• Anasayfa
  • https://www.facebook.com/tarihtarihcemiyeti/
  • https://twitter.com/ttcemiyeti

Anasayfa

Fotoğraf Fransız L’Illustration’dan. Şu ana kadar Mustafa Kemal’in basında yayımlanmış olarak bilinen EN ERKEN fotoğrafıydı. Tarihi 22 Haziran 1912. Altında sağdan sola olarak Enver Bey, Mustafa Kemal ve Nuri Bey isimlendirmeleri bulunmaktadır. Ancak iki hafta sonra Hacettepe Üniversitesinde bir bildiri ile tanıtacağım ve yayımlatacağım bu fotoğraftan daha önce hem de bir Türk basınında yer alan Mustafa Kemal’in Trablusgarp’daki bir başka fotoğrafı BİLİNEN EN ERKEN fotoğraf OLACAK.
Çanak olayının doruk noktası 28 Eylül idi. General Harington Britanya mevzileri etrafında önemli sayıda Türk askerinin toplandığını rapor etmişti: 'Tel örgünün arkasından sırıtıyorlar'. Açıkça belli oluyor ki aldıkları emirler çatışmanın önlenmesi için mümkün olan her şeyin yapıldığını fakat durumun giderek içinden çıkılmaz bir hâl aldığı yönündeydi. Harington ayrıca Britanya'nın Çanak pozisyonunun "kuvvetli" olduğunu rapor ediyordu, tel örgüler ve mevziler iyi durumdaydı. Bakanlar Kurulu bunun üzerine General'den Türklere bir ültimatom vermesini istedi. Tarafsız bölgeyi terk edip kısa sürede Çanak'tan ayrılmaları isteniyordu ve General'e bu sürenin sonunda komutasındaki tüm kuvvetleri kullanma yetkisi verildi.
Finlay Freundlich gelir gelmez İstanbul'da da boş durmayacaktır ve başarılı olduğu 1929 yılı Endonezya gezisinde İzafiyet Teorisi üzerine yaptığı incelemeleri yayımlamıştır. Arkadaşları toplama kamplarında ölürken veya işkence görürken, Atatürk Türkiye'sinde Başbakan'dan dahi fazla maaş alarak Einstein’ın teorisine dayanak sağlayan gözlemler üzerine çalışma imkanı bulan Finlay Freundlich, bir süre sonra ülkemizden ayrılmış ve vefat ettiği 1964 yılına kadar bu alandaki çalışmalarına devam etmiştir. Bize de bilimi bir ucundan destekleyebilmiş bir liderin gururu kalmıştır
Bugüne kadar 7 kez şampiyon olan Schalke futbol takımını hepimiz biliriz. Peki Hitler'in Schalke takımını tuttuğunu ve Schalke'nin bugüne kadar kazanmış olduğu 7 şampiyonluktan 6'sının ne tesadüftür ki(!) Hitler döneminde olduğunu kaçımız biliriz? 1930'lu ve 1940'lı yıllar, Alman tarihinin en karanlık dönemi. Herhalde futbolun da bundan muzdarip olmaması beklenemezdi. Nazi yönetimi, futbolu da kontrol etmek ve ne kadar güçlü olduğunu göstermek ister. Keza Hitler çoktan seçimini yapmıştır. O takım Schalke'dir.
Şu an için Kemal, halkının neredeyse çılgınca sevgisiyle birlikte, kendi başarı dizisinin onu getirdiği başdöndürücü yükseklikte emniyet içinde bulunuyor. Geçen Ağustosun ondördünde yeniden Büyük Millet Meclisi Başkanlığına seçildi. Ona verilmeyen tek bir oy vardı; o da ismet Paşa’ya verilmişti ve Kemal’in seçkin arkadaşını bu şekilde onore etmiş olduğu sanılıyordu. Bu arada, sıkıntıları başlayacaktır. Halen, Müdafaa-i Hukuk Partisi olarak adlandırılan partinin hakimidir (aslında, bu partinin ta kendisidir); şimdi Halk Partisi olan bu partinin karşısında bir muhalefet hemen hemen yok gibidir. Ancak zamanla başka bir kanat mutlaka belirecek ve kaçınılmaz siyasal bölünme ortaya çıkacaktır.
Ben talihimin en büyük mazhariyeti olarak Mustafa Kemal’i yakından görüp tanımak ve anlamaya çalışmak mazhariyetine kavuşmuş bir fâniyim. Onunla ilk ve gıyabî tanışmamız, bir efsane şöhreti yaratan, fakat bir gerçekten ibaret olan Çanakkale’deki kahramanlığıdır.. Onu şahsen ilk görüşüm, 4 ağustos 1920’de Konya’da, öğrencisi bulunduğum -o zamanki adıyla- Mekteb-i Sultanî’yi ziyaret ettiği güne rastlar. Millî Mücadeleye atılırken ilk gelişidir bu Konya’ya.. Gelişini Kışladan haber verdiler. Ben de tabiî, ilk defa olarak, hayalimde muazzam bir yer tutan adamı, şahsen de görmek hasretiyle mektebime koştum.. Bir akşam üzeriydi.. Atatürk mektebi dolaştıktan sonra..
Büyük Atatürk, “Hâkimiyet-i Milliye” esasını işlemekle ve onu yeni Türk Devletinin temel taşı yapmakla, yeni Devletin Devlet ve Hükümet şeklini de tayin ve tesbit etmiş oluyor, Cumhuriyet rejiminin tohumunu atmış bulunuyordu. Gerçekten millî egemenlik esasının tabiî ve tam bir şekilde gerçekleşmesi ancak cumhuriyetle mümkündür. Cumhuriyette bütün egemenlik, daha doğrusu egemenliği gerçekleştiren bütün kuvvetler milletin elindedir ve millet bu kuvvetleri kullanacak organları seçer. Cumhuriyetin kurulması ile halk idaresi gerçekleşmiştir. Halk reâyâ olmaktan kurtulmuş, kendi kendini idare edecekleri seçmeye hazırlanan efendi olmuştur.
Hükümet otoritesini korumadaki bu içten sorumluluk duygusu, son derece soğukkanlılıkla verdiği kararlarındaki açıklık, doğruluk, çabukluk ve kesinlik, daha yanlarından ayrılmadan, görevimizi mutlak başaracağımıza her ikimizi de inandırmıştı. Bu engin inanış ve güven içinde işimizin başına koştuk ve görevlerimizi istenildiği gibi başarı ile yaptık. Hangi göreve atansam, Atatürk’ü, o günkü sesi ile içimde duyarım.
Türk kadınlarının Millî Mücadele’ye büyük kararlılıkla katılışını gösteren en önemli olay, merkezi Sivas’ta olmak üzere “Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti”nin kuruluşudur. Bu cemiyet Sivas Valisi Reşit Paşa’nın eşi Melek Reşit Hanım ve arkadaşları tarafından Sivas’ta kurulmuş, kısa sürede Anadolu’nun muhtelif şehirlerinde Merkez’e bağlı birçok şubeleri açılmıştır**. Düşman işgallerini büyük bir hassasiyet ve dikkatle izleyerek itilâf Devletleri ve İstanbul Hükûmeti’ne karşı zaman zaman protestonameler yayımlayan, Millî Orduya para ve mal yardımı kampanyaları açan, Millî Mücadele için Anadolu’ya geçenlere kutlama mesajları gönderen bu cemiyet Kurtuluş Savaşı boyunca Türk kadınlığının iftihar edeceği büyük hizmetler görmüştür.
Nihayet, Afet İnan’ın Atatürk Hakkında Hatıralar ve Belgeler adlı kitabında da belirtildiği gibi, Ulu Önder 4 Haziran 1933’de kendi el yazıları ile “İnkılâp- Devrim”i şöyle açıklar: “Devrim… Türk milletini son asırlarda geri bırakmış olan müesseseleri yıkarak, yerlerine, milletin en yüksek medenî icaplara göre ilerlemesini temin edecek yeni müesseseleri koymuş olmaktır.”Sadece bu beyanlardan dahi Kemalist Devrimin amacının “Ulusal Modernleşme” yi sağlamak olduğu anlaşılmaktadır. Öyle ise Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde gerçekleşen Türk Devrimi bir ulusal bağımsızlık ve çağdaşlaşma hareketinin adıdır.Bu toplumsal yeniden biçimleniştir. Ulusal bağımsızlığı ve özgür düşünce ile insan onurunu temel aldığı için hümanizme dayalı bir Türk Rönesansıdır.
 1  ...