• Anasayfa
  • https://www.facebook.com/tarihtarihyayinevi/
  • https://twitter.com/tarihyayinevi

Anasayfa

 TARİH TARİH KÜTÜPHANESİ
Eski Gazete ArşivleriSalnameler ve NevsallerOsmanlıca Matbu EserlerFotoğraf ArşiviT.B.M.M. Tutanakları
Eski Dergi ArşivleriSözlüklerEnstitü ArşivleriTarih Tarih TvDiğer Dökümanlar
Dersim adıyla belirtilen yer Tunceli'nin değil, bir bölgenin adıdır. Ve Dersim bölgesinde Tunceli haricinde Erzincan, Erzurum, Elazığ ve Bingöl toprakları da yer alır. Hatta bir iddiaya göre de kuzeyden Sivas'a, doğudan Muş'a, batıdan da Malatya'ya kadar uzandığı söylenmektedir. Dersim bölgesini tarihçiler Batı Dersim, Doğu Dersim olarak ayıracak kadar ileri gitmişlerdir. Peki Tunceli ismi nereden gelmiştir? Şu anki Tunceli ilinin merkezinin eski ismi ise Mamiki'dir.
SALİH ÖZBARAN’IN yazarlığını yaptığı TARİH, TARİHÇİ VE TOPLUM adlı kitap, 5 bölümde incelenmektedir. Kitabın birinci bölümü 1980 darbesi zamanı Atatürk ilkeleri adına yapılan tarih yağmacılığını, tarihin ne olduğunu, toplumların tarihe neden ihtiyaç duyduklarını, kadın tarihi çalışmalarını, tarihin ne öğrettiğini, tarihin tekerrür endişesini, mektepli tarihin ne olduğunu ve mektepli tarihçi yetiştirilmesini anlatmaktadır. Kitabın ikinci bölümünde tarihin toplum tarafından sorgulanmasını, tarihçinin toplumdaki rolünü, siyasal tarih ve iktisadi tarih geleneğinin ne olduğunu, sayısal yaklaşımların tarihe yararlarını, işçi hareketi ile büyüyen sosyal tarihin ne anlam ifade ettiğini, kolektif zihniyet tarihi açıklamalarını, akademik tarihçiliğin nasıl olması gerektiğini ve akademisyenlerin tarihi nasıl yazması gerektiğini anlatmaktadır.
Osmanlı Devleti’nin sahip olduğu iktidarın değişen koşullar karşısında zayıflamaya başlamasının paralelinde yaşadığı gerileme, -bilhassa askeri alanda alınan yenilgilerle beraber içinde olduğu durum- somut olarak görülmekteydi. Bu durum, Osmanlı askeri yapısının ve silah teçhizatının zamanın mevcut savaş teknolojisinden geride kaldığını da göstermektedir.Genel anlamda bu durumdan kurtulmak hususunda çareler aramaya başlayan devlet, artık Batı’nın sahip olduğu üstünlüğü kabul etmekle beraber kendisine nazaran Avrupa’nın artık daha güçlü olmasına sebep olan şartları kendinde tatbik etmek için girişimlerde bulunmaya başlayacaktır
Türk düşmanı Batının 100 yıldır bizi köşeye sıkıştırmak, dünya siyasetinde zor durumda bırakmak için kullandıkları yalanların başında Ermeni soykırımı yalanı gelmektedir. Osmanlı’nın son döneminde başlayan, Cumhuriyet’in ilanından sonra ise artarak devam eden sözde Ermeni soykırımı hakkında yüzlerce kitap yazılmış, konferanslar düzenlenmiş, uydurma belgelerle soykırım yalanı ispatlanmaya çalışılmıştır.
Bir dergi olarak çıkış yapan Annales Okulu 19. yüzyılda tarihe farklı bir bakış açısı getirerek ilerleyen dönemlerde geniş bir yankı uyandırarak tüm dünya’ya yayılmıştır. Dergi Marc Bloch ve Lucien Febvre ikilisinin ortak çalışmasıyla ortaya çıkmıştır. Tarihe getirdikleri bakış açısı ise siyasi ve ekonomik olaylardan çok siyasi ve ekonomik olayların insan üstündeki etkisinden söz etmişlerdir. Bu bakış açısı ile diğer yardımcı bilimlerden faydalanmışlardır. Bunu yeni görüş çeşitli eleştirilere maruz kalsa da kısa zamanda dünya’nın birçok yerinde yayılma imkânı bulmuştur.
Mustafa Kemal Atatürk'ün din ile ilgili düşünceleri her zaman tartışma konusu olmuştur. Bu konuda her kafadan bir ses çıktığını söylemek, herhalde abartı olmaz. Mustafa Kemal Atatürk'ü dinsiz ilan edenler olduğu gibi, onun Yahudi veya Şaman olduğunu iddia edenler de olmuştur. Bu yazıda, onun inanıp inanmadığı tartışmasından çok, onun inancı hakkında öne sürülen fikirler, bu fikirlerin ne derece ciddi olduğu ve onun bu tartışmalar karşısında ne düşündüğünü sizlere aktarmaya çalışacağım.
Sosyal medyada gezinirken Marmaris'te bir tiyatro gösterisinin olacağına denk gelmiştim. Tiyatro gösterisinin ismi ''Kerbela'dan Madımak'a'' idi. Kerbela ve Madımak gibi mühim konulara değineceği açık olan bu tiyatro gösterisine gitmek için tam hazırlık yaparken, gösterinin afişinde bir gariplik dikkatimi çekti. Afişte bu konulara yer vermenin dışında, Atatürk döneminde devlete baş kaldıran Seyit Rıza'nın fotoğrafı da vardı.
Vahdettin'in hain olup olmadığı çokça tartışılır. Vahdettin hain değildir diyenlerin başında Hüseyin Nihal Atsız gelir.(1) Öyle ki, Atsız'ın bu konuda yazdıkları Kadir Mısıroğlu ve onun çizgisindeki diğer tarihçiler için bir numaralı kaynak olmuştur.(2) Atsız'ın Türk Ülküsü adlı kitabında dillendirmiş olduğu iddialar, Vahdettin'i aklar seviyededir ve hatta vatan kahramanı yapacak niteliktedir. Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün bu konuda görüşleri ise açık ve nettir: Vahdettin haindir.(3) Nutuk'ta Vahdettin için çok ağır ifadeler kullanmıştır:
Hüseyin Nihal Atsız ve Necip Fazıl Kısakürek. İki farklı düşünce adamı… Nihal Atsız, Türklük odaklı. Necip Fazıl ise İslamiyet odaklı. Ne zaman tanıştıkları ise belirsiz. Atsız'ın söylediğine göre, 1945 yılıdır. Irkçılık-Turancılık davasından sonra Necip Fazıl, kendilerini evine davet eder ve mükellef bir rakı ziyafeti verir. Necip Fazıl vermiş olduğu bu ziyafetin ardından Atsız'a, kurmuş olduğu Büyük Doğu adlı derneğe katılmasını teklif eder.
Samiye Burhan, Türkiye'nin ilk kadın otomobil yarışçısı. Yıl henüz 1928. Yanlış duymadınız. 1928. 10 sene önceki Osmanlı'da kadınlar nüfus sayımında bile sayılmazken, gelinen noktada bir kadın otomobil kullanıyor. Bu da yetmiyor. Yarışıyor… O yıllarda İstanbul Hipodromu'nda araba yarışları düzenlenmekte. At yarışlarındaki gibi de bahisler mevcut. Gözler hep bir kişiyi arıyor. Samiye Hanımı… Çünkü o, otomobil yarışlarının değişmez pilotlarından. Cumhuriyet devrimleri yavaş yavaş meyvelerini vermiş. Öyle ki, karşımızda yarış pistlerinde ter döken bir kadın var. Ama Samiye Hanım, öyle böyle bir şoför değil… 1930 ve 1931 yıllarında girdiği yarışlarda dereceler elde ediyor.
 1  ...