• Anasayfa
  • https://www.facebook.com/tarihtarihcemiyeti/
  • https://twitter.com/ttcemiyeti
TAVSİYE KİTAP
60.000'lik Tarihi Fotoğraf Arşivi
Trablusgarp Savaşı / Doç. Dr. Hale Şıvgın

Trablusgarp Savaşı, Osmanlı Devleti'ni sona erdiren felaketler zincirinin ilk halkası olmuştur. Zira bu savaş, kendisinden sonra daha büyük felaketlerin gelmesi sebebiyle yakın tarihimizin belki de en az incelenmiş bir bölümünü teşkil eder. Trablusgarp Savaşı henüz devam ederken Balkan Savaşı başladı. Osmanlı Devleti bunun üzerine iki cephede savaşa devam edemeyeceğini düşünerek İtalyanlar ile Ouchy Barışı'nı imzalamak zorunda kaldı. Onun arkasından Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı'na girmesi ve imparatorluğun sona ermesi Trablusgarp Savaşı'nın önemini unutturmuştu.

Bugün Libya adıyla anılan Osmanlı İmparatorluğu'nun eski Trablusgarp vilayeti ile Bingazi müstakil sancağı Kuzey Afrika'da bir cumhuriyettir.

Kanuni Sultan Süleyman, batıdan Mekke'ye Hacı götüren gemilere rahat vermeyen Haçlı korsanlarından, Batı Akdeniz'i korumayı vazife saydı. Kaptan-ı Derya Sinan Paşa'yı Trablusgarp'ı İspanyollardan alması için görevlendirdi. Ünlü Türk denizcisi Turgut Reis'in de katıldığı seferde Trablusgarp, İspanyol şövalyelerinden alındı (15 Ağustos 1551).1

Kuzey Afrika'daki Cezayir, Tunus ve Trablusgarp Osmanlılarca elde edildikten sonra ilk yıllarda müşterek, daha sonraları ise ayrı birer eyalet olarak yönetilmişlerdi. Bunlar içinde hükümete en fazla Trablusgarp bağlı idi.2 1864 tarihli vilayet kanunu gereğince Trablusgarp eyaleti vilayet olmuş,3 1877 tarihli kanunla da Bingazi Derne ve havalisi doğrudan doğruya İstanbul'a bağlı müstakil bir sancak haline getirilmiş ve böylece Libya ülkesi yüzyılımızın tarihine, Trablusgarp vilayeti ve Bingazi müstakil sancağı olarak intikal etmiştir.

 

Trablusgarp ve Bingazi 1551'den 1912'ye kadar 361 yıl Osmanlı hakimiyetinde kalmıştır.

 

1911 Eylülü'nde başlayan Trablusgarp Savaşı'nın gerçek sebeplerini anlayabilmek için önce 19. yy. Avrupa devletlerinin ve 1861'de birliğini tamamlayıp büyük devletler arasına girmeye çabalayan İtalya'nın Kuzey Afrika politikalarını bilmek gerekir.

Avrupa'yı 19. yy.'da sömürgeciliğe iten faktör tamamen ekonomiktir. Endüstrinin gelişmesi ortaya bir takım problemler çıkarmıştır. Endüstri geliştikçe üretim artmış, ülkeler bu üretim fazlasını kendi sınırları içinde tüketemez olmuşlardı. Bu üretim fazlasını dağıtacak yeni pazarlar aramaya başlamışlardı. Diğer yandan endüstrinin hammadde ihtiyacına Avrupa'nın sınırlı kaynakları cevap vermekten çok uzaktı. Endüstrileşen Avrupa devletleri kendilerine yeni hammadde kaynakları sağlayacak topraklar elde etmek zorundalardı.4 1890'da Afrika topraklarının hemen hemen tamamı Avrupalı devletlerin sömürgesi haline gelmişti.5


Fransa 1830 yılında 16. yy.'dan beri ticari münasebetlerinin bulunduğu Cezayir'i işgal etti. Bu suretle Batı Akdeniz'de stratejik bir mevki elde etmek istedi. Bu durum İngiltere'nin pek işine gelmediyse de fazla bir şey yapmadı.6 Fransa, Almanya ve İngiltere'nin teşvikleriyle ticari ilişkileri olan Tunus'u da 1881'de ele geçirdi. Aslında İtalya'nın Tunus ile olan ticari ilişkileri Fransa'dan fazlaydı. İtalyanlar amele ve ziraat işçisi olarak Tunus'a yerleşmişlerdi. İtalya milli birliğini tamamladıktan sonra diğer büyük Avrupa devletleri gibi bir sömürge imparatorluğu kurma fikrine kapıldı. Tunus eski Roma İmparatorluğu'nun bir eyaleti olmuştu.

Coğrafya olarak da İtalya'ya çok yakındı. İtalyan nüfusu süratle artmakta ve halkının bir kısmı Amerika'ya yerleşmekteydiler.7 Tunus fazla gelen İtalyan nüfusu için uygun bir yerleşme alanı idi. Burada 2000 Fransız'a karşılık 10.000 İtalyan bulunuyordu. İtalyan hükümetinin bu sebeplerden dolayı Tunus'ta gözü vardı, burayı almak istiyordu.8 Bismark ise Fransa'nın Alsace-Lorainne'i kolay kolay unutamayacağını ve Fransa'nın ilk fırsatta intikam alacağını biliyordu. Fransa'ya Alsace-Lorainne'nin acısını unutturmak için Fransa'yı Tunus'u almaya teşvik etti. Ayrıca Fransa Tunus'u alırsa burada gözü olan İtalya ile arası bozulacak ve bu da Almanya'nın işine yarayacaktı. Çünkü böylece Fransa'nın gözü Avrupa dışına çevrilmiş olacaktı. Bismark, Fransa'yı Tunus'u almaya teşvik ederken 1866'da bir yandan da şöyle diyordu; "İtalya ve Fransa Akdeniz'deki menfaatleri için birbirleri ile ortaklığa giremezler, Akdeniz akraba arasında taksimi mümkün olmayan bir mirastır. Akdeniz saltanatı İtalya'ya aittir."9 Bu suretle Almanya, İtalya ile Fransa'yı Akdeniz'de karşı karşıya getirerek hem Fransa'yı Avrupa dışında meşgul etmek hem de İtalya'ya hoş görünmek ve kendi yanına çekmek istiyordu.

Fransa, İngiltere'den de Tunus'u almak konusunda teşvik gördü. Çünkü Fransa'nın İngiltere'ye Mısır ile ilgilenmesinden dolayı canı sıkılmaktaydı. Üstelik İngiltere Ayestefanos Barışı'ndan yararlanarak Kıbrıs'a girmişti.10 Fransa kolaylıkla Tunus'a yerleşti. Fransa'nın Tunus'a yerleşmesine burada birçok yatırımlar yapan ve bu topraklara kendi toprağı gözü ile bakan İtalya itiraz etti. Fakat Fransa, İtalya'dan daha çabuk davranmıştı.11 Osmanlı Devleti buna birtakım itirazlarda bulunduysa da o sırada ortaya çıkan daha büyük bir mesele olan Mısır meselesiyle ilgilenmek zorunda kaldı.

İngiltere 1882'de Mısır'ı işgal etmişti. İngiltere her fırsatta Mısır'da yerleşmek niyetinde olmadığını, burada geçici olarak bulunduğunu, işler düzelince gideceğini söyleyerek oyalıyordu ve İngiltere buradan çıkmadı. İngiltere'nin Mısır'a yerleşmesi, İngiliz-Osmanlı siyasi münasebetlerinde derin bir değişiklik meydana getirdi. İngiltere bundan sonra Osmanlı Devleti'nin toprak bütünlüğü politikasını terk etti. Osmanlı İmparatorluğu'nun taksimi tasarıları olan devletlere karşı güler yüz göstermeyi ihmal etmedi.12 Bu tarihten sonra İngiltere'nin yerini Almanya alacaktı.

İngiltere'nin Mısır'a ve Fransa'nın Tunus'a yerleşmesi üzerine, İtalya Akdeniz'de iki mühim üssü İngiltere ve Fransa'ya kaptırdığını, kendisinin de emperyalist bir siyaset takip etmesi gerektiğini, kendisini saran çemberin daha fazla daralmasını istemediğini ve kendisine de Bab-ı Ali tarafından bir vilayet olarak idare edilen Trablusgarp ve Bingazi'den başka yer kalmadığını ve bu toprakların İtalyanlara kalması gerektiğini ve bunun için de büyük Avrupa devletlerinin Tunus ve Mısır'ı işgallerindeki sebeplerden birini aramak gerektiğini düşünüyordu.13 İtalya ayrıca Avrupa diplomasisinde ikinci derecede bir devlet olmaktan kurtulması ve söz sahibi olabilmesi için kendisinin de sömürgeler elde etmesi gerektiği inancında idi. İtalya bu düşüncelerini gerçekleştirmek amacı ile bütün dikkatlerini Mısır ve Tunus arasındaki Trablusgarp ve Bingazi topraklarına çevirmişti. İtalya kendi ülkesinin güneyine isabet eden ve ilerisi için stratejik bir köprü başı vazifesi görebilecek olan bu yere mutlaka sahip olmak istiyordu.

İtalya, emeline ulaşmak için ilk etapta büyük Avrupa devletleri ile kendisine burada hareket serbestliği tanıyan gizli antlaşmalar yaptı. İtalya 1887'de İngiltere ve Avusturya, 1891'de Almanya, 1900 ve 1902'de Fransa, 1902'de Avusturya, 1909'da Rusya ile gizli antlaşmalar yaptı ve Trablusgarp üzerindeki emellerini bu devletlere kabul ettirmiş oldu.14

İtalya Trablusgarp'taki hareketlerinin bu antlaşmalarla engellenmeyeceği garantisini sağladıktan sonra buradaki faaliyetlerine hız verdi ve en uygun anı beklemeye başladı.

 

Trablusgarp Savaşı Öncesinde Osmanlı Devleti'nin Genel Durumu

 

Trablusgarp Savaşı öncesinde Osmanlı Devleti çok büyük iç ve dış karışıklıklar içindeydi. 23 Temmuz 1908'de Meşrutiyet ikinci defa ilan edilmiş ve Abdülhamit 24 Temmuz 1908'de anayasayı yeniden yürürlüğe koymuştu.15

5 Ekim 1908'de Avusturya Bosna-Hersek'i işgal etmiş aynı gün Bulgaristan prensi de İstanbul'a telgraf çekerek bağımsızlığını ve krallığını ilan etmişti. Avusturya, Sırplara karşı Bulgarları destekliyordu ve Bulgaristan ile Avusturya eş zamanlı darbeler için anlaşmaya varmışlardı.16 Bu iki önemli toprak parçasının resmen elden çıkması İttihat ve Terakkinin prestijini büyük ölçüde sarsacaktı.17 Bosna-Hersek ve Bulgaristan'dan sonra Osmanlı Devleti'nin üçüncü sorunu da Girit oldu. Girit'in zaten bu tarihte Osmanlı Devleti ile pek bir bağlantısı kalmamıştı. Fakat ada, hukuken Osmanlı toprağı görünüyordu.

Bosna-Hersek krizi sırasında Girit Rumları da harekete geçerek adayı Yunanistan'a ilhak ettiklerini ilan ettiler. Fakat bu Avrupa Devletleri tarafından kabul edilmedi.18 Gelişen iç ve dış olaylar İttihat ve Terakki'ye karşı bir muhalefetin gelişmesine sebep oldu.19 Nihayet bu birikimler sonucu 13 Nisan 1909'da başlayan olaylar bir irtica olayı şeklinde patlak verdi.20 İstanbul'daki gerici ayaklanma Rumeli'deki İttihat ve Terakki şubelerinde ve ordu içinde meşrutiyetin tehlikede olduğu kanaatini uyandırdı. 3. Ordu Komutanı Mahmut Şevket Paşa "Hareket Ordusu" adındaki bir orduyu İstanbul'a gönderdi. Bu ordu kısa sürede İstanbul'daki ayaklanmayı bastırdı. Tehlike böylece önlenmiş oldu. Meclis, 27 Nisan 1909'da II. Abdülhamit'in tahttan indirilmesine karar verdi. Yerine kardeşi Mehmet Reşat padişah oldu.21 Bundan sonra İttihat ve Terakki, yönetimi kesin olarak eline aldı.22

Trablusgarp Savaşı öncesinde Balkanlar'ın vaziyeti son derece karışıktı. 1911 Mart'ın da Katolik Arnavutlar İşkodra'da ayaklanmışlardı. Karadağ bu isyancılara her türlü yardımda bulundu.23 Bundan dolayı Osmanlı-Karadağ ilişkileri çok gergindi. İtalya, Karadağ'ı desteklemekte, onu Osmanlı Devleti'ne karşı kışkırtmakta idi. Bu ayaklanmada İtalyan parmağının olduğu açıktı. Ayaklanma 1911 Haziranı'nda bastırıldı ve ayaklananlar Karadağ'a sığındılar.24 Arnavutluk'taki olayların bittiğini göstermek amacıyla İttihat ve Terakki fırkası Padişah Mehmet Reşat'a Rumeli'de bir gezi yaptırdı. 5 Haziran 1911'de başlayan ve 20 gün süren bu gezide, Selanik, Üsküp, Priştine ve Manastır'a gidildi. Padişah gittiği yerlerde büyük bir ilgi ve coşkuyla karşılandı ve halka, Müslüman-Hristiyan, Türk-Bulgar ayırt edilmeden birlik içinde olmalarını nasihat etti.25 Fakat bu gezi umulan neticeyi vermedi. İttihat ve Terakki'nin Balkanlar'ın birliği politikası Türklerin aleyhine sonuçlandı. Burada Sultan Abdülhamit'in takip ettiği politika ise Balkanlar'daki çeşitli milletlerin birbiriyle olan düşmanlıklarını körüklemek, onları birbirine düşürerek, Osmanlılara karşı birleşmelerini önlemekti. İttihat ve Terakki bunun tam tersi bir politika güttü, yani Balkan milletlerini Osmanlılık adı altında birleştirmek istedi ve Sultan Reşat'ı da bu işi gerçekleştirmek amacı ile Rumeli gezisine zorladı. Sonuç umulanın tam aksi oldu. Bulgar çetecileri Sırplar ve Yunalılar Makedonya'da çeşitli eylemlerde bulunmakta idiler.

Balkan devletleri ile Osmanlı Devleti'nin ilişkileri çok gergin bulunmakta ve faaliyetleri Rusya tarafından desteklenmekte idi. Hıristiyan milli örgütleri silahlı çeteleri, komitacıları, mebusları, kendi aralarında hiç eksik olmayan çekişmelerini bir yana bırakarak Osmanlı İmparatorluğu'na karşı Makedonya'nın özgürlüğü ve Osmanlı düşmanlığı konusunda müthiş bir işbirliği içine girmişlerdi.

Trablusgarp Savaşı öncesi Arap vilayetlerinin durumu da çok karışıktı. İmam Yahya, Yemen'de ayaklanmıştı. 1911 Mayısı'nda bu ayaklanma yatıştı. Asir'deki Seit İdris ayaklanması ise daha uzun süre devam etti. Seyit İdris, savaş sırasında İtalyanlara çok yardımcı oldu.

 

Savaş Öncesi İtalyan Kamuoyu

 

1911 yılı İtalyan birliğinin ve krallığının kuruluşunun 50. yılına rastlıyordu. Bu sene ülkede büyük bir milli heyecan yaratılmaya çalışılmış, bu çerçevede İtalya'nın Trablusgarp üzerindeki eski iddiaları da bir şekil almaya başlamıştı.26 22 Eylül tarihli Debats Gazetesi de bunu teyit etmekteydi.27

İtalya III. Vittorio Emanuel'in (1900-1946) tahta çıkmasından sonra, 15 yıl süre ile otoritesini herkese kabul ettiren başbakan Gilollitti zamanında dengeye kavuştu. Kalabalık göç dalgalarına rağmen hâlâ yüksek olan ülke nüfusunun dinamikliği ve iyi bir yönetim sayesinde hükümet tarım ve sanayii önemli ölçüde geliştirdi. Tecrübeli devlet adamı Giolitti cesaretli bir dizi reformlara girişti. Sosyalist kanadın isteklerine uygun yenilikleri gerçekleştirdi. Ancak sağ kanattaki milliyetçi istekleri de tatmin etmek gerekiyordu. 1910'da kurulan İtalyan Milliyetçi derneği, emperyalist özellikte bir milliyetçilik akımını temsil ediyordu. Milliyetçilerin Floransa'daki kongresinde, Giolitti hükümeti "Libya üzerine diplomatik ipotek" koymaya zorlanmıştı.28

İtalya kamuoyunda Libya seferi için her kesimin kendine göre gerekçesi vardı. Milliyetçiler, eski Roma imparatorluğu günlerindeki Akdeniz siyasetinin dönüşü selamlıyorlardı. Katolikler, hilâle karşı yeni bir Haçlı seferini görebiliyorlardı. Kamuoyunun kayda değer bölümü ise özellikle güneyde bu yeni koloniye göçe son verecek bir toprağa bakar gibi bakıyordu.29


İtalyan sosyalistleri ise aralarında bir birlik olmamasına rağmen genelde bu savaşa karşı olmuşlardı. 27 Eylül 1911 tarihli Tanin'de "İtalyan sınıf-ı aliyesinde işgal için pek ziyade heyecan var ise de amele sınıfı işgale muhaliftir" deniliyor ve işçi sınıfının İtalya'nın Libya'ya30 asker sevk etmesini men etmek için umumi grev teşebbüslerine giriştiğini yazıyordu.

Fakat sosyalistlerin grev teşebbüslerini hükümetin şiddetle engellemesi ve halkın nümayişçilere kötü gözle hatta vatan haini gibi bakması yüzünden bir sonuç verememişti.31 Ayrıca İtalyan sosyalistler Fransız, İngiliz ve Alman sosyalistleri kadar güçlü değillerdi.32 Genç sosyalist Benitto Mussolini'nin de, İtalyan askerinin Libya'ya karşı hareketini engellemek için göstericilerin raylar üzerine yattığı gösteriler düzenlediği bilinmekteydi.33

İtalya'da 15. yy.'dan başlayarak, 400 küsur yıl boyunca Osmanlı Devleti Doğu'yu simgeleyen "generik bir isim" olmuştu.34 Türkler daha sonraları ne kadar Batılı bir millet olmak için gayret sarf ettiyse de, Avrupa'da benimsenmemiş ve barbar, kışkırtıcı ve uygar olmayan millet imajını silememişti. 1911 yılında İtalya'da Türk düşmanlığı, devrin şair ve yazarlarının başlıca günlük malzemesi olmuştu. "Türk" adının İtalyanlarda korku ve dehşet uyandırması İtalyan okuyucunun, intikam ve büyüme arzusu birikimleri birleşince kamuoyunda Libya'ya gitmek için müthiş bir arzu uyandırmış bulunuyordu.

1911 Martı'nda ikinci olarak iş başına gelen Giolitti Hükümeti, Trablusgarp işini sona erdirmeyi, programının 3. maddesine almıştı.34

 

İtalya'yı 1911'de Trablusgarp'a Karşı Harekete Geçiren Olay

 

İtalya'yı 1911'de Trablusgarp'a karşı harekete geçiren en önemli olay, Fas meselesinin alevlenmiş olması idi. İtalya'nın daha 1900'de Fransa ile yaptığı gizli anlaşmaya göre, Fransa Fas'ta yeni menfaatler elde ederse, İtalya'da Trablusgarp'ta harekete geçecekti. Bu Antlaşma ile Trablusgarp İtalya'ya vaat edilmiş oluyordu. 24 Nisan 1911'de Fransız ordusu Fas'a girdi. Almanya, İngiltere'nin engellemesi üzerine aşırı isteklerinden vazgeçti. Bunun üzerine Almanya ile Fransa, Fas konusunda anlaşmaya vardılar.36 Bu anlaşma gereğince 23 Eylül 1911'de Agadir Limanı'ndaki Alman savaş gemileri çekildi.37 İtalya kamuoyunda, Fas'ın da Fransa tarafından kapılmış olduğunun anlaşılması bir anda hükümeti devirecek kadar şiddetli bir tesir yapınca Giolitti hükümeti uzun zamandır hazırlanan ihtiraslarını açığa vurmaya mecbur kaldı. Bu durum Trablusgarp'a karşı harekete geçmek için sabırsızlanan İtalyan kamuoyunu daha da şiddetlendirdi. İtalyanların savaş kararı almasında büyük etkisi oldu. 22 Eylül tarihli "Le Figaro" gazetesi de İtalya hükümetinin Almanya-Fransa itilafını müteakip derhal gerek diplomatik gerek askeri tedbirlere müracaatla Trablusgarp'ı istilaya teşebbüs edeceğini yazıyordu.38 Trablusgarp Savaşı sırasındaki İtalyan Başbakanı Giolitti hatıralarında; işin içyüzünü bilmeyenlerin Trablusgarp'a gitme kararının birdenbire verildiğini söylediklerini fakat işin aslının böyle olmadığını, kendilerinin İngiltere ile Mısır ve Fransa ile Fas meselesini müzakere ederken kendileri için birtakım haklar aldıklarını ve bunu büyük devletlere tasdik ettirdiklerini, Almanya'nın Fransa Kongosu'ndan bir miktar arazi alarak, Fransa'yı Fas'ta serbest bırakmasından sonra kendi açısından vaktin gelmiş olduğunu, zira kendileri Trablusgarp'a gitmemiş olsalardı, diğer bir Avrupa devletinin burayı mutlaka işgal edeceğini, Tunus'un Fransızlar tarafından işgalinin kendilerinde yarattığı hayal kırıklığını bir daha yaşamak istemediklerini ve bu durumda bir Avrupa devleti ile savaşmak zorunda kalacaklarını, bunun da Osmanlı Devleti ile savaşmaktan daha zor olacağını belirtiyordu.39

İtalya'yı 1911 Eylülü'nde Trablusgarp'a karşı hareket geçiren olayın Fas meselesi olduğu Osmanlı kamuoyunca da biliniyordu. Alman savaş gemilerinin, Agadir Limanı'ndan çekilmesinden 2 gün sonra yani 25 Eylül 1911'de İsmail Hakkı Babanzade, Tanin gazetesindeki makalesinde, İtalya'yı harekete geçiren olayın Fas meselesi olduğunu açıkça belirtiyordu.40

 

İtalya'nın Trablusgarp'taki Faaliyetleri

 

İtalyanlar büyük devletler nezdinde başarılı diplomasi faaliyetlerini sürdürürlerken, öte yandan da Trablusgarp'ta kendi hesaplarına elverişli bir ortam hazırlamaya uğraşıyorlardı. Her emperyalist devletin uyguladığı metotları İtalyanlar da burada ele almışlardı. Maksatları için çalışan okulları, bankaları, iktisadi kuruluşları vardı. Liman ve benzeri kurumlar için imtiyaz peşinde koşuyorlardı. Okulları, resmi ve mahalli mekteplerle rekabet ediyordu.41 İtalyanların 1907'de Trablusgarp ve Bingazi'de birer şubesini açtığı42 Banco di Roma onların Trablusgarp'a ekonomik bakımdan sokulma politikalarının başlıca aracı olmuştu. Banco di Roma, Trablusgarp'ta geniş maddi manevi kredisiyle, nüfus teminine ve İtalyanların ekonomik bakımdan piyasaya hakim olmalarına çalışıyordu. Banka aynı zamanda yerlilerin elindeki toprakların İtalyanlara geçmesine vasıta ve aracı oluyordu. Banco di Roma'nın kilise ile ilişkisi, kilisenin de savaşı desteklemesine sebep olmuştu.43 Kiliseye 12. Pio'yu verecek olan aileden Ernesto Pacelli, Banco di Roma'nın başkanı idi.44 Libya'da büyük çıkarları olan Banco di Roma'nın Vatikan çevresi ile ilişkisi, hükümeti Libya seferine zorlayan bir etken idi. İtalyan hükümetinin 1911'de savaş kararı almasında Banco di Roma müessesesinin de çok büyük etkisi olmuştu.

Salvemini "Come SiomoAndati in Libia" adlı eserinde, kilise yanlısı Hiciv gazetesi "Bastone"den şu alıntıyı yapıyordu. Özetle; hükümetin Libya savaşı için karar almasını sağlayan kişinin Comm45 Pacelli46 olduğunu bilmemiz gerekir. Bir gün Bay Pacelli Paris'e çok sevgili arkadaşı, özellikle dış politika alanında güçlü siyaset adamı Paris büyükelçisi, Banco di Roma'nın hissedarı, ılımlı kişi olan Giolitti'nin akıl hocalığını yapan Tommaso Titoni ile buluşmaya gider. Pacelli, Titoni'ye şunları söyler: "Banco di Roma'nın biz hissedarlarına bir Alman şirketi tarafından Tripolitania (Trablusgarp) ve Cirenaica'daki (Bingazi) mülklerimizi satmak istersek geçerli olabilecek çok avantajlı bir teklif yapıldı. Bana yapılan bu mali teklif hafife alınarak reddedilecek türden değil. Biz Banco di Roma'nın hissedarları olarak, bu görkemli işi yalnız bir şartla reddederiz. Bu da İtalyan hükümetinin Tripolitania ve Cirenaica'yı fethetmek üzere derhal karar almasıdır. Bu tür bir girişim bizim için çok kolaydır. Askeri bir gezinti, basit bir donanma gösterisi yeterli olacaktır. Çünkü kim olursa olsun kendilerini Türklerden kurtaracak kişiyi bekleyen Araplar, İtalyanları bağırlarına basacaklardır" diyor ve ayrıca bir yıl sonra Almanların bu topraklara sahip olacaklarını söylüyordu. Salvemini ise, Almanlarda böyle bir fikrin belki de hiç olmadığını savunuyor ve Almanların Libya'ya girmeleri tehlikesinin çok yakın olduğuna herkesi inandıran Banco di Roma yetkililerinin ilişkileri ve tavsiyeleri doğrultusunda savaşa karar verildiğini ve Arapların kurtarıcıları (!!) olan İtalyanları bağırlarına basmak için nasıl beklediklerinin görüldüğünü anlatıyordu.47

Jamanac gazetesi yazarlarından birinin, İtalyan elçisi ile yaptığı bir mülakatta, elçi özetle şu beyanatta bulunuyordu; "diğer devletler kendi sermayelerini Türkiye'ye yağdırdıkları zaman, hiçbir taraftan bir itiraz vaki olmuyor. Bizim ise Trablusgarp halkının yararı için tesis ettiğimiz Banco di Roma hakkında her taraftan itirazlar edildi. Trablusgarp mektepleri adi, iptidai mekteplerdir. Kraliçenin Trablusgarp'ta açılan bir İtalyan mektebine tahsisatta bulunduğunu burada öğrendim. Bunda hiçbir mahsur yoktur. Bir kraliçe eser-i hayr olmak üzere, bir yardım yapabilir. Bizim İstanbul'da bile lise derecesinde mekteplerimiz var, fakat bundan ne çıkar?" (8 Haziran 1911).

İtalyan elçisinin Trablusgarp halkının, hayır ve istifadesi için tesis ettiklerini söylediği Banco di Roma aslında İtalya'nın, Trablugarp'taki ekonomik emperaylizmini gerçekleştirmeye çalışan bir kurum idi. İtalyanların Trablusgarp'ta açtıkları okulların başlıca amacı ise burada okuyan yerli çocuklarına Türk düşmanlığı, buna karşı İtalyan sevgisi aşılamaktı.

1910     yılı başından itibaren, İtalyanlar Trablusgarp'taki faaliyetlerine büyük hız vermişlerdi. Elde ettikleri bütün imtiyazlara rağmen yinede Trablusgarp'taki iktisadi faaliyetlerinin kısıtlandığından şikayet ediyorlardı. Trablusgarp Mebusu Sadık, 12 Eylül 1911'de Tanin'e yazdığı mektupta, İtalyanların buradaki faaliyetlerini şöyle anlatıyordu: "İtalya Trablusgarp'taki cüretli hareketlerine Abdülhamit Dönemi'nde başlamıştı. Trablusgarp'ta zorla Banco di Roma müessesesini kurmuş, Bingazi'de de bir postane açmıştı. Trablusgarp'ta halifeye bağlı milyonlarca Müslüman Meşrutiyet idaresinden çok şey bekledikleri halde ümitleri boşa çıkmıştı. İstibdat Devri'nde başlayan bu hareketler, Meşrutiyet idaresinde de O'nun bıraktığı yerden devam etti. Trablus her konuda ihmal edildi. İtalyan emellerini herkesten fazla bilmesi gereken eski Roma elçisi Sadrazam Hakkı Paşa kabinesinin ilk icraatı Banco di Roma'nın resmiyetini tasdik etmek oldu. Bundan sonra İtalya'nın faaliyetleri kat kat artmaya başladı. Birçok yerde Banco di Roma'nın şubeleri açıldı. Bu müessese bütün ticareti eline geçirdi ve yerli tüccarı iflas ettirdi. Emlak ve arazi satın almaya başladı. Hükümet ise bu hale seyirci kalıyordu. Osmanlı sancağını taşıyan vapur 4-5 ayda bir defa Trablusgarp'a gidebiliyordu. Maden araştırması için İtalyalı bir heyete izin veriliyordu. Velhasıl diğer devletlerin hiçbirine verilmeyen imtiyaz, İtalya'ya verildi. İtalya'ya verilecek sadece bir şey kaldı. O da bütün İtalyan kamuoyunun hayali, idari hakimiyet meselesi idi.48

 

İtalya'nın İşgal Hazırlıkları

1911     Eylülü'nün 2. haftasından itibaren, İtalya'daki askeri hazırlıklar iyice açığa vurulmuştu. İtalyan basınının dili çok sertti. Açıktan açığa işgal hazırlıkları ile ilgili haberler çıkıyordu. Bu durumda Osmanlı Devleti tedirgin oluyordu.49 Osmanlı Devleti'nin bu konudaki başvurusuna İtalya'nın askeri hazırlıklarının işgal amacıyla yapılmadığı, İtalyan menfaatlerini her hangi bir olaya (!) karşı koruyabilmek için yapıldığını bildirdi.

25      Eylül'de Roma'daki Osmanlı maslahatgüzarı Seyfettin Bey'in İtalya Dışişleri Bakanı San Giuliano ile görüşmesinde Dışişleri Bakanı; İtalyan hükümetinin halkın arzusu haricinde hareket edemeyeceğini bildirdikten sonra iki hükümet arasındaki dostluk münasebetlerinin devamından yana olduğunu ilave etmişti.50 Bu görüşmede hiçbir sonuç vermeyecekti.

26      Eylül'de İtalyan hükümeti Viyana büyükelçisi vasıtasıyla üçlü ittifakı yenilemeye hazır olduğunu, eğer Trablus işi de İtalyan istekleri doğrultusunda çözümlenirse, üçlü ittifakın daha sağlam bir üyesi olacağını Avusturya'ya bildirdi. Bu, gizli olarak yapıldı. Çünkü Almanya ve Avusturya, Türklerin İngiltere ve Fransa'ya yaklaşmasından korkuyorlardı.51 Osmanische Lloyd gazetesinin bir mütalaatında, İtalya hükümetinin Trablusgarp'taki İtalyan nüfusunu gerek Osmanlı Devleti'nin her türlü tecavüzünden gerekse diğer devletlerin rekabetinden korumak için, bazı isteklerde bulunmak üzere Bab-ı Ali'ye bir nota vermek üzere hazırlandığını, eğer Bab-ı Ali, bu nota muhteviyatını kabul etmeyecek olursa İtalya'nın askeri tedbirlere başvuracağını yazıyor ve ayrıca bu hareketlerini mazur göstermek için, İtalyan kamuoyunun hükümet üzerindeki etkisinden bahsedeceklerini ilave ediyordu.52 Alman büyükelçiliğinin gazetesi olan Osmanische Lloyd'dan Tanin gazetesine tercüme edilmiş bu inceleme 27 Eylül tarihli Tanin'de çıkmıştır. 27 Eylül tarihli Tanin'de çıkmış olması için Osmanische Lloyd gazetesinde bu tarihten en az bir gün önce yani 26 Eylül'de çıkmış olması gerekirdi. Demek ki Almanya, İtalya'nın Türkiye'ye nota vereceğinden 26 Eylül'den önce haberdardı. Esasen İtalya bu ültimatomu 26 Eylül'de, İtalya'nın İstanbul'daki büyükelçiliğine göndermiş fakat Almanya'dan gelecek cevabı beklediği için Bab-ı Ali'ye 28 Eylül'de tebliğ etmişti. Yani İtalya'nın Bab-ı Ali'ye vereceği nota 26 Eylül'de gönderilmesine rağmen ancak 27 Eylül'de Almanya'dan olumlu cevap gelince İtalyan büyükelçiliğinde bekletilen nota 28 Eylül'de Bab-ı Ali'ye verilmişti.

Nihayet İtalya uzun zamandır hazırlanmakta olduğu savaşı başlatmak zamanının geldiğine hükmederek Osmanlı Devleti'ne 28 Eylül 1911'de bir nota verdi. Bu notada özetle: Osmanlı Devleti'nin Trablusgarp ve Bingazi'nin ilerlemesi için hiçbir şey yapmadığı, bu bölgenin İtalya kıyılarına yakınlığı dolayısıyla kendileri için hayati önem taşıdığı bölgeye medeniyet götürülmesinin zorunlu olduğu, fakat bu konudaki İtalyan görüş ve fikirlerinin Osmanlı Devleti tarafından tasvip edilmediği ve İtalya'nın buradaki teşebbüslerinin inatla engellendiği, şimdi Osmanlı Devleti'nin İtalya ile kendi menfaatlerine ters düşmeyecek bütün iktisadi imkanları vermeye hazır olduğu ancak İtalya hükümetinin geçmişte yapılanları göz önüne alarak buna güvenmediği belirtiliyor ve İtalya'nın Trablusgarp ve Bingazi'yi askeri işgale karar verdiği, bundan başka çarelerinin kalmadığı ve buradaki Osmanlı memurlarının işgale muhalefet etmemeleri isteniyordu.53

İtalyan maslahatgüzarı Mösyö Martino, 28 Eylül günü saat 13.00 sıralarında bu ültimatomu Sadrazam Hakkı Paşa'ya tebliğ etti. Bunun üzerine Hakkı Paşa mabeyni hümayuna giderek diğer vekiller ile birlikte olağanüstü bir meclis topladı ve İtalya'ya verilecek cevabı hazırladı.54 Osmanlı hükümeti, İtalyan notasına 29 Eylül 1911'de cevap verdi. Bu cevapta; Trablusgarp ve Bingazi'nin geri kalmasının kendilerinden önceki idarenin eseri olduğu, bundan dolayı meşrutiyet hükümetinin suçlanamayacağı, son üç sene zarfında bölgede İtalyan teşebbüslerine büyük kolaylıklar sağlandığı ve iyi niyet gösterildiği, burada asayişin temini konusunda hiçbir endişeye mahal olmadığı, İtalyan ve diğer tebaanın bölgeden ayrılmasını gerektirecek bir olay olmadığı belirtiliyordu.55 Bab-ı Ali'nin cevabi notasının verildiği gün, 29 Eylül 1911'de İtalya, harp ilanı notasını verdi.56 İlan-ı harp notasında, özetle; İtalyan isteklerinin gerçekleştirilmesi konusunda, İtalya'nın, Osmanlı Devleti'ne verdiği sürenin İtalya'nın hoşuna gidecek bir cevap gelemeden sona erdiği, Osmanlı Devleti ve memurunun Trablusgarp ve Bingazi'deki İtalyan hak ve menfaatlerini korumakta kötü niyetli ve aciz olduğu iddia ediliyor, İtalyan hak ve menfaatlerini sağlamak zorunda oldukları bildiriliyordu.57 İtalya'nın Osmanlı Devleti'ne savaş ilan etmesinin gerçekte Osmanlı Devleti'nin cevabi notasi ile hiçbir ilgisi yoktu. Osmanlı Devleti'nin cevabi notası henüz İtalya'ya ulaşmamışken, yani İtalyanların verdikleri 24 saatlik mühlet henüz dolmamışken, İtalya'nın ilan-ı harp notası tebliğ edildi. İkincisi 25 Eylül 1911'de, İtalya'da seferberlik emri neşredildi. Bu emirde seferberliğin birinci günü olarak 28 Eylül tarihi tesbit edilmişti. Silah altında bulunan 1890 doğumlular ile birlikte, seferi kolordunun birliklerini teşkil edecek olan 1888 doğumlular, 23 Eylül'de silah altına çağırıldılar. Bunların birliklerine iltihakları 26 Eylül'de tamamlandı.58

Burada da açıkça görüldüğü gibi seferberliğin birinci gününden iki gün evvel askerlerin kolorduya iltihak etmesi, İtalyan hükümetinin işgale çok önceden hazırlanmış olduğunu gösteriyordu. Üçüncüsü, İtalya henüz Osmanlı Devleti'ne savaş ilan etmeden Adriyatik sularında ve Preveze'de Türk-İtalyan savaşı başlamıştı.

İtalya bu sefere başlarken, Avrupa büyük devletlerinin muvafakatini almıştı. Daily Telegraph gazetesinde, İngiltere'nin İtalya savaşa girdiği takdirde tarafsız kalacağı ve İtalya'ya karşı Türkiye'yi müdafaa etmeyeceği belirtiliyordu. Daily Graphic'te ise İngiltere'nin savaşın sadece Trablusgarp'a ait olmasını ve Avrupa'ya sıçramamasını İtalya'ya tembih ettiği bildiriliyordu.59 Bütün Avrupa devletleri gibi İngiltere'de İtalya'nın Trablusgarp'ta savaşmasına ve buraya yerleşmesine ses çıkarmamış fakat savaşın Osmanlı Devleti'nin Avrupa topraklarına sıçramamasını istemişti.

Balkanlar'ın durumuna gelince, Trablusgarp Savaşı başlayınca, Osmanlı Devleti Balkan devletlerinin saldırabileceği veya Rumeli'de ayaklanmalar olacağını düşünerek, oraya çok sayıda asker yığmıştı. Bundan en çok Bulgaristan ürkmüş ve büyük devletlere başvurarak kendilerini korumalarını istemişti.60

Savaş sırasında Bulgar ve Sırp hükümetleri, Makedonya'da maaşlı eşkıya çeteleri dolaştırıyor ve Balkanlar'da huzur ve asayişi tamamen ihlaline gayret ediyorlardı. Trablusgarp Savaşı'nın başladığı günlerde Bulgar ve Sırp hükümetleri arasında, iki tarafın menfaatlerini görüşmek üzere bir yakınlaşma başladı. Bulgarlara göre, o sıradaki fırsat kaçırılmamalıydı. Bütün Balkan devletleri, Osmanlı Devleti'ne karşı ittifak etmek üzereydi. Bulgaristan, Osmanlı-İtalyan savaşının hemen bitmesini istemedi. Çünkü bu savaşın, Balkanlar'da Slavlığa karşı olan iki devleti (Osmanlı-İtalyan) zayıflatacağını düşünmekteydi. Bulgarlar mutlaka Türklerin bu zayıf anından faydalanmalıydı.


Aksi büyük bir suç olurdu.61 Bulgaristan'ın hükümete bağlılığı ile bilinen Den gazetesi ülkesinin her ihtimale karşı şimdiden hazırlıklı bulunmak zorunda olduğunu yazıyordu.62

Trablusgarp Savaşı, Yunanistan'da çok büyük bir tesir meydana getirmişti. Yunanistan'da neredeyse savaş çıktıktan sonra bütün meseleler unutulmuş, kamuoyu tamamen Trablusgarp ile meşgul olmaya başlamıştı. Yunan gazeteleri, İtalya hakkında teveccühkarane makaleler neşretmekte ve Yunanistan'ın, Türkiye-İtalya muharebesinden istifade için vaktinde hazırlanmamış olmasından dolayı Venizelos'u şiddetle eleştiriyorlardı.63 Yunanistan'da şiddetli bir şekilde fırsattan yararlanma isteği görülüyordu. Ancak İtalya ve diğer Avrupa devletleri Balkanlar'da yeni bir olay çıkmasını istemedikleri için Yunanistan'a uslu durma öğüdü verilmişti.64 Trablusgarp Savaşı çıktığında, Osmanlı Devleti ile Yunanistan'ın arası Girit meselesinden dolayı iyi değildi. Ancak Osmanlı Devleti savaş sırasında yeni bir mesele çıkmasını istemediği için Yunanistan'a iyi davrandı. Yunanistan'a karşı Girit meselesinden dolayı başlattığı boykotu kaldırdı. Azınlıkların isteklerine daha yumuşak davranmaya başladı. Yunanistan ise bu durumdan istifade ile Osmanlı Devleti'ne karşı hazırladığı savaşı olgunlaştırıyordu. Trablusgarp Savaşı sırasında Karadağ tamamen İtalyan istekleri doğrultusunda hareket etti.

 

İtalyan Ültimatomunun Verilmesinden Sonraki Durum

 

İtalya'nın 24 saat süreli ültimatomu ve buna cevap verme zorunluluğu, Bab-ı Ali'de büyük bir heyecan ve şaşkınlık yaratmıştı. Sadrazam Hakkı Paşa istifa etmek zorunda kalmıştı. Sadrazam İbrahim Hakkı Paşa, 23 Kasım 1908-12 Ocak 1910 tarihleri arasında Roma büyükelçiliği görevinde bulunmuştu. Bu tarihler, İtalyan basınının artık iyice açıktan açığa Trablusgarp hakkındaki niyetlerini gösterdikleri, hükümetin bu yolda çalışmalarını, diplomatik faaliyetlerini, ticari istek ve şikayetlerini en fazla yoğunlaştırdıkları tarihlerdi. İbrahim Hakkı Paşa, İtalyan niyetlerini en iyi bilen kişi olması lazım geldiği halde, Trablusgarp'ta buna karşı hiçbir tedbir almadı. Trablusgarp'taki devamlı askeri kuvvetin sayısı 15 ila 20 bin arasında bulunuyordu. Bundan başka lüzumu halinde Kuloğullarından 40-50 bin kişilik ordu teşkil edilebilecek hazırlık mevcuttu.65 Fakat Trablusgarp Savaşı'ndan az önce, buradaki tümenden önemli bir kısmı silahlarıyla birlikte Yemen'e İmam Yahya ayaklanmasını bastırmak üzere gönderildi ve tekrar yerlerine iade edilmedi. Trablusgarp Vali ve Kumandanı Müşir İbrahim Paşa, bu işin Trablsgarp'ın İtalyanlara tesliminden başka bir şey olmadığını ısrarla ifade etmişse de kimseye dinletememişti. Burada ancak jandarma vazifesi görecek, çok az bir kuvvet bırakılmıştı. Ayrıca bununla da yetinilmeyerek, Kuloğullarının lüzumu halinde silahlandırılması için bulunan, Trablus askeri depolarındaki silahlar66 yeni sistemle değiştirilmek üzere bir vapura yüklenerek İstanbul'a getirildi ve yerlerine yenisi gönderilmedi. 1910 yılı bütçesinde kabul edilen, Trablusgarp'taki iki süvari alayı da bir alaya indirildi.67 Netice itibari ile savaş öncesi Trablusgarp'taki asker mevcudu çok azaltıldı. Bir nevi İtalyan işgaline zemin hazırlanmış oldu. Buraya gönderilen subaylarda eskiden olduğu gibi mahalli lisana vakıf olma şartı aranmadı. Trablusgarp halkı geçimini temin etme hususunda da sıkıntı içindeydi. Bu durum Trablusgarp mebusları tarafından defalarca hükümete bildirildiği68 halde, Osmanlı hükümeti bu konuda oldukça ihmalkar davrandı.


Hakkı Paşa hükümetinin, savaş öncesi yaptığı en büyük hatalardan biri de, İtalyanların isteği üzerine Trablusgarp'ta vali olarak bulunan İbrahim Paşa'yı görevden alması idi. İbrahim Paşa, Trablusgarp'ta Osmanlı menfaatlerini koruduğu için, İtalyanlar ondan hep şikayetçi olmuşlar ve buradan alınması için sürekli Osmanlı hükümetine baskı yapmışlardı.69 İbrahim Paşa'nın yerine tayin edilen Bekir Sami Bey ise her nedense hemen Trablusgarp'a gitmedi. Ancak savaş başlayınca gitti.70 Trablusgarp savaşı öncesi bölge, valisiz, komutansız, askersiz, son derece savunmasız ve işgale açık bir duruma getirilmişti.

Hakkı Paşa savaş öncesi, Trablusgarp'taki icraatından dolayı vatan hainliği ile suçlanmıştı. Mahmut Kemal İnal'a göre bütün bunlar su-i tesadüf değil su-i idare idi-ki cinayet addine layıktı.71

Hakkı Paşa'nın bu konudaki fikri, Trablusgarp'taki idarenin İtalyanlara karşı, düşmanlık hissi telkin etmeyecek ve İtalyan müdahalesine sebebiyet vermeyecek bir tarzda olması lazım geldiği şeklinde idi.72 Çünkü Hakkı Paşa, İtalyanlar ile iyi geçinirse ve dostluk münasebetlerini sürdürürse, İtalya'nın sebepsiz yere Trablusgarp'a saldıramayacaklarını düşünüyordu. Onun için İtalyan isteklerini büyük ölçüde yerine getirmişti. Ancak Hakkı Paşa, Trablusgarp'taki ekonomik imtiyazların tümü İtalya'ya verilse, İtalya'nın işgalden vazgeçmeyeceğini çünkü bunu çok önceden planladığını ve kesin kararlı olduğunu anlayamamıştı.

Trablusgarp Savaşı öncesi, Osmanlı hükümetinin yanlış hareket ettiği İtalyanlarca da itiraf ediliyordu. İtalyanlar İttihat ve Terakki'nin Trablusgarp'ta yerli halk arasında İtalya aleyhine propaganda yaptıklarını fakat buna paralel olarak askeri hazırlıklarını kuvvetlendiremediklerini, bilakis buradan devletin ihtiyacı olan diğer bölgeler asker çektiklerini ifade ediyorlardı.73

Savaş başladıktan sonra, Osmanlı Devleti'nin Almanya ve İngiltere'ye yaptığı başvurulardan bir sonuç çıkmadı. Almanya ile İtalya aynı ittifakın üyesi idiler. İngiltere ise İtalyanları Trablusgarp'tan alıkoymak için bir sebep görmediğini söylüyordu. Fransa ise İtalya'nın hareketini tasvip ettiğini çünkü onun ittifaktan ayrılmasını istiyordu.74 Hakkı Paşa ültimatomu alınca büyük bir üzüntüye kapılarak istifa etmek zorunda kalmıştı. Padişah, Kamil Paşa'ya sadrazamlık teklif etti. Ancak O, İttihat ve Terakki'nin iş başından çekilmesi şartını koştu. Bunun üzerine sadrazamlık 30 Eylül 1911'de Sait Paşa'ya verildi. Bu Sait Paşa'nın 8. sadrazamlığı idi.

Trablusgarp Savaşı'nın çıkması üzerine, Osmanlı meclis-i mebusanı normal vaktinden önce açıldı. 14 Ekim 1911'de, meclis 4. dönemine girdi. Meclisin açıldığı gün, padişahın nutku, Sadrazam Sait Paşa tarafından okundu. Burada İtalyan notasının verildiği günden itibaren gelişen olaylar özetleniyordu. Padişahın nutkunda dikkat çeken diğer bir nokta da O'nun 5 Haziran 1911'de başlayan Rumeli gezisinde gördüğü birlik beraberlik ve Osmanlı kardeşliğinden bahsetmesi idi.75 Padişah Balkan ittifaklarının hazırlıklarının yapıldığı bu tarihlerde, kendisine yapılan tezahüratın, birlik ve beraberlik gösterilerinin, bir riyadan ibaret olduğunu her nasılsa anlayamamıştı. Geziyi düzenleyen İttihat ve Terakki üyelerince, gerçekler padişaha olduğu gibi yansıtılmamıştı. Bu olay, padişah çevresindeki kişilerin ne kadar cahil ve kendi menfaatlerinden başka bir şey düşünmediklerini gösteriyordu. Meclis açıldığı günlerde O'nu en çok meşgul eden konu Trablusgarp Savaşı idi. Bugünlerde meclisteki bütün konuşmalar bu konu üzerine idi.

18 Ekim 1911'de Sadrazam Sait Paşa, mecliste hükümet programını okudu. Hükümet programının, dış politikayla ilgili kısmı özetle: Trablusgarp meselesini vatan menfaatine en uygun gördükleri şekilde çözümlemek, komşu devletler ile iyi dostluk münasebetlerini kuvvetlendirmek, Balkan devletleri ile ilişkileri iki tarafın müşterek menfaatlerine uygun olarak devam ettirmek ve kuvvetlendirmek, hiçbir devlet hakkında ihtiras beslememek, bütün devletlerin meşru haklarına riayet etmek ve kendi meşru haklarına da riayet etmek ve bu şekilde Sulh'ü korumaktır.76 Sait Paşa programın okunmasından sonra, Trablusgarp meselesi hakkında konuşmak isterlerse, gizli toplantı talep edileceğini söyledi. Bunun üzerine gizli toplantı yapıldı (Gizli toplantının zaptı yok).

Trablusgarp Savaşı ülke çapında o kadar büyük bir üzüntü ve heyecan yaratmıştı ki, halktan gazetelere bu konuda çeşitli mektuplar geliyordu. Bunların bir kısmı, savaş için maddi yardım teklif ediyor bir kısmı ise savaşa bizzat gönüllü asker olarak katılmak isteklerini bildiriyorlardı. Yurdun muhtelif yerlerinde orduya yardım cemiyetleri kurulmuştu. Ayrıca yurt içinde ve dışında İtalyan işgalini protesto eden mitingler tertip edildi.77 Bu konudaki tartışmalar mecliste sürüp gidiyordu.

Trablusgarp mebusları, Sadık ve Mehmet Naci Beyler, Trablusgarp'ta uyguladığı yanlış politikadan dolayı Hakkı Paşa kabinesi hakkında bir önerge vermişlerdi. Bu önerge meclisin 23 Ekim 1911'de yapılan toplantısında okunmuştu. Önergede, Trablusgarp'ta uygulanan bütün yanlış politikalar sıralandıktan sonra ".............        biz Trablusgarp mebusları, Hakkı Paşa ve kabinesini millet huzurunda itham ediyoruz. Kanun-i Esas-i'nin 1. maddesini ihlal etmek suçundan meclisi bu konuda vazifeye davet ediyoruz" deniliyordu.78 Trablusgarp mebuslarının önergesinde elle tutulur önemli deliller vardı. Bu önergenin bir komisyona havalesi kararlaştırıldı. Bundan kısa bir süre sonra Draç Mebusu Esat Paşa'da harbiye nezareti hakkında meclise buna benzer bir soru önergesi verdi (26 Ekim 1911).79

Muhalefet Hakkı Paşa kabinesi Divan-ı Ali'ye sevk etmek istiyordu.80 Savaşta içine düşülen çıkmaz, siyasal hayata 21 Kasım 1911'de Hürriyet ve İtilaf Fırkası'nın kurulması biçiminde yansıdı. Hürriyet ve İtilaf fırkasını kuran ve bu fırkaya giren kişilerin tek ortak oldukları konu, İttihat ve Terakki düşmanlığı idi.

Fırkanın birinci amacı da İttihat ve Terakki'yi iktidardan uzaklaştırmaktı.81 İttihat ve Terakki'nin itibarını büyük ölçüde kaybettiği bu günlerde, Hürriyet ve İtilaf'ın ortaya çıkması, O'nun çok taraftar toplamasına ve dağınık durumdaki muhalefeti birleştirmesine sebep oldu.82

Hürriyet ve İtilaf Fırkası'nın 11 Aralık 1911'de yapılan, İstanbul ara seçimlerini doğru dürüst teşkilatı olmamasına rağmen83 tek oy farkla kazanması, meclisi iyice karıştırdı. İttihat ve Terakki mebusları arasında bir panik havası yarattı. Bu karışık ortamdan kurtulmanın en kestirme yolu, meclisin dağıtılması idi. İttihat ve Terakki sarsılan itibarını kuvvetlendirmek, Trablusgarp Savaşı'nın mecliste doğurduğu kargaşadan kurtulmak,  muhalefetin örgütlenmesine meydan vermemek, Cemalettin Efendi'ye göre de, Hakkı Paşa kabinesini divan-ı harpten kurtarmak için84 meclisin feshini istemişti. İttihat ve Terakki eski gücünü kaybetmiş olmasına rağmen Taşra teşkilatı kuvvetli olduğu için seçimi alacağını hesaplıyordu.

Meclisin feshedilmesi için Anayasanın 35.maddesinin değiştirilmesi gerekiyordu. Bu madde 1909'da meclisi feshetme yetkisini padişahtan alıp, meclise veriyordu. Padişahtan 1909'da alınan hak, şimdi İttihat ve Terakki'nin çıkarlarını korumak üzere yeniden padişaha verilmek isteniyordu. Padişah 35. maddenin değiştirilmesini, kanuna uygun olarak ayan meclisine danıştı.

Ayanın olumlu yorumuyla Kanuni-Esasi'nin 7. maddesine dayanılarak 18 Ocak 1912'de meclis feshettirildi.85

Buna göre 3 ay içerisinde seçimler yapılacak ve yeni meclis toplanacaktı. İttihat ve Terakki seçim için büyük tedbirler aldılar. Ellerindeki iktidar imkanlarına güveniyorlardı. Seçimler sırasında, hükümetin kullandığı baskı yüzünden ülkede hoşnutsuzluk arttı, birçok olay meydana geldi. Bir çok yerde zor kullanıldı. Bu seçim tarihe "sopalı seçim" diye geçmişti.86

İttihat ve Terakki, Şubat ve Mart'da yapılan seçimleri büyük çoğunlukla kazandı. Hürriyet ve İtilaf henüz çok yeni olduğundan ve kendi içindeki çekişmelere bir türlü son veremediğinden İttihat ve Terakki ile boy ölçüşecek silahlara sahip olamamıştı. Seçimlerde fazla bir varlık gösteremedi. İttihatçılara göre bu seçim sonucunda, bütün muhterisler ve hizipçiler meclis dışında kaldılar.87

Yeni meclis, 18 Nisan 1912'de, Çanakkale'nin İtalyanlar tarafından bombardıman edildiği gün açıldı. İtalyanların, Osmanlı Devleti'ne savaş açması iç politikaya bu şekilde yansırken, Trablusgarp'ta savaş da başlamış bulunuyordu.

İtalya, bu savaşa uzun zamandır hazırlanmakta idi. Her çapta kara ve deniz topları, sayısız mitralyöz, cephane ve çok kalabalık ordusu vardı. İtalya o sıralarda dünyanın en güçlü donanmalarından birine sahipti. Osmanlı Devleti'nin ise, savaş başladığı zaman, Trablusgarp'taki askeri sayısı 2000'i geçmiyordu. Bingazi'dekiler daha azdı ve kendi hallerine terk edilmişlerdi.88 Donanması ise yok denecek kadar güçsüzdü.

İtalya, Trablusgarp Savaşı için, deniz kuvvetlerinin tümünü seferber etmişti. Başbakan Giolitti'nin hatıralarında yazdıklarına göre, Trablusgarp'ın işgali için 100.000'in üzerinde bir kuvvet kullanmışlardı. Türk kuvvetleri ise, 3000-4000'i geçmiyordu.

İtalyanlar, harbin başında savaşın sadece Libya ve Libya sularında olacağını, Avrupa'ya sıçratılmayacağını söylemelerine, Avrupa devletlerine bu konuda teminat vermelerine rağmen, buna uymadılar. İtalyanların Adriyatik'te yaptıkları hareketler zaman zaman Osmanlı basınına yansımıştı. 3 Ekim 1911'deki Osmanlı ajansının haberinde, İtalya'nın Paris Büyükelçisi Tittony tarafından Fransa dışişleri bakanına, İtalya'nın Trablusgarp dışında Avrupa sularında askeri harekata mecbur olduğu çünkü Türklerin, İtalya sahillerine saldırmak niyetinde olduklarını haber aldığını bildiriyordu. Aynı haberin devamında ise, Paris büyükelçisinin sözlerinin tamamen gerçek dışı olduğu, Osmanlı torpidolarının Preveze'den savaş için çıkmadıkları ve seyirleri esnasında rastladıkları İtalyan filosuna usulden olduğu için selam işaretini verdiklerini, fakat İtalyanların bunu anlamayarak buna toplarla mukabele ettiklerini ve gerek buradaki, gerekse Beyrut'tan hareket eden donanmalarının henüz savaştan haberi olmadığını ilave ediyordu.89 İtalyanlar savaş sırasında birkaç sefer Preveze'ye asker çıkarmak istemiş ancak muvaffak olamamıştı.90 İtalya'nın Adriyatik'te ve Balkanlar'da yapmak istediği hareketlere en fazla Avusturya karşı çıkmıştı.

İtalyan donanması, henüz İtalya Osmanlı Devleti'ne savaş açmamışken, 27 Eylül'de Trablus önlerine gelmişti. 20 Ekim'e kadar İtalyanlar, Türk Afrikası kıyılarının önemli noktalarını ele geçirmiş bulunuyorlardı. Bu şehirlerin hiçbirisi kendiliğinden İtalyanlara teslim olunmamıştı. İtalyanlar ayrıca Kızıldeniz'de de bazı hareketlerde bulunmuşlardı. Savaş öncesi İtalyanlar buraya bazı gemiler göndermişler ve Türklere karşı ayaklanan Şeyh İdris'in yardımıyla, Türkleri burada da sıkıştırmaya çalışmışlardı.

 

Kuzey Afrika'da Türk-Arap Mukavemeti

 

İtalya bu savaşa bir müstemleke savaşı gibi değil de sanki büyük bir Avrupa devleti ile savaşa giriyormuş gibi hazırlanmış, ihtiyatlar da dahil olmak üzere bütün Deniz Kuvvetlerini seferber ettiği gibi, kiraladığı ticaret gemilerini de savaş için hazır hale getirmişti.

Eylül ayında bu hazırlıklar yapılırken, Osmanlı Devleti'nin yegane tedbiri harpten önce Trablusgarp'a gönderilen Derne Gemisi idi.91 Bu ufak tedbirin alınması dahi İtalyan basınında Osmanlı Devleti'ne karşı fırtınalar kopmasına, Trablusgarp'taki İtalyan tebaası arasında suni bir panik yaratılmasına sebep olmuştu.

Savaş başladıktan sonra, Bab-ı Ali'de Trablusgarp'ta mukavemet edip etmeme konusunda genelde iki görüş mevcuttu. Sait Paşa'nın ilk toplantısında eldeki mevcut imkanlarla mukavemet lüzumu kararlaştırıldı.92 Ahmet Muhtar Paşa'ya göre Trablusgarp'ta mukavemet cinayet demekti. Kamil Paşa da aynı görüşte idi. Şeyhülislam Cemalettin Efendi'de harbin uzamasının can ve mal kaybından başka bir işe yaramayacağını söylüyordu.93 İttihat ve Terakki ise tamamen mukavemetten yana idi.

Bütün olumsuz şartlara rağmen, Osmanlı Devleti Trablusgarp'ı göz göre göre düşmana savaşmadan teslim edemezdi. Bu hem kamuoyunda hoş görülmez hem de Osmanlı Devleti'nden pay almak için pusuda bekleyen devletlere kötü örnek olurdu. Bu savaş çok ümitsiz şartlar içinde olacaktı. Oradaki kuvvetlere silah ve cephane yollamak imkansız gibiydi. Ancak İngiltere ile Fransa, Mısır ve Tunus'un tarafsızlığını ilan ederek kendi sömürgelerindeki Müslümanları gücendirmeyecek ve onların şikayetlerine yol açmayacak ve bu üç tarafı bu şekilde idare yoluna gideceklerdi.94

 

Trablusgarp'ta Türk Subayları


Trablusgarp'ta müdafaa fikrinin uyanması ve hükümete kabul ettirilmesi, insana Kuvay-i Milliye'nin başlangıcı hissini vermekteydi. Meşrutiyet'in ilanında önemli rolleri olan Osmanlı ordusunun genç subayları gönüllü olarak Trablusgarp'a koşmuşlar ve bu konuda hükümeti de ikna ederek, onun gizli desteğini sağlamayı başarmışlardı. Trablusgarp'ta vatan savunmasına koşan vatansever subaylar arasında Binbaşı Enver Bey, Kolağası Mustafa Kemal, Fuat Bey (Bulca), Nuri Bey (Conker), Eşref Bey (Kuşçubaşı), Ali Fethi Bey (Okyar, Paris Ataşe Militeri), Halil Bey (Enver Bey'in amcası), Nuri Bey (Enver Bey'in kardeşi), Ekrem Bey (Müşhir Recep Paşa'nın oğlu), Albay Neşet Bey'in isimlerini sayabiliriz. Fakat isimlerini sayamadığımız daha yüzlerce gönüllü kendiliklerinden Trablusgarp'da vatan savunmasına koşmuşlardı.95

Fuat Bulca'nın hatıralarına göre "hariciye nazırı, harbiye nazırına Mahmut Şevket Paşa'ya; hükümetin bu işi diplomasi yoluyla halletmek mecburiyetinde olduğunu söylemiş, harbiye nazırı itiraz edip, bir vatan parçası düşmana sessiz sedasız teslim edilir mi? Bunun arkası gelmez diye itiraz edince demiş ki; peki siz harbiye nazırısınız, donanmanın kudretini benden iyi biliyorsunuz, askerlerimizi Trablusgarp'a nasıl ve hangi yoldan göndereceğiz? Haydi gönderdik diyelim, silahı cephaneyi malzemeyi, iaşeyi nereden bulacağız? Bu ay zabitana ve mülki kadroya dörtte bir maaşı nasıl verdiğimizi biliyorsunuz, siz başka bir çare görüyorsanız ben bütün mevcudiyetimle bulunacak tedbirin tahakkukuna hasr-ı mevcudiyet ederim...." demiş. Bu durumda genç subaylar şöyle bir plan yaparlar; kendi arzularıyla hususi bir teşkilat olarak, müdafaayı ele alacaklar, harbiye nezareti de onları izinli sayacak ve oraya gidip teşkilat yapacaklardı.

Enver Paşa'nın, Eşref Kuşçubaşı'nın ve Fuat Bulca'nın hatıralarından anlaşıldığına göre, hükümet, Trablusgarp'a resmen bir ordu gönderecek gücü bulamıyordu. Fakat buraya gidecek olan subaylara da başta Mahmut Şevket Paşa olmak üzere, gizli olarak her türlü yardımı yapacaklarını vaat ediyorlardı. Hükümet, Trablusgarp'a gidecek subaylara dört kat maaş ve ayrıca 100 TL yol parası verecekti.96

Ordunun genç ve önde gelen yıldızları, hep Trablusgarp'ın yolunu tutmuşlardı. Bir nevi kendi kendilerini tayin ettirmişlerdi. Bütün sorumlulukda kendilerindeydi. Hatta Mustafa Kemal "eğer muvaffak olamazsak hepimizi tart ederler, hatta divan-ı harbe verirler. Eğer başarıya doğru gidersek bizi terfi ettirir, nişan verirler" demişti.97

Neşet Bey ve O'nun erkan-ı harbi olan Fethi Bey görünüşte hükümetin siyasi temaslarının neticesini bekleyen resmi merci idiler. Savaşı verenler de devletin müsaadesini almadan kendi başlarına buyruk gönüllülerdi. Halbuki Osmanlı Devleti'nin Trablusgarp'taki komutanı Kurmay Albay Neşet Bey, elindeki bütün kuvvet malzemeyi bu genç kadronun emrine vermişti.98 Bu durumun bilincinde olan genç subay kadrosu, başarısızlık durumunda bütün sorumluluğu üstlenme fedakarlığını ve cesaretini göstermişti.

Genç subaylar, savaşın başladığı günlerde birer ikişer, Mısır ve Tunus yolundan Trablusgarp'a sızmaya başladılar. Sahte isim, kimlik ve pasaport aldılar. Mustafa Kemal'in takma adı "gazeteci Mustafa Şerif" idi. Tehlikeli, maceralı ve çok güç yolculuklardan sonra Trablusgarp'a geldiler. Mısır halkı Türklere büyük destek veriyordu. Gazeteleri de çok etkili oluyordu.99 Tunus ve Mısır yoluyla erzak vs. gönderiliyordu.100

Enver Bey ve arkadaşları Trablusgarp'ta olağanüstü bir çalışma ve gayret gösterdiler. Hiç yoktan bir direnme gücü meydana getirdiler. Gönüllü Türk subaylarının katılımından sonra Trablusgarp savunması üç ana bölgeye bölünmüş oluyordu.

1-   Trablus komutanlığı: Komutanı, Kurmay Albay Neşet.

2-   Bingazi Komutanlığı: Komutanı, Kurmay Binbaşı (sonra Yarbay) Enver.

3-   Derne Komutanlığı: Komutanı, Kurmay Binbaşı Mustafa Kemal (daha önce Ethem Paşa idi).101

Enver Bey 1911 Ekim ayı sonlarında Bingazi'ye gelmişti. Enver Bey, Derne'ye geldiğinde 500­600 kişiyi bulmayan direniş kuvvetleri, kısa zamanda 20.000 kişiye ulaştı. Enver Bey, Arap kabilelerini örgütlemekte çok başarılı olmuştu. Buradaki Müslüman Araplar, Enver Bey'e padişahın ve halifenin damadı olduğundan dolayı, olağanüstü bir saygı ve sevgi gösteriyorlardı. Enver Bey bir dostuna yazdığı mektupta, "burada valiler atayabilmeme bende şaşırıyorum, Araplar hürriyet kahramanı Enver Bey'i tanımıyorlar ama halifenin damadına saygı gösteriyorlar" diyordu.102

Enver Bey ilk iş olarak, halka bir bildiri yolladı. Bildirinin başında, halk arasında yayılan "Türkler bizi İtalyanlara sattı" şayiasına cevap verdi. Özetle "sizi halifeniz İtalyanlara sattı gibi iftiralara kanmayınız, siz satılmadınız ve satılmayacaksınız. Büyük halife sizi düşman elinden kurtarmak için beni buraya gönderdi. Hep beraber olunuz, harbe iştirak etmek isteyenlere, silah ve cephane vereceğim. 15 güne kadar hepinizin yanıma gelmesini istiyorum. Gelmeyenlere, İtalya hükümetine boyun eğmiş addederek, ona göre muamele edeceğim" diyor ve bildirinin altındaki imzada ise, padişahın damadı olduğunu belirtmeye lüzum görüyordu.103

Enver Bey, iyi Arapça bilen Eşref Bey'in yardımıyla, kabile kabile dolaşarak bir mücahit ordusu meydana getirmiş, bunları eğitmiş, talimler yaptırmıştı. Mektuplarında, "ordumu görmeli, ordudan çok silahlı insan sürüsüne benziyor ama hiç olmazsa bu orduya muntazam birliklere göre hiç masraf yapmıyorum, hepsinin elinde eski bir silah ve birkaç kilo un var" diyordu.104 Artık her taraftan Enver Bey'e sel gibi muharipler akmaya başladı.105

Trablusgarp'a gelen subaylar, her şeylerini kendileri yapmak zorundaydılar. Dışarıdan gelen silah, cephane ve para yardımı çok sınırlıydı. Buna rağmen Türk subaylarının üstün gayretleri ile 1911 sonları 1912 başlarında, burası yavaş yavaş düzenli bir ortama kavuşacaktı. Organizasyonlar artık yürümeye başlamıştı. Sivil idarede, günden güne iyiye gitmekte idi. Bu durum, Enver Bey ve arkadaşlarının kararlı tutumu sayesinde sağlanmıştı.


Burada, o kadar ilginç olaylar cereyan etmişti ki, normal şartlar içinde düşünülünce, insan hafızasının, alamayacağı şeylerdi. Derme çatma meydana getirilen Türk-Arap kuvvetleri İtalyanları 1 yıl süren savaşta, kıyı şeridinden İtalyan toplarının atış sahasından içeriye geçirmemişlerdi. Osmanlı Devleti Trablusgarp ve Bingazi'ye silah ve cephane gönderebilmek için her yolu denemiş, elindeki bütün imkanları kullanmıştı.106

Türk ordusunun, İtalyanlara karşı kullandıkları silahların büyük bölümü de İtalyanlara yapılan baskın sonucu, onlardan alınan silah ve cephaneler ya da ölen ve yaralanan İtalyan askerlerinin kaçarken bıraktıkları silahlardı.107 Bir süre sonra, Paris ateşe militeri Fethi Bey,108 Trablusgarp mebusları Ferhat ve cebeligarp mebusu Süleyman El Baruni Efendiler de, harp sahasına arkadaşlarının yardımına koştular.109

Trablusgarp Savaşı çıktığı sırada, erkan-ı harp kolağası (Kurmay Kıdemli Yüzbaşı) Mustafa Kemal, erkanı harbiye 1 Şubede görevli bulunuyordu.110 Harbiye Nazırı Mahmut Şevket Paşa, İttihat ve Terakki'nin ileri gelen subaylarına yaranmak için, O'na burada hiçbir iş vermemişti.111

İstanbul'da işsiz bırakılan Mustafa Kemal, Trablusgrap'a gitmek istedi. Mahmut Şevket Paşa'nın karşı koymasına ve İngilizlerin kendisini Mısır'dan geçirmeyeceklerini söylemesine rağmen, gitmekte direndi. Mahmut Şevket Paşa razı oldu. Daha sonra Atatürk'e ümitsiz ve sonuç bakımından faydasız olan bu işe, neden giriştiği sorulduğunda "bunun böyle olduğunu o sırada ben görüyordum, ancak orduda ve akranım olan subaylar arasında maddi ve manevi sıramı muhafaza etmek için buna mecburdum. Esasen İstanbul'da beni fiilen işsiz bırakıyorlardı" cevabını vermişti.112

Trablusgarp Savaşı, Mustafa Kemal'in, komutanlık ve teşkilat kurmadaki üstün niteliğini gösterdiği ilk yer olmuştu.113 Mustafa Kemal aslında bu savaşın akıllıca bir iş olduğuna inanmıyordu. Çünkü daha büyük bir tehlikenin Balkanlar'dan geleceğini biliyordu. Fakat, savaş alanındaki başarıları, O'nun parti içindeki durumunu sağlamlaştırabilirdi. Bundan başka Mahmut Şevket Paşa, İstanbul'da O'na göz açtırmıyordu ve ayrıca kendisinden önce Kuzey Afrika'ya giden, Enver'den geri kalmak da istemiyordu.114

Mustafa Kemal, gazeteci Mustafa Şerif adıyla sahte belge ve pasaportlarla, İstanbul'dan 15 Ekim 1911'de, Naci, Hakkı ve Yakup Cemil Beyler ile yola çıktı. Hiçbir yerden yardım görmediler, paraları bitti. Genel merkezden 300 lira istediler. Birinci cevapta para yok, Enver'e ulaşın dendi. Sonra Mustafa Kemal'in senediyle, Naci Bey, Ömer Fevzi Bey'den 200 İngiliz lirası alındı ve hareket edildi. 115 Mustafa Kemal yolda hastalandı ve İskenderiye'ye döndü. Burada 15 gün hastanede yattı. Bu ara Nuri ve Fuat Beyler (Nuri Conker, Fuat Bulca) onlara katıldı. Tekrar bunlarla birlikte yola çıkıldı.116 Mustafa Kemal ve arkadaşları, çok müşkülâtlı bir yolculuktan sonra Tobruk dışındaki Türk karargahına ulaştılar.117

Mustafa Kemal, Kasım ayı süresince, Arap önderleriyle görüşmelerde bulundu. 3 Kasım 1911 'de, Harbiye Nazırı Mahmut Şevket Paşa, Trablus tümen komutanına yazdığı bir mektupta, Enver Bey'in Tobruk bölgesinde kuvvet toplamakta olduğu, Kolağası Mustafa Kemal Bey'in de bazı Şeyhleri ve Sünusileri teşkilatlandırmak için Calu'ya gittiğini, oradan birini Sünusi tekkesine göndererek, Calu'da önemli bir kuvvet toplayarak, Bingazi ve Trablus'a sevk edeceğini, bundan önce kendisinin de Calu civarındaki Bingazi yolu üzerindeki Sünusileri de alarak, Bingazi'ye doğru hareket edeceğini bildiriyordu.118

Mustafa Kemal, şeyhler ve kabile reisleri ile toplantılar yapıyor ve düzensiz kalabalığı teşkilatlandırmaya çalışıyordu. Bunların bir kısmına "din kardeşim" diye hitap ediyor ve kafirlere karşı savaşmaya çağırıyordu. Katılmak istemeyenlere daha değişik yöntemler kullanıyordu. Mesela onları, İtalyan casusu olmakla itham ediyor, ona göre muamelede bulunacağını söylüyordu.119

Burada görüldüğü gibi, Mustafa Kemal Sünusileri ve yerli Arapları teşkilatlandırmak gibi çok önemli bir görevi yüklenmiş bulunuyordu. O'nun teşkilatçılıktaki başarısı, Sünusilerin ve diğer yerli Arap kabilelerinin savaşın sonuna kadar, Türklerin yanında yer almalarını sağlamıştı.

Mustafa Kemal'in uzun süredir beklediği terfi nihayet burada iken geldi. Erkan-ı Harbiye-i Umumiye dairesi 3. şubeden 30 Kasım 1911 tarihi ile, Enver Bey'e gönderilen telgrafta, Erkan-ı Harbiye Kolağası Mustafa Kemal Bey'in, binbaşılığa terfi ettirildiği bildiriliyordu.120 Mustafa Kemal, 22 Aralık'ta, Tobruk'ta başarılı bir muharebe yaptı.121 30 Aralık 1911'de, Yüzbaşı Nuri Bey ve diğer arkadaşları ile birlikte Derne'ye geçtiler.122 Mustafa Kemal, Derne'de önce şark kolu komutanı oldu (1 Ocak 1912).123 Derne'de 16 Ocak Muharebesi'nde, gözünden yaralandı.124 Bir ay Hilal-i Ahmer Hastanesinde tedavi gördü. Tamamen iyileşmeden hastaneden çıktı. 4 Mart 1912'de yapılan, umumi muharebe çok zor şartlarda geçtiğinden, gözündeki rahatsızlık tekrarladı. 15 gün yataktan kalkamadı. Mustafa Kemal, 6 Mart 1912'de Derne komutanı oldu.125

Derne Komutanı Mustafa Kemal ve Binbaşı Nuri Bey, Balkan Savaşı'nın başlaması üzerine, bu savaşta vazife almak için hareketlerine müsaade edilmesini istediler. (13 Ekim 1912)126 Enver Bey, Mustafa Kemal'in Trablusgarp'ta gözünden yaralanmasına rağmen fevkalade hizmetler yaptığını, sulhun imzalanması dolayısıyla Trablusgarp'ta işsiz kalmaması için gönderildiğini bildiriyordu.127

Bu savaşın, önemle üzerinde durulması gereken noktalarından biri de, İtalya'ya karşı Trablusgarp'ı müdaafa etmek için meydana getirilen Türk-Arap dayanışması idi. İtalyanlar, Trablusgarp'a gittiklerinde Arapların kendilerini bir kurtarıcı (!) gibi karşılayacaklarını umuyorlardı. Fakat bunun tam tersi oldu. Trablusgarp halkının hemen hemen hepsi Müslüman ve halifeye son derece bağlı idiler. Hemen hemen hepsi bir tarikata mensuptu. Bu tarikatlardan en önemlisi sünusilik idi. Bunların teşkilatı sadece Trablusgarp'ta değil, Fizan, Çad, Fas ve Mısır'da hatta bütün Kuzey Afrika'da mevcuttu. Sünusilerden başka, Selamiyeler, Alusiler, Pesaviler ve daha pek çok İslam cemiyeti bulunmakta idi. Tarikat reislerinin bir kelimesi halkı savaşa amade bir duruma getirebiliyordu.128 İtalyanlar Şeyh Sünusiyi ele geçirmek için çok uğraşmışlar fakat muvaffak olamamışlardı.129 Sünusiler üzerinde Türk subaylarının propagandası daha etkili olmuştu.130


Sünusiler ve bunlar gibi saf ve temiz Arap kabileleri, Türk subaylarının kumandası altında İtalyanları sahilden içeri sokmamışlardı. Neredeyse şehit olmak için yarışmışlardı. Bunlar düşmana karşı vatanlarını koruduğu için, Osmanlı Devleti'ne müteşekkir olduklarını bildiriyorlardı.131

Araplar, Türk subaylarına o kadar büyük bir itaatle bağlanmışlardı ki bir dedikleri iki edilmemekteydi. Osmanlı Devleti'nin İtalya ile barış imzaladığı haberi duyulunca, buradan ayrılmak Enver Bey'e çok zor gelecekti.

 

İtalya'nın Trablusgarp ve Bingazi'yi İlhak Etmesi

 

İtalyanlar, savaş başlamadan önce Trablusgarp seferinin çok kolay hatta bir askeri gezinti şeklinde olacağını söylüyorlardı.132 Fakat İtalyanlar umduklarının tam aksine, Trablusgarp'ta ciddi bir mukavemetle karşılaştılar. Türkler ve Araplar mukavemet ile yetinmeyerek taarruza da geçtiler. İtalyanlar, Trablusgarp'ta sahile yapışıp kalmışlardı. Gördükleri mukavemetten şaşkına dönmüşlerdi.133

İtalyan işgalinin başladığı tarihten itibaren, bir yıllık yerli yabancı gazete koleksiyonları incelendiği zaman, İtalyanların bu durumu açıkça ortaya çıkmaktadır. Bu durum tabiatıyla İtalyan kamuoyunda büyük bir rahatsızlık ortaya çıkarmıştır. İtalyanlar başarısızlıklarını örtmek için başka çarelere başvurmaya başlamışlardır. İtalyanlar, ilhaktan söz etmeye başlamışlardır.134 Osmanlı Devleti'nin, bunu önceden sezip protesto etmesine rağmen, İtalya 5 Kasım 1911'de ilhak iradesini ilan etti. 135 Osmanlı Devleti bunu 7 Kasım 1911'de protesto etti.

Osmanlı Devleti'nin protestosu büyük devletler nezrinde hiçbir etki yapmadı.136 İtalyanlar askeri başarısızlığa uğradıkça, yerli halka olmadık işkence ve zulüm yapmaya çoluk çocuk demeden insanları katletmeye başladılar. Trablusgarp'taki savaş, ilhak kararından sonra daha şiddetlendi. Eğer Osmanlı Devleti'ndeki iç çekişmeler olmasaydı ve Balkan Savaşı tehdidi ortaya çıkmasaydı, Trablusgarp'taki Türk subaylarının başarıları, İtalya'yı makul şartlarla anlaşmak zorunda bırakabilirdi.137 Osmanlı basını hatta Avrupa basını bile İtalyanların Trablusgarp'ta halka yaptıkları işkencelerden nefretle bahsediyorlardı.138

 

İtalyanların Harbi Trablusgarp Dışına Yaymaları

 

İtalyan ordu ve donanmasının, sayı ve kuvvet bakımından Osmanlı ordu ve donanmasından kat kat üstün olmasına ve muharebe başlayalı aylar geçmiş olmasına rağmen İtalyanlar ancak kıyı şeridindeki bazı bölgelere sahip olabilmişlerdi. Bütün gayretlerine rağmen, kıyılardan içeri nüfuz edememişlerdi. Bir avuç Osmanlı mücahidinin mukavemetine karşı ilerleyememişlerdi. İtalya maksadına Trablusgarp ve Bingazi'de ulaşamayınca harbi Osmanlı Devleti'nin kalbine, Beyrut, Çanakkale, Anadolu kıyıları ve Kızıldeniz'e götürerek, Türkleri, Trablusgarp ve Bingazi'yi İtalyanlara terk etmek zorunda bırakmak istiyorlardı.139 Savaş uzadıkça, kendi başlarına Türkiye'yi yenemeyeceğini anlayan İtalya, bundan sonra her yeri karıştırmak için elinden geleni yapacaktı.140 İtalyanlar, Şubat başında, Beyrut bombardımanına karar verdiler. Beyrut bombardımanı sırasında 15 kişi şehit olmuş, 100 kişi de yaralanmıştı. İtalya, Beyrut bombardımanıyla da istediği sonucu alamamıştı. Bu olay, sadece İtalyan efkar-ı umumiyesini avutmaktan ibaret bir olay niteliğinde kaldı. 141 İtalya bu arada, Avrupa devletlerine başvurarak, harbi tevsi etmeye mecbur olduğunu bildiriyordu. Bu arada ilhak kararını da parlâmentosuna kabul ettirmişti (27 Şubat 1912).

Bu olaylar sürerken, Trablusgarp'taki mücahitlerden de sürekli zafer haberleri geliyor, Derne'de, Tobruk'ta, Homs'da İtalyanların mağlup oldukları bildiriliyordu. İtalyanlar gittikçe sıkışıyor, ne yapmaları lazım geleceğini bilmiyorlardı. İtalyanların, Kızıldeniz'deki hareketleri ise, İngilizlerce hoş karşılanmadığı için fazla ilerlemedi. İtalyanlar 18 Nisan 1912'de, yeni Osmanlı meclis-i mebusanının açıldığı gün, Çanakkale bombardımanını gerçekleştirdiler. 3,5 saat süren ateşten sonra, İtalya filosu geri çekildi. İtalya bu harekette de başarısız oldu. İtalyan donanması, bunu gizlemeye çalıştıysa da, olayı izlemeye gelen gazeteciler durumu İtalya'ya bütün açıklığı ile bildirmişlerdi.142 Çanakkale bombardımanı, Avrupa devletlerince de hoş karşılanmadı. Bilakis kızgınlık yarattı.143 İngiliz gazeteleri ağız değiştirerek, Osmanlı Devleti lehine yazılar yazmaya başladılar. Daily Chronicle gazetesi, şarkta sulhu temin edebilmek için, İngiltere'nin, Osmanlı Devleti'nin toprak bütünlüğünü koruma politikasına dönmesini istiyor ve bunun unutulmasından şikayet ediyordu. İtalyanlar, Çanakkale bombardımanından sonra da Ege denizindeki hareketlerine devam ettiler. Rodos ve 12 adayı işgal ettiler. İtalyanların, Çanakkale'ye saldırması üzerine, Osmanlı Devleti daha önce ilan ettiği gibi, Boğazları, ticaret gemileri de dahil olmak üzere her türlü sefere kapatacaktı. Bu durum, İngiltere'nin, İtalya aleyhine bir durum almasına sebep olacaktı.144 İtalya, Çanakkale baskınından sonra boğazları kapatan Türklere bir ders vermek istemişti. Ancak Osmanlı Devleti, başta Fransa ve Rusya olmak üzere Avrupa devletlerinin itirazları üzerine boğazları açmak zorunda kalmıştı (2 Mayıs 1912).

 

Bu arada Osmanlı Devleti beş büyük Avrupa devletinin barış hakkındaki sorusuna, İtalyanların Trablus ve Bingazi'yi ilhaktan vazgeçmeleri ve buradan askerlerini çekmeleri koşuluyla barış yapılabilir cevabını vermişti. Bu cevap İtalya'yı çok kızdırmıştı.145 4 Mayıs 1912'de, Rodos işgal edilmiş, Mayıs ayının sonunda 12 adanın tamamı İtalyanların eline geçmişti. İtalyanlar burada herhangi bir direnişle karşılaşmadılar. Çünkü Osmanlı Devleti'nin Rodos'taki 1200 kişiden ibaret Türk garnizonu dışında herhangi bir askeri kuvveti yoktu.

İtalyanlar, Rodos ve 12 adayı ele geçirerek, Türklerin Trablus ve Bingazi'den çekilmeleri için pazarlık konusu yapmayı tasarlıyorlardı. Yani siz Trablus ve Bingazi'yi bize terk edin, biz de Rodos ve 12 adadan çekilelim diyorlardı. Rodos ve 12 adanın işgali İtalyanlara gerçekten pazarlık imkanı vermişti. İtalya, Avrupa devletlerine adaları geçici olarak işgal ettiğini ilan etmişti. Fakat adaları tahliye etmeye pek niyetli görünmüyordu. İtalya'nın gerçek niyeti ise savaştan sonra bu adalara yerleşmekti.146 İtalyanlar Trablusgarp, Bingazi, Derne, Tobruk ve Homs'ta mücahitlere bildiriler atarak, İtalyanların Rodos ve 12 adada Türkleri yendiklerini ve kendilerinin de boşuna direnmemelerini ihtar ediyorlardı. Fakat bu bildiriler, mücahitler üzerinde hiç etkili olmadı. Buradaki direniş sürdü.147 18 Temmuz 1912 gecesi, İtalyanlar Çanakkale'de ikinci bir teşebbüste bulundular. Fakat bunda da muvaffak olamadılar.148


Sulh

 

İtalyanlar, Trablusgarp'taki durumları kötüleştikçe, harbi Osmanlı Devleti'nin diğer yerlerine yaymaya çalışıyorlardı. Bu da Avrupa devletlerinin çeşitli şekillerde tepkilerine sebep oluyordu. İtalya, Kasım ayından itibaren Avrupa devletlerinden barışı sağlamak için araya girmelerini istedi. Fransa ve İngiltere'ye başvurdu. Bu iş de İtalya lehine en çok çalışan devlet Rusya idi. Rusya, Osmanlı Devleti'nin, İtalya'nın Osmanlı limanlarına saldırısı halinde boğazları kapatacağını ilan etmesine çok kızmıştı. Bunun üzerine, İtalyan istekleri doğrultusunda çalışmaya başladı. İngiltere ise yalnız bir devletin değil, hep birlikte araya girilerek Osmanlı Devleti'ni barışa mecbur etmenin en doğru yol olduğunu söylüyordu.149 Devletlerin, Osmanlı Devleti'ne teklif ettiği şey, biraz para mukabilinde Trablusgarp'ın İtalyanlara teslim edilmesi idi. Osmanlı Devleti bu şartlarda barışı kabul etmiyordu.150 Osmanlı Devleti'nin barış için ileri sürdüğü şartlar şunlardı:

1-   Trablusgarp'ta padişahın hükümranlık haklarının fiili olarak bırakılması,

2-   İtalyanların, Trablusgarp ve Bingazi'yi ilhaktan vazgeçmesi,

3-   Trablusgarp'taki askerlerini çekmesi151

Bu cevabın verilmesinde Trablusgarp'tan gelen son İtalyan askeri başarısızlık haberlerinin etkili olduğu düşünülebilir. İtalya, Osmanlı Devleti'nin bu cevabının hemen ardından adalara saldırdı. İtalya şimdi çok güç bir duruma düşmüştü. Trablusgarp ve Bingazi'yi kesin olarak zapt edemiyor, iç kısımlara ilerleyemiyor fakat Trablusgarp'ı da büsbütün terk edip gidemiyordu. Avrupa devletlerine başvurarak, meseleyi diplomatik yoldan halletmekten başka çaresi yoktu. Mayıs ayı boyunca Avrupa basını barış konusunda bir konferans toplanması haberleriyle çalkalandı. Ancak Osmanlı Devleti'nin gayri resmi olarak böyle bir konferansa hayır dediği anlaşılınca bu işten vazgeçildi.152

Bu arada Osmanlı devlet adamları arasında da, barış konusunda farklı görüşler vardı. Osmanlı devlet adamları barış istemekte fakat bunu kağıt üzerine döküp, sorumluluğu almaktan kaçınmakta idiler. Bunun halkın üzerinde kendileri hakkında yapacağı kötü tesirden korkuyorlardı. Bütün barış görüşmeleri, Balkan Savaşı tehlikesinin kesin olarak ortaya çıktığı zamana kadar bir netice vermeyecekti. Osmanlı Devleti, Trablusgarp'taki bir avuç askeriyle gösterdiği başarısına ve azmine mütenasip bir siyasi başarı gösteremeyecekti. Çünkü Osmanlı devlet adamaları arasındaki iç çekişmeler had safhadaydı. Osmanlı Devleti, donanması olmadığından, İtalyanları kesin bir yenilgiye uğratamıyordu. Bu durumda savaş, bir yıla yakın bir zamandır uzayıp gidiyordu. Bu savaş, zaten zayıf olan Osmanlı maliyesine büyük bir yük getiriyordu. Yakında çıkması muhtemel olan Balkan Savaşı da, Osmanlı devlet adamlarında, İtalya ile sulh müzakerelerine başlamak hususunda bir temayül meydana getirmişti. Avrupa devletlerinin aracılığı ile 12 Temmuz 1912'de, savaşa son vermek için Lozan'da resmi olmayan görüşmeler başladı.153 Görüşmeler başladığında henüz Sait Paşa kabinesi iktidarda idi ve Osmanlı Devleti'ni şuray-ı devlet reisi Sait Halim Paşa temsil ediyordu. İtalyan temsilcileri G. Volpi ve Guido Fusinato idi.


17 Temmuz'da Sadrazam Sait Paşa olaylı bir şekilde çekilmiş ve 21 Temmuz 1912'de sadrazamlığa Ayan Reisi Gazi Ahmet Muhtar Paşa getirilmişti. Kabinesi genellikle, İttihat ve Terakki'ye karşı olan kişiler tarafından kurulmuştu.154 Gazi Ahmet Muhtar Paşa, Osmanlı Devleti'nin mecbur kalmadıkça bir savaşa girmesine taraftar değildi. Bundan dolayı başından beri Trablusgarp Savaşı'na karşı çıkmıştı. Ahmet Muhtar Paşa kabinesi sonuca varmak için ilk iş olarak, o tarihlerde İttihat ve Terakki hükümeti adına Lozan'da gizli ve gayriresmi görüşmelerde bulunan Sait Halim Paşa'yı geri çağırdı. Trablusgarp savaşı meselesiyle ilgili yapılan bir toplantıda bütün Akdeniz'in İtalyanlar tarafından tutulmuş olması sebebiyle Trablusgarp'a muntazam bir şekilde asker ve savaş malzemesi göndermenin mümkün olmadığı, buradaki az sayıda Osmanlı subayı ve kalabalık Arap topluluğunun beslenmeleri ve harbin devamı için lüzumlu erzak ve savaş malzemesinin Tunus ve Mısır yoluyla, bazı yabancı vasıtalarla gönderilmesine çalışıldığı ve bu işler için ayda 180-200 bin lira para harcanmakta olduğu anlaşılmıştı. Maliye nazırı, mali durumun çok zayıf olduğunu ifade ediyor, bu durum karşısında sulh müzakerelerinin çabuklaştırılmasına ve savaşa son verilmesinin lüzumlu olduğu sonucuna varılıyordu.155

Balkan Savaşı'nda Şark Ordusu Trakya Kumandanı olan Abdullah Paşa "Gazi Ahmet Muhtar Paşa'nın bazı vekiller ile yaptığı toplantıya kendisini de çağırdığını, Balkan Savaşı'nın çıkması durumunda Trablusgarp Savaşı'na devam etmenin imkan dahilinde olup olmadığını sorduğunu, kendisinin Balkan hükümetlerinden yalnız Bulgaristan ile bile yapılacak harbi başa çıkaracak bir orduya sahip olmadıklarını ve ordunun perişan halini izah etmişti."156

Lozan'dan çağırılan Sait Halim Paşa'nın yerine, Sofya elçisi Nabi ve Çetine elçisi Rumbeyoğlu Fahrettin Beyler, İtalyan temsilcileri ile 13 Ağustos'ta İsviçre'de Caux'da buluştular. Gayriresmi görüşmelere, daha ciddi olarak başlandı. İtalyanlar, her geçen gün taleplerine yenilerini ekliyorlardı. Türkiye'nin Rodos ve 12 adanın iadesi isteğine, Türklerin Trablusgarp'taki asker ve subaylarını geri çekmesi ve burada kurdukları Arap mücahit ordusunu dağıtmasını şart koşuyorlardı. Ayrıca Asir'de ayaklanmış olan Seyit İdris'in durumunun korunması, Osmanlı ülkesinden tard edilmiş olan İtalyanlara tazminat verilmesi vs.

Türk ve İtalyan delegeler, 3 Eylül 1912'de Caux'dan Ouchy'ye geçtiler. Müzakerelerine burada devam ettiler. İtalya, barışın bir an önce yapılmasını istiyordu. Almanya'da bir an önce barış imzalanması için Türkiye'ye telkinde bulunuyordu. Barış, Osmanlı menfaatine de uygundu, çünkü Balkan Savaşı kapıya dayanmıştı.

Eylül ayının ikinci yarısından itibaren, bütün Avrupa basını Türk-İtalyan sulhu ile meşguldü. Bazı Alman gazeteleri, henüz sulh yapılmadan, sulh imzalanmış gibi Osmanlı Devleti ve İtalya'yı tebrik ediyorlardı. Türkiye'yi bu akıllı hareketinden dolayı kutluyorlardı.157 Müzakerelerin uzaması ve 8 Ekim'de Karadağ'ın Osmanlı hükümetiyle diplomatik münasebetlerini kesmesi üzerine, İtalyanlar Ouchy'deki Türk murahhaslarına bir ültimatom vererek, teklif edilen şartlar dahilinde antlaşmayı imzalamasını istediler. Osmanlı Devleti, antlaşma imzalamazsa, İtalya'nın başka yerlere saldıracağı şayiaları yayıldı. Bu durumda bilhassa Balkanlar'daki vaziyetin ciddileşmesi üzerine Osmanlı hükümeti, İtalyan tekliflerini kabul etmek zorunda kaldı. 15-18 Ekim'de iki taraf delegeleri Ouchy'de bir gizli antlaşma ile onun eklerini teşkil eden barış antlaşmasını ve üç protokolü imzaladılar.158 18 Ekim'de yayımlanacak olan antlaşma açık olan antlaşma idi. 11 maddeden ibaretti. Gizli antlaşma 15 Ekim'de imzalandı. Bu antlaşma, Trablusgarp'a tayin edilecek kadı vs. hakkında olup, 9 maddeden ibaretti. Padişahın temsilcisi ile naibler, tayin edilmeden önce İtalya'nın onaylaması gerekiyordu. Padişah, Trablus ve Bingazi'ye muhtariyet verdiğini açıklayan bir fermanı üç gün içinde yayınlayacaktı. İtalya kralı ise, fermanın yayımlanmasını müteakip Trablusgarp'ta genel af ilan edecek, din işlerinde özgürlük tanıyacaktı. Naiblerin aylıkları mahalli vergilerle ödenecekti.159

 

Sonuç

 

Nihayet 1 yıl 16 gün süren Trablusgarp Savaşı, Osmanlı Devleti'nin Trablusgarp vilayeti ile Bingazi müstakil sancağını İtalya'ya terk etmesi ile sonuçlandı. Savaştan sonra yapılan Ouchy Antlaşması ile, Trablusgarp ve Bingazi tam bir İtalyan sömürgesi haline geldi. Osmanlı Devleti, Trablusgarp ve Bingazi'deki askerlerini çekecek, buna karşılık İtalya'da Rodos ve 12 adayı tahliye edecekti. Fakat İtalya, Osmanlı askerlerinin Trablusgarp ve Bingazi'den tam olarak çekilmediklerini iddia ederek, Rodos ve 12 adayı iade etmedi. Bu arada Balkan savaşı çıktı. Bu durumda Rodos ve 12 adanın Yunan işgaline uğramaması için savaş bitene kadar İtalyanların elinde kalmasına karar verildi. Fakat İtalya bunu fırsat bilerek, savaş bittikten sonra da buraları iade etmedi. Yani Osmanlı Devleti, Ouchy Antlaşması ile sadece Trablusgarp ve Bingazi'yi değil, Rodos ve 12 adayı da fiilen kaybetmiş olacaktı.

Ouchy Antlaşması ile Osmanlı Devleti'ne naiblik, din vs. konularında bazı haklar tanınmış gibi görünüyordu Ancak bu haklar bir müddet sonra tamamen ortadan kalktı ve Osmanlı Devleti'nin Trablusgarp ve Bingazi ile tüm ilişkisi kesildi.

Trablusgarp Savaşı sırasında Balkan ittifakları hızlandı ve uygulama alanına kondu. Çünkü Osmanlı Devleti'nin bu savaş sırasında zayıflığı ve acizliği ortaya çıkmıştı. Bu Balkan devletlerine cesaret verdi. Osmanlı donanmasının zayıflığı gözler önüne serildi. Osmanlı donanmasının bütün savaş boyunca, Çanakkale'de hapsedilmiş olması, Balkan devletlerine cesaret verdi. Ayrıca, İtalya savaş boyunca bütün Balkan devletlerini, Osmanlı Devleti'ne karşı savaşa kışkırtmıştı. Böylece Trablusgarp Savaşı bir felaketle sonuçlanırken, daha büyük bir felaketi getiriyordu.

Ouchy Antlaşma'sının yapılması, Trablusgarp'ta bir yıldır canla başla savaşan, büyük güçlük ve yokluklara katlanan, yokluktan varlıklar yaratan ve büyük başarılar elde eden genç vatansever Türk subayları için tam bir manevi yıkım olmuştu. Ancak Balkanlar'dan gelen kötü haberler üzerine orada daha fazla ihtiyaç olduğunu görerek, buradan istemeyerek ayrılmak zorunda kalmışlardı.

 

DİPNOTLAR

 

1     Celal Tevfik Karasapan, Libya, Trablusgarp Bingazi ve Fizan, Ankara 1960, s. 108.

2                İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, Ankara 1982, c-3 kıs2.

3                Tertip-i Evvel Düstur, İstanbul 1289, c-1, s. 6.

4                Fahir Armaoğlu, 20. yy Siyasi Tarihi, c-1. 2, s. 80.

5                a.g.e., s. 83.

6                Fahir Armaoğlu, Siyasi Tarih, Ankara 1975, s. 109.

7    1911 yılında yalnız NewYork'da 600.000 İtalyalı Muhacir vardır. Bütün Amerika'da ise bunların    adedi 7 milyonu geçmektedir, Jamanac gazetesi yazarının İtalyan Elçisi ile yaptığı mülakattan.

8                Enver Ziya Karal, Osmanlı Tarihi, Ankara 1983, c-8, s. 82.

9                Le Tems Gazetesi, 23 Eylül 1911, Tanin, 24 Eylül 1911.

10            Fahir Armaoğlu, a.g.e, s. 198.

11            A.g.e., s. 199.

12            E. Ziya Karal, a.g.e., s. 101.

13            Türk-İtalyan Harp Tarihi, çev: Deniz Kurmay Binbaşı Afif Tuğrul, 1944, c-1 s. 10.

14            Yusuf Hikmet Bayur, Türk İnkılabı Tarihi, Ankara 1983, c-2 kıs: 1, s. 70, Halil Menteşe'nin Anıları, İstanbul 1980, s. 136.

15            Sait Paşa, Sait Paşa'nın Hatıratı, İstanbul 1328, c-2, kısm-ı sani, s. 446-447.

16            David Wade Dewood, European Diplomacy in the Near Eastern Question 1906-1909, The University of Ilions 1940, s. 96.

17            Herbert Auberey, Ben Kendim, A Record of Eastern Travel, London, 1925, s. 272.

18            Fahir Armaoğlu, 19. yy. Siyasi Tarihi, s. 628-629.

19            Sina Akşin, 31 Mart olayı, Ankara 1970, s. 223-292.

20            Armaoğlu a.g.e., s. 608.

21            İkinci Tertip Düstur, c-1, s. 166-167.

22            Cemalettin Efendi, Siyasi Hatıralarım, İstanbul 1978, s. 49.

23            B. O. A., D. H, S. Y. S, Dosya no: 69-1, sıra no: 1-6/B.O.A., D. H, S. Y. S, Dosya no: 68, sıra no: 11.

24            Yusuf Hikmet Bayur, a.g.e., c-2, kıs: 1, s. 35.

25            Başmabeyinci Lütfü Bey, Osmanlı Sarayının Son Günleri, İstanbul, s. 216.

26            A. Savelli, İtalya Tarihi, İstanbul 1940, çev: Galip Kemali Söylemezoğlu, c-2, s. 400.

27            Debats Gazetesi, 22 Eylül 1911, /Tanin, 27 Eylül 1911.

28            İtalyan Füturist Yazınında Türk Kavramı, Yazko çev: Ümit Gürol, Eylül-Ekim 1983 sayı: 14, s49-50.

29            A.g.e., s. 51.

30            İtalyan Amelesi, Tanin, 27 Eylül 1911.

31            "Umumi Grev Teşebbüsleri" Le Tems, Tanin, 2 Ekim 1911.

32            "Milanoda", Tanin, 2 Ekim 1911.

33            İtalyan Füturist Yazınında Türk Kavramı, a.g.e., sayı: 14, s. 51.

34            A.g.e., s. 51.

35            Yusuf Hikmet Bayur, a.g.e., s. 61.

36            Bayur, a.g.e., s. 61.

37            Cemal Kutay, Trablusgarp'ya Bir Avuç Kahraman, s. 41.

38            Le Figaro Gazetesi, 22 Eylül 1911, /Tanin, 25 Eylül 1911.

39            Halil Menteşe'nin Anıları, s. 138-139.

40            Tanin, 25 Eylül 1911.

41            Celal Bayar, Ben de Yazdım, İstanbul 1966, c-1, s. 486.

42            Campagna di Libia, Roma 1938, çev: Afif Tuğrul, c-1, s. 63.

43            Bayur, a.g.e., s. 76.

44            İtalyan Füturist Yazınında, a.g.e., s. 50.

45            Commendatore, bir şovalye nişanı derecesi.

46            Ernesto Pacelli Banco di Roma'nın başkanıdır.

47            Gaetano Salvemini, Come Siamo Andati in Libia, Milano 1973, Opere 3, C.1, s. 193.

48            Trablusgarp Mebusu Sadık "Trablusgarp hakkında Bir Mütalaa", Tanin 12 Eylül 1911.

49            Babanzade İsmail Hakkı "Fas ve Trablusgarp", Tanin 25 Eylül 1911.

50            Tanin, 27 Eylül 1911.

51            Bayur, a.g.e., s. 91.

52            Tanin, 27 Eylül 1911.

53            "İtalyan Sefaretinin 28 Eylül 1911 tarihli notası" Tanin 30 Eylül 1911.

54            "Fevkalede Meclis-i Vükela", Tanin 29 Eylül 1911.

55            "Bab-ı Ali'nin 29 Eylül 1911 tarihli cevabi notası", Tanin 30 Eylül 1911.

56            "Vükela Mabeyninde" Tanin, 30 Eylül 1911.

57            İlan-ı harp notası, Tanin, 30 Eylül 1911.

58            Campagna di Libia, a.g.e., s. 9.

59            Tanin, 29 Eylül 1911.

60            Bayur, a.g.e., s. 197.

61            Bayur, a.g.e., s. 218-227.

62            Den gazetesi, 30 Eylül 1911, /Tanin 1 Ekim 1911.

63            Tanin, 1 Ekim 1911, Yunan gazetelerinden tercümeler.

64            Bayur, a.g.e., s. 222.

65            M.M.Z.C., 23 Ekim 1911, 1. devre, 4. içtima yılı, 1. celse, 5. içtima, s. 41.

66            Şeyhülislam Cemalettin Efendi, Siyasi Hatıralarım 1909-1913, İstanbul 1978, s. 66-67.

67            M.M.Z.C., a.g.e., içtima, s. 42.

68            A.g.e., s. 43.

69            Trablusgarp'ta Tribuna gazetesi, Tanin, 10 Temmuz 1911, /Trablusgarp'ta Tribuna gazetesi, Tanin, 29 Temmuz 1911.

70            Trablusgarp-İtalya, Tanin, 15 Eylül 1911-. M.M.Z.C., a.g.e., s. 42.

71            Mahmut Kemal İnal, Osmanlı Devletinde Son Sadrazamlar, İstanbul 1965, c-4, s. 1778.

72            A.g.e., 1778.

73            Campagna Di Libia, Ministero Della Guerra, Komando Del Corpo di Stato Maggiore-. Uffıorıo Storico, Roma 1938, c-1, s. 64.

74            Ahval-i Hazırada, Tanin, 30 Eylül 1911, /Almanya ve İngiltere'nin cevabı, Tanin, 1 Ekim 1911, /Almanya'nın cevabı, Tanin, 3 Ekim 1911.

75            M.M.Z.C., 14 Ekim 1911, 1. devre, 4. içtima yılı, 1. içtima, s. 2-3.

76            M.M.Z.C., 18 Ekim 1911, 1. devre, 4. içtima yılı, 3. içtima, s. 13.

77            "Berlin'de bir Miting", "Bursa'da Miting", Tanin, 30 Eylül 1911.

78            M.M.Z.C., 23 Ekim 1911, 1. devre, 4. içtima yılı, 5. içtima, s. 41-44.

79            M.M.Z.C., 26 Kasım 1911, 1. devre, s. 425-426.

80            Tarık Zafer Tunaya, Türkiye'de Siyasal Partiler, II. Meşrutiyet Dönemi, İstanbul 1984, c-1,s. 273.

81            Dr. Rıza Nur, Hürriyet ve İtilaf Nasıl Doğdu, Nasıl Öldü?, İstanbul 1334, s. 11.

82            Tunaya, a.g.e., s. 266.

83            Feroz Ahmad, İttihat ve Terakki, İstanbul 1968, s. 174.

84            Cemalettin Efendi, a.g.e., s. 70.

85            Mahmut Kemal İnal, a.g.e., s. 1087.

86            Feroz Ahmad, a.g.e., s. 177.

87  Rıfar Uçarol, Bir Osmanlı Paşası ve Dönemi, Gazi Ahmet Muhtar Paşa, 1976 İstanbul, s.330.

88            Türk-İtalyan Harp Tarihi, a.g.e., s. 71.

89            Osmanlı ajansının 2. tebligatı, Tanin, 3 Ekim 1911.

90            Asker Çıkarmamış, Tanin, 3 Ekim 1911.

91            Ali Haydar Emir, 1327-1328 Türkiye-İtalya Harbi Tarih-i Bahrisi, İstanbul 1339., s. 158.

92            Mahmut Kemal İnal, c-2, s. 1086.

93            Cemalettin Efendi, a.g.e., s. 68-69.

94            Bayur, a.g.e., s. 100.

95            M.M.Z.C, 28 Ekim 1911, 7. içtima, 1. celse, s. 93.

96            Hamdi Ertuna, 1911-1912 Osmanlı-İtalyan Harbi ve Kolağası Mustafa Kemal, Ankara 1984, Atase Başkanlığı Yayınları, s. 52.

97            Cemal Kutay, a.g.e., s. 29.

98            Fethi Okyar, a.g.e., s137.

99            İsmail Hakkı Babanzade, "Mısırlılar ve Muharebe", Tanin, 13 Kasım 1911.

100        ATASE arşivi, Dosya no: 226, klasör no: 48, fihrist no: 11, 8 Ekim 1911.

101        Hamdi Ertuna, a.g.e., s. 64.

102        Şükrü Hanioğlu, Kendi Mektuplarında Enver Paşa, 1989 İstanbul, s. 93.

103        Celal Bayar, Ben de Yazdım, İstanbul 1966, c-1, s488.

104        Tanin, 2 Şubat 1912, 28 Kasım tarihli mektuptan, Enver Bey'in Trablusgarp'tan yazdığı mektupları Tanin gazetesinde yayımlanmıştır.

105        Tanin, 2 Şubat 1912, 18 Kasım 1911 tarihli mektuptan.

106        ATASE arşivi, dosya no: 80, klasör no: 19, fihrist no: 20. ATASE arşivi, dosya no: 80, klasör no: 19, fihrist no: 1. ATASE arşivi, dosya no: 80, klasör no: 19, fihrist no: 14. ATASE arşivi, dosya no: 80, klasör no: 19, fihrist no: 27.

107        ATASE arşivi, dosya no: 80, klasör no: 19, fihrist no: 55.

108        ATASE arşivi, dosya no: 226, klasör no: 48, fihrist no: 8.

109        Ahmet Şerif "Harp Hatıraları", Tanin, 11 Mart 1912.

110        Hamdi Ertuna, a.g.e., s. 49.

111        Yusuf Hikmet Bayur, Atatürk Hayatı ve Eseri, Ankara 1963, s. 49.

112        Bayur, a.g.e., s. 50.

113        Hamdi Ertuna, a.g.e., s. 144.

114        Lord Kinross, Atatürk Bir Milletin Yeniden Doğuşu, İstanbul 1981, s. 87.

115       ATASE arşivi, özel dosya no: 106, klasör no: 34, fihrist no: 26, Mustafa Kemal'in 22. 05.
1912 tarihli  mektubu.

116        ATASE arşivi, özel dosya no: 106, klasör no: 34, fihrist no: 26, Hamdi Ertuna, a.g.e., s.208.

117        Lord Kinross, a.g.e., s. 87.

118        Hamdi Ertuna, a.g.e., s72.

119        Lord Kinross, a.g.e., s. 91.

120        ATASE arşivi, dosya no: 42, klasör no: 9, fihrist no: 8.

121        Hamdi Ertuna, a.g.e., s. 208. ATASE arşivi, özel dosya no: 106, klasör no: 34, fihrist no:26.

122        ATASE arşivi, dosya no: 157, klasör no: 34, fihrist no: 20.

123        Yusuf Hikmet Bayur, Atatürk Hayatı ve Eseri, s. 50.

124        Hamdi Ertuna, a.g.e., s. 208. ATASE arşivi, özel dosya no: 106, klasör no: 34, fihrist no:26.

125        ATASE arşivi, dosya no: 73, klasör no: 17, fihrist no: 11.

126        ATASE arşivi, dosya no: 216, klasör no: 46, fihrist no: 3.

127        ATASE arşivi, dosya no: 294, klasör no: 61, fihrist no: 17.

128        "Trablusgarp ve Mukavemet", Tanin, 2 Ekim 1911.

129        ATASE arşivi, dosya no: 145, klasör no: 32, fihrist no: 4.

130        ATASE arşivi, dosya no: 68, klasör no: 18, fihrist no: 1.

131        ATASE arşivi, dosya no: 231, klasör no: 49, fihrist no: 13.

132        I. Revol, 1911-1912 Türk-İtalyan Harbi, İstanbul 1940, c-1, s. 19.

133        Hüseyin Cahit, "Hal ve Mevki", Tanin, 29 Ekim 1911.

134        Hüseyin Cahit, "Hal ve Mevki", Tanin, 18 Ekim 1911.

135        Türk-İtalyan Harp Tarihi, a.g.e., s. 234-235, /Yusuf Hikmet Bayur, a.g.e., s. 117.

136        Hüseyin Cahit, "Muharebe ve Almanya", Tanin, 18 Ekim 1911.

137        Bayur, a.g.e., s. 101.

138        "İtalya Vahşetleri", Tanin, 11 Kasım 1911/Babanzade İsmail Hakkı, "İnsaniyet için Müdahale", Tanin, 6 Kasım 1911/"İtalya'da Osmanlı Esirleri", Tanin, 1 Şubat 1912.

139        Ali Haydar Emir, a.g.e., s. 202.

140        Bayur, a.g.e., s. 109.

141        Hüseyin Cahit, "İtalyanların Son Kahramanlığı", Tanin, 26 Şubat 1912.

142        Türk-İtalyan Harp Tarihi, c-2, s. 70.

143        Hüseyin Cahit, "Bombardıman ve Tesirat-ı Siyasiye", Tanin, 21 Nisan 1912.

144        Türk-İtalyan Harp Tarihi, c-2, s. 74.

145        Bayur, a.g.e., s. 126.

146        Babanzade İsmail Hakkı, "Adalar Ahalisi", Tanin, 14 Haziran 1912.

147        Hamdi Ertuna, a.g.e., Mustafa Kemal'in Mektubu, s. 210.

148        Türk Silahlı Kuvvetler Tarihi Osmanlı Devri, s. 113.

149        "Devletlerin Müşterek Tavassutu", Tanin, 21 Ocak 1912.

150        Babanzade İsmail Hakkı, "Sulh Tehditleri", Tanin, 23 Ocak 1912.

151        Bayur, a.g.e., s. 126.

152        Hüseyin Cahit, "Konferans", Tanin, 27 Mayıs 1912.

153        Rıfat Uçarol, a.g.e., s. 390.

154        A.g.e., s. 354.

155        Cemalettin Efendi, a.g.e., s. 91.

156        Bayur, a.g.e., s. 387.

157        Hüseyin Cahit, "Trablusgarp'ta Sulh Meselesi ne Oluyor?", Tanin, Ekim 1918.

158        Şerafettin Turan, a.g.e., s. 97.

159        "Sulh-İtalya Emirname-i Kralisi", Tanin, 19 Ekim 1912. 24 Teşrini evvel 1912 tarihli Tanin gazetesinde açık antlaşmanın metni yayımlanmıştır.

Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv     
12384 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın