• Anasayfa
  • https://www.facebook.com/tarihtarihcemiyeti/
  • https://twitter.com/ttcemiyeti
Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti / Doç. Dr. Ahmet Eyicil

İttihat-ı Osmani Cemiyeti

Mekteb-i Tıbbıye-i Şahane'de 1 Mayıs 1889 tarihinde, İttihat-ı Osmani Cemiyeti adında bir gizli cemiyet kuruldu.1 Cemiyetin kuruluşu 1789 Fıransız İnkılabı'nın yüzüncü yılına tesadüf etmekteydi. İttihat-ı Osmani Cemiyeti'nin kurucuları Ohrili İbrahim Temo, Arapkirli Abdullah Cevdet, Diyarbakırlı İshak Sukuti, Kafkasyalı Çerkes Mehmet Reşit idi. Daha sonra Şerafettin Mağmumi, Giritli Şefik, Bakülü Hüseyinzade Ali, Konyalı Hikmet Emin, Cevdet Osman, Kerim Sebati, Mekkeli Sabri ve Selanikli Dr. Nazım Beyler bu cemiyetin kurucuları arasında yer aldılar.2

Mekteb-i Tıbbıye-i Şahane'nin hamam önündeki odun yığınları üzerinde öğrencilerin toplanarak İttihat-ı Osmani Cemiyeti'ni kurmaları fikri kendiliğinden ortaya çıkmadı. Batıda Fransızca tabirle kendilerine Jön Türk denilen Genç Türkler, Yeni Osmanlılar'ın devamıydı. Nitekim Genç Türkler, Yeni Osmanlılar çizgisinde çalışarak teşkilatlandılar. Osmanlı Devleti'nin nasıl kurtulacağı sorunuyla ilgilendiler. Onlara göre çözüm yolu meşruti bir hükümet kurarak Padişah'ın yetkilerini sınırlamak ve azınlıklara kanun önünde eşitlik tanımaktı.3

Cemiyetin kuruluşunda mason teşkilatı ve İtalyan birliğini sağlamak amacıyla kurulan Carbonari teşkilatı da etkili oldu. Nitekim İbrahim Temo Birindis Napoli'ye giderek burada mason locasını ziyaret etti. Bu ziyaret esnasında edinmiş olduğu bilgiler ışığında cemiyeti de buna benzer şekilde örgütledi. Cemiyet üyelerine verilen numaralar Carbonari teşkilatı üyelerine verilen numaraların bir örneğiydi. Bu modele göre İbrahim Temo'nun numarası 1/1 olarak kaydedildi. Yani birinci şubenin bir numaralı üyesi demekti.4

Cemiyetin kurucuları gizlilik ve ciddiyet içinde faaliyetlerine devam ettiler. Namık Kemal gibi yazarların yazılarını gizli gizli okutarak öğrencilerde milli ve vatani duyguların gelişmesini sağladılar.5 Okulun yanındaki odunluğa girerek öğrencilerle dertleşip onları cemiyetin amaçlarına hizmet eder hale getirdiler. Dikkat çekmeyen ve gözden uzakta bir yer olan odunlukta yapılan bu irşat toplantılarına Hatap Kıraathanesi toplantısı denilmekteydi. Toplantılar sık sık yapılır ve öğrenciler burada yönlendirilirdi.

Okul dışında yapılan ilk toplantı Haziran 1899 tarihinde Edirnekapı dışında bulunan kahvehanede yapıldı. Kahvehanede yapılan bu toplantıya on iki üye katıldı. Üyeler kahvede bir araya geldikten sonra arka tarafta Mithat Paşa'nın bağında çukurca yerde bulunan incir ağacının altına gittiler. Etraftan görülmesi mümkün olmayan bir gizlilik içinde ağacın altına serilmiş bulunan hasır ve çuvallar üzerine oturdular. Bağ bekçisi Aluş Ağa da bunlara hizmet etti. Bir piknik görüntüsü verilen bu toplantıda gençlere Aluş Ağa yiyecek ve içecek hazırladı.


İnciraltı Toplantısı olarak bilinen bu ilk toplantıya İbrahim Temo, İshak Sukuti, Şerafettin Mağmumi, Abdullah Cevdet, Çerkez Mehmet Reşit, Asaf Derviş, Hersekli Ali Rüştü, Giritli Muharrem, Hikmet Emin, Ali Şefik ve ismi tespit edilemeyen bir kişi katıldı.6 Toplantıda yaşlı bulunmasından dolayı Ali Rüştü başkan, Şerafettin Mağmumi sekreter, Asaf Derviş ise veznedar seçildi. İbrahim Temo cemiyette bir göreve getirilmedi fakat üye kaydında cemiyetin bir numaralı üyesi oldu.

Piknik görüntüsü altında yapılan ilk İnciraltı Toplantısı'nda gizli olan bu milli cemiyete kimlerin üye olacağı tartışması yapıldı. Sonuçta güvenilir ve iş yapabilecek her Osmanlı vatandaşının dikkatli bir şekilde belli denemelerden geçirildikten sonra üye olabilmesi, her hafta düzenli bir şekilde çeşitli yerlerde toplanılması, yardımların titizlikle alınması, üyelerin ait oldukları şube ile sıra numarasının deftere kaydedilmesi ve her üyeye bir numara verilmesi kararlaştırıldı. Ayrıca bu toplantıda idare heyeti kuruldu.7 Cemiyette alınan kararları yazma görevi Şerafettin Mağmumi ile İshak Sukuti'ye verildi.8

İlk toplantı haberi öğrenciler arasında hızla yayıldı. Alınan kararlar başarılı bir şekilde yetkililerden gizlendi. Yapılan ikinci toplantıya dikkat çekmemek için İbrahim Temo ve İshak Sukuti katılmadı. Fakat bu toplantıya Abdülkerim Sebati de katıldı. Bundan sonra Cuma günleri çeşitli yerlerde muhtelif toplantılar yapıldı. Bu gizli cemiyetin çalışmaları üyeler aracılığıyla her yere iletildi ve aşırı derecede ilgi gördü.

Örgüt olarak şekillenen İttihat-ı Osmani Cemiyeti'nde hiyerarşik bir yapı kuruldu. Daha sonraki faaliyetlerde bu ilk toplantının adı İnciraltı Toplantısı veya On İkiler Toplantısı olarak da anıldı. Hem okulda hem de okul dışında toplantılara devam edildi. Gençler Namık Kemal, Şinasi ve Ziya Paşa gibi milliyetçi yazarların eserlerini okuyorlardı.

Yapılan çalışmalar sonunda üyelerin sayısı artmaya başladı. Kosovalı Mebus İbrahim Efendi, Mülkiye mezunu Necip Dıraga, Görice Mebusu Şahin Kolonya ve posta memuru Talat Bey cemiyete katıldı. Kısa zamanda Harbiye, Baytar, Mülkiye, Bahriye, Topçu ve Mühendishane gibi okullardaki öğrencilerin çoğu cemiyetin etkisi altında kaldı.9

Hücre şeklinde örgütlenerek çalışmalarını gizlilik içinde yürüten cemiyetin üye sayısı 1903'te 900 oldu. Mekteb-i Tıbbiye öğrencilerinin hemen tamamı bu cemiyete üye oldu.10

1892'de II. Abdülhamit'in İttihat-ı Osmani Cemiyeti'nin varlığından ve faaliyetlerinden haberi oldu. Mekteb-i Tıbbiye'de hürriyet, eşitlik ve adalet fikrini yayma suçundan dolayı üç öğrenci Saray'a ihbar edildi. Buna tepki gösteren Saray, esnek ve yapıcı hareket eden okul kumandanı Ali Saip Paşa'yı görevden alarak yerine Zeki Paşa'yı atadı.11 9. sınıfta bulunan Muzaffer Hasan, Eşref Ruşen ve Muttefi Hasan adlı üç öğrenci okulda gizli bir cemiyet kurulduğunu sıkı disiplin tedbirleri alan Zeki Paşa'ya ihbar ettiler. Bu ihbar üzerine harekete geçen Zeki Paşa cemiyet üyelerini tutuklattı. Sanıklar mahkemede yargılandı. Mahkeme tarafından Şefik Ali, Ahmet Mehdi, Abdullah Cevdet, Mehmet Reşit, Şerafettin Mağmumi, Mikail Useb ve Tekirdağlı Mehmet gibi öğrencilerin okuldan atılmalarına

karar verildi. Fakat tutuklanan bu öğrenciler birkaç ay sonra af edilerek serbest bırakıldı. Bu arada İbrahim Temo tutuklanmaktan kurtulup Romanya'ya kaçtı.12 Bu olayları protesto eden on dört öğrenci daha tutuklandı ise de fazla ciddiye alınmayarak serbest bırakıldı. Fakat bunlar Padişah aleyhine çalışmalarına devam ettiler. 13

Zeki Paşa'nın baskıları sonucu Mekteb-i Tıbbiye'de alınan tedbirler tahammül edilmeyecek kadar ağırlaştı. Öğrenciler daha serbest ve rahat bir okulda öğrenim görmek istiyorlardı. Hem öğrencilerin üzerindeki baskıyı ortadan kaldırmak ve hem de öğrenimlerini sağlamak amacıyla İttihat-ı Osmani Cemiyeti Avrupa'ya yetenekli öğrencileri gönderiyordu. Ayrıca baskıya maruz kalan öğrencilerin Avrupa'ya kaçmalarını sağlıyordu. Bu arada Arap Ahmet ve Ali Zühtü Paris'e, Mülkiye Mektebi Tarih Öğretmeni Murat Bey Mısır'a kaçtı. Murat Bey burada Mizan adlı bir gazete çıkardı.14

Mekteb-i Tıbbiye'nin 3. sınıfında öğrenci olan Selanikli Nazım'ın Paris'e gönderilmesine cemiyet tarafından karar verildi. Yurt içinde yayılan İttihat-ı Osmani Cemiyeti'nin yurt dışında da faaliyetlerine etkin bir şekilde devam etmesi gerekiyordu. Paris'te Ahmet Rıza Bey bulunuyordu.15 Annesi Alman, babası Ayan Meclisi üyesi olan Ahmet Rıza Bey Galatasaray Lisesi'ni bitirdikten sonra Fransa'da ziraat öğrenimi görmüştü. Burada Agust Comte'nin kurduğu Pozitivist görüşün etkisinde kaldı. Meşruti bir yönetimde merkeziyetçiliği savunarak II. Abdülhamit'i tahttan indirmek için V. Murat'la ilişkisi olduğu ortaya çıkınca Konya'ya sürüldü.16 Daha sonra Bursa Maarif Müdürü iken 1899'da Fransa'ya kaçtı. Burada tanınmış bilim adamlarıyla irtibat kurarak faaliyetlerini yürüttü. Bu çalışmaları neticesinde Ahmet Rıza Bey Avrupa'da iyi bir şöhret kazanmıştı. İttihat-ı Osmani Cemiyeti ile çalışmasında fayda görüldü. Ahmet Rıza Bey'i cemiyete üye yapmak ve cemiyetin faaliyetlerine katılmasını sağlamak amacıyla Selanikli Nazım görevli olarak 1893'te Avrupa'ya gönderildi. Okulun 3. sınıfında olan Selanikli Nazım hem öğrenimini tamamlamak hem de Ahmet Rıza Bey'i cemiyete üye yapmak amacıyla Paris'e gitti.17

 

2. Osmanlı Terakki ve İttihat Cemiyeti

Paris Tıp Fakültesi'ne kaydolan Selanikli Nazım öğrenimine ve siyasi faaliyetlerine burada devam etti. 18 Cemiyetin merkez komitesi adına Selanikli Nazım, Ahmet Rıza Bey'e İttihat-ı Osmani Cemiyeti'ne üye olmasını teklif etti. Ahmet Rıza Bey, cemiyetin adı ve faaliyetleri konusunda tartıştı. 19 Adeta merkez teşkilatla pazarlığa girdi. Selanikli Nazım'ın teklifi sonucunda 1894'de Paris'te Osmanlı Terakki ve İttihat Cemiyeti kuruldu.20 Cemiyetin başkanlığına Ahmet Rıza Bey getirildi. Selanikli Nazım, Şerafettin Mağmumi, Milaslı Halil Bey ve Halil Menteşe üye oldular.21

1895'te Paris Tıbbiye Mektebi'nden mezun olan Dr. Nazım Bey yurda dönmeyip Fransa'da bir hastanede çalışmaya başladı. Gençleri örgütleyerek Osmanlı Terakki ve İttihat Cemiyeti'nde Ahmet Rıza Bey'le birlikte hükümet aleyhinde siyasi faaliyetlerine devam etti. Cemiyetin bu çalışmalarından dolayı Dr. Nazım ve Ahmet Rıza Bey vatan haini ilan edildi.22

Dr. Nazım Bey cemiyette faaliyetlerine devam eden arkadaşlarına bir gazete çıkarılmasını teklif etti. Üyeler arasında uzun tartışmalar sonucunda bir gazetenin çıkarılması kabul edildi. Böylece Osmanlı Terakki ve İttihat Cemiyeti'nin yayın vasıtası olarak 1 Aralık 1895 tarihinde Meşveret Gazetesi yayınlanmaya başlandı. Meşveret Gazetesi iki sayfa Fransızca ilavesiyle çıkarılırken Pozitivist görüş de savunuldu. Bu nedenle Meşveret Gazetesi'ne Fransız basınında önemli bir şekilde yer verildi ve aşırı bir derecede desteklendi. Gazetenin müdürlüğünü Ahmet Rıza Bey yürüttü. Yayınlarda güncel konularla beraber yurt ve dünya siyasetine yer verildi.23

Meşveret Gazetesi'nde yayınlanan yazılarda teşkilatın amacı anlatılırken okuyucular da uyarıldı.24 Türklerden çocuklarını okutmak için Avrupa'ya göndermeleri istendi. Avrupa'da öğrenci okutmanın pahalı olmadığı, buraya öğrenci gönderen Japon, Sırp ve Bulgarların kalkındıkları ifade edildi.25 Azınlıkların eğitime önem verdikleri, Türklerin ise bunu önemsemedikleri ayrıntılı bir şekilde anlatıldı.26

Cemiyetin yurt içi ve yurt dışı faaliyetlerinden etkilenen Saray, Abdullah Cevdet, İshak Sukuti, Şerafattin Mağmumi ve Kerim Sebati'yi tutukladıktan sonra sürgüne gönderdi. Çürüksulu Ahmet Bey ve Sukuti sürgünde bulundukları Rodos'tan Paris'e kaçtılar. Bu arada Mülkiye'de tarih hocası olan Mehmet Murat Mısır'a kaçtı. Burada Mizan adlı dergiyi çıkartarak II. Abdülhamit aleyhinde yazılar yazdı.27 Yurt dışında çıkarılan Meşveret ve Mizan gazeteleri yabancı postaneler kanalıyla yurda sokuldu ve okuyucular tarafından büyük bir ilgi ile izlendi.28

Paris'te Osmanlı Terakki ve İttihat Cemiyeti'nin kurulması ve yayın organı Meşveret Gazetesi'nin çıkarılmasıyla Dr. Nazım Bey ve arkadaşları planlı ve etkili bir şekilde çalışmaya başladı. Üyeler ile Ahmet Rıza Bey arasında görüş ayrılıkları çıktı.29 Üyelerden bir kısmı Ahmet Rıza Bey'e karşı sinirli bir şekilde hareket ederek polis müdahalesini gerektirecek olaylara bile sebep oldu. Dediğim dediktir şeklinde inat ederek hareket eden Ahmet Rıza Bey, Mehmet Murat'ın muhalefetine neden oldu. Mehmet Murat, onun bu tavrından dolayı Fransız ve Ermeniler kadar Türklerin milli hislerini dikkate almadığını söyledi.30 Ahmet Rıza Bey'in dik başlılığı görüş ayrılıklarının büyümesine neden oldu. Gruplaşmada Dr. Nazım Bey, Ahmet Rıza Bey'i aşırı derecede destekledi.31

Ahmet Rıza ile Dr. Nazım Beyler el ele vererek Meşveret'in yayım işlerini yürüttüler. Gazetenin masraflarını karşılamak için çok sıkıntı çektiler. Paris Sandıkarı Nazım imzası ile yazılan yazılarda cemiyetin içinde bulunduğu durum ve faaliyetleri anlatıldı. Teşkilat maddi sıkıntı içindeydi. Her şeyden önce para gerekliydi.32 Bu ihtiyacı karşılamak üzere yardımda bulunanların isimleri gazetede yayınladı. Okuyuculara cemiyetin amaçları anlatıldı. Üyelerin II. Abdülhamit'ten para yardımı ve maaş almaları hoş görülmedi. Bilhassa Hükümet'ten para yardımı alan üyelerle Dr. Nazım Bey arasında anlaşmazlık çıktı. Tartışmalar Cenevre ve Kahire'de bulunan üyelerin olumsuz yönde etkilenmesine neden oldu. Taşra şubelerinde bulunan üyeler Paris'teki merkez teşkilatı eleştirmeye başladılar. Ahmet Rıza Bey ve Dr. Nazım Bey grubuna katılmadıkları gibi Meşveret'i de benimsemediler.33

Dr. Nazım Bey'in Ahmet Rıza Bey'i aşırı derecede desteklemesi taşra şubeler tarafından eleştirildi. Bunun üzerine Mısır şubesinin kurucularından Şerafettin Mağmumi inceleme yapmak üzere Paris'e geldi. Burada incelemeleri sonucu merkez teşkilatın çalışmalarından memnun olmadığını belirterek mukaddes amaçlar için milli ve vatani menfaatlerin ayaklar altına alındığını söyledi.34


Yurt dışında cemiyet Meşveret ve Mizan gazeteleriyle faaliyetlerini sürdürürken yurt içinde cemiyetin merkez komitesinin başkanlığına seçilen Hacı Ahmet Efendi, II. Abdülhamit'e karşı yapılacak darbe planı üzerinde hazırlıklara başladı. Ülemadan Şeyh Naili ve Seraskerlikte bulunan Yarbay Şefik Bey'in ve I. Tümen Komutanı Kazım Paşa'nın yardımı sağlandı.35

Nazırların toplandığı sırada Babıali basılacak, Şeyhülislam'dan fetva alınacak, II. Abdülhamit hal edilecek, yerine V. Murat geçecek, eğer bu olmazsa II. Abdülhamit'in kardeşi Reşat Efendi tahta çıkarılacaktı.

Darbe planı Ağustos 1896'da yapıldı. Planın uygulanacağı akşam Tokatlıyan Lokantası'nda yemek yiyen Nadir Bey içkiyi fazla kaçırarak darbe planının ortaya çıkmasına neden oldu. Kutlama hevesiyle gizliliğini koruyamayan Nadir Bey'in ağzından Numune-i Terakki Mektebi Müdürü Mazhar Bey ve Askeri Okullar Genel Müfettişi Zühtü İsmail Paşa'nın söz almasıyla mesele anlaşıldı.

Nadir Bey'in "Paşa, bilsen yarın neler olacak?" sözü üzerine Zühtü İsmail Paşa durumu derhal araştırarak darbe planını öğrendi. Plan uygulanmadan darbeciler tutuklandı. Bundan sonra cemiyetin İstanbul'daki faaliyetleri iyice yavaşladı.36

Darbe planına katılanlardan Kazım Paşa, Hacı Ahmet, Şeyh Naili ve kardeşleri, Hakkı ve Avni Beyler ve ailesinden 18 kişi, Şeyh Abdülkadir ve ailesinden 20 kişi, Mekkeli Sabri, Divan-ı Muhasebat Reisi Zühtü Bey ve Kemal Bey gibi birçok kişi sürgüne gönderildi.37

İstanbul'daki cemiyetin merkez komitesinin etkisiz hale getirilmesi, cemiyetin ortadan kalkması demek değildi. Murat Bey'in çıkardığı Mizan Gazetesi elden ele dolanıyor ve yazıları Genç Türkler'i cesaretlendiriyordu. 1896 sonbaharında geri kalan Genç Türkler'in hepsi Paris ve Cenevre gibi şehirlerde toplandılar. Paris'te çıkarılan Meşveret'te II. Abdülhamit aleyhine yazılan yazılar Saray'ı rahatsız etti. Bu sebeple Paris Elçiliği vasıtasıyla cemiyetin ve gazetenin kapatılması Fransa'nın Leon Bourgeois başkanlığındaki hükümetten istendi. Bunun üzerine Fransız Hükümeti 1897'nin ilk baharında cemiyeti Paris'ten çıkardı ve gazeteyi kapattı. Bunun üzerine Ahmet Rıza, Dr. Nazım Beyler ve arkadaşları cemiyeti Belçika'ya taşıdılar. II. Abdülhamit Belçika Hükümeti'ne baskı yaparak cemiyetin üyelerini buradan da çıkarttırdı. Bu defa Belçika'da bulunan Genç Türkler, İsviçre'nin Cenevre şehrine taşındılar.38 Daha sonra Dr. Nazım Bey ve arkadaşları Paris'e gelerek Ahmet Rıza Bey'le birlikte faaliyetlerine devam ettiler.39

Mizan'da meşrutiyet lehine ve II. Abdülhamit aleyhine yazılar yazan Mehmet Murat'a cemiyetin lideri gözüyle bakılmaya başlandı. 1897'de Mısır'dan Cenevre'ye gitti ve çalışmalarını burada yürüttü. Daha sonra Cenevre'ye İshak Sukuti ve Abdullah Cevdet de geldi. Burada Osmanlı Dergisi'ni çıkarmaya başladılar.40

Meşveret Gazetesi'nde Dr. Nazım, Ahmet Rıza ve Murat Beyler yazılar yazarak okuyucuları bilinçlendirmeye çalıştılar. Ahmet Rıza Pozitivist görüşe ağırlık verirken, Mehmet Murat ve Dr. Nazım Beyler ideoloji konularında yazılar yazdılar.41


Bu dönemde Ahmet Rıza Bey ile Mehmet Murat arasında çok sıkı bir ilişki vardı. Mehmet Murat Bey hazırlamış olduğu 21 maddelik cemiyet programını Ahmet Rıza Bey'e gönderdi. Ancak cemiyet içinde ihtilafa neden olunacağı gerekçesi ile program kabul edilmedi.42

Ahmet Rıza ile Dr. Nazım Beylerin birlikte çalışması diğer ittihatçı üyelerin bunları çekememesine neden oldu. Bu sebeple Mehmet Murat Bey ve arkadaşları, Ahmet Rıza ile Dr. Nazım Beyleri cemiyetten çıkarmak istediler. Mehmet Murat Bey cemiyetin Teftiş ve İcra Heyeti Başkanı ve Dr. Nazım Bey ise bu heyetin üyesi idi. Dr. Nazım Bey'in üye olduğu bir kurulda görüşü alınmadan bir karara varmak, Ahmet Rıza Bey'i veya kendisini cemiyetten çıkarmak mümkün değildi. Gerek Ahmet Rıza Bey'in gerekse Dr. Nazım Bey'in cemiyetten çıkarılmasında başarılı olamayan Mehmet Murat Bey üzüntülerini belirterek Teftiş ve İcra Heyeti başkanlığından ayrıldı.43

Mehmet Murat Bey istifa nedeni olarak Ahmet Rıza Bey'in iki yüzlülüğünü, kendisinin üstün görünerek Ahmet Rıza Bey'in önünü tıkamak istemediğini belirtti. Ayrıca 2 Ocak 1897 tarihli dilekçesinde ayrıntılı bilgi verdi.44

Dr. Nazım Bey ve arkadaşlarının Paris'teki faaliyetlerini engellemek için Hükümet tarafından alınan tedbirler bir fayda vermedi. Bunun üzerine II. Abdülhamit, Serhafiye Ahmet Celalettin Paşa ve Necip Melha'yı 10 Temmuz 1897 tarihinde Paris'e gönderdi. On üç gün Paris'te kalan Paşa, Dr. Nazım ve Ahmet Rıza Beyler gibi genç Türkleri yurda dönmeleri için ikna etmeye çalıştı. İttihatçıların lehine af ilan eden resmi genelge yayınlandı. Genelgede ücretsiz pasaport verileceği, isteyenlerin öğrenimlerine devam edebileceği, Osmanlı topraklarında diledikleri yerlerde ikamet edebilecekleri, maddi yardımda bulunulacağı, Avrupa'da okuyan öğrencilere 150 Frank maaş verileceği gibi hususlar ayrıntılı bir şekilde açıklandı. Fakat Dr. Nazım ve Ahmet Rıza Beyler o devrin şartlarına göre oldukça cazip olan II. Abdülhamit'in yardım ve bağışlarını davaları uğruna kabul etmediler.45

Ahmet Celalettin Paşa, Paris Büyükelçisi Münir Bey ile yaptığı çalışma sonucunda Paris, Cenevre, Kahire ve Brüksel'de faaliyette bulunan cemiyet üyelerini ikna etmeye çalıştı. İttihatçıların bir kısmı ikna oldu. Bunun sonucunda Mehmet Murat Bey ile Ahmet Rıza Bey'in arası açıldı. Cenevre üssü çökertildikten sonra yaklaşık 60 kişi yurda dönmeye ikna edildi. Abdullah Cevdet ve İshak Sukuti'nin çıkardığı Osmanlı Dergisi kapatılırken, İshak Sukuti Roma, Abdullah Cevdet Viyana, Tunalı Hilmi de Madrit elçilik tabipliğine atandılar. Mehmet Murat Bey 14 Ağustos 1897'de İstanbul'a döndü ve on bin kuruşla Şura-yı Devlet Azalığı'na tayin oldu.46

İttihatçıların bir kısmının Ahmet Celalettin Paşa'nın tekliflerine uyarak yardım kabul etmelerine Ahmet Rıza ve Dr. Nazım Beyler çok sinirlendiler. Yardım kabul edenleri döneklikle suçlayan Dr. Nazım ve Ahmet Rıza Beyler, Meşveret Gazetesi'nde yazılar yayınlayarak faaliyetlerini arttırdılar. Onların bu kararlı ve sabırlı çalışmaları sonucu gençler cemiyete üye oldular. Sami Paşaoğlu Sezai ve Dr. Bahattin Şakir gibi gençleri ittihatçı yaparak güçlendiler.47


Aralık 1899'da Padişah'ın kayınbiraderi Damat Mahmut Paşa, oğulları Prens Sabahattin ve Prens Lütfullah'ı yanına alarak Avrupa'ya kaçtı ve meşrutiyet taraftarlarının safına geçti. Paşa'nın kaçması II. Abdülhamit'in aşırı derecede üzülmesine ve ittihatçıların güçlenmesine neden oldu. Paşa'nın kaçış nedeni Bağdat demiryolu yapımı imtiyazının İngiltere'ye değil de Almanya'ya verilmesiydi.48

Paşa'nın iadesi konusunda II. Abdülhamit teşebbüs ettiyse de Fransa buna yanaşmadı. 1903'te ölen Paşa bu tarihe kadar Paris'te kaldı. Bu tarihten itibaren onun fikirlerini oğlu Prens Sabahattin yürütmeye başladı.49

Murat Bey'in İstanbul'a dönmesiyle cemiyet içinde bir boşluk meydana geldi. Bunun üzerine Paris'teki ittihatçılar Ahmet Rıza ve Dr. Nazım Beylerin etrafında toplandılar.50 1898'de Paris'te yapılan kongrede üyeler arasında fikir ayrılıkları oldu ve cemiyet mensupları ikiye bölündü. Her grup kendi fikri doğrultusunda hareket ederken çoğunluk Ahmet Rıza ve Dr. Nazım Beylerin etrafında toplandılar.51 Dr. Nazım Bey ve arkadaşları amaçlarına ulaşmak için cemiyete yeni üyeler kaydettiler. Cemiyet içinde ve dışında yapacakları faaliyetlerde Ermeni, Rum, Bulgar ve Musevilerle irtibat kurdular.52

Osmanlı Terakki ve İttihat Cemiyeti'nin ikinci kongresi, 4-9 Şubat 1902 tarihleri arasında Fransız Enstitüsü üyelerinden M. Lefever Pontalis'in Paris'teki evinde yapıldı. Kongrenin başkanlığına Prens Sabahattin, yardımcılıklarına Sathas isimli Rum ve Sissina isimli bir Ermeni getirildi. Kongrenin ilk toplantısı M. Lefever Pontalis'in evinde yapıldıktan sonra ara birleşimlere Prens Sabahattin'in evinde devam edildi. Kongreye toplam 70 delege katıldı. Bunların 47'si Türk, diğerleri Arap, Rum, Ermeni, Kürt, Arnavut, Çerkez ve Musevi idi.53

1902 kongresinde de birlik ve beraberlik sağlanamadı. Üyeler Prens Sabahattin ve Ahmet Rıza Bey grubu olmak üzere ikiye ayrıldı. Adem-i merkezi yönetimi savunan Prens Sabahattin'in etrafına Dr. Nihat Reşat, Dr. Sabri, Siret, Fazıl ve Zeki Beyler; Ahmet Rıza grubuna Dr. Nazım, Dr. Bahattin Şakir ve Ferit Beyler toplandılar. İki ayrı grup halinde çalışan ittihatçılar aralarında husumete varacak kadar ileri gittiler.54

Ahmet Rıza Bey meşruti ve merkeziyetçi bir yönetimi savunurken Prens Sabahattin, İngiltere ve ABD örneğini vererek teşebbüs-ü şahsi ve adem-i merkezi yönetimi benimsiyordu. Bu fikir ayrılığına rağmen her iki taraf II.Abdülhamit'in hal edilmesi konusunda anlaştılar.55

Osmanlı Devleti'nin dağılmasına sebep olacağı endişesiyle adem-i merkezi görüşüne karşı olan Ahmet Rıza Bey grubu etrafında Dr. Nazım olağanüstü gayret gösterdi. Bundan sonra teşkilatı genişletme ve şubeler açma yönünde çabalarını sürdürdü.56

Osmanlı Devleti'nin üç kıtada toprakları vardı. Bu sebeple Rumeli ve Mısır'da şubeler açmak ve bunlar arasında irtibat sağlamak güçtü. 1905 yılında cemiyetin yurt içinde ve dışında teşkilatlanması ve kadrolaşması sağlandı.57 Osmanlı Terakki ve İttihat Cemiyeti'nin gizli muhabere defterindeki yazılara göre Dr. Nazım ve Dr. Bahattin Şakir Beyler şubelere mektuplar göndererek haberleşmeyi ve teşkilatlanmayı sağladılar. 20 Temmuz 1906 tarihli Osmanlı Terakki ve İttihat Cemiyeti'nin Tensikatı Dahiliyesi'ne Dair Beyanname ile teşkilat daha düzenli bir şekilde yürütüldü. Bu beyannameye göre iş bölümü yapıldı. Meşveret Gazetesi'nin Fransızca kısmını Ahmet Rıza Bey, Türkçe kısmını Sami Paşazade Sezai Bey, cemiyetin hesap işlerini Mustafa Fazıl Paşazade ile Dr. Nazım Bey, şubelerle olan işlemlerini Dr. Bahattin Şakir Bey ile Dr. Nazım Bey yürütmeye başladı. Ayrıca cemiyetin iç işlerini yürütmekle Dr. Nazım Bey görevlendirildi.58

Merkez teşkilatın şubelere gönderdiği yazılarda amaçlarının vatandaşları hürriyet altında toplamak olduğu belirtilirken Mehmet Murat Bey ve arkadaşları yüzünden cemiyetin zarar gördüğü duyuruldu.59 Bu arada Mısır'da çıkarılan Şura-yı Ümmet Gazetesi'nin devam etmesi için buradaki şubeden yardım istendi. Konuyla ilgilenen Dr. Nazım Bey bu gazetenin sorunlarını gidermeye çalıştı.60

Paris merkez teşkilatının bir binası yoktu. Burada dört hasır iskemle ile bir kırık masa vardı. Bu sebeple varlıklı kimselerden koltuk, masa takımı ve sandalye gibi eşya alarak cemiyete yardım etmeleri istendi.61

Cemiyet üyeleri Paris'te çalışmalarını devam ettirirken büyük maddi sıkıntı içindeydiler. Bir gün merkeze gelen bir genç Dr. Nazım Bey'in ayakkabılarına baktı. Ayakkabılarının önü delinmiş ve parmakları dışarı çıkıyordu. Çorapları da ayrı ayrı renkteydi. Dr. Nazım Bey, kendisini ziyarete gelen ve durumunu dikkatle izleyen gence "Hürriyet bu kadar mahrumiyete değmez mi?" diyerek cevap verdi.62 Cemiyet üyeleri için maddi sıkıntılar amaca ulaşmaya engel değildi. Çünkü onlar önce teşkilat sonra neşriyat mantığı içinde çalıştılar. Aç, çıplak, yalın ayak, yarım pabuç, günde yarım ekmek ve yarım kase yoğurtla davaları adına yaşamaya razı oldular.63

1894-1906 yılları arasında on iki yıl cemiyetin iç ve dış işlerine Dr. Nazım ile Dr. Bahattin Şakir Beyler baktı. Mehmet Murat Bey gibi birkaç kişinin İstanbul'a dönmesi cemiyeti sarstı ise de Dr. Nazım Bey'in büyük gayretleri ile teşkilat eski gücüne kavuştu.64

Paris merkez teşkilatından şubelere uyarıcı yazılar yazıldı. Kötülüğün kaynağının istibdat olduğu bildirildi.65 Vatanın selameti için cehaletten kurtulmak gerektiği,66 Hükümet tarafından yapılan haksızlıklara karşı savunulması, Ermenilere karşı durulması,67 karşılıklı görüşerek problemin çözülmesi istendi.68 Üyeler ve şubeler birlik ve beraberliğe davet edildi.69 Şura-yı Ümmet Gazetesi yeniden düzenlendi. Kafkasya'da çıkan İrşat Gazetesi'nin kapanması üzüntüyle karşılandı.70 Paris merkez teşkilatı, şubelerinin gizlilik esası içerisinde faaliyette bulunmalarını istedi.71 Ayrıca otuz yıldan beri vatanı zindan haline getiren II. Abdülhamit hükümetini ve onun hakimiyetini yıkmanın vatanseverlik olduğu belirtildi.72

 

3. Osmanlı Hürriyet Cemiyeti

 

Selanik'te Eylül 1906 tarihinde, Bulgar komitesi örgütünden73 ve mason teşkilatından74 esinlenerek Mithat Şükrü Bleda ve İsmail Canbulat'ın evinde Osmanlı Hürriyet Cemiyeti kuruldu.75 Cemiyetin amacı devletin iç işlerine müdahale eden Rusların Bulgarları koruma politikasını reddederek orduda görevli subaylar arasında taraftar toplamaktı. Cemiyetin kurucuları arasında Selanik Askeri Rüşdiye Müdürü Bursalı Tahir, Naki, Talat, Mithat Şükrü Bleda, Ömer Naci, Kazım Nami Duru, İsmail Canbulat, İsmail Hakkı ve Süleyman Fehmi Beyler bulunuyordu.76

1906'da kurulan bu cemiyette Merkez-i Umumi üyeleri Talat, İsmail Canbulat ve Rahmi Beylerdi. Cemiyet hücre biçiminde örgütlendi. Üyeler hücre şeklinde örgütlendiğinden birbirini tanımazlar sadece cemiyetin yemin (tahlif)78 merasimine getiren üyeleri tanırdı.77 Üyenin hücre mensuplarının dışında birini tanıması mümkün değildi. Bu tip örgütlenme İtalya Carbonarı Teşkilatı'nın kurulmasından beri çok geçerliydi. Özellikle illegal örgütlerde bu tip hücreleşmeye dikkat ediliyordu. Böylece çeşitli nedenlerle çöken hücrenin bütün örgütü etkilememesi sağlanıyordu.

Cemiyete üye kaydında masonlara özgü bir yöntem uygulandı. Buna göre önce kuruculardan veya eski üyelerden biri, üye yapmak istediği arkadaşını Merkez-i Umumi'ye tanıtan bilgi verir ve merkezin kararını beklerdi. Merkez gerekli incelemeyi yaptıktan sonra adayın üyeliğine karar verilirse yemin merasiminin yapılacağı tarih ve yer belirlenirdi. Bundan sonra adaya kılavuzluk edecek arkadaşı gecenin geç bir saatinde uygun yerde buluşup merasimin yapılacağı eve doğru yola çıkardı. Eve yaklaşınca adayın gözleri bağlanır, şaşırtmak amacıyla aday biraz dolaştırıldıktan sonra yemin edilecek yere getirilirdi.79

Evin kapısında bulunan yetkili "Hilal" parolasını duyunca kapıyı açar ve aday içeri alınırdı. Adaya cemiyete girmeyi isteyip istemediği sorulduktan sonra cevabı olumlu ise yemin merasimine başlanırdı. Bundan sonra aday gözleri bağlı olarak yemin merasiminin yapıldığı odaya geçirilir ve masanın karşısındaki iskemleye oturtulurdu. Kılavuz adayın arkasında bulunurdu.

Adaya sağ eli masanın üzerinde bulunan Kuran-ı Kerim, sol eli yine aynı masanın üzerinde bulunan tabanca üzerinde olmak üzere yemin ettirilirdi. Yeminden sonra gözleri açıldığında aday karşısında siyah maskeli sadece gözleri açık, baştan aşağı kırmızı pelerine sarılmış üç kişiyi görürdü. Bundan sonra artık cemiyetten çıkış mümkün değildi. Çıkıldığında veya cemiyetin amaçlarına aykırı hareket edildiğinde üyenin cezası ölümdü.80

Üyelerinin yoğun çalışmaları sonucu Osmanlı Terakki ve İttihat Cemiyeti kısa sürede Makedonya'da gelişerek hızla yayıldı.81

Önceleri çeşitli evlerde yapılan toplantı, sonra Ömer Naci adına kiralanan evde yapılmaya başlandı. Yemin merasiminde üyeye okutturulan metni hazırlayan Ömer Naci'nin etkin konuşması üyeyi heyecanlandırırdı.

Cemiyete üye olanlara sırasıyla bir numara verilmekteydi. İlk on numara kuruculara ait ve yaş sırasına göreydi. Bunlar: 1. Bursalı Tahir, 2. Naki, 3. Rahmi, 4. Mithat Şükrü, 5. Mehmet Talat, 6. Kazım Nazım Duru, 7. Ömer Naci, 8. İsmail Canbulat, 9. Hakkı Baha, 10. Edip Servet Beylerdi.


Gerektiğinde iki cemiyet üyesinin tanışması için bir işaret sistemi geliştirildi. Bu sistemde temel ilke Kelime-i Mukaddes: Muin, Kelime-i Mürur: Hilal sözcükleri idi. Üye sağ elin üç parmağını bükerek baş ve şahadet parmağını hilal haline getirip kalbinin üzerine götürür ve bundan sonra parolayı söylerdi. Mim, ayn ve nun harflerinden oluşan parola yardımcı ve dost manasına gelen Muin kelimesi idi.82

 

Osmanlı Hürriyet Cemiyeti'nin Paris'teki Osmanlı Terakki ve İttihat Cemiyeti ile ilişki kurması daha sonra oldu.83

Ahmet Rıza ve Dr. Nazım Beyler Paris'te merkez teşkilatta hizmetlerine devam ederken Selanik'te kurulan Osmanlı Hürriyet Cemiyeti hakkında fazla bilgi sahibi değillerdi.84 1893-1906 yılları arasında cemiyet içinde aktif faaliyette bulunan Dr. Nazım Bey, Paris'te uzun süre kalmanın bir sonuç vermeyeceğini anladığından Mithat Şükrü Bleda'dan Cenevre'de Osmanlı Terakki ve İttihat Cemiyeti'nin şubesini açmasını istemişti.85

1907 yılının Mart ayında Selanik Osmanlı Hürriyet Cemiyeti üyelerinden Ömer Naci ve Hüsrev Sami Kızıldoğan'ın tutuklanacakları haberini posta ve telgraf memuru Talat Bey gizlice bildirdi. Bunun üzerine ikisi de tutuklanmadan kurtulmak, Paris'teki cemiyetin programını incelemek, ortak yönleriyle birleşmeyi sağlayarak güçlenmek amacıyla Paris'e kaçtı. Mart ayının ikinci yarısında Paris'e varan Ömer Naci ve Hüsrev Sami Kızıldoğan, Ahmet Rıza Bey'in programının kendilerine uygun olduğunu kabul ettiler. Bundan sonra Ömer Naci, Şura-yı Ümmet Dergisi'nde imzasız yazı yazmaya başladı.86

Selanik'te kurulan cemiyetten yaklaşık beş ay sonra 8 Şubat 1907 tarihinde Manastır'da Osmanlı Terakki ve İttihat Cemiyeti'nin bir şubesi kuruldu. Şubenin kurucuları Enver, Kazım Karabekir ve Hüseyin Beylerdi.87 1900 yılından itibaren Osmanlı Terakki ve İttihat Cemiyeti Makedonya'da yani Rumeli'de yayılmıştı. Bunun sebebi Makedonya bölgesinin özelliğindeydi. Burada Türk nüfus dışında Arnavut, Rum, Rumen, Bulgar ve Sırp çeteleri Osmanlı yönetimine baş kaldırarak kan döküyorlardı. Türklere karşı yapılan bu hareketler Osmanlı Hükümeti'nin de aleyhine idi.88

 

4. Paris ve Selanik Merkezinin Birleştirilmesi

 

Dr. Nazım Bey 1889 yılında kurulan İttihat-ı Osmani Cemiyeti faaliyetlerini yurt dışında sürdürmek ve Ahmet Rıza Bey'i cemiyete kazandırmak amacıyla 1893 yılında Paris'e gitmişti. Paris'te 1906 tarihine kadar cemiyet içinde aktif bir şekilde faaliyetlerde bulundu ve taşradaki şube ve şahıslara mektuplar yazarak geniş bir alana hizmet etti. Paris'te uzun süre kalmanın bir sonuç vermeyeceğini anladı. Bu sebeple Mithat Şükrü Bleda gibi gençlerin cemiyet kurma isteklerine cevaplar vererek onları teşkilata kazandırdı. Mithat Şükrü Bleda'ya Cenevre'de Osmanlı Terakki ve İttihat Cemiyeti'nin bir şubesinin açılmasını tavsiye etti.89 Bu arada Selanik'e gelebilmek için Mithat Şükrü Bleda'ya bir mektup da yazdı. Çeşitli hizmetlerinin yanında mektuplarla90 veya neşriyatla yurt dışında cemiyet hizmetlerinin yürümeyeceğine inanarak Selanik'e gelmeye karar verdi.91


Azınlıkların Türklere yaptıkları haksızlıklara direnen Osmanlı Terakki ve İttihat Cemiyeti'nin şubeleri Rumeli'de yayıldı.92 Bu sırada şubeler ile Paris merkez teşkilatı arasında irtibat kurulamadığı gibi merkez teşkilat ile şubeler arasında bütünlük de sağlanamamıştı. Fakat Dr. Nazım Bey cemiyetin İstanbul ile Paris merkezi arasındaki irtibatı sağlamıştı. Şimdi de Paris merkezi ile Selanik merkezini birleştirerek teşkilatı bütünleştirmeye çalıştı. Asıl amacı yurt içine girip cemiyet adına teşkilat ve neşriyat faaliyetlerinde bulunmaktı.

Dr. Nazım Bey o sırada hükümet tarafından vatan haini ilan edilerek gıyaben idam cezasına çarptırılmıştı. Bu sebeple Osmanlı sınırlarına girmesi mümkün değildi. Ancak Yunanistan yolu ile yurda girebilirdi.

O yıllarda Selanik; Bulgar, Rum ve Sırp komitecilerinin karargahı haline gelmişti. Cemiyet yöneticileri Dr. Nazım Bey'in Paris'ten Selanik'e gelebilmesi için Rum komitecilerinin başkanıyla görüştü ve Yunanistan yolu ile Selanik'e gelmesine karar verdi. Alınan bu karara göre Dr. Nazım Bey Yunanistan'a geldikten sonra, Rum komitecileri onu alıp sınıra getireceklerdi. Buradan da uygun bir zamanda içeri girecekti.93

Bu karar üzerine Dr. Nazım Bey'e mektup yazıldı ve o da mektubu alır almaz yola çıktı. Rum komitecileri Dr. Nazım Bey'i alarak Selanik'e götüreceklerini daha önce Talat Bey'e bildirmişlerdi. Bunun üzerine Dr. Nazım Bey Atina'ya gelerek burada iki ay bekledi. Fakat bu esnada Rum komitecileriyle Yenice adasında bulunan Halil Paşa komutasındaki askerler arasında tartışma çıktı. Kendisini Selanik'e getiren Rum komitecilerinin adını ve kimliklerini bilmiyordu.94 Gerçekten o devrin şartlarında Selanik'e gelmek ve yolculuk esnasında gizlenmek kolay iş değildi.95 Atina'ya kendisine bildirilen adrese geldiğinde komiteciler onu iki ay gizledi.

Dr. Nazım Bey yolculuk esnasında kıyafetini değiştirdi. Başında kocaman bir sarık, sırtında geniş bir cübbe, çenesinde kocaman bir sakal, gözlerinde siyah gözlük vardı. Ayağına giyecek yemeni ve mest bulamadığı için potin giydi. Böylece modern bir hoca kılığına girdi.96 İlk görüşte onu Paris'teki eski arkadaşı Mithat Şükrü Bleda bile tanıyamadı.97 Modern giyinişli Dr. Nazım Bey'in yerini takma sakallı modern bir Hoca Yakup Efendi aldı.98

Daha önce Selanik'te tanıdığı hemşehrisi Mithat Şükrü Bey'e bir mektup yazarak cemiyet adına çalışkan ve hamiyetli bir gence ihtiyacı olduğunu söylemişti. Mithat Şükrü Bey de Dr. Nazım Bey'e çalışkan bir genç olan posta başkatibi Talat Bey'i tavsiye emiş ve böylece onu tanımıştı. Bu sebeple Talat Bey'e mektup yazarak yurda girmek istediğini bildirmişti.99

Talat Bey'in yardımıyla Atina üzerinden Dr. Nazım Bey gizlice Selanik'e geldi.100 Selanik'te Dr. Nazım Bey, Mithat Şükrü Bleda'nın evinde misafir olarak kaldı ve bu arada Talat Bey'le irtibat kurdu. Artık yolculuk esnasında karşılaştığı tehlikeler sona erdi.101 Buradaki çalışmaları esnasında, sıcak, cana yakın davranışları, akıcı, tatlı ve yumuşak Rumeli şivesiyle yaptığı peltek konuşmaları dinleyenleri ve bilhassa gençleri etkiledi. Talat Bey ve Kazım Karabekir gibi gençlerle yakından ilgilendi. Bundan sonra Paris merkezi ile Selanik merkez teşkilatın birleştirilmesine çalıştı.102 Paris ve Avrupa'nın diğer merkezleriyle Mısır'a kadar uzanan şubeler arasında Türk isimli bir gazete çıkararak mücadelesine devam etti. Kısa zamanda Selanik teşkilatını bütün şubelerin ana merkezi haline getirdi. Şubeler arasındaki dağınıklığı giderdi ve cemiyeti bir gizli ihtilal komitesi şeklinde örgütledi. Subayları da etkisi altına alarak bütün faaliyetlerini tek merkezden yürüttü. Cemiyete yeni gireceklerin kabulü konusunda talimatname ile genelgeler hazırladı. Bu talimatnameyi hazırlarken Miralay Sadık Bey, Binbaşı Fethi ile Manyaszade Refik ve Mithat Şükrü Bleda'nın görüşlerini aldı. Talimatnamede belirtilen yemin merasimiyle ilgili hususların hazırlanmasında 1789 Fransız İhtilali'nde etkili olan Jakoben modeli örnek alındı.103

Dr. Nazım Bey Selanik'te sadece Mithat Şükrü Bleda'nın evinde değil aynı zamanda cemiyetin diğer üyelerinden bazılarının evinde de gizlice bir müddet kaldı. Hoca Yakup Efendi adıyla, başında sarık, sırtında cübbe, çenesinde uzun sakal ve ayağında yemeni bulunan bir kıyafetle Nafiz Kufralı Bey'in Yenikapı semtindeki evine misafir oldu.104

Kıyafeti ve ismi gibi kaldığı yerleri de sık sık değiştirerek Selanik sakinlerinin ve hükümet ajanlarının dikkatlerini üzerine çekmedi. Cemiyetin adının değişmesi gerektiği görüşünü bütün toplantılarda açıkça savundu. Bu görüş, o günkü şartlar dahilinde üyeler arasında uygun bulunmuyordu. Üyeler arasında Osmanlı Hürriyet Cemiyeti bu isimle tanınmış ve kabul edilmişti. Cemiyetin isminin değişmesi istikrarsızlığın meydana gelmesine neden olacaktı. Ayrıca üyelerin isim değişikliğine tepkilerinin ne olacağı da bilinmiyordu. Dr. Nazım Bey'in cemiyetin adının değişmesi önerisini kabul eden üyelerin isteği üzerine, cemiyetin isim değişikliği hakkında görüşleri alınmak amacıyla şubelere mektuplar gönderildi.105 Mektuplara verilen cevaplarda Dr. Nazım Bey'in teklif ettiği Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti ismi uygun bulundu. Osmanlı Terakki ve İttihat Cemiyeti ile Osmanlı Hürriyet Cemiyeti'ni birleştirmek için106 Dr. Nazım Bey'in, teklif ettiği ve üzerinde önemle durduğu Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti ismi çoğunlukla kabul edildi.107

Böylece Paris ve Selanik'te bulunan teşkilatın isimleri birleştirilerek Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti adını aldı.108 Bundan sonra her iki cemiyet bu isimle anıldı.

Yukarda açıklandığı gibi Dr. Nazım Bey, Paris'teki cemiyetle Selanik'teki cemiyeti bir isim altında birleşerek milliyetçileri bir araya getirdi. Ayrıca bir anlaşma metni hazırlandı. Bu metin Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin gizli muhabere defterinin 386 numaralı yazısında bulunmaktadır.109

Merkezi Paris olan Osmanlı Terakki ve İttihat Cemiyeti ile merkezi Selanik olan Osmanlı Hürriyet Cemiyeti 27 Eylül 1907 tarihinden itibaren Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti adı altında birleştirildi. Bu isim altında birleştirilen cemiyetin şartlarını belirleyen maddeler üzerinde anlaşmaya varıldı. Buna göre:

Cemiyetin biri dahili değeri harici olmak üzere iki merkezi umumisi olacak ve bunlardan Harici Genel Merkez Paris'te ve Dahili Genel Merkez Selanik'te bulunacak ve her iki merkezin ayrı ayrı başkanları olacak. 1876 tarihinde ilan olunan Kanun-i Esasi uygulamaya konulacak. Genel Merkezler maliye işlerinde bağımsız olacak. Selanik Genel Merkez ile doğrudan doğruya irtibatı mahzurlu görülen şubeler ve şahıslar Paris Genel Merkez vasıtasıyla haberleşecek. Hükümetler ve yabancı basın ile olan ilişkilerin sorumluluğu harici Genel Merkez'e ait olacak. Genel merkezler şubelerin faaliyetlerini iptal edebilecek. Cemiyetin yayın vasıtası Türkçe "Şura-yı Ümmet" Fransızca "Meşveret" gazeteleri olacak. Dahili Genel Merkez'in yardım ve iştirakiyle harici Genel Merkez'in denetimi altında basılacaktır.

Dr. Nazım Bey bu tarihi sözleşme ile başta Talat Bey olmak üzere cemiyetin diğer üyelerini sağlam ilkeler etrafında bir araya getirdi.110 Teşkilatı amaç ve örgüt bakımından bütünleştirerek dinamiklik kazandırdı. Bundan sonra harici Paris merkezi, dahili Selanik merkezi olmak üzere taşrada bulunan şubelerin faaliyetlerini düzenli bir sisteme bağladı. Böylece Selanik'teki örgüt kendi çizgisinde amacını gerçekleştirmek için Paris örgütünden, Paris örgütü de Selanik örgütünden yararlandı.111

 

5. 1907 Kongresi

 

Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin üçüncü kongresi 27-29 Aralık 1907'de Paris'te Baron Velorme adında birinin konağında Ahmet Rıza, Prens Sabahattin ve Ermeni Devrimci Federasyonu Taşnak Sütyun'dan K. Malumyan başkanlığında yapıldı. Kongrede adem-i merkezicileri Dr. Nihat Reşat ve Fazlı Beyler; İhatçıları Dr. Bahattin Şakir ve Hüsrev Sami Beyler; Ermenileri K. Malumyan temsil etti. Ahmet Rıza Bey açılış konuşmasında Rum, Arnavut ve iki Ermeni örgütünün ayrı çalıştıklarını ifade ederek kongrenin idareden hoşnut olmayan bütün grupları temsil etmediğini söyledi. Hilafet ve saltanatın korunmasını ve merkeziyetçi bir yönetimi isteyen sözleri tartışmalara yol açtı. Ermeniler uzlaşmacı bir tavır sergileyerek tartışmanın yatışmasını sağladılar. Fakat Prens Sabahattin ve Ermeniler adem-i merkez görüşünü savundular. Bunlarla beraber tarafların üçü de mevcut yönetime karşı kalemle mücadele yanında eyleme geçerek ihtilal yapılması görüşünde birleştiler.112

Kongrede, Saltanat ve veraset usulünün değiştirilmesi, Osmanlı ülkesi içinde örgütü olmayan komitelerin kongreye alınmaması, yabancı müdahalenin reddedilmesi ülkeye yabancı müdahaleyi davet eden tedhişçiliğin reddedilmesi, eylem alanlarının sınırlandırılması gibi hususların kabul edilmesi önerildi. Örneğin Erzurum gibi yerlerde İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin izni olmadan genel ihtilale Ermenilerin katılması önlenmek istendi. Dış müdahaleyi istemeleri nedeniyle Türk olmayan örgütlere karşı duyulan güvensizlik ifade edildi.113

29 Aralık günü çalışmalarını tamamlayan kongre bir bildiri yayınladı. Bildiri ile Osmanlı Devleti'ni oluşturan milletlerin birlik olmayı başardıkları ve çabalarını birleştirerek amaca ulaşıncaya kadar ihtilal yolunda ısrar edecekleri duyuruldu. Bildiride belirtilen amaç II. Abdülhamit'i tahttan indirerek parlamenter düzeni kurmaktı. Bunu elde etmek için isitbdat yönetimine silahla karşı konulacak. Hükümet yetkilileri ve güvenlik görevlilerini yıpratmak amacıyla politik ve ekonomik grevler yapılacak. Vergi ödememek suretiyle pasif direnişe geçilecek. Askerin devrimciler üzerine yürümesine engel olmak için propaganda yapılacak. Gerektiğinde toptan ayaklanılacak ve şartlara göre diğer eylemler belirlenecek.


Bu prensiplerin kabul edildiği kongre bildirisinin altını Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti, Teşebbüs-ü Şahsi ve Adem-i Merkez Cemiyeti, Ahd-ı Osmani Cemiyeti (Mısır), Londra'da Türkçe ve Arapça yayınlanan Hilafet Dergisi'nin yayın Kurulu, Taşnaksutyun Cemiyeti, Mısır Cemiyet-i İsrailiyesi ve bazı Ermeni yöneticileri imzaladılar. Kongreye Bulgar, Arnavut ve Rum örgütleri katılmadı.114 Yukarda alınan kararları uygulayacak bir "İcra Komitesi" kuruldu.115 Kongre kararlarının altını ihtilale taraftar olmayan Ahmet Rıza Bey de imzaladı. Ermenilerin tedhiş hareketlerini meşrulaştıran bu kararın altının imzalanması Türk milliyetçilerinin kabul edemeyeceği kadar ağırdı.116 Nitekim bu durum 5 Ocak 1908 tarihli Pro-Armenia dergisinde Ahmet Rıza Bey'in Cemiyetin ısrarıyla ihtilalci olduğu şeklinde belirtildi.117

Yukarda belirtilen kararların alınmasından sonra Prens Sabahattin'in Adem-i Merkez ve Teşebbüs-ü Şahsi Cemiyeti taraftarları Anadolu'da Ermeni gruplarla birlikte propaganda hareketlerine giriştiler. Bu hareket gittikçe etkili olmaya başladı.

 

6. Batı Anadolu'da Teşkilatlanma

 

Paris ve Selanik grubunun birleşmesiyle Genç Türkler, Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti çatısı altında birleştiler. Ancak Makedonya ve Anadolu'da teşkilatlarını kuramamışlardı. Bilhassa Batı Anadolu'da teşkilat kurmak ve burada bulunan askeri cemiyetin yanına çekmek amacıyla Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti görev ve sorumluluğu Dr. Nazım Bey'e verdi.118 Doğruluğu ve fedakarlığı ile tanınan Dr. Nazım Bey de Anadolu'ya gidip İzmir ve Aydın'da teşkilatı kurma hazırlıklarına başladı. Çünkü İstanbul, Edirne, İzmir ve Aydın gibi önemli illerde ve Anadolu'nun diğer şehirlerinde henüz teşkilat kurulamamıştı.119

İzmir ve çevresinde teşkilatın şubelerini kurmak üzere vakit kaybetmeden Dr. Nazım Bey yola çıktı. Yolculuk sırasında Hoca Yakup Ağa takma adını kullandı.120 Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti adına Selanik'ten İzmir'e geldi. İzmir'e gelişinin amacı, buradaki kolorduda bulunan subayları cemiyete üye yaparak Rumeli'de daha önce çıkarılması kararlaştırılmış olan ihtilale subayların müdahalesini önlemekti.121 Çünkü cemiyet üyeleri 1907 kongresinde Rumeli'de ihtilal yapmaya karar vermişlerdi.

Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin üyelerinden Tahir Bey 1907 yılı başından beri İzmir'de bulunuyordu. Onun çalışmalarından dolayı Aydın vilayeti bilinçlenmişti.122 Dr. Nazım Bey İzmir'e gelir gelmez Tahir Bey'i aradı. Tahir Bey'in İzmir'in Kemer semtinde bulunan evine giderek görüştü. Daha sonra Jandarma Zabiti Eşref Bey'e gitti. 123 Nazım Bey Kemer'de gezerken, Sporting Kulübü'nde Halil Menteşe ile görüştü ve burada sık sık bir araya geldi. Bu görüşmelerde mevcut yönetimi devirmek için Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti olarak Selanik'te ihtilal yapmaya karar verdiklerini, Rumeli'de ihtilal başlayınca II. Abdülhamit'in önce Rumeli'ye İzmir Kolordusu'nu göndereceğini, bu duruma mani olmak için teşkilat tarafından kendisinin görevlendirildiğini, kolordu zabitleri ile İzmir'in aydın gençlerini cemiyete üye yapmaya çalıştığını söyledi. Bu gelişmelerden sonra Halil Menteşe, Selahattin Bey ile Dr. Nazım Bey'i tanıştırdı.124 Onun 1905 yılından beri Eşref Kuşçubaşı'yı tanıması ve Paris'ten Halil Menteşe ile müşterek faaliyetlerde bulunması İzmir'deki teşkilat çalışmalarını kolaylaştırdı.125 Dr. Nazım Bey'in Paris'teki faaliyetleri Eşref Kuşçubaşı'yı çok etkilemişti.126 Onun açık sözlülüğü, idealistliği, minnetsizliği, özellikle komiteciliği ve cesurluğu arkadaşları tarafından takdir edilmekteydi. Paris'ten Makedonya'ya gelmiş, Eşref Kuşçubaşı'yla beraber Üçüncü Ordu zabitlerini cemiyete üye yapmış ve Paris merkezinin yeniden canlanmasını sağlamıştı.

Tütüncü Yakup Ağa müstear adını kullanarak İzmir'de kendisini gizledi. İzzet Yemişcibaşı ve Refik Evliyazade gibi tanınmış insanlarla diyalog kurdu.127 İzmir'de tütüncülük adı altında dükkanında cemiyet adına hizmette bulunurken Eşref Kuşçubaşı, Uşağızade Muhammer, Hadıka-i Eğitim Mektebi Müdürü Hüseyin Lütfi ve Muhammer Bey gibi üyelerden ayda iki altın aidat topladı.128

Yakup Ağa fırsat buldukça İzmir'deki Hadika-i Eğitim Mektebi'nde ve Karşıyaka semtinde süvari zabiti Aksaraylı Ziya Bey'in evinde yemin merasiminde bulunurdu. Hatta polis, zabit ve memur olan gençlere yemin merasimi yaptırırdı.129 Yemin merasimine kadınlar da alınırdı.

Yemin merasimi sadece bir yerde yapılmazdı. Dikkat çekmemek için değişik yerlerde yapılırdı. Fırsat bulundukça İzmir Karşıyaka'da oturan süvari zabiti Aksaraylı Ziya Bey'in evindeki yemin merasimine Dr. Nazım Bey katılırdı. Ziya Bey'in unvanı sebebiyle yemin merasimine gelen zabıta memurları memnun olurlardı.130

O devrin şartlarında İzmir'de Dr. Nazım Bey'i gizlemek büyük bir suçtu. Onu hükümete teslim eden insan için büyük bir maddi mükafat vaat edilmişti.131 Eşref Kuşçubaşı ve Bursalı Tahir Bey gibi ittihatçıların himayesine sığınan Dr. Nazım Bey sık sık ikamet yerini değiştirirdi. İzmir'in Çeşme, Karşıyaka, Konak semtinde ve hükümet binasına yakın Beyler Sokağı gibi yerlerde otururdu.

Tütüncü Yakup Ağa elinde zincir sallaya sallaya gezer ve zabitlerin içine rahatça girerdi. İzmir'in meşhur semtlerinden Göztepe ve Güzelyalı gibi yerlerde gezerdi. Her akşam yanına genç bir zabit alır ve ağaçların gölgesi altında onlarla konuşurdu. İzmir'de gençlere cemiyeti tanıtma, propaganda yaparak onları cemiyete üye yapma görevini II. Meşrutiyet'in ilanına kadar yaptı.

Her gün, bir köylü kıyafeti giyerek askeri kıraathaneye gitti. Elinde zincir salladı ve ayakkabılarının ökçelerine kasıtlı olarak bastı. Ayak parmakları ayakkabının önünden dışarı çıkmış bir vaziyette söze sohbete karışmayarak askerlerin dikkatini çekti. Fırsatını bulur bulmaz zabitlerden birini "Salı gecesi tekkedeyim!" diyerek davet ederdi. Tekke sözünden İzmir'de meşhur Hüseyin Lutfi Bey'in müdürü bulunduğu Hadika-i Eğitim Mektebi anlaşılırdı. Dr. Nazım Bey'in bu tür davranışları kendini tanıyan dostları tarafından aşırı bir şekilde tenkit edilirdi. 132

Dr. Nazım Bey kiraladığı dükkanda tütün satıyor, tütüncülük adı altında çeşitli mahalleleri geziyor ve vapurlara serbestçe girip çıkıyordu. Selanik'e sevk edilen askerlerle diyalog kuruyor, bu diyalog sayesinde birçok subayı Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin amacına hizmet etmesi için eğitiyordu. Onun amacı, askerlerin Selanik'e gönderildikleri sırada Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyet'ine katılmalarını ve İzmir Redif Fırkası'nın Rumeli'de bulunan askeri kuvvetlerle birleşmelerini sağlamaktı.133 Memleket ancak bu şekilde kurutulup hürriyetine kavuşabilirdi.134 Dr. Nazım Bey bunun önemini çok iyi biliyor ve İzmir Redif Fırkası'ndaki askerleri Rumeli'de ihtilal yapacak olan ittihatçı gençlerin faaliyetlerini desteklemeye teşvik ediyordu.

İzmir ve ilçelerini adım adım gezen Tütüncü Yakup Ağa, İzmir ilinin dışında da faaliyetlerde bulunarak bölgede yaşayan insanların bazılarını cemiyete üye yaptı. Aydın ilinde Hoca Yakup Efendi takma adıyla icabına göre çeşitli kıyafetlere girerek hocalık, bakkallık, komisyonculuk ve falcılık gibi işler yaptı. Halkı bilinçlendirerek aydınlattı. Rumeli'ye gelen Aydın taburlarının ittihatçıların yanında yer almasını sağladı.135 Çeşitli mahlas, ad ve değişik kıyafetler altında onun bu faaliyetleri Aydın sakinlerinin uyanmasına ve cemiyeti sevmelerine sebep oldu.

Denizli'de Mühürcü Efendi ismiyle şöhret kazanmış bir adamı cemiyete aldı. Tanıştığı zabıtaları cemiyete üye yaptı. Aydın ilinde mülazım olan bir Çerkez'i cemiyete bağladı. Burada tanıştığı zabıtalardan bir çoğuyla Ödemiş'e gitti. Aydın'dan Hacı İlyas Köyü'ne geldi. Hacı İlyas Köyü'nden Hacı Mehmet Efendi ve bazı Çerkezlerin ileri gelenleriyle diyalog kurarak onları cemiyete üye olmaya davet etti.136

Hacı İlyas Köyü'nden Kayalar Köyü'ne giderek Çakıcı Mehmet Efe'yi teşkilata almaya çalıştı.137 Başarılı olamayınca üzüntüyle Kayalar Köyü'nden ayrılarak İzmir'e döndü.138

 

7. II. Meşrutiyet'in İlanı

 

II. Meşrutiyet'in ilanı arifesinde Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti Makedonya ve bilhassa Batı Anadolu'da teşkilatlanmasını tamamlamıştı. 1903 Mürzsteg Anlaşması gereği Makedonya ve Avrupa'da jandarma gücü kurulmuştu. Böylece Türk subayları Fransız, İngiliz, İtalyan, Avusturya, Alman ve Rusya subayları ile irtibat kurma fırsatı buldu. Nitekim Alman askerleri Türk ordusu üzerinde etkili oldular. Mesela Enver Bey Üsküp'te bulunan Avusturya-Macaristan subaylarından askeri teknik ve Almanca'yı öğrendi.139 Mürzsteg Anlaşması gereğince gönderilen Avrupalı subayların etkisinde İttihat ve Terakki Cemiyeti gelişti. Daha sonra II. Meşrutiyet'i ilan ettirecek güce ulaştı.140

Ordu içinde hoşnutsuzluk vardı. Mektepli subaylardan ziyade alaylı subaylar Hassa Ordusu'na atanıyor ve bunların terfi, maaş işleri tam olarak yürüyordu. Diğer subaylar iki ayda bir maaş alabiliyordu. II. Abdülhamit'in güvendiği Hassa Ordusu her zaman önde bulunuyordu. Donanmanın Haliç'te bekletilmesi de hoş karşılanmıyordu.141

9-10 Haziran 1908'de Finlandiya Körfezi'ndeki Reval Limanı'nda İngiltere Kralı VII. Edward ve Rus Çarı II. Nicola'nın görüşmeleri İttihat ve Terakki Cemiyeti'ni endişelendirdi. Görüşmede, İngiltere'nin, Rusya'nın Ortadoğu ile ilgili isteklerine karşı koymaktan vazgeçmesinden korkulmakta idi. Bu durum Osmanlı Devleti'nin Avrupa'daki topraklarında Türk idaresine son verilmesi demekti.142 Yayımlanan bildiride Makedonya sorununa ve reformlara değinildi. Fakat kamuoyunda yorum çok farklıydı. Rumeli paylaşılacak, Padişah ordularını göndermeyecek ve bu duruma boyun eğecekti.


Reval görüşmesi sonucunda alınan kararları uygun bulmayan ve gelişmeleri milletine hakaret sayan subaylar harekete geçti. Reval görüşmeleri ihtilalin başlamasına yol açan son damla oldu.143

Anadolu'da teşkilatlanma faaliyetleri yürütülürken Resne tabur kumandanı vekaletinde bulunan Resneli Niyazi Bey II. Meşutiyet'i ilan ettirmek amacıyla hürriyet bayrağını açarak 3 Temmuz 1908 (20 Haziran 1324) Cuma günü dağa çıktı. Yanına halk ve askerlerden oluşan yüz kişilik kuvvet, yeteri kadar cephane ve silah alarak İstile istikametine hareket etti. Resne'den çıkarken hürriyet için isyan ettiğini bildirdi. 144 Bir süre sonra Ohrili Eyüp Sabri Bey de Niyazi'ye katıldı. Makedonya kaynamaya başladı. Niyazi Bey'in istibdat hükümetine karşı baş kaldırdı ve hürriyetin ilanını sağlamak amacıyla isyan ederek dağa çıktığı Manastır bölgesi kumandanı tarafından Selanik'te bulunan Üçüncü Ordu Müşiri İbrahim Paşa'ya resmen bildirildi. 145

Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin amacı mevcut hükümeti devirip II.Meşrutiyet'i ilan ettirmekti. Bu nedenle gelişmeleri endişeyle izleyen cemiyet mensupları harekete geçti. Padişah'ın Makedonya ayaklanmasını bastırmak için gönderdiği Şemsi Paşa Manastır sokaklarında 7 Temmuz'da güpegündüz öldürüldü.146

Selanik Merkez Kumandanı Nazım Paşa, Enver Bey tarafından öldürüldü. Arkasından Manastır Polis Müfettişi Sami Bey ve 12 Temmuz Pazar günü Topçu Alay İmamı Mustafa Efendi Selanik'te kurşunla öldürüldü.147 Suikastlar birbirini takip ederken Saray'a meşrutiyetin ilanıyla ilgili telgraflar gönderildi.

Niyazi Bey ve Eyüp Sabri Bey'in bu harekatını durdurmak üzere İzmir Kolordusu'nun ilk taburları Selanik'e gönderildi. Fakat bu taburlar II. Meşrutiyet'in ilanından bir gün önce Selanik rıhtımına çıkınca silah çattılar. Dr. Nazım Bey'in etkisiyle cemiyete üye olan askerler rıhtımda hürriyet işaretlerini göğüslerine takarak ittihatçılar tarafında olduklarını gösterdiler. Böylece İbrahim Paşa komutasında bulunan Üçüncü Ordu birliklerine karşı olduklarını ortaya koydular.148 Bu sebeple Manastır'a gönderilen İzmir Redif Fırkaları ve Karaman Taburlarında bulunan askerler, Niyazi Bey'in emrinde bulunan askerlere karşı durmayarak Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti üyeleri lehine hareket etti. İzmir Redif Fırkası'ndaki askerlerin bu davranışı karşısında Hükümet endişeye kapıldı.

Rumeli'de kontrolü tamamen kaybeden II. Abdülhamit çaresiz kaldı. Niyazi ve Enver Beyler Saray'a çektiği telgraflarda 1876 Kanun-i Esasi'nin yürürlüğe konmasını istediler. Eğer konulmazsa kendilerinin meşrutiyeti ilan edeceğini bildirdiler. 149 22 Temmuz 1908 Çarşamba gecesi telgrafın telleri kesildi. İzmir'den giden Redif Fırkaları Üçüncü Ordu'ya katılmadı Temmuz'da baskılara daha fazla dayanamayan Sultan II. Abdülhamit "Kanun-i Esasi'nin millete ilanı gerekmektedir" iradesini açıklayarak Abdülhamit II. Meşrutiyet'i ilan etti.150 Böylece II. Meşrutiyet dönemi başladı.

Kurtuluşu Kanun-i Esasi'nin ilanında görenler bayram yapmaya başladılar. Hocalarla papazlar kucaklaştılar. Şahsi kinleri olanlar bile birbirinin boyunlarına sarıldılar. Bütün memleket tatlı bir sarhoşluğun içine düştü.151


Manastır'da hürriyet bayrağının açıldığı haberini alan Dr. Nazım Bey Milas'tan İzmir'e dödü.152 Daha önce isyanı bastırmak üzere Selanik'e sevk edilebilecek İzmir Redif Fırkalarında bulunan askerleri Hükümet aleyhine çevirmişti.153 Dr. Nazım Bey İzmir'de iken Karagöz Şevket isimli bir arkadaşı II. Abdülhamit'in Kanun-i Esasi'yi ilan ettiği haberini getirdi. Kışladan alınarak getirilen haberin yazılı olduğu kağıtta Harbiye Nazırı Ali Rıza Bey'in imzası bulunuyordu. Yazıda Harbiye Nazırı, Meşrutiyet idaresinin yanında olduğunu bildiriyordu. 154

Selanik'te bulunan İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin Genel Merkez yetkilileri, Selanik'ten İzmir'e dönen Dr. Nazım Bey ve arkadaşlarının görkemli bir şekilde karşılanması gerektiğini acele bir telgrafla İzmir'e bildirdi. 155 Dr. Nazım Bey 27 Temmuz 1908'de Selanik'ten İzmir'e döndü. Karşılama merasiminde hükümet taraftarları ve belediye mensupları bulundu. Hürriyet sarhoşluğu içinde bulunan Türkler, Museviler, Ermeniler ve Rumlar hep bir ağızdan "Yaşasın hürriyet, yaşasın müsavat, yaşasın adalet, bağırmak evvelce susanların, sükut evvelce bağıranların!" diyerek slogan attılar. Şehrin asayişinden sorumlu olan yetkililer de taşkınlıklar yapanlara karşı İzmir halkının sükunet içinde bulunmalarını sağlamaya çalıştılar.

İzmir'de olduğu gibi bütün yurtta II. Meşrutiyet'in ilanıı büyük bir sevgi seli ile karşılandı. Ülkede itihatçıların itibarı o kadar arttı ki herkes saygı ile selamladı.156

Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti Genel Merkez üyesi olan Dr. Nazım Bey Selanik'ten İzmir'e geldiğinde İzmir'deki cemiyet erkanıyla birlikte sırasıyla belediyeyi, Rum Metropolithanesi'ni, Ermeni Murahhas Dairesi'ni ve Musevi Havrası'nı ziyaret etti. Bu ziyaret esnasında Dr. Nazım Bey hürriyet, eşitlik, vatan sevgisi ile mülkiyet ve millet hakkında konuşma yaptı. Ancak Dr. Nazım Bey ve arkadaşları bu gezi esnasında Müftülüğü ziyaret etmediler. Müftülüğün ziyaret edilmeyişi Müslüman İzmir halkının üzülmesine ve gayrimüslimlerin sevinmesine neden oldu.

Heyet Rum Metropolithanesi'ne gittiklerinde, Rusya'dan dönerken İzmir'e uğrayan Yunan Kralı yaverlerinden Prenses Andre ve Prens Hristofor'la karşılaşarak kucaklaştı. Onlar da II. Meşrutiyet'in ilanını kutlayarak Dr. Nazım Bey ve beraberindeki heyeti tebrik ettiler. 161

İttihat ve Terakki Cemiyeti liderlerinden Dr. Nazım Bey İzmir'de suçlu bulduklarını cezalandırdı. İzmir Fırka Kumandanı Ferit Tevfik Bey'i görevinden aldırdı. Polis komiseri Mehmet Refik'i sorguya çekti. Binbaşı Kamil Bey'in apoletlerini söktürdü. Polis Müdürü Mazhar Bey'i tutuklattı.158 İzmir'de propaganda yapmaya gelen Prens Sabahattin'in adamlarını kışlaya hapsettirdi. Milaslı Murat, Piyade Binbaşı Broşör Tevfik ve Demirci Avni'yi adem-i merkez görüşünü yaymaya çalıştıkları için tutuklattı.159 Hürriyeti savunan ve geçmişi istibdat olarak kabul eden Dr. Nazım Bey, kendileri dışındakilerin cemiyet kurma faaliyetlerine izin vermedi. İstibdata karşı çıkarken istibdat devrini aratır davranışlarda bulundu.160

İzmir'de 17 Ağustos 1908 Pazar günü ilk defa ortaya çıkan irtica hareketi olan Kömürcü Ahmet vakası İttihat ve Terakki Cemiyeti adına hareket eden Dr. Nazım Bey tarafından bastırıldı. Tulumbacı Ali Bey, Kalyoncu Ahmet ve Baladar Mehmet ve Ahmet Ağa gibi irtica hareketine katılanlar etkisiz hale getirildi. 161

 

8. İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin İktidarı ve Sonu

Temmuz 1908'de İttihat ve Terakki Cemiyeti elde ettiği iktidarı nasıl sağlayacağı sorunuyla karşılaştı. Tecrübesiz olmalarından dolayı kendilerinden daha yaşlı ve tecrübeli devlet adamlarına iktidarı bırakarak bir kenara çekildiler.162 Daha sonra olumsuz gelişmeler karşısında kayıtsız kalamadılar. Sait Paşa hükümetinin çekilmesi için Erkan-ı Harp Binbaşısı Cemal, Hakkı, Necip, Talat, Rahmi ve Cavit Beylerden oluşan bir heyet gönderdiler.163

Cemiyetin isteği doğrultusunda 14 Şubat 1909'da Hüseyin Hilmi Paşa ikinci defa sadrazamlığa getirildi.164 Tevfik Paşa'nın görevine son verilip yerine Hüseyin Hilmi Paşa'nın getirilmesinin nedeni, ittihatçı karşıtı olanların, onun önceki görevini sona erdirmiş olmasıydı. Hüseyin Hilmi Paşa sert saldırılara uğradıysa da cemiyetin desteği ile 24 Mayıs 1909 tarihinde 5'e karşı 191 güven oyu aldı.165 Gizli çalışan fakat II. Meşrutiyet'in ilanı ile ortaya çıkan İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin önemli bir siyasi güç merkezi olduğu kabul edildi. Selanik'ten İstanbul'a gelen Merkez-i Umumi üyeleri Yıldız'ı gölgede bırakarak fiili bir iktidar ve başvuru makamı oldular.

Meşrutiyet'in monanarşik yapısı içindeki siyasi hayatta kendiliğinden oluşan bu yeni siyasi kuvvet büyük bir prestije sahipti. İttihat ve Terakki Cemiyeti, hürriyet kahramanı, devletin ruhu ve mukaddes cemiyet olarak kabul edilmekteydi. İttihatçı olmak bir vatan borcu, karşı çıkmak ihanet olarak yorumlanmaktaydı. Görünürde siyasi iktidar olmak istemeyen cemiyet heyecan ve hareket içindeki kitleleri uyaracak rakipsiz kuvvetti.

İlk günlerin şenlik havası içinde birleştirici olduğunu ortaya koymak amacıyla Teşebbüs-ü Şahsi ve Adem-i Merkez Cemiyeti ile de kaynaştı. Fakat Paris'ten beri devam edegelen muhalefet sürmekteydi. Bu nedenle Prens Sabahattinciler bu tür birleşmeyi kesin olarak benimsemiyorlardı.166

Cemiyette, 1908 genel seçimi için bir siyasi program yayınlandı ise de Merkez-i Umumi üyeliğine seçilenler gizli tutuldu. Bir yanda cemiyet bir yanda fırka vardı. Bu ikilem devam etti. Cemiyette tek adam yoktu. Ancak Talat Paşa ve Enver Paşa gibi bazı kişilerin Merkez-i Umumi'de ağırlığı vardı.167

1876 Teşkilat-ı Esasiye Kanunu'nun getirdiği Meşrutiyet parlamenter bir sistem değildi. Son sözü Padişah'a bırakan anayasalı bir yönetimdi. 1909'da yapılan Kanun-i Esasi değişiklikleri ile meclisli yönetim kabul edildi. Meclis şartlarına uygun olarak başında padişah olmak üzere yürütme ile yasama (Mebusan ve Ayan Meclisleri) arasında bir denge kurulmuş ise de bu denge tam değildi. Mebusan Meclisi çok ağır basıyordu.168 Padişah'ın yetkileri azaltıldı. Meclisin feshi çok ağır şartlara bağlandı. Bu durum şekil olarak iktidar ve muhalefeti birbirine düşürdü.


1908-1918 döneminde sırsıyla II. Abdülhamit, V. Mehmet (Sultan Reşat), VI. Mehmet (Vahidettin) padişah oldular. II. Meşrutiyet'i de ilan eden. II. Abdülhamit zamanında Kanun-i Esasi değişiklikleri başladıysa da 31 Mart olayı ile kesildi. Bu olaydan sonra İttihatçılar, şükran ve saygı duydukları II. Abdülhamit'i hal ederek Selanik'te yaşamaya mecbur ettiler.


5.Mehmet Reşat'ı II. Abdülhamit'in yerine geçirerek Meşrutiyet ilk padişahı olarak ilan ettiler. Sultan Reşat yürütmenin başı idi. Sadrazam ve bakanlar İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin denetimine geçince Padişah'ın siyasi gücü zayıfladı. İttihat ve Terakki Cemiyeti, Meclis-i Mebusan'ı denetleyince otoriter bir rejim kuruldu. Padişah ve Meclis-i Umumi, Merkez-i Umumi'nin egemenliği altına girdi, Sultan Reşat görünüşte Osmanlı Devleti'ni oluşturan etnik unsurları kaynaştırıcı bir otorite olarak kaldı. Trablusgarp Savaşı'nı İttihatçılarla, Balkan Savaşı'nı muhaliflerle, I. Dünya Savaşı'nı yine ittihatçılarla ilan etti.

6.Mehmet Vahidettin devletin yenilgilere uğradığı sırada bir ittihatçı düşmanı olarak tahta çıktı. Mondros Mütarekesi'nden sonra 1918 yılında ittihatçı çoğunluğa sahip Meclis-i Mebusan'ı feshederek otoritesini sağlamak istedi. Meclis-i Ayan'ı ise kendi politikasına yatkın bularak destekledi.169

Cemiyet, Kamil Paşa kabinesine sadece Adliye Nazırı olarak Manyaszade Refik Bey'i getirebildi. Tecrübesizliğinden dolayı kabineleri doğrudan doğruya kurmak yerine kontrol altında bulundurmayı tercih etti. Kamil Paşa bir cemiyetin muhalefetini üzerine çekince güvensizlik oyu ile düşürüldü. Bunu takiben Hüseyin Hilmi Paşa'nın ilk kabinesi cemiyetin izniyle kuruldu. 31 Mart olayından sonra cemiyetin baskısıyla Hüseyin Hilmi Paşa kabinesi istifa etti. İbrahim Hakkı Paşa hükümeti ile İttihat ve Terakki kabinesi kuruldu. Daha sonra aynı kontrol çizgisinde kurulan Sait Paşa'nın iki kabinesi de cemiyetin etkisindeydi. Sait Paşa'nın istifası ile siyasi hayatta çok önemli sonuçlar ortaya çıktı. İttihat ve Terakki Cemiyeti iktidardan muhalefete düştü. Meclis feshedildi. Seçimler ertelendi. Balkan Savaşları iyi yönetilemedi. Bu sebeple Hüseyin Cahit ve Cavit Beyler gibi ittihatçılar tutuklandılar.170 23 Ocak 1913 yılında Bab-ı âli baskını ile İttihat ve Terakki Cemiyeti Kamil Paşa'yı istifaya zorlayarak171 yeniden iktidara gelince çok partili hayatta bir duraklama oldu. Sadrazam Mahmut Şevket Paşa'nın öldürülmesi muhalefetin bir intikam gösterisiydi. İttihatçılar duruma hakim oldular. Muhalefet sindirildi ve kaçmaya zorlandı. Çok partili rejim sona erdi.172 1913­1918 arası Sait Halim ve Talat Paşaların kabineleri İttihatçı hükümetlerdi. Gazi Ahmet Muhtar ve Kamil Paşaların kısa ömürlü kabineleri bir yana, yürütmeye İttihat ve Terakki hakim oldu.

1908-1918 arasında yapılan üç genel seçimi İttihat ve Terakki Cemiyeti kazandı. 1908 seçimi mukaddes cemiyet havası içinde kazanıldı ve Ahrar Partisi zayıf kaldı. 1911'de İstanbul'da yapılan ara seçimde sürpriz bir netice alındı. Henüz yeni kurulmuş olan Hürriyet ve İtilaf Partisi adayı tek oy farkla seçildi. Bu olayın etkisiyle sopalı seçim olarak anılan 1912 seçimi İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin baskısı altında yapıldı. Bu seçim sonucunda ittihatçılar ezici bir çoğunlukla Meclis-i Mebusan'a girdiler. 173 Fakat kısa bir süre sonra meclis feshedildi. 1914 seçimi sakin geçti. 1918'e kadar olan sürede uyumlu bir çoğunluk sağlandı. Mütareke ile meydana gelen ortamda bölünmeler ve muhalefet arttı. On yılda yapılan seçimlerde muhalefet partilerinin önü tıkandığından iktidar tek parti olarak İttihat ve Terakki'nin elinde kaldı.174

İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin ideolojik programları, yapısal gelişmeleri ve güncel sorunları bakımından kongrelerde tartışıldı. Önce gizli cemiyetten açık bir siyasi partiye dönüştü. Sonra çok partili bir rejimden tek partili rejime geçişte etkili oldu. Milliyetçi ve laik bir sistemin kurulmasında önemli kararlar aldı. Kongrelerde tartışılan bu konular devletin politikasını da etkiledi.

1908-1918 döneminde İttihat ve Terakki'nin dokuz kongresi yapıldı. Genellikle Ağustos, Eylül, Ekim ve Kasım aylarında toplanan bu kongrelerden 1908, 1909, 1910 ve 1911 kongreleri gizli olarak Selanik'te, 1912, 1913, 1916, 1917 ve 1918 kongreleri İstanbul'da yapıldı.175

Kasım 1908 kongresi gizli toplanması nedeniyle bazı Rum gazeteleri cemiyetin dağıldığını iddia ettiler. Fakat haber yalanlandı. Kongre sonucu yayınlanan on üç maddelik kararlarında cemiyetin parti olduğu ilan edildi. Bununla beraber cemiyet-parti ilişkileri devam etti.

Kasım 1909 kongresinde muhalefetin ısrarla belirttiği askerlerin siyasetle uğraşmaları gibi sorunlar üzerinde duruldu. Cemiyetin siyasetten çekileceği ve halkın kalkınması için kulüpleri aracılığıyla çalışacağı açıklandı. Siyasi programda değişiklikler yapıldı.176 Bir nizamname hazırlandı. Buna göre cemiyetin kanun dışı bir örgüt olmadığı belirlendi.177

Ekim-Kasım 1910 kongresinde beyannamede belirtilen temel sorun olarak parti-cemiyet ikiliği üzerinde duruldu ve muhalefetin suçlamaları cevaplandırıldı.

İttihat ve Terakki'nin hararetli ve tartışmalı kongresi olan 1911 kongresi devletin çok çalkantılı olduğu bir döneminde yapıldı. İçerde İbrahim Hakkı Paşa kabinesine muhalefet var gücüyle yüklenirken, dışarıda Trablusgarp Savaşı olumsuz biçimde gelişmekte idi. Kongre İtalyanların saldırganlığı hakkındaki düşüncelerini bir beyanname ile kamuoyuna duyurdu. Bölünme sorununu çözümledi ve adem-i merkez sorunu karşısında açık bir tavır aldı. Kanun-i Esasi hakkındaki değişikliğe de bu kongrede karar verildi. Merkez-i Umumi üyelerinin sayısının yediden on ikiye yükseltildiği bu toplantıya Mebusan ve Ayan meclislerinden partiyi temsil eden delegeler gönderilmedi.178 Bu da kongrenin partiye değil, cemiyete ait olduğunu ve bu kuruluşun önemini vurgulayan bir gösterge idi. Kongre toplantısı sona erdiğinde muhaliflere karşı çok sert bir beyanname yayınlandı. Cemiyet-parti ilişkileri de kararlarda ele alındı. Cemiyetten ve partiden istifalar oldu. Merkez-i Umumi ile Katib-i Umumi üyelerinin Mebus ve Ayan olamayacaklarına karar verildi.179

İttihat ve Terakki'nin muhalefete geçtiği dönemdeki yapılan Ağustos 1912 kongresi İstanbul'da açık olarak yapılan ilk kongre idi. Daha kongre toplanmadan cemiyetin liderleri hükümetin yönelttiği tehditler karşısında kendilerini yasal olarak savunacaklarını açıkladı. Kongrede yine cemiyet-parti ikiliği sorunları üzerinde duruldu.


İttihat ve Terakki'nin iktidarı bir tek parti biçiminde ele aldığı ve muhalefeti susturduğu dönemde Ekim 1913 kongresi yapıldı. Kongrede cemiyetin kesin olarak siyasi partiye dönüştüğü yeni program nizamnamenin birinci maddesinde açıklandı. Yine yapılan bir değişiklikle partiye bir genel başkan ve yardımcısı görevlendirildi.180

1914-1915 yıllarında parti kongresi yapılamadı. Buna neden olarak I. Dünya Savaşı'nın başlaması ve Çanakkale Savaşı gösterildi. İttihat ve Terakki muhalefetsiz bir meclis ile ülkeyi yönetmekteydi. 28 Eylül 1916 kongresinde ideolojisinde değişikliğe gitti. Cemiyet milliyetçi ve laik sistemi benimsedi. Kongre raporu partinin faaliyetlerini yansıtmaktan çok hükümetin siyasetini meşru göstermeye çalışan bir metindi.

Siyasi programda yapılan değişiklikler çok önemliydi. Önce dini ve şer'i mahkemeler birbirinden ayrıldı. Hukuk ve adalet alanında laiklik ilkesi kabul edildi. Sosyal ve sağlık işlerine önem verildi. Milli iktisadı geliştirecek önlemler alınması ve kurumlar oluşturulması kararlaştırıldı. Laik uygulamalara başlandı.

Ekim 1917 kongresi sonucunda hazırlanan raporda savaş döneminin ağır şartlarına rağmen yıllık programın aksamadan uygulandığı ve belirlenen amaçlara gidildiği belirtildi.

Örgüt yapısı; Genel Başkan'ın yönetiminde Meclis-i Umumi, Katib-i Umumi yönetiminde Merkez­i Umumi ve yasama meclisinin işleriyle uğraşan Kalem-i Umumi'den oluşmaktaydı. Merkez ve bağlı kısımlara ait sancak teşkilatı, Kongreler, Kulüpler, İstanbul teşkilatı da örgüt yapısı içinde yer almaktaydı.181

Siyasi parti şeklindeki düzenleme 1916 kongresinde yapıldı. Merkez-i Umumi'nin görev ve yetkileri belirlendi. 1917 kongresinde herhangi bir değişiklik yapılmadığına göre İttihat ve Terakki bu özelliğini korudu.

Parti çok geniş ve birbiriyle farklı grupları bir çatı altında tuttuğundan homojen bir yapıya sahip değildi. Hizb-i cedid adı altında sağ, Hizb-i terakki adıyla sol gruba ayrıldı.182 Ancak sağ grubun etkisi fazlaydı.

İttihat ve Terakki'nin en önemli yapısal sorunu parti-cemiyet ayrılığı ve bunun doğurduğu problemler oldu. İttihat ve Terakki'nin bir parti mi yoksa bir cemiyet mi olduğu sorusu yalnızca muhaliflerini değil aynı zamanda üyelerini de uğraştıran bir konuydu. Bir süre hem cemiyet ve hem de parti olduğu belirtildi

Bir yandan kutsal cemiyet sıfatından vazgeçmeme arzusu, öte yandan bir siyasi parti olma isteği üyelerini uzun süre uğraştırdı. Nihayet 1913 kongresi sonucunda bu ikilik ortadan kaldırıldı ve İttihat ve Terakki siyasi bir parti olduğunu ilan etti.


Meşrutiyet'in ilanından sonra bir süre tüm basın organları destekledi. Daha sonra bunlardan bir kısmı eleştirmeye başladı. İkdam ve Sabah ile İslamcı cephenin görüşlerini dile getiren Sırat-ül Mustakim gibi gazeteler cemiyetin yanında yer aldı. Selanik'te çıkan İttihat ve Terakki, Hürriyet, Rumeli ve İstanbul'da yayınlanan Tanin ile Şura-yı Ümmet gazeteleri cemiyetin yayın organıydı. Tasvir-i Efkar, Tercüman-ı Hakikat gazeteleri bağımsız olarak partiyi desteklediler. İstiklal, Hak, Hadisat ve Vakit gibi gazeteler ise partiye yakındı. Kalem, Karagöz, Haftalık Şura-yı Ümmet, Türk Yurdu, Yeni Mecmua, İslam Mecmuası, Sabah, Bomba, Süngü ve Silah gibi yayınlar da partiyi destekledi.183

Partide milliyetçilik ve batıcılık ilkeleri uygulandı. Eğitimde çağdaşlaşmaya gidildi. Buna göre din işleriyle uğraşacak ve laik eğitime müdahale etmeyecek olan Dar-ül-hikmet-i İslamiye kuruldu. Kadın sorunu ele alındı. Milli Kütüphane, Milli Hazine-i Evrak, Milli Musıki, Milli Filmcilik, Milli Coğrafya Cemiyeti ve Turizm ile ilgili çeşitli kurumlar oluşturuldu.184 Takvimde yeni düzenlemeler yapıldı.

Cemiyet, nizamnamesi gereğince siyaset dışı çeşitli faaliyetlerde bulundu. Bu alanda Türk Gücü gibi spor dernekleri, Türk Ocağı gibi milliyetçi kültür dernekleri, parasız sağlık ve eğitim hizmetleri veren kulüpler cemiyet adına çalıştılar. Ayrıca Müdafaa-i Milliye, Donanma, Himaye-i Etfal (Çocuk Esirgeme) ve Hilal-i Ahmer (Kızılay) gibi hayır ve yardım kurumları da cemiyetin etkisinde kaldı.

Parti temel doktrini olan milliyetçilik gereğince bir Milli İktisat siyaseti gütmeye çalıştı. Bu alanda bir yandan yerli malı kullanma, kooperatifçilik gibi ideolojik boyutu ağır basan çalışmalar yapılırken öte yandan milli bir banka olarak İtibar-ı Milli Bankası kuruldu.185 Yasal alanda çoğu laikleşme temelinden hareket eden pek çok düzenleme yapıldı. Bu alan yapılan yenilikler 1917 kongresi raporunda ayrıntılarıyla ele alındı.

Yaklaşık on yıl ülkenin yönetimini elinde tutan bir partinin taraftarları oldukça çoktu. Taraflar arasında sınıflamalar yapılabilir. Mesela, asker kökenliler, siviller, meclis içi ve dışında olanlar gibi. Meclis içinde İttihat ve Terakki'nin ileri gelen ve yıllar boyunca Merkez-i Umumi üyeliğini yapanlar;186 Talat Paşa, Sait Halim Paşa, Babanzade İsmail Hakkı Bey, Seyit, Hacı Adil, İsmail Hakkı, Hüseyin Cahit Beyler, Hafız İbrahim Efendi ve Ahmet Rıza Bey'di. Partinin başkanları Emrullah Efendi, Halil Menteşe, Talat Paşa, Seyit Bey, Sait Halim Paşa ve Talat Paşa'ydı.

Kongrelerce seçilen Merkez-i Umumi üyeleri, Dr. Nazım, Ziya Gökalp, Mithat Şükrü Bleda, Ömer Naci, Ahmet Şükrü, Enver,Talat, Seyit, Hacı Adil, Cavit, Bahattin Şakir, Kara Kemal, Hayri Efendi, Dr.Rüsuhi, Eyüp Sabri Akgöl, Hüseyin Cahit Yalçın, Nuri Paşa, Şeyhülislam Musa Kazım, Halil Paşa, Küçük Talat, Ali Başhamba, Beylerdi.187

Cemiyet-parti yapısı içinde yaşamanın bunalımı ortamında İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin on yıla yakın iktidarı I. Dünya Savaşı yenilgisiyle sona erdi. Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşı'nda mağlup olunca İttihat ve Terakki Cemiyeti mütareke yolları aradı. 8 Ocak 1918'de ilan edilen Wilson Prensipleri çerçevesinde anlaşma yapılması talebiyle Talat Paşa kabinesi 8 Ekim 1918'de istifa etti. Talat Paşa kabinesinden sonra 14 Ekim 1918'de İzzet Paşa kabinesi kuruldu.188 Talat Paşa arkasında güvendiği bir hükümet bırakmak amacıyla İzzet Paşa kabinesine Cavit, Hayri ve Hamdi Beylerin girmesini sağladı.189


İttihat ve Terakki Cemiyeti mensupları savaşın sonucundan, Rum ve Ermeni tehcirlerinden sorumlu tutuldu. Bu sebeple sorumluların cezalandırılması istendi.190 Artık karar verme zamanı gelmişti. İttihat ve Terakki Cemiyeti 1 Kasım 1918'de olağanüstü kongresini yaptı. Bu kongrede cemiyet kendisini feshetti. Ülkeyi partisiz bırakmamak için yerine Teceddüt Partisi'nin kurulmasını sağladı.191 Böylece gözlerini arkada bırakmayacakları ve itimat edebilecekleri partiyi de kurdurdular. Olağanüstü kongrede Talat Paşa uzun bir konuşma yaptı. Konuşmasında tehlikeli zamanlarda iktidarı teslim etmek için muhalif partiye ne kadar ihtiyaç bulunduğunu, muhalif bir parti kurulamamasındaki üzüntülerini ve yanlışlıklarını itiraf etti. 192

Cemiyetin yöneticileri İngilizlere teslim olup yargılanmamak için 2 Kasım'ı 3 Kasım'a bağlayan gece İstanbul'dan ayrıldı. Talat, Enver ve Cemal Paşalar, Dr. Nazım Bey, Bahattin Şakir Cemal, Azmi Beyler yurt dışına çıktı.193 Ayrıca bunların gıyabında idam cezası verildi. 194

 

DİPNOTLAR

1                Rıza Tahsin, Mirat-ı Mekteb-i Tıbbiye, İstanbul 1328, c. 2, s. 113.

2                E. E. Ramsaur, Jön Türkler ve 1908 İhtilali, Sander Yayınları, İstanbul 1972, s. 31; İbrahim Temo'nun İttihat ve Terakki Anıları, Arba Yayınları, İstanbul 1987, s. 15; Kazım Karabekir, İttihat ve Terakki Cemiyeti 1896-1909, Emre Yayınları, İstanbul 1993, s. 464; Tarık Zafer Tunaya, Türkiye'de Siyasi Partiler, Hürriyet Vakfı Yayınları, İstanbul 1984, c. 1, s. 19.

3                Süleyman Kocabaş, Jön Türkler Nerede Yanıldı 1890-1918, Vatan Yayınları, İstanbul 1991, s. 31.

4                Ramsaur, a.g.e., s. 32.

5                Semih Nafiz Tansu, İttihat ve Terakki İçinde Dönenler, İstanbul 1960, s. 26.

6                Şükrü Hanioğlu, Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti ve Jön Türkler (1889-1902), İletişim Yayınları, İstanbul 1985, s. 175; Ramsaur, a.g.e., s. 33.

7                Hanioğlu, a.g.e., s. 175.

8                Temo, a.g.e., s. 15-17.

9                Ramsaur, a.g.e., s. 33-35; Temo, a.g.e., s. 18; Hanioğlu, a.g.e., s. 176, 177.

10            Kocabaş, a.g.e., s. 33.

11            Ramsaur, a.g.e., s. 35; Karabekir, a.g.e., s. 466, 467.

12            Kocabaş, a.g.e., s. 34.

13            Ramsaur, a.g.e., s. 36.

14            T. B. M. M. Arşivi, Dosya No: 239/31, Defter No: 8, s. 1.

15            Kocabaş, a.g.e., s. 34.

16            Ahmet Eyicil, Dokor Nazım Bey, Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü, Yayınlanmamış Doktora Tezi, Ankara 1989, s. 7.

17            Kocabaş, a.g.e., s. 45.

18            Eyicil, 1989, a.g.e., s. 7; Karabekir, a.g.e., s. 467.

19            Hanioğlu, a.g.e., s. 180.

20            İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin 1906-1907 Senelerine Ait Muharebatın Kopya Defteri (İTCMD), İstanbul Belediye Kütüphanesi, Yazma No: 45, 6 Ağustos 1906, Tahrirat No: 55, s. 84.

21            İTCMD, 20 Temmuz 1906, Tahrirat No: 45, s. 69.

22            Mithat Şükrü Bleda, İmparatorluğun Çöküşü, İstanbul 1986, s. 14.

23            Eyicil, 1989, a.g.e., s. 8; Menteşe, a.g.e., s. 11.

24            Meşveret Gazetesi, 6 Kanun-ı Sani 1908, No: 3, s. 1.

25            Aynı Gazete, s. 2.

26            Aynı Gazete, 15 Kanun-ı Sani 1908, Sayı: 4, s. 3.

27            Mehmet Murat Kafkasya'da doğdu. Petrogard'da eğitim gördü. Kafkasya'da Çarlık idaresini dayanılmaz bularak vatanını terk etmek zorunda kaldı. Genç yaşta İstanbul'a geldi. Düyun-ı Umumiye'de çalıştı. Mülkiye'de ders vermeye başladı. Mizan Gazetesi'ni çıkardığı için kendisine Mizancı Murat da denilmektedir. Ramsaur, a.g.e., s. 42-44.

28            Ramsaur, a.g.e., s. 45.

29            Eyicil, 1989, a.g.e., s. 10; Ramsaur, a.g.e., s. 40.

30            Mizancı Murat, İttihad-ı Osmani Cemiyeti, Mücadehe-i Milliye, Gurbet ve Avdet Devirleri, Nehir Yayınevi, İstanbul 1994, s. 313.

31            Eyicil, 1989, a.g.e., s. 10; Ramsaur, a.g.e., s. 40.

32            Meşveret Gazetesi, 23 Teşrin-i Evvel 1896, s. 8.

33            Ahmet Bedevi Kuran, İnkilap Tarihimiz ve Terakki, İstanbul 1984, s. 113.

34            Şerif Mardin, Jön Türklerin Siyasi Fikirleri 1895-1908, İstanbul 1983, s. 80, 81.

35            Ramsaur, a.g.e., s. 46.

36            Kocabaş, a.g.e., s. 34; Ramsaur, a.g.e., s. 48, 49.

37            Ramsaur, a.g.e., s. 49.

38            Mardin, a.g.e., s. 104.

39            Eyicil, 1989, a.g.e., s. 12.

40            Kocabaş, a.g.e., s. 35.

41            Karabekir, a.g.e., s. 488.

42            Murat, a.g.e., s. 129-133.

43            Karabekir, a.g.e., s. 488; Eyicil, 1989, a.g.e., s. 13.

44            Murat, a.g.e., s. 198-200.

45            Eyicil, 1989, a.g.e., s. 12; Menteşe, a.g.e., s. 115, 116.

46            Yahya Kemal Beyatlı, Siyasi ve Edebi Portreler, İstanbul 1968, s. 118; Kocabaş, a.g.e., s. 36; Mardin, a.g.e., s. 144; Ramsaur, a.g.e., s. 71, Karabekir, a.g.e., s. 492.

47            Eyicil, 1989, a.g.e., s. 13.

48            Kocabaş, a.g.e., s. 35; Ramsaur, a.g.e., s. 72, 73.

49            Ramsaur, a.g.e., s. 83.

50            Mardin, a.g.e., s. 234.

51            Cemal Kutay, Talat Paşa'nın Gurbet Hatıraları, İstanbul 1984, c. 1, s. 158.

52            Mardin, a.g.e., s. 144.

53            Ramsaur, a.g.e., s. 84; Kocabaş, a.g.e., s. 66, 67.

54            Eyicil, 1989, a.g.e., s. 14; Kuran, a.g.e., s. 185-188.

55            Kocabaş, a.g.e., s. 67; Ramsaur, a.g.e., s. 85-90.

56            Kutay, a.g.e., s. 194; Eyicil, 1989, a.g.e., s. 14.

57    Kutay, a.g.e., s. 170.

58            İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin 1906-1907 Senelerine Ait Muharebatın Kopya Defteri (İTCKD), İstanbul Belediye Kütüphanesi, Yazma No: 45, s. 1.

59            Aynı Kaynak, 2 Haziran 1906, s. 48, 49.

60            Aynı Kaynak, Tahrirat No: 35, 12 Temmuz 1906, s. 58; Eyicil, 1989, a.g.e., s. 16, 17.

61            Aynı Kaynak, Tahrirat No: 54, 6 Ağustos 1906, s. 84.

62            Ağaoğlu, a.g.e., s. 67.

63            Eşref Kuşçubaşı, Doktor Nazım Bey'le İlgili Notlar, Cemal Kutay'ın Özel Arşivi, (Notların Osmanlıca fotokopisi yazarın arşivinde bulunmaktadır), s. 30; Eyicil, 1989, a.g.e., s. 121, 122.

64            İTCKD, Tahrirat No: 55, 6 Ağustos 1906, s. 86.

65            Aynı Kaynak, Tahrirat No: 57, 9 Ağustos 1906, s. 92.

66            Aynı Kaynak, Tahrirat No: 66, s. 117.

67            Aynı Kaynak, Tahrirat No: 66, s. 123.

68            Aynı Kaynak, Tahrirat No: 181, s. 136, 137.

69            Aynı Kaynak, Tahrirat No: 189, s. 140.

70            Aynı Kaynak, Tahrirat No: 223, s. 195; Tahrirat No: 249, s. 231.

71            Aynı Kaynak, Tahrirat No: 227, s. 297.

72            Aynı Kaynak, Tahrirat No: 467, c. 2, s. 70.

73            Hüseyin Cahit Yalçın, Siyasi Anılar, İstanbul 1976, s. 5.

74            Duru, a.g.e., s. 14.

75            Tarık Zafer Tunaya, Türkiye'de Siyasi Partiler 1859-1952, İstanbul 1932, s. 8.

76            Karabekir, a.g.e., s. 131.

77            Tahlif (Yemin) Merasimi: Bir odanın ortasına bir masa konur. Masanın üzeri kırmızı bir kumaşla örtülür. Bunun üzerine Kuran-ı Kerim ve tabanca konur. Yemin edecek üye veya üyelerin sağ elleri Kuran-ı Kerim ve sol elleri tabanca üzerine konur. Bir üyenin eşliğinde yüksek sesle hep birlikte yemin metni okunur.

78            Karabekir, a.g.e., s. 131.

79            Tevfik Çavdar, Talat Paşa, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 1995, s. 50.

80            Çavdar, a.g.e., s. 51.

81            Kutay, Talat Paşa, c. 1, s. 158; Çavdar, a.g.e., s. 70.

82            Çavdar, a.g.e., s. 52.

83            Çavdar, a.g.e., s. 53.

84            Ramsaur, a.g.e., s. 140.

85            Eyicil, 1989, a.g.e., s. 28.

86            Ramsaur, a.g.e., s. 141.

87            Aynı Eser, s. 182.

88            Fethi Okyar, Üç Devirde Bir Adam, İstanbul 1980, s. 8.

89            Mithat Şükrü Bleda, İmparatorluğun Çöküşü, İstanbul 1979, s. 15.

90            Kazım Karabekir, a.g.e., s. 131.

91            Aynı Eser, s. 24.

92            Aynı Eser, s. 10.

93            Mithat Şükrü Bleda, a.g.e., s. 24.

94            T.B.M.M. Arşivi, Dosya No: 239/31, Defter No: 8, s. 2.

95            Halil Menteşe, Halil Menteşe'nin Anıları, İstanbul 1986, s. 122.

96            Bleda, a.g.e., s. 25.

97            Cemal Kutay, Talat Paşa, c. 1, s. 170.

98            Kuran, a.g.e., s. 245.

99            T. B. M. M. Arşivi, Dr. Nazım Bey'in Birinci Defteri, Dosya No: 239/31, Defter No: 8, s. 2.

100        Ziya Şakir, Yakın Tarihin Üç Büyük Adamı, Talat, Enver, Cemal Paşalar, İstanbul 1943, s.

101        Aynı Eser, s. 246.

102        Ziya Şakir, a.g.e., s. 15.

103        Kutay, a.g.e., s. 158.

104        Kazım Nami Duru, a.g.e., s. 16.

105        Bleda, a.g.e., s. 31.

106        Menteşe, a.g.e., s. 122.

107        Karabekir, a.g.e., s. 131.

108        Tarık Zafer Tunaya, Türkiye'de Siyasal Partiler, İstanbul 1984, c. 1, s. 114.

109        Merkezi Paris olan "Osmanlı Terakki ve İttihat Cemiyeti" ile, merkezi Selanik olan "Osmanlı Hürriyet Cemiyeti" 19 Şaban 1325 ve 27 Eylül 1907 tarihinden itibaren "Osmanlı Terakki ve İttihat Cemiyeti" namı altında âtiyüzzikir şerait ile ittihat etmiştir;.

Madde 1-Cemiyetin biri dahili değeri harici olmak üzere iki merkezi umumisi olacak ve bunlardan harici Merkez-i Umumi Paris'te ve dahili Merkez-i Umumi de şimdilik Selanik'te bulunacak ve her iki merkezin ayrı ayrı amirleri olacaktır.

Madde 2-Maksad-ı esası 1292 (1876) tarihinde neşrolunan Mithat Paşa Kanun-i Esasi'nin tatbik ve devamı meriyetini teminden ibaret olan cemiyetin bu maksuda vasıl için istidat ve icabat-ı mahalliyeyi nazar-ı dikkate alarak teşkilat ve vezaifi efradı tayin eden dahili ve harici ayrı ayrı iki nizamname de bulunacaktır.

Madde 3-Umur-u daire-i maliyede Merkez-i Umumiler her ne kadar müstakil iseler de icabında yekdiğerine muavenete mecburdurlar.

Madde 4-Dahili Merkez-i Umumi'de doğrudan doğruya irtibatında mahzur görülen dahildeki şuabat ve efrat, Paris Merkez-i Umumi vasıtasıyla muhabere etmek üzerine dahildeki Merkez-i Umumiye tabi olacaktır.

Madde 5-Harici Merkez-i Umumi şuabâtı hariciyenin merciliğinden başka cemiyetin harice karşı murahhaslığı vazifesini ifa eyleyecektir. Hükümât ve matbuatı ecnebiye ile olan münasebâtın mesuliyetini harici Merkez-i Umumi'ye ve dahildeki teşebbusât ve icratın mesuliyeti de kâmilen dahili Merkez-i Umumi'ye aittir.

Madde 6-Merkez-i Umumiler yalnız ikna ile yekdiğerinin harekâtını tâdile selâhiyettardırlar.

Madde 7-Cemiyetin vasıta-ı neşri efkârı şimdilik Türkçe "Şura-yı Ümmet" Fransızca

"Meşveret" gazeteleridir. Dahili Merkez-i Umumi'nin muavenet ve iştirakiyle harici Merkez-i Umumi'nin tahtı nezaretinde tab'ı neşredilecek "Şura-yı Ümmet" ile Türkçe bilcümle neşriyatta harici Merkez-i Umumi'nin tekâlifini nazarı dikkate almaya mecbur olduğundan mesuliyetine dahili Merkez-i Umumi de iştirak edecektir. 13 Eylül 1323 Saat 1 Ezanı (27 Eylül 1907)., İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin Gizli Muhabere Defteri, Tahrirat No: 386, c. 1, s. 44; Kuran, a.g.e., s. 238; Tunaya, 1984, a.g.e., c. 1, s. 49; Yusuf Hikmet Bayur, Türk İnkılap Tarihi, Ankara 1983, c. 2, Kısım 4, s. 59.

110        Kuran, a.g.e., s. 244.

111        Ramsaur, a.g.e., s. 141-143.

112        Sina Akşin, Jön Türkler ve İttihat ve Terakki, Remzi Kitabevi, İstanbul 1987, s. 65; Temo, a.g.e., s. 171; Ramsaur, a.g.e., s. 144-145; Kocabaş, a.g.e., s. 73.

113        Akşin, a.g.e., s. 66.

114        Ramsaur, a.g.e., s. 146; Akşin, a.g.e., s. 66-68.

115        Kocabaş, a.g.e., s. 74.

116        Ramsaur, a.g.e., s. 146.

117        Akşin, a.g.e., s. 68.

118        Ramsaur, a.g.e., s. 150-151.

119        Karabekir, a.g.e., s. 251.

120        Kutay, a.g.e., s. 171.

121        Menteşe, a.g.e., s. 119.

122        Ahmet Refik, İnkılab-ı Azim, İstanbul 1326, s. 69.

123        Kuşçubaşı, a.g.e., s. 6-7.

124        Menteşe, a.g.e., s. 119.

125        Kuşçubaşı, a.g.e., s. 1.

126        Beyatlı, a.g.e., s. 112.

127        Eyicil, 1989, a.g.e., s. 36.

128        Kuşçubaşı, a.g.e., s. 7.

129        Takvimli Gazete, Tarih: 6 Eylül 1912, Sayı: 128, Alemdar Gazetesi Askeri Hükümet tarafından kapatıldığı zaman yerine Takvimli Gazete çıkarılmıştır.; Kuşçubaşı, a.g.e., s. 9.

130        Kuşçubaşı, a.g.e., s. 9.

131        Menteşe, a.g.e., s. 120.

132        Kuşçubaşı, a.g.e., s. 9.

133        Bleda, a.g.e., s. 42; Çavdar, a.g.e., s. 80.

134        Lord Kinross, Atatürk, Tercüme Eden: Necdet Sander, İstanbul 1981, s. 71.

135        Ahmet Refik, a.g.e., s. 70.

136        Kuşçubaşı, a.g.e., s. 7.

137       Mustafa Müftüoğlu, Yakın Tarihimizde Siyasi Cinayetler, İstanbul 1973, s. 41, 42;
Kuşçubaşı,  a.g.e., s. 8.

138        Çakıcı Mehmet Efe, Gerçek Hayat Hikayesi, İstanbul 1973, s. 203-206.

139        Ramsaur, a.g.e., s. 136-137.

140        Ramsaur, a.g.e., s. 167.

141        Akşin, a.g.e., s. 72.

142        Ramsaur, a.g.e., s. 153.

143        Tunaya, 1984, a.g.e., s. 23.

144        İsmail Hakkı Uzunçarşılı, "II. Meşrutiyet'in İlanı", Belleten, Ocak 1956, c. 20, Sayı: 77, s.108.

145        Ahmet Niyazi, Hatırat-ı Niyazi, İstanbul 1326, s. 100-104.

146        Ramsaur, a.g.e., s. 155.

147        İsmail Hami Danişmend, İzahlı Osmanlı Tarih Kronolojisi, Türkiye Yayınevi, İstanbul 1972, c. 4, s. 360; Temo, a.g.e., s. 117; Kutay, 1964, a.g.e., s. 222, 223; Menteşe, a.g.e., s. 123, 124.

148        Ahmet Refik, a.g.e., s. 76; Menteşe, a.g.e., s. 125.

149        Kocabaş, a.g.e., s. 170.

150        Danişmend, a.g.e., s. 361; Kuşçubaşı, a.g.e., s. 13.

151        Cemal Kutay, Prens Sabahattin Bey, Sultan II. Abdülhamit, İttihat ve Terakki, İstanbul 1964, s. 215.

152        Kuran, a.g.e., s. 246; Menteşe, a.g.e., s. 120.

153        Kuşçubaşı, a.g.e., s. 11.

154        Kuşçubaşı, a.g.e., s. 13.

155        Kuşçubaşı, a.g.e., s. 12.

156        Eyicil, 1989, a.g.e., s. 43.

157        Karabekir, a.g.e., s. 413-414.

158        Eyicil, 1989, a.g.e., s. 45, 46.

159        Eyicil, 1989, a.g.e., s. 48.

160        Eyicil, 1989, a.g.e., s. 49, 50; Kuşçubaşı, a.g.e., s. 23.

161        Eyicil, 1989, a.g.e., s. 52.

162        Feroz Ahmad, İttihat ve Terakki 1908-1914, Kaynak Yayınları, 3. Baskı, İstanbul 1986, s.95.

163        Akşin, a.g.e., s. 87.

164        Yusuf Hikmet Bayur, Türk İnkılap Tarihi, TTK Basımevi, 3. Baskı, Ankara 1983, c. I, Kısım 2, s. 172.

165        İttihat ve Terakki'nin Son Yılları (1916 Kongre Zabıtları), Nehir Yayınları, Sadeleştiren: Eşref Yağcıoğlu, İstanbul 1992, s. 88; Feroz Ahmad, a.g.e., s. 95.

166        Tunaya, 1984, a.g.e., c. 1, s. 24.

167        Türkiye Tarihi, Cem Yayınevi, İstanbul 2000, c. 4, s. 34.

168        Tunaya, 1984, a.g.e., c. 1, s. 24.

169        Tunaya, 1984, a.g.e., c. 1, s. 25.

170        Tunaya, 1984, a.g.e., c. 1, s. 26.

171        Türkiye Tarihi, Cem Yayınevi, İstanbul 2000, c. 4, s. 42.

172        Tunaya, 1984, a.g.e., c. 1, s. 26.

173        Türkiye Tarihi, Cem Yayınevi, İstanbul 2000, c. 4, s. 39.

174        Tunaya, 1984, a.g.e., c. 1, s. 27.

175        Akşin, a.g.e., s. 154.

176        Tunaya, 1984, a.g.e., c. 1, s. 28.

177        Akşin, a.g.e., s. 149.

178        Tunaya, 1984, a.g.e., c. 1, s. 29.

179        Akşin, a.g.e., s. 153.

180        Tunaya, 1984, a.g.e., c. 1, s. 30.

181        Tunaya, 1984, a.g.e., c. 1, s. 32, 33.

182        Tunaya, 1984, a.g.e., c. 1, s. 31.

183        Tunaya, 1984, a.g.e., c. 1, s. 33, 34.

184        Tunaya, 1984, a.g.e., c. 1, s. 34.

185        Tunaya, 1984, a.g.e., c. 1, s. 35.

186        Tunaya, 1984, a.g.e., c. 1, s. 36.

187        Tunaya, 1984, a.g.e., c. 1, s. 37.

188        Fahri Belen, Türk Kurtuluş Savaşı, Ankara 1984, s. 239; Bayur, a.g.e., s. 13; Eyicil, 1989, a.g.e., s. 71.

189        T.B.M.M. Arşivi, Dosya No: 8, s. 13-15.

190        Bernard Lewis, Modern Türkiye'nin Doğuşu, Ankara 1984, s. 239.; Eyicil, 1989, a.g.e., s.71.

191        T.B.M.M. Arşivi, Dosya No: 8, s. 18-19; Tunaya, a.g.e., c. 1, s. 37.

192        T.B.M.M. Arşivi, Dosya No: 8, s. 16.

193        T.B.M.M. Arşivi, Dosya No: 230-231, Defter No: 8, s. 23-24; Dosya No: 230-231, Defter No: 11, s. 25.

194        Mim Kemal Öke, Ermeni Meselesi, İstanbul 1986, s. 297.

  
9899 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın