• Anasayfa
  • https://www.facebook.com/tarihtarihcemiyeti/
  • https://twitter.com/ttcemiyeti
TAVSİYE KİTAP
Yazarlar

Anasayfa

Yine tabi burada meslekler önemli olmuş. Misal terzi ise Raftis, kunduracı ise Papoutsis olmuş. Mesela Mora'da yaygın olan bir durum da papazın oğlu ise Papadopoulos olması. Hatzi ile başlayan soyadlarından da kişinin hacca gittiğini ve "Hacı" olduğunu anlıyoruz ki bu durumda malum soyadı Hatzigiannis olabiliyor. Ya da kutsal topraklara hacca giden ve Ürdün nehrinde vaftiz olan kişi "Mastro", örneğin Mastrodimitros.
Durum görünenden daha ciddi. Mısıroğlu ölüp gidecek. Peki geride zehirlediği beyinler ne olacak? 12 Adayı Yunan’a verdiğimizi iddia etmesi, Lozan’ın hezimet olduğunu söylemesi, Atatürk’e, Cumhuriyet’e, Türk aydınlarına saldırması… Bu tahriplerin tamiri mümkün olacak mı? Ülkenin en başındaki yönetici bile Mısıroğlu’nun tarih tezleriyle konuşuyorsa, sarayında-sofrasında ağırlıyorsa, hastanede ziyaret ediyorsa çok zor görünüyor… Mısıroğlu’nu akademik camiada ciddiye alanı göremezsiniz. İleriye sürdüğü tüm tezleri çürütülmeye mahkum, çünkü aslı astarı yok. Mısıroğlu’na sempati duyan, “üstat” deyip arş u âlâya yükseltenlerin de masum olduğu düşünülemez, muhakkak bir çıkarları vardır. Son olarak, Atatürk ve Cumhuriyet’e saldırarak finansal gelir sağlamak dün de vardı, bugün de var. Bunlarla mücadele etmek boynumuzun borcudur.
Evet. Karşınızda, yarışmanın hiçbir safhasında mayo giymemiş olan Keriman Halis Ece hakkında atılmış namussuz bir iftira. Zaten mayo giyilmeyeceği yarışma kurallarında yazıyordu. Haliyle bu durumda tüm bu sözlerin baştan sona uydurma olduğunu, Keriman Halis'e ödül verilirken hiç de öyle bir konuşma yapılmadığını rahatlıkla söyleyebilirken bazı insanlar bu yalanları bile bile dile getirdi. Bu vicdansızlıktır.
Mustafa Kemal Atatürk'ün yaptıklarını küçümsemek veya yok saymak adına son yıllarda bir iddia gündeme getiriliyor: İngilizler, Trakya ve İstanbul'u tek bir kurşun atmadan neden verdi? Yoksa Mustafa Kemal Atatürk, bunun karşılığında onların bazı isteklerini kabul mu etti? Bu iddia, kitap okumayan ve okuma potansiyeli de olmayan kimi kesimler tarafından ''ideolojilerine hizmet ettiği için'' kabul görse de, gerçekler hakiki tarihçiler tarafından yazılmış durumda. Ama ne yazık ki algı yönetimi ile zaten okumamaya alıştırılmış Türk toplumunda bu tür yalanlar hızla etki etmekte ve gerçekmiş gibi kabul görmekte.
Bugün bölgenin Osmanlı’dan ayrılan ve uluslaşamamış ve bu nedenle de çağdaşlaşamamış devletlerinin durumu ile yeni Türkiye sayesinde bir devrim yaşamış ve çoğunluk olarak dünyadaki çağdaş devletlerle aynı düzeyi yakalamış olan Türkiye’yi karşılaştırdığımızda bu kararı veren yöneticilerin ne kadar doğru bir karar verdiğini bir tarihçi olarak görmüş bulunuyorum. Ama tarihçi olmayan sıradan vatandaşlara da en azından siyasi nedenlerle o dönemi eleştirmeden önce, dönemin şartlarını da bilmeleri gerektiğini söylemekten başka bir şey de yapamamanın üzüntüsünü de yaşadığımı belirtmek istiyorum.
Lozan Anlaşması neticesinde artık yer altı kaynaklarını çıkaramadığımızı söyleyenlere çevrenizde denk geliyor olabilirsiniz. 143 maddelik Lozan Anlaşmasının hiçbir maddesinde -ima yoluyla bile- böyle bir madde, protokol veya açıklama bulunmamaktadır. Okumadan ve araştırmadan kulaktan dolma bilgilere inananlara bunu söylediğinizde, Lozan'da gizli maddeler olduğunu ve bunların o gizli maddelerde geçtiği cevabını alabilirsiniz. O yüzden bakalım Lozan'dan sonra yer altı kaynaklarını çıkarabildik mi? Ve şimdi durum nedir?
Ve son olarak,Mısır'ın Lozan'da verildiğini söyleyen veya ima eden kesimler ASIL önemli noktayı gözden kaçırmaktadır. Mısır, 28 Şubat 1922 tarihinde bağımsızlığını kazanmıştır. Evet yanlış duymadınız. Mısır, henüz Türkiye Cumhuriyeti bile kurulmadan ve Lozan'ın adı bile yokken bağımsız bir devlettir. Kısacası, Lozan'dan önce zaten bağımsız olan bir devleti Lozan'da kaybettik demek, problemli bir aklın ürünüdür. Lozan'da Mısır konusunda Türk heyetinin yaptığı, hayatta olmayan Osmanlı'nın kaybını onaylamaktır.
“Jakobenizm, Jakoben laiklik, Jakoben Cumhuriyetçilik, Jakoben Kemalizm” gibi tabirler, yakın dönem Türkiye'nin siyasi düşüncesindeki söylemler olarak kullanılagelmiştir. Peki Jakobenizm nedir? Bunun cevabını genellikle tam olarak ifade etmeden geçiştirenlerin yaptığı algı operasyonları, bugün genç kuşakları etkisi altına almaktadır.
Mustafa Kemal Atatürk, Gelibolu Cumhuriyet İlkokulu’na ziyarete gittiğinde kendisine çiçek sunan Refet Angın ile karşılaşır ve "Büyüyünce ne olacaksın çocuk?" sözüne, "Öğretmen" diye cevap verir. İkinci karşılaşmaları ise 24 Aralık 1930 günü Edirne Kız Öğretmen Okulu’nu ziyarete gittiğinde Ata’ya çiçek verme görevi yine Angın’a verilir. Öğrenci Angın, Atatürk’e çiçeği takdimi sırasında, "Bakın sözümü tuttum Paşam. Öğretmen olacağım işte" dediğinde, Atatürk onun Gelibolu’daki küçük kız olduğunu derhal hatırlar ve ona, ne öğretmeni olmak istediğini sorar. ’Matematik’ cevabını alınca, "Hayır tarih öğretmeni olacaksın. Çünkü nesillere tarihlerini öğretmek en önemli vazifedir" sözü üzerine Refet Angın, tarih öğretmeni olmaya karar verir.
Ecnebi Devletler Birinci Harbin galibi olarak, bir galipten çok daha fazlasını almak istemişlerdir. 19. Asrın sonlarında Çarlık Rusya’nın yanında İngiltere ile Osmanlı Devletinin ilişkileri, Ermeni Azınlık Meselesi nedeniyle açılmıştı. İngiltere, Osmanlı Devletinin içinde bulunduğu bu coğrafyada yeni düzeni uygulamak istiyordu. Dünya artık kabuk değiştiriyordu. Yeni düzende Emperyalizm denen sistemin temelleri bu zamanda ve Ortadoğu ile Afrika’nın Kuzeyinde atılacaktı. Büyük Devletler ticaret yapmak için Küçük Ülkelerin gelişmesini doğal olarak istemeyeceklerdir. Büyük hedeflere ulaşmak için stratejik noktaların kontrolü ile küçük hedeflere odaklanılıyordu.
 1  ...