• Anasayfa
  • https://www.facebook.com/tarihtarihcemiyeti/
  • https://twitter.com/ttcemiyeti
TAVSİYE KİTAP
II. Abdülhamid'in Mısır Sorununa Yaklaşımı ve İstanbul Konferansı / Dr. Süleyman Kızıltoprak

Osmanlı Devleti'nin Berlin Kongresi'nden sonra, benimsediği politikalar çerçevesinde Mısır sorununa yaklaşımı 19. yüzyılın son çeyreğini konu alan Osmanlı tarihinin önemli sorunlarından bir tanesidir. Bu bağlamda, Mısır sorununa bir çözüm bulmak amacıyla İstanbul'da düzenlenen konferansta II. Abdülhamid'in tutumu ayrıca bir öneme sahiptir.

Hükümeti devre dışı bırakarak Osmanlı Devleti'nin dış politikasını elinde tutan Abdülhamid'in öncelik verdiği alan, Avrupa'nın yayılmacı tavırları karşısında, Osmanlı Devleti'nin siyasal bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü korumaktı.

Aslında, Osmanlı Devleti'nin bu yaklaşımı, Abdülhamid'den önce Tanzimat devrinde (1839­1856) başlayan ve Islahat Fermanı devrinde (1856-1876) devam eden süreçte yapılan reformlara paralel olarak benimsenen bir politikadır. Tanzimat döneminin en önemli politikalarından biri, devletin güvenliğini sağlamak ve Avrupa'dan gelecek muhtemel saldırıları engellemek için, Osmanlı Devleti'ni Avrupa devletleri arasında oluşan sisteme (Concert Europeen) katmaktı. Bu bağlamda, Kırım Savaşı (1853-1855) sırasında Avrupalı güçlerle ittifak yapmakta başarılı olan Osmanlı diplomasisi, 1856 yılında Paris Antlaşması'nı yaparak Osmanlı Devleti'ni Avrupa'nın bir parçası olarak görülmesinde, önemli bir sonuç aldı. Buna göre Osmanlı Devleti'nin toprak bütünlüğü ve bağımsızlığı bu devletler tarafından garanti altına alındı. Bu durumu ihlal eden hareketleri başlatan devletlerin tavırları, bir "savaş sebebi" (causus belli) olarak görüleceğini belirten adı geçen anlaşma, Osmanlı Devleti'nin toprak bütünlüğünü sağlayacak kuvvetli bir dayanaktı.1 Fakat, bu yazılı garantilere rağmen Osmanlı Devleti'nin parçalanmasını isteyen güçler, bu amaçlarını uygulamaktan vazgeçmediler. Paris Antlaşması'nın Osmanlı Devleti'ne sağladığı güvenliğin, uzun vadeli bir garanti taşımadığının görülmesi için, aradan biraz zaman geçmesi gerekiyordu. Avrupalı devletler, Osmanlı Devleti'nin iç sorunlarına müdahale etme politikalarını terk etmedikleri için, Paris Antlaşması'nın sağladığı garantinin gereklerini kendileri yerine getirmekten kaçınıyorlardı.

Öte yandan, Kırım Savaşı ile Avrupa siyasetinde güç kaybeden Rusya, 1871 yılında Fransa ile yakınlaşarak Paris Antlaşması'nın Karadeniz'e ait hükümlerini ortadan kaldırmayı başardı.2 Bu gelişme, Kırım Savaşı'ndan sonra, Rusya'nın durdurulmasıyla kazanılan, Osmanlı Devleti'nin güvenliği ve toprak bütünlüğü garantisine, büyük bir darbe vurdu.3 Osmanlı Devleti 1877 yılında, Rusya ile tek başına savaşmak zorunda kaldığı zaman, Paris Antlaşması'nın yanıltıcı güvenliğinin işe yaramaz olduğunu gördü. İstanbul yakınlarına kadar gelen Ruslar, İngiltere'nin öncülüğünde, Paris Antlaşması'nı imzalayan diğer devletlerden Fransa ve Avusturya-Macaristan'ın tehditleriyle geri çekilmek zorunda kaldı.

Osmanlı Devleti'nin toprak bütünlüğünü garanti altına alan bu devletler, Berlin Kongresi sürecinde Rusların ele geçirdiği yerlerden bazısından çekilmesini sağlamakla birlikte, kendileri için stratejik değeri olan bazı Osmanlı topraklarını, aralarında paylaşmaktan kaçınmadılar. İngiltere Kıbrıs, Avusturya-Macaristan Bosna Hersek, Fransa da Tunus üzerindeki emperyalist hedeflerini bu ortamda gerçekleştirme yolunu seçtiler. Berlin Kongresi'nin diğer sonuçlarına göre, Osmanlı Devleti Balkanlar'daki önemli topraklarından çekilmek zorunda bırakıldı. Sırbistan, Karadağ ve Romanya, Osmanlı Devleti ile tüm bağlarını koparıp bağımsız oldular. Doğu Rumeli özerk bir eyalet haline getirildi.4 Böylece Osmanlı Devleti, büyük bir nüfus ve üretim kaybıyla karşılaştı. Osmanlı Devleti topraklarının beşte ikisini ve toplam nüfusunun da beşte birini kaybetti.5 Ayrıca, Osmanlı Devleti Rusya tarafından çok ağır bir savaş tazminatı ödemeye zorlandı. Bu tazminat da Osmanlı Devleti'nin tüm borçlarını altıda bir oranında artırarak bütçesine büyük bir yük getirdi.6 Bir başka ekonomik sorun da Osmanlı Devleti'nin ödeyemediği dış borçlarından kaynaklanmaktaydı. Bunun sonucunda, 1881 yılında, Osmanlı maliyesinin yönetimi, büyük ölçüde Duyun-i Umumi tarafından idare edilmeye başlandı. Görüldüğü gibi, 1856 yılından itibaren Rusya tehlikesinden göreceli olarak emin bir şekilde yaşayan Osmanlı Devleti, 1877 yılında aynı tehlike ile tekrar çok açık bir biçimde karşılaştı. Bu durumda, Osmanlı Devleti savaşa girmenin ne kadar ağır bir fatura ödeme riski taşıdığını, acı da olsa tecrübe etmişti. 1880'lerden sonra biçimlenen Abdülhamid'in devlet politikasının köşe taşlarından birini bu tecrübe oluşturmaktadır.7

Osmanlı Devleti'nin egemenliğinde bulunan Mısır Hidiviyeti, aşırı borçlanmanın yol açtığı sebeplerden dolayı 1876 yılından itibaren bir takım ekonomik ve sosyal sorunlarla uğraşıyordu. 1879 yılında, olaylardan sorumlu tutulan Mısır Hidivi değiştirilmesine rağmen, Mısır'daki sorun gittikçe büyümekteydi. Yukarıda belirtildiği gibi, Mısır sorunu esnasında, Osmanlı Devleti birçok iç ve dış sorunlarla karşı karşıyaydı. Mısır krizi, Osmanlı Devleti açısından çok sorunlu bir zamanda ortaya çıktığı için, olayları kontrol etmede bir takım eksikliklerin olması kaçınılmazdı. Ancak Osmanlı Devleti, Mısır sorununu çözmek için ne kendisini sonu belli olmayan bir maceraya sokmak istiyor, ne de sorununun kendisine yüklediği külfetten kaçınmak istiyordu. Osmanlı Devleti, 1876 yılından itibaren Mısır sorununun çözümü için reel politikalar izledi. İngiltere, Osmanlı Devleti'nin toprak bütünlüğünü korumak şeklinde, kabaca formüle edilen "Doğu siyaseti"ni değiştirince, Osmanlı Devleti güvenliğini sağlayacak yeni politikalar geliştirmek zorunda olduğunu gördü.8 Bu sıkıntılı ortamda Osmanlı devlet adamları, bir yandan İngiltere'ye alternatif yeni stratejik partner arayışlarına giriştiler, bir yandan da Mısır sorununa çözüm bulma siyasetleri üzerinde uğraş verdiler.

19. yüzyılın Avrupalı büyük güçleri, Berlin Kongresi'nden sonra, Osmanlı Devleti'nin Avrupa'daki topraklarından uzaklaştırılması için uyguladıkları dış politikalarını, Osmanlı Devleti'nin nüfuzu ve egemenliği altındaki, Asya ve Afrika'daki toprakları söz konusu olunca, daha farklı bir biçime sokmuşlardır. İkinci politikalarının birincisinden farkı, ekonomik çıkarların daha baskın bir rol oynamasıdır. Bunun için Afrika'yı bizzat işgal ederek topraklarına katmayı amaçlayan bir politika izlemişlerdir. Bu politikalarını uygularken kendi aralarında mümkün olduğunca çatışmadan uzak bir şekilde anlaşma ve paylaşma esasını göz önünde bulundurmuşlardır.9

1876 yılına kadar Afrika'nın ancak %10'u Avrupalı güçler tarafından işgal edilmişti. Bu tarihten sonra büyük paylaşma başladı.10 İngiltere'nin Kıbrıs ve Mısır'ı, Fransa'nın Tunus'u, İtalya'nın Kızıldeniz'deki Musavva'yı işgalini bu çerçevede değerlendirmek mümkündür. Kısacası, büyük güçler hem kendi aralarında, hem de topraklarında bir çeşit sömürge paylaşımı yaptıkları Osmanlı Devleti'ne diplomatik baskı kullanarak, savaşmadan bu devletin egemenliği ve nüfuzu altındaki Kuzey Afrika'yı işgal etmişlerdir. Osmanlı Devleti ise, bu güçlere savaş açarak bir sonuç alamayacağını ve daha büyük kayıplarla karşılaşacağını bildiğinden -1877 Rus tecrübesinin de gösterdiği gibi- söz konusu işgallere karşı, diplomatik yolları kullanarak tepkisini göstermiş ve uluslararası gelişmelerin kendi lehine dönmesini bekleyerek hukuki varlığını fiilen geri almaya çalışmıştır. Bu açıdan Osmanlı Devleti'nin dış politikasını büyük ölçüde elinde tutan II. Abdülhamid'in Mısır sorununun görüşüldüğü İstanbul Konferansı sırasında ortaya koyduğu politikalar, ayrıca öneme sahiptir.

 

1. Osmanlı Devleti'nin Konferansı Önleme Çabaları

13 Nisan 1879 yılında Mısır'da meşrutiyet tartışmalarının başladığı olumlu bir ortamdan istifade ederek kurulan Vatan Partisi'nden11 İngiltere ve Fransa hükümetleri, rahatsızlık duyuyorlardı.12 Çünkü Vatan Partisi taraftarları, Mısır'daki ekonomik, siyasi ve sosyal olumsuzlukların sebebi olarak gördükleri yabancılara karşı her geçen gün yeni protestolar yapıyorlardı. Mısır ordusunda Mirliva (albay) rütbesinde olan Urabi, Vatan Partisi'nin önderi olarak, "Mısır Mısırlılarındır" sloganı ile İkili Kontrol ve Borçların Tasfiyesi Kanunu'na kesin bir şekilde karşı çıkıyordu.13 Sonuçta, 7 Ocak 1882 tarihinde, İngiltere ve Fransa ortaklaşa olarak sert bir deklarasyon yayınlayarak, Vatan Partisi taraftarlarını uyardılar.14 Fransa başbakanı Gambetta'nın ileri sürdüğü bir teklif neticesinde ortaya çıktığı için, Gambetta Notası adıyla bilinen bu deklarasyonda, eğer Mısır'daki olaylar sona ermezse, İngiltere ve Fransa Mısır'da düzeni sağlamak için askeri güç kullanmak da dahil olmak üzere, gereken tedbirleri alacaklarını açıklamışlardı. Babıâli notaya bir hafta sonra sert bir cevap verdi.15

Fakat, bu nota beklenenin aksine Mısır'daki tepkilerin artmasına sebep oldu. İngiltere bu durumda, Mısır'a birer Osmanlı, İngiliz ve Fransız generalin gönderilerek Hidiv'in otoritesinin kuvvetlendirilmesini sağlamalarını teklif etti. Gambetta'nın yerine başbakan olan Freycinet bu fikre karşı çıkarak sorunun bir konferans düzenlenerek tartışılması fikrinde olduklarını açıkladı.16 Bu arada, Fransa'nın Hidiv Tevfik Paşa'nın azledilmesi önerisine de İngiltere karşı çıktı. Mayıs 1882 tarihinde Vatanilerin ağırlıkta olduğu nazırlar heyeti Hidiv ile ilişkilerini keserek onu istifaya zorladılar. Bu durum karşısında tedirgin olan Fransa, İngiltere'ye iki devletin donanmalarını İskenderiye önlerine göndererek Vatanilere bu şekilde bir gözdağı verilmesini önerdi. Bu öneriyi İngiltere kabul etti. İngiltere ve Fransa'nın donanmalarını İskenderiye'ye gönderme kararları, Osmanlı Devleti tarafından hoş karşılanmadı ve Babıâli bu eyleme itiraz etti. Ancak İngiltere ve Fransa, niyetlerinin Mısır'a müdahale etmek olmadığını sadece isyancılara bir gözdağı vermek olduğunu açıkladılar. Diğer devletler de Osmanlı Devleti'ni bu yönde teskin ettiler. 2 Mayıs 1882 tarihinde üç İngiliz ve üç Fransız savaş gemisi İskenderiye önlerine demirledi.

İngilizler ve Fransızlar, Mısır'daki karışıklıkların giderilmesi ve gerekli önlemlerin alınması için Hidiv'e ve Babıâli'ye şikayette bulundular. Bundan sonra Hidiv Tevfik Paşa, Urabî'nin liderliğini yaptığı Vataniler hareketinin gittikçe artan baskılarına karşı, Babıâli'nin duruma müdahale ederek bu sorunu çözmesini, istemeye başladı.17

Urabî ve arkadaşları Abdül'al ve Ali Fehmi gibi askeri komutanlar önderliğinde, ordunun büyük bir kısmını arkalarına alan Vatan Partisi, yabancıların Mısır'daki nüfuzunun artmasından Hidiv Tevfik Paşa'yı sorumlu tutuyorlardı. Tevfik Paşa ise, yabancılara karşı olmak yanında, kendi iktidarını da hedef alan bu hareketin ancak, askeri güçle üstesinden gelineceği, kanatini taşıyordu. Bu konuda da Babıâli'nin devreye girmesini bekliyordu. Bu bağlamda Tevfik Paşa 1882 yılının başlarında, Ali Nizami Paşa Heyeti'nin tekrar gelmesini istedi.18 İngiltere ve Fransa ise Mısır'daki karışıklıkları önleyecek çözümleri görüşmek için, İstanbul'da büyük devletler arasında bir konferans toplanması fikrini ileri sürüyorlardı. II. Abdülhamid de, Mısır sorununun bir iç mesele olduğunu belirterek, İstanbul'da böyle bir konferansın düzenlenmesine temelden karşı geliyordu.19

Büyük devletlerden gelen konferans toplanması isteklerinin arkasındaki gerekçeleri çürütmek amacıyla II. Abdülhamid, Mısır'a askeri bir heyet gönderek tarafları yatıştırmak ve doğrudan edindiği bilgilerle, yeni politikalar belirlemek seçeneğini uygulamaya koyuldu.20 Bunun üzerine Müşir Derviş Paşa21 başkanlığında, temyiz ceza reisi Lebib Efendi'nin de katıldığı bir heyetin gönderilmesine 5 Mayıs 1882 tarihinde karar verildi.22 Feraşet-i Şerife23 vekili Seyyid Ahmet Esat Efendi ile mabeyn ikinci katibi Kadri Efendi de Abdülhamid tarafından gayri resmi olarak, bu heyetle birlikte gönderildi.24

 

2. Maltız Olayı

Derviş Paşa Mısır'da ulaşıp görevine henüz yeni başladığı sırada, İskenderiye'de yerliler ve yabancılar arasında sürekli artmakta olan gerilim patladı. Öteden beri kendilerini emniyet içinde görmeyen Avrupalılar, silah tedarik etmeye başlamışlardı. İskenderiye Kalesi önünde demirleyen İngiliz ve Fransız gemileri halkın işgal korkusunu artırıyordu. Bu gergin havada, 11 Haziran günü öğleden sonra, İskenderiye'de Maltalılar ve Rumların yaşadığı bir mahallede, yerli bir hamal ile bir Maltalı tüccar arasında, ücret meselesinden kaynaklanan bir kavga çıktı.25 Maltalı bıçakla hamalı öldürünce, yerli halk ile kavgaya katılan yabancılar arasında, büyük bir sokak çatışması meydana geldi. Bu olay Mısır'ın işgal edilmesini hızlandıran bir etki yaptı. Maltalı birinin sebep olmasından dolayı, bu olay Maltız olayı olarak isimlendirildi.26 Sonuçta her iki taraftan da birçok yaralı ve ölü vardı.

Meydana gelen arbede esnasında yabancı egemenliğine karşı duygular besleyen halk, yabancılara ait bazı işyerlerini ve evleri yağmaladı. Kaçan yabancılar İngiliz ve Fransız gemilerine sığındılar. Kahire'de bulunan Urabî Paşa olayı haber alınca, hemen duruma müdahale ederek asayişin sağlanması için, İskenderiye Kumandanı Ömer Lütfi Paşa'ya telgrafla talimat verdi.27 Bundan sonra alınan askeri tedbirler ile olay, kısa bir zaman içinde, sona erdirildi. Olayları yatıştırmak amacıyla olay yerine giden konsoloslardan İngiltere Konsolosu Sir Charles Cookson ve İtalya konsolosu da yaralananlar arasındaydı.28 Maltız olayı sona erdiğinde, 50 civarında yabancı ve 150 civarında, yerli olmak üzere toplam 200'den fazla kişi hayatını kaybetti. Ayrıca 36 yabancı, 33 Mısırlı ve 2 Türk olmak üzere toplam 71 yaralı vardı.29

Özellikle İngiliz ve Fransızlar, olayları maksatlı biçimde yorumlayarak, bundan kendi çıkarları için sonuçlar çıkarmaya çalıştılar. Basın ve diplomasi yoluyla İstanbul'a ulaşan haberlere de bu abartılı durum yansıdı. Bunun üzerine II. Abdülhamid, olayların gerçek seyri hakkında İstanbul Konferansı'na katılan elçilere açıklamalar yapılması için, gerekli talimatları verdi.30 Derviş Paşa, İskenderiye olaylarında heyecana kapılan halka askerin karışmadığını ve kendilerine verilen emirleri yerine getirmekte bir kusurlarının olmadığını rapor etti. Olayların hemen ertesi günü, Kahire'deki Osmanlı heyeti ile büyük devletlerin konsolosları, Hidiv'in huzurunda toplandılar. Derviş Paşa İskenderiye olaylarını Hidiv ve konsoloslarla birlikte değerlendirdi. Hidiv askerlerin kendisine karşı hareketlerde bulunduğunu, onları bastırmak ve asayişi sağlamak için mutlaka İstanbul'dan askeri kuvvet gelmesi fikrini ortaya attı.31 Bunun üzerine toplantıya katılan Urabî Paşa, Cihadiye nazırı olarak sorumluluğunun bilincinde olduğunu belirtti. Hidiv'e tabi olduğunu ve onun tarafından verilen emirlere harfiyyen uyacağına dair söz verdi. Ayrıca, karışıklıkların önleneceğine dair konsoloslara teminat verdi.32 Urabî Paşa'nın Hidiv tarafından verilecek emirlere uyacağını belirten sözleri Konsolosları memnun etti.33 Bunun üzerine Hidiv'le beraber Urabî Paşa, yabancıların güvenliklerinin teminat altında olduğunu, konsoloslara bildirdiler.34

Hidiviyet ile Babıâli, olayı soruşturmak ve zararları tazmin etmek üzere bir "karma araştırma komisyonu" kurmak istedi. Ancak İngiltere ve Fransa buna yanaşmadı.35 Sonuçta, Hidiviyet tarafından bu konuda gerekli soruşturma açılarak, olayları kışkırtan suçlular aranmaya başlandı. Ayrıca, olaylardan mağdur olanların zararları da tespit edilmeye başlandı.36 Gerekli tedbirleri almak üzere, sözkonusu soruşturma komisyonunda bulunan, Cihadiye nazırının yardımcısı Yakub Paşa, Hidiv'in yaverlerinden bir binbaşı, dışişleri bakanlığından bir memur ve Binbaşı Muhyiddin Efendi, özel bir trenle hemen Kahire'den İskenderiye'ye gönderildiler.37 Bu heyetin çalışmaları sonucunda olaylar hemen bir gün içinde kontrol altına alındı.38 Sonuçta, kurulan komisyon, yabancıların zararlarını tayin etti. 4.250.000 İngiliz Lirası ve 106.250.000 frank olan tespit edilen bu zararlar Mısır hazinesi tarafından mağdurlara ödendi.39 Olaylara karıştığı tespit edilen 652 şüpheli kişi tutuklandı ve mahkeme edilmeye başlandı.40

Bu olaydan sonra, Urabî'yi milliyetçi bir lider olarak görüp ona bu yüzden sempati besleyen Avrupalılar bir şok yaşadılar. Avrupa kamuoyunda özellikle İngiliz ve Fransız kamuoyunda, Mısır'daki milliyetçiliği Avrupa hegemonyasına karşı haklı bir reaksiyon olarak yorumlayan önemli bir kesim vardı. Bunlar Maltız olayından sonra fikirlerini değiştirerek Urabî hareketinin aleyhinde yer almaya başladılar. Maltız olayında, çok sayıda Avrupalının hayatını kaybetmesi sonucunda, Avrupa'daki özellikle İngiltere'deki anti-emperyalistler de artık Mısır'daki olaylara müdahale edilmesi gerektiğini düşünmeye başladılar. Çünkü Avrupalı kendi yaşamına, emperyalizme karşı olmaktan daha fazla değer veriyordu. Bu olay dışında hiçbir şey bu fikri değiştiremezdi.41

İskenderiye'de meydana gelen bu katliama, Maltalı birisinin sebep olması bazı Fransız gazeteciler tarafından bir İngiliz tahriki olarak iddia edilmiştir.42 Fransızların bu iddiaları ne kadar doğrudur, bunu kesin olarak tespit etmek oldukça zor. Ancak, olayların tırmanmasında bir tahrik söz konusu ise, bundaki en fazla pay İngilizlere aittir.43 Bununla birlikte, kuşkusuz Fransızlar da işgalden önce, sürekli İngilizlerle ortak hareket ettiklerinden dolayı, kendileri de olayların tırmanmasında, pay sahibidirler.

Öte yandan, üzerinde durulması gereken bir başka gerçek de meydana gelen bu olayları sürekli gündemde tutarak ortamı kışkırtan İngiltere'nin izlediği siyasettir. İngiltere'nin dış politikasını yönlendirenler, uluslar arası kamuoyunu bu şekilde yönlendirerek, Mısır'ı işgal etmek için sözde gerekçeler hazırlıyordu.44 İngilizler'in bir kısmı olayların sorumlusu olarak Vatanileri gösterirken, bir kısmı da olayların Hidiv tarafından planlandığı, iddiasında bulunuyordu.45 İngiliz konsolosu ise, Mısır askerinin olaylara doğrudan karıştığını iddia ediyordu. Ancak askerler, olaylarla ilgileri olmadığı şeklinde kendilerini savundular.

Olayları önlemek konusunda da geç haberdar olduklarını belirterek, "eğer erken haber alsaydık önleyebilirdik" demek istiyorlardı. Derviş Paşa İzzeddin Vapuru'ndan aldığı bilgiye göre, olayların plansız bir şekilde ortaya çıktığı, sonucuna vardı.46 Derviş Paşa ve Seymour'a göre, bu olaylarda Urabî Paşa taraftarlarının planlı bir kışkırtması söz konusu değildir. Eğer bu yönde bir kanıt elde edilmiş olsaydı, Amiral Seymour kenti işgal etmek üzere, askerlerini karaya çıkaracaktı.47

Mabeyn, Derviş Paşa heyetinin verilen görevleri yapamamasından dolayı, tedirginlik belirtisi olan davranışlar sergilemeye başladı. Hidiv'in Kahire'ye dönmesini ve Urabî Paşa'nın İstanbul'a gönderilmesini isteyen Padişahın talimatları karşısında, Derviş Paşa bu görevleri sağlamakta başarısız kaldı. İskenderiye olaylarını bahane eden İngilizler ve ona uyan yabancı devletlerin donanmaları, hâlâ Mısırlı halkın korkmasına neden olmaya devam ediyordu. Padişah baştan beri Derviş Paşa'nın Mısır'daki görevi başarıya ulaşacak diye, İstanbul konferansı'na katılmamak için bu bahaneyi kullanıyordu. Ama gelinen noktada bu bahane artık inandırıcılığını kaybetti. Bu yüzden Padişah hiç istemediği halde, Mısır sorununu Avrupalı altı büyük devletle görüşmek zorunda kaldığını gördü. Bütün bu gelişmelerin neticesinde, Padişah Mısır sorunundaki asıl aktörleri ilk kez karşısında görerek anlaşılabilir bir endişeye kapıldı.48

 

3. Konferansın Başlaması

 

Mısır'da İngiltere ve Fransa'nın baskıları karşısında nazırlar heyeti reisi değişiyor, yeni kabineler kuruluyor fakat Urabî Paşa, kamuoyundan aldığı destekle Cihadiye Nezareti görevine devam ediyordu. Hidiv Tevfik Paşa, halkın tepkisinden çekindiği için onun hükümette kalmasını engelleyemiyordu. Böylece, Urabî Paşa, nazırlar heyeti reisi olmamasına rağmen, bütün hükümet onun eline geçmiş oluyordu.Urabî Paşa, bu gücünün farkında olarak, Mısır'ın kaderinde söz sahibi olmayı amaçlıyordu.Bunun ilk adımı olarak, bir yandan kendi taraftarlarına Başkumandanlığı'nı ilan ediyor, bir yandan da Mısır ordusunun teçhizatını artırıyordu. II. Abdülhamid ise bu sırada, Mısır konusunda çelişkili ve çok tutarlı olmayan bir politika izliyordu. Daha önce değindiğimiz gibi, İngiltere ve Fransa Mısır sorununu görüşmek üzere büyük devletler arasında İstanbul'da bir konferans toplanması fikrini tekrar gündeme getirdiler. Bu konuda Osmanlı Devleti'nin de katılımını sağlamak için II. Abdülhamid'i ikna etmeye çalıştılar.

Padişah olay hakkında kesin kararını vermek için Derviş Paşa'nın göndereceği raporları beklediğini öne sürdü. Ancak, gün geçtikçe Mısır'da vaziyetin vahameti artıyordu. Kendilerini emniyet içinde görmeyen Avrupalılar silah tedarikine başlamışlardı. II. Abdülhamid bir taraftan Hidiv'e birçok pırlantalarla murassa hediyeler göndermiş, bir taraftan da Urabî Paşa'ya birinci mecidi nişanını vermişti. Mısır, bu sırada basının ve Urabî taraftarlarının konferansa tepkisiyle çalkalanıyordu.

İngiltere ve Fransa, Osmanlı Devleti'nin katılımı olmadan bu konferansı yapmaya karar verdiler. Bundan sonra 2 Haziran 1882 tarihinde, Osmanlı Devleti ve büyük devletlere verdikleri bir nota ile, İstanbul'da bir konferans toplanmasını teklif ettiklerini, açıkladılar. Bu açıklamada; "Padişahın ve Hidiv'in hukukunu kuvvetlendirmek, Mısır'ın idaresini yeniden düzenlemek ve uluslararası taahhütlerini temin etmeyi kararlaştırmak üzere" ibaresi yer alıyordu.

II. Abdülhamid bu konferans sırasında, başka sorunların da özellikle, Trablusgarb sorununun da gündeme getirileceğinden kuşku duymaktaydı. İngiltere ve Fransa, Osmanlı Devleti'nin bu çekincelerini aşmak için konferansta Mısır konusu dışında başka bir sorunun gündeme alınmayacağını ilan ettiler.49 Ayrıca, büyük devletlerin uzlaşmaya vardıkları fikirler doğrultusunda, Derviş Paşa heyetinin görevlerini daha kolay tamamlayacağını belirttiler ve bu konularda garanti verdiklerini açıkladılar.50

II. Abdülhamid'in konferansa katılmak istememekteki bir başka gerekçesi de Mısır'daki karışıklıkların önlenmesi için buraya asker gönderme politikasını İngiltere ve Fransa'nın, ısrarla öne sürmeleridir. Bu iki devlet öncelikle, Osmanlı askerinin gönderilmesi yönünde baskı yapacaklar bu olmazsa, kendilerinin asker göndereceğini kabul ettireceklerdi. Böyle bir politikaya karşı, büyük devletler arasında kendisine destek verecek bir devlet yoktu. Almanya Başbakanı Bismarck Osmanlı Devleti'nin İstanbul Konferansı'nda temsil edilmemesini bir hata olarak değerlendirdi.51 Böylece, Almanya Başbakanı Bismarck'tan beklenen desteğin gelmeyeceği de anlaşıldı.52

İngiltere ve Fransa'ya karşı onları dengeleyecek bir müttefik olmadan mukavemet gösteremeyeceğini gören II. Abdülhamid konferansa katılmaya daha şiddetli bir şekilde karşı çıktı.53 Bu konuda büyük devletlerin başkentlerinde görevli Osmanlı elçileri, Padişahtan aldıkları emirler gereğince, konferansın toplanmaması için diplomatik faaliyetler yaptılar. Mısır'da bulunan Derviş Paşa ve Seyyid Ahmed Esad Efendi'nin gönderdikleri bilgilere dayanarak Mısır'daki olayların yatıştığını iddia eden Osmanlı elçileri İstanbul'da böyle bir konferansın toplanmasına gerek yoktur, diyerek aldıkları talimatları uygulamaya başladılar.54

Ancak Osmanlı Devleti, kendisinin katılmayacağı böyle bir konferansın İstanbul'da organize edilmesine de karşı çıkmayacakmış gibi bir takım izlenimler verdi.55 Konferans fikri ilk defa ortaya atılınca Osmanlı Devleti'nin Londra elçisi Musurus Paşa, Babıâli'nin katılımı olmadan konferansın İstanbul'da toplanmasının padişah tarafından olumlu karşılanacağını, İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Granville'e üstü kapalı bir şekilde bildirmişti. Bunun üzerine büyük devletler, Fransa ve İngiltere'nin tekliflerini kabul etti. Avusturya konferansın toplanması konusunda biraz tereddüt gösterdi. Ancak diğer devletlerin katıldığını görünce, Avusturya biraz geç de olsa katılma kararı aldı. Bu yüzden Konferans belirlenen tarihten bir gün sonra 23 Haziran'da Avusturya'nın da katılımıyla başladı.

Avusturya'nın bu tereddüdünden faydalanarak, konferansın toplanmasını engellemek isteyen II. Abdülhamid, Avusturya kralına bir murassa' nişanı vermeyi kararlaştırdı. Avusturya'nın konferansa bir gün sonra katıldığını görünce bu politikanın geçersizliğini anlamıştı. Ancak, nişanı vermek üzere bir heyet yola çıkmıştı. İngiltere ve Fransa konferansın İstanbul'da toplanmasına önderlik ettiler. Fakat Babıâli, çok hızlı gelişen bu olay üzerine biraz tereddüt ettikten sonra, Musurus Paşa'yı yalanladı.56

Bu konuda açıkça bir politika belirlemekte zorlanan II. Abdülhamid tereddütlü tavrını bir müddet daha sürdürdü. Ancak bir süre sonra, büyük devletlerde bulunan elçileri kanalıyla bu konferansın toplanmasına kesin olarak karşı olduğunu ilan etti.57 Böylece Osmanlı Devleti, daha önce bu konuda çıkan haberleri, bir kez daha yalanladı.58

Ancak Musurus Paşa böyle bir hata yaptıktan sonra görevden alınmadı. Bu da gösteriyor ki bu politika Musurus Paşa'nın inisiyatifiyle değil, yukarıdan -yani, Padişahtan- gelen bir emirle uygulanmıştır. Musurus Paşa yalanlanınca Avusturya Devleti konferansa katılmak hususunda tereddüt etmiştir. Konferansın bu yüzden tehir edildiği haberini alan II. Abdülhamid çok memnun olarak Avusturya İmparatoru Fransuva Jozef'e hemen murassa imtiyaz nişanı verme kararını açıkladı. Ancak ertesi gün konferansın bir günlük tehirle açılacağı haberi alındı. Nişan böylece boş yere verilmiş oluyordu.

İstanbul Konferansı, diplomatik gelenekler uyarınca, en yaşlı elçi olan İtalyan elçisi Kont Korti başkanlığında, İstanbul'daki İtalya sefarethanesinde, 23 Haziran 1882 tarihinde başladı.59

23 Haziran'dan 14 Ağustos 1882 tarihine kadar süren İstanbul Konferansı'nın ilk dokuz oturumuna Osmanlı Devleti katılmadı. İlk toplantıda, oturuma katılan devletlerin temsilcileri, konferansın başladığını resmen Babıâli'ye bildirmeyi kararlaştırdılar. İkinci toplantı 24 Haziran'da yapıldı ve Mısır'a müdahale konusunda önemli bir karar alındı. Bu karara göre, Mısır işlerinin düzene konulması için ortaklaşa çalışılması ve hiçbir devletin diğer devletler aleyhine tek başına Mısır'da bir çıkar peşinde olmaması kayıt altına alındı. 27 Haziran'da yapılan üçüncü oturumda, bir önceki kararı teyit eder mahiyette, "Mısır'a hiçbir devletin tek başına müdahale etmemesi" kararı imzalandı. Ancak İngiltere Elçisi Lord Dufferin, bu kararı "zaruret görülmediği takdirde" ibaresinin yer aldığı ilave bir kayıtla imzaladı.60 Dufferin bu oturum esnasında, Mısır'a Osmanlı askerinin müdahale etmesini teklif etti. Başta Fransa Elçisi Marki de Noaille olmak üzere diğer devlet elçileri buna karşı tereddütlerini ifade ettiler. Mısır'a Osmanlı askerinin müdahale etmesi durumunda, bunun hangi şartlarda olacağının görüşüldüğü, dördüncü oturum 30 Haziran'da yapıldı. Osmanlı askerinin Mısır'a müdahalesi konusu konferansın en önemli maddelerinden birisiydi. Dolayısıyla uzun tartışmalara sebep oldu. Konferansın beşinci, altıncı ve yedinci oturumları bu konudaki görüş ayrılıklarını gidermeye yetmedi. İngiltere, bu konuda gereksiz yere zaman harcandığını belirterek sürekli tepki gösterdi.

İngiltere, Mısır sorununun çıkmasından itibaren Osmanlı askerinin müdahale etmesi gerektiği yönünde bir politika benimsemişti. Fransa ise, bu tekliflerin karşısında açık bir tavır takınmamıştı. İngiltere'nin bu politikası, görünürde Mısır'daki Osmanlı hukukunu kabul gibi olsa da devamlı olarak bu konuyu vurgulamaları sebebiyle, gizli bir niyet taşıdıklarını açık bir şekilde göstermektedir.

Bismarck İstanbul Konferansı üzerinde, Berlin Konferansı'nda olduğu gibi, yine etkisini gösterdi. Konferansın toplanmaması konusunda II. Abdülhamid'e destek vermeyen Bismarck, Osmanlı Devleti'ne bu kez de asker göndermeme tavsiyesinde bulundu. II. Abdülhamid zaten asker göndermek istemiyordu. Bismarck'ın desteğini almasa bile bu politikasından vazgeçmek niyetinde olmadığını kuvvetle vurguladı. Oysa Freycinet ve Gladstone aralarında anlaşarak kendi kontrollerinde Osmanlı askerinin Mısır'a çıkarma yapmasını istiyorlardı. Donanmalarını İskenderiye önlerine gönderen Fransa, Osmanlı askerinin Mısır'a çıkarma yapması konusundaki politikasını değiştirmişti. Freycinet ve Gladstone, Osmanlı askerinin Mısır'a çıkarma yaparak düzeni sağlaması için baskı yapıyordu. Bismarck'ın görüşlerini arkasına alan II. Abdülhamid İngiltere ve Fransa'nın baskılarına direndi.61

Bismarck ayrıca, Alman temsilcilerine İngiltere ve Fransa'dan Mısır'da manda yönetimi kurma teklifi gelirse buna karşı koymaları talimatını verdi. Böyle bir öneri, ona göre Orta Doğu'da yeniden Hıristiyan-Müslüman savaşının çıkmasına yol açacağı için, gündeme bile alınmaması gerekiyordu.62 Aslında Almanya'nın amacı, İngiltere ile Fransa'yı ortaklaşa davranıştan vazgeçirip böylelikle aralarında ittifak yapmalarını önlemek ve mümkünse çatışmalarını sağlamaktı.63

İngiliz politikacılar, evvelden beri II. Abdülhamid'in asker sevki fikrine karşı olduklarını biliyorlardı.64 Sürekli asker sevki fikrini gündeme getirerek, önce böyle bir ihtiyacın uluslararası alanda kabul görmesini sağlamaya çalıştılar. Eğer Osmanlı Devleti, meşru egemenlik sahibi olarak bunu yapamıyorsa, başka bir gücün -yani İngiltere'nin- Mısır'a müdahale etmesi gerekliliği ortaya çıkmış olacaktı.65 Nitekim, İngiltere'nin Mısır'ı işgal etmesi sürecindeki gelişen olaylar bunu kanıtlamıştır.

Konferansta zaman kaybına yönelik İngiltere'nin eleştirilerini dikkate alan diğer devletler, Osmanlı askerinin müdahalesine onay vermekle beraber, Osmanlı askerinin Mısır'da ne kadar kalacağını ve asker sevki masraflarının ne şekilde karşılanacağı konusunu görüşmeye başladılar. Netice olarak, 6 Temmuz'da yapılan yedinci oturumda, "Osmanlı askerinin Mısır'da belirli bir müddet kalması ve işgal masraflarının Mısır bütçesinden karşılanması" doğrultusunda aldıkları kararları Babıâli'ye bildirdiler.

Fakat bu karar metni hazırlandığı sırada, Konferansın gidişatını alt üst eden bir olay meydana geldi. İngiliz Amirali Seymour'un 11 Temmuz'da İskenderiye'yi bombaladığı haberi İstanbul'a ulaştı.66

Amiralin bu hareketi, Babıâli'de, Yıldız Sarayı'nda ve İstanbul Konferansı'na katılan elçiler arasında bir şok tesiri yaptı. İstanbul'daki konferansın 6 Temmuz memorandumu büyük devletlerce tasdik edildikten sonra Babıâli'ye tebliğ edilmesine rağmen, Osmanlı Devleti tarafından henüz bir cevap verilmeden İskenderiye'nin topa tutulması, olağan dışı bir olaydı.

Osmanlı Devleti'nde tüm işler Yıldız Sarayı'ndan yönetildiği için en büyük rahatsızlık ve çaresizlik, II. Abdülhamid tarafında görüldü. İskenderiye'nin topa tutulduğunu haber alan II. Abdülhamid, Sadrazam Abdurrahman Paşa'yı hemen görevden alarak diğer nazırları saraya davet etti. Bundan sonra, Küçük Said Paşa, sadrazamlığa getirildi. Babıâli yapılan toplantılardan sonra, İngiltere'nin İskenderiye'yi topa tutmasını ve buraya asker çıkartmasını protesto ederek bu kuvvetin derhal geri çekilmesini istedi.67

 

4. Osmanlı Devleti'nin Konferansa Katılması

 

Mısır sorununa çözüm aranırken işgalle karşılaşılması, Padişah açısından büyük bir kayıptı. 14 Temmuz'da toplanan Meclis-i Vükela'da, padişahın asker göndermeye karşı olduğu bilindiği için bu konuda değerlendirilebilecek bir karardan kaçınılarak, İngiltere'nin İskenderiye'yi bombalaması protesto edildi. Meclisi Vükela üyelerinden Mahmud Nedim Paşa ve Cevdet Paşa, asker sevkine ve konferansa katılmaya taraftar değillerdi. Said Paşa'nın ikna edici konuşmalarından sonra, hazırlanan mazbatada tek muhalif imza, Mahmud Nedim Paşa'ya aitti. Padişahın böyle kararlarda oy birliği aramasının sonucu olarak, Meclisi Vükela üyeleri bu konudaki görüşlerine hemen onay alamadılar.68

İskenderiye'nin topa tutulması üzerine konferansa katılan diğer devletler "İngiltere'nin bundan sonra yapacağı hareketleri izlemekten başka bir şey kalmadığını" ilan eder gibi konferansın devamına gerek olmadığını belirttiler. Osmanlı Devleti tarafından Mısır'a asker sevki hususundaki kararın takip edilmesi için 15 Temmuz 1882 tarihinde yeni bir karar verdiler. İngiltere'nin de katıldığı bu oturumda, konferansa katılan devletler Babıâli'yi Mısır'a asker göndermeye davet ettiler. Bu karar ile Osmanlı askerine yüklenilmek istenilen görev, "Mısır'da yerli ve yabancıların menfaatlerini ihlal eden ve ülkeyi harap eden karışıklıkların önlenmesi, bu duruma sebebiyet veren hareketlerin cezalandırılması ve saltanat hukuku ile Hidiviyetin nüfuzunun güçlendirilmesi, ileride ortaklaşa olarak kararlaştırılacak bir plan çerçevesinde Mısır'ın ferman-ı hümayunlar hükümlerine göre haiz bulunduğu idari ve hukuki ayrıcalıklarını ihlal etmeyecek bir şekilde, Mısır ordusunun sayısının azaltılarak yeniden düzenlemesi" idi.69

Aynı şekilde, Osmanlı askerleri kumandanının Hidiv ile görüşerek hareket etmesi de karar altına alınmıştı. Bununla birlikte Osmanlı askerinin görev süresi hususunda, Hidiv'in bu konudaki talebi dikkate alınacaktı. Fakat, Babıâli ve diğer devletler Hidiv tarafından tayin edilen müddeti, uygun görmezlerse, Osmanlı askerinin Mısır'da kalış süresi, üç ay olacaktı. Bunlara ilave olarak, alınan karara göre, Osmanlı askerinin görev masrafları tümüyle Mısır bütçesinden karşılanacaktı.70

Mısır sorunu bu safhaya ulaştığı sırada, II. Abdülhamid konferansa katılmamak konusundaki fikrinde ısrar etmenin artık anlamsız olduğunu gördü. Meclisi Vükela toplantısında alınan kararlar doğrultusunda, 19 Temmuz'da Osmanlı Devleti'nin bu konferansa katılacağı büyük devletlerin elçilerine bildirildi. Babıâli tarafından konferansa katılan elçilere verilen cevapta, 15 Temmuz'daki konferans kararını kabul ettikleri ve bundan sonra Osmanlı Devleti'nin de konferansa katılma kararı aldığı bildirildi.71

II. Abdülhamid, Mısır'a Osmanlı askeri gönderilmesine onay verdi.72 Ancak, Osmanlı askeri Mısır'a ulaştığı zaman İngiliz askerinin Mısır'ı boşaltmasını şart koştu. Bu talep Babıâli'nin 19 Temmuz tarihli notasında yer aldı. Ancak, bu durum Musurus Paşa tarafından Lord Granville'e bildirildiği zaman, İngiltere hükümeti bu teklifi geri çevirdi.73

Osmanlı Devleti'ni konferansta temsil etmek üzere II. Abdülhamid, Evkaf Nazırı Asım Paşa'yı görevlendirdi.74 Ancak Asım Paşa bu görevi tek başına yapamayacağını Padişaha sununca, Hariciye Nazırı Said Paşa'nın onunla birlikte katılması kararlaştırıldı.75 Hariciye Nazırı Said Paşa'nın bu göreve tayin edilmesinin bir diğer önemli sebebi de diplomatik gelenekler uyarınca Konferans'ta başkanlık etme hakkının onda olmasındandır.76 Bu durumdan istifade ile toplantının başkanlığı Osmanlı Devleti'ne geçti. Böylece, konferansa yeni katılma kararı alan Osmanlı Devleti psikolojik bir üstünlük ve avantaj sağlamış oldu.77

Konferansın 24 Temmuz'daki onuncu oturumu Said Paşa başkanlığında, önceki oturumların yapıldığı İtalyan Elçiliği'nde yapılmaya devam edildi.78 İngiltere ve Fransa elçileri 15 Temmuz'da konferansa katılan ülkelerin verdiği notanın maddelerinden olarak Mısır'a Osmanlı askerinin gönderilmesi konusunda, Babıâli'nin acilen cevap vermesini dile getirdiler. Hatta, sözkonusu maddelerin Osmanlı Devleti tarafından kabul edilmesi gerektiğini Fransa elçisi ısrarla savundu. Osmanlı Devleti'nin katıldığı bu ilk toplantıda, Said Paşa zaman kazanmak amacıyla, asker sevki ve diğer maddelerin Babıâli tarafından halen müzakere edildiğini belirterek, bu konunun gelecek toplantıda tekrar ele alınmasını istedi.79

II. Abdülhamid Mısır'a asker göndermek hususunda hâlâ tereddütlerinden vazgeçmemişti. Bu yüzden bir karara varılamadığından konferans uzayıp gidiyordu. Bu sırada Padişah sadrazamın haberi olmadan dış işleri bakanını hususi katibi Reşid Bey'le birlikte İngiltere Elçiliği'ne göndererek, sevk edilecek askerin bir-iki bin kişi olarak sınırlandırılmasını teklif etti. Fakat, İngiliz elçisi bu teklifi resmiyete geçirerek Babıâli ile bu konuda yazıştı. Bunun üzerine Sadrazam dış işleri bakanının kendisine haber vermeden böyle bir teşebbüse girişmesinden duyduğu rahatsızlığı asıl sorumlu padişaha ileterek tepki gösterdi. Padişah bu teşebbüsün arkasında kendisi olmasına rağmen, dış işleri bakanı Said Paşa'yı muhakeme etti.80 Bundan da beklenildiği gibi bir netice çıkmadı.

26 Temmuz Çarşamba günü yapılan oturumda, 15 Temmuz tarihli notadaki ifadeler hakkında, Said Paşa bazı sorular sorarak açıklamalar istedi. Mısır ordusunun asker sayısının azaltılması, Mısır'da adli ve idari düzenlemeler yapılması gibi isteklerin, statükoyu değiştirmeden fermanlarla düzenlenen çerçevede yapılması konusunda görüş birliğine varıldı.81 Mısır'a gönderilecek Osmanlı askerinin görevini üç ay içinde tamamlaması üzerinde, İngiltere ve Fransa önemle durdu. Bu sürenin uzatılması için Hidiv'in talepte bulunması ve bu talebin konferansa katılan devletlerce uygun bulunduktan sonra, uygulamaya konulması tartışıldı.82

İngiliz ve Fransız temsilciler, Mısır'daki olayların kontrol altına alınmasının ancak buraya Osmanlı askerinin gönderilmesiyle sağlanacağını ısrarla dile getirmelerine rağmen, bu tekliflerinde samimi olduklarına dair bir görüntü vermiyorlardı. Said Paşa ve Asım Paşa Mısır'a Osmanlı askeri ulaştığı anda İngiliz askerlerinin Mısır'dan çekilmeleri konusunda, bir teklif ileri sürdüler. Bunu kabule yanaşmayan İngiltere ve Fransa tarafının gösterdiği tepki, Osmanlı temsilcilerinin şüphelerini artırdı. Bunun üzerine Said Paşa ve Asım Paşa, İngiltere ve Fransa'nın Mısır'a askeri müdahale yapmalarını engellemek amacıyla, konferansın bağlayıcı bir karar alması hususunda, gelecek toplantıda yeni bir teklif vermeye karar verdiler. 83

2 Ağustos oturumunda, Osmanlı askerinin Mısır'a ulaştıktan sonra, İngiliz askerinin Mısır'ı boşaltması yönündeki Osmanlı temsilcilerinin teklifi, İngiltere Elçisi Dufferin'in sert bir tepki göstermesine neden oldu. Osmanlı temsilcileri, Mısır sorununda İngilizlerin niyetlerinin göründüğü gibi olmadığına dair kanaatlerini, bu tepkiden sonra daha kuvvetli bir şekilde savunmaya başladılar.84

Mısır'a askeri müdahale etme hakkını elinde bulunduran Osmanlı Devleti'ne karşı İngiltere'nin izlediği siyaset, yapılacak müdahelenin acil ve sınırlı bir şekilde olmasını öne sürerek Padişahı köşeye sıkıştırmaktı. İngiltere böyle yaparak kendilerinin Mısır'ı işgaline zemin hazırlamaya çalışıyordu.85 Osmanlı temsilcileri de İngiltere'nin oyununa gelmemek için 15 Temmuz tarihli notanın içerdiği şekilde Osmanlı askerinin Mısır'a gönderilmesi hakkındaki konferans kararını imzalamaktan kaçınıyordu. Bu konuda, bir kez daha Almanya, Avusturya, İtalya ve Rusya temsilcileri tarafından kaleme alınan notayı kabul ettiklerini açıklayan Osmanlı temsilcileri, zaman kazanma politikalarını biraz daha sürdürdüler.86

Osmanlı temsilcilerinin katıldığı dördüncü toplantıda, bu politikayı devam ettiren Said Paşa, İngiltere'nin dile getirdiği Urabî Paşa'nın asi ilan edilmesi konusundaki talepleri de ustaca geri çevirdi. İngiltere'nin Mısır'dan askerlerini çekmeye başalamasıyla birlikte bu yönde bir karar alınabileceğini dile getiren Said Paşa, bir kez daha İngilizlerin tepkisini çekti.87

8 Ağustos'ta yapılan toplantıda Osmanlı temsilcileri, konferansın 15 Temmuz tarihli Osmanlı askerinin sevk edilmesi hakkında alınan kararlarını kabul ettiklerini açıkladılar. Bunun üzerine bir protokol hazırlandı ve tüm temsilciler bu protokolü imzaladılar.88

 

5. İngiltere ile Osmanlı Devleti Arasında Askeri Mukavele Görüşmeleri

 

Konferansın bundan sonraki görüşmeleri, Süveyş Kanalı'ndan gemilerin serbestçe geçişi hakkında, cereyan etti. 14 Ağustos'a kadar süren bu görüşmelerde, Mısır'a asker gönderilmesi konusundaki görüşmelerin doğrudan doğruya İngiltere ile Osmanlı Devleti arasında devam etmesine karar verildi.

Osmanlı temsilcileri İngiltere ile görüşme masasında yalnız kalmanın mahzurlarını düşünerek, söz konusu askeri mukavelenin konferansta gündeme alınması ve bir başka devletin desteğini sağlamak için girişimlerde bulundular. Babıâli'nin böyle bir siyaset izlemesinin asıl sebebi, İngiltere'nin Mısır'ı tahliye etmesi konusunda büyük devletleri de resmen bir taraf haline getirmek ve böylece Avrupa dengesinden istifade etmekti.89 Ancak, bu konuda Almanya, Avusturya, İtalya ve Rusya temsilcileriyle yapılan görüşmelerden sonra, talep ettikleri destek için olumlu bir cevap alamadılar.90

Mısır'a Osmanlı askeri gönderilmesi hususunda İngiltere ile Babıâli arasında yapılan görüşmeler, Padişahın sürekli olarak itirazlarını öne sürmesi nedeniyle, bir sonuca ulaşılamadan Eylül ayına kadar uzadı. Padişahın itiraz ettiği veya tereddütlerini ifade ettiği maddeler, askerin miktarı ve gönderiliş şeklinin nasıl olacağı, Osmanlı askeri ile İngiliz askeri arasındaki ortaklık işleri üzerine odaklaşıyordu. İngilizler Osmanlı askerinin miktarını sınırlamakla birlikte, Urabî üzerine gidecek İngiliz-Osmanlı ordusun komutanını da İngiliz olmasında ısrar ediyorlardı. Ayrıca İngilizler, padişah tarafından Urabî'nin bir an önce, asi ilan edilmesi hususunda baskı yapıyorlardı.91 II. Abdülhamid, bu tekliflere sürekli olumsuz cevap veriyordu. Bununla birlikte, Mısır sorununu görüşmek üzere birçok kez sarayda toplanan Meclis-i Vükela üyeleri ise, bir an önce Mısır'a asker gönderilmesi görüşünü benimsemişti.92

İngilizler Mısır'a gidecek Osmanlı askerinin miktarı konusunda bir sınırlama koyarak, Osmanlı Devleti'ni Urabî karşısında zor durumda bırakmayı amaçlamış gibi bir izlenim verdiler. II. Abdülhamid, 20 bin kişilik Urabî Paşa kuvveti karşısında, 4 bin kişilik Osmanlı askerinin başarısız kalacağını öne sürerek karşı çıktı.93

Öte yandan, Osmanlı askerinin İskenderiye'ye çıkarma yapmasını savunan Osmanlı Devleti'nin teklifi, İngiltere tarafından kabul edilmedi. İngiltere, Osmanlı askerlerinin İskenderiye yakınlarındaki Ebu Kır'a çıkarma yapmasını istiyordu. II. Abdülhamid'e göre, rüzgarlı ve limanı elverişsiz olduğu için Ebu Kır, çıkartma yapmaya uygun bir yer değildi.94

Osmanlı askerlerinin Mısır'a ulaşmasından sonra İngilizlerin burayı boşaltmasını vurgulayan Osmanlı temsilcileri bu konu üzerinde tavize yanaşmadılar. İngiliz elçisi Lord Dufferin de aynı şekilde karşılık verince görüşmeler tıkanma noktasına geldi.95 İngilizler zamanla görüşlerini değiştirmeye başladılar. Önce İskenderiye'ye yakınlığı itibariyle Ebu Kır'a Osmanlı askerinin çıkarma yapmasını öneren Lord Dufferin, Granville'den aldığı talimat gereğince, Ebu Kır'dan başka Reşid ve Dimyat kentlerinden birinin bu iş için uygun olacağını dile getirmeye başladı.96

Osmanlı temsilcileri ise Ebu Kır'ı kabul etmekle birlikte, bu kentin limanının çıkarma yapmaya uygun olmadığını öne sürerek, önce Osmanlı askeri İskenderiye'ye insin sonra, Remle yoluyla Ebu Kır'a sevk edilsin, görüşünü savunmaya başladı.97 Lord Dufferin bu teklif karşısında muhalefet etmeyip İngiliz Dış İşleri Bakanı Lord Granville ile bu konuda yazışmak için zaman istedi.98 Ancak, Granville bu teklifi kabule yanaşmadığı gibi, Ebu Kır üzerinde sağlanan mutabakattan da vazgeçerek, Osmanlı askerinin sevki için tek uygun yerin Port Said olduğunu ve bu konuda taviz vermemesi hususunda, Dufferin'e talimat verdi.99

Sevk olunacak Osmanlı askerinin Ebu Kır'a çıkarılması husundaki İngiliz teklifini kabul etmekten başka çıkar yol olmadığı anlaşılınca Osmanlı temsilcileri bu kararı Dufferin'e ileterek anlaşmanın imzalanmasını sağlamaya çalıştılar.100 28 Ağustos 1882 tarihinde Osmanlı temsilcileri yukarıda belirtilen Askeri Mukavele metnini imzalamaya hazır olduklarını bildirdiler. 101

Bu arada Granville, Osmanlı askerlerinin kendileriyle birlikte bir müdahaleye katılmaları söz konusu olursa, bunun kendilerine sağlayacağı fayda ve zararları göz önüne alarak, yeni değerlendirmeler yaptı. Osmanlı askerlerinin Urabî kuvvetlerine katılmaları ihtimalinden endişelenen Granville bu olasılığı Bismarck'ın kardeşi Herbert Bismarck'a da açtı. Ona göre, Osmanlı askerlerinin Mısır'a gönderilmesinin tek faydası, Avrupalı güçlerin bu konuda İstanbul Konferansı'nda aldıkları karar uygulamak ve Avrupa dengesine bu açıdan gelecek zararları önlemekten kaynaklanıyordu. Herbert Bismarck, Osmanlı askerlerinin Mısır'a girmesinin bundan başka bir faydası yoktur, diyerek bu politikanın İngiltere açısından zararlı olacağını ileri sürdü.102

Lord Dufferin, Osmanlı temsilcilerinin Ebu Kır konusundaki tekliflerini yaptıkları sırada, İngiliz askerinin Mısır'da Urabî üzerine ilerlemekte olduğunu belirterek, bundan sonra Osmanlı askerine gerek olmayacağının ilk sinyalini verdi. 103

Bundan sonra 29 Ağustos tarihinde, askeri anlaşma imzalanmazsa, bu konuyu gündemden kaldırıp Mısır'da Urabî Paşa olayını kontrol etmek için tek başlarına davranacaklarını, Osmanlı temsilcilerine iletti. 104 İngiltere, Osmanlı Devleti ile ortak bir askeri operasyonu istemediğinden uzlaşmayı sağlayacak teklifler sunmadı. Lord Dufferin Osmanlı askerinin Mısır'a gönderilmesini istermiş gibi görünürken, karşı tarafın bu teklifi reddetmesi için gereken siyaseti de uygulamaktan geri kalmadı.105

Lord Dufferin'in bu konudaki politikasını, bir geçiştirme ve oyalama taktiği olarak değerlendirmek mümkündür. II. Abdülhamid ise, İngiltere'nin bir oyununa gelmemek için, uzun hesaplamalar yaparken çekingen ve kararsız bir izlenim bırakmıştır.

İstanbul Konferansı devam ederken askeri anlaşma konusunda tıkanmalar ortaya çıkınca, İngilizler Mısır'da kendi başlarına bir takım politikaları uygulamaya başladılar.106 Hidiv'e baskı yaparak Mısır ordusuna Genelkurmay Başkanlığı yardımcısı olarak görev yapacak bir komiser tayin ettirdiler. Ayrıca, Urabî'yi Cihadiye nezaretindeki görevinden azl ettirdiler. Bununla birlikte, 16 Ağustos 1882 tarihinde, Süveyş Kanalı çevresinin güvenliğini sağlamak üzere General Wolseley komutasındaki İngiliz ordusunun, bu bölgeye hareket etmesi hususunda Hidiv'in izin vermesini sağladılar.107 Wolseley Tel el-Kebir'de Urabî Paşa'nın ordusunu kısa bir zamanda yendi.

İngiltere, Urabî taraftarları karşısında aldığı bu kesin neticeden sonra Osmanlı Devleti ile önceden sürdürdüğü diplomatik lisanını tümüyle değiştirerek yeni bir tavır takındı. İngiltere'nin bu politika değişikliğinde elbette Askeri Mukavele'nin Osmanlı Devleti tarafından imzalanmamış olmasının etkisi büyüktü.

II. Abdülhamid son bir hamle yaparak Meclis-i Vükela üyelerinin konuyu görüşmesini istedi. Meclis-i Vükela bu konuda İngiltere elçiliği ile birlikte hazırlanmakta olan askeri mukavelenin tasdik edilmesi gerektiğini belirtiyordu.108 Söz konusu Askeri Mukavele'nin 5 Eylül 1882 tarihi itibariyle anlaşma sağlanan maddeleri şöyleydi:109

Birinci Madde: Öncelikle 5-6 bin kişilik bir kolordu Mısır'a gönderilecek. Bu sayı ileride, antlaşmayı düzenleyen iki tarafın muvafakatıyla gerekli görülen miktara yükseltilebilecek.

İkinci Madde: Osmanlı askeri kendi kumandanlarının idaresi altında bulunacak. Ancak Osmanlı komutanı ile İngiliz komutanı, uzlaşarak iki ordunun ortak hareket etmesini sağlayacaklar.

Üçüncü Madde: Asker sevkini gerektiren şartlar ortadan kaldırıldıktan sonra, iki ordu aynı zamanda Mısır'ı boşaltacaklar.

Bunun üzerine, asker sevketme ve Urabî Paşa'nın asi ilan edilmesi konusunda hâlâ ikna olamayan II. Abdülhamid, İngiltere Elçisi Lord Dufferin'i Yıldız Sarayı'na çağırarak, kendi görüşleri doğrultusunda bir netice almaya çalıştı. Bu konudaki girişimleri başarısız kalınca da söz konusu mukavelenin imzalanmasını kabul etmedi.110

Lord Dufferin 16 Eylül 1882 tarihinde, Babıâli'ye sunduğu notasında, artık Osmanlı askerinin Mısır'a sevk edilmesine gerek kalmadığını ve İngiltere hükümetinin de en yakın zamanda askerlerinin bir kısmını Mısır'dan çekeceğini bildirdi. Bunun üzerine Babıâli, İngiltere'ye askerlerini tümüyle ne zaman Mısır'dan çekeceklerini sordu. İngiltere Hükümeti, bu soruya -bundan sonra bu tür sorulara vereceği cevaplarda da tekrarlayacağı gibi- en yakın zamanda ve İngiliz askeri Mısır'ın iç ve dış güvenliğini sağladıktan sonra cevabını verdi.111

Sadrazam Said Paşa, "İngiltere istikrar-ı asayişe kadar Mısır'da kalacağım derse bizde -askeri mukaveleye göre- asker gönderip müştereken tahliye hakkına haiziz" fikrini ileri sürdü.112 Kamil Paşa da hatıratında Padişahın kuşkuculuk hastalığından dolayı, birçok sorunda olduğu gibi, Mısır sorununda da aynı zaafın ortaya çıktığını belirterek, devletin çıkarlarını zedelediğini ve ele geçirilen fırsatların kaçırıldığını ileri sürmektedir.113

Bu sırada, İngiltere'nin İstanbul Elçisi Lord Dufferin, Mısır'daki İngiliz Konsolosu Malet'in hastalanmasını sebep gösterip, geçici bir görevle Mısır'a gitti. Lord Dufferin, ileride daha geniş bir şekilde anlatılacağı gibi, aslında Mısır'daki İngiliz işgal yönetiminin programını hazırlamak ve gerekli düzenlemeleri yapmak üzere, gönderilmişti.114

İstanbul Konferansı'nın genel bir değerlendirmesini yapacak olursak, Osmanlı Devleti'nin ve II. Abdülhamid'in 1880'lerden sonra benimsediği diplomatik tavrın genel izlerini bulabiliriz:

İlk olarak, II. Abdülhamid Osmanlı Devleti'ni ilgilendiren sorunların uluslararası alanda tartışılmasına ve bu konularda bir konferans düzenlenmesine karşı politikalar izliyordu. II. Abdülhamid'in bu sonuca varmasındaki en büyük etken, 1878 Berlin Konferansı'nda alınan kararları, Osmanlı Devleti aleyhine olarak yorumlamasından kaynaklanıyordu.

Bu düşünceye göre, Avrupalı devletler, kendi aralarında Osmanlı Devleti'ne karşı çeşitli ittifaklar sayesinde, kolayca uzlaşıyorlardı. Bu durumda Osmanlı Devleti, savunduğu tezlerde ne kadar haklı olursa olsun, konferanslar neticesinde ortaya çıkan sonuçlar olumsuz oluyordu. Dolayısıyla, II. Abdülhamid herhangi bir sorunun uluslararası alana taşınmasından rahatsızlık duyuyordu. Ancak savaşa yol açabilecek gelişmeler karşısında da duyarlı olan Padişah diplomasiye de önem veriyordu.

Bu ikilem karşısında II. Abdülhamid'in izlediği politika, olayı zamana yaymak ve ortaya çıkacak konjonktürel fırsatları yakalamak, şeklinde formüle edilebilir. Kazanılan zaman içinde karşı taraftan gelen baskıları göğüslemek için, bir müttefik arayışında bulunmak da bir diğer politikadır. Bu politikanın sürdürülmesi için, sürekli başvurulan alan Avrupa dengesidir. İstanbul Konferansı esnasında II. Abdülhamid'in bu tavırları sırasıyla ortaya konulmuştur. İlk başta, konferansa karşı çıkan Padişah bu konudaki politikasında şartlar onu zorlayana kadar ısrarlı olmuştur. Konferansa katıldıktan sonra, Almanya ve Avusturya'nın desteğini almak için çalışmıştır. Bu devletlerden beklediği desteği alamayınca, zaman kazanma politikası izlemiştir. Mümkün olduğunca uzatılan görüşmeler sırasında, kendi elini güçlendirecek gelişmelerin meydana gelmesi, beklenilmiştir. Fakat umulan fırsatlar ortaya çıkmamıştır.

İkinci olarak, II. Abdülhamid Osmanlı Devleti'nin askeri gücünün sınırlarını 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı'nda gördüğü için, yönetimde ideal değil, reel siyaset anlayışını uygulamak istemiştir. Bu bağlamda, zaman zaman gündemde olan Pan-İslam siyasetini, İngiltere'ye karşı bir baskı aracı olarak kullanmaktan öte, başka bir şey yapmamıştır. Oysa, Mısır'ın İngilizler tarafından işgali II. Abdülhamid'in halifelik sıfatına ve Pan-İslam siyasetine karşı bir darbe idi. Osmanlı Devleti'nin toprak ve can kaybının kaçınılmaz olduğu sıcak çatışmalara girmesini, her ne pahasına olursa olsun, önlemeye çalışmıştır. Ayrıca, askeri müdahalenin önünde, İngiltere tarafından kaynaklanan başka olumsuzluklar da vardı. İngiltere bir yandan Osmanlı askerinin Mısır'daki karışıklıklara müdahale etmesini istiyordu. Bir yandan da söz konusu müdahale gücünün sayısı ve Mısır'da kalacağı süre hakkında birtakım kısıtlamaları, Osmanlı Devleti'ne dayatıyordu. II. Abdülhamid, bu koşullarda Osmanlı askerinin başarısız kalacağını öne sürerek, bu teklife karşı çıkmıştı.

Bununla birlikte II. Abdülhamid özellikle, Osmanlı Devleti açısından daha önemli olan Avrupa'daki toprakların savunması için ayrılan askerlerin başka bir çatışma alanına kaydırılmasını istememiştir. II. Abdülhamid devletin merkezi ve kalbi olarak buradaki topraklara büyük önem veriyordu. Bunun dışında kalan yerler, Mısır dahil olmak üzere, devletin uç topraklarıydı.115


Abdülhamid'in asker göndermeye karşı çıkmasındaki bir başka nokta da Mısır'ın Türk askerinin huy ve adetlerini değiştireceği ve bu yolla, terhis olup dönen askerlerin Osmanlı devlet ve toplum düzenine zarar vereceği varsayımından kaynaklanıyordu. 116

Sonuç olarak, II. Abdülhamid Osmanlı Devleti'nin asıl merkezini güvenlik altına almaya gayret ettiğinden, Mısır'a müdahale ederek, devleti maceraya sokmak istememiştir. Bu yüzden, Mısır'a Osmanlı askerinin sevk edilmesine karşı çıkmıştır.

 

DİPNOTLAR

1                Paris Andlaşması'nın metni için bkz; Nihat Erim, Devletlerarası Hukuki ve Siyasi Türk Metinleri, Ankara; Ankara Ün. Hukuk Fak. Yayını, 1953, I/341-353. Paris Andlaşması ve sonrasında yapılan diğer Andlaşmalar için bkz; Fahir H. Armaoğlu, 19. Yüzyıl Siyasi Tarihi: 1789-1914, Ankara 1997, s. 250-253.

2                W. E. Mosse, "The end of the Crimean system: England, Russia, and the neurality of the Black Sea, 1870-1871", Historical Journal, IV, 1961, s. 164-190.

3                Paris Antlaşması'ndan sonra 1876 yılına kadar gelen süreçte, Osmanlı Devleti'ni ilgilendiren gelişmeler için bkz, M. S. Anderson, The Eastern Question 1774-1923, A Study in International Relations, Londra-Melbourne-Toronto; Macmillan, New York; St. Martin's Press, 1966, s. 149-177; Ahmed Saib, Abdülhamid'in Evail-i Saltanatı, Mısır 1326. Rusya'nın Paris Antlaşması'ndan sonra takip ettiği siyaset için bkz; B. H. Sumner, "Ignatyev at Constantinople, 1864-1874", Slavonic and East European Review, XI, 1932-3, s. 341-353, 556-571; Fahir H. Armaoğlu, a.g.e., s. 255.

4                Berlin Kongresi 13 Haziran 1878'de toplandı. Bir ay süren çalışmalardan sonra 13 Temmuz 1878'de Berlin Andlaşması imzalandı. Berlin Andlaşması'nın maddeleri hakkında bkz; Nihat Erim, a.g.e., s. 403-424; B. H. Sumner, Russia and the Balkans, 1870-1880, Oxford; Clarendon Press, 1937, s. 658-669. Berlin Kongresi ve bundan sonra meydana gelen politik gelişmeler için bkz; İlhan F. Akin, Siyasi Tarih 1870-1914, İstanbul Fakülteler Matbaası, 1983, s. 43-50. W. N. Medlicott, The Congress of Berlin and After, Londra, 1938.

5                Osmanlı Devleti'nin nüfus ve toprak kaybı hakkında bkz; Standford J. Shaw-Ezel Kural Shaw, History of the Ottoman Empire and Modern Turkey, Cambirdge; 1977, II/191.

6                8 Şubat 1879 tarihli Andlaşma ile bu miktar 802. 500.000 Frank olarak tespit edildi. Andlaşmanın metni için bkz; Nihat Erim, a.g.e., s. 425-427. Rusya'ya ödenen savaş tazminatının Osmanlı bütçesinde yol açtığı problemler hakkında bkz; Michael Milgrim, "An overlooked problem in Turkish-Russian Relations: The 1878 War indemnity", International Journal of Middle East Studies,1978, c. 9. s. 519-537.

7        Bu politikanın genel özellikleri ve hedefleri hakkında daha fazla bilgi için bkz; Engin D.Akarlı, The Problems of External Pressures, Power Struggles and Budgetary Deficits in Ottoman Politics Under Abdulhamid II, (basılmamış doktora tezi), Princeton, 1976, s. 10-39. A. Muhammed Harb, el-Sultân Abdülhamid el-Sânî, Ahira el-Selâtin el-Osmâniyîn el-Kibâr, Dımaşk, 1990, s. 133­227.

8               Berlin Kongresi'nden itibaren değişmeye başlayan, İngiltere'nin Osmanlı Devleti'ne yönelik dış politikası için bkz; Lillian M. Penson, "The Foreign Policy of Lord Salisbury, 1878-1880; The Problem of the Ottoman Empire", Studies in Anglo-French History, (ed., Alfred Colville-Harold W. V. Temperly), Cambridge; Cambridge University Press, 1935, s. 125-142. İngiltere'nin Akdeniz ve Kıbrıs politikası için bkz; D. E. Lee, Great Britain and the Cyprus Convention Policy of 1878, Cambridge; Cambridge University Press, 1934.

9               Avrupalı emperyalist güçlerin Afrika'yı paylaşma politikaları hakkında bkz; Türkkaya Ataöv, Afrika'da Ulusal Kurtuluş Hareketleri, Ankara; Ankara Ün. Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınları, 1975, s. 16-25; Norman R., Bennet, Africa And Europe, From Roman Times To The Present, New York-London; Africana Publishing Co., 1975, s. 93-108; Robert O. Collins, Historical Problems Of Imperial Africa, Santa Barbara, California, 1975, s. 7-11. Robin Hallett, The Penetration Of Africa European Exploration in North and West Africa to 1815, New York-Washington; Frederick A. Praeger, Inc. 1965. Roland Oliver-Anthony Atmore, Africa Since 1800, Cambridge-London-New York; Cambridge University Press, 1981, s. 103-113.

10            Türkkaya Ataöv, a.g.e., s. 16.

11            Partinin kurucuları arasında bulunan Şerif Paşa, İsmail Ragıb Paşa, Ömer Paşa Lütfi, Sultan Paşa, Ahmed Urabi, Mahmud Sami Paşa Barudi, Süleyman Paşa Abaza, Abdül'al Hilmi, Ali Fehmi gibi isimler, kamuoyunda yakından tanınmaktaydı. 327 Mısırlı tarafından kurulan partide, eski ve yeni subaylar, ulemadan temsilciler, Kıpti ve Yahudi cemaatin dini liderleri, tüccarlar ve toprak ağaları dengeli bir şekilde yer aldı. Bu parti hakkında daha fazla bilgi için bkz; Jacob M. Landau, Parliaments and Parties in Egypt, New York, 1954, s. 87-91. Vatan Partisi'nin kökenleri, 1866 yılında kurulan Şurayı Nüvvab meclisinde ortaya çıkan siyasi yapılanmalara dayanmaktadır. Bu konuda daha fazla bilgi için bkz; Zeynelabidin Şemseddin Necm, el-Cemi'atü'l-Vataniyye el-Mısrıyye sene 1883, Kahire; El-Hey'et el-Mısrıyye el-Amme li'l-Kütüb, 1987, s. 21-40; Abdurrahman el-Rafi'i, el-Savra'l-'Urâbiyya ve'l-Ihtilâl el-İncilîzî, Kahire, 1937, s. 70; Abdurrahman el-Rafi'i, Asr-u İsmail, Kahire, 1982,II/218.

12            Partinin kurucuları, kuruluş gerekçelerini ilk olarak 4 Kasım 1879'da kamuoyuna açıkladı. Bu açıklamada Vataniler, partilerinin bir din partisi olmadığını ve aralarında Mısır'da yaşayan her ırk, din ve sosyal kesimden temsilciler bulunduğunu vurguladı. Hidiv'e ve Osmanlı Devleti'ne bağlı kalacaklarına dair sözler verildi. Partinin hedefi olarak ekonomik ve sosyal sorunlar üzerinde duruldu. Özellikle dış borçların neden olduğu ekonomik ve sosyal sorunların üstesinden gelmeye çalışacaklarını duyurdular. Söz konusu metin için bkz; Abdurrahman el-Râfi'i, El-Savra'l-'Urâbiyya ve'l-Ihtilâl el-İncilîzî, Kahire, 1937, s. 71. Christina Phelps Harris, a.g.e., s. 44.

13            John Morley, The Life of William Ewart Gladstone, New York; MacMillan Company, 1911,III/76.

14            J. C. Hurewitz, Diplomacy in the Near and Middle East, Princeton, 1956, I/195.

15            A.g.e., s. 195-196.

16            Gad Taha, Muallimu Târih Mısr el-Hadis ve'l-Muâsır, Kahire, Dar el-Fikr el-Arabi, 1985, s.191.

17            BOA, YEE, 124/12.

18            Ali Nizami Paşa heyeti 6 Ekim 1881 tarihinde Mısır'a ulaştı. 18 Ekim 1881 tarihinde İstanbul'a dönmek üzere Mısır'dan ayrıldı. Bkz; YEE Defterleri, 1089, s. 5; E. Baring, Modern Egypt, New York, 1908, I/199-200. Tevfik Paşa, Ali Nizami Paşa'nın tekrar gelmesi için talepte bulunmasının nedeni olarak, onun daha önce Mısır'a gelmesi ve olaylar hakkında yakından malumat almasını göstermiştir. Bkz; BOA, YEE, 124/8.

19            BOA, İrade Mısır, no. 1013.

20            Babıâli de Mısır'daki olayları çözmek üzere en geniş yetkiyle bir kişinin Mısır'a gönderilmesi politikasını uygulamak hakkında Hariciye Nezareti'nden bilgi almak istedi. Bu konuda Babıâli'nin Hariciyeye yazısına ilişkin -muhtemelen asıl belgenin müsveddesi olan- evrakta tarih bulunmamaktadır. Ancak, Katalogdaki sıra ve dosya numaraları dikkate alınarak bu tarihsiz evrakta kastedilen görevin daha sonra Derviş Paşa'ya verilen görev olduğu anlaşılmaktadır. Bkz; YEE,116/14.

21            Derviş Paşa (1912-1896), Lofça'da doğdu. 1862 yılında müşir oldu. Daha sonra Yanya valiliği yaptı. Bosna valisi olduğu sırada Heresk isyanını önlemekte başarısız olduğu için görevden alındı. 1877-8 Osmanlı-Rus Savaşı'nda Batum'da çok başarılı oldu ve Rusları buraya sokmadı. Bu başarısı sebebiyle ünü yayıldı. Diyarbakır ve Selanik valiliklerine getirildi. Bahriye nazırlığı, serasker kaymakamlığı Dar-ı Şuray-ı Askeri ve Erkan-ı Harbiye-i Umumiye reisliği yaptı. Yaver-i Ekrem unvanıyla Abdülhamid'in çok yakınında bulundu. Mısır'daki görevinden sonra Rumeli Ordular Komutanlığı'na getirildi. 84 yaşında 1314/1896 yılında vefat etti. Daha fazla bilgi için bkz; Şihabeddin, Tekindağ, "Derviş Paşa", İA, III/552; "Derviş Paşa", TA, XIII/113-114.

22            İrade Mısır, no. 1014-1017.

23            Kabe'nin temizlik işleri sorumluluğunu üstlenen Peygamber soyundan gelenlere verilen bir unvan.

24            İrade Mısır, no. 1017.

25            Elbert E. Farman, Egypt and Its Betrayal; An Account Of The Country During The Periods Of Ismail And Tewfik Pashas, And How England Acquired A New Empire, New York; The Grafton Press, 1908, s. 306. Abdurrahman el-Râfi'i, el-Savra'l-'Urâbiyya ve'l-Ihtilâl el-İncilîzî, Kahire, 1937, s.300.

26            Maltız Maltalılara verilen isimdir. Batılı kaynaklar bu olayı İskenderiye katliamı olarak isimlendiriyorlar. Bkz; Tom Little, Modern Egypt, Londra; Ernest Benn Ltd., 1967, s. 44; Baron De Kusel (Bey), An Englishmenan's Recollections Of Egypt 1863-1887, London, John Lane, 1914, s. 169; Bkz; Norman Daniel, "Arabi and Egypt", Islam, Europe And Empire, Edinburgh; Edinburgh, University Press, 1966, s. 389. Maltız olayı sırasında ABD'nin Kahire'de konsolosu olarak görev yapan Elbert E. Farman da bu olayı, önyargılı olarak anlatmaktadır. Bkz; Elbert E. Farman, a.g.e., s.301-313.

27            Vezaret el-Harbiyye, El-Hamlet el-İsti'mâriyye alâ Mısr fi'l-Karn el-Tasi', Kahire; Matbaat el-Emîriyye, 1957, s. 206; Abdurrahman el-Râfi'i, a.g.e., s. 302.

28            YEE, 122/5, s. 5b. Ayrıca; John Laurence Rafuse, Egypt and The British Parliament, 1882-1918, University of Notre Dame, (basılmamış doktora tezi), 1972, s. 14.

29            Olaylarda meydan gelen can kaybı ve yaralanmalar hakkında kesin bilgiye sahip değiliz. Yukarıda verdiğimiz rakamlar bu konuda tarafsız olduğuna kanaat getirdiğimiz Mısırlı ve Batılı yazarların yazdıklarından karşılaştırarak sunduğumuz verilerdir. Buna örnek için bkz; J. Michael Reimer, Colonial Bridgehead, Government And Society in Alexandria 1807-1882, Kahire; The American University in Cairo Press, 1997, s. 171-172; Adolf, Hasenclever, Geschichte im Âgypten 19. Jahrhundert, 1798-1914, Halle 1917, s. 221. Diğer taraftan, Mısırlı yazar Selim Halil Nakkaş her iki tarafın toplam ölü sayısının 300 olduğunu iddia ediyor: Bkz; Selim Halil el-Nakkaş, Mısr li'l-Mısrıyyin, Kahire; el-Hey'et el-Mısrıyye el-Amme li'l-Kütüb, 1998, V/5. John Ninet, 163 Mısırlı, 75 Avrupalı olmak üzere toplam 238 kişinin öldüğünü iddia etmektedir. John Ninet olaylar meydana geldiğinde İskenderiye'de bulunuyordu. Ancak olayların şiddetini göstermek amacıyla ölenlerin sayısını abartmaktadır. Muhammed Abduh ise 75'i Avrupalı olmak üzere toplam 238 kişinin öldüğünü bildirmektedir. Bu konuda daha fazla bilgi için bkz; Abdurrahman el-Râfi'i, a.g.e., s. 302-303. Babıâli adına hazırlanan Mısır meselesi raporunda ölenlerin sayısı 3 yerli, 40'tan fazla Avrupalı olmak üzere diğerlerinden çok az olarak veriliyor. Bu raporda verilen yaralı sayısı diğer iddialara yakın olarak 70'ten fazla diye belirtiliyor. Bkz; Rağıb Raif-Ahmed Rauf, a.g.e., s. 69. Bu rakamlara yakın olan diğer bir kaynak için bkz; Abdülazim Ramazan, Târih el-İskenderiyye fî Asr el-Hadîs, Kahire; El-Hey'et el-Mısrıyye el-Amme li'l-Kütüb, 1993, s. 112. Cromer ise sadece Avrupalıları dikkate alarak ölü sayısını veriyor. Ona göre, 50 civarında Avrupalı öldü. Bkz; Evelyn Baring, a.g.e., I/287. Bir çok Batılı yazar da Cromer'in verdiği rakamları kullanarak sanki, sözkonusu olaylarda hiç Mısırlı hayatını kaybetmemiş, Maltız olayı sadece Avrupalılara yönelik bir katliammış gibi, bilgilere yer veriyorlar. Buna örnek olarak bkz; Tom Little, a.g.e., s. 44; Baron De Kusel (Bey), s. a.g.e., 169; Norman Daniel, a.g.e., s. 389.

30      İrade Mısır, no 1022. Bu olay ayrıca Meclisi Vükela'da da görüşüldü. Bkz; İrade Mısır, no

31            YEE, 122/5, s. 8b.

32            Bkz; Rağıb Raif-Ahmed Rauf, a.g.e., s. 69.

33            YEE, 122/5, s. 9a.

34            YEE, 122/5, s. 8b.

35            Abdurrahman el-Râfi'i, a.g.e., s. 303-304.

36            YEE, 122/5, s. 6a.

37            YEE, 122/5, s. 6b.

38            Norman Daniel, a.g.e., s. 390.

39            Süleyman Kani İrtem, Osmanlı Devleti'nin Mısır Yemen Hicaz Meselesi, (yayına hazırlayan Osman Selim Kocahanoğlu) İstanbul; Temel Yayınları, 1999, s. 73.

40            Juan R. I. Cole, tutuklananlar hakkında detaylı bir tablo vermektedir. Bkz; Colonialism and Revolution ın The Middle East; Social and Cultural Origins Of Urabî Movement, New Jersey, 1993,242-243.

41            Parker Thomas Moon, Imperialim and World Politics, New York; The McMillan Company,1926, s. 142.

42            Süleyman Kani İrtem, a.g.e., s. 73.

43            İngilizlerin Mısır'daki işgal siyasetini değerlendiren Fransız gazeteleri hakkında bir çalışma yapan Mısırlı yazar Mahmud Necib Ebu el-Leyl bu konuda birçok örnek vermektedir. Bkz; Mahmud Necib Ebu el-Leyl, el-İhtilal el-Biritani ve'l-Suhuf el-Fransiyye min Sene 1882 Hatta Sene 1904, Kahire; Matbaat el-Tahrir, 1953.

44            Ronald Robinson-John Gallagher-Denny Alice, Africa and The Victorians, The Climax Of Imperialism ın The Dark Continent, New York St. Martins Press, 1961, s. 96-98; Nadav Safran, Egypt in Search of Political Community; An Analysis of the Intellectual and Political Evolution of Egypt; 1804-1952, Cambridge; Harvard University Press, 1961, s. 49-50.

45            Bunlar arasında Lord Randolph da bulunmaktadır. Ona göre Urabî bu olaylarda suçsuzdur ve olaylar Hıdiv tarafından planlanmıştır. Bkz; Norman Daniel, a.g.e., s. 389.

46            Ancak yaralanan ve ölenlerde süngü izlerine rastlandığı için olaylara bazı askerlerin katıldığı da tespit edildi. Bkz; YEE, 122/5, s. 13a.

47            Amiral Seymour olayların politik bir tarafı olmadığı için askerlerini karaya çıkartmadığını Londra'ya bildirdi. Bkz; John Laurence Rafuse, Egypt and the British Parliament, 1882-1918, University of Notre Dame, Basılmamış Doktora Tezi, 1972, s. 14.

48            "Mabeyn'den Derviş Paşa'ya" YEE, 122/5, s. 47a-47b-48a; Padişahın nasıl bir çaresizlik içinde olduğunu ve politik bir tavır almakta zorlandığını, Derviş Paşa'ya çekilen bu telgrafta tespit etmek mümkündür. Belge için bkz; Ek no: 4.

49            Rağıb Raif-Ahmed Rauf, Mısır Meselesi, İstanbul; Babıâli Hariciye Nezareti, 1334, s. 71.

50            İrade Mısır, no 1028, iç no. 1.

51            YEE, 127/24, iç no. 1.

52            Abdülhamid bu bilgiyi daha önce Fransa'nın İstanbul Konsolosluğu'nda Başkatiplik yaptıktan sonra, Mısır Konsolosluğu görevinden Romanya Elçiliği'ne tayin olan kişiden almıştır. Bkz; "Mabeyn'den Derviş Paşa'ya", YEE, 122/5,s. 68a.

53            "Mabeyn'den Derviş Paşa'ya", YEE, 122/5, s. 68a.

54            İrade Mısır, no. 1028, iç no. 2.

55            Bu konudaki bilgiler için bkz; Rağıb Raif-Ahmed Rauf, a.g.e., s. 71.

56            İrade Mısır, no 1029.

57            İrade Mısır, no 1028.

58            Abdülhamid Bismarck'tan Mısır sorunu için destek alma girişimlerinde bulundu. Bismarck Osmanlı Devleti'nin Konferansa katılması yönünde bir politika izliyordu. Berlin elçisi Sadullah Paşa'ya gönderilen telgrafta, söz konusu konferansın yapılmamasının Almanya'nın da lehine olacağı tezininin işlenmesi emredilmekle beraber, eğer konferans yapılacaksa Osmanlı Devleti'nin iştiraki olmadan yapılmalıdır, görüşünün ileri sürülmesi vurgulandı. Padişah her ikişık ta da Bismarck'ın desteğinin sağlanması için emir verdi. Bkz, YEE, 127/24. Ancak Derviş Paşa'ya çekilen telgrafta bu görüş tamamen reddedildi. Bkz; YEE, 122/5, s. 25b-26a-26b. numara: 17

59            Selim Deringil İstanbul Konferansının 3 Haziran 1882 tarihinde başladığını yazmaktadır. Ancak bu bilgi arşiv kaynaklarındaki kayıtlara aykırıdır. 1028 no. lu ve 19 Haziran 1882 tarihli İrade Mısır'daki kayıtlara göre Konferansın açılışı 22 Haziran'da yapılacaktı. Fakat, Avusturya'nın katılışı yukarıda açıklanan sebepten ötürü bir gün gecikince Konferans da bir gün tehir edilerek 23 Haziran'da açıldı. Karşılaştırarak bkz; İrade Mısır, no 1028; Selim Deringil, "The Ottoman Response To The Egyptian Crisis Of 1881-1882", Middle Eastern Studies, Ocak 1988, c. 24, sayı; 1, s. 15.

60            İngiltere sözü geçen karara itiraz kaydı koyduktan sonra imzalaması Mısır'ı işgal niyetlerini göstermektedir. Nitekim bu imzadan 15 gün sonra İngiltere İskenderiye'yi bombaladı. Bu çalışmanın ilgili başlığına bkz.

61            Moritz Busch, Bismark: Some Secret Pages of His History, Londra; MacMillan and Co. Ltd., 1898, III/51-53.

62            E. Baring, a.g.e., I/303.

63            Prince Hohenlohe, a.g.e., II/291.

64            İrade Mısır, 1029.

65            Bu amaçlar Osmanlı devlet adamları tarafından tahmin ediliyordu. Bkz; "Mabeyn'den Derviş Paşa'ya", YEE, 122/5, s. 70b. Numara: 43

66            YEE, 122/5, s. 76a.

67            Zekeriya Kurşun, Küçük Mehmet Sait Paşa-Siyasi Hayatı, İcraat ve Fikirleri 1838-1914, (basılmamış doktora tezi), s. 40-41; İ. H. Danişmend, a.g.e., VI/-91.

68            Said Paşa, a.g.e., I/79.

69            Osmanlı Devleti'ne 15 Temmuz 1882 tarihinde verilen bu notanın Fransızca aslı için bkz; Said Paşa, a.g.e., I/342.

70            İrade Mısır, no. 1041.

71            Said Paşa, a.g.e., I/79.

72            İrade Mısır, no. 1044.

73            İrade Mısır, no 1073.

74            Asım Paşa'nın Konferansta üye olarak Osmanlı Devleti'ni temsil etmesini Sadrazam Said Paşa önerdi. Bkz; İrade Mısır, 1039.

75            Bu konuda Sadrazam Said Paşa'nın düşüncesi için bkz; YEE, 124/45.

76            Söz konusu diplomatik geleneklere göre, Konferansın başkanlığı, toplantının yapıldığı ülkenin dış işleri bakanına aittir.

77   İrade Mısır, no 1039.

78            Konferansın bundan sonraki seyrinin zabıtları birkaç defterde toplanmıştır. Bunlardan biri BOA, YEE, 122/6'da kayıtlı defterdir. Toplam 277 sayfa olan bu defterin yaklaşık 200 sayfası boştur. Bir diğer defter ise BOA, YEE Defterleri, 1184'te kayıtlıdır. Konferansın Said Paşa başkanlığında toplanması hakkında bkz; BOA, YEE, 122/6, s. 2; BOA, YEE Defterleri, 1184, s. 1.

79            BOA, YEE, 122/6, s. 2-4.

80            Said Paşa, a.g.e., I/780.

81            BOA, YEE, 122/6, s. 5-7.

82            BOA, YEE Defterleri, 1184, s. 4-6.

83            Metnin tamamı için; 12 Ramazan 1299/27 Temmuz 1882, "İkinci İctima'ı", BOA, YEE, 122/6, s. 9-11.

84            İngiltere'nin gizli bir amaç peşinde olduğuna dair hariciye nazırı Said Paşa'nın tespitleri için: bkz. 18 Ramazan 1299/2 Ağustos 1882, "Üçüncü İctima'ı", BOA, YEE, 122/6, s. 16-17.

85            Bu görüş Said Paşa tarafından zabıtlara geçirildi: ". Mısırca Devlet-i Aliyye'nin sıfat ve vazîfe-i hükümdârîsine müterettib olan müdâhalât-ı askeriyeyi İngiltere'nin red ve men' ile bu vazîfeyi kendüsünün ihtisâs etmesi gibi zarar ve hatarı azîm ve cesîm olan bir hâli bertaraf. " Bkz; BOA, YEE, 122/6, s. 17.

86            Adı geçen ülkelerin temsilcileri tarafından kaleme alınan kararın tercümesi: "Bâbıâlî Mısır'da icrâ-yı müdâhale-i askeriye içün fî 15 Temmuz sene 882 târîhli müttehidü'l-meâl nota ile kendüsüne vuku' bulan da'veti ve mezkûr notada ta'dâd olunan fıkarât ve şerâiti kabûl eder". Bkz; BOA, YEE, 122/6, s. 19.

87            21 Ramazan 1299/5 Ağustos 1882, BOA, YEE, 122/6, s. 22.

88            24 Ramazan 1299/8 Ağustos 1882, BOA, YEE, 122/6, s. 24.

89            BOA, Y. A. Res., 17/17.

90            1 Şevval 1299/15 Ağustos 1882, BOA, YEE, 122/6, s. 38.

91            Ramazan Yıldız-Atilla Çetin, Sultan II. Abdülhamid Han, Devlet ve Memleket Görüşlerim, İstanbul; Çığır Yayınları, 1976, s. 178.

92            Said Paşa, a.g.e., I/81-82.

93            II Abdülhamid burada 4 bin askerden bahsetmektedir. Oysa yukarıda geçtiği gibi Mısır'a gönderilecek Osmanlı askeri hakkında, 5-6 bin rakamında uzlaşma sağlanmıştı. Bu konuda II. Abdülhamid yanılmaktadır. Ancak bu yanılma, İngiltere'nin asıl amacını tahlil etmek konusunda, II. Abdülhamid'in tespitlerini zayıflatacak nitelikte değildir. II. Abdülhamid'e göre İngiltere'nin bundan amacı, Osmanlı Devleti'nin merkezi kuvvetini zayıflatarak İstanbul'da bir devrim yapmaya uygun bir zemin bulmaktı. Ramazan Yıldız-Atilla Çetin, a.g.e., s. 71-72.

94            A.g.e., s. 71.

95            Bu konudaki Osmanlı tarafının çabaları için bkz; BOA, İrade Mısır, no 1068, 1069 ve 1073. Ayrıca, BOA, YEE, 122/6, s. 44, 50-55.

96            BOA, YEE, 122/6, s. 60.

97            BOA, YEE, 122/6, s. 65.

98            BOA, YEE, 122/6, s. 66.

99            BOA, YEE, 122/6, s. 69-75.

100        BOA, YEE, 122/6, s. 59-60.

101        BOA, YEE, 122/6, s. 60.

102        James Hubbard Goode, a.g.e., s. 96.

103        BOA, YEE, 122/6, s. 60.

104        BOA, YEE, 122/6, s. 60.

105        George Wasburn, Fifty Years in Constantinople; and Recollections of Robert College, Boston-New York; Houghton Miflin Company, 1909, s. 171.

106        Said Paşa, a.g.e., I/82-83.

107        Urabi Paşa, Hidiv'in bu tavrını şiddetle kınayarak onu vatan haini olmakla suçladı. Bkz; Muhammed, Cemal Abdulhadi-Leben, Ali Ahmed-Rif'at, Vefa Muhammed, Mısr, Beyn el-Hilâfet el-Osmâniyye ve'l-İhtilâl el-İngilizî, Münzü Muhammed Ali ve Hattâ Ahdi Muhammed Tevfik, Kahire, Tarihsiz, s. 121.

108        Sadrazam Said Paşa, bu askeri mukavelenin Osmanlı temsilcileri tarafından imzalandığını ileri sürüyor. Hatta bu mukaveleye dair Osmanlı Devleti'nin son tekliflerini hazırladığını ve büyük ölçüde bu tekliflerin İngiltere tarafından kabul gördüğünü iddia ediyor. Karşılaştırarak bkz; Said Paşa,a.g.e., I/82; YEE, 122/6, s. 38-43.

109        BOA, İrade Mısır, no. 1076; Bundan önce İngiltere tarafından teklif edilen mukavele metni için bkz; BOA, YEE Defterleri, 1184, s. 12.

110        Said Paşa, a.g.e., I/82; Rağıb Raif-Ahmed Rauf, a.g.e., s. 78.

111        YEE, 122/6, s. 65.

112        Rağıb Raif-Ahmed Rauf, a.g.e., s. 79.

113        Kamil Paşa, Kamil Paşa'nın Siyasi Hatıratı, İstanbul 1329, s. 14-15.

114        YEE, 122/6, s. 77-78.

115        Bilal N. Şimşir, "1878-1918 Yıllarında Türk-Rus İlişkileri", Türk-Rus İlişkilerinde 500 Yıl, 1491-1992, Ankara; 12-14 Aralık 1992, Ankara; TTK, 1999, s. 149.

116        Elbert E. L. L. D. Farman, a.g.e., s. 145. Abdülhamid şehzade iken Sultan Abdülaziz'in Mısır seyehatine katılmıştı. Bu yüzden Mısır'ın adet ve geleneklerini yakından biliyordu. Bu konuda bkz; Nurullah Berberoğlu, Abdülaziz'in Mısır ve Avrupa Seyehatleri (1863-1867), İstanbul Üniversitesi, (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi), İstanbul 1944.

Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv     
4126 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın