konusunda hiçbir zaman sıkıntı çekmeyecekleri mesajını da vermek istemişlerdir. 10


d.Evrensel, Millî ve Dinî Değerlere Saygı

 

Öte yandan taraflar psikolojik harbin evrensel, millî ve dini değerlere muhalif olunmamalıdır, ilkesini gözetmişlerdir. Taraflar beyannamelerinde insanlık aleminin dini ve etik değerlerine sahip çıktıklarını, rakiplerinin ise bunları hiçe saydıklarını propaganda etmişlerdir.


İtilaf beyannamelerinde Almanlar zalim ve acımasız, İngilizler ise medeni olarak gösterilmektedir. Beyannamelerde belirtildiğine göre Almanlar esirlere hakaret etmekte, sadece ilkçağlarda örneğine rastlanabilecek şekilde birbirlerine zincirlerle bağlayıp işkence uygulayarak çalıştırmaktadırlar. Buna karşılık İngilizler ise esirlere misafir muamelesi yapmakta ve sayfiye hayatı yaşatmaktadırlar.11 Yine Almanlar ele geçirdikleri sömürgeler halkına zulüm ve vahşetler yaptıkları halde İngilzler sömürgelerinde adalet, refah ve saadet dağıtmaktadırlar.12 İngilizler himayelerinde yaşayan milletlerin milli ve dini özelliklerini muhafaza etmelerine imkan tanımakta, bütün din ve mezheplere de saygılı davranmaktadırlar.13 Ayrıca, insan hürriyetine önem veren İngilizler köle alım satımını da yasaklamışlardır.14

Yine Almanlar'ın İtilâf Devletleri'ne ait yolcu ve ticaret gemilerine saldırmaya başlamaları ve uluslararası hukukun dışına çıkmaları da, İtilâf beyannamelerinde propaganda malzemesi yapılmıştır. Böylece Almanya dünya kamuoyu önünde hukuk tanımaz bir devlet olarak gösterilmeye çalışılmıştır.15

Bir beyannamede belirtildigine göre Almanlar batırdıkları yolcu gemilerinden kurtulan sivil halka dahi yaşama şansı bırakmamak için mitralyözle gemileri bombalamaya devam etmişlerdir. Buna karşılık İngilizler ise ele geçirdikleri esirlere Malta, Hindistan ve Mısır'da bir sayfiye hayatı yaşatmaktadırlar.16

Öte yandan İngilizler, İslâm dinine saygı duyduklarını, hatta, İslâmın koruyucusu olduklarını ısrarla vurgulamışlardır.17 Bu yüzden kutsal topraklarda kumar ve içkiyi yasakladıklarından bahsetmişlerdir. Müslümanların dini ibadet ve etkinliklerini en rahat gerçekleştirdiği devletin de Britanya İmparatorluğu olduğunu belirtmişlerdir. 18 Hacıların ve Hicaz Müslümanlarının sıkıntı çekmesine gönlü razı olmayan İngiltere'nin Cidde üzerinden hububat ve yiyecek sevketme kararı aldığı da belirtilmektedir.19 Bu beyannamelerde İngilizler o derece övülmektedir ki bu metinleri okuyan ve İngilizleri hiç tanımayan bir kimse sanki bu milleti Hıristiyan değil de Hıristiyanlarla cihat eden İslamın kılıcı bir millet şeklinde düşünülebilir.

Beyannamelerde meşrutiyet İnkılâbı ile Osmanlı toplumunda yerleşmiş olan hürriyet, müsavaat gibi değerler de ele alınmış olup İttihatçıların Sultan II. Abdülhamit'den daha baskıcı bir politika uyguladıkları iddia edilmiştir. Böylece halkın hassasiyetle üzerinde durduğu meşrutiyet değerlerinin İtthât ve Terakki yönetimince ayaklar altına alındığı anlatılmaya çalışılmıştır.

 

E. Müttefiklerin Arasını Açmak

 

Psikolojik harpte kullanılan metotlardan bir tanesi de müttefik devletlerin aralarını açma gayretleridir. Burada amaç müttefik askerlerinin ve halklarının birbirlerine olan güvenlerini zedelemek ve ittifaktan ayrılınması yolunda kamuoyu oluşmasını temin etmektir. En azından müttefik askerlerin birlikte organize ettikleri askerî hareketlerdeki başarı oranı düşürülebilir. Bu yöntem kullanılması en kolay ve malzemesi bol olan yöntemlerdendir. Zira, devletler arasında daimi dostluk ve daimi düşmanlık olmadığından bugünkü dost devlet ile geçmişte kötü ilişkilerin bulunduğu dönemler mevcut olabilir. Bu dönemlere ait bilgiler beyannamelerde kullanılabilir.

İtilaf beyannamelerinde öncelikle Almanya'nın tarihi Türk düşmanı olduğu tezi ispatlanmaya çalışılmıştır. 93 Harbi sırasında Almanlar'ın Romanya'nın 60.000 kişilik kuvvetiyle Ruslar'a yardım etmelerini sağladıkları, Balkan Harbi'nde de Alman İmparatoru'nun Yunan amirali elbisesini giymiş vaziyette Averof zırhlısında Amiral Kondoryotis'i ziyaret ve tebrik ettiği ifade edilmiştir. Almanya'nın Bosna Hersek'in Avusturya tarafından iltihakına ses çıkarmadığına değinilmiş, Bismark'ın Türkler'in menfaati için tek bir Bohemyalı askerin dahi feda edilemeyeceği sözlerine yer verilmiştir.20

İtilaf beyannamelerinde belirtildiğine göre Almanya savaşta içine düştüğü sıkıntılardan kurtulabilmek için21 Osmanlı devletini de bu belanın içine sürüklemiştir. Almanlar bunun için Enver Paşa'ya ve Osmanlı devlet adamlarına rüşvet vermişlerdir.22

İngiliz beyannamelerinde halifenin ve 300.000.000 Müslümanın sadık dostu olduklarını söyleyen Almanlar'ın gerçekte İslam dinine en küçük bir saygılarının dahi bulunmadığı iddia edilmiştir. Bu iddiayı desteklemek için Almanya'nın Kuzey Afrika valisinin bölgedeki askeri ve mülki makamlara gönderdiğini iddia ettikleri bir genelgeden bahsederler. Buna göre Alman genel valisi Kuzey Afrika'da İslamiyet'in yayılmasını engellemek için tedbirler almaktadır. Bu konuda okullardaki öğretmenlerden de yararlanılması kararlaştırılmıştır. Afrika'nın Müslüman ahalisi Almanlar tarafından domuz yetiştirilmeye zorlanacak, Müslümanlar mülki makamlardan izin almadıkca çocuklarını sünnet ettiremeyeceklerdir. Ayrıca, mümkün olduğu kadar Müslümanların memuriyetten uzaklaştırılmasına çalışılacaktır.23

Öte yandan Almanlar'ın gönderecekleri askerlerle Mısır'ın ve Kırım'ın kurtarılacağı umulurken Berlin'den İstanbul'a getirilen beş-on bin askerin İstanbul ve Çanakkale boğazlarına yerleştirildiği ve Osmanlı başkentinin işgal altına alındığı ifade edilir.24 Yine hükümet dairelerinde, iskelelerde, şimendüfer işletmelerinde, fabrikalarda velhasıl ekonomik ve stratejik önemi olan bütün yerlerde yönetimi ele geçirdikleri belirtilir.25 Türkiye'nin idaresinin Almanlar'ın elinde olduğu, Alman subay ve memurlarının Türkiye'de üst düzey memuriyetleri işgal etmiş oldukları, Türk görevlilerin ise Almanlar'ın yanında hizmetçi durumunda bulundukları iddia edilmiştir.26 Yine Alman subaylarının Türk subaylarını, Alman askerlerinin de Türk askerlerini horladıkları kaydedilir.27 Bu belgelerde Türk ordusu erkan-ı harbiyesinin Almanlar'a terk edildiği belirtilmiş, Türk kumandanların Türk ordusunun yönetiminde hiçbir yetkilerinin bulunmadığı ve Almanlar'ın emirlerini tatbikle görevli oldukları kaydedilmiştir.28 Bütün bu sebeplerden dolayı beyannamelerde Türk askerlerine Alman subaylarını kovmaları ve onlarla bağlarını koparmaları tavsiye edilmektedir.29

Yine "Osmanlı Asker Biraderlerimize" başlığını taşıyan bir beyannamede halkın elinde bulunan buğday, arpa, saman, ot, yağ ve çeşitli eşyaların Almanlarca alınıp karşılığı bulunmayan ilmuhaber verildiği,30 Türk halkının ve özellikle de çocukların açlık ve sefalet içerisinde yaşamaya mahkum edildiği, çok sayıda çocuğun bakımsızlıktan öldüğü bir zamanda bütün hububat, un, zeytinyağı ve yiyecek maddelerinin Almanlar tarafından vagonlarla ülkelerine nakledildiği propaganda edilmiştir.31 Böylece Almanya'nın kesinlikle bir müttefik olmadığı gibi kan emici vampir konumunda bulunduğu imajı verilmeye çalışılmıştır.

İtilaf beyannamelerinde Almanya'nın Osmanlı toprakları üzerinde sömürgecilik emelleri beslediği iddiaları da yer alır. Almanlar'ın Bağdad Demiryolu Projesi'ni Osmanlı topraklarını sömürge yapmak amacıyla ortaya attıkları ifade edilir.32 "Almanlar'a müstemleke lazımsa işte Afrika! Gitsinler müstemlekelerini zapteden İngilizlerden silah kuvvetiyle kurtarsınlar."denilmektedir.33

Bütün bu sebeplerden dolayı Türk subayları da Alman boyunduruğundan kurtulma mücadelesine davet edilmekte "Osmanlı Zabitlerimize Açık Mektup" başlıklı bir yazıda "Üzerinizden Alman boyunduruğunu fırlatarak hürriyetinizi tekrar iktisab ediniz. Vatanımızın istiklalini göz önüne getirerek sözlerimizi güzelce tartınız ve bir an evvel feryad-ı istimdadına şitab ediniz..." denilmektedir.34

Birinci Dünya Savaşı'nda iki tarafın lokomotif güçleri olan İngiltere ve Almanya taraflarca özellikle hedef alınmış, diğer devletler ise fazla söz konusu edilmemiştir. İtilaf beyannamelerinde bu iki devlet kıyaslanmakta, İngiltere adaletin, medeniyetin, iyi niyetin, Almanya ise zulmün, vahşetin, kötülüklerin temsilcisi olarak lanse edilmektedir. Sonuç olarak İngiltere'nin sömürgesi olmak, bağımsız olmaktan daha şerefli imiş gibi propaganda yapılmaktadır. Yine Almanya'nın mutlaka savaştan mağlub olarak çıkacağı belirtilmekte ve Osmanlı Devleti'nin Almanlar'la aynı akibeti paylaşmaması istenilmektedir. Bütün bu propagandalar Türk halkında ve askerlerinde Almanlar'a karşı bir güvensizlik ve nefret ortamı yaratmaya yöneliktir. Böylece Türk-Alman askerî anlaşmalarının fiilen uygulanmasının önünü geçilebilecektir. Silâh ve mühimmat eksikliği olan Osmanlı Devleti ile savaşmak daha kolay olacaktır.

 

F. Kendi Galibiyetlerini, Düşmanlarının Yenilgilerini İşlemek

 

Taraftar, beyannamelerinde kendi galibiyetlerini, düşmanlarının ise yenigilerini propaganda etmişlerdir. Bu belgelerde birbirlerinden ele geçirdikleri esir ve ganimet miktarlarını da zikretmektedirler. Örneğin Kuttulammare muzafferiyeti sonrasında İngilizlerden ele geçirilen esirler ve silahlar halka teşhir edilmiş35 ve beyannamelerde yer bulmuştur. Diğer taraftan Çanakkale Savaşları'ndaki Türk başarıları ve XIII. Kolordu'nun Hemedan'a girişi Türk beyannamelerinde yer bulmuştur. Türk başarıları Arapça olarak hazırlanan risalelerle de Osmanlı Devleti'nin Arapça konuşulan bölgelerine ulaştırılmıştır.36

İtilaf Devletleri tarafından fasılalarla yayınlanan ve "Harb-i Azime Dair Bir Hakikat" başlığını taşıyan matbu risalelerde bu devletlerin başarılarına yer verilmiş olup, İttifak Devletleri Grubu'ndan ve Türkiye'den elde ettikleri esir, top, mitralyöz vb. ganimet miktarları kaydedilmiştir. İtilaf beyannamelerinde İngilizlerin Basra'yı ele geçirmelerinden başlayarak Irak ve Havalisi Umum Kumandanı Süleyman Askeri Bey'in başarısızlıkları ve intiharı; Van, Erzurum, Bitlis, Muş, Erzincan ve Trabzon'un Ruslar'ın eline geçişi; Filistin ve Suriye cephelerindeki mağlubiyetlerimiz, Bağdat'ın düşüşü, Şerif Hüseyin Ayaklanması vb. olaylar teferruatlı bir şekilde işlenmiştir. Ayrıca Osmanlı Devleti'nin müttefikleri olan Almanya, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ve Bulgaristan'ın çeşitli cephelerdeki mağlubiyetlerine de genişce yer verilmiştir.37

Öte yandan taraflar rakiplerinin mağlubiyetlerini duyurmak için en küçük bir fırsatı bile kaçırmamışlardır. Örneğin, 31 Ağustos 1916 tarihinde İran'daki XIII. Kolordu Cephesi'ne Ruslar tarafından bırakılan bir beyannamede Revandiz'den ileri hareket eden bir Türk kolunun Lişin Geçidi'nde baskına uğradığı ve iki alayın esir edildiği kaydedilmektedir.38

Beyannamelerde tarafların kendi başarılarının dışında müttefiklerinin başarılarını da propaganda malzemesi olarak kullandıkları görülmüştür. Bu konudaki Türk propagandalarını eleştiri niteliği taşıyan bir Rus beyannamesinde "Kendi kızlarının saçlarıyla iftihar eden kel kadınlar gibi her vakit Almanlar'ın ileri gitmeleri ile iftihar etmeyiniz. Bu hususta mazursunuz. Zira, ağasının servet ve malı ile iftihar etmek sadık kölenin vazifesidir" ifadesi yer almaktadır.39



g.İşgal İçin Değil Yardım İçin Geldiğini Propaganda Etmek

 

İran'a giren XIII. Kolordu Kumandanlığı da bu propagandayı uygulamıştır. Kolordu Kumandanı Ali İhsan Bey Hemedan'a girdikten sonra sakal bırakmış,40 burada yayınladığı beyannamelerde Osmanlı Devleti'nin İran'ın toprağında kesinlikle gözü olmadığını, tek amacının Ruslar'a karşı bu ülkenin toprak bütünlüğünü ve tam bağımsızlığını korumak, İran halkını Ruslar'ın baskı ve zulümlerinden kurtarmak olduğunu sık sık beyan etmiştir.41

Öte yandan Türk denetimindeki İran Hükümet-i Muvakkatası'nın başkanı olan Nizamüssaltana da 1916 yılı Ekim ayı içerisinde 2 adet Farsça beyanname yayınlamış ve Türk kuvvetlerinin İran'ın iyiliği için geldiklerini belirterek onlara yardımcı olunmasını istemiştir.42


h.Subay-Er Çatışması Yaratmak

 

Beyannamelerde subaylar ile askerler arasına düşmanlık sokma politikasının uygulandığı da görülmüştür. Subayların askerlere hakaret ettikleri, kötü davrandıkları ve hatta memleketlerindeki ailelerinin namuslarına tasallut ettikleri ifade edilmiştir. Yine subayların sarhoş gezdikleri, kadın ve hatta erkeklerle ahlaksız ilişkiler içerisinde bulundukları kaydedilmiştir. Savaşta acımasızca askerleri öne süren subayların kendilerinin korkakça gerilerde saklandıkları da propaganda edilmiştir.43 Bütün bu gayretlerin amacının Türk ordusunda mevcut olan ve düşmanlarını dahi imrendiren tarihi disiplin geleneğini zedelemeye yönelik olduğu açıktır.

Bolşevik İhtilali sonrasında Ruslar, Türk askerlerine subaylarının emrine itaat etmemeyi ve Asker Murahhasları Meclisi oluşturarak orduda yönetimi ele almayı öğütlemişlerdir.44 Hatta, bir Rus beyannamesinde askerlere subaylarını katletmeleri tavsiye edilerek şöyle denilmektedir: "Ey bedbaht Osmanlılar, gözünüzü açın, düşününüz. Ne için kör gibi Almanlar'ın arkasından felaket ve helaka gidiyorsunuz? Almanlar sizi nereye götürüyorlar? İran ve Avusturya sahra dağlarında beyhude kan dökmeden, Bağdat ile İstanbul elinizden gitmeden evvel Alman dostu olan kumandan ve zabitanınızı kurşuna dizip bizim ile akd-i sulh vatanınızın hayrınadır."45

 

3. Beyannamelerde Cihat

 

A. Türk Beyannamelerinde Cihat

 

Almanya'dan satın alındığı söylenen Goeben ve Breslau adlı savaş gemilerinin 29 Ekim 1914 tarihinde Rusya'nın Odessa ve Sivastopol limanlarını topa tutmaları neticesinde Osmanlı Devleti savaşa dahil olmuştu. Bunun üzerine 14 Kasım 1914 Cuma günü Osmanlı padişahı ve Halife V. Mehmet Reşat tarafından cihat ilan edildi. Şeyhülislâm Ürgüplü Hayri Efendi'nin de imzasını taşıyan cihad-ı ekbere dair metin aynı gün Fetva Emini Ali Haydar Bey tarafından Fatih Camii'nde halka okundu.

İlaveten Meclis-i Ali-i İlmî'nin hazırladığı ve Şeyhülislâm Hayri Efendi ile birlikte 29 din bilgininin imzasını taşıyan "Cihad-ı mukaddes beyannamesi" adlı belgenin bütün Müslümanlara duyurulması iradesi 23 Kasım 1914 günü Halife ve Sultan V. Mehmet Reşat tarafından ilân edildi. Bu beyannamede cihat ilânının İslâmiyet'in düşmanlarına ve Halifelik makamına saldıranlara karşı olduğu, Osmanlı Devleti ile aralarındaki anlaşmalara riayet eden diğer devletlere karşı barış ve dostluk politikalarının devam ettiği ifade edildi.46

Cihad-ı Mukaddes Beyannamesi ve ilgili metinler Arapça ve Farsça ve diğer ilğili dillere tercüme ettirilerek47 gerek uçaklar, gerekse casuslar vasıtasıyla ve çeşitli yöntemlerle İran, Hindistan, Kuzey Afrika, Kafkasya, Orta-Asya vb. bölgelere gönderilmeye başlanıldı.48 Bu hususta bilhassa Almanlar önemli bir çaba gösterdiler. Alman tayyareleri Fransa ordusundaki Hindistan'lı, Tunus'lu ve Cezayir'li askerlerin bulunduğu mevkilere beyannameler attılar.49

Cihat beyannamesi ve fetvalarının uzak yerlere posta ile gönderilmesi uzun zamana ihtiyaç göstereceğinden telgraftan yararlanmak yoluna gidildi. Telgrafla İstanbul'dan gönderilen metinler mahallinde çoğaltılarak dağıtıldı. Örneğin, Bağdat'a telgrafla intikal eden ve çoğaltılan fetvalar buradan Irak dahiline ve hatta İran içlerine sevkedilmiştir. İran şahı Ahmet Şah'a, hükümet üyelerine, İran Meclisi'ne, İran'daki valilere, belediye başkanlarına, basına ve eşrafa fetva suretlerinin gönderilmesi de telgrafla olmuştur.50

Diğer taraftan Kudüs, Şam, Halep, Hama, Nablus, Akka, Trablus, müftü ve ulemalarının imzalarının yer aldığı cihada dair beyannameler de dikkatimizi çekmektedir. Bu beyannamelerde Osmanlı Devleti ve İslâmiyeti, yok etmek isteyen İtilâf Devletleri'ne ve bilhassa da İngiltere'ye karşı savaşılması istenilmektedir.51 Yine Necef, Kerbela, Samarra veKazımiye'deli Şii müctehidlerden de fetvalar alındı,52 XIII. Kolordu İran'a girdiğinde Şii müctehidlere de fetvalar ve beyannameler hazırlatılarak halka dağıtılmıştır.53


Cihat ile ilgili olarak Rus cephelerine atılan beyannamelerde Rus kuvvetleri içerisinde bulunan Müslüman askerlerin Osmanlı kuvvetlerine iltihak etmeleri istenilmiştir. Böylece hem İslâmın en büyük düşmanı olan Rus kuvvetleri mağlup edilmiş olacak, hem de savaş kısa zamanda neticelendirilecektir. Bir belgede "Allah'ın inayeti ile ve işbu müttefiklerimizin yardımıyla herhalde galip geleceğimizden siz Rusya müslümanları dahi bu şerefe nail olmak ve dünya ve ahirette Allah'a karşı isyan etmiş olmamak için hemen bizlere gelip iltihak etmenizi din kardaşlığı namına teklif eyleriz" denilmektedir.54

Beyannamelerde Osmanlı Devleti'nin müttefiki olan Almanya ve Avusturya-Macaristan devletleri ise İslâmın dostu ve yardımcısı olarak zikredilir. Rusya ve İngiltere'nin yönetimi altında bulunan Müslüman topluluklardan bu devletlerle işbirliği içerisinde olmaları ve onlara yardım etmeleri istenilir. Ayrıca İslâmiyetin düşmanlarına katılan, yardım eden "Sahib-i şeriat ve hilafet olan" Osmanlı Devleti'ne karşı savaşan Müslümanların dünya ve ahirette sorumlu olacakları ve cehennem ateşinde yanacakları ifade edilir.55

Bu konuda Türkmenler'e hitaben Türkmenistan Türkçesi ile yazılmış olan bir beyannamede de şunlar yazılıdır:

"Ey müminler! İşbu yazılgan basîhtını okugaç. Müslümanlıknıg harabere kural bulganlığıngızda özengizge malum bir ligaç. Bunara sonra karşungızda bulgan müslümanlarga ve müslüman dostları bulgan Alman-Avusturya askerlerine karşı mıltık atmangız Peygamber aleyhisselam (Sebâb-ül-müslim fısk ve kıtale kefr) digar (Allah saklasun) kâfir balasız. Özingüznig haberingiz yok. Öz kulangız birlan özüngüzni cehenneme taşlaysız. Bu nasihatini okugaç. Karşunguzda bulgan müslümanlarnıg ve müslümanlarnıg dostlarınca karşı mıltık atmayınca teslim bulungız. Müslümanlık içün müslüman bulgan keşige başka yol yoktur".56

 

B. İtilaf Beyannamelerinde Cihat

 

İngilizler cihat anlayışına özde karşı çıkmakla beraber bu savaşın bir din savaşı olmadığını, menfaat çatışmalarından kaynaklandığını beyan etmişlerdir. Sultan V. Mehmet Reşat'ın da kendi arzusuyla değil Almanlar'ın baskısıyla cihat ilân ettiğini iddia etmişlerdir.57

Öte yandan gayrimüslim ahalinin bulunduğu bölgelere atılan İngiliz beyannamelerinde ise cihat ilânının gayrimüslim ahaliye soykırım uygulamak maksadıyla yapıldığı ifade edilmiştir. Böylece İngilizler iki yüzlü bir politika ile bir taraftan Müslümanların gönlünü hoş tutmaya gayret etmişler, diğer taraftan da gayrimüslim ahaliyi Müslümanlara düşman hale getirmeye çalışmışlardır.

İtilaf beyannamelerinde müslümanların halifenin cihat ilanına itibar etmedikleri tezi de savunulmuştur. Hindistan'dan Afganistan'a ve Cezayir'den Fas'a kadar tek bir Müslümanın bile cihat ilanını tasvip etmediği ifade edilir.58 Aslında hissettirmeden böylece Müslümanlar üzerinde halifelik nüfusunun kalmadığı propagandası da yapılmış olmaktadır. Gerçekte isyan sonrası Arap beyannameleri ile Bolşevik beyannameleri hariç olmak üzere İtilaf Devletleri'ne ait bildirilerde doğrudan doğruya halife hedef alınmış değildir. Halife İttihât ve Terakki Partisi ile Almanlar'ın baskıları yüzünden cihat ilân etmek zorunda kalmış olarak gösterilmiştir.59 Sonuç olarak her şeye rağmen İtilâf Devletleri'nin halifenin manevi nüfuzundan çekindikleri için kendilerini onun düşmanı pozisyonuna düşürmek istemedikleri anlaşılmaktadır.

Türk muhaliflerin beyannamelerinde de cihat ilanı eleştiri konusu yapılmıştır. İslam dininin tehlikede olmadığı, böyle bir fetvayı gerekli kılacak şartların mevcut bulunmadığı görüşleri savunulmuştur.

Britanya İmparatorluğu'nun idaresindeki 350.000.000 Müslümanın mesut bir hayat yaşadıkları halde cihat ilanı ile Müslümanlar arasına tefrika sokulduğu ve fetvayı veren Şeyhülislam Ürgüplü Hayri Efendi'nin katlinin vacip olduğu ifade edilmiştir. İttihatçılar'ın önde gelenlerinden Kuşçubaşı Eşref'in bile cihat ilanını eleştirdiği, Osmanlı Devleti'nin dünya kamuoyu önünde rezil edildiğini söylediği iddia edilmiştir.60

 

4. İltica Önerileri

 

İncelediğimiz belgelerde en fazla yer işgal eden mesele iltica önerileri olmuştur. Beyannamelerin büyük çoğunluğunda iltica önerilerinin yer aldığı görülmüştür. İltica önerilerinden amaç düşmanın fiili savaşma gücünü zayıflatmaktır. Ne kadar fazla sayıda asker iltica ederse düşmanın gücü de o oranda azalacaktır. İltica olayları aynı zamanda geride kalan asker üzerinde de manevi çöküntü, savaşma azminin kırılması ve firara özenme duygusu yaratacaktır.

Beyannamelerde iltica önerilmeden önce askeri ilticaya hazırlama propagandaları yapılmaktadır. Bu propagandalarda "hayat herşeyden evveldir" prensibi işletilmiştir.61 Yine bu propagandalarda savaşın anlamsızlığı, rakip devlet savaşı kazansa bile ülkesinin bugünkü durumdan daha kötü bir hale gelemeyeceği bağımsızlık, eşitlik, din vb. değerlerin zaten mevcut idare tarafından ayaklar altına alınmış olduğu iddiaları yer alır.

Örneğin "Masum Osmanlı Askeri Niçin Harp Ediyorsun? "başlığını taşıyan beyanname de savaşın anlamsızlığını ortaya koymaya yöneliktir. Bu beyanname "Ey asker seni bir lahza silahına dayanarak ve başını iki elinin arasına alarak düşünmeye davet ediyoruz" cümlesi ile başlayıp "İslamiyet için mi? Padişah ve Hanedan-ı Ali Osman için mi? Ülkenin bağımsızlığı için mi? Almanların başarısından emin olunduğu için mi? Servet ve evlad-ı ıyalini muhafaza için mi?" savaşıldığı soruları tek tek sorulmakta ve açıklamalar neticesinde olumsuz cevaplar verilmektedir.62

Beyannamelerde iltica vatana ihanet olarak değil de yapılan haksızlıklara bir tepki olarak gösterilmektedir. "Silah Arkadaşlarımızdan Bir Türk" imzasını taşıyan bir metinde "Ben'de yıllarca bir müddet yalnız kalbimde Türklük duygusu olarak sizinle yanyana döğüştüm ta Kafkasya'dan tutunuz Romanya'ya kadar yalınayak o kanlı izlerin arkasından koştum fakat artık manası olmayan bu haksız münazaadan bıktım. Kanımızı emmekten başka bir şey yapmayan Almanlığın kurbanı olmaktan usandım. Ve şimdi köyümden uzak bu garip yerlerde sizi sizinle beraber harab olup giden vatanı düşünüp ağlıyorum" denilmektedir.63


İngilizler esirlere iyi muamele ettiklerini, esirlerin kıymet itibariyle İngiliz askerlerinden aşağı olmadığını göstermeye çalışmışlardır. Onlar iltica edenlerin bolca yiyip içme imkanına sahip olacaklarını, hatta, esirlere maaş ödendiğini kaydederler. İlaveten hasta esirlerin mütahassıs doktorlar tarafından ihtimam ile tedavi edildiklerini belirtirler.64 İngilizler Türk askerlerinin esir kamplarındaki yaşayışlarını gösteren fotoğrafları cephelere bırakarak esirlerin son derece rahat ve mutlu oldukları mesajını vermeye çalışmışlardır. "Bahtiyar Türk Esirleri" başlıklı bir metindeki şu cümleler dikkat çekicidir: "Kahire civarındaki üsera karargahını ziyaret eden bir adam adeta kendini cennette zanneder. Esirlerin oturdukları yerler havadar, geniş ve temiz barakalardır. Tahta karyolalar üzerinde kar gibi beyaz çarşaflı yataklar vardır. Tahtakurusu, pire olmasın diye bütün tahtalar katranla badana edilmiştir.

Her esirin yatağının başında çamaşırlarını saklamak için birer çanta asılıdır. Ayak ucunda her esirin kendi yemek kapları vardır. Esirlerin esvapları kışın yünden, yazın mavi ketenden yapılmıştır. Temiz elbiselerdir.

Et, balık, peynir, yağ, ekmek, yeşillik dağlar gibi yığılmıştır. Doğrusu yemeğin bu bolluğuna hayran kaldım. Esirlerin arasında seçtikleri aşçıların nezaretinde cesim (büyük) kazanlarda yemek yaparlar. Esaret değil hakiki bir saadettir."65

Rus beyannameleri incelendiğinde de en çok söz konusu edilen hususun yiyecek maddeleri olduğu görülür. Hatta, bu beyannamelerde temel gıdaların dışında lüks gıdalardan da bahsedildiği tesbit edilmiştir. Bunda Rusyadaki ağır ekonomik kriz neticesinde yaşanan sıkıntıların rolü vardır. Zira, Ruslar savunma psikolojisi içerisine girerek eksiklerini hissettirmemeye gayret etmişlerdir. Bir Rus beyannamesinde on sene yetecek kadar yiyecek stoklarının bulunduğu, Türk askerlerinden kendilerine iltica edeceklerin mutlu olacakları kaydedilmiştir.66 4 Eylül 1917 tarihiyle 2. Kolordu cephesine atılan bir Rus beyannamesinde de Türk askerlerinin açlık çekmekte olduğu, Türk tarafında şeker ve et bulunmadığı, ekmeğin de yenilemeyecek kadar kötü durumda bulunduğu iddia edilmiştir. Ruslar bütün bunlara rağmen Osmanlılar'ın kendilerine iltica teklif etmelerini anlayamadıklarını ifade ederler. Ayrıca, beyannamede Ruslar karşı propaganda atağına da geçerek kendilerinde sıcak yemek, et, jambon, şeker ve çayın bolca mevcut olduğunu belirtmiş ve Türk askerlerini yanlarına davet etmişlerdir.67

Diğer taraftan beyannamelerde subaylara ve jandarmaya rüşvet vererek elde ettikleri sahte belgelerle askerlik yapmayan çok sayıda kişi bulunduğu propaganda edilmiş, cephedeki askerin kullanıldığı hissine kapılması sağlanmaya çalışılmıştır. Asker kaçaklarının da merkez kumandanları, askerlik şubesi görevlileri, jandarma subay ve erleri, hatta, köy imam ve muhtarları tarafından rüşvet karşılıği korunduğu iddia edilerek68 Türk insanında mevcut olan kutsal vatan müdaafası yargısının zedelenmesine çalışılmıştır.

Ayrıca, beyannamelerde cephedeki asker üzerinde geride bıraktıklarından emin olmama, hissi uyandıracak bilgiler yer almaktadır. Askere ailesi ve çoluk-çocuğunun aç ve perişan durumda bulunduğu, dilenmeye başladıkları, çok sayıda çocuğun bakımsızlıktan öldüğü, açlık nedeniyle kadınların fuhuş batağına sürüklendiği propaganda edilmektedir. Bunun neticesinde askerin en azından şüpheye düşeceği ve savaşma arzusunun kırılacağı veya ailesini sahiplenmek üzere firar edeceği beklentisi vardır.

Bir beyannamede ülkedeki açlık ve sefaletin tahammül edilemez boyutlara ulaştığı, İstanbul'da açlıktan ölenlerin sayısının günde 250 kişiye ulaştığı iddia edilmektedir. Bu yüzden İstanbul'da pek çok Türk kadınının Almanlarla evlendiği, hatta, namusuyla şöhret bulmuş olan Türk kadınlarının yiyecek karşılığı Alman askerleriyle zina yapmaya başladıkları ifade edilmiştir.69 İddialarla ulaşılmaya çalışılan amaç ise beyannameyi okuyan askerlerin kendi ailelerinin de aç sefil bir halde bulunduğuna hükmetmesi ve eşlerinin, kızlarının namuslarından şüphelenmelerinin sağlanması idi. Bu durumdaki bir askerin ise firar etme ihtimali büyüktür. Firar etmese dahi bütün benliğini vererek başarılı bir şekilde savaşamayacaktır.

Öte yandan İslam hukukuna göre Müslüman erkekler ile gayrimüslim bayanların evlenmelerine müsaade edilmesine rağmen Müslüman bir kadının gayrimüslim bir erkekle evlenmesine izin verilmez.70 Osmanlı toplumunun bu konudaki hassasiyeti bilindiginden dolayı beyannamelerde özellikle bu hususa yer verilmiş olabilir.

Taraflar rakip ülkedeki karışıklık durumlarından ve bozgun hallerinden de yararlanmaya çalışmışlar, ilticaları bu dönemlerde özellikle teşvik etmişlerdir. Rusya'daki siyasi istikrarsızlık ve askerin iaşe edilememesinden kaynaklanan sebeplerden dolayı Türk ve Alman yetkilileri Rus askerlerinden toplu firarlar olabileceği umuduna kapıldılar. Bilhassa 15-16 Nisan 1917 tarihinde kutlanacak olan Rus Paskalyası'nda büyük çaplı ilticalar beklenildi. Bu ilticaları kolaylaştırmak için gerekli tedbirlerin alınması birlik komutanlarından istenildi.71

İtilâf Devletleri ülke dışındaki Osmanlı askerlerini psikolojik yönden daha kolay etkileyebileceklerini düşünmüşlerdir. Zira, gerçekten Galiçya, İran gibi anavatandan uzak yerlerde görev yapan ve ülke içerisindeki gelişmeleri takip edemeyen askerin etki altında kalma ihtimali daha yüksek idi. Bu yüzden askerlere aile ve çoluk-çocuklarının aç perişan bir halde ortada bırakıldığı, hatta, namuslarının dahi tehlikeye düştüğü propaganda edilmiştir.

Yine yurtdışındaki askere anavatanı işgal altında bulunurken Galiçya'da, İran'da, Yemen'de ne aradığı sık sık sorulmuştur. Bu yöntemle hem mantığa hem de duyguya hitap edilmektedir. Burada psikolojide mevcut olan mantık ve duygu unsurlarının birleştirilmesi yöntemi kullanılmış olmaktadır. Bu yöntemde başarı oranı yüksektir. Zira, herkesin kültür, bilgi ve zeka seviyesi olayları kavramaya ve tahlil etmeye yetmeyebilir.

Öte yandan beyannamelerde ilticayı cazip hale getirebilmek için ne mümkünse yapıldığı görülmüştür. İltica edenlere iyi davranılacağı, bol yemek ve sigara verileceği, hatta, maaş bağlanacağı propaganda edilmiştir. Beyannamelerde belirtildiğine göre askerler boş yere ölüp gitmekten kurtulacaklar, çalıştırılmayacaklar, eğitim ve savaştan uzak olarak sadece yiyip, içip yatarak günlerini geçireceklerdir. Hasta olanlar tedavi ettirilecek, isteyenler ibadethanelerde rahatça ibadetlerini yapabileceklerdir.

Diğer taraftan iltica eden askerin tutumu vatana ihanet değil de yapılan haksızlıklara bir tepki olarak gösterilmektedir. Bölyece iltica edecek kişiye bu yanlış tavrının doğruluğuna inanması için savunma malzemesi de hazır olarak takdim edilmiş olmaktadır.

İtilâf Devletleri bütün bu propagandalarında hiçbir yarar ummadıklarını, sadece Türk askerlerini düşündüklerini de iddia etmişlerdir. Burada propagandacının yaptığı propagandadan menfaat beklemediği ilkesi işletilmek istenilmişse de inandırıcı olmadığı açıktır.

Ayrıca, beyannamelerde savaştan sonra firar edenlerin cezalandırılacakları yolundaki endişeler de giderilmeye çalışılmıştır. Savaştan sonra kimin yaralanarak esir düştüğünün ve kimin firar ettiğinin tesbit edilmesinin mümkün olamayacağı belirtilmiştir. Yine taraflar rakiplerinin birlik kumandanlarına askerlerinin kendilerine iltica etmiş olduğuna dair mektuplar da göndermişlerdir. Bundan maksat kumandanın askerlerine olan güvenini sarsmak ve şüphe ile bakmasını sağlamaktır.

İtilâf Devletleri yanlarında bulunan Türk esirlerine de beyannameler hazırlatarak cephelere atmışlardır. Burada amaç askerde bu hareketi ilk defa kendisinin yapmadığı, örneği olan bir davranışı tekrarladığı rahatlığını uyandırmaktır.

 

5. Arapları Kışkırtmaya Yönelik Beyannameler

 

Psikolojik harpte uygulanan en önemli yöntemlerden bir tanesi kullanılabilirlik imkânı olan bütün unsurları kullanarak rakip ülkenin milli birlik ve beraberliğini yıkmaktır. İtilâf Devletleri Birinci Dünya Savaşı'nda bu politika doğrultusunda Araplar'ı kışkırtma yolunu seçmişlerdir. İngilizler daha savaşın başlangıcından itibaren Hicaz ve Arabistan'a attıkları beyannamelerde Arabistan'ın bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü sağlamayı hedef aldıklarını propaganda etmeye başladılar. Savaş sonunda Arabistan'ın bir karış toprağının bile ne İngiltere ne de diğer herhangi bir devletin arazisine katılmasına izin vermeyeceklerini bildirdiler.72

Çeşitli propagandalarla Araplar Türklere düşman hale getirilmeye çalışılmıştır. İttihat ve Terakki yöneticilerinin aslen Selanik Yahudilerinden olduklarından İslam dinine, Arap milletine ve kutsal Arap diline düşman oldukları, İttihatçılar'dan Türkün atını Arabın enbiyasına üstün tutanlar olduğu ifade edilmiştir. 73 Türkler'in İslâma ve Hz. Muhammed'e hakaret ettikleri yalanına da başvurulmuştur. İttihatçılar'ın Şam'da suçsuz yere Arap ulemayı astıkları, Mekke ve Medine'de müslümanları imha ettikleri de kaydedilmektedir.74

Türklerin siyasetlerini zayıflara zorbalık yapmak, dini hakları ortadan kaldırmak ve kutsal mekanlara zarar vermek ilkelerinin oluşturduğu ifade edilmiştir.75 Bir belgede "Eğer Hulefa-yı Raşidin İttihatcıların yaptıkları kötülükleri yapsalardı onların aleyhine de kıyam ederdik" denilmektedir.76


Bu beyannamelerde Türk hakimiyeti bir felaket dönemi olarak değerlendirilmekte ve "Turanilerin emirleri olan Selçukiler yemişe arız olan afet gibi oraya (Arabistan'a) geldikleri vakit Arap milleti dağılıp ve hükümeti muzmail oldu, izzet ve şeref sahibi iken zelil ve hakir oldular. Zengin halde iken fakir oldular. Vatanları ulum ve irfan menbaı idikten sonra bir cehalet yeri oldu" denilmektedir.77

Yine Arap milliyetçiliğini konu alan bu beyannamelerde bir süvarinin Kilis'ten Sana'ya, Sana'dan Basra'ya, Basra'dan Diyarbakır'a, Diyarbakır'dan Kudüs'e kadar gidecek olsa bütün yol boyunca sadece halis Arap ırkı ile karşılaşacağı ifade edilmekte78 ve "Bin senelik uykudan uyanınız" sloganı kullanılmaktadır.79 Beyannamelerde Hicaz Demiryolu'nun Hicaz'ın bağımsızlığına tasallut etmek amacıyla yapılmış olduğu görüşüne de yer verilir.80 Oysa, Hicaz Demiryolu Projesi'nin Sultan II. Abdülhamit'in İttihad-ı İslam politikasının bir sonucu olduğu açıktır.

Şerif Hüseyin'in Arap İsyanı'nda önemli bir rolü olduğu bilinmektedir. O, 24 Eylül 1915 tarihiyle Başkumandanlık Vekaleti'ne gönderdiği bir telgrafında Mekke'de "El-Teavün-ül-İslami"adlı ittihad-ı islam esasına dayanan bir cemiyet kurduğu müjdesini veriyordu.81 Yine Şerif Hüseyin imzalı bir beyannamede Ridaniye Savaşı sonrasında Osmanlı hanedanına ilk itaat edenler arasında o dönemin Mekke emirinin de bulunduğuna dikkat çekilmektedir. Emirin Osmanlı Devleti'ne itaat etme sebebi ise eski Osmanlı sultanlarınnın Kur'an ve sünneti esas almaları ve ahkam-ı şeriyeyi tatbik etmeleri olarak gösterilmiştir.82

1911 yılında Osmanlı Devleti'nin birlik ve bütünlüğü uğruna Araplar'la savaştığını belirten Şerif Hüseyin ertesi yıl yine oğullarından birisinin kumandasındaki bir kuvveti isyancılar üzerine sevkettiğini ifade etmektedir.83

Şerif Hüseyin'in beyannamesinde belirtildiğine göre İttihat ve Terakki Partisi yönetimi ele alıp da kötülüklerine başlayana kadar Osmanlı Devleti ile bir problemi olmamıştır.84 Görüldüğü üzere Şerif Hüseyin gerçekte Osmanlı Devleti'nin sadık bir tebası olduğunu, ancak, isyan etmeye mecbur kaldığını ispatlamak istemekte ve kendisini haklı çıkararak suçunu mazur göstermeye çalışmaktadır.

Beyannamelerde belirtildiğine göre içlerinde Cezayir ulemasından Ömer-ül Necrairiyi ve Arif-üş-Şehabi ve Şerif Bey El-Müveyyid de bulunduğu halde 21 ulema ittihatçılar tarafından suçsuz yere idam edilmişlerdir. Hatta, bunların aileleri ile çoluk çocuklarına da envai işkenceler tatbik edilmiş, mal ve mülklerine el konulmuştur. Türkler eski Mekke emirlerinden Şerif Abdülkadir El-Cezairi'nin mezarına saldırmaktan da geri kalmamışlardır85

Bir belgede Mekke Emiri'nin Türkler'in Hz. Muhammed'in kabri de dahil olmak üzere emakin-i mukaddesedeki kutsal emanetleri yağmalamaları karşısında sabredemediği ve İslamın emirlerini hafife alan bu kavme karşı İslamiyet'i ve Müslümanları korumak adına ayaklandığı belirtilmektedir.86

"Turan Komitesi" diyerek İttihat ve Terakki'yi kasteden Şerif Hüseyin hilafet kurumuna saygılı olduğu görüntüsünü vermeye çalışmıştır. O, bir beyannamesinde halife saraylarına bütün Müslümanların riayet etmesi gerkirken ittihatçıların Halife II. Abdülhamid'in sarayını yağmaladıklarını propaganda etmiştir.87 Mekke Şerifi sonunda şer-i şerifi hakim kılmak, padişahı esaretten, Türk milletini birkaç mütegallibenin elinden kurtarmak için isyan ettiğini belirtmektedir.88

Ancak, Şerif Hüseyin ve yandaşlarının Arap bölgelerine attığı beyannamelerde ise Osmanlı halifeliğini hedef aldıkları görülür. Halifenin hilafetine itaat etmeyi gerekli kılan şartların mevcut olmadığı ifade edilir. Fıkıh açısından Osmanlı sultanlarının halifelik ünvanlarının geçersiz olduğu belirtilerek halifelik makamının gerçekte boş olduğu görüşü savunulur.89

Şerif Hüseyin beyannamelerinde Osmanlı Devleti'nin İslam dışı uygulamalar içerisinde olduğu görüntüsünü de vermeye çalışmıştır. O, bu maksatla Abdullah Cevdet tarafından yayınlanan "İctihad"dergisindeki fikirleri de kullanmıştır. Bu dergide miras taksiminde kadınların erkeklerle eşit tutulmasının istenildiği, Ramazan'da bütün askerin oruç bozmasına izin verilerek"Nell ez-zikr misl-ü enisin" ayet-i kerimesinin hükmünün lağvedildiği görüşüne yer verilmiştir.90 Şerif Hüseyin "Femakan minkum marizan evvela sefer" ayet-i kerimesi ile hasta ve seferde olanlara oruçlarını kaza etmek hakkı verilirken cephede olmayan askerler de dahil olmak üzere bütün askerin oruç bozmasına fetva verilmesini anlaşılmaz bir davranış olarak değerlendirmektedir.91

Bütün bu gelişmeler karşısında islam dini adına hareket ettiğini ve isyana mecbur kaldığını ifade eden Şerif Hüseyin şöyle demektedir: "Alem-i İslamiyete vuku bulan ihaneti hazmetsek bile İttihatçılar tarafından dine olan hareketi hiçbir vakit kabul edemediğimizden kıyama ve dava-yı istiklale mecbur kaldık..."92

Beyannamelerde Türkler'in Kabe'yi bombalamaktan geri durmadıkları yalanına da başvurulmuştur. Bir belgede birkaç top güllesinin Hacer-ül Esved'in yakınına kadar düştüğü ve yükselen alevlerden Kabe'nin örtüsünün alev aldığı iddia edilmektedir. Belirtildiğine göre bu manzara karşısında göz yaşlarına boğulan halk yangını söndürmek için Kabe'ye koşmuş, ancak, bu sırada Beytullah'a isabet eden üçüncü bir gülle ile pekçok kişi burada katledilmiştir.93

Şerif Hüseyin'e ait beyannamelerde bir taraftan Arap milliyetçiliği, diğer taraftan sistemli bir şekilde Türk düşmanlığı propaganda edilmiştir. Osmanlı Devleti'nin Araplar'a zulmettiği, Arap kökenli halkın elindeki at, kısrak gibi nakliye vasıtalarına ve hububat cinsi yiyecek maddelerine el koyduğu ifade edilmiştir. Bir beyannamenin başlığı "Türkler'in Yeld Kasabası'ndaki Mezalimi"adını taşımaktadır.94 Yine "İhbar-ül-Taif" adlı bir beyannamede de Türkler'in Taif'de Arap esirlerine ve halka yaptıkları iddia edilen işkencelerden bahsedilmektedir.95

Şerif Hüseyin beyannamelerinde İngilizler'le bağlantısı olmadığını da ifade etmektedir. Bir metinde "Güya biz İngilizler'le ittifak etmişiz diye sizi iğfal ediyorlar. Buna inanmayınız. Size kumanda eden Fahri ve onun gibi münafıkların planlarına kapılmayınız. Sizi aldatıyorlar."denilmektedir.96 Böylece İngilizler istediği için değil gerekli olduğu için isyan ettiği izlenimini vermeye çalışmıştır. Oysa, aynı Şerif Hüseyin 1924 yılında İngilizler'in desteğini alan İbn-Suud tarafından Hicaz'dan kovulunca bu defa tamamen farklı ifadeler kullanacaktır.97


Şerif Hüseyin'in oğulları tarafından yayınlanan beyannamelerde de benzer yaklaşımlar sergilenmiştir. Bir metinde Cemal Paşa'yı olumsuz İttihatçılık fikirlerinden vazgeçirmeye çalışan Emir Faysal'ın bütün iyi niyetine rağmen onda bir düzelme göremeyince İttihatçılar'ın elinden kaçtığı ve isyandan başka çare olmadığı fikrini babasına ilettiği belirtilir.98

Gerçekte Emir Faysal Medine'de bulunan ve Sina Cephesi'ne gidecek olan Hicaz Mücahit Birliği'ni alıp getirmek yalanı ile Cemal paşa'dan izin almıştı. Cemal Paşa'dan ayrıldıktan sonra Mekke ile Medine arasındaki şimendifer hatlarını tahrip ederek ve telğraf hatlarını keserek isyanı başlatmıştır.99

İtilaf Devletleri tarafından hazırlanarak Türk cephelerine atılan beyannamelerde Şerif Hüseyin isyanının da kullanıldığı görülmüştür. Şerif Hüseyin'in fotoğraflarının yer aldığı Arapça beyannamaler Filistin, Hicaz, Suriye, Irak ve Yemen cephelerine atılmıştır. 100 Bu beyannamelerde peygamber sülalesinden olan Mekke emirinin İttihatçıların kötülüklerine dayanamayarak İslamiyet'i savunmak adına ayaklandığı belirtilir.101 Şerif Hüseyin İsyanı Ruslar tarafından İstanbul Boğazı'na atılan beyannamelerde dahi işlenmiştir. 102

Yemen İsyanında kullanılan beyannamaler de içerik olarak Şerif Hüseyin İsyanı'ndaki beyannamalere benzemektedir. Osmanlı askeri birliklerine atılan broşürlerde İmam Yahya'nın Sultan Osman dretnotunun satın alınması sırasında Donanma Cemiyeti'ne 1000 lira yardım gönderdiği ifadelerine yer verilir. 103 Görüldüğü üzere bu belgede aslında İmam Yahya'nın Osmanlı Devleti'ne bağlı olduğu, ancak, İttihat ve Terakki'nin yanlış tutumları yüzünden isyan etmek zorunda kaldığı izlenimi verilmeye çalışılmıştır.

 

6. Beyannamelerde İttihat ve Terakki

 

Diğer taraftan Türk cephelerine atılan beyannamelerin ana temasını İttihat ve Terakki aleyhtarlığının teşkil etmiş olduğu anlaşılmaktadır. Bu belgelerde İttihatçılar'ın millî ve dinî değerleri ayaklar altına aldıkları iddia edilmiş, yönetenlerle milletin kendisi arasında hiçbir uyuşma olmadığı ortaya konulmaya çalışılmıştır. Beannamelerde İttihat ve Terakki yöneticileri mason olarak gösterilmektedir.104 İngilizler Osmanlı toplumunun masonluğu genellikle siyonizme hizmet eden bir teşkilat olarak algıladığını bildikleri için beyannamelerde masonluk aleyhtarı bir görüntü sergilemişlerdir.

Aynı zamanda İttihatçılar'ın istedikleri zaman padişahları tahttan indiren ve katleden yeniçerilerden hiçbir farklarının bulunmadığı ifade edilmiş, Sultan Abdülaziz, V. Murat ve II. Abdülhamit'in tahttan indirilmeleri örnek olarak gösterilmiştir. 105 Yahudi dönmesi olarak lanse ettikleri İttihat ve Terakki liderlerinin106 padişaha esir muamelesi yaptıkları, Sultan Mehmet Reşat'ın sarayın bir köşesinde hapsedilmiş olduğu, saray içerisinde dahi sözünün geçmediği, başkatibini ve başmabeyncisini atama hakkının dahi elinden alındığı,107 İttihatçılar'ın onayını almadan kızlarını bile evlendiremediği iddia edilir. 108 Bir belgede "Padişahın emri altta kaldı. Bu soysuzların emri üste çıktı" denilmektedir.109 Propagandalar o derece ileri götürülür ki Enver Paşa'nın padişah olmak istediğine hükmedilir.110

Almanlar'ın "Yardım ederseniz kazanacağız ve kazandıracağız" sözlerinin peşine takılan İttihatçılar'ın111 Goeben ve Breslau dretnotlarına Sivastopol ve Odessa'yı bombalama izni vererek Osmanlı Devleti'ni gereksiz yere savaşa soktukları kaydedilir. Başta Enver Paşa olmak üzere İttihat ve Terakki liderlerinin Alman Hükümeti'nden maaş alan birer Alman memuru oldukları iddia edilir. 112

Yine Enver Paşa başta olmak üzere İttihat ve Terakki liderlerinin içinden çıktığı millete yabancı ve bu milleti horlayan kişiler oldukları propaganda edilmiştir. Hatta, bunların özellikle dışarıdan ülkeyi yıkmak için görevlendirilmiş kişiler oldukları görüşü savunulmuş ve bu yüzden 2 milyon lira rüşvet karşılığında Osmanlı Devleti'ni savaşa soktukları iddia edilmiştir. 113 Ayrıca, liderlerle halk arasındaki hayat standardı farklarına da değinilmiş, halk açlıktan ölürken bu kişilerin padişahlardan bile daha lüks bir hayat yaşadıkları Mübayyat ve Nakliyat-ı Askeriye Şirketi vasıtasıyla yolsuzluğa bulaşmış oldukları iddia edilmiştir.114

Beyannamelerde halkın İttihat ve Terakki liderlerinden tamamen nefret etmiş olduğuna dikkat çekilerek "Millet ondan müteneffir, o, milletten mütevahhiş ve müctenib. O milletin adüvv-i biamanı millet onun mağdur-ı intikamcuhanı"denilmiştir.115

İtilaf beyannamelerinde İttihat ve Terakki idaresinin Osmanlı ülkesini Alman sömürgesi haline getirdiği116 bakanlıkları, orduyu, bütün hükümet dairelerini Almanlar'a peşkeş çektiği, Osmanlı vatandaşları açlık ve sefalet içerisinde sürünürken ülkenin mahsulünün cebren Almanlar tarafından gasp edilmesine göz yumduğu iddia edilmiştir.117

Bütün bu sebeplerden dolayı Osmanlı halkı isyana çağrılmaktadır. Osmanlı Gençliği Mümessil-i Umumisi adına hazırlanan bir beyannamede de halk ayaklanmaya çağrılmakta "Allah da peygamber de, namus da erkeklik de artık sizden biraz hareket ister...Askerler silahlarınızı çatın!Zabitler kılıçlarınızı atın!Analar açız diye bağırın!Çocuklar artık babalarınızı evlerinize çağırın!Sulh isteyin, hükümete iyi bir sulh yapabilecek namuslu ve tecrübeli adamların geçmesini isteyin.Neden korkuyorsunuz? Neden susup duruyorsunuz? Memleketin kurtulmasını isterseniz, başka çare yoktur. Aksi halde pek yakında ayaklar altında çiğneneceksiniz. Haydi bakalım biraz cesaret Allah muininizdi." denilmektedir.118

Yine Beyannamelerde İzmir vilayetindeki askeri birliklerin isyan ettikleri, İttihat ve Terakki yönetiminin duruma hakim olmakta güçlük çektiği, isyanı bastırabilecek kuvveti temin edemediği ifade edilmekte ve cephedeki askerin de isyana katılmaları tavsiye edilmektedir.119

Beyannamelerde gelişmişlik kıyaslamasına da girilerek daha dün Osmanlı Devleti'nden ayrılan Bulgaristan'ın 5 tane şeker fabrikası bulunurken Osmanlı Devleti'nin şeker ithal ettiğine dikkat çekilmesi120 ve İttihat ve Terakki'nin ekonomik alandaki başarısızlığına işaret edilmesi de ilginçtir.


İtilâf propagandalarında sadece idareciler hedef alınmış, Osmanlı askerleri ve halkı ile hiçbir problemleri olmadığı mesajı verilmeye çalışılmıştır. Bu doğrultuda İngilizler Osmanlı Devleti'nin tarihî ve gerçek dostu olduklarını, bundan sonra da dost olmaya devam edeceklerini, ancak, İttihat ve Terakki yönetiminin görevden uzaklaştırılmasının şart olduğunu propaganda etmişlerdir. Böylece yöneten ve yönetilenler arasına tefrika sokarak bir kaos ortamı yaratılmaya çalışılmıştır.

 

7. Türk Muhalefeti

 

Araştırmalarımız sırasında İtilaf Devletleri tarafından Türk şehirlerine ve cephelerine atılan beyannameler arasında İttihat ve Terakki muhaliflerine ait olanlarına da tesadüf edilmiştir. Osmanlı istihbarat birimlerinin tesbitine göre İsviçre'de bulunan Şefik Esat ismindeki bir Suriyeli'ye Fransa Hükümeti tarafından 50.000 frank verilmiş olup, bu paranın 20.000 frangı Prens Sabahaddin'e, 25.000 frangı da eski dahiliye Nazırı Reşit Bey'e ulaştırılmıştır. Bu kişilere hazırlattırılan beyannamelerin başta İzmir olmak üzere çeşitli Türk şehirlerine atılacağı haber alınmıştır.121

Beyanname olarak Menemen ve Edirne civarına atıldığını tesbit ettiğimiz Mücahede gazetesi Hürriyet ve İtilaf Fırkası mensuplarından Gümülcineli İsmail Bey tarafından Selanik'te yayınlanmakta idi.122

Türk muhalefeti de İtilâf beyannamelerinde olduğu gibi İngiltere'ye dostluk ve sevgi duyguları uyandırmaya çalışmıştır. Ancak, muhalefete ait beyannamelerde ağırlık İttihat ve Terakki Fırkası'nın eleştirilmesi olmuştur. Bilhassa İttihat ve Terakki'nin baskı, zulüm ve yolsuzlukları üzerinde durulmuştur. İttihatçılar'ın 15.000 din adamını hapis ve sürgün ettikleri kaydedilmiş, halk İttihat ve Terakki yönetimine karşı isyana teşvik edilmiştir. Cihat ilânı eleştirilmiş ve 350 milyon Müslüman mesut bir hayat yaşadığı halde cihat ile aralarına tefrika sokulduğu iddia edilmiştir. Ayrıca, cihat fetvasını veren Şeyhülislam Ürgüplü Hayri Efendi'nin katlinin vacip olduğuna hükmedilmiştir.

Yine beyannamelerde resmî bilgi kaynaklarına güvensizlik telkin edildiği, hatta bu güvensizlik yelpazesinin bütün yerli basını kapsayacak kadar genişletildiği de görülmüştür.

Bulgaristan'ın savaştan çekilmesi ve İttifak Devletleri grubunda çözülmenin başlamasından sonra Osmanlı Devleti'nde muhalefet daha da cesaretlenmeye ve askeri garnizonlara dahi beyannameler bırakmaya başladı. 22 Ekim 1918 tarihinde Bandırma Subay Gazinosu'na Anadolu İhtilal Komitesi imzalı iki beyanname bırakılmıştır. Bu beyannamede İttihat ve Terakki liderleri II. Abdülhamit'e benzetilmiş ve bunların ortadan kaldırılmaları gerektiği belirtilmiştir. 123

Beyannameler incelendiğinde Türk muhalefeti ile İtilâf Devletleri'nin olaylara bakış açılarının ve değerlendirmelerinin tamamen uyduğu müşahade edilmiştir. Bu uyuşma tabiidir. Zira, bu beyannameleri hazırlayan muhalefet aksi bir tavır sergilese idi metinleri İngiliz uçakları ile attırma imkânını elde edemezdi. Ancak, bu beyannameleri hazırlayan kişilerin muhalefetin ne kadarını temsil ettiğini ölçmek de imkânsızdır.


8. Beyannamelerde Rus İhtilali

 

Osmanlı Devleti Rusya'daki ihtilalleri ezeli bir düşmanın karışıklık içerisine düşmesi ve zaafiyet geçirmesi şeklinde yorumlamış, memnuniyetle karşılamıştır. Bu yüzden Türk beyannnamelerinde Bolşevik idaresine geçiş ve çarlık rejiminin yıkılması nedeni ile Rus askerlerinin tebrik edildiğine sıkça tesadüf edilir.124 Hatta, IV. Ordu Kumandanlığı Bolşevik İhtilali nedeni ile Rus askerlerini tebrik etmek, yumuşama ve dostluk ortamı temin etmek amacıyla Osman Bey'i murahhas sıfatı ile Rus ordusu karargahına göndermiştir.125

Bolşevikler ise beyannamelerinde Rusya'nın ihtilalden güçlenerek çıktığı görüşünü savunmuşlardır. Rus kuvvetlerinin direncinde hiçbir eksilme olmadığı, bilakis şimdi hürriyet ve eşitlik gibi kutsal değerler için eskisinden de güçlü olarak canla başla savaşılacağı belirtilmiştir. 126 Aslında Bolşeviklerin bu tutumu ihtilal sonrası Rusya'da düzensizlik ve karışıklık ortaya çıktığı yolundaki söylentilere cevap niteliğini taşıyordu.

Bolşevik beyannamelerinde, Rus milliyetçileri adıyla cephelere atılan bildirilere de cevap verilmekte ve muhalifler vatan haini olarak nitelendirilmektedirler.127 Bolşevikler beyannamelerinde sınıf mücadelesi tezlerini de işlemişlerdir. Onlar işçi ve köylülerin Türk ve Rus vb. hangi milletten olursa olsun kardeş olduklarına bilhassa dikkat çekerek sınıf bilincinin uyandırılmasına gayret göstermişlerdir. Bir beyannamede "Siz burjuva idaresini def ettiğiniz anda elinizi uzatabilirsiniz. Ve o vakit kardaşlarınız Ruslar da o eli sıkarlar" denilmektedir.128 Yine Bolşevik beyannamelerinde belirtildiğine göre savaş aslında zavallı ve sefil halkın kendi haklarını düşünmesine imkan bırakmamak için çıkarılmıştır.129

Rus beyannamelerinde saltanat rejimi de hedef alınmış olup sultanın ortadan kaldırılması tavsiye edilmiştir. Bu beyannamelerde Osmanlı Devleti'nin karşılaştığı bütün olumsuzluklar padişaha bağlanmış ve ülkenin kurtuluşunun onu baştan atmakla mümkün olacağı iddia edilmiştir. Hatta Ruslar tavsiyenin de ötesine geçerek Rusya ile Osmanlı Devleti arasında yapılacak barışı padişahlığın ortadan kaldırılmasına bağlamışlardır.130

Rus beyannamelerinde "Kahrolsun bütün hükümdaran", "Yaşasın idare-i millet", "Yaşasın enternasyonel" gibi sloganlar da dikkati çekmektedir.131 8 Mayıs 1917 tarihli bir metinde şu ifadelere yer verilmektedir: "Siz hiçbir vakit hür olmadınız. Sizin üzerinizden sizin paranızı ve çoluk çoçuğ unuzu istediği gibi istimal eden müstebit sultan vardır.Size müstebit sultanın bar-ı mevcudiyetini üzerinizden atmanızı tavsiye ediyoruz. Boyunduruğu atınız. Yaşasın hür Türkiye, her dem manalı medeniyeti, yaşasın proleterya ve sulh-ı umumi."132

Bolşevikler bütün milletlerin hür yaşamaları gerektiğini propaganda etmişler, "Yaşasın hür milletler" sloganını cephelerde dahi kullanmışlardır. Onlar bu görüşlerinde samimi olduklarını göstermek için Finlandiya'ya bagımsızlık verdiklerini, Rusya'da yaşayan milletlerin dahi hürriyetlerini tanıdıklarını ifade ederler.133


Türk cephelerine atılan Bolşevik beyannamelerinde Türk halkına cumhuriyet rejiminin önerildiğine de şahit olunmuştur. Bir belgede Türk milletinin karakter itibarıyle Ruslar'a nazaran daha fazla cumhuriyete yatkın olduğu propağanda edilmiştir. Beyanname "Kahrolsun müstebit hükümetler, Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti, Yaşasın sulh-ı umumi" sloganları ile sona ermektedir.134

 

9. Özel Psikolojik Harp Yöntemleri

 

Buraya kadarki değerlendirmelerimizin dışında çalışmamız sırasında beyannamelerde kullanıldığını tesbit ettiğimiz bazı özel psikilojik yöntemler de şunlardır:

 

Korkutma ve Tehdit

 

Birinci Dünya Savaşı'nda beyannameler karşı tarafı tehdit ve yıldırma amacıyla da kullanılmıştır. Tehdit ve korkutma insanlarda ani bir yılgınlık yaratabilse de uzun vadede olumsuz geri bildirim verir. Ancak, kişiler zarar göreceklerine inandırılır ve zarardan kurtulmanın yolları da gösterilirse korku tutum değişikliğine neden olabilmektedir. İngilizlerce İzmir valisi Rahmi Bey'e hitaben hazırlanmış olan bu tür bir beyanname 27 Mayıs 1916 tarihinde İzmir'e atılmıştı. Bu belgede Kösten Adasıyla, İzmir Körfezi'ndeki İngiliz gemilerine ateş edilmesine son verilmesi, aksi takdirde şehre tayyare hücumlarının artırılarak devam edeceği tehdidinde bulunulmuştur.135

Yine 1916 başlarında İran'daki Türk-Alman kuvvetlerini mağlub ederek Kirmanşah önlerine kadar gelen Ruslar 24 Şubat 1916 günü şehrin kendilerine teslimine hususunda bir bildiri yayınladılar. Rus birlikleri kumandanı Dahin imzasıyla yayınlanan bildiride Rus askerinin İran halkı ile değil, Türkler'le ve onların yardımcısı durumundaki asilerle savaştığı belirtilmekte ve tehditvâri şu ifadelere yer verilmektedir:

"Eğer Kirmanşah şehrinin ahalisi Rus askerine hüsn-i muamele ederse onlara hiç fenâlık edilmeyecektir. Aksi takdirde kendilerine aman yoktur. Kirmanşah ahalisinin Rus Hükümeti'ne teslim olmağa hazır bulunduklarına alâmet olmak üzere yarın sabah saat 6.00'da şehrin en muhterem mollaları ile Kirmanşah valisinin benim yani Rus kıtaatı kumandanının yanına gelmelerini talep ediyorum. Eğer sabah saat 6.00'da maruz-ı zikr zevat yanıma gelmemiş bulunursa Kirmanşah şehri Rus topcusu tarafından tahrîp edilecektir". 136

 

Benzeşme Yöntemi

 

Beyannamelerde kullanılan ve etkili olan bir yöntem de benzeşme yöntemidir. Bu yöntemde aslında tarafların görüşleri arasında pek fazla fark bulunmadığı tezi savunulur. Bu noktada taraflar kendisinde bulunan ve karşı tarafa yakın olan unsurlardan istifade ederler. Örneğin, Almanlar Bolşevik İhtilâli sonrasında Ruslar'a Almanya'daki Worwört gazetesi gibi sosyal demokrat görüşteki gazeteleri beyanname olarak dağıtmışlardır.137 Benzeşme yöntemi, aynı zamanda karşı taraf asker ve halkının propagandayı yapanları düşman olarak görmemelerini sağlamaya yöneliktir. İnsanlar düşman olarak görmedikleri kimseler ile savaşmayacaklardır.


Teşhir Yöntemi

 

Psikolojik harbin önemli bir unsuru da teşirdir. Teşhirde izleyenler bizzat vaziyeti müşahede etmek imkânına sahip olmaktadırlar. Bu yüzden teşhir etkili bir yöntemdir. Bütün devlet büyük başarılarının ardından teşhir yöntemini kullanmışlardır. Osmanlı Devleti de Çanakkale'de ve Kuttülamare'de bu uygulamaya başvurmuştur.138

 

Hakaret Yöntemi

 

Beyannamelerde hakaret yöntemi de kullanılmıştır. Bir Rus beyannamesinde Türkler'e "Siz evvelce nasıl köle idiyseniz, şimdi de Almanların kölesi imişsiniz"139 şeklinde hakaret edilmiştir. Hakaret yöntemi rakip taraf ile yakınlaşma sağlamaz. Bilakis ilişkileri kötüleştirir. Ancak, belki karşı tarafın özgüveninin sarsılmasında yararlı olabilir. Bunun için de karşı tarafın hakaret metninde belirtilen vasıflara uyan yönlerinin bulunması gerekir. Ayrıca, hakaret bir deşarj yöntemi olarak da değerlendirilebilir.

 

Basitleştirme Yöntemi

 

Beyannamelerde basitleştirme yöntemine de sıkça başvurulmuştur. Örneğin ekonomik meselelerle teferruata inilmeyip doğrudan halkı ilgilendiren hususlar ele alınmıştır. Bir ekonomi bilgini gibi bilimsel açıklamalara girilmemiş, paranın değerinin düşmesi ve pahalılığın artması gibi göstergelerle ekonomik çöküntü anlatılmaya çalışılmıştır. Yine Türk milletinin ekmeğe verdiği önemden dolayı ekmek ve buğday fazla propaganda malzemesi yapılan konular olmuşlardır.

 

Sonuç

 

Yaptığımız çalışmalar neticesinde propaganda yöntemlerini en iyi kullanan devletin İngiltere olduğu görülmüştür. İngilizler bolca beyanname bastırmışlar ve masraftan çekinmemişlerdir. Bu beyannameleri uçakları vasıtasıyla rahatça istedikleri yere atabilmişlerdir. Yine İngilizler evrensel değerlere sahip çıkan ve muhatap kitlelerin milli değerlerine en fazla saygı duyan ülkenin İngiltere olduğunu en iyi şekilde propağanda etmişlerdir.

1918 yılı içerisinde İtilâf Devletleri'nin tayyare üstünlüklerinin bir sonucu olarak beyanname savaşlarında üstünlüğü açıkça ele aldıkları görüldü. Nitekim Osmanlı yetkilileri zaman zaman Türk uçaklarının beyanname atmak maksadıyla kullanılmasını yasaklamışladır.140 Bunun sebebi ise uçakların daha verimli faaliyetlerde görevlendirilmelerine imkan vermektir.

Bunun üzerine Enver Paşa askerin hükümetleri aleyhinde kıştırtılması anlamını içeren beyannameleri hoş karşılamadığını Türk ordularına bildirirken bu konuda İtilâf Devletleri cephelerine atılmak üzere İngilizce ve Fransızca bildiriler de hazırlattı. Enver Paşa bu bildirilerde beyanname atan pilotların ele geçirilmeleri durumunda cezalandırılacaklarını belirterek şunları yazıyordu:


"Karşımızda bulunan düşman askerlerini kendi hükümetleri aleyhinde icrâ-yı nüfûza teşvîk veya düşman tarafına ilticaya tahrîk edecek suretde tayyarelerden beyannameler atılması Osmanlı Ordusu'nda men' edilmiştir. Çünkü böyle bir hareketi biz, sâhib-i şeref ve namus bir askerin vazifesiyle gayr-i kâbil-i telîf add ve telakki ediyoruz. Binaenaleyh bu hâle kesb-i itla' ettikden sonra zât-ı kumandanileri tarafından da aynı memnûiyyetin tatbîk edileceğini kabûl ediyorum".141

Enver Paşa aslında beyannameler savaşında yenildiği ve düşmana kendi silahıyla karşılık veremediği için böyle bir değerlendirme yapmış olmalıdır. Biz Enver Paşa'nın bu bildiriyi savunma psiklolojisi içerisinde hazırladığını düşünüyoruz.

Beyanname ile yapılan propaganda faaliyetlerinden elde edilen sonuçları somut bir şekilde tesbit edebilmenin imkânı yoktur. Ancak, uğrunda savaştığı değerlerin kendi ülkesinde ayaklar altına alındığı, ailesinin ve namusunun tehlikede olduğu düşüncesine kapılan askerin savaşma arsuzunun zayıfladığı kesindir.142 29 Haziran 1917 tarihiyle VI. Ordu Kumandanlığı'na gönderilen bir raporda IX. Ordu karşısında bulunan 9. Sibirya Fırkası, 47. Rus Kolordusu'nun 61. ve 3. Avcı Fırkaları, XXIX. Rus Kolordusu'nun I. Avcı Fırkası ve 3. Kafkas Fırkası ile XXX. Rus Kolordusu'nun 71. ve 80. Fırkaları'nın ve bilhassa III. Rus Kolordusu'nun 34. ve 13. Fırkaları üzerinde yapılan propagandaların ciddi tesirlerinin görüldüğü ifade edilmektedir.

Bu propagandalar sayesinde söz konusu birliklerdeki askerlerin savaşma azminin kırıldığı ve barış arzusuyla dolu hale getirdikleri kaydedilmektedir. Yine belgede belirtildiğine göre yapılan propagandaların tesirinin hissedilmediği birlikler cepheye yeni gelen birliklerdir.143 Bu arada beyannamelerin tesiri ile konuşlarını değiştiren birliklere de tesadüf edilmiştir.144

Beyannamelerin olumlu yönde kullanıldığı da olmuştur. Tarafların barış için hükümetleri nezninde teşebbüste bulunmaları konusunda birbirlerini ikaz ettikleri görülmüştür.

Cephelerdeki savaşı hafifletmek, yumuşama ve temas ortamına girmek için beyannamelerden faydalanılmıştır. Yine barış görüşmelerinin resmen başlamadığı dönemlerde beyannamelerle barış şartları hakkındaki resmî fikirlerini birbirlerine iletmişlerdir145

 

DİPNOTLAR

1                Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı (ATASE) Arşivi, Klasör: 4391, Dosya: 157/48, Fihrist: 2-15, 3. (Bundan sonraki dipnotlarda bu arşivin adı ATASE şeklinde kısaltılacaktır.).

2                ATASE, K: 4391, D: 157/48, F: 2-20.

3                ATASE, K: 3443, D: 195-A/45, F: 5-5, 7-2; K: 394, D: 643-A/159, F: 1-1, 1-15, 1-22; K: 3471, D: 195-A/150, F: 8-1; K: 404, D: 189/1592, F: 22-6.

4                ATASE, K: 404, D: 189/1592, F: 22-6.

5                ATASE, K: 4026, D: 231/237, F: 1-63.

6                ATASE, K: 404, D: 189/1592, F: 4-1.

7                ATASE, K: 4391, D: 157/48, F: 4-11.

8                ATASE, K: 4384, D: 128-71, F: 9-5.

9                ATASE, K: 3443, D: 195/45, F: 4-3, K: 295, D: 596/1215, F: 41, 41-1; K: 383, D: 644/1525, F: 1-2.

10            ATASE, K: 4026, D: 213/237-B, F: 1-18; K: 3473, D: 195-A/150, F: 19-6.

11            ATASE, K: 5103, D: 28/264, F: 4.

12            ATASE, K: 3471, D: 195/150, F: 18-3.

13            ATASE, K: 3443, D: 195/45, F: 4-4.

14            ATASE, K: 3443, D: 195/45, F: 4-4.

15            ATASE, K: 3471, D: 195-A/150, F: 6-33.

16            ATASE, K: 5103, D: 28/264, F: 4.

17            ATASE, K: 3471, D: 195/150, F: 18-3.

18            ATASE, K: 3443, D: 195/45, F: 4-4; K: 368, D: 645/1467, F: 8-1.

19            ATASE, K: 404, D: 189/1592, F: 4-2.

20            ATASE, K: 3443, D: 195-A/45, F: 4-4.

21            ATASE, K: 394, D: 643-A/1559, F: 1-22.

22            ATASE, K: 394, D: 643-A/1559, F: 1-12; K: 404, D: 189/1592, F: 4-1, 31-1.

23            ATASE, K: 3443, D: 195-A/45, F: 12-8.

24            ATASE, K: 3443, D: 195-A/45, F: 5-5.

25            ATASE, K: 394, D: 643-A/1559, F: 1-71.

26            ATASE, K: 404, D: 189/1592, F: 23.

27            ATASE, K: 394, D: 643-A/1559, F: 1-72.

28            ATASE, K: 5103, D: 28/264, F: 4.

29            ATASE, K: 404, D: 189/1592, F: 7-13.

30            ATASE, K: 404, D: 189/1592, F: 21-1.

31            ATASE, K: 394, D: 643-A/1559, F: 1-71.

32            ATASE, K: 404, D: 189/1592, F: 1-38.

33            ATASE, K: 5103, D: 28/264, F: 4.

34            ATASE, K: 3471, D: 195-A/150, F: 18-3.

35            Halil Kut, Halil Paşa İttihat ve Terakki'den Cumhuriyete Bitmeyen Savaş, Haz: M. Taylan Sorgun, İstanbul, 1972, S. 189-190.

36            ATASE, K: 404, D: 189/1592, F: 6, 6-7.

37            Bu konuda geniş bilgi için bkz. Sadık Sarısaman, Birinci Dünya Savaşında Türk Cephelerinde Beyannamelerle Psikolojik Harp, (Genelkurmay Başkanlığı Yayını), Ankara 1999, s. 66­76.

38            ATASE, K: 200, D: 252/840, F: 49.

39            ATASE, K: 298, D: 569/1215, F: 41-1.

40            ATASE, K: 4278, D: 58/581-A, F: 12.

41            ATASE, K: 298, D: 596/1215, F: 53; Müverrihüddevle Sepehr, İran der ceng-i Büzürg, Tahran-1966, s. 379.

42            ATASE, K: 298, D: 596/1215, F: 42.

43            ATASE, K: 4026, D: 213/237-B, F: 1-63, 1-48; K: 3471, D: 195-A/150, F: 17-3.

44            ATASE, K: 404, D: 189/1592, F: 14-1.

45            ATASE, K: 298, D: 596/1215, F: 41, 41-1.

46            ATASE, K: 404, D: 189/1592, F: 2.

47            ATASE, K: 404, D: 189/1592, F: 30-2.

48            ATASE, K: 404, D: 189/1592, F: 1.

49            ATASE, K: 404, D: 189/1592, F: 2.

50            ATASE, K: 3665, D: 288, F: 2-1, 4.

51            ATASE, K: 404, D: 189/1592, F: 29-3.

52           Sabah, 21 Teşrinisâni 1330/4 Aralık 1914, No: 9057; Tanin, 9 Kânûnusâni 1330/22 Ocak
1915, No:    2187.

53            ATASE, K: 4278, D: 58/581-A; F: 12.

54            ATASE, K: 4384, D: 128/71, F: 9-5.

55            ATASE, K: 4384, D: 128/71, F: 9-5.

56            ATASE, K: 404, 189/1592, F: 29.

57            ATASE, K: 404, D: 189/1592, F: 4-1; K: 518, D: 831/2016, F: 107.

58            ATASE, K: 394, D: 643-A/1559, F: 1-9; K: 3471, D: 195/150, F: 8-13; K: 5103, D: 28/264,F: 8.

59            ATASE, K: 404, D: 189/1592, F: 4-1,

60            ATASE, K: 3443, D: 195/45, F: 4-4;.

61            ATASE, K: 349, D: 643-A/1559, F: 1-1.

62            ATASE, K: 391, D: 643-A/1559, F: 1-22; K: 3471, D: 195-A/50, F: 11.

63            ATASE, K: 394, D: 643-A/1559, F: 1-9; K: 3471, D: 195-150, F: 8-13; K: 5103, D: 28/264,F: 8.

64            ATASE, K: 404, D: 189/1559, F: 22-6; K: 404, D: 189/1592, F: 37; K: 3443, D: 195/45, F:4-2; K: 5103, D: 28/264, F: 9.

65            ATASE, K: 368, D: 645/1467, F: 11; K: 3471, D: 195-A/150, F: 8-19.

66            ATASE, K: 368, D: 645/1465, F: 4-1.

67            ATASE, K: 404, D: 189/1592, F: 19-1.

68            ATASE, K: 394, D: 643-A/1559, F: 1-9; K: 3471, D: 195-150, F: 8-13; K: 5103, D: 28/264,F: 8.

69            ATASE, K: 394, D: 643-A/1559, F: 1-9; K: 3471, D: 195-150, F: 8-13; K: 5103, D: 28/264,F: 8.

70            Mehmet Zihni Efendi, Ni'met-i İslâm, istanbul-1986, s. 773-776, 814.

71            ATASE, K: 4391, D: 157/48, F: 1-1.

72            ATASE, K: 404, D: 189/1592, F: 4-2.

73            ATASE, K: 4026, D: 216/237-B, F: 1-32.

74            ATASE, K: 5103, D: 28/264, F: 13; K: 404, D: 189/1592, F: 11.

75            ATASE, K: 368, D: 645/1467, F. 8-4.

76            ATASE, K: 3471, D: 195-A/150, F: 12-1.

77            ATASE, K: 404, D: 189/1592, F: 9-2.

78            ATASE, K: 404, D: 189/1592, F: 9-2.

79            ATASE, K: 404, D: 189/1592, F: 9-2.

80            ATASE, K: 404, D: 189/1592, F: 28-2.

81            ATASE, K: 404, D: 189/1592, F: 5.

82            ATASE, K: 5103, D: 28/264, F: 16, 16-30.

83            ATASE, K: 5103, D: 28/264, F: 15.

84            ATASE, K: 404, D: 189/1592, F: 15-1.

85            ATASE, K: 404, D: 189/1592, F: 15-1, 35.

86            ATASE, K: 404, D: 189/1592, F. 28-1.

87            ATASE, K: 404, D: 189/1592, F: 28-2.

88            ATASE, K: 404, D: 189/1592, F: 22-6.

89            ATASE, K: 5103, D: 28/264, F: 15-5, 15-6; K: 368, D: 645/1467, F: 10-1, K: 3471, D: 195-A/150, F. 8-4.

90            ATASE, K: 404, D: 189/1592, F: 15-1.

91            ATASE, K: 404, D: 189/1592, F: 1-35.

92            ATASE, K: 404, D: 189/1592, F15-1, 35.

93            ATASE, K: 404, D: 189/1592, F: 15-1, 35.

94            ATASE, K: 368, D: 645/1467, F: 8-14, 8-15.

95            ATASE, K: 404, D: 189/1592, F: 32-2.

96            ATASE, K: 404, D: 189/1592, F. 22-6.

97            Hülya Toker, "Birinci Dünya Savaşı'nda Mekke Emiri Şerif Hüseyin'in İsyanı"Beşinci Askeri Tarih Semineri Bildirileri, Ankara-1996, s. 213-214.

98            K: 368, D: 645/1467, F: 8-8, 8-9.

99            Toker, a.g.m, s. 199-200.

100        ATASE, K: 3471, D: 195-A/150, F. 8-4; K: 394, D: 643-A/1559, F: 1-22.

101        ATASE, K: 3471, D: 195-A/150, F. 8-11, K: 394, D: 643-A/1559, F: 1-1; K: 4064, D: 366/2,F: 3.

102        ATASE, K: 404, D: 189/1592, F: 23.

103        ATASE, K: 5103, D: 28/264, F. 2.

104        ATASE, K: 394, D: 643-A/1559, F: 1-22.

105        ATASE, K: 5103, D: 28/264, F15-5, 15-16.

106        ATASE, K: 3443, D: 195-A/45, F: 4-4.

107        ATASE, K: 404, D: 189/1592, F: 15-1, 35.

108        ATASE, K: 394, D: 643-A/1559, F: 1-22.

109        ATASE, K: 404, D: 189/1592, F: 22-6.

110        ATASE, K: 3443, D: 195/45, F: 7-2; K: 394, D: 643-A/1559, F: 1-15.

111        ATASE, K: 3471, D: 195-A/150, F: 17-2.

112        ATASE, K: 404, D: 189/1592, F: 7-16.

113        ATASE, K: 3443, D: 195-A/45, F: 5-4.

114        ATASE, K: 3443, D: 195-A/45, F: 5-5.

115        ATASE, K: 3443, D: 195-A/45, F: 5-4.

116        ATASE, K: 404, D: 189/1592, F: 21-1.

117        ATASE, K: 394, D: 643-A/1559, F: 1-22.

118        ATASE, K: 394, D: 643-A/1559, F: 1-66.

119        ATASE, K: 394, D: 643-A/1559, F: 1-66.

120        ATASE, K: 394, D: 643-A/1559, F: 1-9; K: 3471, D: 195-A/150, F: 8-13; K: 5103, D:28/264, F:   8.

121        ATASE, K: 3471, D: 195-A/150, F: 2.

122        ATASE, K: 3443, D: 195-A/45, F: 5-1, 5-2, 5-4.

123        ATASE, K: 3471, D: 195-A/150, F. 18.

124        ATASE, K: 404, D: 189/1592, F: 7-13, 7-14, 12-2.

125        ATASE, K: 404, D: 189/1592, F: 12-1.

126        ATASE, K: 368, D: 645/1467, F: 4-1.

127        ATASE, K: 368, D: 645/1467, F: 7-16.

128        ATASE, K: 404, D: 189/1592, F: 14-1.

129        ATASE, K: 404, D: 189/1592, F: 21-1.

130        ATASE, K: 404, D: 189/1592, F: 1-1.

131        ATASE, K: 404, D: 189/1592, F: 14-1.

132        ATASE, K: 404, D: 189/1592, F: 7-12.

133        ATASE, K: 404, D: 189/1592, F: 7-13, 13-8.

134        ATASE, K: 404, D: 189/1592, F: 21-1.

135        ATASE, K: 3443, D: 195/45, F: 11-2.

136        ATASE, K: 1837, D: 44/41, F: 1-15.

137        ATASE, K: 4391, D: 154/48, F: 5-5.

138        ATASE, K: 3443, D: 195/45, F: 18.

139        ATASE, K: 404, D: 189/1592, F: 7-10.

140        ATASE, K: 4391, D: 157/48, F: 2-1, 2-2.

141        ATASE, K: 3471, D: 195-A/150, F: 13, 13-1.

142        ATASE, K: 4026, D: 213/237-B, F: 6-1.

143        ATASE, K: 4026, D: 213/237-B, F: 6-1, 6-4.

144        ATASE, K: 4174, D: 61, F: 2-5.

145        ATASE, K: 4391, D: 157/45, F: 2-17.

Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv     
3603 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın