Anasayfa

 TARİH TARİH KÜTÜPHANESİ
Eski Gazete ArşivleriSalnameler ve NevsallerOsmanlıca Matbu EserlerAtase ArşiviT.B.M.M. Tutanakları
Eski Dergi ArşivleriSözlüklerEnstitü ArşivleriTürk Tarihi ArşiviDiğer Dökümanlar
Gizli istihbâratın tarihi, her halde insanoğlunun "devlet mefhûmuyla tanıştığı tarih" kadar eskidir. Gerek İslâm coğrafyasında ve gerek diğer coğrafyalarda kurulan bütün devletler istihbârata önem vermişlerdir.
İkinci Abdülhamid, modernleşme tartışmaları açısından Osmanlı tarihinin en ilginç figürlerinden birisidir. Bir taraftan bazıları, Abdülhamid'in 33 yıllık hükümranlığı döneminde modernleşme sürecini sona erdirdiğini iddia etmektedirler. Bu kişiler, Abdülhamid'e karşı temelde olumsuz yargılara sahiptirler.
1 Eylül 1842'de Sultan Abdülmecid'in ikinci oğlu olarak dünyaya geldi. Annesi Tirimüjgan Kadın Efendi'dir. Osmanlı tahtındaki 34. padişah olarak 31 Ağustos 1876'da tahta geçen II. Abdülhamid yaklaşık 33 sene hükümran olduktan sonra 27 Nisan 1909'da tahttan indirildi.
Türk tarihindeki ilk anayasa, bundan 125 yıl önce ilan edilmiştir. O tarihten bu yana, Türkler ve dünyanın en önemli imparatorluklarından birinin -Osmanlı İmparatorluğu'nun- sınırları içinde yaşayan diğer halklar, büyük değişikliklere tanık olmuşlardır.
Son universal imparatorluk ve son imparator; II. Abdülhamid Müslümanların halifesidir. Bu unvan ve mevhumu onun kadar vurgulayan yoktur. Ama II. Abdülhamid artık Türk olduğunu Türklerin hükümdarı olduğunu da hissetmekte ve hissettirmektedir.
İkinci Abdülhamid'in hükümdarlığı zamanını içeren otuz yıllık dönem (1876-1909), Osmanlı tarihinin en fazla olaylarla dolu dönemlerinden birisidir. Eskiden beri Batılı ve Türk düşünürlerce sürekli kötülenen II. Abdülhamid hakkında son zamanlarda kendisini sadece dindar bir fanatik ve tiran olarak değil, fakat çok ciddi iç ve dış tehditler karşısında Osmanlı devletinin parçalanmadan bir arada tutulmasını sağlayan, devlete yeniden hayat verici kapsamlı reformlar gerçekleştiren ve modern Türkiye'nin ortaya çıkışının temellerini atan yetenekli bir yönetici olarak gören oldukça iyi ve muvazeneli çalışmalar da yapılmıştır.1
Akdeniz'e ve Adalar Denizi'ne hakim olmak isteyen toplumlar tarafından elde tutulması gereken yerlerden biri olarak görülmüştür. Doğudan batıya yaklaşık 240 km. uzunluğa, kuzeyden güneye 1556 km. genişliğe sahip olan Girit adası 8.261 km2 büyüklüğünde olup, arazisi ise oldukça dağlıktır.1
Osmanlı Devleti Mısır ve Boğazlar sorununu çözdükten sonra, bir süre de olsa bir barış dönemi yaşama imkanına kavuşmuştu. Avrupa 1848 ihtilalleri ile boğuşurken Osmanlı Devleti de iç işlerini düzene sokmaya çalışmıştı. İlan ettiği Gülhane hatt-ı hümayun'u ile İstanbul'dan başlayarak Bosna, Bulgaristan ve Mısır'da dahil olmak üzere birçok eyaletinde idari, askeri, adli, mali ve eğitim alanlarından düzenlemeler gerçekleştirdi
Dil engelleri, dar görüşlülük ve belki de Osmanlı arşiv belgelerinin azlığı veya bu konudaki cehalet, Kırım Savaşı'nın kökeni dahil Osmanlı'nın Avrupa diplomasi tarihi içindeki rolünün Batılı ve Rus bilim adamları tarafından belirli oranda ihmal edilmesine neden olmuştur
Bu makalenin konusu, Macar özgürlük savaşından sonra Osmanlı Devleti'ne iltica eden Macar ve Polonyalı ihtilalcilerdir. Osmanlı diploması tarihinde son derece önemli olan böylesi bir konunun bu makalede geniş bir şekilde ele alınması tabiatıyla imkansızdır. Bu nedenle, konuyu ana hatlarıyla ortaya koymaya çalışacağız.1
Macar tarihinde ihmal edilen konulardan birisi de 1848-1849 Bağımsızlık Savaşı'ndan sonra Macar göçmenlerin Macaristan'ı terk etmelerini takiben Türkiye'deki yaşantılarıdır. Vali Lajos Kossuth ve onun seçkin maiyetinin hayatı, Vidin'de, Şumnu'da ve Kütahya'da ikametleri ve mültecilerle ilgili uluslararası çatışmalar ve ilişkilerle ilgili konular iyi bilinirken,1 Eylül 1851'de Kossuth'dan ayrılmalarından sonra Osmanlı İmparatorluğu'nda kalan yüzlerce Macar'ın hayatları hakkındaki bilgimiz -bunlardan bir çoğunun önemli mevkilere gelmiş olmasına karşın- çok azdır
Osmanlı tarihi boyunca görülen ıslahat hareketleri genel olarak iki ana özellik göstermektedir: İlk olarak şu ya da bu şekilde kurumlarda görülen zaafları gidermek maksadıyla yapılan ve kaynağını devletin kendi gelenek ve anlayışlarından alanlar, ikinci olarak da Batı karşısında düşülen acizlik yüzünden oradaki gelişmelerin doğurduğu hayranlık dolayısıyla benzer yeniliklerin ülkede yapılmasını öngören çalışmalar
İkinci Mahmud'un büyük oğlu, Sultan Abdülaziz'in büyük kardeşi ve Osmanlı padişahlarının otuz birinci Sultanı olan Abdülmecid, 25 Nisan 1823'te İstanbul'da dünyaya geldi. Annesi bezmialem Valide Sultan'dır.1
Eflak ve Boğdan, Osmanlı Devleti içinde yer alan ve halklarının tarihî ve kültürel bağları nedeniyle de genellikle birlikte anılan iki bölgedir. Bu bölge Osmanlı kaynaklarında çoğunlukla birlikte ve Memleketeyn adıyla zikredilmektedir. Eflak (Walachia) bugünkü Romanya topraklarında kalan bir bölge olup merkezi Bükreş idi
Osmanlı Devleti'nin güç ve sefer hareketinden, taarruz durumundan savunma durumuna geçmesiyle, yani Osmanlı'nın İslamlaştırma, Müslümanlaştırma hareketine karşılık Batı'nın, Osmanlı dünyasını Batılılaştırma ve kendi kültürlerine uygun çağdaşlaştırma, çıkarları doğrultusunda yönlendirilebilecek, kullanılabilecek çıkarcı çağdaş zümreler yetiştirme, dolayısıyla sömürge hareketine başlamasıyla, batı ile Doğu arasındaki, varlığını gösterme ve üstünlük mücadelesinin seyri de değişmişti
 1  ...