• Anasayfa
  • https://www.facebook.com/tarihtarihcemiyeti/
  • https://twitter.com/ttcemiyeti
  • https://www.instagram.com/tarihtarihcemiyeti/
Mustafa Kemal Paşa'nın İttihatçılığı / Prof. Dr. E. Semih Yalçın

Osmanlı Devleti'nin çöküş dönemine girmesiyle birlikte başlayan ve kurtuluşun çaresi olarak düşünülen Islahat hareketleri, özellikle Tanzimat'ın ilânı, ülkeye batılı fikirlerin girmesine ve gelişmesine yol açmıştı. Bununla birlikte basının da gelişmesi sonucu, 1860'lı yıllardan itibaren İmparatorluk bünyesinde birbirlerinden haberdar olan ve kuvvet alan bir muhalif aydın kesim ortaya çıkmıştır. Devletin kurtuluş çaresinin meşrutiyet rejiminde saklı olduğunu düşünen gerek Genç Osmanlı, gerekse Jön Türk hareketi, bu muhalif aydın kesimin tepkileri sonucu oluşmuş birer siyasî hareket özelliğini taşır. Bu kesimin çabalarıyla 23 Aralık 1876'da Osmanlı Kanun-i Esasî'si ilân edilmiş ve I. Meşrutiyet Dönemi başlatılmıştır.

Fakat bu dönem oldukça kısa sürmüş, 14 Şubat 1878'de Meclis-i Mebusan tatil edilerek Kanun-ı Esasî askıya alınmıştır. Bundan sonra 30 yıl boyunca Osmanlı aydınları, Meşrutiyet'in tekrar ilânı için çalışmışlar, bunun için gizli dernek ve cemiyetler kurmuşlardır. Bu işte en faal coğrafya Balkanlar olmuştur. Balkanla'rın Avrupa'ya yakınlığı, buradan gelen fikirlerden ilk etkilenen bölge olmasını sağlamıştır. Ayrıca Balkanlar'la ilgilenen batılı devletler tarafından bu bölgede yaşayan gayrimüslim milletlerin ayrılıkçı hareketleri aşırı derecede desteklenmiştir.

Özellikle Selânik, Bizans'tan beri en önemli merkez durumundadır. Şehir; değişik fikirlerin, siyâsi hâdiselerin meydana geldiği, aynı zamanda ticarî alanda ağırlığı olan bir liman şehridir. Selânik ayrıca ordu merkezidir ve her konuda geniş bir etki alanı vardır. Nüfusun büyük çoğunluğu ise Türk'tür.1 Bu coğrafyada Balkan Türklüğünün verdiği mücadele çok yönlü olup iktisadî gücü; sosyal yapısını ve politik ağırlığını koruma mücadelesi içerisindedir. Bununla birlikte Selânik'in sahip olduğu gerek tarihî miras, gerekse toplumsal değerler tehdit altındadır.

Böyle bir ortamda Selânik'te doğup büyüyen Mustafa Kemal Paşa da devletin içinde bulunduğu durumla ilgilenmiş, devletin kurtuluşu için çareler aramış; mevcut siyasî sisteme muhalif aydın kesim arasında yer almıştır. Sadece bu tabloda yer almayan; ancak Osmanlı'dan Cumhuriyet'e geçişte fevkalâde önemli rol oynayan ve yeni devletin tesisinde liderlik görevini üstlenen Mustafa Kemal Paşa'nın Meşrutiyet Dönemi'ndeki faaliyetleri bu anlamda düşünüldüğünde daha da önem kazanmaktadır. Özellikle onun yeni Türk devletinin doğuşu arifesinde yer aldığı siyasî ve sosyal alandaki yapılanmalar ilgi uyandırmaktadır. Bu konular içerisinde en fazla dikkat çeken husus ise, döneme damgasını vuran İttihat ve Terakki Partisi ile Mustafa Kemal Paşa'nın ilişkisi ve kendisinin bir ittihatçı olup olmadığı meselesidir. Mustafa Kemal Paşa'nın ittihatçılığı meselesi üzerine bugüne kadar yayımlanmış çeşitli çalışmalar bulunmaktadır.2 Mevcut ciddî ve kıymetli araştırmalara bir katkı niteliğindeki bu çalışmanın amacı; meseleyi tahlilî bir üslûpla ve tarihî perspektifle ortaya koyma çabasından ibarettir.

 

Mustafa Kemal'in Gizli Cemiyetler İçinde Yer Alması


1876'da ilân edilen Kanun-ı Esasî'nin yeniden yürürlüğe konması, Osmanlı Devleti'nin bünyesinde barındırdığı çeşitli milletlerin temsil edileceği meşrutî idare tarzı, asker-sivil aydınların ortak istekleriydi. Meşrutî idareye her meseleyi çözecek sihirli bir güç ve sistem olarak bakılıyordu. Sultan Abdülhamit yönetiminin düşürülmesi dolayısıyla, özgürlüklerin sağlanacağı ve devletin bütün unsurlarının eşit olacağı bir siyasî yapıda bunalımların atlatılacağı görüşü hâkimdi. Fakat yeni sistemin devleti düzenleyecek somut bir programı yoktu.

Aydın kesimin, ideallerinin bu denli mükemmel olmasına rağmen, devletin içinde bulunduğu sosyal, siyasî ve iktisadî meselelerin detay ve derinliğinden aydınların pek haberdar olmadıkları da göz ardı edilemeyecek bir gerçektir. Bu dönemde Genç Türk hareketi radikallikten yoksun, daha çok romantik bir yapı arz etmekteydi. Temel düşünce; Tarık Zafer Tunaya'nın da belirttiği gibi "Bu devlet nasıl kurtulur?" sorusu çerçevesinde şekillenmekteydi. İstekleri sadece anayasal bir sistemin egemen olmasıydı. Bu sıralarda saltanatı kaldırmak gibi bir düşünce ortada yoktu veya en azından şimdilik ifade edilmiyordu.3

Bu temel çıkış noktalarından hareket eden Genç Osmanlıların teşkilâtlanmasındaki başarısızlığı sonucunda, aynı hedeflerle ortaya çıkan Genç Türkler grubu, 1889 yılında, İttihat ve Terakki Cemiyetini kurmuştur. Cemiyetin kurulmasına öncülük eden İbrahim Temo, Abdullah Cevdet, İshak Sukutî ve Mehmet Reşit; birkaç yıl içinde başta Askerî Tıbbiye olmak üzere diğer okullarda hücreler kurmuş bulunuyorlardı. Kısa zamanda İmparatorluğun sınırları içinde memur ve asker arasında ciddî bir güç hâline geldiler. Ancak İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin 1896 yılının Ağustos ayındaki hükümet darbesi girişimi başarısızlıkla sonuçlanmış; mevcut yönetim daha hızlı hareket ederek Cemiyetin üst düzey yöneticilerini tutuklamış ve sürgüne yollamıştır. Dolayısıyla Osmanlı sınırları içinde Cemiyetin üst yapısı tamamen yok edilmiştir. Bu gelişmeden sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti yönetimi yurt dışında odaklanmaya başladıysa da kendi içindeki bölünmeler Cemiyetin gücünü yitirmesine sebep olmuş; dolayısıyla 1908 Meşrutiyeti'nin ilânında yurt dışındaki İttihatçıların fazla rolleri olmamıştır.

1900'lü yıllarda İmparatorluğun çeşitli vilâyetlerinde, yurt dışında faaliyet gösteren İttihat ve Terakki Cemiyeti'nden ayrı, aynı ideallerle hareket eden; fakat İttihat Terakki ismini taşımayan birtakım gruplar varlıklarını devam ettirmiştir. 1896 yılındaki tasfiye bu gruplara fazla zarar vermemiş, sadece aralarındaki irtibatın kesilmesine sebep olmuştu. 1903 yılından itibaren bu tür grupların, yurt dışındaki İttihat ve Terakki Cemiyeti'nden bağımsız olarak faaliyetlere giriştiği kaynaklarda yer almaktadır. 1905 yılına gelindiğinde ise yurt içinde gizli olarak çalışan gruplar için en müsait ve faal coğrafya Makedonya ve bu bölgedeki Üçüncü Ordu olmuştur.

İmparatorluğun sınırları dâhilinde gizli faaliyetleri organize edenlerin; İttihat ve Terakki Cemiyeti ruhuna sahip olduğunu tereddüt etmeksizin söylemek mümkündür. Hüseyin Cahit Yalçın'ın belirttiği gibi: "Memlekette bir İttihatçılık ruhu vücut bulmuştu. Bu, âdeta mistik bir nüfuzdu. Vatan aşkı etrafında bütün fedakârlıkları, feragatleri topluyor ve aynı ideal uğrunda birleşenleri kuvvetli bir tesanüt hissi içinde tek bir vücut hâline getiriyordu".4


Bu tür bir ruh anlayışı ile hareket eden İttihatçıların, çoğunluğunun Osmanlı milliyetçisi olduğu söylenebilir. Bu arada, İttihatçıların çoğunlukla asker olduğu da düşünülürse, Türk unsuru ekseriyetine dayanan bir kısım asker aydın kesimin, uzun vadede Osmanlılık fikriyatını Türk milliyetçiliği için araç olarak görmüş oldukları anlaşılmaktadır. Mustafa Kemal ve arkadaşlarının pozisyonlarını bu kompozisyon içinde değerlendirdiğimizde, onların Genç Türklerin halefi5 ve ileride Türklüğün kurtuluşunu Misak-ı Millî sınırları içinde bir çözüm temeline oturtabilen grup olduğu görülür.

İşte böyle bir siyasî ve sosyokültürel ortamda Mustafa Kemal'in Harp Okuluna girişiyle birlikte sistemle hesaplaşması başlar. Mevcut sistemi sorgulayarak Türk toplumu adına istikbalde gerçekleşmesini arzuladığı değişimlerin fikrî temellerini zihninde hazırlar ve mefkurelerini çevresiyle tartışmaya başlar.6 Mustafa Kemal'in bu dönemdeki çevresi, 1899 yılında girdiği Harp Okulu öğrencileridir.7 Arkadaşları, daha çok Manastır İdadîsi'nden gelen kişilerdi.8 Mustafa Kemal'in hocaları ise; Necip Asım (Yazıksız), Rahmi Paşa, Fazıl Bey, Osman Efendi ve Naci (İldeniz) Bey gibi dönemin seçkin kişileriydi.9

Harp Okulunu 1902'de bitiren ve kurmay sınıfına seçilerek Harp Akademisi (Erkân-ı Harp) ne başlayan10 Mustafa Kemal, siyasetle aktif bir şekilde uğraşmaya bu dönemde başlamıştır. Hürriyetçi fikirlerini Harp Okulu öğrencilerine aşılamak için İsmail Hakkı, Ömer Naci, Ali Fuat (Cebesoy) gibi bazı arkadaşlarıyla birlikte el yazısıyla bir dergi çıkartmıştır.11 Asım Gündüz, Mustafa Kemal'in faaliyetleri için; "...bizler vatan, millet ve Türklük fikirlerini ilk defa Harp Akademisi yıllarında ondan duymuştuk."12 demektedir.

Ali Fuat Cebesoy, hatıratında grubun liderinin Mustafa Kemal olduğunu söylemektedir. Mustafa Kemal liderliğinde hareket eden grubun çalışmaları kısa bir süre sonra ihbar edilmiştir. Dersliklerin birinde Okul Nazırı Ali Rıza Paşa tarafından suçüstü yakalanmışlar; ancak yine Ali Rıza Paşa'nın inisiyatifiyle ceza almaktan kurtulmuşlardır.13 İnkılâp tarihimizin kaynakları incelendiğinde Mustafa Kemal'in Harp Akademisi'nde başka bir vukuatına rastlanmamaktadır. Ancak Akademi'yi bitirir bitirmez tutuklanmıştır.

 

Vatan ve Hürriyet Cemiyeti Kuruluyor

Mustafa Kemal'in Harp Akademisi'nden mezun olduğu tarih 11 Ocak 1905'tir.14 Mustafa Kemal'in tutuklanması da hemen bu tarihten sonradır. Mezuniyetten sonra tayin olunacakları ordunun belli olacağı tarihe kadar oturmak üzere birkaç arkadaşıyla birlikte İstanbul'da bir ev tutmuşlar, burada toplantılar yaparak rejimi tartışmışlardır. Fakat onlar yine ihbar edilmişler ve silâhlı komite kurmak ve II. Abdülhamit'e suikast hazırlamakla suçlanmışlardır. Yapılan soruşturmalar sırasında Mustafa Kemal ve arkadaşlarının askerlikten atılmaları hatta sürgüne gönderilmeleri gündeme gelmiştir. Fakat yalnızca bir kınama cezası alarak bir aylık bir tutukluluktan sonra serbest bırakılmışlar15 ve tayinleri yapılmıştır.


O dönemde yeni mezun olmuş subaylar genellikle Rumeli'deki ordulara gönderilirken Mustafa Kemal ve arkadaşları için durum biraz farklı olmuş, aralarında anlaşmalarına rağmen tayinleri II ve III. Ordu yerine Erzurum'daki IV. Ordu ve Şam'daki V. Ordu'ya yapılmıştır. Mustafa Kemal, Ali Fuat ve Müfit (Özdeş) Şam'a gönderildi. Mustafa Kemal, rejime karşı tutumu nedeniyle devamlı gözaltında bulundurulması kaydıyla Şam'a gönderilmişti.16

Bu tarihe kadar hiçbir cemiyete üye olmayan, Mustafa Kemal'in mevcut rejime karşı çalışmaları Şam'da daha belirgin bir şekilde ortaya çıkmıştır. Mustafa Kemal, Şam'a gittikten sonra ordu kumandanlarından Lütfi Bey aracılığıyla Mustafa (Cantekin) isimli bir tüccarla tanıştı.17 Bu kişi, İstanbul'da Askerî Tıbbiye öğrencisi iken 1900 yılında rejime karşı davranışlarından dolayı tutuklanmış, 3 yıl kalebentliğe mahkûm edilmiş, 1903 yılında da Şam'a sürgüne gönderilmişti. Dr. Mustafa faaliyetlerine burada da devam etmişti. Mustafa (Cantekin), arkadaşlarından Albay Lütfi, Doktor Yusuf, Eczacı Reşit Tahsin, Veteriner Mehmet, Kimyacı Hüseyin, Kâzım Bey ve tüccardan Mahmut Beyler ile "Vatan" adında bir cemiyet kurmuş;18 muhtemelen 1905 yılının Haziran ile Ekim ayı arasında bir tarihte de Mustafa Kemal arkadaşı Müfit ile beraber bu Cemiyete katılmıştır.19 Başlangıçta Cemiyetin başkanlığını Lütfü Bey yapmasına rağmen onun faaliyetlerden çekilmesi sonucu yönetim tamamıyla Mustafa Kemal'e kalmıştır.20 Mustafa Kemal'in katılmasından sonra Cemiyet "Vatan ve Hürriyet" adını almış ve bu isimle anılmıştır.

Bu tespit, Mustafa Kemal'in çeşitli zamanlarda yayımlanmış hatıraları dışında önemli bir kaynak tarafından da doğrulanmaktadır. Osmanlı ordusunda görev yapmış Alman generallerinden biri olan Imhoff'un 1913'te yazmış olduğu makale, Mustafa Kemal ünlü olmadan çok önce yazılmıştır. Makalede, Şam'da ilk askerî örgütün Hacı Mustafa adında biri tarafından kurulduğu daha sonra Mustafa Kemal'in Selânik'te örgütün bir şubesini açtığı bildirilmektedir.21

Mustafa Kemal; Cemiyetin yönetimini üstlenmesinden sonra Suriye ve çevresinde hızlı bir şekilde teşkilâtlanma çalışmalarına başladı. Özellikle Yafa, Beyrut ve Kudüs'e giderek Cemiyetin şubelerini kurmaya çalıştı. Ancak Mustafa Kemal Yafa'da bazı başarılar elde ettiyse de, Suriye'deki çalışmaları istenilen düzeye ulaşamadı.22

O dönemde Suriye, bu tür faaliyetlerin kolayca yaygınlaşabileceği bir bölge değildir. Buna karşın Makedonya (Rumeli) hürriyet fikirlerinin kolayca yayıldığı ve taraftar bulduğu coğrafyadır. II. Abdülhamit Dönemi'nde askerî okullardan mezun olan genç subaylar genellikle bu bölgeye gönderilirlerdi. Bu bölgeden Avrupa ile temas oldukça kolay olduğu için genç subaylar hürriyet, meşrutiyet, milliyetçilik gibi fikirlerden daha çok etkilenmişlerdi. Mustafa Kemal de bu durumun farkındadır ve teşkilâtını yaygınlaştırmak için Rumeli'ye geçmesi gerektiğini düşünmüş, bölgesinden uzaklaşması yasak olduğu hâlde Mısır ve Yunanistan üzerinden Selânik'e kaçak olarak gitmiştir.23

Mustafa Kemal Selânik'te dört aylık bir rapor almayı başarmış ve burada bulunduğu Şubat-Mayıs 1906 tarihleri arasında Vatan ve Hürriyet Cemiyeti'nin bir şubesini açmak için çalışmalar yapmıştı. Sonunda Harbiyeden sınıf arkadaşı Ömer Naci ile yine sınıf arkadaşları Hakkı Baha (Pars), Hüsrev Sami (Kızıldoğan), Selânik'teki Askerî Okul Müdürü Bursalı Mehmet Tahir, Selânik'teki Muallim Mektebi Müdürü İsmail Mahir ile birlikte Cemiyetin Selânik şubesini kurmuştur.24 Verilen bu isimler, Mustafa Kemal'in 1922 tarihli mülakâtında yer almaktadır.25 Ancak Hüsrev Sami Kızıldoğan, makalesinde Mehmet Tahir ve İsmail Mahir'den hiç bahsetmezken onların yerine Mustafa Necip'in26 ismini zikretmektedir. Afet İnan ise makalesinde Mustafa Necip'ten bahsetmemektedir.27 Cemiyete daha sonraki bir tarihte, ileride Osmanlı Hürriyet Cemiyeti ile münasebeti sağlayacak olan Mustafa Kemal'in Fransızca Öğretmeni Naki (Yücekök) Bey de katılmıştır. Mustafa Kemal'in Cemiyetin ilk kurucuları ile olan ilişkilerinin seyrini daha sonraki dönemlerde incelediğimizde bunların kendisine çok yakın olan isimlerden meydana geldiği görülür. Dolayısıyla Mustafa Kemal'in verdiği isimlerin doğruluğu kuvvetle muhtemeldir.

Cemiyetin Selânik şubesinin açılışında Mustafa Kemal, ".ben Suriye'de bir Cemiyet kurdum. İstibdat ile mücadeleye başladık. Buraya da bu Cemiyetin esasını kurmaya geldim."28 demekle, Selânik'i bir mekân olarak seçmiş olduğunu ve bu bölgedeki ihtilâlci cemiyetlerin ilkinin meydana getirilişini vurgulamaktadır. Dolayısıyla Mustafa Kemal Selânik'te gizli teşkilât kuran ilk kişidir. Bu teşkilâtın ilk olmasına rağmen 1908 ihtilâlinin hazırlayıcısı ve öncüsü olduğu söylenemez. Çünkü 1908 hareketinde Enver ve Talat Paşalar daha ön plânda yer alacaklardır.

Bu arada, Mustafa Kemal'in Şam'daki görevinin devam etmesi ve İstanbul'da bu yönde gelişmelerin olması onun kısa bir süre sonra Selânik'ten ayrılmasını zorunlu kılacaktır. Çünkü İstanbul'dan kendisinin Selânik'te olduğunu öğrenenler olmuş, soruşturma başlatılmıştı.29 Böylece Mustafa Kemal'in başladığı iş yarım kalmış ve Mayıs 1906'da Suriye'ye dönmüştür.30

Mustafa Kemal'in dönüşünden sonra Cemiyetin Selânik şubesi de hiçbir ciddî faaliyet gösterememiştir. Vatan ve Hürriyet Cemiyeti Selânik'te kurulmuş olan bu tür cemiyetlerin ilkidir. Vatan ve Hürriyet Cemiyeti faaliyetlerindeki başarısızlığına rağmen mevcudiyetini Osmanlı Hürriyet Cemiyetinin ortaya çıkışına kadar devam ettirmiş; varlığını kendi iradesiyle ilga yoluna gitmemiştir.

 

Osmanlı Hürriyet Cemiyeti'nin Kuruluşu

 

Çalışmanın başlangıcında da belirtildiği gibi Makedonya'da Mustafa Kemal ve arkadaşlarından başka ihtilâlci fikirler ve İttihatçı ruha sahip kişiler dağınık da olsalar varlıklarını devam ettirmekteydiler. Bu tür kişilerden oluşan bir grup, Talat (Paşa) Beyin liderliğinde yeni bir teşkilâtlanma çalışması başlatmışlardı. Bu çalışmalar sonrasında Selânik'te Talat (Paşa), Mehmet Şükrü (Bleda), Mustafa Rahmi (Evranos) ve İsmail Canbulat'tan ibaret bir arkadaş grubu oluştu. Grup, 1906 yılı yazından itibaren yeni bir gizli cemiyet kurma imkânını araştırdılar. Bu sırada Naki Bey vasıtasıyla Vatan ve Hürriyet Cemiyeti'nin varlığını öğrenmişler ve Vatan grubu üyeleriyle iş birliği yapmışlardır.31

Nihayet Eylül 1906'da on kişinin bir araya gelmesiyle Osmanlı Hürriyet Cemiyeti kuruldu.32 Osmanlı Hürriyet Cemiyetinin kurucuları Bursalı Tahir, Naki, Talat, Mithat Şükrü, Rahmi, Ömer Naci, Kâzım Nami, İsmail Canbolat, Hakkı Baha, Edip Servet idi.33 Dikkat edilecek olursa Bursalı Tahir, Ömer Naci, Hakkı Baha ve Naki Bey Vatan ve Hürriyet Cemiyeti üyeleridir. Daha doğrusu Osmanlı

Hürriyet Cemiyeti, Vatan ve Hürriyet Cemiyeti'nin attığı temeller üzerine kurulmuştur.Şam'da bulunan Mustafa Kemal'in Osmanlı Hürriyet Cemiyeti'nin kuruluşundan haberi olmamış, arkadaşları ona yeni cemiyetin kuruluşu ile ilgili bilgi verme gereği duymamışlardır. Bunun sebebini faaliyetlerin gizliliğinden dolayı haberleşme imkânının sınırlı olmasından kaynaklanmış olabileceği ihtimaliyle açıklamak mümkündür.

Tarık Zafer Tunaya, Uluğ İğdemir ve Hüsrev Sami Kızıldoğan eserlerinde Osmanlı Hürriyet Cemiyeti'nin varlığından bahsetmeksizin Vatan ve Hürriyet Cemiyeti'nin doğrudan İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne dönüştüğünü yazmakta veya bu izlenimi vermektedirler. Enver Behnan Şapolyo ise, İttihat ve Terakki Cemiyeti ile önce Vatan ve Hürriyet Cemiyeti'nin birleştiğine ve sonra da bu ittifaka Osmanlı Hürriyet Cemiyeti'nin katıldığını ifade etmektedir.34 İsabetli olmayan bu tespitlerin Mustafa Kemal'i Selânik'teki faaliyetlerde ön plana çıkarma arzusundan kaynaklandığı kanaatindeyiz. Ancak bu tarz yaklaşıma gerek yoktur. Çünkü ister Osmanlı Hürriyet Cemiyeti adıyla bir cemiyet olmaksızın Vatan ve Hürriyet Cemiyeti'nin İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne dönüştüğü tezi doğru olarak kabul edilsin; isterse Vatan ve Hürriyet Cemiyeti'nin Osmanlı Hürriyet Cemiyeti'ne katılmasından sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin ortaya çıktığı tezinin gerçek olduğu varsayımıyla hareket edilsin, Mustafa Kemal, Selânik'te bu tür faaliyetlere öncülük eden ilk isimdir.

Aynı konuya değinen Ramsaur, Osmanlı Hürriyet Cemiyeti'nin kuruluşunu Vatan Hürriyet Cemiyeti'nin tümüyle ortadan silinmesi gibi farklı ve pek isabetli olmayan bir tarzda açıklamaktadır. Bu tür yaklaşım tarzı Osmanlı Hürriyet Cemiyeti'nin kurucuları arasındaki Vatan ve Hürriyet Cemiyeti mensuplarının mevcudiyetini görmemezlikten gelme anlamına gelmektedir.35 Fethi Tevetoğlu ise "Ömer Naci" adlı eserinde bir zamanlama hatası yaparak Selânik'te Osmanlı Hürriyet Cemiyeti'nin Vatan ve Hürriyet Cemiyeti'nden daha önce açıldığını söylemektedir.36 Hâlbuki Mustafa Kemal Vatan ve Hürriyet Cemiyeti'ni 1905 yılının Haziran ayından sonra kurmuş olmalıdır. Çünkü kendisine Dr. Mustafa'yı tanıştıran Lütfi Bey ile Dürzîler üzerine yapılan bir harekâtta karşılaşmışlardır.37 Genelkurmay Harp Tarihi Dairesi'nce tespit edilen Atatürk'ün Askerlik Biyografisi'nde "11 Mart 1905'te Havran ve Kuneytara bölgelerindeki Dürzîlerin hükümet kanunlarına karşı koymalarını tenkile me'mur birliklerle bu harekâta katıldı." denilmektedir.38 Dolayısıyla Mustafa Kemal'in Dr. Mustafa ile karşılaşması ve Vatan ve Hürriyet Cemiyeti'ne katılması Mart 1905'den sonra olmalıdır. Mustafa Kemal, Cemiyetin Selânik şubesini kurmak için bu şehre 1905 sonunda veya 1906 başlarında gelmiş olmalıdır. Çünkü Mustafa Kemal Suriye'ye dönmek zorunda kalınca Akabe Harekatına katılmıştır. Akabe Harekâtı da Aralık 1905 ile Ekim 1906 tarihleri arasında yapılmıştır.39 Ayrıca Mustafa Kemal'in Selânik'ten döndükten bir iki ay sonra çektirmiş olduğu 15 Temmuz 1906 (2 Temmuz 1322) tarihli40 fotoğraf onun dönüş tarihinin Mayıs ayında olduğu anlamına gelmektedir. Ayrıca Mustafa Kemal'in Selânik'te en fazla dört ay kaldığı bilinmektedir. Çünkü, dört aylık bir sağlık raporu almıştı. Bu da göstermektedir ki Mustafa Kemal Şubat 1906'da Selânik'e gitmiştir. Vatan ve Hürriyet Cemiyetinin Selânik şubesinin açılış tarihi Şubat-Mayıs 1906 tarihleri arasındadır. Oysa Osmanlı Hürriyet Cemiyeti, bilinmektedir ki; Eylül 1906'da kurulmuştur. Bu kronolojik sıra ve somut bilgilere göre Vatan ve Hürriyet Cemiyeti'nin Selânik şubesi Osmanlı Hürriyet Cemiyeti'nden dört beş ay önce açılmış olduğu sonucuna varmak mümkündür.


Osmanlı Hürriyet Cemiyetinin Vatan ve Hürriyet Cemiyeti'nden önce Eylül 1906 yılında kurulduğunu doğrulayan diğer kaynak da 1912 yılında yayımlanmış "Yeni Usul Talim-i Kıraat" adlı bir ders kitabıdır. Faik Reşit Unat'ın ortaya çıkardığı bu kitabın beşinci cildinde İttihat ve Terakki'den bahsedilmektedir. Bu kitapta 1889'da kurulan İttihat ve Terakki Cemiyeti anlatıldıktan sonra şöyle denilmektedir; "Bunun üzerine eski Hürriyet Cemiyeti azasından on zat birer suretle tanışarak görüşerek esas bir teşkilât yapmaya karar verdiler. Uzun uzun münakaşalardan sonra merkez-i umumî Selânik'te olmak üzere Osmanlı Hürriyet Cemiyeti'ni büsbütün yeni bir tarzda vücuda getirdiler...".41

Bu kitabın 1912 yılında yayımlanması eserin objektif bir kaynak olduğunu göstermesi bakımından önemlidir. Eserde bahsedilen olaylar ile Mustafa Kemal'in Afet İnan'a anlattığı ve Belleten'de yayımlanan hatıralarında yer alan olaylar bir birbiriyle örtüşmektedir. Dolayısıyla Osmanlı Hürriyet Cemiyeti'nin Selânik'te ihtilâlci bir örgüte öncülük etmiş olması açılışından bu Cemiyetin ilk temelini atan kişinin Mustafa Kemal olduğu bir gerçektir. Ancak daha ileri giderek onun bir lider olarak II. Meşrutiyet'in hazırlayıcısı olduğunu iddia etmek ise abartılı bir yaklaşım tarzı olacaktır. Çünkü kendisi Vatan ve Hürriyet Cemiyeti'nin Selânik şubesini kurup Suriye'ye döndükten sonra bu şube bir faaliyet gösteremeyip dağılmış, dolayısıyla olayların kontrolü de Mustafa Kemal'in inisiyatifinden çıkmıştır.

 

Vatan ve Hürriyet Cemiyeti'nden, İttihat-Terakki'ye

 

Ahmet Bedevî Kuran'ın, Paris'ten Selânik'te bulunan Hatip Naci (Ömer Naci) veya Hüsrev Sami (Kızıldoğan) Bey'e yazdığı 6 Ağustos 1906 tarihli mektup İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin yurt içindeki gizli gruplarla ilişkilerinin başladığı dönemi göstermesi bakımından önemlidir. Burada merkezi Paris olan İttihat ve Terakki Cemiyetinin Selânik'te bir şubesinin kurulması istenmektedir.42 Bu tarihte henüz İttihat ve Terakki'nin Selânik'te bir şubesi yoktur. Bunun yanı sıra Osmanlı Hürriyet Cemiyeti de kurulmamıştır. İlginç olan mektubun Vatan ve Hürriyet Cemiyeti üyelerine gönderilmiş olmasıdır. Bu da göstermektedir ki Paris'teki İttihat ve Terakkinin dolayısıyla da Mustafa Kemal'in faaliyetlerinden haberdardır.

Osmanlı Hürriyet Cemiyeti, kuruluşundan kısa bir süre sonra, hızla gelişen yer altı çalışmaları sonunda kök salmış ve yayılmıştı. O kadar ki, "Rumeli'de İttihatçı olmayan tek subay bulmak imkânsız", hâle gelmişti. Cemiyet, Abdülhamit rejimine karşı hürriyetçi bir akımın başeylemcisi olmuştu.43 Osmanlı Hürriyet Cemiyetinin büyümesi yeni teşkilâtlanmaların oluşumunu hızlandırdı ve Enver Bey Cemiyet'in Manastır şubesini, Sahip Molla ise İstanbul şubesini faaliyete geçirdi. Mart 1907'ye gelindiğinde, Talat Bey ve Cemiyet'in diğer ileri gelenlerinin isteği üzerine Hüsrev Sami ve Ömer Naci Beyler Paris'e gönderildi. Bunların görevleri; yurt dışındaki muhaliflerden Ahmet Rıza ve Prens Sabahattin ile ilişki kurup Osmanlı Hürriyet Cemiyeti'ne yakın olanlarla birleşme yolları aramak; şayet bu niyet gerçekleşmezse orada bir yayın organı çıkartmaktı. İttihat ve Terakki Cemiyeti ve Osmanlı Hürriyet Cemiyeti yakınlaşması sağlandıktan44 sonra Ahmet Rıza, Dr. Nazım'ı Paris'ten Selânik'e gönderilmesiyle 27 Eylül 1907'de iki örgüt birleşmiştir. Cemiyetin adı Osmanlı Terakki ve İttihat olmuştur.45 Bu isim daha sonra değiştirilerek İttihat ve Terakki adını alacaktır.

İttihat ve Terakki Cemiyeti bünyesinde sağlanan bu birleşme; bölgesel nitelikli, küçük çaplı örgütleri kendi yapısı içine alan bir kaynaşmayı sağlamıştır. Cemiyetin yapısı içine aldığı bir dernek de Şam'da kurulmuş olan Mustafa Kemal Beyin Vatan ve Hürriyet Cemiyeti'dir. Böylece, dıştan içe ve içten dışa gelişen iki akım birleşmiş oluyordu. Birleşme teşebbüsü bir ihtilâl taktiği olarak, 1889'da olduğu gibi, yine Paris'ten geliyordu. Teklif, İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin Heyet-i Aliye'sinde görüşülmüş, gizli oylama sonunda kabul edilmiştir.46

Bu arada Mustafa Kemal Paşa'nın Suriye'de Vatan ve Hürriyet Cemiyeti'nin yayılması hususunda gösterdiği çaba sonuçsuz kalmıştır. Kudüs, Yafa ve Beyrut'taki faaliyetleri Cemiyet teşkilâtının genişlemesine imkân sağlamaması, onda Selânik'e tayin yoluyla gitme düşüncesinin ağırlık kazanmasına yol açmıştır. Gerçekten de Arapça konuşan ve geri kalmış bir Suriye'nin bu tür siyasî ve fikrî faaliyetlerin gelişmesine uygun olmadığı aşikârdır. Mustafa Kemal'i Selânik'e çeken bir diğer sebep de burada kendi geçmişinin olması ve faaliyetleri için gerekli desteği Selânik'te bulma ümididir.

Mustafa Kemal 20 Haziran 1907'de 5. Ordu Kurmay Dairesi'ne kolağası olarak atandı. Fakat arkadaşlarını araya sokarak tayininin 3. Orduya çıkmasını sağladı. Bu tayin 16 Eylül 1907'de gerçekleşti ve tayin olduğu 3. Ordunun merkezi Manastır'da olmasına rağmen Selânik'te kalmaya çalıştı ve bunu başardı.47

Mustafa Kemal Selânik'e geldiğinde Vatan ve Hürriyet Cemiyeti dağılmış48 yerine kuruluşunda kendi arkadaşlarının da yer aldığı Osmanlı Hürriyet Cemiyeti Paris'teki İttihat ve Terakki Cemiyeti'yle birleşmişti. Mustafa Kemal muhtemelen Şubat 1908 tarihinde Hakkı Baha (Pars)'ın evinde Kur'ân ve tabanca üzerine yemin ederek İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne girmiştir.49 Mustafa Kemal'in bu Cemiyete giriş tarihini Kâzım Nami Duru 29 Ekim 1907 olarak verirken50 Kâzım Karabekir Şubat 1908 tarihini vermektedir.51 Ayrıca Kâzım Karabekir, Mustafa Kemal'in bu Cemiyete Ali Fethi (Okyar) Bey'in delaletiyle girdiğini söylerken Fethi Okyar ise, kendisi gibi Mustafa Kemal'in de İsmail Hakkı vasıtasıyla girdiğini belirtmektedir.52 Mustafa Kemal Selânik'te göreve başladıktan sonra II. Meşrutiyetin ilânına kadar Selânik-Üsküp arasındaki Makedonya demir yolu müfettişi olarak görev yapmıştır.53

Mustafa Kemal, Ali Fuad Cebesoy'a "Bu emrivakiyi kabul zorunda kaldım ve ben de İttihadın bir üyesi oldum," demişti. Bu serzenişten de anlaşılacağı gibi farklı ve daha büyük bir cemiyet olmasına rağmen, kurucusu olduğuna inandığı İttihat ve Terakki Cemiyet'ine yeni ve sıradan bir üye gibi katılması Mustafa Kemal'i fevkalâde etkilemiştir. Öyle ki, bu etkinin onda yarattığı olumsuz tavır İttihat ve Terakki Cemiyeti liderleri ile daha sonraki ilişkilerine yansımış; İttihatçılar arasında daima farklı cephede yer almış ve âdeta muhalefet cephesinin öncülüğünü üstlenmiştir.

 

II. Meşrutiyet'in İlânında İttihat-Terakki ve Mustafa Kemal

Meşrutiyetin ilânı yolunda ilk kıvılcım, tahkikat için görevlendirilen Selânik Merkez Komutanı Miralay Nazım Beyin 29 Mayıs 1908'de vurulmasıdır.54 Nazım Bey'in öldürülme emrini kısa sürede 3. ve 2. Ordu mensupları arasında yayılan İttihat ve Terakki Cemiyeti vermişti. Nazım Bey'in vurulması sonucu onun yerine tahkikatın başına Mustafa Kemal getirildi. Mustafa Kemal yaptığı tahkikat sonucu binbaşıyı kurtardı.55 Nazım Bey hâdisesinden sonra Balkanlar'da olaylar artarak devam etti. Resneli Niyazi Bey 3 Temmuz 1908'de askerleriyle birlikte dağa çıktı. Onu yakalamakla görevlendirilen Şemsi Paşa öldürüldü. Bu arada Niyazi Bey dışında Enver Bey, Eyüb Sabri gibi subaylar da dağa çıkmıştı. Padişah tarafından tahkikat için gönderilen Tatar Osman Paşa da Niyazi ve Eyüb Sabri tarafından kaçırıldı. II. Abdülhamit'i Meşrutiyetin ilânı için zorlayan en önemli olaylardan biri de, Firzovik'te toplanmış olan 30.000 Arnavut'un Meşrutiyet lehine padişaha telgraf çekmeleridir. Sonunda II. Abdülhamit 23 Temmuz 1908'de Meşrutiyet'in ilânına karar vermiş; 24 Temmuz'da da gazetelerde resmî tebliğ yayımlanmıştır.56

Celâl Bayar İttihat ve Terakki Cemiyetinin Meşrutiyetin ilânında oynadığı rolle ile ilgili olarak şu tespiti yapmaktadır; "Esas itibarıyla Paris'te, Avrupa'nın diğer merkezlerinde, hâsılı memleket dışında çalışan Genç Türklerin toplu veya fert olarak hiçbirinin, İkinci Meşrutiyet'in ilânında fiilî bir tesir ve nüfuzları olmamıştı".57 Esasında Paris'teki Cemiyetin etkisi hiçbir zaman inkâr edilemez. Fakat Bayar'ın da dediği gibi bu etkinlik 1908 baş kaldırmasını yaratacak güçte değildir.58

Meşrutiyetin ilânından sonra Niyazi, Enver ve Eyüb Sabri hürriyet kahramanı olarak nitelendirilmişlerdir. Buna karşın Mustafa Kemal'in adı duyulmamaktadır. Mustafa Kemal başlangıçtan itibaren Cemiyetin yönetici kadrosu ve liderleriyle fikir birliğine varamamış, dolayısıyla da İttihat ve Terakki Cemiyeti içinde daima merkez çevrelerinden uzak tutulmaya çalışılmıştır.59 Ancak bütün bu tür olumsuz çabalara rağmen Mustafa Kemal İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne girişiyle birlikte Cemiyetin genel merkez üyelerinden biri olarak görev yapmaya başlamıştır.60 Ayrıca İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin askerî kanadına mensup olup Bölükbaşı adlı grup içinde faaliyet göstermiştir.61

Meşrutiyetin ilânının hemen sonrasında Trablusgarp'ta hürriyete karşı meydana gelen isyan olayı; Mustafa Kemal'in İttihat ve Terakki Cemiyeti ile olan ilişkilerine açıklık getirmesi bakımından önem arz eder. Mustafa Kemal bu isyanla ilgili olarak 1908 yılının Ağustos ayında Talat Bey'den bir mektup almıştır. Talat Bey Trablusgarp'ta Meşrutiyet aleyhinde olayların çıktığını ve onun bu olayları bastırmakla görevlendirildiğini yazıyordu. Talat Beyin mektubu şu mealdedir; "Recep Paşa öldü. Onun boş bıraktığı Trablusgarp'ta hürriyet aleyhine bir isyan oldu. Sizin oraya gitmeniz bütün buradaki arkadaşlarca tensip edildi. Azimetinizi rica ederim.".62

Görüldüğü gibi Mustafa Kemal, Trablusgarp'taki siyasî ve askerî sıkıntıları gidermek üzere, 1908 yılının Eylül ayında İttihat ve Terakki genel merkezi tarafından Libya'ya gönderilmiştir.63 Ancak Mustafa Kemal bu tayini, muhalefetinden korkan Cemiyet yöneticilerinin kendisini Selânik'ten uzaklaştırma amacıyla hazırlanmış bir oyun olduğunu düşünmektedir.64 Ama Zürcher bu fikri kabul etmemekte ve Mustafa Kemal'e verilen görevin önemli olduğunu; ayrıca aynı dönemde önde gelen başka askerlerin de bazı yurt dışı vazifelere gönderilerek Selânik'ten uzaklaştırıldığını söylemektedir. Bu askerler Enver, Ali Fuat, Ali Fethi'dir.65

Mustafa Kemal, Trablusgarp ve Bingazi'de iki siyasî faaliyeti gerçekleştirmek üzere çalışmalarda bulundu. Bunlardan ilki; yerel Genç Türklerin siyasî programını, İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin doktrinleri doğrultusunda düzenlemek, ikincisi ise bölgedeki Genç Türk hareketini dışa kapalı durumdan kurtarmak suretiyle diğer unsurları da dâhil ederek bir Osmanlı hareketi hâline getirmekti.66 Bu amaçla bölgede mevcut olan Genç Türk Kulübü'nü yeniden organize etmiş ve büyük toplantılar düzenleyerek Kulüp lehine faaliyetlerde bulunmuştur.

Mustafa Kemal Trablusgarp dönüşünde yine Selânik'te göreve başladı. 11. İhtiyat Fırkası'nın kurmay başkanı oldu. Bundan sonra onu 31 Mart Vak'asını bastıran Hareket Ordusu'nun İstanbul önlerindeki kurmay heyetinde görüyoruz. Hüsnü Paşa komutasındaki Hareket Ordusu tarafından İstanbul halkına gönderilen ve Hüsnü Paşa imzasını taşıyan 19 Nisan 1909 tarihli beyannameyi Mustafa Kemal yazmıştır. Fakat İstanbul önlerindeyken ordunun kumandanlığına Mahmut Şevket Paşa atanmış, dolayısıyla kurmay heyet de değişmiştir. Yeni kurmay heyette Berlin'den gelen Enver Bey ve Hafız Hakkı Bey bulunmaktadır. Şevket Süreyya Aydemir bu suretle, Enver'in Mustafa Kemal'in önünü kestiğini söylemektedir.67 Enver Behnan Şapolyo da Mustafa Kemal'in Hareket Ordusu ile İstanbul'a giremediğini ve onun elinden her şeyi aldıklarını belirterek bu vak'adan sonra Mustafa Kemal'in, İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin bütün harekâtına muhalif kaldığını ifade etmektedir.68 Sina Akşin ise bu yer değiştirmenin normal olduğunu söylemektedir. Akşin'e göre Hüsnü Paşa Redif Fırkasının komutanı, Mustafa Kemal ise onun kurmay heyetindedir. Fakat Hareket Ordusuna II. Ordudan birlikler katılmıştır. Daha sonra da bütün ordunun komutanı olarak Mahmut Şevket Paşa görevi devralmış, buna paralel olarak da kurmay heyeti değişmiştir.69 İsabetli olan tespit Sina Akşin'e ait olan ifadelerdir. Bu hâdise sıradan bir askerî sevk ve hiyerarşinin işlemesinden ibaret olup İttihat ve Terakki Cemiyeti liderleri ve Mustafa Kemal arasındaki çekişmeye delil olarak göstermek mümkün değildir.

Meşrutiyetin ilânından sonra Mustafa Kemal'in İttihat ve Terakki Cemiyeti ile ilişkilerini kademeli olarak daha alt seviyeye indirdiğini söyleyebiliriz. Kendisinin siyasî ve politik faaliyetlerde daha başarılı olacağına inanmasına rağmen70 askerî konulara ağırlık vermesinin İttihat ve Terakki Cemiyeti Genel Merkezi'nin olumsuz tavırlarından kaynaklandığı aşikârdır. Ancak Mustafa Kemal'in askerî faaliyetlere ağırlık vermesi Şapolyo'nun belirttiği şekliyle "politikadan alâkasını tamamen kestiği"71 anlamına gelmez. Mustafa Kemal'in askerî konulara daha fazla eğilim göstermesinde, İttihat ve Terakki Cemiyeti Genel Merkezi'nin olumsuz tutumunun yanı sıra kendi istek ve iradesiyle gerçekleşmiş olması da göz ardı edilemez bir gerçektir.

Mustafa Kemal'in âdeta bir yalnızlık politikası ile ortaya koyduğu tavır ve davranış biçimi I. Dünya Savaşı'na kadar devam edecektir. Bu dönemde Mustafa Kemal, İttihat ve Terakki Cemiyeti erkânından Alim ve mütefekkir olanlar ile beraber oluyor, en çok Ömer Naci ile geziyor, Ziya Gökalp'i dinliyor ve onların fikirlerinin tatbikini candan arzu ediyordu. Fakat İttihat ve Terakki Cemiyeti liderlerini sevmiyor, artık açıktan açığa tenkit ediyordu. Şahsî nümayişleri çirkin buluyor, ferdî hareketler onu üzüyordu. O, memlekette büyük bir radikal tebeddülün lüzumuna kail bulunuyordu. Fakat kendisinin nokta-i nazar ve kanaatleri Cemiyetin büyüklerinin kanaatine uymuyordu. Bilhassa ordunun İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin siyasî cemiyetinde politika ile alakadar olmasını tehlikeli görüyordu.72

Mustafa Kemal, Hareket Ordusu ayaklanması bastırıldıktan sonra Selânik'e döndü. Onu aynı yıl içerisinde İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin Selânik'teki 2. Kongresinde görüyoruz. 22 Eylül 1909 tarihinde toplanan İttihat ve Terakki Cemiyeti kongresine Mustafa Kemal Trablus murahhası olarak katıldı. Meşrutiyetin ilânıyla birlikte sesli olarak savunduğu görüşlerini İttihat ve Terakki Cemiyeti kongresine taşıdı ve burada da görüşlerini dile getirdi.

Mustafa Kemal'in savunduğu en önemli konu "ordunun siyasetten ayrılması" fikri olmuştur. Ayrıca Mustafa Kemal Meşrutiyet'ten önce Cemiyetin hazırlıksız ve kadrodan yoksun olduğunu savunmuştur.73 Mustafa Kemal'in eleştirileri İttihat ve Terakki Cemiyeti Genel Merkezi'nde rahatsızlık uyandırmış; hatta Rahmi Bey Ali Fuat Beye "Mustafa Kemal çok ileri gidiyor" 74 demiştir.

Mustafa Kemal'in kongrede savunduğu fikirler şunlardır; Cemiyetin siyasî parti hâline getirilmesi, ordunun politikaya karışmaması, Cemiyet ile masonluk arasında bir ilgi kalmaması, Cemiyetin içinde eşitliğin kurulması ve hükümet işleriyle din işlerinin birbirinden ayrılması.75 Mustafa Kemal'in bu görüşlerine muhalefet büyük tepki göstermiştir. Özellikle ordunun politikadan çekilmesi görüşü 31 Mart Vak'ası örnek gösterilerek büyük tepki çekmiştir. Fakat yine de kongrede orduyla siyasetin ayrılığı ilkesini savunan bir karar kabul edilmiştir. 76

Mustafa Kemal, 1909 kongresinde azımsanamayacak bir İttihatçı muhalefetle karşılaşmıştır. Mustafa Kemal'e göre asker-siyaset bütünleşmesi ordunun tamamıyla siyasîleşmesinin göstergesidir. Gerçekte İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin uygulamaları sonucu Tunaya'nın da tespit ettiği gibi ordu siyasîleşmiş, daha değişik bir ifade ile "İttihatçılaşmış"tır. Buna karşılık İttihatçılar ise askerîleşmişlerdir. Aslında Mustafa Kemal, İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin uygulamalarına uygun düşen bu rejim biçimine her şeyden önce orduyu zayıf düşüreceği endişesiyle karşı çıkmıştır. Ona göre Cemiyet partileşmeli; asker kışlasına çekilmelidir. Cemiyet içinde çalışmak isteyen subaylar istifa ettirilmeli; ancak o zaman siyasî hayata karışmalıdırlar. Bu konuda yasal önlem alınmalıdır. Mustafa Kemal'in bütün bu önerileri İttihat ve Terakki Cemiyeti kongresinde derin yankılar yaratmıştır.77

Mustafa Kemal'in İttihat ve Terakki Cemiyeti ile geçinememesinin diğer bir sebebi de Enver Bey ile olan ilişkisidir. Enver Bey ile araları hiçbir zaman düzelmemiş, bu da Mustafa Kemal'in Enver liderliğindeki İttihat ve Terakki Cemiyeti ile olan ilişkisini etkilemiştir. Aydemir; Enver'in Mustafa Kemal'den çekindiğini, Mustafa Kemal'in de Enver'e karşı aynı duyguları beslediğini söylemektedir.78 Zürcher ise Mustafa Kemal'in Enver'den çekinmesi için bir sebep olduğunu; fakat Enver'in ondan çekinmesi için bir sebep olmadığını söylemektedir. Yazarın iddiasına göre o dönemde Enver'e rakip olarak Mustafa Kemal değil de Ali Fethi Bey gösterilmekteydi.79 Türk tarihçilerinin hemen hemen ittifakla kabul etmelerine rağmen Zürcher'in "Enver'in Mustafa Kemal'den çekinmesi için bir sebep olmadığını" iddia etmesi şahsî ve yanlış bir yorumdan öteye gitmemektedir. Her iki tarihî şahsiyeti yakından tanıyan Mehmet Şükrü Bleda "...Enver, Mustafa Kemal'in şahsında kendisi için bir rakip mi görürdü bilinmez, ona karşı daima soğuk ve çekimser davranırdı."80 derken Enver Beyin çekingenliğini ortaya koymaktadır. Ayrıca Mustafa Kemal'in hedeflerine ulaşma hususundaki ısrar ve kararlılığını iyi bilen Enver Bey için onun bu özelliği kendisinden çekinmesi için yeterli sebep olsa gerektir.

Mustafa Kemal, İttihat ve Terakki Cemiyeti kongresinden sonra Eylül 1910'da Üçüncü Ordu Subay Talimgâhı Komutanlığı'na, daha sonra ise Kasım 1910'da tekrar Üçüncü Orduya atandı. Eylül 1910'da Pikardi Manevralarını izlemek üzere Fransa'ya gönderildi. Ocak 1911'de Selânik'te bulunan 38. Piyade Alayında görev aldı. Mart 1911'de ise Arnavutluk'ta çıkan isyanı bastırmak üzere düzenlenen harekâta Harbiye Nazırı Mahmut Şevket Paşa'nın yanında katıldı. Mahmut Şevket Paşa'nın kurmay başkanı Mustafa Kemal'in, İTC ile bir ilgisi olmayan ve ordunun siyasete karışmaması prensibine kesinlikle inanmış bir subay olması ilgi çekicidir.81

Eylül 1911'de ise Selânik'teki görevinden alınarak İstanbul'da Genelkurmay Birinci Şubede bir göreve atandı. Mustafa Kemal kendisinin Selânik'ten uzaklaştırılmasını İttihat ve Terakki Cemiyeti mensuplarının kendisinin askerî birliklerle doğrudan bağlantısını koparmak için İstanbul'a tayin ettiklerini söylemektedir.82 Rıza Nur ise bu yer değiştirmeyi 1911 yılında Mustafa Kemal'in Halaskâr Zabitan Grubu'na katılmasına bağlamaktadır.83 Eğer bu doğruysa Selânik'ten uzaklaştırılmasının sebebi açıklanmış olur. Fakat bu bilgi Zürcher'in de belirttiği gibi başka hiçbir kaynakta yer almamaktadır. Rıza Nur'un iddiası doğru olmuş olsaydı bir süre sonra Enver Bey, Yakup Cemil, Sapancalı Hakkı gibi önde gelen İttihatçılarla Trablusgarp'a gitmesi mümkün olmazdı.84

1911 yılında gönüllü olarak Trablusgarp'a giden Mustafa Kemal Ekim 1912'ye kadar orada kaldı. Mustafa Kemal Trablusgarp'ta Enver, Kuşçubaşı Eşref ve Ali Fethi Beylerle birlikte İtalya'ya karşı üstün bir mücadele örneği sergilediler.85 Mustafa Kemal, diğerleri gibi Balkan Harbi'nin patlak vermesi üzerine İstanbul'a döndü. Onlar Libya'da iken Halaskâr Zabitan Grubu'nun çalışmalarıyla Kâmil Paşa'nın sadrazam, Nazım Paşa'nın Harbiye Nazırı olduğu bir kabine oluşmuş, dolayısıyla, İttihat ve Terakki Cemiyeti yönetimden uzaklaşmıştı. Rumeli'deki durum oldukça kötüydü ve Babıâli, Balkan devletleriyle ateşkes anlaşması yapmak istiyordu. Mustafa Kemal Libya'dan dönünce Kasım 1912'de Gelibolu Yarımadası'ndaki Akdeniz Boğazı Mürettep Kuvvetleri Harekat Şubesi Müdürlüğü'ne tayin edildi. Ali Fethi Beyin emrinde çalışacaktı.86 Savaşta durum kötüye gidiyordu. Kâmil Paşa yönetimindeki kabine Edirne'yi kaybetmek pahasına da olsa barış istiyordu. Fakat İttihatçılar aynı fikirde değillerdi. 23 Ocak 1913 tarihinde Enver ve Talat Beylerin liderliğini yaptığı bir grup Babıâli'yi basarak Nazım Paşa'yı öldürdüler ve Kamil Paşa'yı istifaya zorladılar. Onun yerine Mahmut Şevket Paşa sadrazam oldu.87 Böylece İttihat ve Terakki Cemiyeti, iktidarı tam manasıyla ellerine geçirmiş oldu.

Mahmut Şevket Paşa Kabinesi, Genelkurmay Başkanı Ahmet İzzet Paşa'nın hazırladığı bir saldırı plânını Bulgarlara karşı uygulamaya karar verdi. Plân Mustafa Kemal ile Fethi Bey'in görev yaptığı Bolayır Kolordusunun ve Enver Bey'in görev yaptığı 10. Kolordu'nun iş birliğini öngörüyordu. Plân tatbik edildi, ancak büyük bir başarısızlıkla sonuçlandı. 10. Kolordu Komutanı Hurşit Paşa bütün Çanakkale bölgesindeki orduların komutanlığına getirilince Fethi ve Mustafa Kemal istifa ettiler. Mahmut Şevket Paşa bölgeye gelerek incelemelerde bulundu ve suçlu olarak gördüğü Bolayır Kolordusu Komutanı Fahri Paşa'yı görevden aldığı gibi Enver Beyi de Genelkurmayda çalışması için İstanbul'a götürdü. Fethi ve Mustafa Kemal buna karşı tepkilerini sadrazama ilettiler. İzzet Paşa'ya da istifalarıyla birlikte bir muhtıra gönderdiler.88 Muhtırada Bulgarlara karşı harekâtın tekrarlanması isteniyordu. İzzet Paşa muhtırayı İttihatçı liderlere ve özellikle Enver'e karşı bir tahrik olarak kabul ediyor. Fakat bunların görevden alınmalarını istemiyor, cezalandırılmasalar bile arkadaşları tarafından uyarılmaları isteniyordu.89 Araya Talat Bey devreye girerek Mustafa Kemal ile Fethi Bey'in görevde kalmalarını sağladı.

Osmanlı Devleti, 30 Mayıs 1913 tarihinde Londra Barış Anlaşmasını imzalayıp Midye-Enez hattını sınır olarak kabul etti ve Edirne'yi Bulgaristan'a terketti. Mahmut Şevket Paşa 11 Haziran 1913 tarihinde bir suikast sonucunda öldürülünce yerine Said Halim Paşa geçti. II. Balkan Savaşı esnasında 21 Temmuz 1913 tarihinde Edirne kurtarılmıştır.90 Edirne'ye ilk giren yine Enver Bey olmuştu. Ama plâna göre Edirne'ye girmesi gereken fırka Fahri Paşa, Ali Fethi ve Mustafa Kemal komutasındaki fırkaydı. Bu olaydan sonra iki grup arasında ilişkiler yine gerginleşti.91 Balkan Harbi'ndeki bu Enver-Mustafa Kemal çatışması Mustafa Kemal için iyi bir gelişme olmadı. Çünkü Enver Bey 4 Ocak 1914'te Harbiye Nazırı oldu.

Balkan Harbi'nden sonra Mustafa Kemal Ali Fethi Bey ile birlikte Sofya'ya gitti. Fethi Bey hatıralarında Mustafa Kemal'e Sofya ateşe militerliğini kendisinin teklif ettiğini ve Mustafa Kemal'in de bunu kabul ettiğini söylemektedir. Ayrıca başta Enver Bey olmak üzere önde gelen İttihatçıların Mustafa Kemal'in bu gidişinden sevindikleri yönünde kaynaklarda yaygın kanaat mevcuttur.92 Mustafa Kemal gidişinden İttihat ve Terakki Cemiyeti liderlerinin memnuniyeti doğru olmakla birlikte bu görevlendirmede asıl maksat İttihat ve Terakki Cemiyeti Genel Merkezi'ni yok saymak isteyen Fethi Bey'in Talat Bey tarafından uzaklaştırılmasıdır. Talat Bey, Bulgaristan ile yapılan barışı bahane ederek Fethi Beyi İstanbul'dan uzaklaştırarak İttihat ve Terakki Cemiyeti Genel Merkezi'ni tamamen kontrolü altına almıştır. Dolayısıyla hedef doğrudan Mustafa Kemal değil, Ali Fethi Bey'dir.

Mustafa Kemal I. Dünya Savaşı'na kadar burada kaldı. Savaş başlayınca askerî görev istedi ve Tekirdağ'da kurulmakta olan 19. Fırka Komutanlığı'na tayin edildi. Bu fırka daha sonra Gelibolu'ya geçirildi ve Çanakkale Savaşlarında büyük başarılar kazandı.93 Çanakkale savaşlarından sonra kendisine verilmesi gereken terfisi geciktirildi.94 Geç de olsa livalığa (generalliğe) yükseldikten sonra Kafkas Cephesi'ne gönderildi. Bu bölgede Muş'u ve Bitlis'i düşman işgalinden kurtardı. II. Ordu Komutan Vekilliğine tayin edildi. Bir müddet sonra Hicaz Kuvve-i Seferiyesi adı altında teşkil edilmek istenen ordunun komutanlığına atandı. Bu sırada Şam'da bulunan Harbiye Nazırı Enver Paşaya Mustafa Kemal Hicaz'ın boşaltılmasını ve Suriye Cephesinin kuvvetlendirilmesini söyledi. Fakat Enver Paşa bunu kabul etmedi. Ama Hicaz Kuvve-i Seferiyesi'nin teşkilinden de vazgeçildi. Bir müddet sonra da yeni teşkil edilen Yedinci Ordu Komutanlığına tayin edildi.95

Bu arada 1916 yılında Yakup Cemil Olayı'na adı karıştı. Yakup Cemil, darbe girişimini tamamladıktan sonra Enver Paşa'nın yerini alacak kişi olarak Mustafa Kemal'in ismini zikretmiştir. Fakat Mustafa Kemal'in olayla ilgili olduğu ispatlanamamıştır. Ancak Yakup Cemil'in arkadaşlarından Dr. Hilmi kendisinin Silvan'daki karargâhına sığınınca onu himayesi96 altına alması dikkat çekicidir.

Mustafa Kemal 7. Ordu Komutanlığı'nda görev yaparken Yıldırım Orduları Komutanı Alman General Falkenhayn ile arasının açıldığını görmekteyiz. Tamamen Birinci Dünya Savaşı'nın askerî ve siyasî seyri ile alâkalı fikrî ayrılıklardan kaynaklanan bu tartışmada Mustafa Kemal hem Alman Generalini hem de Osmanlı Harbiye Nezareti'ni eleştirmektedir. Osmanlı Harbiye Nezareti'ni eleştirmesinin sebebi, köklü bir geçmişi olan Türk Ordusunun başına Türk milletini, Türk askerini ve Türkiye'yi hiç tanımayan Almanları geçirmiş olmalarıdır. Alman generallerine ise yanlış kararlarından dolayı eleştirilerde bulunmuştur. Alman Generali Falkenhayn'a karşı olan eleştirisinde yalnız değildir. 4. Ordu Komutanı Cemal Paşa da onun tarafındadır.97 Mustafa Kemal; Eylül 1917 sonlarında Falkenhayn'ın davranışları konusunda iki rapor vermiş fakat ikisi de kabul edilmeyince Ekim başında 7. Ordu Komutanlığı'ndan çekilmiştir. 20 Eylül 1917 tarihli ilk rapor Falkenhayn'ın aleyhinde olduğu kadar savaş sırasındaki olumsuz dâhilî vaziyeti ortaya koymakta ve kabineyi de tenkit etmektedir.98 Mustafa Kemal'in ikinci raporu ise birincinin zeyli durumundadır. Birinci rapor Talat, Enver ve Cemal Paşalara gönderilirken zeyli Enver ve Cemal Paşalara gönderilmiştir. Zeylin tarihi 24 Eylül 1917'dir.99

Daha önce de söylediğimiz gibi raporları kabul edilmeyince Mustafa Kemal istifa etti. İstifa sonrasında İkinci Orduya atandı ise de bu görevi de kabul etmedi ve İstanbul'a döndü. İstanbul'a dönüşünden hemen sonra bir iddiaya göre Mustafa Kemal ile Ali Fethi Bey, Enver Bey'i askerî bir darbe yapıp ayrı barış görüşmeleri yapmakla suçlayarak Enver Bey ile Talat Bey'in arasını açmaya çalıştılar. Ancak bu teşebbüs Talat Bey'in Enver Bey'i haberdar etmesiyle atıl kaldı.100 Bu olayın hemen arkasından Mustafa Kemal'in Veliaht Vahdettin ile birlikte Aralık 1917'de Almanya gezisine çıkması101 sonucu onun İstanbul'dan uzaklaşmasında, kesin olmamakla birlikte Ali Fethi Bey ile giriştikleri politik teşebbüsün rolü olduğu düşüncesini kuvvetlendirmektedir.

Mustafa Kemal Almanya'dan döndükten sonra rahatsızlığı nedeniyle Karlsbad'a gitti. O buradayken Vahdettin tahta çıkmıştı. Karlsbad'dan döndükten sonra yine 7. Orduya atandı. Mondros Mütarekesi'ne kadar orada kaldı.

Bu arada 1 Kasım 1918 tarihinde İttihat ve Terakki Cemiyeti son kongresini bir yenilgi ve matem havası içinde topladı ve fesh kararı aldı. Fakat partiden ilk kopmalar daha önce başlamıştı. Ali Fethi Bey ve Hüseyin Kadri, Hürriyetperver Avam Fırkası'nı kurmuştu. 1 Kasım'daki toplantıda partinin feshi kararı alındığı gibi Teceddüt Fırkası adında yeni bir fırkanın kurulması da kararlaştırıldı. 1-2 Kasım 1918 gecesi Talat, Enver, Cemal, Beyrut Valisi Azmi, eski polis müdürü Bedri, Dr. Nazım, Dr. Bahaddin Şakir, Cemal Azmi bir Alman denizaltısıyla kaçtılar. Teceddüt Fırkası da 9 Kasım 1918'de kuruldu.102 Ancak daha sonraki tarihlerde fırkadan çekilmeler olmuştur. Bu arada Yıldırım Orduları Kumandanı Mustafa Kemal Paşa'nın fırkaya üye olduğu bildirilmişse de o bu haberi yalanlamıştır.103


İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin 1 Kasımda aldığı karar fesholmakla birlikte bir dönüşüm hareketidir. İttihatçılar, İttihat ve Terakki'nin tarihe intikal etmesini istememiş, partilerinin ismini değiştirerek Teceddüt Fırkası'na dönüştürmüşlerdir. Artık resmen İttihat ve Terakki yoktur ancak İttihatçılar vardır. İttihat ve Terakki liderleri bu girişimleriyle İttihat ve Terakki'yi ayakta tutarak, bir gün Anadolu'da görünme umudunu hiçbir zaman yitirmemişlerdir.104

İttihat ve Terakki yarattığı siyasî iktidarın askerî niteliğinin ağır basması ile öne çıkan siyasî ve sosyal bir harekettir. Çünkü hareketin yaratıcısı, ordudur. İttihat ve Terakki, gerçekte hürriyetçi ve çoğulcu bir rejim taraftarı olmadığı için, devlet yönetiminde kendisini ordunun yardımına muhtaç görmüştür. Bu yüzden meydana getirdiği siyasî iktidarın askerî özelliği daima ön plândadır. İttihat ve Terakki'nin devletle ve orduyla bütünleşmesinin ortaya koyduğu en güçlü sonuç ise İttihatçıların Meşrutiyetin her şeyinden sorumlu tutulmalarına sebep olmuştur.105

Meşrutiyet Devri öncesinde ve sonrasında "İttihatçı" olmak" daha başka nitelikleri ve yetenekleri gerektirmiştir. "İttihatçı", her şeyden önce eylemci ve ihtilâlcidir. Fakat, ihtilâlcilik, Meşrutiyet boyunca İttihat ve Terakkiyi Osmanlılık fikriyatının dışına çıkartmamıştır. İttihatçılık; komitacı, namuslu olmak, arkadaşlarını korumak, hiçbir "şahsî" menfaat beklemeden çalışmak, verilen görevi yapamamak hâlinde ölmeyi tercih etmek gibi şartları ihtiva etmiştir. Cemiyetin her üyesi bir fedaî sayılır ama asıl fedaî olmak isteyenlerin ayrı bir statüsü vardır. İttihat ve Terakki'nin ismiyle bütünleşen bu insanlar, verilen her türlü emri yerine getiren militanlardır. Bu insanların emirleri muhalefete karşı kullanmaları da ayrıca İttihatçı bir yöntem sayılmıştır. Bir İttihatçı hem Sünnî, hem Nakşibendî, hem de mason olabilirdi. Ancak İttihatçılıktan ayrılmak İslâm'dan ayrılmak gibi mütalâa edilirdi.106

 

Mütareke ve Millî Mücadele Döneminde İttihatçılık ve Mustafa Kemal Paşa

 

1918 yılının Kasım ayı, yakın tarihimizin dönüm noktalarındandır. Her şeyden önce İttihat ve Terakki devri bitmiştir. Diğer taraftan Birinci Dünya Savaşı sona ermiş ve Mütareke Dönemi başlamıştır. Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşı'ndan yenik olarak çıkarken, Talat Paşa 13 Ekim 1918'de sadaret mührünü geri vermiş, onun yerine İzzet Paşa Hükümeti kurmuştu. 30 Ekim 1918'de Bahriye Nazırı Rauf Bey (Orbay), Mondros Ateşkes Antlaşması'na imza atmış; 13 Kasım'da İtilâf Donanması Boğaz'a demirlemişti. İzzet Paşa, sadarete geldikten 25 gün sonra çekilmiş, yerine Ahmet Tevfik Paşa geçmiştir.107 Bu önemli gelişmelerle başlayan Mütareke Dönemi, Mustafa Kemal Paşa'nın faaliyetleri açısından düşünüldüğünde, Millî Mücadele'nin hazırlık safhasını teşkil eder. Bu safhada, İttihat ve Terakki liderlerinin ülkeyi terk etmesiyle İstanbul'da oluşan siyasî boşluk, Mustafa Kemal'in faaliyetleri için daha uygun bir ortam sağlamıştır.

Böyle bir ortamda Mustafa Kemal'in İttihat ve Terakki ile olan ilişkisini gösteren bir belge de 1 Kasım 1918'den itibaren Ali Fethi Bey ile Mustafa Kemal'in çıkarttıkları "Minber" isimli gazetedir. Sadece 51 gün çıkan gazetenin imtiyaz sahibi, Dr. Rasim Ferid Bey'dir. İlk sayısında, Osmanlı Hürriyetperver Avam Fırkası'nın programı yer almıştır. İkinci sayısında İttihat ve Terakki Kongresi, Talat Paşa ve Ziya Gökalp'ın istifaları duyurulmuştur. Minber, faaliyetlerine başlamasıyla birlikte İttihat ve Terakki'nin yayın organı olmakla suçlanmış; Ali Fethi Bey buna sert karşılık vermiştir. Minber'de şöyle denilmektedir: "...Refikimiz bu havadisi acaba nereden almıştır? Norki Yank, birinci nüshamızdan bugüne kadar yazdığımız şeyler içinde Cemiyetin nokta-i nazarını terviç ettiğimizi ispat edecek ne gördüğünü bize lütfen haber verirse, pek memnun olacağız".108

6 Kasım 1918 tarihli Minber'in ilk sayfasında "Kaçmışlar" başlıklı yazıda Talat, Enver ve Cemal Paşalar hakkındaki duygu ve düşünceler açıkça ve sert bir dille belirtilmiştir109. Gazetenin 17 Kasım 1918 tarihli sayısında Mustafa Kemal ile yapılan mülâkat yayımlanmış ve Mustafa Kemal'e, İmparatorluğun siyasî durumu hakkındaki düşünceleri, İngilizlere karşı beslediği duygular, ülkede görülen son düşünce akımlarını nasıl bulduğu hususunda sorular sorulmuştur.110

Mülâkatta, "Ben siyasetle yalnız 329 senesinde Sofya ve aynı zamanda Belgrad ve Çetine Ateşemiliterlikleri uhdemde bulunduğu bir sene zarfında iştigal ettim ve tarz-i iştigalim de sırf siyasî olmayıp askerî-siyasî bir iştigal idi." diyen Mustafa Kemal, siyaseti askerliğin ve ordunun uğraş alanı dışında gördüğünü belirtmekte; ülkenin özgürlüğe ve barışa ihtiyacı olduğunu bildirmektedir. 111 Ancak teknolojinin ve uygarlığın gereklerini yerine getiren güçlü bir orduya ihtiyaç olduğunu da vurgulamaktadır.

İttihat ve Terakki'nin kendisini feshetmesinden sonra İttihatçıların faaliyetleri, özellikle ordu bünyesinde açık siyasî faaliyetler ve sivillerin hâkim olduğu yeraltı faaliyetleri devam etmiştir. İttihatçıların açık siyasî faaliyetleri, Teceddüt Fırkası etrafında varlıklarını devam ettirme çabası şeklinde ortaya çıkmıştır. İttihat ve Terakkinin son kongresinde kurulması kararlaştırılan

Teceddüt Fırkası, 9 Kasım'da kurulmuş ve derhâl İttihat ve Terakki ile olan bütün bağlarını reddetmiştir.112 Sina Akşin, Teceddüt Fırkası'nın kurulması olayının İttihat ve Terakki içindeki Fırka-Cemiyet çekişmesini, fırkanın kazandığına işaret olduğunu iddia etmektedir.113 Fakat Cemiyetin yeraltı faaliyetleri, Millî Mücadelede daha çok ön plâna çıkmıştır. Zaten Teceddüt Fırkası da özellikle Damat Ferit Paşa Hükümeti zamanında faaliyet alanı bulamamış ve son Osmanlı Mebusan Meclisi seçimlerine de katılmamıştır.114

İttihat ve Terakki'nin yeraltı örgütü ise Karakol Cemiyeti'dir. Karakol Cemiyeti, Millî Mücadele yıllarında İstanbul'da kurulan ilk ve en önemli gruplardan biridir. Enver ve Talat Paşaların direktifleri ile kurulmuştur. Eski İaşe Nazırı Kara Kemal Bey, Talat Paşa'dan aldığı emirle Erkân-ı Harp Miralay Kara Vasıf Bey'i evine davet ederek gizli bir teşkilâtın kurulmasının lüzumunu anlatmıştır. İttihatçıların birbirine bağlanmaları ve arkadaşlarını tanımaları gerektiği üzerinde durulmuştur. Talat Paşa'nın isteği ile "Karakol" kelimesi parola olarak seçilmiştir.115

Başlangıçta İttihatçıları korumak ve bir çatı altında toplamak amacıyla kurulan bu Cemiyetin daha sonra yayımlanan nizamnamesinin 1. maddesinde şöyle denilmektedir; "Karakol Cemiyeti, milletin vahdet, hürriyet ve hâkimiyet-i mutlakasını ve vatanın siyasî, coğrafî ve iktisadî tammını temin ve muhafazaya çalışır. İşbu mukaddesat-ı tabiiyye-i milliye ve mülkiyeyi muhil her nev'i ukud, kuyüt ve şurütu süret-i kat'iyyede red ve keenlemyekün add ve ilân eder".116

Mütareke döneminde İttihat ve Terakki bu tür bir varolma gayretini sürdürürken Mustafa Kemal'in İstanbul'a gelir gelmez giriştiği ilk siyasî teşebbüs, Ahmet İzzet Paşa ile temasa geçerek iktidar kapılarını zorlamak olmuştur. Yeni hükümeti kurmakla görevlendirilen Tevfik Paşa'ya mecliste güven oyu verdirmemek İzzet Paşa ile mutabakata vararak Paşa'yı tekrar iş başına getirmek için gerekli şartları ve zemini hazırlamaya çalıştı. Bu sebeple Mustafa Kemal Paşa, sadece mebuslar arasında kulis yapmakla yetinmedi; aynı zamanda Minber gazetesini politik mücadelesinde bir propaganda vasıtası olarak kullandı. Gazetede, bir taraftan Tevfik Paşa aleyhinde şiddetli neşriyat yaptırırken, diğer taraftan yukarıda mülakâtını verdiğimiz dipnotta da görüldüğü gibi kendisini aynı gazete vasıtasıyla politik makamlara lânse ettirmeye çalıştı. Onun bu ve benzeri siyasî faaliyetleri sonucu arzuladığı ve gelmeyi umduğu politik mevkiideki amacı takip edeceği politikaya kolaylık sağlamaktı. Ancak Mustafa Kemal Paşa, İstanbul'da kaldığı süre içinde hedeflediği Harbiye Nazırlığı'na hiçbir zaman gelememiştir.

Mustafa Kemal Paşa'nın İstanbul'daki bir diğer teşebbüsü ise, Ayan Reisi Ahmet Rıza Bey ile muhtemel kabine değişikliğinde teşkil edilecek yeni hükümetin durumu olmuştur. Eski Maliye Nazırı Cavid, Teceddüt Fırkası ileri gelenlerinden Sabri (Toprak) ve İsmail Canbulat Beylerin yer alması plânlanan kabinede Mustafa Kemal Paşa da düşünülmüş; hatta kendisiyle görüşülmüştür. Ancak Cavit Beyin günlüklerinden117 de anlaşılacağı gibi, eski İttihatçılar, Mustafa Kemal Paşa'ya güvenmemekte ve onun önemli mevkilere gelmesini istememektedir. Burada dikkat çekici olan hadise, Mütareke günlerinde Mustafa Kemal Paşa'ya güvenmeyen eski İttihatçı bir grubun menfî tutumunun yanı sıra, İstanbul'daki hemen her teşebbüsünde Paşa'nın ayrı bir İttihatçı grubu ile hareket etmiş olmasıdır. Bu duruma en iyi örnek, Anadolu'ya geçmeden önce son politik teşebbüsü olarak kabul edilen ve arkadaşları ile birlikte kurduğu İhtilal Komitesi'dir. Sadrazam Tevfik Paşa'yı İstanbul'dan uzaklaştırmak suretiyle kabineyi düşürme ve yeni hükümetin kuruluşunda müessir olma temel düşüncesine dayanan bu teşebbüste, Mustafa Kemal Paşa ile birlikte Fethi, İsmail Canbulat, Kara Kemal ve Rauf Beyler yer almışlardır. 118 İsmail Canbulat'ın geri çekilmesiyle atıl kalan teşebbüs tamamıyla İttihatçı karaktere sahiptir. İhtilâl Komitesi'nin İttihatçı karakteri ise doğal olarak mensuplarının da eski birer İttihatçı olmalarından kaynaklanmaktadır.

Mustafa Kemal Paşa'nın başlangıçta karşı karşıya geldiği eski İttihatçı gruplardan birisi de Karakol Cemiyeti olmuştur. Karakol Cemiyeti, Mütareke döneminde Anadolu'ya silâh sevkiyatı ile ilgili önemli hizmetlerde bulunmakla birlikte daha sonraki dönemde Anadolu'da Mustafa Kemal önderliğindeki Millî Mücadele'yi İttihatçı bir hareket hâline sokmaya çalışmıştır.119

Hüsnü Himmetoğlu Karakol Cemiyetinin 2-3 Kasım 1918 tarihinde kurulduğunu söylerken120 Tevetoğlu 13 Kasım 1918 tarihini vermektedir. Önem arz etmeyen bu on günlük tarih farkı bir tarafa bırakılırsa, Kasım 1918'de kurulan Cemiyetin 5 Ocak 1919'da Anadolu tarafından resmen tanındığı iddiası müphemdir.121 Çünkü bu tarihte Cemiyeti Anadolu'da tanıyacak herhangi bir teşkilât veya yetkili merci yoktu. Bu nedenle bu tarih büyük bir ihtimalle yanlıştır. Karakol Cemiyet'inin kuruluş çalışmaları sırasında göz ardı edilmemesi gereken mesele ilk kadrosunun zamanın İttihatçılarından meydana gelmiş olmasıdır. Bunlar Kara Kemal, Kara Vasıf Bey, Halil Bey, Baha Said Bey, Yenibahçeli Şükrü Bey, Çerkez Reşid Bey ve Kel Ali (Çetinkaya) Beydir.122

Karakol Cemiyeti'nin kuruluşu sırasında Anadolu'da Cemiyet'in çalışmalarıyla ilgili muhatap bulunmamakla birlikte Ağustos 1919 tarihine gelindiğinde şartlar değişmiş, Anadolu'da Heyet-i Temsiliye ilerde kurulacak olan yeni Türk devletinin orijini olarak ortaya çıkmıştı. Ancak Kasım 1918'den itibaren Ağustos 1919 tarihine kadar olan dönemde Cemiyet, çalışmalarını içe dönük ve oldukça bağımsız bir tarzda devam ettirmiş, bu safhada kendisini Anadolu hareketine bağımlı hissetmeyerek farklı, gizli ve amacı belli olmayan bir tarzda sürdürmüştür. Cemiyetin bu farklı üslubu Ağustos 1919'da bütün ordu birimlerine gönderdiği bildiride görülmektedir. Bu bildiri ile Karakol Cemiyeti kendisini, subayları, Genelkurmayı ve başkomutanı olan bir örgüt olarak sunuyordu. Mustafa Kemal bütün kumandalara bir telgraf çekerek bildiriyi dikkate almamalarını söylemiştir. Sivas Kongresi esnasında Kara Vasıf ile karşılaşınca gizli merkezin gizli başkumandanın ve gizli büyük erkân-ı harbiyenin kimler olduğunu sorduğu zaman, "Hepsi, siz ve arkadaşlarınızdır." cevabını almıştır. Bu cevaba Mustafa Kemal'in tavrı sert olmuş ve durumu kabul etmemiştir.123 Görüldüğü gibi Karakol Cemiyeti, direniş hareketine önderlik etmek istemiş, dolayısıyla da Millî Mücadeleyi ve Mustafa Kemal'in önderliğini tehdit etmiştir.

Mustafa Kemal'in bu tavrına rağmen Kara Vasıf, Cemiyet'in faaliyetlerini durdurmamış, 1919 yılının Kasım ayında İstanbul'da bazı Bolşevik liderlerle görüşmeler yapmıştır.124 Bolşevikler ile ilk bağlantıyı, Berlin'de Enver Paşa kurmuştur.125 Karakol Cemiyeti'nin Bakü'ye temsilci olarak gönderdiği Baha Sait, 11 Ocak 1920'de Bolşevik liderler ile bir anlaşma imzalamayı başarmıştır. İttihatçılar ile Bolşevikler arasında yapılan anlaşmaya göre Türkler, İngiliz sömürgesi altında olan Müslümanları ayaklandırmaya çalışacak, Bolşevikler de Anadolu direnişini destekleyecekti. Ankara'dan Moskova'ya temsilci olarak gönderilen Halil (Kut) Paşa da Baha Sait'in bu çalışmalarını desteklemiştir.126

Karakol Cemiyeti'nin bu çalışmaları, Millî Mücadeleyi iki başlı bir hâle getiriyordu. Bir taraftan da eski İttihatçı liderler, Avrupa'da, Sovyetlerde temaslarına devam ediyorlardı. Bu sırada meydana gelen İstanbul'un işgali hadisesi, Mustafa Kemal'e Karakol Cemiyeti'ni itaatkâr hâle getirme imkânı verdi. İstanbul'un işgalinden sonra yapılan bir ihbar sonucu, Karakol Cemiyeti'nin önde gelen liderleri tutuklanmış ve Malta'ya sürülmüştür.127

Bu tarihten sonra Karakol Cemiyeti, Kurmay Albay Muğlalı Mustafa Bey'in başkanlığında çalışmış; 23 Nisan 1920'de Zabitan, Ekim 1921'de Yavuz isimlerini almıştır. Bu gruplar da Anadolu tarafından Karakol Cemiyeti'nin bir devamı olarak görülmüş ve desteklenmiştir. Fakat eski İttihatçılardan ve Karakol üyesi bazı kişiler tarafından kurulan Müdafaa-yı Milliye Grubu ve bu grubun bir devamı veya yan kuruluşu gibi çalışan M. M. Grubu, Anadolu hükümeti tarafından tanınmış ve desteklenmiştir. Özellikle İstanbul'da çok yaygın olan Müdafaa-yı Milliyenin isminden faydalanmak amacıyla M. M. adını alan grubun başına, Fevzi Paşanın emriyle Emekli Süvari Kaymakamı Hüsamettin Bey geçirilerek açıkça destek verilmiştir.128


Başta Mustafa Kemal olmak üzere, Millî Mücadele'de önderlik edenler, İttihat ve Terakki'nin eski üyeleridir. Bu nedenle, İstanbul Hükümeti ve İtilâf Devletleri tarafından Millî Mücadele yanlıları İttihatçı olmakla suçlanmıştır. Kuva-yı Milliyeciler, hareketlerinin İttihatçı olarak nitelendirilmesinin kendilerine sorun yaratacağını ve diğer devletlerle yapılacak görüşmelerde bir pürüz teşkil edeceğini fark ediyorlardı. Bu nedenle, Sivas Kongresi'nin açılışında, hiçbir parti ile ilişkilerinin olmadığı duyuruldu. Kongre üyeleri İttihatçı olmadıklarına dair yemin ettiler ve padişaha da bunu bildirdiler. 129 Esasında bu yemin hâdisesi Mustafa Kemal Paşa'nın daha sonra ifade ettiği gibi siyasî bir manevradan başka bir şey değildi.

Başta Karakol Cemiyeti olmak üzere İttihatçılar tarafından kurulan gizli gruplar, özellikle teçhizat bakımından çok büyük ve önemli faaliyetlerde bulunmuşlardır. Fakat Zürcher daha ileri giderek Anadolu'daki direnişin 1915-1916 yıllarından itibaren İttihatçılar tarafından plânlandığını, Mondros'tan sonra da İttihatçıların bu plânı uyguladıklarını, ve daha sonra yine İttihatçılar tarafından Mustafa Kemal'in lider olarak seçildiğini söylemektedir.130 İttihatçıların Millî Mücadele'ye katkıları, azımsanmayacak kadar önemlidir. Fakat özellikle Mustafa Kemal'in İttihatçılar tarafından direnişin başına geçirilmiş olması fikri abartılıdır. Yazar bu fikri, Şeref Çavuşoğlu'nun makalesini delil olarak göstererek savunmaktadır. Bu makalede Şeref Çavuşoğlu, üye olduğu grubun (Karakol Cemiyeti) Anadolu'da direnişi örgütlediğini ve bu örgütün başına geçirilmek için de Mustafa Kemal'in seçildiğini söylemektedir.131 Fakat yazar başka hiçbir kaynakta buna dair bir bilgi bulamadığını da kabul etmektedir.

İttihatçıların Millî Mücadele'ye katkıları kesin olarak bilinmemekle beraber, liderliğini ele geçirmeye çalıştıkları da bilinen bir gerçektir. Bu amaç uğruna gayret sarf eden Enver Paşa, Anadolu'ya geçerek direnişin başına geçmek için çabalamış; fakat Sakarya Savaşı'ndan sonra Mustafa Kemal'in liderliği herkes tarafından kabul edilmiştir.

 

Cumhuriyet Döneminde İttihatçılık ve Mustafa Kemal Paşa

 

Cumhuriyetin ilânından sonra İttihatçıları iki olayın içinde görüyoruz. Birincisi Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasının kuruluşu, ikincisi ise Atatürk'e karşı yapılan suikast girişimidir.

Millî Mücadele'de olduğu gibi Cumhuriyet döneminde de önde gelen liderler İttihatçıydı. Mustafa Kemal, Rauf (Orbay), Kâzım Karabekir, Ali Fethi (Okyar), Ali Fuat (Cebesoy) bunların en önemlileridir. Fakat Millî Mücadele ve Cumhuriyet dönemlerinde öne çıkan liderlerin çoğu Meşrutiyet Dönemi'nde İttihat ve Terakki içinde görüşlerinden dolayı arka plânda kalanlardır. Meşrutiyet Dönemi'nde fikirlerini uygulayamayan bir İttihatçı olan Mustafa Kemal Cumhuriyet döneminde fikirlerini uygulama imkanı bulmuştur. Bu uygulamaları sırasında onun faaliyetlerine muhalefet, yakın çevresinden gelmiş, Millî Mücadeledeki yakın arkadaşları kendisine karşı bir muhalefet partisi kurmuşlardır. 26 Ekim 1924'de Kâzım Karabekir Birinci Ordu Müfettişliğinden istifa etmiş,132 muhalefetin başını çekmiştir. Ali Fuat, Refet (Bele), Rauf (Orbay), Cafer Tayyar, Rüştü, Adnan (Adıvar), Bekir Sami de ona katılarak Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasını 17 Kasım 1914'te kurmuşlardır.133


Siyasî gelişmelerin yoğun olduğu bu dönemde, İsmet Paşa 22 Kasımda başbakanlıktan istifa etmek zorunda kalmış, yerine daha ılımlı olan Ali Fethi Bey atanmıştır. Fakat Fethi Beyin başbakanlığı kısa sürmüştür. 13 Şubat 1925'te patlak veren Şeyh Sait İsyanını bastırmakta yetersiz olduğu iddia edilerek başbakanlıktan alınıp, yerine İsmet Paşa tekrar geçirilmiş; 4 Mart 1925'te Takrir-i Sükun Kanunu'nu çıkartılmış ve Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası da hükümetin bir kararnamesiyle 3 Haziran 1925'te kapatılmıştır.134

Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nı, "İttihatçı Fırka" şekliyle tanımlamak ya da İttihat ve Terakki'nin bir devamı olarak görmek yanlıştır. Eski İttihatçıların çoğu bu partiye üye olmuştur. Fakat Cumhuriyet Halk Fırkası üyelerinin çoğunun geçmişi de İttihat ve Terakki ile bağlantılıdır. Buna en önemli örnek, Mustafa Kemal'in bizatihi kendisidir. Burada orijinleri itibariyle benzer gibi görülen iki ayrı siyasî teşekkül arasındaki temel farklılık; İsmail Canbolat gibi İttihat ve Terakki'nin radikal kişilerinin Terakkiperver'i seçmiş olmalarıdır.

Aynı radikal grup, İzmir suikastında da görülmektedir. Ankara'dan 7 Mayıs 1926'da hareket eden Mustafa Kemal bir yurt gezisine çıkmış; Mudanya'dan sonraki durak olarak İzmir seçilmiştir. İzmir'e gitmeden bir gün önce İzmir Valisi Kazım Paşa'dan alınan bir telgraf sonucu kendisine karşı bir suikastın tertip edildiğini, fakat tertipçilerin yakalanmış olduğunu öğrenmiştir.135 İzmir suikastı, Ziya Hurşit (eski Lâzistan mebusu) Şükrü (İzmir) ve Arif'den (Eskişehir) meydana gelen üç milletvekili tarafından örgütlemiştir. 15 Haziran'da gerçekleştirilmesi tasarlanan suikast ile Mustafa Kemal'in arabasına tabancalarla ve el bombalarıyla saldırılması planlanmış ancak Giritli Şevki'nin korkarak olayı ihbar etmesiyle suikast açığa çıkmıştır. 136

Hem Ankara İstiklâl Mahkemesi'nde hem de İzmir İstiklâl mahkemesinde görülen İzmir suikastı davasında önde gelen eski İttihatçılar ve Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası eski üyeleri tutuklandılar. Kâzım Karabekir, Ali Fuat, Refet, Cafer Tayyar bunlardan bazılarıdır. Tutuklanan İttihatçıların en önemlileri Mehmet Cavit, Hafız Mehmet, Küçük Talat, Mithat Şükrü, Dr. Nazım, Yenibahçeli Nail, Filibeli Hilmi, İsmail Canbulat, Kara Vasıf ve Ahmet Nesimi idi. Rauf (Orbay) ve Adnan (Adıvar) yurt dışında oldukları için tutuklanamadılar. Abdülkadir ve Kara Kemal ise saklandı.137

İzmir'deki dava, 25 Haziran'da başladı ve 11 Temmuz'da sonuçlandı. Toplam 15 kişiye ölüm cezası verildi. Bunlar; Ziya Hurşit, Ahmet Şükrü, Gürcü Yusuf, Lâz İsmail, Çopur Hilmi, Sarı Efe Edip, Abidin, Halis Turgut, İsmail Canbulat, Rüştü Paşa, Hafız Mehmet, Rasim, Arif, Kara Kemal ve Abdülkadir'dir. Buna karşılık Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nın kurucuları içerisinde yer alan paşalar affedilmişlerdir. Ankara'daki dava ise 1 Ağustos'ta başlamış, 26 Ağustos'ta sona ermiştir. Sanıklardan Cavit, Dr. Nazım, Yenibahçeli Nail, Filibeli Hilmi idama, başta Rauf Bey (Orbay) olmak üzere birçoğu da hapse mahküm edildi. Yalnızca Kara Kemal, yakalanmak üzereyken intihar etmiş, Abdülkadir ise kaçmak isterken yakalanmış ve daha sonra idam edilmiştir. 138

Cumhuriyet döneminde ister muhalefet, isterse iktidardaki önde gelen siyasetçiler ve devlet adamları olsun hepsi de İttihat ve Terakki azasındandı. Dolayısıyla, 1926'daki bu idamları, İttihatçılara karşı bir tasfiye olarak nitelendirmek yanlış olur. Gerçekte tasfiye hareketi, İttihat ve Terakki'nin radikal grubuna ve Mustafa Kemal'in liderliğini kabul etmemiş olanlara karşı yapılmıştır.

 

Sonuç

 

Mustafa Kemal, İttihat ve Terakki içinde II. Meşrutiyet'ten sonra devlet içerisinde yüksek bir mevkiye gelememiştir. Bunun sebebi de İttihat ve Terakki'nin yöneticileriyle fikir birliğine varamamasıdır. İttihat ve Terakki yöneticileri, fikirlerinden ve güçlü kişiliğinden çekindiklerinden dolayı Mustafa Kemal'i Merkez-i Umumîden daima uzak tutmuşlardır.

Mondros Mütarekesi'nin imzalanmasından sonra, İttihat ve Terakki feshedilmiş, ama İttihatçılık ortadan kalkmamıştır. Parti, hem alenî hem de gizli olarak devam etmiştir: Alenî kolu, Teceddüt Fırkası; gizli kolu ise, Karakol Cemiyeti'dir. Teceddüt Fırkası bir varlık gösteremezken, Karakol Cemiyeti'nin, Millî Mücadele döneminde oldukça etkili olduğu söylenebilir. Fakat cemiyetin mensuplarına İttihat ve Terakki'nin devamı olarak bakıldığı için güvenilmemiş, İstanbul'un işgalinden faydalanılarak tasfiye edilmiş, Cemiyetin üstlendiği görevler farklı müesseseler ihdas edilmek suretiyle el değiştirmiştir.

Millî Mücadele'nin hazırlanmasında İttihatçıların faaliyetleri etkili olduğu kabul edilebilir bir tarihi vakıadır. Çünkü Millî Mücadele'nin şekillenmesinde ve neticeye ulaşma hususunda emeği geçen şahsiyetlerin genellikle İttihatçı gelenekten gelen paşalar olduğu bilinmektedir. Buna en güzel örnek, Mustafa Kemal'dir. Ancak bazı kaynaklarda iddia edildiği gibi Mustafa Kemal'i direnişin başına geçiren gücün Karakol Cemiyeti, dolayısıyla da İttihat ve Terakki olduğu fikri kabul edilemez. Çünkü bunu destekleyecek hiçbir kanıt yoktur.

Cumhuriyet Halk Fırkası'nın uygulamalarına muhalefet olarak kurulan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nın kapanmasından sonra bu parti içerisinde yer alan İttihatçıların radikal grubu, iktidarı ele geçirme adına Mustafa Kemal'e suikast girişiminde bulunmuşlar, fakat başarılı olamamışlardır. İstiklâl Mahkemelerindeki yargılamalar sonrasında eski İttihat ve Terakki azalarıyla Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası kurucuları yargılanmış; radikal İttihatçılarsuçlu bulunmuş ve idam edilmişlerdir. 1926 yılındaki bu hareket, İttihat ve Terakki'nin tasfiyesi olarak nitelendirilmektedir. Fakat doğru olan, radikal İttihatçıların tasfiyesidir. Çünkü o dönemde, başta Mustafa Kemal olmak üzere önde gelen devlet adamları, eski İttihat ve Terakki azasıydılar.

Mustafa Kemal, neticede bir İttihatçıdır; özellikle Selânik'teki İttihatçı grupların oluşmasını da bizzat kendisi örgütlemiştir. Ancak Şam'da bulunma zorunluluğundan, 1907'de ortaya çıkan İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin lider kadrosu içinde yer alamamıştır. Millî Mücadele'ye kadar İttihat ve Terakki Cemiyetinin askerî kadrosunda yer almakla birlikte, ikinci plânda kalacaktır. Gerek İttihat ve Terakki Cemiyeti liderlerinin yurt dışına kaçmaları gerekse İstanbul'daki Millî Mücadele'nin hazırlık çalışmaları sırasında kontrolü ele geçirmeye çalışacak ve bu tarihten itibaren Millî Mücadele'nin tek lideri olacaktır. Mustafa Kemal, bu özellikleri ile II. Meşrutiyet Dönemi Osmanlı aydın kesiminin hemfikir olup da ulaşamadıkları hedefleri Millî Mücadele'den itibaren Cumhuriyet'e kadar her safhada adım adım gerçekleştirecektir. Bu dönemde Türk toplumunu siyasî, sosyal ve kültürel manada değiştirecek inkılâpları Meşrutiyet döneminin aydın kesiminden miras olarak almış ancak onların Meşrutiyet'le tamamlayamadıkları, hatta hayal dahi edemedikleri gelişme ve değişmeye yönelik bütün kavramları, Cumhuriyet'le tamamlayan kişi, bizatihî kendisi olmuştur. Yani Mustafa Kemal, yarım kalan Meşrutiyeti, Cumhuriyet'in ilânı ile tamamlayan kişidir.

İttihatçılığın zemininin neden Balkanlar dışında ayrı bir mekân olmadığı hususunda yine Mustafa Kemal'in hareket için en uygun mekânı seçmedeki isabetliliği onun bir lider olarak temayüz etmesinin kanıtıdır. Mustafa Kemal'in yeni bir devletin oluşumunda, mevcut mekânların Türk bölgeleri olmasına dikkat ettiği görülmektedir. Şam'da ilk gizli cemiyeti kurarken bu bölgenin Araplarla meskün olması sebebiyle uygun olmadığına kanaat getirmiş; yeni bir mekân olarak Selânik'i seçmiştir. Hareketin fikrî temellerini oluştururken, dikkat ettiği bu ayrıntı, Misak-ı Millîyi hazırlarken de görülmektedir. Mustafa Kemal'in Şam ve Selânik'te oluşturduğu ilk ihtilâlci teşebbüs ruhu ile Misak-ı Millî'nin bir millî yemin olarak ortaya çıkmasındaki ruh, aynîlik arz eder.

Mustafa Kemal, 1 Kasım 1918'de biten İttihat ve Terakki Fırkası'nı canlandırma gayreti içinde hiç olmamıştır. Ancak İttihat ve Terakki Fırkasının sona ermesi, İttihatçılık anlayışının son bulduğu anlamına gelmez. Meşrutiyet ihtilâlini gerçekleştiren "İttihatçılık ruhu", Cumhuriyet devrinde hâkim unsur olmamakla birlikte, hayatiyetini devam ettirmiş; ancak son İttihatçı Celâl Bayar'ın vefatıyla son bulmuştur, diyebiliriz. Osmanlılık ideolojisinin dışına çıkamayan İttihatçılık ruhunun kısmî de olsa tesirlerini; Mütareke, Millî Mücadele ve Cumhuriyet dönemlerinde görmek mümkündür. Millî Mücadelenin kazanılmasında aktif rol oynayan Kuva-yı Milliye ruhunun, İttihatçılık ruhu ile aynîlik arz ettiğini söylemek belki mümkün değildir; ancak İttihatçı ruhunun tesir ve izlerinin söz konusu dönemlerde var olduğu da göz ardı edilmemelidir.

Başlangıçtan itibaren Mustafa Kemal, diğer İttihatçı gruplarla fikir bağlamında bir arada kalabilmiştir. Ancak Mustafa Kemal-İttihatçı ilişkisinin arka plânı ele alındığında, Mustafa Kemal Paşa'nın tatbikatta daima farklı yollar takip ettiğini görmekteyiz. Bugünkü tartışmaların; söylediklerimiz ve yazdıklarımızın aksine bir seyir takip etmesini, tartışma çıkaranların bu tip tarihî hâdiseleri, kendi zamanı içinde değerlendirememeleri ve dolayısıyla hâdiselerin arka plânını görememeleriyle izah edebiliriz. Ancak bu farklılıklar Mustafa Kemal Paşa'nın da bir İttihatçı olmadığı anlamına gelmez. Falih Rıfkı Atay'ın da "19 Mayıs" adlı eserinde belirttiği gibi "Mustafa Kemal İttihat ve Terakki Cemiyeti'nden ayrılmamıştır". Falih Rıfkı'nın bu görüşünü destekleyen bir diğer belgede bizzat Mustafa Kemal Paşa'nın İttihat ve Terakki ile ilgili 1923 yılında Anadolu Ajansı muhabirine verdiği demeçtir. Çalışmamızı bu demeçle bitirmek yerinde olacaktır; "....................... mezkür cemiyet mütarekenin ferdasında o vakit ki İttihad ve Terakki merkez-i umumisinin dâvetiyle merhüm Talat Paşa'nın riyaseti altında akdedilen kongresi kararıyla Teceddüt fırkasına inkılâp etmiş ve bütün hukuk ve emvalini mezkür fırkaya devrederek İttihat ve Terakki namının tarihe tevdi edildiğini ilan etmişti. Vaktiyle zaten bir çoğumuz o cemiyetin müessis ve azasından bulunuyorduk. Son kongresi kararıyla tarihe intikal eden mezkur cemiyetin müntesipleriyle bilahare teşekkül eden Teceddüt fırkası mensuplarının kısm-ı küllîsi büyük milletimizin azm-ı bülendinden doğan Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'ne iştirak veya iltihak etmiş ve bu cemiyetin programını kabul eylemiştir".

 

DİPNOTLAR

1                Suat İlhan, "Atatürk'ün Yetiştiği Ortam", Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Cilt II, Sayı 5, Mart 1986, s. 2.

2                Bu çalışmalardan bazıları şunlardır; Afet İnan, "Atatürk'ü Dinlerken-Vatan ve Hürriyet", Belleten, C. 1, S. 2, TTKB, Ankara 1937.; Afet İnan, "Mukaddes Tabanca", Belleten, C. 1, S. 3-4, TTKB, Ankara 1937.; Münir Aktepe, "Atatürk'ün Sofya Ateşeliğine Kadar İttihat ve Terakki Cemiyeti ile Olan Münasebetleri ve Bu Hususa Alâkalı Bir Belge", Belleten, C. 38, S. 150, TTKB, Ankara 1974.; Sina Akşin, Jön Türkler ve İttihat ve Terakki, İmge Kitabevi, Ankara 1998.; Sina Akşin, 100 Soruda Jön Türkler ve İttihat ve Terakki, Gerçek Yayıncılık, Ankara 1980.; Falih Rıfkı Atay, Çankaya, Dünya yayınları, İstanbul 1958.; Falih Rıfkı Atay, Atatürk'ün Bana Anlattıkları, Bateş yayınları, İstanbul 1998.; Şevket Süreyya Aydemir, Tek Adam Mustafa Kemal, C. I-III, Remzi Kitabevi, İstanbul 1994.; Yusuf Hikmet Bayur, "Mustafa Kemal'in Falkenhayn'la Çatışmasıyla İlgili Henüz Yayınlanmamış Bir Raporu", Belleten, C. 20, S. 80, TTKB, Ankara 1956.; Ali Fuat Cebesoy, Sınıf Arkadaşım Atatürk, Baha Matbaası, İstanbul 1995.; Kâzım Nami Duru, İttihat ve Terakki Hatıralarım, İstanbul 1957.; Hüsamettin Ertürk, İki Devrin Perde Arkası, Sebil Yayınları, İstanbul 1996.; İsmet Görgülü, Atatürk'ün Anıları, Bilgi Yayınevi, Ankara 1998.; Hüsnü Himmetoğlu, Kurtuluş Savaşı'nda İstanbul ve Yardımları, İstanbul 1975.; Kâzım Karabekir, İttihat ve Terakki Cemiyeti (1896-1909), Emre Kitabevi, İstanbul 1995.; Hüsrev Sami Kızıldoğan, "Vatan ve Hürriyet = İttihat ve Terakki", Belleten, C. 1, S. 3-4, TTKB, Ankara 1937.; Ahmed Bedevi Kuran, İnkılâp Tarihimiz ve İttihad ve Terakki, Tan Matbaası, İstanbul 1948.; Fethi Okyar, Üç Devirde Bir Adam, İstanbul 1995.; Fethi Tevetoğlu, Atatürk'le Okyar'ın Çıkardıkları Gazete Minber", Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, C. 5, S. 13'ten ayrı basım, TTKB, Ankara 1989.; Fethi Tevetoğlu, "Atatürk-İttihat ve Terakki", Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, C. 5, S. 15, TTKB, Ankara 1989.; Şerafettin Turan, "Mondros Mütarekesi Ertesinde Mustafa Kemal'in Orduya Siyasete ve İngilizlerin Tutumuna İlişkin Düşünceleri", Belleten, C. 46, S. 182, TTKB, Ankara 1982.; Faik Reşit Unat, "Atatürk'ün II. Meşrutiyet İnkılâbının Hazırlanmasındaki Rolüne Ait Bir Belge", Belleten, C. 26, S. 102, TTKB, Ankara 1962.; Erik Jan Zürcher, Millî Mücadelede İttihatçılık, Bağlam yayınları, İstanbul 1987.; Bekir Tünay, "Mustafa Kemal ve İttihat ve Terakki", Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Cilt I, Sayı 1, Kasım 1984.

3                E. Semih Yalçın-Ali Güler, Atatürk, Hayatı, Düşünceleri ve Kişiliği, Cilt I, Ankara 2000, s.153.

4                Hüseyin Cahit Yalçın, "İttihadı Terakki Cemiyetine Nasıl Girdim?", Yakın Tarihimiz, C. I, S. I, İstanbul 1962, s. 24.

5                Erik Jan Zürcher, Millî Mücadelede İttihatçılık, Bağlam Yayınları, İstanbul 1987, s. 50.

6                Sınıf arkadaşlarından Lütfü Müfit Bey Harp Okulu yıllarında Mustafa Kemal'i şu şekilde anlatmaktadır; "...daha o zaman mektepte iken, şuursuz, düşüncesiz kötü bir idareye karşı vicdan ve ruhundan fışkıran inkılâpçı düşünceleri bilhassa kayda şayandır................ şuursuz idareden o derece ıstırap duymuştu ki, daha mektepte iken o zamanki idareye karşı arkadaşları ile hasbıhâller, tenkitlere başlamış ve hatta büyük tehlikelere rağmen haftada iki defa gizli olarak gazete bile çıkarmışlardı" (Bk. Lütfü Müfit, "Harbiye'de Gazi Hazretleri ile Bir Sınıfta Ders", Vakit, 10 Ağustos 1934).

7                Mustafa Kemal, Harp Okuluna 13 Mart 1889 tarihinde girmiştir. Künye Defterine şu ifade düşülmüştür; "Selânik'te Koca Kasım Paşa Mahalleli Gümrük memurlarından müteveffa Ali Rıza Efendi'nin mahdumu uzun boylu, beyaz benizli Mustafa Kemal Efendi Selânik 96". (Bk. Kara Harp Okulu Arşivi, Künye Defteri, No: 21).

8                Mustafa Kemal'in arkadaşlarından bazıları şunlardır; Ahmet Tevfik, Mustafa Nuri (Conker), Lütfi Müfit (Özdeş), Ali Fuat (Cebesoy), Arif (Ayıcı), Hayri (Tırnovacık), Kâzım (Karabekir), Ömer Naci, İsmail Hakkı (Pars), Kâzım (İnanç), Kâzım (Özalp), Ali Fethi (Okyar).

9                Geniş bilgi için bk.; Yahya Akyüz, "Atatürk'ü Yetiştiren Öğretmenlerden Birkaçı", Atatürk Devrimleri ve Eğitim Sempozyumu (9-10 Nisan 1981) Bildirileri, Ankara 1981, s. 116 vd.

10            Harp Okulu mezuniyet tarihi 10 Şubat 1902'dir. Şevket Süreyya Aydemir, Tek Adam Mustafa Kemal, Cilt I, İstanbul, 1994, s. 74-79.; Mustafa Kemal hakında yapılan biyografi çalışmalarında verilen tarihler ile ilgili bilgilerin ekseriyetle yanlış olduğu görülmektedir. Sadi Borak bu tarihlerin yanlışlığını düzeltme adına yeni bir yanlışa düşenlerdendir. (Bk. Sadi Borak, "Atatürk'ün Biyografisinde Yapılan Yanlışlıklar", Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Cilt I, Sayı 1, Kasım 1984, s.277-285).

11            Mustafa Kemal kendi anılarında sınıf gazetesi çıkarma işini şöyle anlatmaktadır; ".bende ve bazı arkadaşlarda yeni fikirler belirdi. Memleketin idaresinde ve siyasetinde fenalıklar olduğunu keşfetmeye başladık. Binlerce kişiden ibaret olan Harbiye talebesine bu keşfimizi anlatmak hevesine düştük. Okul öğrencileri arasında okunmak üzere okulda el yazısıyla gazete tesis ettik. Sınıf dahilinde ufak teşkilâtımız vardı. Ben, idare heyetine dahildim. Gazetenin yazılarını ekseriyetle ben yazıyordum". (Bk. Ahmet Emin Yalman, "Büyük Millet Meclisi Reisi Müşir Gazi Muztafa Kemal Paşa Hazretlerinin Tarihçe-i Hayatı", Vakit, 10 Ocak 1922, No: 1468).

12            Asım Gündüz, Hatıralarım, (Haz. İ. Ilgar), İstanbul 1973, s. 14.

13            Ali Fuat Cebesoy, Sınıf Arkadaşım Atatürk, İstanbul 1967, s. 45, 46.

14            Aydemir, Tek Adam Mustafa Kemal, s. 84.; Uluğ İğdemir, Atatürk'ün Yaşamı 1881-1918, Cilt I, Ankara 1988, s. 8. Cebesoy hatıratında mezuniyet tarihlerinin Aralık 1904 olduğunu söylemektedir. (Cebesoy, Sınıf Arkadaşım Atatürk, s. 70) Ayrıca Zürcher de bu tarihi onaylamakta, 11 Ocak tarihini onun yüzbaşılığa terfi ettiği tarih olarak vermektedir. (Erik Jan Zürcher, Millî Mücadele'de İttihatçılık, İstanbul 1987, s. 64.) Zürcher'nin tespiti yanlıştır. Mustafa Kemal'in özlük dosyasına şu kayıt düşülmüştür. " 11 Ocak 1905 (29 Kanun-ı evvel 1320) tarihinde Erkân-ı Harbiye Yüzbaşılığı ile mektepten neşet ederek sunuf-u selâsede bölük idare ve kumanda etmek üzere atik 5'nci Orduya memur buyrulmuştur". (Kara Kuvvetleri Komutanlığı Arşivi, Atatürk'ün Özlük Dosyası).

15            Cebesoy, Sınıf Arkadaşım Atatürk, s. 72-78.

16            Fethi Okyar, Üç Devirde Bir Adam, İstanbul 1980, s. 7.; Cebesoy, Sınıf Arkadaşım Atatürk, s. 78-80.

17            Afet İnan, "Atatürk'ü Dinlerken Vatan ve Hürriyet", Belleten, C. I, S. 2, Ankara 1937, s.297, 298.

18            Fethi Tevetoğlu, "Atatürk-İttihat ve Terakki", Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, C. V, S. 15, Ankara 1989, s. 514.

19            Ali Fuat (Cebesoy) Beyrut'taki süvari alayına gönderilirken Mustafa Kemal ve Müfit Bey Şam'da bulunan alaylarda görevlendirilmişlerdi. Bu sebeple Ali Fuat Cemiyete katılanlar arasında değildir. (Cebesoy, Sınıf Arkadaşım Atatürk, s. 87).

20            Tevetoğlu, "Atatürk-İttihat ve Terakki", s. 614. Bazı kaynaklar cemiyetin Mustafa Kemal tarafından ve 1906 sonbaharında kurulduğunu yazmaktadır. (Bernard Lewis, Modern Türkiye'nin Doğuşu, Ankara 1996, s. 203.; "Atatürk", İslâm Ansiklopedisi, C. I, İstanbul 1940, s. 721.

21            Zürcher, Millî Mücadelede İttihatçılık, s. 66.

22            İğdemir, Atatürk'ün Yaşamı 1881-1918, Cilt I, s. 10. Enver Behnan Şapolyo Mustafa Kemal'in Yafa'ya gitmesini, Vatan ve Hürriyet Cemiyeti'nin inkişaf edememesine sebep olarak göstermektedir. (Bk. Enver Behnan Şapolyo, Kemal Atatürk ve Millî Mücadele Tarihi, Berkalp Kitabevi, Ankara 1944, s. 63).

23            Ahmet Emin Yalman, "Büyük Millet Meclisi Reisi Müşir Gazi Muztafa Kemal Paşa Hazretlerinin Tarihçe-i Hayatı", Vakit, 10 Ocak 1922, No: 1468.

24            Tevetoğlu, "Atatürk-İttihat ve Terakki", s. 164.; Afet İnan, "Mukaddes Tabanca", Belleten, C. I, S. 3-4, Ankara 1937, s. 610. Şapolyo, "...bu ihtilâl komitesi çok aza bulamadı. Bu suretle geniş bir faaliyeti göze çarpmadı" demektedir. (Bk. Enver Behnan Şapolyo, Kemal Atatürk ve Millî Mücadele Tarihi, s. 62).

25            Bk. (Yalman; "Büyük Millet Meclisi Reisi Müşir Gazi Muztafa Kemal Paşa Hazretleri'nin Tarihçe-i Hayatı", Vakit, 10 Ocak 1922).

26            Mustafa Necip Babıâli baskını sırasında ölen bir subaydır (Hüsrev Sami Kızıldoğan,"Vatan ve Hürriyet-İttihat ve Terakki" Belleten, C. I, S. 3, Ankara, 1937, s. 621).

27            Afet İnan, "Mukaddes Tabanca", s. 605-610.

28            Mustafa Kemal Paşa'nın Cemiyetin gizli toplantısında yapmış olduğu konuşmanın tam metni şu şekildedir; "Arkadaşlar! Bu gece burada sizleri toplamaktan maksadım şudur: Memleketin yaşadığı vahim anları size söylemeye lüzum görmüyorum. Buna cümleniz müdriksiniz. Bu bedbaht memlekete karşı mühim vazifelerimiz vardır. Onu kurtarmak yegâne hedefimizdir. Bugün Makedonya'yı ve tekmil Rumeli kıt'asını vatan camiasından ayırmak istiyorlar. Memlekete ecnebi nüfuz ve hâkimiyeti kısmen ve fiilen girmiştir. Padişah zevk ve saltanatına düşkün her zilleti irtikap edecek menfur bir şahsiyettir. Millet zulüm ve istibdat altında mahvoluyor. Hürriyet olmayan bir memlekette ölüm ve izmihlâl vardır. Her terakkinin ve kurtuluşun anası hürriyettir. Tarih bugün biz evlâtlarına bazı büyük vazifeler tahmil ediyor. Ben Suriye'de bir Cemiyet kurdum. İstibdat ile mücadeleye başladık. Buraya da bu Cemiyetin esasını kurmaya geldim. Şimdilik gizli çalışmak ve teşkilâtı taazzuv ettirmek zarurîdir. Sizden fedakârlıklar bekliyorum. Kahhar bir istibdada karşı ancak ihtilâl ile cevap vermek ve köhneleşmiş olan çürük idareyi yıkmak milleti hâkim kılmak hulâsa vatanı kurtarmak için sizi vazifeye davet ediyorum" (Kızıldoğan, "Vatan ve Hürriyet-İttihat ve Terakki", s. 621, 622.; Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, C. 3, Ankara 1954, s. 1-2).

29            Faik Reşit Unat, "Atatürk'ün II. Meşrutiyet İnkılâbının Hazırlanmasındaki Rolüne Ait Bir Belge", Belleten, C. 26, S. 102, Ankara 1962, s. 342.; Ernest Edmonson Ramsaur, The Youngs Turks (Prelude to the Revolution of 1908), Princeton University Press, Princeton, New Jersey 1957, s. 95.

30            Tevetoğlu, "Atatürk-İttihat ve Terakki", s. 615.; Ernest Edmonson Ramsaur, Jr, The Youngs Turks (Prelude to the Revolution of 1908), Princeton University Press, Princeton, New Jersey 1957, s. 95.

31            Kâzım Nami Duru'nun Ş. Süreyya Aydemir'e yazdığı mektupta bu durumu şu şekilde açıklamıştır; "...Mustafa Kemal'i 1907'de eski Vatan ve Hürriyet Cemiyeti arkadaşları bizim Cemiyete aldılar. Onlar, Mustafa Kemal gittikten sonra eski Cemiyetlerini yaşatamamışlardı." (Bk. Aydemir, Tek Adam Mustafa Kemal, C I, s. 131).

32            Kâzım Nami Duru, İttihat ve Terakki Hatıralarım, İstanbul 1957, s. 13.

33            Yusuf Hikmet Bayur, Türk İnkılâbı Tarihi, Cilt II, Kısım IV, Ankara 1991, s. 63.; Sina Akşin, 100 Soruda Jön Türkler ve İttihat ve Terakki, İstanbul 1980, s. 57.; Enver Behnan Şapolyo, Ziya Gökalp, İttihat ve Terakki ve Meşrutiyet Tarihi, İstanbul 1944, s. 59.

34            Zürcher, Millî Mücadele'de İttihatçılık, s. 78-79.

35            ".Hızla gelişen bu yeni cemiyetle Mustafa Kemal'in kurduğu Cemiyetin bir yerde karşılaşmaları kaçınılmazdı. Talat, adaylardan Binbaşı Naki Bey adında birinin fikirlerini iskandil ederken, Mustafa Kemal'in kurduğu topluluğa üye olduğunu öğrenmiş, dolayısıyla da topluluğun varlığı ortaya çıkmıştı. Bu olayın tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber, aradan, yeni topluluğun eskisini, gerek sayı gerekse önem bakımından arkada bırakacağı kadar bir zaman geçmiş olması gerekir, çünkü iki topluluk birleştiğinde Vatan ve Hürriyet adı tümüyle ortadan silinecekti". (Bk. Ramsaur, The Youngs Turks (Prelude to the Revolution of 1908), s. 120.

36            Fethi Tevetoğlu, Ömer Naci, İstanbul 1973, s. 72.

37            Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, C. 5, s. 88.; Afet İnan, "Atatürk'ü Dinlerken-Vatan ve Hürriyet", s. 295.

38            Tevetoğlu, Ömer Naci, s. 73 (40. dipnot).

39            İsmail Hami Danişmend, İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, C. 4, İstanbul 1961, s. 351-355.

40            Cebesoy, Sınıf Arkadaşım Atatürk, s. 98.

41            Eserde Osmanlı Hürriyet Cemiyet'inin kuruluşu ile ilgili ifadelerin geniş metni şu şekildedir; ". Beşinci Ordudan Üçüncü Ordu'ya nakledilen bir Erkân-ı Harb zabiti Mekteb-i Tıbbiyeden tart edilmiş Şam'da ticaretle iştigale başlamış bir zat ile buluşarak bir Hürriyet Cemiyeti teşkiline karar verdiler. Bu Cemiyete Selânik'te bir şube ihtasına çalıştılar. Hemen sınıf rüfekasından bazı gençlerle şimdi birer mevki-i mübeccel ihraz eden zevat-ı aliyeden bazılarıyla görüştü. Nihayet bir Cemiyetin esasını kurdular. Şu kadar ki o vakit ittihaz olunan tarikin neticepezir-i muvaffakiyet olması meşkuk idi. Binaenaleyh bu cemiyet ittisaa muvaffak olmaksızın hâl-i rüşeymide kaldı. Aradan bir hayli müddet daha geçti. Makedonya Meselesi alevlenmiş devletlerin müdahalesi memleketimizi müşkül bir hale koymuştu. Mürzteg Programı erbab-ı hamiyeti ciddiyetle çalışmaya sevketti. Bunun üzerine eski Hürriyet Cemiyeti azasından on zat birer suretle tanışarak görüşerek esas bir teşkilât yapmaya karar verdiler. Uzun uzun münakaşalardan sonra merkez-i umumi Selânik'te olmak üzere Osmanlı Hürriyet Cemiyeti'ni büsbütün yeni bir tarzda vücuda getirdiler..." (Unat, "Atatürk'ün II. Meşrutiyet İnk...", s.346-347.

42            Ahmet Bedevi Kuran, İnkılâp Tarihimiz ve İttihat ve Terakki, İstanbul, 1948, s. 207, 208.

43            Tarık Zafer Tunaya, Türkiye'de Siyasal Partiler, C. I, s. 16.

44            Kızıldoğan, "Vatan ve Hürriyet-İttihat ve Terakki", s. 623, 624.

45            Kuran, İnkılâp Tarihimiz ve..., s. 237, 238.

46            Tunaya, Türkiye'de Siyasal Partiler, C. I, s. 16.

47            Cebesoy, Sınıf Arkadaşım Atatürk, s. 110, 111.

48            "Selanik'e geldiği zaman Vatan'a ve Hürriyet Cemiyeti'nden eser kalmamıştı". Enver Behnan Şapolyo, Kemal Atatürk ve Millî Mücadele Tarihi, Berkalp Kitabevi, Ankara 1944, s. 65.

49            Şapolyo, Ziya Gökalp, İttihat ve Terakki ve Meşrutiyet Tarihi, s. 62.

50            Duru, İttihat ve Terakki Hatıralarım, s. 13.

51            Kâzım Karabekir, İttihat ve Terakki Cemiyeti (1896-1909), İstanbul, 1995, s. 179.; Ramsaur eserinde "...Mustafa Kemal bu (İttihat ve Terakki Cemiyetine) topluluğa girmesine rağmen sıradan bir üye olmaktan ileri gidemeyecek; Enver gibi 1908 Hareketi sırasında birden yıldızı parlamayacaktı" (Ernest Edmonson Ramsaur, The Youngs Turks (Prelude to the Revolution of 1908), Princeton University Press, Princeton, New Jersey 1957, s. 95.) şeklindeki yaklaşımına Zürcher de katılmaktadır. Her iki yazarında muhtemelen K. Karabekir'e dayanarak yapmış oldukları "sıradan bir üye" şeklindeki tespit yanlıştır. Cumhuriyet devrinde ortaya çıkan Mustafa Kemal-Kâzım Karabekir uyuşmazlığı hatırlanırsa K. Karabekir'in verdiği bilgilere ihtiyatlı yaklaşılması gerekir. Mustafa Kemal İttihat ve Terakki Cemiyeti içindeki faaliyetlerinde hiçbir zaman gerek fikirleri gerekse uygulamaları ve muhalefeti ile göz ardı edilemeyecek bir konumda olmuştur.

52            OKYAR, Üç Devirde Bir Adam, s. 20-21.

53            Aydemir, Tek Adam Mustafa Kemal, C. I, s. 110.

54            Yusuf Hikmet Bayur, Türk İnkılabı Tarihi, C. 2, Kısım 4, Ankara 1991, s. 169.

55            Cebesoy, Sınıf Arkadaşım Atatürk, s. 126, 127.

56            Bayur, Türk İnkılâbı Tarihi, C. II, s. 172-201.

57            Celal Bayar, Ben de Yazdım, C. I, s. 182-183.

58            Tunaya, Türkiye'de Siyasal Partiler, C. I, s. 17.

59            Tevetoğlu, "Atatürk-İttihat ve Terakki", s. 616.

60            Afet İnan, "Trablusgarp'ta Hürriyete Karşı İsyan", Belleten, C. VIII, S. 31, Temmuz 1944, s.389-390.

61            "... İttihatçıların gizli teşkilâtında yapmış oldukları Bölükbaşılar namı altındaki bir takım gruplar vardı, Mustafa Kemal bu gruplara dahildi.". (Bk. Şapolyo, Kemal Atatürk ve Millî Mücadele Tarihi, s. 66).

62            Afet İnan, "Trablusgarp'ta Hürriyete Karşı İsyan", Belleten, C. VIII, S. 31, Temmuz 1944, s.389-390.

63            Rachel Simon, "Önderliğin Başlangıç Yılları: Mustafa Kemal'in Libya'yı                  Ziyareti, 1908",(Çev. Tüten Özkaya), Belleten, C. XLIV, S. 173, Ocak 1980, s. 89.; Afet İnan,                           "Trablusgarp'ta
Hürriyete Karşı İsyan", Belleten, C. VIII, S. 31, Temmuz 1944, s. 389-390.

64            Aydemir, Tek Adam Mustafa Kemal, C. I, s. 138-140.

65            Zürcher, Millî Mücadelede İttihatçılık, s. 98.

66            Simon, "Önderliğin Başlangıç Yılları: Mustafa Kemal'in Libya'yı Ziyareti, 1908", s. 94-95.

67            Aydemir, Tek Adam Mustafa Kemal, C. I, s. 158, 159 .

68            Şapolyo, Kemal Atatürk ve Millî Mücadele Tarihi, Berkalp Kitabevi, Ankara 1944, s. 70.

69            Sina Akşin, 31 Mart Olayı, Ankara 1972, s. 387.

70            Mustafa Kemal bu görüşünü Kâzım Nami'ye şu şekilde ifade etmiştir; ".Ben kendimde askerlik için bir istidat görmüyorum, daha ziyade siyasî işlerde muvaffak olacağımı sanıyorum, onun için askerlikten istifa etmek niyetindeyim, ne dersin? ". (Bk. Şapolyo, Kemal Atatürk ve Millî Mücadele Tarihi, s. 66).

71            "Mustafa Kemal politikadan alâkasını keserek kendini askerliğe askerîn talim ve terbiyesine verdi". (Şapolyo, Kemal Atatürk ve Millî Mücadele Tarihi, s. 69).

72            Şapolyo, Kemal Atatürk ve Millî Mücadele Tarihi, s. 68-69.

73            Cebesoy, Sınıf Arkadaşım Atatürk, s. 113-114.

74            Cebesoy, Sınıf Arkadaşım Atatürk, s. 119.

75            Tevetoğlu, "Atatürk-İttihat Terakki", s. 618.; İsmet BOZDAĞ, Atatürk'ün Evrensel Boyutları, Ankara 1988, s. 11.; Aydemir, Tek Adam Mustafa Kemal, C. I, s. 146.; Celâl Bayar'ın Tevfik Rüştü Aras'tan nakli için bk Celâl Bayar, Ben de Yazdım, İstanbul 1966, s. 506, 507. Ayrıca geniş bilgi için bkz. Fethi Tevetoğlu, "İttihat ve Terakki Cemiyeti (Fırkası)", Türk Ansiklopedisi, Cilt 20, s. 446-452.

76            Zürcher, Millî Mücadele'de İttihatçılık, s. 99.

77            Tarık Zafer Tunaya, Türkiye'de Siyasal Partiler, C. I, s. 252, 254, 486.

78            Aydemir, Tek Adam Mustafa Kemal, C. I, s. 117.

79            Zürcher, Millî Mücadele'de İttihatçılık, s. 91.

80            Bleda, Mustafa Kemal ile İttihat ve Terakki mensuplarının arasındaki soğukluğu gidermek üzere Talat Paşa'nın da katıldığı bir yemekli toplantı düzenlediğini yazmaktadır. (Bk. Mehmet Şükrü Bleda, İmparatorluğun Çöküşü, İstanbul 1979, s. 102.).

81      Feroz Ahmad, The Joung Turks, The Commitee of Union & Porgress in Turkish Polites (1908-14), Oxford 1969, s. 45-46.

82            Ahmet Emin Yalman, "Büyük Millet Meclisi Reisi Müşir Gazi Muztafa Kemal Paşa Hazretleri'nin Tarihçe-i Hayatı", Vakit, 10 Ocak 1922, No: 1468.; Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, C. 5,s. 90, 91.

83            Rıza Nur, Hayat ve Hatıratım, C. III, İstanbul 1992, s. 23.

84            Zürcher, Millî Mücadele'de İttihatçılık, s. 100, 101.

85            Tevfik Çavdar, İttihat ve Terakki, İstanbul 1991, s. 105.

86            Münir Aktepe, "Atatürk'ün Sofya Ateşeliğine Kadar İttihat ve Terakki Cemiyeti ile Olan Münasebetleri ve Bu Hususla Alâkalı Bir Belge", Belleten, C. 38, S. 150, Ankara 1974, s. 276.

87            AKTEPE, "Atatürk'ün Sofya Ateşeliğine.", s. 277, 278.

88            Mithat Sertoğlu, "Balkan Savaşı Sonlarında Edirne'nin Kurtarılması Hususunda Hemen Teşebbüse Geçilmesi İçin Atatürk'ün Harbiye Nezaretini Uyarışına Dair Bilinmeyen Bir Belge", Belleten, C. 32, S. 128, Ankara 1968, s. 466-468. Bolayır Merkez Tabyasından bir nüshası da Başkumandanlık Vekâlet-i Celîlesine gönderilen 4/5 Şubat tarihli mektubun özet metni şu şekildedir; Huzur-ı Sâmi-i Nezaretpenahîye; Tarafeyn ordularının vaz'iyet-i harbiyeleri sevkül-ceyş nokta-i nazarından münakaşa ve tetkik edilmiş, bu münaşaka-i ilmiye neticesinde Osmanlı ordusuna terettüp eden hatt-ı hareket elyevm takip edilen hatt-ı harekete münafî zuhur etmiştir. Böyle bir zamanda hakayık-ı fenniyeyi ortaya koymak vazifesine binaen bervech-i zîr serd-i mutalâata itisar ve bu babdaki cesaretin müsamaha edilmesine intizar olunur:...........................   Vaz'iyet-i mezk°renin münakaşası ve elde edilen netice; Milletin ve efkâr-ı umumiyenin aldatılmaması ve kabinenin kendi iddiasını tekzib eylememesi için düşman ordusunun faikıyet-i adediye ve sevkül-ceyşiyesini kat'î ve azimkârane bir hareket-i taarruziye ile telâfiye karar verildiğine hükmetmek lâzım gelir. Filvaki bundan başka türlü karar verilemez. Edirne, Çatalca ordusundan 300 kilometre uzakta ve Çatalca karşısındaki Bulgar küvve-i külliyesinden mâada ayrıca bir muhasara ordusuyla Osmanlı ordusundan ayrı bulunmaktadır. Binaenaleyh, Edirne'ye varmak için evvel emirde Çatalca'daki Bulgar kuvve-i külliyesini duçar-ı inhizam eylemek, saniyen muhasarayı cebren reddetmek, salisen dört aydan beri mahsurînin tahribatını izale için küliyyetli erzakı serian şehre yetiştirmek lâzımdır. Bunun için hareket ve taarruz iktiza eder. Bu taarruz ya doğrudan doğruya Çatalca'dan karadan veyahut hem karadan ve hem de Bulgar kısm-ı küllisi gerilerine ihraç hareketiyle tehdit edecek surette denizden veyahut aynı zamanda Gelibolu şibih ceziresinden yapılmalıdır. Hareket-i taarruziyenin bir an dahi tehiri câiz değildir. Edirne günden güne kuvvetini zâyi' etmekte ve sukuta takarrüp eylemektedir. Sukutdan sonra muhasırîn düşmanın küvve-i külliyesine bilcümle esleha ve techizatiyle inzimam edecek ve faikıyet-i adediyenin taarruz-ı azimkârane ile telâfisi kesb-i müşkilât edecektir. Binaenaleyh Gelibolu limanında bulunan kuvvetler, serian Çatalca cihetine celbedilmeli ve Gelibolu'da kalacak askere Çatalca ordusuyla beraber düşmana şiddetle taarruz emri verilmelidir. Aksi hâlde kabinenin sâkıt kabineden inhiraf eylediği cihetler taayyün edemiyecek ve 10 Kânunısânî 328 darbe-i hük°metini îka' edenlerin esbâb-ı takdir ve sitayişi gayr-ı kabil-i izah bulunacak ve kimbilir daha neler olacaktır. Olbabda emir ve ferman hazret-i menlehülemrindir. Bahr-ı Sefid Kuvâ-yı Mürettebesi erkân-ı harbiyesine memur Binbaşı M. Kemal, Bahr-ı Sefid Boğazı kuvây-ı mürettebisi Erkân-ı Harbiye Reisi Binbaşı Ali Fethi. (Bk. Sertoğulu, ".Atatürk'ün Harbiye Nezaretini Uyarışına Dair Bilinmeyen Bir Belge", s. 466-468).

89            Aktepe, "Atatürk'ün Sofya Ateşeliğine.", s. 285.

90            Sertoğlu, ".Atatürk'ün Harbiye Nezaretini Uyarışına Dair Bilinmeyen Bir Belge", s. 465.

91            Falih Rıfkı Atay, Çankaya, Cilt I, İstanbul 1958, s. 56, 57.

92            Okyar, Üç Devirde Bir Adam, s. 203-205.; Ahmet Cevdet Emre, İki Neslin Tarihi, İstanbul 1960, s. 202.

93            "Atatürk", İslâm Ansiklopedisi, Cilt I, s. 725-276.

94            Duru, İttihat ve Terakki Hatıralarım, s. 58, 70.

95            "Atatürk", İslâm Ansiklopedisi, Cilt I, s. 726.

96            İsmet Görgülü, Atatürk'ün Anıları, Ankara 1998, s. 40-43.; Falih Rıfkı Atay, Atatürk'ün Bana Anlattıkları, İstanbul 1998, s. 15-17.

97            Yusuf Hikmet Bayur, "Mustafa Kemal'in Falkenhayn'la Çatışmasıyla İlgili Henüz Yayınlanmamış Bir Raporu", Belleten, C. 20, S. 80, Ankara 1956, s. 622.

98            Mustafa Kemal'in 20 Eylül 1917 tarihli raporunun özeti; Madde 1-Halk hükümetten soğumuştur, halka karşı çok kötü davranılmaktadır, hükümet tam bir acz içindedir, adliye işleri de kesin surette işlememektedir, halkın geçim ve ekonomik durumu berbattır, kimse geleceğe güvenemiyor. Devlet bir gün birdenbire çökebilir. Madde 2- Savaş yakında biteceğe benzemiyor; düşman tarafı bizden az sıkıntı çekmektedir. Madde 3- Osmanlı ordusu savaşın başlarına nispeten çok zayıftır. Birliklerin mevcutları azdır, iyi tümenlerden biri sayılan 59. Tümenin yüzde ellisi ayakta duramayacak kadar mecalsiz zayıf kimselerden ibarettir. Ordularda yarı yarıya kaçak da vardır. (Bundan sonra türlü cephe ve orduların durumu ve düşmanların amaçları gözden geçirilmektedir). Madde 4- Yapılacak işler: a) Yönetim, jandarma, geçim işleri düzeltilmeli; b) Askerlik bakımından sav'al durumda kalmalı ve Avrupa'daki bütün birliklerimizi yurda geri çağırmalı. Sina cephesinde ne yapacağımızı şimdiden kestiremeyiz. Ancak, öyle görünüyor ki, bir oraya yeni kuvvetler yığmadan önce düşman bize saldıracaktır. Madde 5- Suriye ve Hicaz yeniden bir Müslüman-Osmanlı komutanının buyruğu altına verilmelidir, onun altında da Sina cephesine yeni bir Müslüman-Osmanlı komuta etmelidir. Falkenhayn'ı yurda olan zararına rağmen behemahal kullanmak gerekiyorsa o, Müslüman-Osmanlı olacak olan Suriye ve Hicaz genel komutanının buyruğu altında bulunmalıdır. Bu takdirde ben şimdikinden daha küçük bir duruma düşsem de (yani üstümde bir yerine iki amir bulunsa da) yurt faydası için buna razıyım; eğer benim 7'nci Ordunun Sina cephesine tam olarak varmadan düşman saldırırsa ve o perakende olarak 8'nci Ordu Komutanı Von Kres'in buyruğu altına girecekse, buna seyirci kalamam ve komutayı ben üzerime alırım. Almanlara karşı zaaf göstermek çok zarar verir. Falkenhayn her yerde Alman olduğunu ve kendini Alman menfaatlerini korumakla görevli saydığını belirtmekten çekinmiyor; aşiret başkanlarıyla Alman subayları vasıtasıyla doğrudan doğruya temas ediyor. Bana bile "Araplar Türklere düşmandır, biz Almanlar bîtaraf olduğumuzdan onları kazanabiliriz" demekten çekinmemiştir; Falkenhayn'ın saldırı yapmak yolundaki sözleri bütün Suriye ve Arabistan'ın kendi yönetimine girmesi için bir vesiledir, yurdumuzu bir sömürge durumuna düşürmeye çalışıyor, Palestin'de başarılı bir savunma yapabilirse bu amacına (Osmanlıyı sömürge yapmak amacı) ulaşmış olacaktır ve bize borç yazılan altınları ve son Türk kanlarını bu uğurda harcamış olacaktır. Özet olarak bu sırada yurdun hiç bir köşesinin yabancı nüfuzu ve idaresi altına verilmesi caiz değildir. (Bk. Bayur, "Mustafa Kemal'in Falkenhayn'la Çatışmasıyla İlgili Henüz Yayınlanmamış Bir Raporu", s. 625, 626.

99            Bayur, "Mustafa Kemal'in Falkenhayn'la Çatışmasıyla...", s. 624-628.

100        Zürcher, Millî Mücadelede İttihatçılık, s. 117-118.

101        Atay, Atatürk'ün Bana Anlattıkları, s. 27-43.

102        Sina Akşin, Jön Türkler ve İttihat ve Terakki, Ankara 1998, s. 437, 438. Okyar, Üç Devirde Bir Adam, s. 249 vd.; Tarık Zafer Tunaya, Hürriyetin İlânı, İkinci Meşrutiyetin Siyasî Hayatına Bakışlar, İstanbul 1959, s. 45.; Bleda, İmparatorluğun Çöküşü, s. 115-116.

103        Mustafa Kemal'in açıklaması şu şekildeydi; "Söz gazetesi müdüriyetine Beyefendi; gazetenizin 29 Kanun-ı Evvel 1334 Pazartesi günkü nüshasında bazı menabiden temin edildiğine göre benim Teceddüd fırkasına dâhil olduğum hakkında bir haber neşrolunmuştur. Bu haber doğru değildir. Ben askerî sıfat ve makamımla nisbet ve alâkamı muhafaza etmekteyim. Binaenaleyh mukarrin-i hakikat olmayan (gerçeğe uymayan) haberin tekzibini rica ederim. Sabık Yıldırım Grubu kumandanı Mirliva Mustafa Kemal" (Bk. Tunaya, Türkiye'de Siyasal Partiler, C. II, s. 94).

104        Tunaya, Türkiye'de Siyasal Partiler, C. I, s. 9.

105        Tunaya, Türkiye'de Siyasal Partiler, C. I, s. 8, 9, 252.

106        Tunaya, Türkiye'de Siyasal Partiler, C. I, s. 326, 327.

107        Bernard Lewis, Modern Türkiye'nin Doğuşu, Ankara 1996, s. 239.

108        Fethi Tevetoğlu, "Atatürk'le Okyar'ın Çıkardıkları Gazete Minber", Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, C. 5, s. 13'ten ayrı basım, Ankara 1989, s. 185-187.

109        Tevetoğlu, "Atatürk'le Okyar'ın Çıkardıkları Gazete Minber", s. 187, 188. Gazetedeki haber şu şekildedir: "Kaçmışlar! Kaçmışlar, tahakkuk ediyor, kimden ve nereye? Adaletten şüphe etmek, kendi milletinden, memleketinden şüphe etmek, bir insanın nefsinden şüphe etmesine muadildir. Mahkeme var, kanun var, tarih var ve bunların hepsinin fevkinde Allah varken, kimden ve nereye kaçarlar? Vicdanları pak, alınları açık, muhti (hata eden, yanılan) olsalar da müctehed (içtihad olunmuş) olduklarını her zaman iddia ederlerdi? Neden korktular? Padişah ve hükümet, intikam siyasetinden müteneffir (iğrenen, tiksinen), ümmet ve yalnız adaletin tecelliyâtına muntazır (bekleyen, gözleyen) ortada idare-i kan°niye hükümfermâ, ihtilâl yok, anarşi yok ki bu garip firarî için bir mazeret tasavvur olunabilsin. Fakat bu suretle beyhude nefes tüketmeyelim. Zaman herkesin mahiyetini gösterdi ve gösterir. Her hâlde caniler için necat yoktur. Eyn'ül-meferr? (Kaçacak yer yok mu?) Memleket kâbusdan kurtuldu. Mecnun ve canî, halk içinde daima muzırdır. Çare birinin zindana, birinin şifahâneye isalidir (ulaştırılmasıdır). Fakat bunlar intihar ederlerse yapacak bir şey kalmaz. Hayatta bulundukça bunlar, er geç yine lâyık oldukları mevkilere tıkılırlar. Bundan şüphe etmeyelim. Lâkin ders-i ibret almaya bir mâni yoktur. Bütün nefret ve istikrâhımızı bir tarafa bırakarak bu dersten istifade edebiliriz. "Başkasını aldatmak, kendini aldatmaktan başka bir şey değildir." Şu elim kıssadan bu selim hisseyi çıkaran aldanmaz". (Bk. Tevetoğlu, "Atatürk'le Okyar'ın Çıkardıkları Gazete Minber", s. 187, 188.).

110 Minber gazetesi bu haberi "Mustafa Kemal Paşa ile Mülâkat; Yüksek Bir Tercüme-i Hal-Mustafa Kemal Paşa'nın Hıdemat-ı Askerîyesi-Siyasî Kanaatleri-Kuvvetli Bir Ordu Hakkındaki Fikri-İngilizlere Karşı Hissiyatı-Memleketteki Fikir Cereyanları" başlığıyla vermiştir. Bu mülâkatta ülkenin içinde bulunduğu siyasî durum hakkında yöneltilen soruya verdiği cevap oldukça mânidardır: "Ben siyasetle yalnız 329 senesinde Sofya ve aynı zamanda Belgrat ve Çetine Ateşemiliterlikleri uhdemde bulunduğu bir sene zarfında iştigal ettim ve tarz-i iştigalim de sırf siyasî olmayıp askerî-siyasî bir iştigal idi. Bu memuriyetim müddeti istisna edilirse, bütün hayatım Trablusgarb'ta, Balkan Muherebesinin safha-i âhiresinde ve harb-i bazurda muharebe meydanlarında umur-ı askerîye ile iştigalde geçmiştir. Binaenaleyh kendimde ordulardan ve muharebelerden ve askerî kanaatlerden bahsetmek için pek vâsi' selâhiyet görüyorsam da, siyasetten bahetmek cihetini müntesibine terk etmeği muvafık bulurum. Ma'a-mafih bu ifademle aziz vatanımızın ve bedbaht milletimizin selâmet ve menfaatine taalluku itibariyle, devletimizin benim de içinde yaşamakta bulunduğum devrin safahat-ı muhtelifesinde siyaset-i umumiye âhengine reng-i iştirakini düşünmemiş olduğumu söylemek istemiyorum. Bu hususda muhtelif zamanlara âid amîk düşüncelerimin ve bu düşüncelerin icab ettirdiği tetkikatın hülâsasını ve neticesini ifade etmek lâzım gelirse diyebilirim ki, ben, "Her türlü siyasetin, her türlü manasiyle en çok kuvvetli olmakta bulunduğunu" kabul ederim. "En çok kuvvetli olmak" ta'birinden maksadım, yalnız silâh kuvveti olduğunu zann etmeyiniz. Bilâkis, asker olduğuma rağmen bu, bence kuvvet muhassalasını vücude getiren avâmilin sonuncusudur. Benim murad ettiğim, "Ma'nen, ilmen, fennen, ahlâken kuvvetli olmaktır". Çünkü bu saydığım hasâilden mahrum olan bir milletin, bütün efradının en son silâhlarla techîz olunduğunu farz etsek bile, kuvvetli olduğunu kabul etmek doğru olmaz. Bugünkü cemiyet-i beşeriye içinde insan olarak ahz-i mevki edebilmek için, elbette silâh be-dest olmak kâfi değildir. Benim telâkkime göre, kuvvetli bir ordu denildiği zaman anlaşılması laâzım gelen mana; her ferdi, bilhassa zabiti, kumandanı, îcâbât-ı medeniyye ve fenniyeyi ve ona nazaran ef'al ve harekâtını tatbik eder, yüksek ahlâkda bir hey'ettir. Şüphe yok ki yegâne gâyesi, vazifesi, düşüncesi yüksek ahlâkda bir hey'ettir. Şüphe yok ki yegâne gâyesi, vazifesi, düşüncesi ve hazırlığı, müdafaa-i vatana münhasır kalan bu hey'et, memleketin siyasetini idare edenlerin en nihayet verecekleri kararla hal-i fa'âliyete geçer. İşte ben, orduya ve ordulara kumandan etmiş bir asker sıfatiyle bu nokta-i nazardan siyasetle temas etmiş olabilirim Memleketimi ve milletimi pek iyi tanıdığım ve muhtaç olduğu terakkiye mazhariyet için huzur ve sük°n ile, fakat her hâlde hürriyet ve istiklâli mas°n olarak çok devamlı çalışmak lüzumuna kani bulunduğum cihetle, bu kanaatimi tatmin edecek, yani bize huzur ve sük°n ve zaman-ı mesâ'i bahşedecek münasebetlere iktiran eden dostluklara cidden taraftarım". (Bkz. Şerafettin Turan, "Mondros Mütarakesi Ertesinde Mustafa Kemal'in Orduya, Siyasete ve İngilizlerin Tutumuna İlişkin Düşünceleri", Belleten, C. 46, S. 182, Ankara 1982, s. 138, 139).

111        TURAN, "...Mustafa Kemal'in Orduya Siyasete ve İngilizlerin Tutumuna İlişkin Düşünceleri", s. 140-142.

112        Zürcher, Millî Mücadelede İttihatçılık, s. 135.

113        AKŞİN, Jön Türkler ve İttihat ve Terakki, s. 438.

114        Zürcher, Millî Mücadelede İttihatçılık, s. 138.

115        Hüsamettin Ertürk, İki Devrin Perde Arkası, İstanbul 1996, s. 204-205.

116        Fethi Tevetoğlu, "Karakol Cemiyeti", Türk Ansiklopedisi, C. 21, s. 293.

117        Cavit, "Felaket Günleri, Mütareke Günlerinin Feci Tarihi", Tanin, 13, 15, 16 Eylül 1045.

118        Rauf Orbay, Cehennem Değirmeni, Siyasi Hatıralarım, Cilt I, İstanbul 1993, s. 232.; Zürcher, Millî Mücadelede İttihatçılık, s. 203-204.; Şapolyo, Kemal Atatürk ve Millî Mücadele Tarihi, s.196.

119        Mesut Aydın, Millî Mücadele Döneminde TBMM Hükümeti Tarafından İstanbul'da Kurulan Gizli Gruplar ve Faaliyetleri, İstanbul 1992, s. 24.

120        Hüsnü Himmetoğlu, Kurtuluş Savaşında İstanbul ve Yardımları, C. I, İstanbul 1975, s. 81.

121        Himmetoğlu, Kurtuluş Savaşı'nda İstanbul ve Yardımları, s. 83.

122        Tevetoğlu, "Karakol Cemiyeti", s. 293.

123        Nutuk, C. 1, s. 72-74.

124        Zürcher, Millî Mücadelede İttihatçılık, s. 216.

125        Ş. Süreyya Aydemir, Makedonya'dan Orta Asya'ya Enver Paşa, İstanbul 1992, s. 483­506.

126        Zürcher, Millî Mücadelede İttihatçılık, s. 216-217.

127        Zürcher, Millî Mücadelede İttihatçılık, s. 218.

128        Himmetoğlu, Kurtuluş Savaşında İstanbul ve Yardımları, C. I, s. 87-132.

129        Nutuk, Atatürk Araştırma Merkezi Yayını, Ankara 1989, s. 59.

130        Zürcher, Millî Mücadelede İttihatçılık, s. 127vd.

131        Zürcher, Millî Mücadelede İttihatçılık, s. 201. Şeref Çavuşoğlu ise şunları söylemektedir; "...o zaman, Mustafa Kemal Paşa üzerinde durduk. İstanbul Mebusu Rıza Bey'i, Mustafa Kemal Paşa'ya gönderdik.Esat Paşa, gerek saray, gerekse Harbiye Nezaretinde Mustafa Kemal Paşa'nın ordu müfettişliği payesiyle Anadoluya geçirilmesi konusunda bir hayli gayret sarfetti". (Şeref Çavuşoğlu, "İttihat ve Terakki'nin Gizli Plânı", Yakın Tarihimiz, Cilt I, Sayı 9, İstanbul 1962, s. 263).

132        Kazım Karabakir, Paşaların Kavgası, İstanbul, 1994, s. 314-315.

133        Aydemir, Tek Adam Mustafa Kemal, C. III, s. 206.

134        Aydemir, Tek Adam Mustafa Kemal, C. III, s. 224.

135        Aydemir, Tek Adam Mustafa Kemal, C. III, s. 267.

136        Sina Akşin, Ana Çizgileriyle Türkiye'nin Yakın Tarihi, Ankara 1996, s. 176.

137        Zürcher, Millî Mücadelede İttihatçılık, s. 262.

138        Zürcher, Millî Mücadelede İttihatçılık, s. 262.

  
6576 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın