• Anasayfa
  • https://www.facebook.com/tarihtarihyayinevi/
  • https://twitter.com/tarihyayinevi
I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı Devleti'nin Azerbaycan ve Dağıstan'a Askeri ve Siyasi Yardımı / Dr. Nâsır Yüceer

Devletin yönetimini âdeta tek başına elinde tutan Enver Paşa'nın iradesiyle 2 Ağustos 1914'te Almanya ile gizli bir ittifak Antlaşması yapılınca Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı'na girmesi kaçınılmaz olmuştu. Bunun hemen akabinde Amiral Şuson (Souchon) komutasındaki Goben ve Breslav adlı Alman zırhlılarının Çanakkale Boğazı'ndan geçerek İstanbul'a gelmesi ve Enver Paşa'nın emriyle Türk donanmasıyla birlikte Karadeniz'e açılarak 29 Ekim 1914'te Rusların Sivastopol, Odesa, Novarosisk ve Kefe deniz üslerini bombalaması İtilâf Devletlerinin Osmanlı Devleti'ne savaş ilân etmesine neden oldu. Osmanlı Devleti de 11 Kasım 1914'te İtilâf devletlerine savaş ilân ettiğini açıklamasıyla; dört yıl boyunca yedi değişik cephede imparatorluğun yıkılmasıyla sonuçlanacak bir savaşın içinde buldu kendisini. Bu savaşta önemli cephelerden biri şüphesiz Ruslarla çetin muharebelerin yapıldığı Kafkas cephesidir.

Odesa ve Sivastopol'un bombalanmasından sonra doğuda Türk sınırındaki Rus birlikleri harekât ve faaliyetlerini artırmış, 1 Kasım 1914 sabahı Rus birlikleri Musun, Narman, Kötek ve Kaleboğazı bölgelerinden Türk sınırını geçerek savaşı başlatmışlardır.1 Bunun üzerine savaşı Kafkaslara taşıyacak Sarıkamış taarruzuyla 22 Aralık 1914 tarihinde başlayan muharebeler 14 Ocak 1915 tarihinde 3. Ordu birliklerinin soğuk hastalık ve donanım yetersizliği gibi faktörlerin de etkisiyle önemli bir kısmının yok olmasıyla dramatik bir şekilde bozgunla sonuçlanmıştır.

Sarıkamış mağlubiyeti sonucu çok güçsüz duruma düşen 3. Ordu karşısında Rus Kafkas Ordusu 1915 ve 1916 yıllarında sağladığı üstünlükle taarruzlarını geliştirerek Doğu Karadeniz ve Doğu Anadolu'nun önemli bir bölümünü işgal etti. Rus ordusunun bu üstünlüğü Rusya'nın iç bünyesinde yaşanmaya başlayan buhranla 1917 yılında yavaş yavaş kaybolmaya başladı.

Rusya'da 12 Mart 1917'de meydana gelen İhtilâl sonucu çarlığın devrilmesi ve Rusya'nın içine düştüğü siyasî ve sosyal çalkantılar, orduda da etkisini göstermeye başlamıştı. Nihayet 7 Kasım 1917'de meydana gelen Bolşevik İhtilâli, olaylara yeni bir yön vermişti. Bolşevik İhtilâli sonrasında Rus siyasetinin değişmesiyle Kafkas cephesinde barış imkânı ortaya çıkmıştı. Alman cephesinde büyük darbeler yiyen Rus ordusunun durumu çok kötüleşmişti. Bolşevik Rus idarecilerinin müracaatı üzerine Almanya mütarekeyi kabul etti. 15 Aralık 1917'de Brest-Litovsk şehrinde bir taraftan Almanya, Avusturya, Bulgaristan ve Osmanlı Devleti, diğer taraftan da Rusya arasında mütareke yapıldı ve barış görüşmelerine başlandı. Öte yandan Türk-Rus Kafkas cephesinde de 18 Aralık 1917'de Erzincan Mütarekesi akdedildi. Erzincan Mütarekesi'nin imzalanmasının ardından Rus ordularının işgal ettikleri bölgelerden çekilmeye başlamalarıyla, bu bölgeler, Ermeni çetelerinin faaliyet alanı hâline geldi. Cepheden çekilen Rus birliklerinin yerini mütareke hükümlerine aykırı olarak Ermeni çeteleri alarak, Rus işgal bölgesindeki Türk nüfusa karşı büyük çaplı bir imha hareketine giriştiler. Gayeleri buralarda Ermeni çoğunluğunu meydana getirmekti. Bölgedeki Türklerin can ve mal emniyeti kalmamıştı. Bu durumda, Türk ordusunun harekete geçmesi bir zorunluluk hâline gelmişti.2

Bolşevik İhtilâli'nin meydana getirdiği yönetim boşluğu Kafkaslar'da da hissedildi. Bundan kaynaklanan anarşi ve terörün yaygınlaşmasından endişelenen Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan ileri gelenleri 11 Kasım 1917'de Tiflis'te bir araya gelerek Maverayı Kafkasya'nın durumunu görüşmeye başladılar. Toplantıda bir konuşma yapan Gürcü temsilci Noy Jordaniya özetle şunları söyledi: "Son yüzyılda Transkafkas, Rusya ile omuz omuza çalışmıştır ve kendini Rusya Devleti'nin ayrılmaz bir parçası kabul etmiştir. Şimdi bize bedbahtlık yüz vermiştir. Rusya ile ilişkiler kesilmiş ve Transkafkas tek kalmıştır. Biz ayağa kalkmalıyız ve kendimizi kurtarmalıyız ya da anarşinin kucağında mahvolmalıyız". Neticede Jordaniya Transkafkası felaketten kurtarmak için üç unsurun bir araya gelmesiyle bir hükûmetin kurulmasını teklif etti ve toplantıda Transkafkas Hükûmetinin kurulması kabul edildi. 14 Kasım'da hükûmetin kurulduğu ilân edilerek bakanlar kurulu açıklandı. Kabinede; Eğitim, Adalet, Ticaret ve Sanayi, Ulaştırma ve Kanunlara Nezaret Bakanlığı Azerbaycan'a verilmişti.3

Güney Kafkasya'yı yönetmek için üç milletin katılımıyla oluşturulan bu konfederasyon sağlam bir yapıya sahip değildi. Aralarında tarihî ihtilaflar olan bu unsurlar arasında bir birlik yoktu ve tarihi şartlar neticesinde mecburiyetten bir araya gelmişlerdi. Bu milletlerin yakın ve uzun vadeli değişik hedefleri vardı.

Gürcüler ve Ermeniler için en önemli sorun Türkiye ile Kafkas cephesinin tasfiyesi iken Azerbaycan Türkleri, memleketlerinin merkezi ve en büyük şehri olan Bakû'nün Bolşeviklerden bir an evvel kurtarılması için çalışıyorlardı. Gürcü ve Ermeniler ve kendi içlerinde serbest hareket ederek, her biri millî teşkilâtlarını kurmuş ve millî amaçlarını gerçekleştirme yolunu tutmuşlardı. Fakat içlerinde vaziyeti en kötü olanlar Azerbaycan Türkleriydi. Çünkü Ermeniler ve Gürcüler eski çarlık ordularında bulunan subay ve askerlerini toplayarak kendi ordularını teşkil ettikleri hâlde Azerbaycan Türkleri bundan mahrum kaldı. Çünkü çarlık döneminde Rus ordularına buradaki Türklerden asker alınmıyordu. Dolayısıyla bir asırdan fazla süren Rus idaresinde, Azerbaycan Türkleri askerliği unutmuşlardı.4

Brest-Litovsk görüşmelerinde Osmanlı Hükümetinin Kars, Ardahan ve Batum üzerindeki istekleri, Sovyet Rusya Hükümetince kabul edilmeyince görüşmeler 10 Şubat 1918'de kesilmişti. Bunun üzerine Enver Paşa'nın emriyle 3. Ordu Komutanı Vehip Paşa Ermeni birliklerine karşı ileri harekâta geçti ve 1914 yılındaki Türk-Rus sınırına ulaşıldı. Türk ordusunun ilerleyişi karşısında 3 Mart 1918 yılında Sovyet Rusya hükûmeti Brest-Litovsk Antlaşması'nı imzaladı. Bu antlaşma ile Kars, Ardahan ve Batum Osmanlı Devleti'ne bırakıldı. Brest-Litovsk Antlaşması'nın hükümlerinin tatbiki için Vehib Paşa Transkafkas Hükümetine 10 Mart 1918'de bir nota vererek, Ermeni ve Gürcü birliklerinin Kars, Ardahan ve Batum'dan çekilmesini istedi. Fakat Gürcüler Batum'un, Ermeniler Kars'ın Osmanlı Devleti'ne verilmesine karşı çıktılar. Aynı zaman Brest-Litovsk Antlaşması'nı tanımadıklarını ilân ederek Osmanlı Devleti ile bu meselenin çözümü için görüşmeler yapılmasını teklif ettiler. Osmanlı Hükümeti bu teklifi kabul ettiğini bildirdi.5 Kars, Ardahan ve Batum'un geleceğine dair görüşmelerin Trabzon'da yapılması kararlaştırıldı. Konferans 14 Mart 1918'de resmen açıldı. Transkafkas Hükümeti konferansta Gürcü Çhenkeli'nin başkanlığında bu üç millete mensup 43 kişilik bir heyetle temsil edildi. Konferansta sorunlarını dile getirmek ve Osmanlı yardımını temin etmek için Dağıstan'dan gelen delegeler de vardı. Görüşmelerde Osmanlı Hükümeti'ni Adliye Nazırı Halil (Menteşe) Bey ile Albay Hüseyin Rauf (Orbay) temsil ediyordu. Konferansın açılış konuşmasını yapan Albay Rauf Bey Osmanlı Devleti'nin Transkafkasya'da barışı esas alan iyi ilişkiler kurmak isteğini belirterek, Kafkasya'da kurulan bu hükümetin yönetim şekli ve siyasî niteliğinin açıklığa kavuşmasını istedi. Çünkü Transkafkas Hükümeti ve parlâmentosu olan Seym Meclisi bağımsız bir devlet olduğunu dünyaya ilân etmemişti. Ayrıca Sovyet-Rusya ile olan bağlantısının niteliğini de açıklamamıştı. Ortada belirsiz bir durum mevcuttu. Transkafkas Hükümeti temsilcileri bu belirsiz durumu açıklamada güçlük çekiyorlardı. Geçen zaman içerisinde Seym Meclisi'nde bulunan bütün gruplarda bağımsızlığın ilân edilmesi eğilimi doğdu. 22 Nisan 1918'de meclis büyük çoğunlukla Transkafkas Demokratik Federetif Cumhuriyeti'ni ilân etti. Transkafkas temsilcileri bir ay süren görüşmelerde Brest-Litovsk Antlaşması'nın Kars, Ardahan ve Batum'a ilişkin hükümlerini kabul etmemişler ve Trabzon Konferansı herhangi bir antlaşmaya varılmadan 14 Nisan 1918'de sona ermişti. Osmanlı Devleti antlaşma şartlarını kuvvet kullanarak yürürlüğe koymaya mecbur kaldığından Türk ordusu ileri harekâtına devam etti ve Kars, Ardahan ve Batum Osmanlı sınırlarına dâhil edildi.6

 

2. Batum Barış Konferansı ve Transkafkas Hükümetinin Dağılması

 

Trabzon Konferansı'nın bir sonuç alınmadan dağılması üzerine 3. Ordunun ileri harekâtından sonra ortaya çıkan yeni askerî ve siyasî sorunların görüşüleceği Batum Konferansı 11 Mayıs 1918'de başladı. Transkafkas Hükümeti konferansa 45 kişilik heyet göndermişti. Heyetin bu kadar kalabalık olması Transkafkas Hükümetinin içinde bulunduğu siyasî karışıklığı yansıtıyordu. Transkafkas Konfederasyonu'nun parlâmentosu olan Seym Meclisi'ndeki millî gruplara dâhil olan her siyasî parti kendisini temsil edecek bir üye gönderme fikrine sahip idi. Bu partilerin birbirlerine olan güvensizliğini gösteriyordu. Ancak asıl temsil görevini altı kişi üstlenmişti. Bunlar Gürcistan'da Başbakan ve Dışişleri Bakanı sıfatıyla heyet başkanı Chenkeli ve Nikoladzo, Azerbaycan'da Mehmet Emin Resulzade ve Mehmet Hasan Hacinski, Ermenistan'dan Kaçaznuni ve Hatisyan idi. Konferansa Osmanlı Devleti ve Almanya'nın da uygun görmesiyle Kuzey Kafkas Dağlılar İttifakı'nı temsilen Haydar Bammat, Abdülmecit Çermoyef, Temirhanov ve Gandemirov katılmışlardı. Alman heyetinde Fon Lossov eski Tiflis Elçisi Kont Şulenberg, Yakın Doğu uzmanı diplomat Von Vezenberg bulunmuyordu. Osmanlı Devleti Adliye Nazırı Halil (Menteşe) Bey başkanlığında bir heyeti konferansa göndermişti. Bu heyette 3. Ordu Komutanı Vehip Paşa da yer almıştı.7

Konferansın açılış konuşmasını Halil Bey yaptı. Mevcut durumu ve Osmanlı Devleti'nin isteklerini sıraladı. Halil Bey, Transkafkas Hükümeti Brest-Litovsk Antlaşması'nın şartlarına uymadığından anlaşma ile kazanılmış hakların ancak kuvvet yoluyla elde edildiğini bu durumda Osmanlı çıkarlarının mevcut durum karşısında yeniden değerlendirilip belirlendiğini belirterek on iki madde ve üç ilâveden ibaret olan Osmanlı Devleti ile Transkafkas Cumhuriyeti arasında barış ve dostluk hakkında antlaşma metnini müzakere için Transkafkas temsilcilerine takdim etti. Antlaşma metninde Osmanlı Devleti savaşta verdiği kayıplara karşılık olarak yeni topraklar talep ediyordu. Bu talepler Ahıska, Ahılkelek, Aleksandrapol, Eçmiedzin kazaları ve Kars-Aleksandrapol-Culfa demir yolunu ihtiva ediyordu.8

Osmanlı Devleti Brest-Litovsk Antlaşması ile belirlenen sınırın ötesinde toprak taleplerinde bulunmakla çarlık Rusyası'nın yıkılmasından sonra Kafkaslar'da ortaya çıkan bu tarihî fırsattan azamî ölçüde yararlanmayı amaçlamaktadır. Tiflis merkezli Transkafkas Konfederasyonun'un çok zayıf bir yapı arz etmesi Osmanlı Devleti'ni cesaretlendiren bir başka faktördür. Ancak Osmanlı isteklerinin bu şekliyle kabul edilmeyeceği Transkafkas Hükümeti temsilcileri tarafından ifade edildi.

Görüşmeler sırasında Gürcülerle Ahıska ve Ahılkelek bölgelerinde çarpışmalar olurken, Gümrü-Culfa demir yolundan yararlanma talebini Ermeniler kabul etmediği için, 1., 2. Kolordu Grup Komutanı Yakup Şevki Paşa, bu bölgelerdeki Türk birliklerine harekât emri vermiş ve 15 Mayıs'ta Gümrü, 28 Mayıs'ta Karakilise ele geçirilmişti. Bu başarılarla bir yandan Batum'daki Transkafkas heyeti, Türk isteklerini kabule zorlanırken, bir yandan da adı geçen bölgelerde Ermenilerin yaptığı katliam durdurulmuştu. Türk birlikleri Erivan ve Tiflis istikametinde ilerleme kaydetmelerine rağmen Transkafkas heyeti Halil Menteşe Bey'in ileri sürdüğü şartları kabul etmemişti.9

Bu durum karşısında Halil Bey tutumunu sertleştirdi ve Transkafkas heyeti başkanı Çhenkeli'ye bir nota verdi. Kafkaslardaki mevcut durumu yansıtan söz konusu notada şu ifadeler yer alıyordu: "zatı âlilerine malüm olduğu üzere Kafkas'ın durumu çok kritik ve karışıktır ve çözümlenmeye muhtaçtır. Bakü ve etrafında yüz binlerce Türk ve Müslüman kendilerine inkılâpçı diyen vicdansız haydutların kanlı pençesinde inliyor. Bu zavallıları tehdit eden, düzelmesi imkânsız felaket günden güne artmaktadır. Sayısız müteşekkil haydut güçlerinin tecavüzüne maruz kalan Kafkasın başka bölgelerindeki Türk ve Müslüman halkın durumu hiç de ümit verici değildir. Reis hazretleri, kabul edersiniz ki, bu adı taşımaya lâyık olan hiçbir hükümet, komşu olduğu bir arazide böyle katliamların cezasız kalmasına dayanamaz ve yine kabul ediniz ki, Kafkası mahveden bu anarşi münasebetiyle Devlet-i Ali-i Osmaniye'nin durumu çok naziktir. Çünkü bu anarşi Devlet-i Ali-i Osmaniye'nin halkı ile aynı ırk ve dine mensup bir halkın asayişi ile dahi alakası vardır. Diğer taraftan genel harbin gereği olarak Devlet-i Aliye kendi ordusunu diğer cephelere Kafkas yolu ile göndermek mecburiyeti karşısındadır. Bu da şimdiki muayyen olmayan duruma son vermeyi gerektiriyor."10 Halil Bey bu notaya ilâveten Osmanlı Devleti'yle kalıcı bir barışın yapılabilmesi için Transkafkas Konfederasyonu'nu teşkil eden her toplumun kendi bağımsız devletlerini ilân etmeleri gerektiği şeklindeki yeni yaklaşımıyla görüşmelere değişik bir boyut kazandırdı.

Zaten millî çıkarları birbirleriyle çatışan bu üç toplumun zoraki gerçekleşen bu beraberliği devam ettirme hususunda istekleri de zayıflamıştır. Çünkü Ermeniler ve Gürcüler Türk ordusunun ilerleyişine Ermeniler ve Gürcüler engel olmaya çalışırken, Azerbaycan ileri gelenleri Osmanlı idarecilerini teşvik etmekteydiler. Bu durum karşısında Transkafkas Konfederasyonun'un meclisi "Seym" 26 Mayıs 1918'de yaptığı son toplantısında konfederasyonu feshetmiştir; aynı gün Gürcüler ve Ermeniler kendi müstakil devletlerini ilân etmişlerdir. 28 Mayıs 1918 tarihinde de Azerbaycan bağımsızlığını ilân etti. Yeni kurulan bu üç devletten Gürcistan'ın başkenti Tiflis, Ermenistan'ın başkenti ise Erivan idi. Azerbaycan Cumhuriyeti'nin başkentinin Bakü olması gerekirdi. Ancak, burası, 31 Aralık 1917'de "Kafkas fevkalâde komiseri" olarak Petrograd'dan gönderilen Ermeni komünistlerinden Stephan Şaumyan'ın düzenlediği bir darbe ile Azeri yönetiminin devrilmesiyle 18 Mart 1918'de Bolşeviklerin yönetimine girdi. Bu sebeple Azerbaycan Cumhuriyeti'nin başkenti geçici olarak Gence oldu.

28 Mayıs'ta bağımsızlığını ilân eden Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti'nde Transkafkas Konfederasyonu meclisi olan Seym'de bulunan Azerbaycanlı üyelerden bir "Millî Meclis" meydana getirildi. Bu meclisin başkanlığına Mehmet Emin Resulzade seçildi. Sekiz bakandan oluşan Azerbaycan Hükümetinin ilk başbakanı Feth Ali Han Hoyski oldu.11

30 Mayıs 1918'de Azerbaycan Cumhuriyeti'nin kurulması hakkında Başbakan Hoyski'nin imzaladığı bildiri bütün ülkelerin dışişleri bakanlıklarına gönderildi. Azerbaycan Devleti'nin bağımsızlığını ilân etmesi Rusya ve İran'ı rahatsız etmişti. İran yetkilileri kesin belirlenmemiş sınırlar içerisinde yeni kurulmuş devletin Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti olarak adlandırılmış olmasının Osmanlı Devleti'nin yardımıyla Güney Azerbaycan'la birleşebileceği yönünde bir hazırlık olduğundan İran yetkilileri şüpheleniyorlardı. 4 Haziran 1918'de imzalanan Dostluk Antlaşması bu şüpheleri daha da artırmıştı. İran'ın duyduğu rahatsızlığa son vermek için Azerbaycan Hükümeti dış yazışmalarında Kafkas Azerbaycan'ı ifadesini kullanmaya başladı.12

Kafkasya'daki siyasî gelişmeler, Sovyet Rusya ve Almanya'nın tasvip etmemesine rağmen Enver Paşa'nın istediği şekilde Osmanlı Devleti'nin lehine sonuçlandı. Bağımsızlıklarını ilân eden Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan ile 4 Haziran 1918'de ayrı ayrı barış antlaşmaları imzalandı. Bu antlaşmalarda Gürcistan ve Ermenistan'ın güçlü bir devlet olarak ortaya çıkmamalarına özellikle dikkat edilmiştir.

Gürcistan'la yapılan antlaşmaya göre Brest-Litovsk barışıyla tespit edilen sınır Osmanlı Devleti'nin lehine daha da genişliyordu. Osmanlı Devleti Batum şehrinden başka Ahıska ve Ahılkelek kazalarını almak suretiyle bu bölgedeki sınırını 1828'deki genişliğe ulaştırıyordu. 13

Osmanlı Devleti, Ermenistan ve Azerbaycan arasında yapılan antlaşma ile 1877'deki sınır esas kabul edilmiştir. Böylece; Gümrü-Culfa demir yolu Osmanlı Devleti'ne geçmekte, Tebriz ve Kuzey İran'la irtibat sağlanıp buraya kuvvet sevkıyatı rahatça yapılabilmekte idi. Ayrıca Culfa Nahcivan bölgesinin elde edilmesiyle Azerbaycan'la komşuluk kurulup yardımlaşma kolayca sağlanabilecekti. Osmanlı Devleti'nin Gürcistan ve Ermenistan ile imzaladığı antlaşmalarda yukarıda belirtilen hususlardan başka; bu iki devletin ordusunun Osmanlı Devleti'nce uygun görülecek büyüklükte olması, demir yollarının Türk ordusu tarafından kullanılabilmesi, dolayısıyla bu devletlerin topraklarına girilip oralardan geçilmesi, Osmanlı Devleti'yle savaşan devletler uyruklularının sınır dışı edilmesi gibi hükümler de yer alıyordu.14


Osmanlı Devleti ile Azerbaycan Cumhuriyeti arasında Kars, Ardahan ve Batum'un statüsünün görüşüldüğü Trabzon Konferansı'nda başlayan yakınlaşma Batum görüşmelerinde iyice artmış; iki devlet arasında siyasî, askerî, hukukî, iktisadî alanları kapsayan bir antlaşma imzalanmıştır. Yapılan antlaşmanın birinci maddesinde; Osmanlı Devleti ile Azerbaycan Cumhuriyeti arasında daima bir kardeşlik ve dostluk var olacağı vurgulanmakta, ikinci maddesinde; Azerbaycan'ın Gürcistan, Ermenistan ve Osmanlı Devleti'yle olan sınırları ayrıntılı biçimde belirtilmektedir. Antlaşmanın diğer önemli maddeleri ise şunlardır:

Azerbaycan Cumhuriyeti tarafından istenildiğinde Osmanlı Devleti intizam ve asayiş temin etmek için bu ülkeye asker gönderebilecektir.

Azerbaycan Cumhuriyeti sınırları içerisinde hiçbir çetenin kurulmasına ve faaliyetine meydan verilmeyecektir.

 

İki taraf, demir yollarının işletilmesi ve kullanılmasında birbirine kolaylık gösterecektir.

 

Antlaşmanın 7'nci, 8'inci ve 9'uncu maddelerinde; konsolosluk, hukukî ve ekonomik faaliyetlerle posta ve telgraf işlerine dair iş birliğini ön gören antlaşmaların yapılması kararlaştırılmıştır.

Esas antlaşma metnine ek olarak askerlik işlerine ait antlaşma da yapılmıştır. Buna göre; Azerbaycan Cumhuriyeti, Osmanlı Devleti ve onun müttefikleriyle savaşan devletlerin bütün memurlarını sınır dışı ederek, savaş devam ettiği müddetçe bunları devlet hizmetine almayacaktır.

Osmanlı Devleti Azerbaycan Cumhuriyeti sınırları dâhilinde askerî amaçlı her türlü nakliyatı ve sevkıyatı serbestçe yapabilecekti ve bu amaçla demir ve kara yollarından yararlanabilecekti.

Ayrıca petrol mecralarının mevcut durumlarının korunması hususunda Osmanlı Devleti ile Azerbaycan ve Gürcistan Cumhuriyetleri arasında bir itilâfname imzalamıştır.

Bu antlaşmaları Osmanlı Devleti adına Adliye Nazırı Halil Menteşe ile 3'ncü Ordu Komutanı Mehmet Vehip Paşa, Azerbaycan Cumhuriyeti adına ise Dışişleri Bakanı Mehmet Hasan Hacinski ile Millî Meclis Başkanı Mehmet Emin Resulzade imzalamıştır.15

Görüldüğü gibi Osmanlı Devleti yeni kurulan ve en önemli hayat kaynakları işgal altında bulunan Azerbaycan Cumhuriyeti'ni siyasî ve askerî alanda desteklemiş, onu meşru bir devlet olarak tanımış, bu zor günlerinde ayakta durmasına yardımcı olmuştur. Yapılan bu antlaşmalar, aralarında soy ve kültür birliği olan bu iki devletin uzun bir ayrılıktan sonra birbirlerine yakınlaşmalarını sağlamıştır. Nahcivan ve Karabağ yoluyla coğrafî yakınlaşmanın da tesis edilmesiyle bu antlaşmalarla gelecek için tam bir dayanışma ve yardımlaşmanın temelleri atılmıştır.

 

3. Azerbaycan'ın Durumu


Osmanlı Devleti'nin siyasî desteğiyle Azerbaycan Devleti kurulmuştu fakat Azerbaycan'da yaşayan Türklerin, içinde bulunduğu tehlikelere karşı vatanı koruyarak istiklâllerini sürdürecek bir askerî kuvvetleri bulunmuyordu. Çünkü; çarlık Rusya'sı idaresi altında yaşayan Türklerin (bazı istisnalar dışında) kültürel, ilmî, iktisadî ve askerî sahalarda ilerlemelerine bilinçli olarak engel olunmuştur. Çarlık Rusya'sı, devlete olan bağlılıklarına şüphe ile baktığı Türkleri genelde askere almamış, onlara silâh vermeyerek yıllarca askerlik mesleğinden uzak tutmuş ve onların bu sahada gelişmelerini büyük ölçüde önlemişti. Bu kısıtlamalara rağmen Rus ordusunda 200'den fazla subay ve Samed Mihmandarov, Ali Ağa Şıhlinski ve Hüseyin Nahcivanski gibi generaller görev yapmışlardır. Askerî sahada hâl böyle iken, devlet yönetimi ve bürokrasiden de Türkler mümkün olduğunca uzak tutulmuşlardır. Türklerden kaymakam olan, emniyet teşkilâtında görev yapan çok nadir olup, ulaştıkları en yüksek devlet memuriyeti mütercimlikten öteye gidememiştir. Buna mukabil Ermeni ve Gürcüler askere alınmışlar, bu alandaki yeteneklerini geliştirmişlerdir. Bunlardan Rus ordusunda görev yapan çok sayıda subay ve general de yetişmiştir. Aynı zamanda, her türlü devlet işinde görev alarak aralarından yüksek bürokratlar ve valiler de çıkmıştır.16

Yıllardır çarlık rejiminin baskıcı yönetiminde yaşamak zorunda kalan Azerbaycan Türkleri, Bolşevik İhtilâli'ni yeni bir dönemin başlangıcı olduğunu düşündükleri özellikle demokratik aydınlar sevinçle karşılamışlardır. Mehmet Emin Rezulzade'ye göre: 1917 Devrimi mahküm sınıflara hürriyet, mahküm milletlere muhtariyet verecekti. Bolşevik ihtilâlin akabinde Bakü'de yaşayan muhtelif gruplar, petrol sanayicileri ittifakı da dâhil olmak üzere şehri idare etmek için sosyal teşkilâtların yürütme komitesini kurdular. Artık legal bir hâl kazanan Bolşeviklerin faaliyetleri de gelişmeye başladı. Ancak onlar henüz Bakü Konseyi'nde azınlıkta bulunmuyorlardı. 6 Mart 1917'de 52 bin işçi tarafından seçilmiş Bakü Konseyinin 52 üyesinin 9'unu Bolşevik Parti üyeleri oluşturuyordu. Buna rağmen gıyabında Konsey Başkanı seçilen Lenin'in güvendiği Bolşeviklerden Ermeni asıllı Stephan Şaumyan mevcut şartların gereği olarak yerini karşılıklı antlaşma esasına göre eserlerin lideri Sako Saakyan'a verdi.17 Geçen bir yıl zarfında Bakü'de Türklerin aleyhine başını Ermeni Taşnaksutyun Partisi'nin çektiği Ermeni ve Bolşevik Ruslar da meydana gelen güçlü bir ittifak oluşmaya başladı. Lenin'in haklara özgürlük vadeden beyannamesinin uygulamaya yansımayacağının işaretleri alınmaya başlamıştı. Sovyet Rusya için Bakü petrolleri hayati bir öneme sahipti. Birinci Dünya Savaşı'nın ve ihtilâlin etkisiyle çökme noktasına gelen Sovyet-Rusya ekonomisi ancak Bakü petrolleriyle güç kazanabilirdi. Bu sebeple Kafkasya'nın özellikle Bakü'nün elde tutulması için Sovyet liderleri gerekli tedbirleri almakta gecikmediler. Lenin Stephan Şaumyan'ı geniş yetkilerle donatarak Bakü'ye gönderdi. Şaumyan, Bakü'de bulunan Rus işçilerine ve Taşnaksutyun Partisi'nin yönlendirdiği Ermenilere dayanarak 18 Mart 1918'de Bakü'yü muhtelif sosyal sınıflar adına yöneten komiteyi devirerek idareyi ele geçirmiştir.18 Şaumyan Bakü'yü yeniden Sovyet-Rusya idaresine sokmak için, baskı ve terörü takip ettiği politikanın bir aracı olarak kullanmaya başladı ve Türklere karşı geniş kapsamlı bir sindirme hareketi başladı. Ermeni ve Ruslardan oluşturduğu Bolşevik İttifak, Azerbaycan bağımsızlığının en büyük siyasî partisi olan Müsavat Partisi'nin sosyal tabanını yok edip önce Bakü'de daha sonra aşama aşama bütün Transkafkas'ta egemen olmayı plânlıyordu. Bu plânın ilk aşaması olarak 30 Mart-1 Nisan 1918 tarihlerinde Ermeni-Bolşevik birlikleri Bakü'de 12.000 Türk'ü katlettiler.


Aynı tarihlerde bu katliam hareketleri bazı kazalarda da gerçekleştirildi. Şamahı kazasında katledilen 8000 kişiden 1653'ünü kadınlar 695'ni çocuklar oluşturuyordu. Azerbaycan'ın genelinde 1918 yılının yaz aylarında Ermeni-Bolşevik terörü 50.000'den fazla Türk'ün canını almıştır. Kanlı Mart olaylarından sonra Stephan Şaumyan'ın kurduğu Bakü Halk Komiserleri Sovyet'inin anti-Türk siyaseti Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti'ne Osmanlı Devleti'nin askerî yardımını zorunlu hale getirmişti. 19 Bakü'deki Bolşevik Şaumyan idaresinin teşkil ettiği ve çoğunluğu Ermenilerden oluşan Bolşevik kuvvet, Azerbaycan topraklarını işgale başlayarak Gence istikametinde ilerlemeye başlamışlardı. Diğer yandan Gümrü ve Karakilise muharebelerinden mağlüp olarak çekilip Azerbaycan topraklarına giren Ermeni kuvvetleri ve Azerbaycan'da yaşayan Ermeniler, Karabağ ve Gence havalisinde terör estirip masum, silâhsız halkı katlediyorlardı. Bu şekilde doğudan ve batıdan aynı unsurun istilâsına maruz kalan Azerbaycan Hükümeti, Gence'de çok az milis kuvvetiyle çaresizlik içinde bu tehlikelere karşı koymaya çalışıyordu. Azerbaycan topraklarının işgalden kurtarılması, Osmanlı Devleti'nin yapacağı askerî yardımla mümkün olabilirdi.

 

4. Osmanlı Devleti'nin Azerbaycan'a Yardımı

 

Transkafkas Konfederasyonu'nun dağılmasıyla kurulan Gürcistan ve Ermenistan'ın siyasî ve askerî teşkilâtlanması Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti'ne oranla daha iyi durumda idi. Ermeni ve Gürcü millî ordusunun kurulması kolaylıkla gerçekleşti. Çünkü Kafkas Cephesi'nde Rus ordusunun bünyesinde özellikle Ermenilerden teşkil edilmiş gönüllü birlikler bulunuyordu. Rus ordusunda görev yapan Ermeni subaylardan bu ordunun komuta kademesi oluşturuldu. Ermeni millî emellerini gerçekleştirmek için kurulan bu ordu esasen kurulduğu andan itibaren maceracı ve Türk düşmanı katı millîyetçi dairelerin emrinde hareket etti ve mevcudu 17 bini bulan bu Ermeni birlikleri Azerbaycan Türklerine karşı terör faaliyetlerine başladı.20 Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının başta Bakü olmak üzere önemli bir kısmı işgale uğradı. Bakü'den batı istikametine taarruza geçen çoğunluğunu Ermenilerin meydana getirdiği Bolşevik birlikler, Bakü ile Gence arasındaki toprakları işgal ederek Gökçay kasabasına kadar ilerlemişlerdi. Azerbaycan halkı savunmasız bir durumda olduğu için bu istilâcıları durduracak bir kuvvete ihtiyaç vardı. Azerbaycan Türkleri kendilerini kurtaracak kuvveti ancak Osmanlı Devleti'nin sağlayabileceği ümidini taşıyorlardı. Gence'de kurulmuş olan "Azerbaycan Millî Komitesi" ilk defa Naki Keykurun'u İstanbul'a göndermiş. Enver ve Talat Paşa ile görüşen bu zat Osmanlı Devleti'nden yardım isteğinde bulunmuş ve olumlu cevap almıştı. Benzer yardım talepleri Trabzon Konferansı'nda Azerbaycan ileri gelenleri tarafından Osmanlı delegelerine iletilmişti.21

Azerbaycan'ın her yerinde Türk halkının terör ve katliama maruz kaldığı bir ortamda N. Yusufbeyli genel durumu şu şekilde ifade ediyor: "Alınan yeni bilgiler Transkafkasya'nın her yerinde dehşetli anarşinin hüküm sürdüğünü gösteriyor. Vatandaş savaşının dehşetli devri başlıyor, hergün insanlar yaralanıyor, katlediliyor. Güpegündüz Gence'de hiç çekinmeden kudurmuş soyguncular Müslüman kadınlara tecavüz ediyor ve değerli eşyalarını çalıyorlar. Şimdi sadece Azerbaycan Türklerini değil, bütün Transkafkası bürüyen anarşiyi kendi güçlerimizle halledemiyoruz." Mayıs ayının başlarında durum iyice ağırlaştığı için Azerbaycan'ın değişik yerlerinden temsilciler Batum'a gidip Türkiye'den yardım isteme kararı aldılar. Ayrıca Transkafkas Meclisi'nin Türk grubuyla yaptığı ortak toplantıda Osmanlı Devleti'nin yardımını hızlandırmak için M. Y. Caferov, N. Yusufbeyli ve H. Hasmemedov'un Batum'a ve İstanbul'a gönderilmesine karar verildi. Batum'da bulunan Azerbaycan delegeleri Azerbaycan'ın son durumu hakkında Millî Şüranın Üyesi N. Yusufbeyli'den ve Azerbaycan'ın değişik yerlerinden gelen delegelerden detaylı malumat aldıktan sonra 4 Haziran Dostluk ve İş Birliği Antlaşması'nın dördüncü maddesine dayanılarak Osmanlı Hükümetinden yardım istenmesi kararını aldılar. Bu maksatla Millî Şüra Başkanı M.Emin Resulzade ve Dışişleri Bakanı Mehmet Hasan Hacınski Azerbaycan'a yardım gönderilmesi hakkında Osmanlı delegeleriyle görüşmeler yaptı. Antlaşma şartlarının gereği olarak Azerbaycan'a askerî birlik gönderilmesini talep ettiler. Bütün Azerbaycan halkı Osmanlı askerinin gelmesini sabırsızlıkla bekliyordu. Azerbaycan Başbakanı Feth Ali Han Hoyski yardım konusunda şu mütalâada bulunuyor: "Türkiye Azerbaycan Sulhnamesi'nin bir maddesine göre memleketinize ne vakit lâzım olsa hakkımızın müdafaası için Türkler bize bir miktar asker vermeliydiler. Ona göredir ki, darda kalınca bu çareye başvurduk. Türkler emel ve vazifelerini iyi niyetlerle yerine getirdiler. Elbet ordusuz, güçsüz görülmesi pek müşkül olan işler çok zorluklarla yavaş yavaş yürüyordu. Bize dışardan güç almak için başka millet ve devlete müracaat ettiğimizde bir sonuç hasıl olmazdı. Ona göredir ki, dindaş ve millettaşımız olan Türkiye'ye müracaat edildi."22

Azerbaycan ve Dağıstan'dan gelen yardım istekleri ve Musul'daki 3. Ordudan Azerbaycan'ın durumunu tetkik için gönderilen heyetin "orada teşkilât yapılmaya uygun bir ortam var" şeklindeki raporları Enver Paşayı Kafkas siyasetini ikinci kez uygulamaya koymak için harekete geçirdi. Türklerin ve Müslümanların etkin olacağı Osmanlı Devleti ile Sovyet Rusya arasında bir tampon devlet durumunda olacak Kafkas Konfederasyonu'nun meydana getirilmesi için uygun bir zeminin mevcut olduğu son aylarda yaşanan siyasî ve askerî gelişmeden anlaşılmıştı. Osmanlı Orduları Başkomutan Vekili ve Harbiye Nazırı Enver Paşa Azerbaycan'ı işgalden kurtarmak için gerçekleştirmeyi düşündüğü Azerbaycan harekâtı konusunda iki yakınına görev vermeyi uygun gördü. Bunlardan biri Kut'ül Ammare kahramanı amcası Halil Paşa, diğeri ise üvey kardeşi Yarbay Nuri Beydi. Halil Paşa 29 Haziran 1918'de sonunda görevinden istifa eden Vehip Paşa'nın yerine Şark Orduları Grubu Komutanlığı'na atanmıştı. Enver Paşa Azerbaycan'ı işgalden kurtarmak amacıyla Azerbaycan Türklerinden teşkil etmeyi düşündüğü "Kafkas İslâm Ordusu"23 komutanlığına Yarbay Nuri Beyi getirdi.24 Ancak kadrosunda tümen komutanlarının bulunacağı böyle bir orduya yarbay rütbesi ile komuta edilemeyeceğinden Nuri Bey'in rütbesi tümgeneralliğe yükseltildi. Aynı zamanda Padişah V. Mehmet Reşat tarafından kendisine Kafkas İslâm Ordusu Komutanı olduğu ve Kafkaslar'da Padişah adına askerî ve siyasî faaliyetlerde bulunabileceğini bildiren bir ferman verilmişti. Kafkas işleri konusunda kendisine geniş yetkiler verilen Nuri Paşa tarafından seçilen 20 subay da İstanbul'dan Musul'a gelmişti. Nuri Paşa Musul'da bulunduğu sırada Türklere karşı Bakü'de Ermenilerin ve Rusların katliam yaptıklarına dair haberler geliyordu. Azerbaycan'ın durumu süratle hareket etmeyi gerektiriyordu. Nuri Paşa mahiyetindeki subaylarla birlikte Gence'ye gitmek üzere 8 Nisan 1918'de Musul'dan yola çıktı. Azerbaycan topraklarına girdiğinde halk tarafından coşkuyla karşılandı. Nuri Paşa 25 Mayıs 1918'de halkın sevgi gösterileri arasında Gence'ye geldi ve Kafkas İslâm Ordusu'nun kurulması çalışmalarına başladı.25 15 Haziran 1918 itibarıyla Musul'daki 6 Ordudan Kafkas İslâm Ordusu teşkilâtı için çoğu subay olmak üzere 149 subay ve memur, 488 astsubay ve er gönderilmişti. Geri kalan subay ve astsubaylar ise Haziran ayı sonuna kadar Azerbaycan'a gönderileceklerdi. Kafkas İslâm Ordusu Talimatnamesi'nin 11'nci maddesi gereği subaylar bulundukları rütbenin bir üstüne sahip olacaklar ve burada bulundukları sürece fahrî rütbelerinin yetkilerini kullanabileceklerdi.26

Kafkas İslâm Ordusu Komutanı Nuri Paşa, 25 Mayıs 1918'de Gence'ye gelip karargâhını kurarak ordu teşkili için faaliyetlere başlayınca, bu işin düşündüğünden daha zor olduğunu anladı. Ermeni çeteler Azerbaycan'ın her tarafında zulüm ve katliam yapmakta olup, Bakü'de bulunan Bolşevik yönetimin teşkil ettiği birlikler harekete geçerek Azerbaycan topraklarını batı istikametinde işgal etmeye başlamıştı. Azerbaycan'ın durumu zaman kaybedilmesine tahammül göstermeyecek derecede kritikti. Bu durumda Azerbaycan'a gelen Türk subaylarının çalışmalarıyla Azerbaycan Türklerinden birlikler meydana getirmeleri, onlara askerliği ve savaşmayı öğretmeleri uzun bir zaman içinde gerçekleştirilebilecek bir faaliyetti. Bu yüzden Nuri Paşa, yalnızca küçük milis kuvvetlerden ibaret olan Kafkas İslâm Ordusunun iyi donatılmış, muharebe kabiliyeti yüksek bir tümenle takviye edilmesi gerektiğini 3. Ordu Komutanı Vehip Paşa'ya ve Enver Paşaya bildirdi. Daha önce Millî Meclis Başkanı M. Emin Resulzade'nin de bu yönde bir isteği olmuştu. 3. Ordu Komutanı Vehip Paşa Başkomutanlık Vekâletine çektiği telgrafta; Azerbaycan Hükümetinin kendisine müracaat ederek Bolşevik tecavüzüne karşı koruma ile emniyet ve asayişin temini konusunda yardım istediklerini bildirerek, Azerbaycan Hükümeti'nin isteği doğrultusunda en cesur ve kabiliyetli, yüksek askerî değere sahip şimdiye kadar şan ve şerefle kendisini kanıtlamış 5. Kafkas Tümeni'nin yardım için, Albay Mürsel Bey komutasında yola çıkarıldığını belirtip, icap ederse bu tümenin takviye edileceğini bildirmişti.27

Kafkas İslâm Ordusu'nun takviyesi için gönderilen Mürsel Paşa'nın komutansındaki 5. Kafkas Tümeni 3. Orduya bağlı 2'nci Kolordu kuruluşunda bulunuyordu. 5. Kafkas Tümeni şu birliklerden meydana geliyordu: 9, 10 ve 13'ncü Piyade alayları, iki bölüklü (19'ncu ve 42'nci bölükler) mürettep süvari alayı, 5. Kafkas Sahra Topçu Alayı, 1'nci ve 2'nci Bataryalardan meydana gelen Sinayder Topçu Taburu, 4. ve 5. Bataryalardan meydana gelen Dağ Topçu Taburu ile diğer yardımcı unsurlar. 5. Kafkas Tümeninde toplam 257 subay 5575 er bulunuyordu. Gence halkı 5. Kafkas Tümenini büyük bir coşku içinde kurbanlar keserek ve binalara Türk bayrakları çekerek karşılamıştır.28

Kafkas İslâm Ordusu'nun kurulması esnasında çoğunluğu Ermenilerden meydana gelen 20.000 kişilik bir kuvvet, Bakü'den batıya doğru istilâlarını genişleterek Gence'ye yakın bir mesafede bulunan Gökçay kasabasına gelmiş bulunuyordu. 5. Kafkas Tümeni'nin bu istilâyı durdurması ve geri atması çok zordu. Çünkü bu tümenin bir kısım birlikleri Ermeni terörünü önlemek için Azerbaycan'ın muhtelif bölgelerinde görevlendirilmişti. Durumu çok tehlikeli gören Nuri Paşa, Şark Orduları Grubu'na sık sık yardım isteyen raporlar gönderiyordu. Nuri Paşa 30 Haziran 1918 tarihli raporunda; "Bugünkü harp vaziyetimiz endişe vericidir. Bolşevikler ilerliyor çok acele yardım gelmezse netice pek vahim olacak. Bize derhâl kuvvet göndermeniz ehemmiyetle istirham olunur" diyordu.29 Romanya cephesinde barış sağlanması üzerine Batum'a sevk edilen 15. Piyade Tümeni, 1'nci Kafkas Kolordusu emrine verilmişti.


Batum'dan Gümrü'ye gelen 15. Piyade Tümeni bölgede Ermenistan sınırı boyunca emniyeti sağlıyor ve demir yollarını kontrol altında bulunduruyordu. Enver Paşa, Nuri Paşa'nın acil olarak takviye birlik istemesi üzerine Kurmay Yarbay Süleyman İzzet Bey komutasındaki 15. Piyade Tümeni 38'nci ve 56. alaylar, topçu birlikleri ve yardımcı birlikler ile 36. Piyade Tümeninden 106. 107. alaylar aşamalı olarak Bakü cephesine gönderilmişti. Yeni birliklerle takviye edilen Kafkas İslâm Ordusu Bolşevik işgalini durduracak bir güce ulaşmıştı.30


5.Azerbaycan Kurtuluş Savaşı'nın Başlaması, Gence'de Ermenilerin İtaat Altına Alınması

 

Azerbaycan Cumhuriyeti'nin 1918 yılında nüfusu iki milyondan fazla olup başkenti Bakü idi. Ancak Bakü işgal altında olduğu için Gence geçici olarak başkent olmuştu. 28 Mayıstan beri Tiflis'te faaliyet gösteren Azerbaycan hükümeti ve Millî Şürası 16 Haziranda Gence'ye gelerek faaliyetlerini burada sürdürdü. Gence çayının iki yakasında kurulu şehrin nüfusu 60.000 idi. Şehrin batı kesiminde Türkler, doğu kesiminde ise Ermeniler yaşıyordu. Burada 20.000 Ermeni yaşıyordu ve 600 askerden meydana gelen bir taburluk bir silâhlı güçleri mevcuttu. Azerbaycan'ın her tarafında mevcut olan Türklerle Ermeniler arasındaki gerginlik Gence'de hissediliyordu. Şehrin iki yakası arasında irtibat kesilmiş bulunuyordu. 25 Mayıs 1918'de karargâh subaylarıyla Gence'ye gelen Nuri Paşa Ermenileri itaat altına almak için onların silâhlarını toplamaya karar verdi. Ancak Ermeniler silâhlarını vermeye yanaşmadılar. Onların direnişini kırmak ancak kuvvet yolu ile gerçekleşebilirdi. Fakat elde kuvvet yoktu. 5. Kafkas Tümeni birliklerinin Gence'ye ulaşmaları beklendi. Binbaşı Zihni Bey komutasındaki Mürettep 2. Süvari Alayı 6 Haziran'da, Binbaşı Cemil Cahit Bey komutasındaki 9'ncu Kafkas Alayı 10 Haziran 1918'de Gence'ye geldi. Bu iki alaydan oluşan kuvvete "Gence Müfrezesi" adı verildi.31

Gence Müfrezesi, 11 Haziran'da, Ermenilerin silâhlarını toplayarak onları itaat altına almak için harekete geçti. Ermeniler silâhlı mukavemete başladılar. Bu arada öncü grubundan koparak Ermenilerin eline esir düşen 15 piyade ve süvari askerî Ermeniler tarafından parçalanarak şehit edilmişti. Nuri Paşa Ermenilerin fazla kan dökülmeden teslim olmalarını isteyen bir mektup göndermiş ve Ermenilerin can ve mal güvenliğinin Türk ordusunun koruması altında bulunacağını ifade etmişti. Ancak Ermeniler direnişten vazgeçmeyince kuşatma iyice daraltıldı. 12 Haziran'da direnmenin bir işe yaramayacağını gören Ermeniler silâhlarını teslim ederek itaat ettiler.32

Kafkas İslâm Ordusu Komutanı Nuri Paşa, Ermenilerin silâhlarının alınması işinde antlaşmazlığı yumuşak bir tarzda çözmeye gayret etmiş, kan dökülmesini mümkün olduğunca önlemeye çalışmıştır.



6.Gökçay Muharebesi

 

Osmanlı Hükümeti'nin Azerbaycan'ı kurtarmak için yaptığı askerî yardımlar Bakü'de tepkiyle karşılanmıştı. Bakü'de yayınlanan Ermeni yanlısı Türk düşmanı gazetelerde Azerbaycan'ın tamamını işgal etmek ve Gence'deki hükümeti dağıtmak için devamlı S. Şaumyan kışkırtıcı yazılar çıkıyordu.

"Bakinski Raboçiy" gazetesinde A. Emiryan "Tarihî Dersler Hakkında" başlıklı başmakalesinde; "...Biz bütün inkılâp karşıtlarını tutuklamak yerine,  onların toplanmalarına,  güçlenmelerine ve dış düşmanlarımızla ittifaka girmelerine, inkılâp aleyhinde hücuma geçmelerine imkân verdik. Bu bağışlanmaz bir hata idi. Ancak şimdi doğru yoldayız. Savunma değil ne olursa olsun hücuma geçmek, yine ve yine tekrar ediyoruz ki, hücuma geçmek lâzımdır. Bizim başka çıkış yolumuz yoktur." Bu yazıdan bir gün sonra Bakü Hükümetinin Ordu ve Donanma Başkanı G. H. Korganov Gence'ye doğru taarruz emri verdi. Burada asıl maksat Osmanlı birliklerinin tamamı Gence'de toplanmadan Azerbaycan'ın giriş kapısı durumunda bulunan Gence'yi tutmaktı. Gence yönüne taarruza geçilmesinde Lenin'in S. Şaumyan'a gönderdiği telgraf da etkili olmuştu. Lenin telgrafında şunları söylüyordu: "Sizin sağlam ve katı siyasetinize meftunuz. Bu siyaseti şimdiki çok zor durumun gerektirdiği çok ihtiyatlı bir diplomasi ile birleştirin, o zaman biz galip geliriz. Zorluklar çoktur. Henüz bizi emperyalistler arasındaki uyuşmazlıklar çarpışmalar ve mücadeleler halas ediyor. Bu çarpışmalardan istifade edin, diplomasiyi öğrenmek lâzımdır." S. Şaumyan 12 Haziran 1918 tarihli telgrafında Bakü Ordusunun Gence istikametinde başlattığı harekât hakkında bilgi verdi. Bakü Ordusunun %70'i komuta heyetinin tamamını Ermeniler meydana getiriyorlardı. Şaumyan iktidarına esas desteği Taşnakcı Ermeniler veriyorlardı. Bakü Ordusunun komuta heyetinde Müslümanlara karşı düşmanlıklarıyla tanınan Albay 3. Avestisya, Gazarya ve Hamazasp bulunuyordu.33

5. Kafkas Tümeni'nin bütün birliklerinin cepheye ulaşmadığı bir tarihte Bolşevik, Rus ve Ermenilerden meydana gelen Bakü Ordusunun Kafkas İslâm Ordusunun karargâhının bulunduğu Gence'nin hemen doğusundaki Gökçay kasabasına kadar ilerlemiş olması büyük bir tehlike yaratmıştı. Bolşevik birlikleri Bakü'den Gökçay'a gelinceye kadar yüzlerce Türk köyünü yakmışlardı. Üç kol hâlinde ilerleyerek, kuzey kolu Gökçay kasabasına yaklaşan Bolşevik, Rus ve Ermeni kuvvetleri, geçtikleri Ermeni yerleşim yerlerinden takviye alarak 28-30 bin civarında bir kuvvete ulaşmışlardı. Yürüyüş hâlinde bulunan 29'ncu Türk Taburuyla muharebeye giren düşman bu taburdan 200 askerîn zayiatına neden olmuştur. Muharebeler 17 Haziran'dan 30 Haziran 1918'e kadar devam etmiştir. Kafkas İslâm Ordusu Komutanlığı Bolşeviklere karşı genel taarruzu 28 Haziran'da başlatma kararı almış, bu tarihe kadar toplanabilen süvari ve piyade milis kuvvetleri cepheye sevk edilmiş, 5. Kafkas Tümeni'nin geride bulunan birlikleri Gökçay'a ulaşarak, taarruz için silâh ve cephane ikmali yapmıştır. 28 ve 29 Haziran'da çarpışmalar özellikle sabah ve akşam saatlerinde bütün şiddetiyle sürmüştür. Ancak bölgede hava sıcaklığının askerîn tahammül sınırlarının üzerine çıkması öğle saatlerinde iki tarafı da çarpışmalara kendiliğinden ara vermeye zorlamıştı. Susuzluk da had safhaya ulaşmıştı.34

30 Haziran günü 5. Kafkas Tümeni'nin sol cephesi boyunca Ermeni mıntıkalarından ilerleyen Bolşevik kuvvetleri, tümenin gerisinde kalmış olan Gökçay kasabasına sabaha karşı bir baskın düzenleyerek, çok tehlikeli bir durum yaratmışlardı. Derhâl ihtiyatta bulunan askerler ile bir kısım milis kuvveti Binbaşı Ahmet Hamdi Bey komutasında Gökçay'a sevk edilmiştir. Aynı zamanda Gence'de bulunan 25. Tabur ile Gökçay yakınlarında bulunan Karamaryan ve Ağtaş'taki birliklerin bir kısım kuvvetlerin Gökçay'a sevk etmişti. Gerekli kuvvet yığınağı yapıldıktan sonra topçu ve makineli tüfek desteğinde taarruza geçen Türk kuvvetleri düşmanı kuşatmış ve Bolşeviklerin kuzeyden ilerleyen bu kolunun önemli bir bölümünü imha etmiştir. Bu muharebede çok miktarda silâh ve cephane ele geçirilmiştir. Gökçay mağlübiyetinden sonra, doğuda Karamaryan'a çekilmeye çalışan Bolşevik birlikleri, 13. Kafkas Alayı tarafından şiddetle takip edilerek cephede üstünlüğü ele geçiren 5. Kafkas Tümeni'nin diğer birliklerinin de ortak taarruzu sonunda Karamaryan'da da tutunamayarak, gerisinde çok miktarda silâh bırakıp, bozgun halinde, doğu istikametinde çekilmişti. Böylece Gökçay mıntıkasındaki Ermenilerin itaat altına alınmasından başka Gökçay ve Karamaryar havalisi Bolşevik işgalinden kurtarılmıştır.


7.Salyan Çarpışmaları

 

Gökçay kasabasının doğusunda muharebelerin sürdüğü tarihlerde Bakü Hükümeti Salyan'a birlik sevk etmeye başladı. Bakü Hükümetinin Salyan mıntıkasını ele geçirmek istemesindeki esas neden bölgenin tahıl kaynaklarına el koymaktı ve gelecek kışı sıkıntısız geçirmekti. Salyan kasabasının üç kilometre güneyine kadar yaklaşan Bakü birlikleri Kür ırmağı boyunca, orada yaşayan Türk ahaliye karşı saldırıya geçti. Mevcudu iki binden fazla olan bu kuvvetin elinde 12 makineli tüfek ve altı adet top bulunuyordu. Bu gelişme üzerine Kafkas İslâm Ordusu Komutanı Nuri Paşa, çarlık ordusunda görev yapmış ve sonra Kafkas İslâm Ordusu emrine girmiş olan Binbaşı Nazım Ramazanof emrine bir piyade bölüğü, bir makineli tüfek takımı, 140 mevcutlu atlı bir milis kuvveti vererek 16 Haziran 1918'de Saylan mıntıkasına sevk etmişti. 2 Temmuz 1918'e kadar devam eden çarpışmalarda düşman hırpalanmış ve güneye doğru çekilmek zorunda kalmıştır. Saylan Muharebesi'nde Türk müfrezesinden 12 er şehit olmuş, düşman ise 132 ölü vermiştir.

Saylan mıntıkasında ikinci çarpışma 12 Temmuz 1918'de Yenivasilevka-Bank hattında meydana gelmişti. Bu çarpışmada Binbaşı Ahmet Hamdi Bey komutasındaki Türk birliği, düşmanı mağlüp ederek bozgun halinde kaçmalarını sağlamıştır.35

Bu muharebe de göstermiştir ki; Bolşeviklerin esas kuvvetlerine karşı cepheyi tutmakla görevli olan 5. Kafkas Tümeni tehlikeye maruz kalan Azerbaycan'ın her tarafına yetişmeye çalışmaktadır. Tümenin ancak 5800' ü bulan mevcudu ile bu kadar geniş bir bölgede muharebe etmesi ve başarılı olması, 5. Kafkas Tümeni subay ve erlerinin Azerbaycan'ı kurtarmakta ne kadar kararlı ve cesur hareket ettiklerini göstermektedir.





8.Aksu'nun Kurtarılması

 

Gökçay'da Bakü Ordusu'nun ilerleyişi durdurulduktan sonra cephede inisiyatif Kafkas İslâm Ordusu'na geçmişti. Artık devamlı taarruz eden Türk kuvvetlerine karşı Bakü Ordusu savunmada kalmış bu durum Bakü'nün zaptedilmesine kadar devam etmiştir. Kafkas İslâm Ordusu Bakü yönündeki ilerleyişini iki istikamette gerçekleştirmiştir.  Birinci istikamet Gökçay-Şamahı-Bakü karayolu, ikinci istikamet Gence-Bakü demiryoludur.

Gökçay Muharebesi'nde yenilgiye uğrayan Bolşevikler, Türk birliklerinin takibi altında 3 Temmuz 1918'de Kurdemir-Aksu hattına kadar gerileyerek burada savunmaya çekilmişlerdi. 5. Kafkas Tümeni'nin cephesi ise Müsüslü-Kilisli hattında oluşturulmuştu. 5 Temmuz 1918'de Nuri Paşa da cephede bulunduğu hâlde 10 uncu ve 13. Kafkas Alayları Bolşevik cephesine karşı taarruza geçti.


Arazinin sarp olması sebebiyle alaylar çok ihtiyatlı hareket etmişlerdi. 6 Temmuz'da yeniden taarruza geçen Türk birlikleri Bolşevik cephesini yarıp onları çekilmeye mecbur etmiştir. Aksu'dan yükselen dumanlar Bolşeviklerin burayı yakarak çekildiklerini gösteriyordu.

Bu muharebede harekât bölgesinde ısının çok yüksek olması birliklerin seri hareketlerine engel olmuştur. İçme suyunun temini de başka bir problemdi. Askeri tehdit eden başka bir husus ise bulaşıcı hastalıkların baş göstermesiydi. Müsüslü cephesinde sıtma, Karamaryan ve doğusunda dizanteri ve kolera salgını vardı ve 5. Kafkas Tümeni'nde görevli Levazım Binbaşı Fuat Bey'in koleradan ölmesi üzüntü yaratmıştı.36

 

9. Kurdemir Bölgesindeki Çarpışmalar

 

Bolşevik savunmasının kırılarak Aksu'nun zapt edilmesine rağmen Müsüslü'de kuşatılmış olan başka bir Bolşevik kuvveti buradan sökülüp atılamamıştı. Bu olumsuz gelişme üzerine Kafkas İslâm Ordusu Komutanlığı 250 piyade ve süvari ile takviye edilen Hasan Bey Müfrezesi'ne 7 Temmuz 1918'de Kurdemir istikametinde taarruza geçmesi emrini vermiştir. Şiddetli çarpışmalardan sonra Kurdemir yakınlarındaki Karasakal istasyonu zapt edilmiştir. Bu çarpışmada 28.000 tüfek ve makineli tüfek mermisi ile 87 top mermisi sarf edilmişti. Türk birliklerinin elinde yeterli cephane bulunmadığından cephanenin idareli kullanılmasına dikkat edilmişti.

8 Temmuz 1918'de Hasan Bey Müfrezesi 13. Kafkas Alayı emrine verilmiş Karasakal istasyonu yakınlarında Bolşevik Rus ve Ermeni kuvvetleriyle çatışmalar tekrar başlamış, düşman çekilmeye mecbur edilerek Gökdelikli-Çaylı hattı ele geçirilmiştir. 10 Temmuzda yapılan taarruz karşısında Kurdemir'deki Bolşevik kuvvetler sebatla çarpışıyorlardı. Muharebeler boğaz boğaza cereyan ediyordu. Bolşeviklerin elinde zırhlı tren ve zırhlı otomobillerin bulunması ve cephanelerinin bol olması Türk birliklerine zor anlar yaşatmıştır.

Nihayet 10 Temmuz akşamına doğru 13'ncü Kafkas Alayına takviye olarak 1 dağ topçu takımı ve 46 ncı Taburun gelmesi ile Bolşeviklerin Kurdemir'deki direnişleri imkânsızlaşmış, bu yüzden çekilmeye mecbur kalmışlardır 3 gün 2 gece devam eden muharebelerden sonra Kurdemir kurtarılarak, doğu istikametinde çekilen düşmanın takibine devam olunmuştur.37

Kurdemir'in kurtarılması Kafkas İslâm Ordusu'nun Bakü Ordusu'na karşı olan durumunu kuvvetlendirdi. Çoğunluğunu Ermenilerin teşkil ettiği Bolşevik kuvvetlerinin mütemadiyen gerilemesi S. Şaumyan'ı karamsarlığa düşürdü. Şaumyan 13 Temmuz'da Lenin'e çektiği telgrafta: "Rusya'dan ciddi bir yardım ulaşmazsa vaziyeti düzeltmek mümkün olmayacaktır. Cephede vaziyetimiz fenadır. Düşmanı durdurmaya yalnız bizim kuvvetimiz kâfi gelmiyor. Rusya'dan ciddî yardım gönderilmesi gerekmektedir. Yardım gönderilmesi konusuna ağırlığınızı koyun. Vaziyet çok karışıktır" diyordu. Lenin Şaumyan'ın bu isteklerine karşı Deniz İşlerinden Sorumlu Halk Komiserliği'ne bir mektup göndererek; Hazar Denizi'ne savaş gemilerinin gönderilmesini hızlandırmalarını rica etti.38


Anlaşılan odur ki, Bakû hükümetinin yardım çağrılarına Moskova içinde bulunduğu güçlüklerden dolayı somut bir cevap verememektedir. Bu nedenle Şaumyan Türklerle karşı yapılan savaşı kendi öz kuvvetleri ve imkânlarıyla vermek zorunda kalmıştır.





10.Şamahı'nın Kurtarılması

 

19 Temmuz 1918 tarihinde 13. Kafkas Alayı verdiği emirle, Şamahı kasabası istikametinde taarruza geçerek, kasabayı zapt edip düşmanı imha etmesi istenmişti. Gece boyunca yağan yağmur muharebe alanını çamur deryasına çevirmesine rağmen 13. Kafkas Alayı harekâta başlayıp Şamahı'nin biraz güneyindeki Medrese sırtlarını işgal etti. Çarpışmalar 20 Temmuz gecesi de devam etmiştir. Türk birliklerinin şiddetli taarruzu neticesinde Bolşeviklerin Şamahı savunması kırılmış ve kasaba Türk birliklerinin eline geçmiştir. Türk birliklerinin takibinde Marazi istikametine çekilen düşman, 21 Temmuz muharebesi ile burada da tutunamamış, Bakû istikametinde kaçışına devam etmiştir. Bu muharebede 28. Tabur Komutanı Yüzbaşı İzzet Efendi şehit olmuştur.

Türk birliklerinin Bakû'ye yaklaşmakta olduklarını gören Almanlar, Türk Genelkurmayı'na baskı yaparak harekâtın durdurulmasını istememişlerdi. Başkomutan Vekili ve Harbiye Nazırı Enver Paşa bu istekleri olumlu karşılar gibi görünüp harekâtın durdurulması için açık emirler verirken gerek Şark Orduları Grubu Komutanlığı'na gerekse Kafkas İslâm Ordusu Komutanı Nuri Paşaya gönderdiği kişiye özel gizli emirlerde; taarruzun sürdürülmesi ve Bakû'nün zaptının geciktirilmemesi için sık sık uyarılarda bulunuyordu. Bu şekilde Alman itirazlarına aldırış edilmeden, 23 Temmuz'a gelindiğinde Türk birlikleri Bakû'ye 70 kilometre kadar yaklaşmış bulunuyorlardı.39

Sahip olduğu coğrafî konumun kendisine sağladığı savunma üstünlüğüne rağmen Şamahı kasabasının Kafkas İslâm Ordusu'nun eline geçmesi Bakû Ordusu'ndaki yılgınlığı artırmıştır. Kafkas İslâm Ordusu'ndan aldığı ağır darbeden sonra Bakû Ordusu'nun birlikleri geri çekilmeye devam etti. Bu durum Bakû Bolşevik hükûmeti'nin otoritesini haddinden fazla sarsmıştı. Bolşevik Hükûmetinin iktidardan düşmesine yalnızca, cephede Bolşevik birliklerinin İslâm Ordusu'nun ilerlemesini durdurması engel olabilirdi. S. Şaumyan kızıl birliklerin başarısızlığını onların disiplinsizliği ve savaş kabiliyetlerinin yetersizliğinde değil komuta heyetinin korkaklığında görüyordu. Lenin'e gönderdiği telgrafta; "bizim ordunun esas çoğunluğunu teşkil eden Ermeni birlikleri yiğitlikle vuruşsalar da birliklere komuta eden heyetin korkaklığı gerilemenin sebebidir" ifadesini kullanıyordu.40



11.Almanya'nın Türk Ordusu'nun İlerleyişini Engelleme Girişimleri

 

Almanya, Osmanlı Devleti'nin Azerbaycan'a yaptığı askerî yardıma ilk baştan itibaren karşı çıkmıştır. Almanya'nın Kafkas siyasetinin esas hedefi Bakû petrolleri üzerinde imtiyaz elde etmekti. Almanya Güney Kafkas'ta kontrolü ele geçirmek için Gürcistan'ı üs olarak seçmiş ve Gürcistan'la, Batum konferansı bitiminde imzaladığı antlaşma ile bu devleti bir bakıma himayesi altına almıştı. Almanya Gürcistan'da bulunan Alman tutsaklar ve Alman asıllı Gürcü vatandaşlardan birlikler oluşturarak izlediği siyasetin askerî desteğini teşkil etmeye çalışmıştır. Almanya yeni kurulan devletlerden Gürcistan ve Ermenistan'ı resmen tanırken Azerbaycan'a karşı soğuk bir politika izlemiş ve tanımamıştır. Almanya Osmanlı birliklerinin Azerbaycan'a sevkıyatını engellemek için birtakım faaliyetlerde de bulunmuştur. Şöyle ki: 10 Haziranda Borçalı istikametinden Azerbaycan'a doğru hareket eden Türk birlikleri ile Alman-Gürcü birlikleri karşı karşıya geldi. Müttefik olan Türkiye ile Almanya Transkafkas siyasetinde karşı cephelerde yer almışlardı. Küçük çaplı bir çatışma neticesinde Alman-Gürcü güçleri geri çevrildi ve çok sayıda esir alındı. Bundan başka Almanya'nın Gürcistan'daki askerî ve siyasî temsilcisi olan General Von Kress Gürcistan hükûmetine baskı yaparak Gümrü-Tiflis-Gence demir yolunu askerî sevkıyata kapattırmıştı. Ayrıca General Von Kress Bakû taarruzuna Almanya'nın da birkaç tabur askerle katılmak istediğini bildirmişti. Onun bu isteği Almanya'nın Bakû'de çıkarlarını koruyacak bir silâhlı güç bulundurma düşüncesini açıkça ortaya koymuştur.41

Kafkas İslâm Ordusu'nun Bakû'ye yaklaştığı günlerde Alman Genelkurmayı Enver Paşa'ya karşı tutumunu sertleştirdi. Mareşal Ludendorf Enver Paşa'ya iletilmek üzere Osmanlı Genelkurmayında görevli general Von Zekt'e gönderdiği bir yazıda; Osmanlı Devleti'nin müttefiklerinin onayını almadan Brest-Litovsk Antlaşması hükümlerine aykırı olarak Azerbaycan'da harekât başlattığını ve bu gelişmelerin Alman çıkarlarına ters düştüğünü, bu yüzden siyasî ve askerî desteğin gözden geçirilebileceğini belirterek "Derhal Kafkasya'yı bırakıp çekilin"!... uyarısında bulunmuştur.42

Mareşal Ludendorf'un Azerbaycan meselesinin yakından takip ettiği konulardan olduğunun bir başka göstergesi de Yıldırım Orduları Grubu Komutanı General Liman von Sanders'e gönderdiği telgraftı. Söz konusu telgrafta özetle şu noktalar vurgulanıyordu. "Batum'da yapılan antlaşmalar Türkiye'yi savaşta esas görevinden uzaklaştırmamalı ve bizim Kafkas'ta ham madde elde etmemizi güçleştirmemeliydi. Çünkü bu yüzden derin bir ferahlama umuyorduk. Enver'in başta gelen görevi İngilizler ile Filistin'de savaşmaktı. Ancak Enver ile Türk hükûmeti İngiltere'ye karşı savaşmaktan çok, Kafkas'taki Panislâmist amaçları göz önünde tutuyorlar. Almanya'nın hammadde kaynaklarından yararlandırılmaması bizi savaş amaçları bakımından Türkiye ile karşıt bir duruma sokuyor." Almanların bu emperyalist siyasetlerini, Osmanlı Devleti'nin Adalet Bakanlığı'nı yapmış olan Halil Menteşe Bey isabetli bir yaklaşımla "Alman Hükûmeti Kafkaslar'ın kendilerinin olması gerektiği, Osmanlı Devleti'nin de İran ve Türkistan'la meşgul edilmesi görüşüne sahipti" şeklinde değerlendiriyor.43

Alman Genelkurmayı'nın bir girişimi de, Azerbaycan'ın durumu ve Türk harekâtının hangi aşamada olduğunu yerinde görüp değerlendirmesi için bölgeye İstanbul'daki subaylarından Feldman'ı göndermek oldu. Bunun üzerine Enver Paşa 2 Temmuz 1918 tarihli Şark Orduları Grubu Komutan Vekili Esat Paşa'ya gizli ve kişiye özel kaydıyla gönderdiği emirde; Batum'a gelerek Kafkaslar'da çalışacak olan Harekât-ı Harbiye Şube Müdürü Feldman'dan mümkün olduğu kadar harekâtın hedefinin gizlenmesini ve onun yanlış bilgilendirilmesini istemiştir. Ağustos ayının sonlarına gelindiğinde Alman Genelkurmayı Enver Paşa'ya olan baskılarını had safhaya çıkarmışlar, Bakû'nün yalnız Alman birlikleriyle işgal edilmesini isteyecek kadar işi ileri götürmüşlerdir.44

Bütün bu gelişmeler neticesinde Enver Paşa değişik siyasî manevralar yapmak zorunda kalmıştır. Enver Paşa, gerek Şark Orduları Grubu Komutanlığı'na ve gerekse Kafkas İslâm Ordusu Komutanlığı'na gönderdiği açık telgraf emirlerinde; Türk birliklerinin Azerbaycan içlerinde ilerlemeyeceğini ve Bakû'ye yönelik bir harekâtın yapılmayacağını, Kafkas İslâm Ordusu'na asker, silâh ve cephane gönderilmemesini istiyor. Ancak kişiye özel gizli kaydıyla gönderdiği emirlerde Kafkas İslâm Ordusu'nun ihtiyacı olan asker, silâh ve cephanenin derhâl gönderilmesini, ordunun her türlü hazırlığını ikmal ederek Bakû'ye karşı bir an önce taarruza geçilip şehrin Almanların müdahalesine fırsat verilmeden ele geçirilmesini istiyordu. Hatta harekâtı engelleme girişiminde bulunabilecek Alman müfrezeleriyle çatışmaya dahi girilebileceğini bildiriyordu.45

Osmanlı Devleti, Azerbaycan'ı kurtarma harekâtına başladığı andan itibaren Sovyet Rusya'yı, Ermenistan'ı Gürcüstan'ı, Azerbaycan Ermenilerini, İngiltere'yi ve müttefiki Almanya'yı âdeta ortak oluşturulmuş bir cephe olarak karşısında bulmuştu. Kafkas İslâm Ordusu Sovyet Rusya'nın doğrudan desteklediği Bolşevik Rus ve Ermeni Kuvvetleri'yle savaşırken, Ağustos 1918'den itibaren Bakû'nün yardıma gelen İngiliz birlikleriyle de savaşmak zorunda kalmıştı. Fakat Almanya yaptığı siyasî ve askerî baskılarla Osmanlı Devleti'ni en az diğer devletler kadar zor durumda bırakmıştır. En son olarak Bakû'nün kaybedilmek üzere olmasından dolayı çaresizlik ve telaş içinde bulunan Sovyet Rusya'nın Berlin Büyükelçisi Adolf Loffe'nin girişimleri Almanya'yı Osmanlı Devleti'ne karşı daha somut hareket etmeye yöneltmişti. Adolf Loffe Brest Litovsk Antlaşması'nın Osmanlı Devleti'nce çiğnendiğini belirterek Türklerin Azerbaycan'da ilerleyişini durdurmak için harekete geçilmesini istedi. Almanya Türkleri durdurmak için ağırlığını koyacağını buna karşılık Sovyet Rusya'nın da Almanya'nın ihtiyacı olan petrolü sağlamasını talep etti. Almanya'nın bu teklifini Lenin kabul etti. Böylece Bakû petrolleri Almanya ile Sovyet Rusya'nın Kafkaslarda ortak hareket etmesini sağlayan faktör oldu. İki devlet arasında süren görüşmeler 27 Ağustos 1918'de Brest-Litovsk'a ek bir antlaşma imzalanmasıyla sonuçlandı. Bu antlaşmaya göre Almanya Türk birliklerini Bakû'den uzak tutması karşılığında Sovyet Rusya Bakû'den çıkan petrolün dörtte birini veya aylık belli bir kotayı Almanya'ya verecekti.46

Bu antlaşma ile Almanya petrolden kaynaklanan ekonomik menfaatlerini müttefiklik bağlarından üstün tutmuştur. Dört yıl boyunca çoğu kez Almanya'nın Avrupa cephelerinde yükünü hafifletmek için yeni cepheler açmaktan kaçınmayan dolayısıyla on binlerce askerini şehit veren Osmanlı Devleti'ne karşı Sovyet-Rusya petrol için tercih edilmiştir.

 

12. Azerbaycan Millî Ordusu'nu Kurtarma Çalışmaları

 

Kafkas İslâm Ordusu Komutanı Nuri Paşa 25 Mayıs 1918'de Gence'ye gelince Azerbaycan'ın askerî gücü hakkında bir araştırma yaptı ve umduğundan daha kötü bir durumla karşılaştı. Nuri Paşa mevcut durumu Enver Paşa'ya ve 3. Ordu Komutanı Vehip Paşa'ya gönderdiği raporda şöyle ifade etmektedir. "Merkezi Gence olan Millî Kolordu adı verilmiş 1000 kişilik mevcudu bulunan bir kuvvet vardır. Bu kuvvetin yarısı Osmanlı esirlerinden meydana gelmektedir. Bu birliğin subay mevcudu 250 olup yalnız 23'ü Müslüman geriye kalanı Rus'tur. Kurdemir cephesinde 400 kadar asker vardır. Cephe komutanı Kınyaz Mogolof adında albay rütbesinde bir Gürcü'dür. Gürcüler şimdiye kadar bu cephede bulundurdukları 300 kadar askeri Tiflis'e geri çekmişlerdir. O tarafta bulunan İslâmlar askerliğe istekli görünüyorlar ancak silâh, cephane ve elbise yoktur. Silâh ve cephane ile birlikte beş-on bir kat elbiseye ihtiyaç vardır. Silâh altına alınacak askerlerin talim ve terbiyesi için 6. Ordudan temin edilen askerî heyetin tamamı bir ay içinde gelecektir. Bu işler olana kadar Kafkas'ta iş görebilecek muntazam bir kuvvete ihtiyaç vardır."47

Bu rapordan da anlaşılacağı üzere Kafkas İslâm Ordusu henüz isimden ibaret olup, Azerbaycan'da düzenli bir birlik bulunmamaktadır. Millî kolordu adı verilen kuvvetin millî bir niteliği bulunmadığı gibi mevcudu da bir tabur kuvveti kadardır. Transkafkas Hükûmetinin Kurdemir cephesine gönderdiği az sayıdaki kuvvet bu hükûmetin dağılma sürecinde geri çekilmiştir.

Nuri Paşa, görüldüğü gibi esas gücünü iki Osmanlı tümeninin meydana getirdiği ve Azerbaycanlı milislerin de bulunduğu Kafkas İslâm Ordusu'yla Azerbaycan'ı kurtarma muharebeleri yaparken aynı zamanda Azerbaycan Türklerinden millî bir ordu meydana getirmek için de çalışmalar başlatmıştır. Kafkas İslâm Ordusu'na bağlı asker alma başkanlığı kurarak yeni bir teşkilâtlanmaya gidilmiş ve seferberlik işlerinin bu başkanlıkça yürütülmesini sağlamıştır. Kafkas İslâm Ordusu'nun Bakû'ye doğru gerçekleştirdiği zafer yürüyüşü gençlerde vatan sevgisini coşturmuş, silâh altına girmek isteyen gençlerin sayısında önemli artışlar olmuştur. Kafkas İslâm Ordusu Asker Alma başkanlığı gazetelere ilân vererek orduya girmek için müracaatların artmasından büyük memnunluk duyulduğunu belirtmiştir. Bu ilânda "dinin ve vatanın muhafazası için İslâm Ordusu'na kayd olunmak üzere kent ve kasabalardaki komutanlıklara müracaat edenlerin miktarı her geçen gün çoğaltmakta, din, vatan ırz ve namusu korumak için düşmana karşı yapılan hazırlıklar memnuniyet verici görülmektedir" deniliyordu. Bu seferberlik çalışmaları sayesinde 1. Azerbaycan Tümeni emrine 2898 asker girmiştir.

Ordu kurmak için birtakım kanunî düzenlemeler de yapılmıştır. Buna göre bütün Azerbaycan vatandaşları askerlik mükellefiyetine dâhil edilmiş, savaş esnasında 18 yaşından itibaren gençler savaş mükellefi sayılmış, barış döneminde bu yaş sınırı 20 olarak kabul edilmiştir. İhtiyatlık yaşı da 40 olarak belirlenmiştir.48

Nuri Paşa silâh altına alınan Azerbaycan askerlerinin eğitimi için Osmanlı subaylarını görevlendirmişti. Fakat esas olan Azerbaycan Ordusu'na komuta edecek Azerbaycan Türklerinden meydana gelecek subay kadrosunu teşkil etmekti. Bunun için Azerbaycan Millî Harp Okulu'nun açılmasını uygun gördü. Gence'de açılan Harp Okulu'nun komutanlığına kabiliyetini takdir ettiği Albay Atıf Beyi getirdi. Nuri Paşa Harp Okulu'nun eğitim ve öğretim faaliyetleri ile yakından ilgilendi ve millî subay kadrosunun yetişmesine büyük önem verdi.

1918 Haziran ayının başlarında faaliyete geçen Harp Okulu'na çok sayıda müracaat olmuş, bunların arasından 100 kişi seçilmiştir. Okulun eğitim öğretimini düzenleyen nizamnamede öğrencilerin takım komutanı olarak yetiştirilmesi ayrıca onlara icabında bölüğü idare etme yeteneği kazandırılması da ön görülmüştür. Bir talimgâh niteliği taşıyan okulda eğitim ve öğretim programları üç devre olarak hazırlanmıştır. Nazarî ve uygulamalı dersler ile kültür dersleri detaylarıyla programlarda yer almıştır.


Azerbaycan Ordusu'nun astsubay ihtiyacını karşılamak için Gence'de Ağustos ayında küçük zabit mektebi adında ikinci bir okul daha açılmıştır.49

Gence Harp Okulu 1. dönem öğrencilerinin mezuniyet sınavları 26-27 Ekim 1918 tarihinde yapıldı. Eğitim dört aydan fazla dönemde gerçekleşmiştir. Sınavlarda Millî Azerbaycan Kolordusu Komutanı General Aliağa Şıhlinski, 2. Tümen Komutanı Albay Nazım Bey, Albay Seyfullah Mirza Kacar, Eğitim Bakanı Nesib Bey Yusufbeyli ve Nuri Paşa'nın babası Hacı Ahmet Bey hazır bulunmuşlardır. Bütün öğrenciler sınavlarda başarılı oldular ve 6 aylık bir kıta görevinden sonra subay olmaya hak kazandılar. Mezuniyet yemeğinde öğrencilerin yetişmelerinde Osmanlı subaylarının büyük özveri ve gayret gösterdikleri dile getirilerek şükran duyguları belirtildi. Eğitim Bakanı N.Yusufbeyli yaptığı konuşmada "komşu milletlerin Azerbaycan gençlerinin nasıl bir kabiliyet ve istidata sahip olduklarını gördüler. Bu kuvvete sahip olan ülkem gelecekten korkmamaktadır"50 demiştir.

Seferberlik ve askere alma işlerinin, belli esaslara bağlanması, Harp Okulu ve Astsubay okulunun açılması Azerbaycan Millî Ordusu'nun temelini oluşturmak için gerçekleştirilen faaliyetlerdir. Bu faaliyetlerin yanı sıra Nuri Paşa Azerbaycan Millî Ordusu'nun çekirdeğini meydana getirmek amacıyla bir Azerbaycan Kolordusu teşkil etmek için 13 Ağustos 1918'de bir tamim yayınladı. Bu tamimin içeriği şöyle idi:



1.Azerbaycan Cumhuriyeti'nde ordu teşkil etme işlerini "Kafkas İslâm Ordusu" tanzim ve idare edecektir.

2.Kurulacak kolordunun harp tüzüğü hazırlanmıştır.

3.Süvari kıt'aları muhtelif mıntıkalarda teşkil edilerek, bunlar sonradan ihtiyaca göre daha büyük birlikler hâlinde teşkilâtlandırılacaklardır.

4.Teşkil edilmekte olan küçük birlikler kolordu ve tümen karargâhlarının teşkiline kadar doğrudan "Kafkas İslâm Ordusu"na bağlı bulunacaklardır.

 
5.Kolordunun subaylarının tümü Müslüman olacaktır. Bütün subaylar ve erler Osmanlı üniforması giyecekler; süvariler, merasimlerde Çerkez üniforması giyeceklerdir.

6.Mevcut Azerbaycan Kolordusu hemen lâğvolunacaktır. Kolordunun Gence ve diğer mıntıkalarda bulunan her nevi silâh, cephane, mühimmat, araba, hayvan ve elbiseleri yeni teşkil edilecek kolorduyu donatmak üzere "Kafkas İslâm Ordusu" emrine verilecektir. Azerbaycan Kolordusu 15 Ağustos 1918 tarihine kadar bunların listesini "Kafkas İslâm Ordusu"na gönderecektir.

7.Yeni teşkil olunacak birliklerde konuşma ve yazışma Türkçe olacaktır. Yayımlanan bu tamim Azerbaycan'da faaliyet gösteren bütün Osmanlı birlikleri ile Azerbaycan Kolordusu Komutanlığına ve Azerbaycan Hükûmetine gönderilmiştir.


Yeni teşkil edilecek olan Azerbaycan Kolordusu muhtelif yerlerde kurulacak dört piyade alayından oluşan iki piyade tümeninden meydana gelecekti. Hükûmet, silâh altına alınacak erleri müstahkem mevki komutanlıkları vasıtasıyla toplayacaktı. Teşkil edilecek tabur, alay ve tümen komutanları Osmanlı subayları olacak, daha sonra bunların yerlerini yetişecek Azerbaycan Türk subayları alacaktı. Kurulacak alayların iaşesini mahallî idareler vasıtasıyla mıntıka ve mevki komutanları Azerbaycan Hükûmeti hesabına temin edecekti. Rus Ordusu'nda generallik yapmış olan Ali Han Şıhlinski bu kolordunun komutanlığına getirilmiştir.51

Nuri Paşa'nın bu kolorduyu kurmaktaki amacı; Osmanlı birliklerinin Azerbaycan'dan çekildikten sonra doğacak boşluğun bu kolordu tarafından doldurulması ve Azerbaycan Cumhuriyeti'nin bağımsızlığının garantisi olmasıdır.

 

13. Türk Ordusu'nun Bakû'ye Yaklaşması

 

Nuri Paşa; mevcut siyasî durumun Bakû'nün süratle işgalden kurtarılmasını zorunlu kıldığını, çok mecbur kalınmadıkça ilerlemeye ara verilmemesini, duraklamaların çok kıymetli olan zamanın kaybına neden olduğunu, bu yüzden düşmanın toparlanmak için imkân bulabileceğini belirterek harekâta ara verilmeden bir an önce hedefe ulaşılmasını istemiştir. Nuri Paşa'nın ordunun her türlü şart altında ilerlemesi gerektiği yolundaki kesin emri üzerine ilerlemeye başlayan Türk birlikleri 26 Temmuz 1918'de Karasu istasyonunu ele geçirdiler. 27 Temmuz'da Hacı Kabul istasyonu, 28 Temmuzda Çengi posta mevkii ele geçirildi. Bu suretle Bakû'ye yönelen kıskaç iyice daralmış oluyordu. 30 Temmuz sabahı yeniden taarruza geçilerek Bakû'nün 10 kilometre batısında bulunan Kobi köyü zapt edilmişti. 31 Temmuz'da cereyan eden muharebelerde Nevagı ve Akbulak istasyonları ele geçirilmişti.

Eybat-Balacari demir yolunun doğusunda savunmaya çekilen Bakû Ordusu'na karşı 1 Ağustos sabahı yeni bir taarruz başlatıldı. Şiddetli çarpışmalar sonunda 736 rakımlı Volçivorata dağı ele geçirildi. Bolşevik Rus-Ermeni birliklerinin, stratejik önemi bulunan bu mevkii geri almak için düzenlediği karşı taarruzlar başarıyla püskürtüldü ve Bakû'ye 2 kilometre mesafede bulunan Salhane ve Kışla sırtlarıyla Hacıhasan köyü de ele geçirildi. Bu çetin muharebelere Bolşeviklerin deniz ve hava unsurları da iştirak ediyorlardı. Hazar Denizi'nde bulunan savaş gemilerinden Türk mevzilerine topçu ateşi açıldığı gibi Bakû'den kalkan uçaklar da bu bombardımana iştirak ediyorlardı. 1 Ağustos'ta Bakû'nün zapt edilebileceğini Nuri Paşa'ya rapor eden Şark Cephesi Komutanı Mürsel Paşa, Bakû ele geçirildiğinde kesinlikle yağmaya girişilmemesi, iki taraf arasında katliama meydan verilmemesi için Kafkas İslâm Ordusu Komutanı Nuri Paşadan emir aldı. Türk birliklerinin Bolşevik savunma hattını yarmaları ve Bakû'ye girmeleri an meselesi idi.52

Kafkas İslâm Ordusu'nun Bakû kapılarına dayanması, Mart katliamının sorumlusu olan başında S. Şaumyan'ın bulunduğu Bakû Hükûmeti'ni çok korkutmuştu. Bakû'nün çevre kentlerle ilgisi kesilmişti. 24 Temmuzda Bakû'de gayrimüslim işçilerin düzenlediği mitinglerde konuşan liderler Kafkas İslâm Ordusu'nun hücumunu durdurmak için İngilizlerden yardım isteme fikrini ortaya attılar.


25 Temmuzda yapılan Bakû Şûrası toplantısında S. Şaumyan genel durum hakkında bilgi verdikten sonra İngilizlerden yardım istemeyi kesin bir dille reddetti. Bu konuda Sovyet-Rusya Hükûmetinin gönderdiği Stalin'in imzasını taşıyan telgrafı okudu. Stalin Bakû'nün Sovyet-Rusya idaresinde kalmasını istiyor ve yabancı kapitalist casuslara cephe almayı, hatta bunların hapse atılmasını talep ediyordu. Buna rağmen Şaumyan ve diğer halk komiserlerinin plânlamalarıyla Bolşevikler maceraperest muharebeleri başlattıklarından dolayı eleştirildiler. Rusya'nın yardım göndermeyeceği belirtilerek, İngilizlerden yardım alınmasının gerektiği bildirilmiş ve 236'ya 259 oyla İngilizlerden yardım istenmesine ve bir koalisyon hükûmetinin kurulmasına karar verilmiştir. Bunun üzerine S. Şaumyan Halk Komiserleri Şura'sının istifa edeceğini bildirdi. Bu gelişmeler üzerine 26 Temmuz'da Lenin'e gönderdiği telgrafta; Bakû'ye bir ordu gönderilmesini, Bakû'yü kurtarmanın ancak bu yolla mümkün olacağını belirttikten sonra İngiliz yardımı hususunda direktiflerini beklediğini bildiriyordu. Lenin cevabında kesin vaadetmemekle birlikte ordu gönderme imkânlarını araştıracağını bildirerek, Bakû'nün yönetiminde Taşnakların önemli rol oynadığını belirterek V. Sovyet Kurultayı'na ve Merkezi Sovyet Hâkimiyeti'ne karşı gelen Taşnakların her türlü hareketi hainlik olarak değerlendirilecektir" ifadesini kullanıyordu.53

30 Temmuz 1918'de Bakû Ordusu'nun komutanlarından Avetisov, Bakû Şûrası'na, direnmenin herhangi bir fayda sağlamayacağını bildirdi. Aynı gün Ermeni Millî Şurasının liderleri Bolşeviklerden iktidarı bırakmalarını talep ettiler. S. Şaumyan 31 Temmuz saat 16.00'da iktidarı bırakmak zorunda kaldı. Bundan sonra Ermeni ve Taşnakların ağırlıkta olduğu Taşnak, Menşevik-Eser ittifakı ile "Merkezi Hazar Diktatoryası" (Sentrokaspi) adı verilen bir koalisyon hükûmeti kuruldu. İktidardan devrilen Bakû Halk Komiserleri Ardahan isimli gemi ile Bakû'den kaçmayı denediler fakat gemi yeni hükûmetin kararı ile Hazar donanması tarafından durduruldu ve komiserler hapsedildiler. Sentrokaspi Hükûmeti üyeleri arasında yüksek rütbeli deniz subaylarından Peçenkin, Tuşkov, Buşev, Lemleyin, Vermakov, Taşnak Partisinden Arekelyan ve Malik Yolçuyan, Menşevik Partiden Ayolla ve Sadovelş bulunuyordu. Yeni hükûmetin ilk faaliyetlerinden birisi Enzeli'de bulunan İngilizlerle irtibata geçip onlardan yardım istemek oldu.54

S. Şaumyan'ın iktidardan düşmesine neden olan Kafkas İslâm Ordusu bir seri galibiyetten sonra esas hedefi olan Bakû'yü kuşatmış bulunuyordu. Enver Paşa'nın Bakû'nün teslim olmaya zorlanması direktifi doğrultusunda Mürsel Paşa 3 Ağustos'ta Sentrokaspi Hükûmeti Ordusu'na ve Bakû Ermeni Millî Şûrası'na Türkçe ve Rusça yazılmış bir mektup göndererek onlardan teslim olmalarını istedi. Mürsel Paşa mektubunda "bildiğiniz gibi Bakû Türk birliklerince kuşatılmıştır. Eğer siz Bakû'yü teslim etmeye razı olursanız oradaki insanların millîyetine ve dinine bakılmaksızın hukukları korunacaktır. Özellikle arzu eden Ermenilerin bir zarar görmeden Ermenistan'a gitmelerine müsaade edilecektir. Eğer şehri teslim etmezseniz kuvvet yolu ile alınacaktır. O zaman akacak kanların mes'ulu siz olacaksınız. Şehri teslim etmeyi kabul ediyorsanız derhâl temsilcinizle cevap gönderin", diyordu. Ancak bu mektuba Bakû'den herhangi bir cevap verilmedi ve Bakû'nün savunulması kararı alındı.


Bu sırada, eski Rus Ordusu'nda ünlü bir albay olan Lazar Biçerakov Sentrokaspi Hükûmeti'ne bir telgraf gönderdi. Albay Biçerakov telgrafında şunları bildiriyordu: "Eski hükûmet bütün yalvarışlarıma rağmen bana yardım göndermediğinden Türklere mukavemette etkisiz kaldım. Fakat şimdi hücuma geçiyorum. En kısa zamanda cepheye yetişeceğim. Bakû'yü savunan güçlerle buluşma saatimiz yakındır. Eminim ki düşmanı mahvedeceğiz. Ben İngilizlerden asker, zırhlı otomobil, top ve makineli tüfek talep ettim ve Bakû'ye göndermelerini istedim. Bütün Rusya'nın gözü Bakû'yü savunan güçlerin üzerindedir. Bizim galibiyetimiz Rusya'nın kurtuluşuna yardımcı olacaktır." Biçerakov'un bu telgrafı Sentrokaspi Hükûmeti'ni ve Taşnakçı Ermenileri o kadar sevindirmişti ki, telgrafın metni Rusça ve Ermenice olarak çoğaltılıp şehirde dağıtılmıştır. Bir kurtarıcı olarak Bakû Hıristiyan halkına takdim edilen Biçerakov giyinişi ve saç tıraşı ile Ermeni ve Rus gençleri model olmuştur. Ancak bu iyimserlik havası fazla uzun sürmedi. Temmuz ayındaki çarpışmalarda Kafkas İslâm Ordusu birliklerine karşı bir varlık gösteremeyip cepheden kaçan Alb. Biçerakov Hırdalan mevkiinde Türk kuvvetlerine yenilerek Bakû cephesini bırakıp Dağıstan'a gitmek üzere Kuzeye yöneldi.55

Sentrokaspi Hükûmeti artık şehrin savunulmasındaki bütün ümitlerini ilân edilecek seferberliğe ve özellikle de İngiliz yardımına bağlamıştı. Hükûmet Ağustos ayının başında eli silâh tutan bütün ahaliyi mecburî seferberliğe tâbi tuttu ve seferberlikten kaçanların şiddetle cezalandırılacağı bildirildi. Bakû'ye Albay Stoks'un komutasındaki 70 piyade ve birkaç subaydan meydana gelen ilk İngiliz 4 Ağustos 1918'de geldi. Yine 9-17 Ağustos tarihleri arasında 3 tabur 1 topçu bataryası ve birkaç zırhlı taşıttan oluşan General Densterville komutasındaki esas İngiliz yardımı Bakû'ye ulaştı. Şehrin Hıristiyan ahalisi 20-30 bin mevcutlu bir ordunun gelmesini bekliyordu. Ancak yardıma gelen İngiliz askerlerinin toplam sayısı 1500'ü ancak bulmuştu. Bakû'yü savunacak Ermeni, Rus ve İngilizlerin kuvvetlerinin toplam asker sayısı 10.000'e ancak ulaşmıştı. Yine de bozuk olan moralle küçük bir İngiliz birliğinin gelmesiyle bir ölçüde düzelmiş zira şehirden alınan haberler asla teslim olunulmayacağı, ne pahasına olursa olsun şehrin savunulacağı şeklindeydi.56

 

14. I. Bakû Taarruzu

 

5 Ağustos 1918 saat 04.25'te başlayan Türk taarruzu karşısında Ermeni, Rus ve İngilizlerden meydana gelen Bakû savunma birlikleri, mevzileri elde tutmak için olağanüstü bir çaba sarf ediyorlardı. Ancak, gittikçe şiddetlenen Türk taarruzu bu direnişi kırmaya başlamış ve savunma birlikleri kademe kademe çekilmek zorunda kalmışlardı. Şehre hâkim Bolyof mevkiinde bulunan yüksek sırtlar ele geçirilmişti. Direnişi kırıldığı anlaşılan Sentrokaspi birliklerinin, cephesinin merkezi olan Salhane ve mezarlığa doğru düzensiz bir şekilde çekildiği görüldü. Türk topçusunun Bakû'de bulunan kışlaları hedef alan atışları gayrimüslim halk arasında korku ve panik yaratmış ve halk gemilere binip şehirden ayrılmak için iskeleye hücum etmişti. Şehrin ele geçirilmesi an meselesi idi. Sentrokaspi birliklerinin birinci savunma hattı kırılmış, ikinci savunma hattına yaklaşılmış, dolayısıyla Bakû'nün kurtuluşu çok yaklaşmıştı. Ancak taarruza başlamadan önce yeteri kadar top mermisi tedarik edilememişti. Bu nedenle topçunun ilerleyen piyadelere verdiği ateş desteği gittikçe azalmaya başlamış ve 5 Ağustos öğleden sonra topçu cephanesi tamamen tükenmişti.

5 Ağustos taarruzunda Türk birlikleri kahramanca çarpışmalarına rağmen, top mermisinin tükenmesi yüzünden ve karşı tarafın topçu ve makineli tüfek ateşi karşısında ilerleme durmuş ve Sentrokaspi birliklerinin karşı taarruzu ile Türk birlikleri, Bakû'ye 4 kilometre mesafede olan Eybat-Balacari demir yolunun batısındaki hatta çekilmek mecburiyetinde kalmışlardı.

5 Ağustos muharebesinde Sentrokaspi birlikleri ölü ve yaralı olarak 2000; Türkler ise 9'u şehit 19 yaralı subay, 139'u şehit 444 er zayiat vermiştir.

Türk taarruzunun püskürtülmesi Bakû'de moralleri yükseltmişti. 6 Ağustos'tan itibaren Bakû'de çeşitli unsurlardan eli silâh tutan 15-65 yaşları arasında olan erkekler askere çağrılarak zorla silâh altına alınmaya başlanmıştır. Bu uygulamaya karşı çıkıp asker olmak istemeyen Türklerden 600 kişi idam edilmiştir.57

Bakû'deki Türkler, şehrin zaptının uzamasından endişeye kapılmışlar, Türk askerlerinin moralini yükseltmek ve onu daha da cesaretlendirmek için 10 Ağustos 1918'de bir bildiri hazırlamışlar ve Türklere ulaştırmışlardır. Bildiri metni şöyledir:

"Bakû denilen milyon ve milyar şehrinin kapıları önünde günlerden beri zafer kuşunun kanadını yakalamak isteyen Türk Ordusu'na.

Bu güzel gönül kapıcı şehri eğer siz zapt edemezseniz, Türk'ün ve Ordusu'nun şerefini şimdi içinde bulunduğunuz hendeklere gömeceksiniz

Eğer siz bu servet ve altın şehrini zapt edemezseniz, sevgili büyük vatanımıza en kıymetli bir hediye takdim etmek fırsatını kaçırmış olacaksınız.

Eğer siz, yeşil denizin bu meşhur şehrini zapt edemezseniz, Kafkas Türkleri ve Türkistan Müslümanlarının kalbine saplanmış olacak zehr-i hançerin üzerine 'Eyvah! ki Türk bize imdada gelmedi'! cümlesi yazılmış olacaktır. Kafkasya feryat edecek, Türkistan ağlayacaktır.

Eğer siz, bu büyük İslâm şehrini zapt edemezseniz, Allah diyenlerin varlığını senaatlü şükürlerle ortadan kaldıran ve kaldırmak isteyen düşmanlar önden ve arkadan sizi saracak ve gıcırdayan dişler yeni zulümler için bilenmiş olacaktır.

Eğer siz, demir oluklardan dünyaya devlet akıtan ve sulhün terazisinde çok ağır basacak olan bu harp şehrini zapt edemezseniz, tarihin huzurunda mahcubâne yere bakacaksınız. Ve bugün dost düşman memleketlerinde en küçük bir evde en işsiz adamların bile dillerinde gezen Bakû şehri hadise ve hailesi, Türklerin bozgunluğuyla bitmiş olacaktır. Düşmanlar azim ve pek azim bir zaferin anahtarını ellerine geçirmiş olduklarını belki de biraz haklı olarak ilân edeceklerdir.

Dostlar, böyle bir zayia'dan hâsıl olacak hayıflarını gizleyemeyecekler ve bizi şemleriyle kahredeceklerdir.

Ey Türk askerî! Eğer sen bu şehri alamaz isen, Bakû'de senin için hazırlanan sofralar misafirsiz kalacak, senin için dikilen elbiseyi düşmanın giyecektir. Senin için yapılan adaklar yerine getirilemeyecek, senin ayağına (uğruna) kesilecek kurbanlar düşmanlara kalacaktır. Senin için hazırlanan altın keselerini düşman yağma edecektir. Eğer sen bu şehri almaz isen, İslâm gelinlerinin duvaklarını kâfirler yırtacak; yine mübarek İslâm kanları, kırmızı şaraplar gibi vahşî işkenceler uğrunda (altında) akacaktır. Senin zaferin için duaya kalkan elleri zalimler kesecektir.

Eğer sen bu sarı ışıklı altın şehri almazsan kadınlar saçlarını yolacak, akıllarını kaybedecektir. Şimdiye kadar akan kanlar boş yere akmış olacak, sen de bu tozlu topraklı yerler içinde perişan ve sefil kalacaksın. Türk'ün gözlerini oyup ipliklere dizen düşmanlara bayramlar hazırlayacaksın.

Fakat sen ey Türk askeri! İngilizlerin gücünü kendi zorunla Çanakkale'de kırdın. En büyük harp gemilerinin büyük güllelerine aylarca göğüs gerdin. Kuttülamare'de 14.000'i esir aldın. Karşındaki düşmanın çoğunu, Ermenileri belki Azerbaycan'dan, Kars'tan beri önüne katarak da bu şehre tıktın. Türk adını büyüten Çanakkale, Kuttülamare, Galiçya, Romanya'dan sonra Kafkasya gelecek ve Bakû şehri de yiğitlik tacının bir elmas taşı olacaktır. Al Bakû'yü! Vatanına bir altın armağan yap!"58

5 Ağustos taarruzunun başarısızlıkla sonuçlanmasından sonra İstanbul'da bulunan Azerbaycan Delege Heyeti'nin Başkanı Mehmet Emin Resulzade 7 Ağustos'ta Azerbaycan Dışişleri Bakanı M. Hasan Hacınski'ye Bakû'nün bir an önce kurtarılması isteğini içeren bir mektup yazdı. 1918 yazında batı cephesinde Almanya'nın yenilmiş olması uluslararası dengeleri esaslı bir şekilde değiştirebilirdi. Bu olayları yakından takip eden yaşanabilecek yeni gelişmeleri iyi değerlendiren M. Emin Resulzade mektubunda şu konulara dikkat çekiyordu: "Hangi yolla neyin pahasına olursa olsun Bakû derhâl alınmalıdır. Aksi takdirde biz başlamış faktörler karşısında çok zor durumda kalabiliriz. Bakû'ye hücum yalnız Azerbaycan adına olmalıdır. Onu Azerbaycan hükûmeti tutmalıdır. Başka türlü olursa çok zorluklar doğabilir".59

 

15. II. Bakû Taarruzu

 

5 Ağustos'ta yapılan Türk taarruzunun püskürtülmesi Kafkas İslâm Ordusu'nun Bakû üzerindeki baskısını hafifletmemişti. İkinci taarruzun yapılacağı 14 Eylül tarihine kadar Bakû etrafındaki çarpışmalar aralıklarla devam etmiştir. Bu süre zarfında Kuba ve Haçmaz kasabaları zapt edilip Azerbaycan Devleti'nin hâkimiyeti Dağıstan yönünde genişletilerek buradaki Bolşevik faaliyetleri önlenmiştir. Ayrıca Bakû'nün hemen batısında bulunan ve Türk birliklerinin ilerleme istikametinde iki önemli engel olarak görünen ve devamlı tahkim edilen 364 rakımlı Yanardağ ve 311 rakımlı Binegadi tepeleri Sentrokaspi birliklerinin ve İngiliz askerlerinin inatçı savunması kırılarak ele geçirilmiş ve Bakû kuşatması iyice daralmıştı.60

İkinci Bakû taarruzundan mutlak surette sonuç almayı ve şehri kurtarmayı amaçlayan Nuri Paşa, Bakû önlerinde bulunan birlikleri takviye için Şark Orduları Grubu'ndan yardım isteğinde bulundu. Bunun üzerine 15. Piyade Tümeninden donanımı iyi olan 56. ve 36. Kafkas Tümeninden 106. Kafkas Alayı, 15. Piyade Tümen Komutanı Yarbay Süleyman İzzet Beyin komutasında Kafkas İslâm Ordusu'na katılmak üzere 3 Eylül'de Gümrü'den yola çıkarak, 9 Eylül'de Bakû cephesine ulaştı.

Taarruzda Kafkas İslâm Ordusu birliklerinden 5. Kafkas Tümenine Mürsel Paşa, 15. Piyade Tümenine Yarbay Süleyman İzzet Bey, Güney Grubu birliklerine ise Albay Cemil Cahit Bey komuta edecekti. Yarbay Halim Pertev Bey Güney Grubu içinde bulunan ve Azerbaycan Türklerinden meydana gelen 4. Alaya komuta edecekti. Taarruz için bütün hazırlıkların tamamlandığı Bakû cephesinde 8000 Osmanlı askeri ile 6000 civarında Azerbaycan milis kuvveti toplanmış bulunuyordu. Şark Orduları Grubu Komutanı Halil Paşa ile Kafkas İslâm Ordusu Komutanı Nuri Paşa 10 Eylülde cepheye gelerek taarruz hazırlıklarını gözden geçirmişlerdi.61

İkinci Bakû taarruzu öncesinde Osmanlı Devleti ile Azerbaycan Cumhuriyeti arasındaki dostluk ve iş birliği en yüksek seviyesine ulaşmış, İstanbul'da bulunan Azerbaycan delegeleri tahta çıkan Mehmet Vahidettin'in kılıç kuşanma törenine katılarak Azerbaycan Devleti adına tebriklerini sunmuşlardır. Mehmet Emin Resulzade padişaha yüz yıllık esaretin sona erdiğini, bağımsızlığın devamında Türkiye'den dostluk ve iyi ilişkiler beklediklerini bildirdi. Padişah delegelere Azerbaycan'ın bağımsızlığının korunması için desteklerinin devam edeceğini, dış düşmanlara karşı birlikte hareket ederek galip geleceklerini söyledi ve tüm Azerbaycan'a selâm ettiğini sözlerine ekledi. Padişah bir süre sonra İstanbul'da bulunan Azerbaycan'ın olağanüstü temsilcisi Ali Merdan, Topçubaşov'u kabul etti. Görüşme sırasında Ali Merdan Topçubaşov padişaha şöyle hitap etti. "Sultanım az evvel diğer delegelerimize hitaben söylediğiniz 'Azerbaycanlılar benim evlâtlarımdır' sözlerinizi hepimiz büyük bir samimiyet ve memnuniyetle hatırlayacağız. Azerbaycan'ı isteyen çoktur. Lâkin Azerbaycanlılar bundan hiç korkmazlar. Çünkü Azerbaycan'ın arkasında büyük bir dost vardır." Dost yok kardeş var diye söze başlayan Sultan "Azerbaycanlılar Türklerin kardeşleridir. Bu kardeşlik sonsuza kadar devam edecektir; siz durumu ciddî değerlendirmelisiniz ve ümidinizi yitirmemelisiniz. Bu devir geçiş devridir. Osmanlı ve Azerbaycan Türkleri bu durumun iyiye gitmesinin şahidi olacaklar. Lâkin halkın morali olmalı, geleceğe inanmalı ve gelecek için çalışmalıdır. Hiçbir zaman Osmanlı sizden yardımını esirgemeyecektir" dedi.62

Kafkas İslâm Ordusu'nun ikinci Bakû taarruzu için hazırlıklarını tamamladığı tarihlerde Sentrokaspi Hükûmeti de elindeki bütün imkânları kullanarak şehri savunmanın gayreti içine girmişti. Bakû'nün Türk ahalisi Kafkas İslâm Ordusu'nun şehri kurtarmasını sabırsızlıkla beklerken Ermeni, Menşevik Eser ve Bolşevik unsurları korku ve telâş içinde idiler. Ve Sentrokaspi Hükûmeti'nin hazırladığı yalan beyannâmelerle avunmaya çalışıyorlardı. Güya Kafkas İslâm Ordusu'nun şehri kuşatan kuvveti ancak bir alay olup bunlar kolaylıkla mağlûp edilebilecekti. Ancak hükûmetin aldığı tedbirlerden durumun hiç de küçümsenecek bir boyutta olmadığı hemen anlaşılıyordu. Hükûmet genel bir seferberlik ilân ederek hasta, yaşlı, sakat, küçük yaşta olmalarına bakmaksızın eli silâh tutan bütün Bakû ahalisini şehrin savunmasında görev almaya çağırdı. Bunlardan muhtelif birlikler teşkil edilmeye çalışıldı. Örneğin; hukukçular birliği, artistler birliği ve dükkâncılar birliği gibi. Bu sırada Bakû'yü savunanların lehine meydana gelen bir başka gelişme de, Dağıstan'da faaliyet gösteren Albay Biçerakov'un 500 kadar askeri vapurla Bakû'ye göndermesiydi. Bakû'nün yardımına gelen İngiliz birliğinin mevcudu verilen kapılardan sonra 900'e inmişti. Bu durumda şehri savunacak kuvvetlerin toplam miktarı 10.000 asker civarında idi. Bakû'den gelen haberlerden Sentrokaspi birliklerinin moral durumunun iyi olmadığı, disiplinin bozulduğu anlaşılmaktaydı. Aynı zamanda Türk kuşatması nedeniyle Bakû'nün kara bağlantı yolları kesildiğinden ancak deniz yolundan kısıtlı olarak yiyecek ve diğer ihtiyaç maddeleri gelebiliyordu. Şehirde ekmek ve yiyecek sıkıntısı çekilmeye başlanmış, Kuba'dan Bakû'ye gelen içme suyunun da kesilmiş olması halkın hoşnutsuzluğunu iyice artırmış ve hükûmet aleyhinde protesto mitingleri düzenlenmiştir.63

Bakû'de morallerin iyice bozulduğu böyle bir ortamda Türk taarruzu 14 Eylül 1918 tarihinde saat 02.00'de gece baskını şeklinde başladı. Bakû savunma hattını yarmak için 5. Kafkas Tümeni, batıdan Eybat-Balacari demir yolu istikametinde ilerlemeye başladı. Birinci Bakû savunma hattı saat 03.00'te, ikinci Bakû savunma hattı saat 06.00'da ele geçirildi. Salhane ve Salyanski kışlalarından hücuma hazırlanan düşman, topçu ateşiyle dağıtıldı. Taarruzun baş kahramanı olan 56. Alay, Bakû'ye hakim tepeleri ele geçirip, önünde bozgun hâlinde kaçan düşman askerlerini şehre doğru sürmeye başladı. Volçivorata dağı ile Baylog arasında bulunan mevziler ele geçirildi. 56. Alayın önünden kaçarak Kırmızı Kışla'da direnmeye çalışan Ermeni, Rus ve İngiliz askerleri kışlanın topa tutulmasıyla burada da tutunamayarak panik hâlinde şehrin içlerine doğru kaçışlarını sürdürdüler. 13. Alayın mezarlık mevkiini ele geçirmesi üzerine burayı savunan birliklerin sahile çekilip gemilere binerek kaçma teşebbüsü burada yoğunlaşan topçu ateşi nedeniyle sonuçsuz kaldı. Türk askerleri saat 16.00'da şehrin batısındaki mahalleleri ele geçirmiş bulunuyorlardı.64

5. Kafkas Tümeni'nin taarruzuna paralel olarak şehrin kuzey yönünde 15. Piyade Tümeni'nin başlattığı taarruz başarıyla gelişmiş ve Balacari sırtları ele geçirilmişti. 15. Piyade Tümeni emrinde savaşan Azerbaycan milislerinden oluşan Muştevi Müfrezesi, Sabuncu mevkiini zapt etmişti. Sokak çarpışmalarında fazla zayiat verilmemesi için 14 Eylül akşamı taarruz durdurulmuştu. Türk topçusu gece boyunca şehirdeki askerî noktaları ateş altında tutmuştur.65

Nuri Paşa 14 Eylül akşamı verdiği emirle 15 Eylül sabahı taarruza devam edilerek şehrin kurtarılacağını bildirdi. Sabaha karşı hücuma geçen 13., ve 56. alaylar şehre girmeye başladılar. Ermeni ve Rus birlikleri muharebe düzenini kaybetmiş olarak bazı evlere ve mahalle aralarına mevzilenerek son direnişlerini gösteriyorlardı. Batı cephesinden yapılan taarruzla Bakû'nün zaptına adım adım yaklaşılırken, kuzey cephesinde 38. ve 107. Alayların taarruzları sonunda da düşmanın kuzey cephesi çökertilmişti. Malagankent ve Çernigorot ele geçirilmiş ve sokak çarpışmaları başlamıştı. Azerbaycan milisleri Kışla istasyonunu ve Zih dağını zapt etmişlerdi.

15 Eylül saat 15.00'e kadar devam eden harekât sonunda Bakû'yü savunan Ermeni ve Rus direnişi tamamen kırıldığı için, şehrin teslim olmasından başka bir seçenek kalmamıştı. 14 Eylül akşamı şehrin ertesi gün zapt olunacağı anlaşılmış, bu yüzden Bakû'yü savunan birlik komutanlarının çoğu gemilere binip kaçabilmek için birliklerinin başından ayrılmışlardı. Bu hâl cephede genel bir bozgun havası yaratmış, askerler mevzilerini bırakarak limana doğru kaçmaya başlamışlardır. Bu panik durumunu engellemeye çalışan Sentrokaspi Hükûmeti Savaş Bakanı General Bağratün kaçan askerlerin ayakları altında kalmıştır.66


Bakû'nün savunulmasında büyük ümit bağlanan 39. İngiliz Tugayının Komutanı General Dunsterville Türk hücumuna karşı direnmenin mümkün olmadığını görerek kuvvetlerine limana doğru çekilme emri vermişti. Aslında İngiliz generali Bakû'ye geldiği günden beri kuvvetli Türk kuşatması karşısında Sentrokaspi güçlerinin duramayacağı kanısındaydı. Bu görüşündeki haklılığını 14 Eylül çarpışmaları ortaya koymuştur. General Dunsterville Türklere esir düşmemek için Bakû limanında topladığı askerlerini gemilere bindirerek saat 22.00'de Enzeli'ye gitmek üzere şehirden kaçmıştır. General Dunsterville'nin bu başarısızlığı tugay komutanlığı görevinden alınmasına, yerine General Thomson'un getirilmesine neden olmuştur.67

Bu sırada Bakû'den kaçanlar arasında, İngiliz askerlerinin Bakû'ye gelmesine karşı çıktığı için iktidardan düşürülen Stephan Şaumyan da vardı. Şaumyan'la birlikte Çaparidze, Azizbekov, Vezirov Leogonov ve Fioletov gibi isimlerin de bulunduğu 26 Bakû Sovyet komiseri Türkmen isimli gemi ile Bakû'den ayrıldılar. Ancak Astragan'a gitmesi gereken gemi, Hazar denizinin doğu kıyısında bulunan Krasnovodsk'a uğramış, burada İngilizlerin desteklediği Bolşevik karşıtları tarafından hepsi gemiden alınıp öldürülmüşlerdir.68

15 Eylül saat 10.30'da Bakû'den 5. Kafkas Tümeni karargâhına gelen iki kişilik bir heyetle şehrin teslim şartları kararlaştırılmıştır. Bu şartlar şunlardır:


1.Bakû kayıtsız şartsız derhâl teslim edilecek.
2.Şehri savunan askerler teslim olacaklar.
3.Her türlü silâh ve cephane ile devlet malı eşya ve binalar teslim edilecek.
4.Nargin adasında bulunan Türk, Alman ve Avusturyalı esirler teslim edilecek.
5.Silâh depoları, erzak, otomobil ve kamyonların zırhlı otomobillerin ve uçaklarla birlikte bütün malzemeleri teslim edilecek.
6.Gelen bu heyete halkın can ve mal emniyetinin sağlanacağı ve kimseye zarar verilmeyeceğine dair "Kafkas İslâm Ordusu Komutanlığınca yazılan beyannameler verildi ve şehre gönderildiler. Böylece sokak çarpışmalarına girilmeden ve fazla zayiat verilmeden Bakû teslim alınmış oldu.Hacıkabul'de bulunan Güney Grubu Komutanı Albay Cemil Cahit (Toydemir) Bey Bakû Mevkii Komutanlığı'na getirilmiş, şehirde asayiş ve emniyeti sağlamak için de 56. Alay görevlendirilmiştir.Albay Cemil Cahit yayınladığı emirle bütün ahalinin silâhlarını teslim etmesini, herkesin can ve malının Türk Ordusu'nun koruması altında olduğunu bildirmiştir.69

Otuz altı saat süren İkinci Bakû taarruzunu gerçekleştiren 5. Kafkas Tümeni ile 15. Piyade Tümeninin toplam zayiatı 1000 asker idi. Ağustos ayının başından itibaren Bakû cephesinde bulunan 5. Kafkas Tümeninin 15 Eylül'e kadar verdiği zayiat ise 30'u subay olmak üzere 1130'u bulmuştu. İkinci Bakû taarruzunda Azerbaycan milislerinden meydana gelen Muştevi Müfrezesi 11 şehit ile 44 yaralı vermiştir.70


Gence'de bulunan Kafkas İslâm Ordusu karargâhı Bakû'nün kurtarılmasıyla buraya nakledilmiştir. 9 Eylül'den beri ordu gözetleme mevki olan Gözdek'e gelerek harekâtı yakından izleyen Şark Orduları Grubu Komutanı Halil Paşa ve harekâtı yöneten Nuri Paşa 16 Eylül'de Bakû'nün hemen dışında cephedeki birliklerin resmî geçidini izledikten sonra şehre girdiler.71 Doğu Türklüğü için gerek ilim ve irfan, gerekse zengin kaynaklarıyla bir sanayi ve ticaret merkezi olan Bakû için aylardan beri çok kan akıtılıp şehitler verilmişti. Bakû'nün Türklerin eline geçmesiyle yüz yıldır bağımsızlığından yoksun olan Azerbaycan esaretten kurtulmuş, 28 Mayıs'ta kurulan Azerbaycan Cumhuriyeti 15 Eylül'de başkentine kavuşmuştu. Üç buçuk aylık zorlu mücadeleden sonra Türk askeri artık Bakû'de idi ve şehir artık gerçek sahiplerine kavuşmuştu. Almanların bütün baskılarına rağmen harekât durdurulmamış, Alman askerî karıştırılmadan Anadolu Mehmetçiği ile Azerbaycan Mehmetçiği omuz omuza vererek, bu toprakları kurtarmış ve üzerinde yaşayan Türkleri hürriyetlerine kavuşturmuşlardır.

Bakû'nün kurtuluşu kutlu bir gün olan Kurban Bayramı'na tesadüf etmişti. Azerbaycan Türkleri çifte bayramı bir arada yaşıyorlardı. Azerbaycan Cumhuriyeti Başbakanı Feth Ali Han Hoyski, 19 Eylül tarihli mesajına "Kafkas İslâm Ordusu Komutanı Saadetli Nuri Paşa Hazretlerine" diye başlayarak devamla "Komutanız altında bulunan cesur Türk askerîmiz tarafından Azerbaycan'ın başkenti olan Bakû'nün düşmandan temizlenmesi münasebetiyle milletim, yüksek şahsınıza ve dünyanın en cesur ve soylu askerî olan Türk'ün oğullarına minnettar olduğunu arz etmekle iftihar ederim" demekteydi.

Bakû'nün kurtarılışı, Kuzey Kafkasya'da da sevinçle karşılanmıştır. Kuzey Kafkas Cumhuriyeti Hükûmet Başkanı Abdülmecit Çernoyef, "Nuri Paşa Hazretlerine" diye başladığı mesajında; "Bakû'nün zaptını müjdeleyen kutlu telgrafınızın bende, kahraman ordunuzla Kafkas işleri hakkında büyük bir sevinç hasıl ettiğini övünçle arz ederim. Türklüğün menfaatini en kısa zamanda temin edecek birinci adam olduğunuzu ümit etmekteyim. Bu parlak başarınızı özel bir memurla Kuzey Kafkas Millî Cemiyeti'ne bildirdim. Bendenizle birlikte bütün Kuzey Kafkas ahalisi kahraman Osmanlı ordusuyla şanlı komutanına tebriklerimizi arz ederiz" ifadesini kullanmıştır.72

Bakû'nün işgal altında bulunduğu dönemde Gence'de çalışmalarını sürdüren Azerbaycan Hükûmeti Bakû'nün zapt edilmesiyle birlikte Başbakan Feth Ali Han Hoyski tarafından buraya nakledildi ve 20 Eylül 1918'de bir hükûmet bildirisi yayınlandı. Başbakanın imzasını taşıyan bu bildiride şu ifadeler yer alıyordu. "Başkenti olan Bakû'ye henüz gelmiş olan Azerbaycan Hükûmeti bununla şehirde ve etrafta yaşayan bütün ahaliye din ve millet farkı gözetmeksizin emrediyor ki: Azerbaycan Hükûmeti'nin tâbiyeti altında yaşayan hiçbir millete farklı davranılmayacak, canileri, yağmacıları, katilleri ve cemaatin asayişini bozanları hükûmet büyük cezaya idama varıncaya kadar duçar edecektir. Ahali bunu bilmelidir ki, soylu Türk milletinin kahraman ve fatih askerlerine emir verilmiştir ki cinayetle, yağma ve çapulla meşgul olanları nerede görseler cezalarını versinler. Türk Azerbaycan Hükûmetinin şan ve şerefine yaraşmaz ki onun başkentinde günahsız adamların hak ve hukukuna tecavüz olunsun."73 Azerbaycan Hükûmetinin ve Türk askerlerinin aldığı tedbirler sayesinde Bakû'de sür'atle emniyet temin edilerek düzen sağlanmıştı. Azerbaycan Cumhuriyeti'nin güçlenmesi için elverişli bir ortam oluşmuştu. Türk ordusu Azerbaycanlı kardeşlerine karşı büyük tarihî görevini yerine getirmek için Bakû'de bulunuyordu. Ve bu genç devleti güçlendirmeye çalışıyordu.


16. Karabağ Harekatı

 

Azerbaycan Devleti'nin kurulduğu ilân edildikten sonra ırkçı Ermeniler Karabağ'ı Azerbaycan'dan koparma ve Türkleri Karabağ'dan uzaklaştırma faaliyetlerini yoğunlaştırmışlardı. Karabağ'ın merkezi Şuşa'da oluşturulan yönetim organında Ermeni ve Türkler eşit olarak yer alırken 1918 Temmuzunun ikinci yarısından itibaren Ermeniler benimsemedikleri bu yönetim organını yıkma çabası içine girdiler ve bu yönetimi lağvettiler. Ermeniler 1918 Ağustosunda Şuşa'da topladıkları bir kurultayda 7 kişiden oluşan bir kurul seçtiler ve bu kurulu Karabağ hükûmeti olarak adlandırıp bütün hâkimiyetin bu hükûmete devredilmesini istediler. Ermeni Millî Komitesi'nin ileri gelenlerinden teşkil edilen bu tek taraflı hükûmet bütün faaliyetlerini Türklerin evlerini mallarını bırakarak Karabağ'dan kaçmaları sağlamaya yöneltmişti. Bu amaçlarına ulaşmak için Ermeni Millî Komitesi silâhlı birlikler meydana getirmeye Karabağ'ın Azerbaycan'ın diğer yerleriyle ilişkisini kesmeye çalışıyordu. Ermeni millîyetçilerinin düşündükleri bir diğer husus da kışın gelmesiyle yaşam şartlarının güçleşmesi ve buna paralel olarak baskılarını artırarak Karabağ Türklerinin kurulan Ermeni hükûmetini tanımak zorunda bırakmaları idi.74

Bu esnada diğer bir tehlike de ünlü çeteci Antranik'in birlikleriyle Karabağ'a yönelmiş olmasıydı. Antranik komutasındaki 6000 kişilik Ermeni kuvvetinin Nahcivan bölgesindeki Türk köylerini yakıp yıktığı haberleri üzerine 11. Kafkas Tümeni bu bölgeye sevk edildi. Ermeniler mağlûp edilerek 20 Temmuz 1918'de Nahcivan'dan çıkarıldılar.75 Buradan Karabağ bölgesine gelen Antranik, Ermenileri Türklere karşı teşkilâtlandırmak için faaliyete başladı. Amacı, Ermenileri topluca Türklerin üzerine saldırtarak Karabağ'daki Türk nüfusunu azaltmak ve bu bölgenin tümüyle Ermenilerin kontrolüne girmesini sağlamaktı. Şuşa yolunu kontrolü altına alan Antranik, buradaki Türkleri öldürmeye başladı. Karabağ Mıntıkası Komutanı Yarbay İsmail Hakkı Bey, Nuri Paşa'ya gönderdiği raporla; Ermenilerin saldırılarını önleyecek bir birliğin Karabağ bölgesine gönderilmesini talep etti. Ermeni saldırıları Dantravir, Zayig, Abdallar köyü, Kerevis köyü, Agadi köyleri, Madat, Sisyan, Yaylak nahiyelerinde yoğunlaştı. Buralarda Ermeniler vicdanları sızlatan saldırılar gerçekleştirmeye başladılar. Sakalları yolunarak öldürülen ihtiyarlar, göğüsleri kesilip yavrularının ağzına verilen kadınlar ve diğer değişik işkencelerle öldürülen Türklerin görüntüsü insanı dehşete düşürüyordu. Mevcut tehlikeli durum karşısında Yarbay İsmail Hakkı Bey, Nuri Paşa'dan Karabağ harekâtına bir an önce başlanmasını aksi takdirde Ermenilerin bu havalide yaşayan Türklerin hepsini katledeceğini bildirmişti.76

Diğer yandan Ermeniler, Ağdam ile Şuşakale arasında bulunan Askeran Boğazı'nı kontrolleri altına alarak, Şusakale'ye çekilen 20.000 Türkü burada kuşatmış bulunuyorlardı. Ermenilerin genel bir katliama hazırlandıkları bu kritik günlerde Nuri Paşa, Türklerin öz toprağı olan Karabağ'a vakit kaybedilmeden kuvvet sevk edilmesini emretti. Albay Cemil Cahit Bey Karabağ harekâtını gerçekleştirecek olan 1. Azerbaycan Tümeni Komutanlığına atandı. 1. Azerbaycan Tümenini; 5. Kafkas Tümeni emrinde bulunan 106. Piyade Alayı, 9. Kafkas Alayı ile Azerbaycan milislerinden teşkil edilen toplam 1200 mevcutlu 1. ve 2. Azerbaycan alayları ve 250 süvari mevcudu bulunan Azerbaycan Süvari Alayı teşkil ediyordu. 6 Ekim'de Ağdam'da toplanan 1. Azerbaycan Tümeni 7 Ekim'de harekâta başladı. Şuşakale'ye ulaşabilmek için Ağdam'ın 8 kilometre güneyinde bulunan ve bu mevkiin müstahkem kapısı niteliğindeki Askeran Boğazı'nı geçmek gerekiyordu. Burası Ermenilerce oldukça kuvvetli bir şekilde tahkim edildiğinden, önce Askeran mevkiinin gerisine sarkmak gerekecekti. Bunun için 2. Azerbaycan Alayı ve Süvari Alayı Askeran'ın karşısına sevk edilerek Kalbuk-Taşbaşı hattında mevzilendirildi. 9. Kafkas Alayı iki topçu bataryası desteğinde Ağdam üzerinden Mirkent-Akbulak hattı istikametinde taarruza başlamış ve buraları ele geçirerek Ermenileri güney ve güneydoğu yönünde çekilmeye zorlamıştı. Askeran'a karşı 9. Kafkas Alayı'nın cepheden taarruza geçmesi ve 25. Tabur'un düşmanı güneyden kuşatmaya başlaması sonucu Askeran'ı savunan Ermenilerin direnişleri kırılmış ve bozgun hâlinde buradan çekilmişlerdi. Şusakale'yi doğudan ve batıdan sıkıştırmak için Azerbaycan Süvari Alayı Kalfalı istikametine sevk edildi. Piyadelerin de Şuşakale önüne gelmesiyle, Antranik muharebeye cesaret edemediğinden, kuvvetlerini Şuşa'nın güneyine çekmek zorunda kaldı. Kuşatmadan kurtarılan Şuşa ele geçirildi. Türkler coşkuyla kurtarıcılarını kucakladılar.77

Çerkez giysisi giyinmiş Türk gençleri askerleri karşılamak için öncü olarak gönderildiler. Orkestra günün havasına uygun parçalar çalarken din adamları ve şehrin ileri gelenleri karşılama töreninde hazır bulmuşlar, ellerindeki tuz ve ekmeği gelenlere ikram etmişlerdir. Öğrenciler ellerindeki bayraklarla askerlere sevgi gösterisinde bulunurken, kadınlar askerlere çiçek demetleri sunmuşlardır. Ermeniler de karşılama törenine kendi orkestraları ve 300 kişilik bir temsilci grubuyla katılmışlardır. Albay Cemil Cahit Bey Şuşa halkına yaptığı konuşmada, amacının kan dökmek olmadığını aksine barışı ve huzuru tesis etmeye çalıştığını belirterek devletin nazarında bütün halkların eşit hukuka sahip olduğunu bildirdi.78

Albay Cemil Cahit Bey Türklerin Ermenilerden gördükleri bunca zulüm ve kıyıma karşı öfke ile hareket etmemiştir. İki taraf arasında bir çatışmaya meydan vermemek için Türk ileri gelenleriyle bir toplantı yaparak onlara şöyle hitap etti: "İyiliğinizi düşünerek söylediğim sözlerimi kabul ediniz ve emirlerime uyunuz. Ermenilere şimdi itaat teklif edeceğim. Kabul etmedikleri takdirde bir orduya itaatsizliğin cezası ne ise onlara vereceğim. İtaat ederlerse hayat, namus ve malları güvencem altında olacağından hiçbir ferdin ufak bir hareketine müsaade etmeyeceğim. İtaat etmedikleri hâlde dahi haklarında verilecek cezayı ifaya yalnız askerîm memur olacaktır. Türk halkının tamamen seyirci kalmasını ve herkesin iş ve gücüne şu dakikadan itibaren başlamasını talep ve emir ederim."79

Albay Cemil Cahit Beyin Şuşa'da yaşayan Ermenilere yaptığı Türk kuvvetlerine mukavemet gösterilmemesi ve itaat etmeleri yolundaki çağrısı Ermenilerce kabul edildi. Ancak Ermenilerin bu sözlerinde samimî olduklarına inanmak pek mümkün değildi. Çünkü tarihî tecrübeler göstermiştir ki, Ermeniler Türk ordusu karşısında zayıf oldukları zaman uysal ve itaatkâr olmuşlar. fakat savunmasız Türklere karşı her türlü fenalığı yapmaktan geri kalmamışlardır.

Şuşa'da güvenliğin sağlanmasından sonra 1. Azerbaycan Tümeni'ne bağlı birliklerin Karabağ'da Ermeni çetelerini takip ve etkisiz hale getirme harekâtına devam edilmiştir. Davşanlı, Marağalı, Kaledere, Gorus, Ağdere, Ağdam, Akbulak, Hirhan ve Davutlar mıntıkalarında Ermeni çeteleri faaliyetlerini yoğunlaştırdılar. Antranik kuvvetlerinden 700 piyade 200 süvariden meydana gelen bir birlikle Gorus mıntıkasında çarpışmalar olurken, Şahnezerov adlı bir çete reisi, emrindeki 600 mevcutlu Gence Alayı, 400 mevcutlu Şuşa Alayı, 200 mevcutlu Samsun Alayı adını verdiği birlikleriyle Karabağ'ın değişik yerlerinde Türklere karşı terör faaliyetleri gerçekleştiriyordu. Zengezur bölgesinde de Ermeni çeteleri faaliyetlerini artırmış, silâhsız Türk halkına karşı terör ve öldürme eylemleri başlatmışlardı. Yalnızca Sisyan mıntıkasında 500'den fazla savunmasız Azerbaycan Türk'ü öldürülmüştür.80

Ermeni çeteleri Karabağ ve Zengezur bölgelerinde silâhsız Türklere karşı yoğun bir biçimde terör ve öldürme eylemlerini sürdürürken İstanbul'da ve Kafkaslarda faaliyet gösteren Ermeni teşkilâtları gerçekleri çarptırarak dünya kamuoyunca Kafkas İslâm Ordusu birliklerinin Karabağ'da Ermenilere karşı katliam gerçekleştirmekte olduklarına dair gerçek dışı beyanatlar vererek propagandalar yapmaya başladılar. Bu propagandalar İtilâf devletleri üzerinde etkili olmuştur. İtilâf devletleri Osmanlı Devleti'ne baskı yaparak Karabağ'da bulunan Türk birliklerinin bu bölgeyi terk etmelerini ve hatta bütün Kafkaslar'daki Türk birliklerinin geri çekilmesini istemişlerdir. Uygun mütareke şartları hazırlama faaliyeti içinde olan Osmanlı Hükûmeti'nin İtilâf devletlerinin bu isteklerine karşı çıkması mümkün görülmüyordu. Çok zor durumda bulunan Sadrazam Ahmet İzzet Paşa çaresizliğini İstanbul'da bulunan Azerbaycan Cumhuriyeti'nin temsilcisi Alimerdan Bey Topçubaşov'a itiraf etmiştir. 21 Ekim'de yapılan görüşmede A.Topçubaşov Ahmet İzzet Paşa'ya büyük kardeş Türkiye'nin yaptığı yardıma Azerbaycan halkının minnettarlığını bildirince Ahmet İzzet Paşa konuşmaya başlayıp; "...Büyük kardeş küçük kardeşe yardım etmelidir ve edecek. Ancak gördüğünüz gibi şartlar değişmiştir. Biz ve müttefiklerimizin durumunda kesin değişiklikler olmuştur. Meselelerin hâlledilmesinde bizim etkimiz kalmadı. Meseleleri Wilson ve onun taraftarları hallediyorlar" demiştir.81 Bu görüşmeden iki gün sonra Ahmet İzzet Paşa 23 Ekim 1918 tarihli emriyle Karabağ harekâtının durdurulmasını istemiştir.82

Bu gelişme üzerine Kafkas İslâm Ordusu Komutanlığınca Karabağ'da bulunan Osmanlı birliklerinin bağlı bulundukları tümenlere katılmaları ve I. Azerbaycan Tümeninin Azerbaycanlı General Yusufof'a teslim edilmesi emredilmiştir. 7 Ekim 1918 tarihinde başlayan Karabağ harekâtının Osmanlı birlikleri tarafından gerçekleştirilen safhası bir ay sürmüş ve 8 Kasım'da görevin General Yusufof'a devredilmesiyle sona ermiştir.83

 

17. Dağıstan Harekâtı

 

Bolşevik ihtilâlinden sonra Azerbaycan Türklerinin yaşamak zorunda kaldıkları terör ve katliam olaylarının bir benzeri de Kuzey Kafkasya'da yaşanıyordu. Buradan Türklere akraba; Çeçen, Osetin, Kumuk, Balkar ve Karaçay gibi toplulukların durumları iyi değildi. Bir yandan İngiliz ajanlarının kışkırttığı çarlık yanlısı Rusların, öte yandan Rus Kazaklarının baskı ve tehdidi altında bulunuyorlardı. Ancak onlar için asıl tehlike Bolşevik hareketiydi ve Bolşevikler kuzey Kafkasya ve Dağıstan'ı ele geçirmek için yoğun bir faaliyet sürdürüyorlardı.84 Bolşevikler Mahaçkale, (İncikale) Timurhan Şûra gibi önemli merkezleri denetimleri altına almışlar, Bakû'den Mahaçkale'ye kadar uzanan demiryolu hattının büyük bir kısmını da kontrol ediyorlardı.85 Bolşeviklerin silâh, cephane ve para yönünden bir sıkıntılıları olmadığı gibi aralarında eğitimli çok kişi bulunduğundan propaganda yolu ile halkı etkileyebiliyorlardı. Buna karşın Dağıstan'ın askerî gücü küçük milis kuvvetlerinden ibaretti ve ekonomik durum da iyi değildi. Şimdiye kadar Bolşevikliğe fazla ilgi duymayan halkın bu aldatıcı propagandaların tesiri altında uzun süre Bolşevikliğe ilgisiz kalması zor görünüyordu.86

Karışıklık içinde bulunan Dağıstan'ın kurtuluşu için siyasî faaliyetler sürdürülüyordu. Dağıstan'ın ileri gelenlerinden Abdülmecit Çermoyef, Haydar Bammat ve Mehmet Karı Dibrov gibi şahıslar ülkelerine destek aramak için türlü zorluklarla Trabzon'a gelmişler ve burada düzenlenen konferansa katılarak Osmanlı Devleti'nden yardım istemişlerdir. Trabzon Konferansı'nın dağılmasından sonra Batum'a gelen Dağıstan heyeti burada Türk heyeti ile görüşüp yardım taleplerini yenilemişlerdir.

Osmanlı Hükûmeti ile görüşmeler yapmak için Batum'dan İstanbul'a gelen heyet burada çok iyi karşılanmış, İstanbul basını ziyarete ve Dağıstan'ın sorunlarına geniş yer vermiştir.87

Başta Enver Paşa olmak üzere Osmanlı Hükûmeti Dağıstan heyetinin yardım isteğini olumlu karşılamıştır. Alınan bu siyasî desteğe güvenilerek 11 Mayıs 1918'de Kuzey Kafkas Cumhuriyeti'nin kurulduğu bütün devletlere ilân edildi. Kurulan devleti Osmanlı Devleti resmen tanıdı. Bu gelişmelerden memnun olmayan Sovyet Rusya olayı Osmanlı Devleti'nin Moskova Büyükelçisi Galip Kemali Bey nezdinde protesto etti.88 Osmanlı Devleti ile Kuzey Kafkas Cumhuriyeti arasındaki ilişkiler 8 Haziran 1918'de Batum'da dostluk ve işbirliği antlaşmasının imzalanmasıyla iyice pekişti. Bu antlaşmayla Osmanlı Devleti Kuzey Kafkas Cumhuriyeti'ne askerî yardımda bulunmayı kabul ediyordu. Bu gelişmeler üzerine Sovyet Rusya'nın tahrikleriyle Bolşevikler harekete geçti. Zaten Şubat 1918'den beri Bolşevik güçlerin işgali altında bulunan Vilâdikafkas şehri ve bölgesinde çarpışmalar oluyordu. Osmanlı subaylarının teşkil ettiği Dağıstan milisleri 4 Ağustos 1918'de karşı taarruza geçerek 17 Ağustos'ta şehri Bolşeviklerden aldı. Ancak bu başarıların yarattığı sevinç fazla sürmedi. Kuzey İran'dan Bakû'ye gelen, fakat burada Kafkas İslâm Ordusu karşısında tutunamayarak Dağıstan'a yönelen Kazak Albay L. Albay Biçerakov kuvvetleri 15 Ağustos 1918'de Derbent'i daha sonra kuzeye ilerleyerek Mahaçkale'yi işgal etti.89 Bakû'nün zaptedilmesinden sonra buradan kaçan Ermenilerin kendisine katılmasıyla Albay Biçerakov kuvvetlerinin sayısı 6000'e ulaşmıştı.90 Ermeniler yaptığı bu takviye ile daha da kuvvetlenen Albay Biçerakov'a karşı Dağıstan Milis kuvvetlerinin başarı göstermesi mümkün değildi. Kuzey Kafkas Cumhuriyeti'nin bağımsızlığını kazanması için Kafkas İslâm Ordusu'nun Dağıstan'ı Albay Biçerakov kuvvetlerinin işgalinden kurtarması gerekiyordu. Diğer yandan kurtarılan Azerbaycan'ın kuzeyden ve denizden emniyetinin sağlanması da Dağıstan'ı Albay Biçerakov kuvvetlerinden temizlemekle mümkün olacaktı. Bu nedenle Nuri Paşa 20 Eylül'den beri Dağıstan harekâtına hazırlanan 15. Piyade Tümeni'ne Derbent'i kurtarması için emir verdi.91

Dağıstan harekâtını gerçekleştirecek olan 15. Piyade Tümeni ve Dağıstan milislerinden meydana gelen kuvvete Kuzey Kafkas ordusu adı verilerek komutanlığına Çerkez asıllı olan Yusuf İzzet Paşa getirilmişti. Yusuf İzzet Paşa aynı zamanda Kuzey Kafkas Cumhuriyeti nezdinde Osmanlı Devleti'nin siyasî ve askerî temsilcisi sıfatını da taşıyordu. Kuzey Kafkas ordusu kurmay başkanlığına Haziran 1918 tarihinden beri Dağıstan'da milis kuvvetleri oluşturma faaliyetini sürdüren Yarbay İsmail Hakkı (Berkok) tayin edilmişti.92

Nuri Paşa'nın 1 Ekim 1918 tarihli emriyle Kurmay Albay Süleyman İzzet Bey'in komutasındaki 15. Piyade Tümeninin Dağıstan'a sevki başladı. 15. Piyade Tümeni 56. ve 38. Piyade Alayları ile üç topçu bataryasından meydana geliyordu. Derbent cephesine önce 56. Piyade Alayı ulaşmıştı fakat Albay Biçerakov kuvvetleriyle henüz temas sağlanamamıştı. 38. Piyade Alayı cepheye ulaşamamasına rağmen Derbent'i işgal altında tutan Kazak askerlerin takviye almasına veya geri çekilmesine fırsat vermeden Derbent taarruzuna karar verildi. 56 ncı Piyade Alayı Mollakent-İdrabos hattından 5 Ekim saat 08.30'dan itibaren Derbent üzerine harekâta başlamıştı. Zırhlı tren ile denizden donanmanın da desteklediği Albay Biçerakov kuvvetleriyle aralıklarla sürdürülen muharebeler sonunda 6 Ekim 1918'de Derbent kalesi ve istasyon ele geçirilmiştir. Fransız asıllı olup Rus Ordusu'nda yetişmiş olan Albay Bertran komutansındaki Albay Biçerakov kuvvetlerinin bir kısmı gece karanlığından yararlanarak kaçmayı başarmış, elbise değiştirerek halkın arasına karışan diğer askerler tespit edilerek esir edilmişlerdir. çarpışmalarda 25 er şehit olmuş 1 subay ile 28 er de yaralanmıştır. Bu muharebelerde Dağıstan'ın milis kuvvetleri ağır hareket ettikleri için kendilerinden fazla istifade edilememiştir.93

Nuri Paşa Derbent'in ele geçirildiğini 7 Ekim'de Şark Orduları Grubu Komutanlığına çektiği telgrafla bildirmiştir.94

Derbent'in 4-5 km kuzeyinde Albay Biçerakov kuvvetleriyle çarpışmaların sürdüğü 13 Ekim 1918'de düzenlenen bir törenle Kuzey Kafkas Cumhuriyeti Hükûmeti ilân edilmişti. Hükûmetin ilanından bir gün önce Derbent'e gelen Kafkas İslâm Ordusu Komutanı Nuri Paşa, Kuzey Kafkas Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Abdülmecit Çermoyef, Kuzey Kafkas Ordusu Komutanı Yusuf İzzet Paşa ve 15. Piyade Tümeni Komutanı Albay Süleyman İzzet törende hazır bulunmuşlardır. Tören saat 10.00'da Hükûmet Konağı önünde başlamış, göndere Kuzey Kafkas Cumhuriyeti bayrağı çekilmiştir. Törende Cumhurbaşkanı Abdülmecit Çermoyef, Nuri Paşa ve Yusuf İzzet Paşa birer konuşma yapmışlardır. Törenden sonra cumhurbaşkanı ordu komutanları ile tümen komutanının katıldığı bir toplantı yapılmıştır. Toplantıda Albay Biçerakov kuvvetlerine karşı çok zor şartlarda mücadele verildiği dile getirilmiş bununla beraber 15. Piyade Tümeni'nin bir an önce Mahaçkale'yi ele geçirerek Dağıstan'ın işgalcilerden temizlenmesi kararına varılmıştır.95

Derbent'in kuzeyinde çarpışmaların devam ettiği 13 Ekim 1918'de Kuzey Kafkas Cumhuriyeti hükûmeti işgal kuvvetleri komutanı Albay Biçerakov'a bir ültimatom vererek 20 Ekim tarihine kadar Dağıstan topraklarının boşaltılmasını istedi. Geçen zaman zarfında Albay Biçerakov ültimatomda belirtilen istek doğrultusunda bir harekette bulunmadığı gibi 16 Ekim'de meydan okur nitelikte sert bir cevap gönderdi. Şöyle ki: "Beni memleketimden kovmaya hakkınız yok. Ben Kazak kökenliyim ve Kafkaslıyım. Bu topraklar Rusya'nındır. Emrimdeki asker ise Rus Ordusu'nun bir bölümüdür. Binâen-aleyh çıkmayacağım, hem Türklerin kendi memleketlerine hayrı olmadıktan sonra size hiç olmaz. Haberiniz yok mudur? İngiliz topları Çanakkale yakınında patlıyor. Filistin ve Suriye kâmilen istilâ edildi. Dolayısıyla azamî olarak iki haftaya kadar Türklerin kâmilen buralardan çekileceği muhakkaktır. Ol vakit yalnız kalacaksınız ve bir şey yapmaya kudretiniz olmayacaktır. Bu mektubuma 18 Ekim 1918 tarihine kadar cevap isterim. Eğer cevap alamazsam Derbent'in istirdadı için hareket edeceğim. Derbent'te ne kadar asker olduğunu ben pekâlâ biliyorum."96

Çarlık yanlıları ile Bolşevikler arasında çatışmaların devam ettiği bu dönemde Albay Biçerakov'un eski rejimin geri geleceğine dair ümitlerini koruduğu anlaşılmaktadır. Diğer taraftan savaşın gidişatını iyi takip ettiği savaşın sonucuna dair yaptığı değerlendirmede görülmektedir. Albay Biçerakov'un askerî gücünü olduğundan fazla göstermeye çalışmasına karşın çarpışmaların devam ettiği 1918 Ekim ayı boyunca Türk kuvvetleriyle kesin sonuçlu bir muharebeye girm=mek zorunda kalmış ve şehrin kapısı niteliğindeki Tarki dağında savunmaya geçmişlerdir. 27 Ekim'de Mahaçkale Kuzey Kafkas Ordusu tarafından güney ve batıdan tamamen kuşatılmıştır. Yine bu sırada Dağıstan'ın önemli şehirlerinden biri olan Timurhan Şûra milis kuvvetleri tarafından ele geçirilmiştir.99

Dağıstan harekâtında son durak olan Mahaçkale'nin ele geçirilmesi için, Tarki dağında mevzilenen Albay Biçerakov kuvvetlerinin buradan atılması gerekiyordu. 5 Kasım 1918'de başlaması kararlaştırılan taarruza 15. Piyade Tümeni'nden 1700 piyade ile 2000 milis kuvveti iştirak edecekti. Milislerin savaş kabiliyeti fazla olmadığında esas harekâtı 56. Alay ile Mürettep Alay gerçekleştirecekti. 38. Alay ihtiyatta bırakılmıştı fakat çarpışmaların sürdüğü en kritik bir devrede taarruza katılmıştır. Harekât plânına göre Binbaşı Mehmet Fehmi komutasındaki 56. Alay bir baskınla 2362 rakımlı tepeyi ele geçirecek, sonra Binbaşı Nuri komutasındaki Mürettep Alay (107. Alay 2. Tabur ile Makineli Tüfek Bölüğü ve B.Alay 46 ncı Taburdan meydana gelmişti) 56 . Alayın ve topçu ateşinin desteğiyle 1579 rakımlı tepeyi ele geçirecekti. Birlikler iki tepe arasındaki gedikten geçerek Mahaçkale'ye ulaşacaklardı. 5 Kasım'da sabaha karşı 56 ncı Alayın baskın taarruzu başladı. Havanın çok soğuk olması, fundalık arazinin ilerlemeye engel olması nedeniyle taarruz istenilen süratte gelişemedi. Türk taarruzunu sezen Albay Biçerakov kuvvetleri şiddetli ateşe başlamıştı. Taarruz istikameti olan Tarki dağının güney yamaçları oldukça dik ve kayalık bir arazi yapısına sahipti. Patikanın yanları duvar gibi dik olduğundan askerler bu yamaçları tırmanarak tepeye doğru ilerlemek zorunda kalmışlardı. Havanın aydınlanmasıyla topçular Albay Biçerakov kuvvetlerini ateş altına almışlardı. Buna rağmen kayadan bir duvar arkasına mevzilenen Albay Biçerakov birlikleri yukarıdan aşağı tüfek makineli tüfek ve bomba ile Türk birlikleri üzerine yoğun bir ateşe başlamışlardı. Hatta büyük kaya parçalarını Türk birliklerinin üzerine yuvarlayarak tepeye tırmanmalarına engel olmaya çalışıyorlardı. Bu çetin şartlara rağmen 38. Alayın 3. Taburyla takviye edilen 56. Alay saat 11.00'de 2362 rakımlı tepeyi ele geçirmiştir. 56. Alay insan üstü bir gayretle 2362 rakımlı tepeyi ele geçirerek stratejik açıdan elde ettiği avantajla Mürettep Alaya top ve makineli tüfekle yan ateş desteği sağlayarak Mürettep Alay'ın saat 12.30'da 1579 rakımlı tepeyi ele geçirmesine yardımcı olmuştu.100


56. Alay ile Mürettep Alay zapt edilen bu iki stratejik tepede savunmalarını güçlendirmeye çalıştıkları sırada, Albay Biçerakov kuvvetleri 1579 rakımlı tepeye karşı bir taarruz başlattılar. Bu taarruza Hazar Denizi'nde bulunan iki savaş gemisi ve Mahaçkale elektrik santralı civarında konuşlandırılan uzun menzilli toplarda yoğun bir ateşle destek sağlamıştı. Bu ani taarruz karşısında 1579 rakımlı tepeyi savunan Mürettep alay mevzilerini terk edip çekilmeye başlamıştır. Mürettep Alayın çekilmesi 56. Alay 2. Taburu zor durumda bırakmış şiddetle devam eden çarpışmalarda 2. Tabur son bomba ve kurşununu attıktan sonra oldukça fazla zayiat vererek geri çekilmek zorunda kalmıştı. Alay komutanları kaybedilen yerlerin yeniden zapt edilmesi konusunda ümitsizliğe kapılmalarına rağmen 15. Tümen Komutanı Albay Süleyman İzzet Bey, çarpışmaların halen yoğun bir biçimde devam ettiği ön saflarda çarpışmalara katılarak dağılan askerleri tümen flaması altında toplayıp yeniden taarruz düzenine sokmayı başardı. 15. Piyade Tümeni ihtiyatta olan 38. Alayı karşı taarruza dâhil etmiş sabaha kadar devam eden çarpışmalarda büyük bir fedakârlık gösterilerek Tarki dağının bütün stratejik noktaları ele geçirilmiştir. Bütün gün ve gece devam eden çarpışmalar çok zor şartlarda sürdürülmüş, dondurucu soğuk altında yapılan muharebeler yüzünden asker iki gün boyunca uyku yüzü görmemiştir. Yiyecek ve içecek temininde büyük sıkıntılar yaşanmış, yaralılar tarif edilemez zorluklar altında omuzlarda taşınmıştır. 101 6 Kasım saat 09.00'dan itibaren yeniden harekâta başlanarak Albay Biçerakov birlikleri tamamen Tarki dağından atılmışlardır. Zaferle sonuçlanan 6 Kasım muharebeleri aynı zamanda Dağıstan'da yaklaşık bir aydan beri devam eden çarpışmaların sonu olmuştur. Kazanılan bu son zaferle Dağıstan işgal kuvvetlerinden kurtarılmıştır. 5­6 Kasım muharebelerinde 113 er şehit olmuş, 318 asker yaralanmıştır. Bütün Dağıstan harekâtı müddetince cereyan eden muharebelerde ise 15. Piyade Tümeninden 192 şehit 362 yaralı ve 20 kayıp olmak üzere 574 zayiat verilmiştir.102

Tarki dağından Albay Biçerakov kuvvetleri atıldıktan sonra bazı İtilâf devletleri temsilcileri ile Yusuf İzzet Paşa ve Kuzey Kafkas Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Abdülmecit Çermoyef arasında görüşmeler başlamıştı. İtilâf temsilcileri; Osmanlı Devleti ile İtilâf devletleri arasında mütarekenin imzalandığını bildirmişler, Yusuf İzzet Paşa bu açıklamayı önce bir aldatma olarak değerlendirmiş fakat mütarekenin imzalandığı daha sonra İstanbul kaynaklı haberlerle de doğrulanmıştır. Bu görüşmelerden dolayı çarpışmalara iki gün ara verilmesi ve birliklerin Mahaçkale'nin hemen dışında bekletilmesi günlerdir açık arazide şiddetli soğuk altında bulunan askerde üzüntü yaratmıştı. 8 Kasım'da, Mahaçkale'den gelen bir heyet 15. Tümen Komutanı Albay Süleyman İzzet'le görüşerek; Albay Biçerakov'un şehri boşalttığını vapurlara binerek kaçmak üzere olduğunu bildirmişti. 6 Kasım çarpışmalarında ayağından yararlanan Albay Süleyman İzzet 15. Tümeni 38. Alay Komutanı Albay Selim Beyin emrine vererek Mahaçkale'ye sevk etmiştir. 15. Piyade Tümeni düzen ve disiplin içinde bando eşliğinde 8 Kasım saat 16.30'da Mahaçkale'nin büyük caddesinden geçerek Konaklayacağı kışlalara gitmiştir. Gemilerle şehirden ayrılan Albay Biçerakov kuvvetlerinin olası bir saldırısına karşı savunma tedbirleri alınmıştır.103

9 Kasım'da otomobille Mahaçkale'ye gelen 15. Piyade Tümeni Komutanı Albay Süleyman İzzetin yerleştiği evde, Cumhurbaşkanı Abdülmecit Çermoyef, Yusuf İzzet Paşa, Millî Komite Başkanı Danyal Bey ve halktan gelen temsilciler ziyaret etmişlerdir. Bu sırada hükümet konağı önünde toplanan halka tümen bandosu konser veriyordu. Millî Komite Başkanı Danyal Bey Albay Süleyman İzzet'e hitaben yaptığı konuşmada "Siz Cumhuriyetimizin kurulması için büyük hizmetlerde bulundunuz. Cesaret ve yiğitliğinizi her yerde ispat ettiniz. En nihayet bizzat Tarki Dağı'ndaki muharebelerde en ön saflarda bulunarak ve yaralanarak bize İncikale'yi bağışladınız. Biz sizi ilelebet unutmayacağız" dedikten sonra değerli bir kılıcı hediye vermiştir. Kuzey Kafkas Ordusu Komutanı Yusuf İzzet Paşa da Albay Süleyman İzzet'i öven bir konuşma yaptıktan sonra üçüncü dereceden kılıçlı Osmanlı nişanı ile altın liyakat madalyası takmıştır.104

8 Kasım'da Türk birliklerinin Mahaçkale'ye girmesiyle Dağıstan harekâtı fiilen sonuçlandırılmış oluyordu. Ancak Türk askerinin sağladığı kısa süreli güvenlik ortamında Kuzey Kafkas Cumhuriyeti, kökleşme ve müesseselerini oluşturma fırsatı bulamamıştır. Türk birliklerinin Mondros Mütarekesi'nin gereği olarak bölgeden çekilmesiyle Dağıstan toprakları çarlık yanlısı General Denikin kuvvetleriyle Kızılordunun mücadele alanı haline gelmişti. Pişimaho ve Mikail Halilov'un kurduğu hükûmetler bu karmaşa ortamında esaslı bir icraat yapamamış, ordu kurma çalışmalarında başarılı olamamıştır. Başbakan Mikail Halilov'un Ruslarla antlaşma girişimlerinden bir sonuç alınamadı ve Dağıstan Millî Meclisi dağıldı.105 Mayıs 1919'da Kuzey Kafkas Cumhuriyeti General Denikin tarafından yıkıldı. 30 Mart 1920'de General Denikin Kızılordu karşısında mağlup olunca Dağıstan Sovyet yönetimine girdi ve 20 Ocak 1921'de Dağıstan Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti kuruldu.106

 

18. Sonuç

 

Mondros Mütarekesi'nin 11. ve 15. maddeleri gereği Türk birliklerinin Kafkaslar'dan çekilmeleri gerekiyordu. Türk birliklerinin Dağıstan ve Azerbaycan'ı tahliye etmesi büyük zorluklar altında gerçekleşti ve 20 Ocak 1919'da tamamlandı.

Nuri Paşa komutasındaki Kafkas İslâm Ordusu'nun yaptığı muharebelerin sonuçlarına bakarak Azerbaycan ve Dağıstan'ı kurtarma görevini başarıyla yerine getirdiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. 28 Mayıs 1918'de kurulan Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti bağımsızlığına gerçek manada Türk Ordusu'nun Azerbaycan topraklarını işgalden kurtarmasıyla kavuşmuştur. Millî nitelikli bir devletin kurulması, Osmanlı Devleti'nin Azerbaycan'a yaptığı yardım ve demokrasi kültürüne sahip aydın Azerbaycan liderlerinin gayreti sayesinde başarılmıştır. XIX. yüzyılın başlarından itibaren Ruslar tarafından silinmeye çalışılan millî devlet bilinci bu sefer demokratik boyutta diriltilmiştir.

1918 yılında sınırları Türk askerleri tarafından çizilen ve bugünkünden daha geniş olan Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti'nin bir özelliği de topraklarında yaşayan bütün halkların eşit kabul edildiği, Türk ve İslâm dünyasında kurulan ilk demokratik cumhuriyet olmasıdır.

Azerbaycan ve Dağıstan harekâtını gerçekleştiren Türk subay ve erlerinin göstermiş oldukları fedakarlık ve kahramanlığı şükranla anmak gerekir. Uzun süren savaşların sonuna doğru yorgun ve moralsiz zannedilen Türk askerinin neler başarmaya muktedir olduğu burada bir kez daha görülmüştür. Ancak bütün bu zorlu mücadelenin ürünü olan Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti uzun süre yaşayamamış, 23 aylık bir bağımsızlık döneminden sonra 27 Nisan 1920'de yeniden Rus işgaline maruz kalmıştır. Bununla birlikte, dökülen bu kanların boşa gittiğine hükmetmek doğru olmaz.


Bu dönemde yaratılan millî devlet bilinci nesilden nesile tarihi miras olarak taşınarak canlı tutulmuş ve doğan uygun ortamla birlikte bağımsızlığın yenilenmesi sağlanmıştır ve 28 Mayıs 1918 tarihinin Azerbaycan Devleti'nin kuruluş tarihi olduğu yayınlanan bir bildiri ile yeniden ilân edilmiştir.

 

DİPNOTLAR

1                Birinci Dünya Harbinde Türk Harbi Kafkas Cephesi 3. Ordu Harekâtı, c. 1, Ankara, Gnkur. Basım Evi 1993, s. 101.

2                Nâsır Yüceer; Birinci Dünya Savaşında Osmanlı Ordusunun Azerbaycan ve Dağıstan Harekâtı (Azerbaycan ve Dağıstan'ın Bağımsızlığını Kazanması 1918) Ankara 1996, s. 13-14.

3                Cemil Hasanlı; Azerbaycan Tarihi 1918-1920, Ankara 1998, s. 35.

4                A.g.e., s. 37, Yüceer; s. 36.

5                Yüceer; s. 14-17.

6                Hasanlı; s. 55-75 Yüceer, s. 20.

7                A. Nimet Kurat; Türkiye ve Rusya, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 1990, s. 475. Hasanlı; s. 79.

8                Hasanlı; s. 80.

9                Kurat; s. 477.

10            Hasanlı; s. 88.

11            Yüceer; s. 30-31.

12            Hasanlı; s. 97-103.

13            Kurat; s. 477-478.

14            Y. Hikmet Bayur; Türk İnkılâp Tarihi, c. 3, Ks. 4, s. 191-193.

15            Osmanlı Devleti ile Azerbaycan Türk Hanlıkları Arasındaki Münasebetlere Dair Arşiv Belgeleri (1575-1918), Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Yayın No: 9, Ankara 1993, s. 226-235.

16            M. Emin Resulzade; Azerbaycan Cumhuriyeti, Şehzadebaşı Evkaf-ı İslâmiye Matbaası, 1923, s. 79 Hasanlı; s. 32.

17            Hasanlı; s. 32.

18            İsmail Berkok; Büyük Harpte Şimali Kafkasya'daki Faaliyetlerimiz ve 15. Fırkanın Herakâtı ve Muharebeleri (94 Sayılı Askerî Mecmuanın 44 Sayılı Tarih Kısmı), Askeri Matbaası, İstanbul 1934,s. 5. Kurat; s. 478-480.

19            Aygün Attar; "Türk Ordusu Transkafkasya'da", Askerî Tarih Bülteni, Sayı 50, s. 20.

20            Hasanlı, s. 39.

21            Yüceer; s. 55-57.

22            Hasanlı; s. 81-104.

23            Almanya, Osmanlı kuvvetlerinin Brest-Litovsk Antlaşmasıyla belirlenen sınırın doğusuna geçmesini istemediğinden, hele Azerbaycan'da başlatılacak bir harekâta karşı çıkacağından, kurulacak ordunun Azerbaycan halkından teşkil edilmiş bir kuvvet görüntüsü vermesine özellikle dikkat edilmiştir. Kurulan orduya da "Kafkas İslâm Ordusu" adının verilmesi Osmanlı birlikleri meydana getirmiş, bir kısım Azerbaycan milis kuvveti de orduda yer almıştır. Enver Paşa, Azerbaycan harekâtını gerçekleştirecek olan "Kafkas İslâm Ordusu"nun faaliyetleriyle direkt olarak ilgilenmiştir.

24            Birinci Dünya Harbinde Türk Harbi Kafkas Cephesi 3 ncü Ordu Harekâtı, s. 525-538.

25            ATASE Arşivi; Tarihçiler Koleksiyonu (TAR. Kol) KI. 1, D. 1, F. 1-121. a.g.a., I. Dünya Harbi Koleksiyonu (BDH. Kol), K. 3823, D. 22, F. 7, 7-1.

26            A.g.a., TAR. Kol., K. 1, D. 1, F. 1-120.

27            A.g.a., BDH. Kol., K. 3823, D. 22, F. 7-3.

28            A.g.a., TAR. Kol., K. 1, D. 1, F. 1-119.

29            A.g.a., TAR., Kol, K. 1, D. 1, F. 1-117.

30            A.g.a., TAR. Kol., K. K. 1, D. 1, F. 1-115.

31            E. Kaymakam Rüştü; Büyük Harpte Bakû Yıllarında 5. Piyade Fırkası, (93 Sayılı askerî Mecmuanın 34 Sayılı Tarih Kısmı). İstanbul Askerî Matbaası, 1934, s. 28. Mehman Süleymanov; Kafkas İslâm Ordusu ve Azerbaycan, Bakû 1999, s. 183-184.

32            ATASE Arşivi; Barış Faaliyetleri Koleksiyonu (BAF Kol. ) K. 1141, D. 582, F. 1 (2, 3). Rüştü; s. 31.

33            Hasanlı; s. 117-118. M. Süleymanov; s. 118-120.

34            A.g.a., TAR. Kol., K. 1, D. 1, D. 1, F. 1-118, Rüştü; s. 47.

35            ATASE Arşivi; BAF Kol., K. 3823, D. 22, F. 7-5, Rüştü; 90, 91-102.

36            Yüceer; s. 89. Süleymanov; s. 232.

37            Yüceer; s. 89-90.

38            M. Süleymanov; s. 229.

39            ATASE Arşivi; BDH Kol., K. 3819, D6. F. 5. BDH Kol. K. 3823, D. 22, F. 76. Rüştü; s. 104­110.

40            M. Süleymanov; s. 242.

41            M. Taylan Sorgun; Bitmeyen Savaş (Kut'ül Ammare Kahramanı Halil Paşanın Anıları). İstanbul 1972, s. 223. Rüştü; s. 40.

42            Ş. Süreyya Aydemir: Makedonya'dan Ortaasya'ya Enver Paşa, c. III, İstanbul 1978, s.411-414.

43            Bayur; s. 165, 219, 220.

44            ATASE Arşivi; BDH Kol., K. 3187, D. 7, F. 3-2, 3-3. a.g.a., BDH Kol., K. 3821, D. 15, F.34.

45            Yüceer; s. 95.

46            Tadeusz Swıetochowskı; Çev.: Nuray Mert, Müslüman Cemaatten Ulusal Kimliğe Rus Azerbaycan'ı 1905-1920, Bağlam Yayınları, İstanbul, 1988. s. 181-183.

47            ATASE ARŞİVİ; TAR. Kol., K. 1, D. 1, F. 1-120. Rüştü; s. 55-56.

48            Süleymanov; s. 402-403.

49            A.g.e., s. 144-148.

50            A.g.e., s. 404-405.

51            ATASE Arşivi; BDH Kol., K. 3821, D. 15, F. 4, 4-1.

52            Yüceer; s. 99-102.

53            Hasanlı, s. 122-123; Süleymanov, s. 247.

54            Hasanlı, s. 124. Attar, s. 22.

55            Süleymanov; s. 271. Attar; s. 24.

56            Yüceer, s. 103. Süleymanov; s. 174-175.

57            ATASE Arşivi, BDH Kol., K. 3819, D. 6, f. 61-1, 67-1, 69-2. Rüştü, s. 143.

58            Cemalettin Taşkıran, Geçmişten Günümüze Karabağ Meselesi, Gnkur. Basım Evi, Ankara, 1995, s. 103-105.

59            Hasanlı, s. 128.

60            Rüştü, s. 171-179.

61            Yüceer, s. 114.

62            Hasanlı, s. 137, 138.

63            ATASE Arşivi, BDH Kol., K. 3819, D. 6, F. 63-3; Süleymanov; s. 335. Rüştü; s. 150-161.

64            Rüştü, s. 202-204.

65            Süleyman İzzet; Büyük Harpte 15. Piyade Tümeninin Azerbaycan ve Şimali Kafkasya'daki Harekât ve Muharebeleri, 103 Sayılı Askeri Mecmuanın 44 Sayılı Tarih Kısmı, Askeri Matbaa, İstanbul 1936, s. 41.

66            Rüştü; s. 209-211; Attar, s. 30.

67            Attar, s. 215.

68            Tadeus Swıetochowski, s. 118.

69            ATASE Arşivi, BDH Kol., K. 3823, D. 22, F. 7-8, Rüştü, s. 213.

70            A.g.e., BDH Kol., K. 3830, D. 5, F. 189, 189-1. TAR Kol., K. 1. D. 1, F. 1-109.

71            Rüştü, s. 214-225.

72            ATASE Arşivi; BDH Kol., K. 3831, D. 6, F. 5-3, 5-4, 5-7.

73            Kurat, s. 539; M. Süleymanov, s. 365.

74            Süleymanov, 376-377.

75            ATASE Arşivi; BDH Kol., K. 3187, H. 7, H. 7, F. 3, (18-19).

76            A.g.a., BDH Kol., K. 3822, D. 18, F. 77.

77            Yüceer, s. 133-134.

78            M. Süleymanov, s. 384.

79            ATASE Arşivi, BAF. Kol, K. 1141, D. 582, F. 1-7.

80            ATASE Arşivi, BAF. Kol., K. 1141, D. 582, F. 1-8; Süleymanov, s. 386-388.

81            Süleymanov, s. 389-390.

82            ATASE Arşivi, Tar. Kol., K. 1, D. 1, F. 1-101.

83            Yüceer, s. 136.

84            ATASE Arşivi BDH Kol. K. 1, D. 1, F. 1-120; Kurat, s. 480.

85            Berkok, s. 23.

86            A.g.a., BDH Kol. K. 3822, D. 17, F. 1.

87            Kurat, s. 484-485.

88            A.g.e., s. 486-487.

89            Berkok, s. 6, 7, 18.

90            Y. Hikmet Bayur, Türk İnkılâp Tarihi, c. 3, Ks. 4, Ankara 1967, s. 254.

91            A.g.a., BDH Kol., K. 3822, D. 18, F. 38. K. 3823, D. 23, F. 6.

92            Birinci Dünya Harbinde Türk Harbi Kafkas Cephesi 3 ncü Ordu Harekâtı, s. 596.

93            A.g.a., TAR Kol. K. 1, D. 1, F. 1-105, 1-106. BDH Kol., K. 3823, D. 22, F. 59.

94   A.g.a., BDH Kol., K. 3823, D. 23, F. 66.

95   Süleyman İzzet; s. 93.

96   A.g.e., s. 111.

97   Berkok, s. 81.

98   A.g.e., s. 83-85; Süleyman İzzet, s. 140-141.

99   A.g.a., BDH Kol., K. 3826, D. 35, F. 2.

100        A.g.a., TAR Kol., K. 1, D. 1, F. 1-102. Süleyman İzzet s. 192, 198.

101        A.g.a., BDH Kol. K. 3828, D. 41, F. 14, 14-1. Süleyman İzzet, s. 203-205.

102        Berkok, s. 93-101.

103        A.g.a., TAR Kol. K. 1, D. 1, F. 1-102; Süleyman İzzet, s. 219-202.

104        Süleyman İzzet, s. 221-222.

105        Türk Ansiklopedisi, c. 12, s. 192.

106        Ana Britannica, c. 9, s. 238.

Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv      4500 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın