Anasayfa

Süratli bir nüfus artışının doğurduğu problemler bugün sadece Türkiye'yi değil, dünyanın çok gelişmiş ülkelerini bile nükleer harp tehlikesinden daha fazla korkutmaktadır. Nüfus artışındaki anormal hızla birlikte ortaya çıkan iktisadî ve siyasî problemler hemen her gün gazete sütunlarında, dergi makalelerinde ve kitaplarda ele alınıyor.
Fertlerin nasıl birbirinden ayrı bir duyma, düşünme ve hareket etme tarzları varsa, nesillerin de kendilerine has, önceki ve sonraki nesillerinkine benzemeyen bir duyma, düşünme ve hareket etme tarzları vardır.
Yeni neslin velisi olacak zihniyet, gençliğe bir ruh aşılayacak ahlâk kahramanları yaratabildi mi? Gençlikte ilim, ahlâk, sanat hareket ve hırsını doğuracak iman nasıl bir iman olacaktı? Yüksek kürsülerden güzel şeyler söyleyen mürşitlerin, gençlikte doğmasını istedikleri imanın mahiyetine dair bugüne kadar bir kelime öğrenilmedi. Neslimizin nasipsizliği, aradığının ne olduğunu tanıtacak bir mürşide rastlamayışı olmuştur. Bu gerçek karşısında memleket gençliğinin, hangi ellerin hatâsı yüzünden, bir asırdan beri, nasıl çorak ve âkıbetsiz yollarda, ne gibi gafletlere büründüğünü göstermeye çalışacağız.
İktisadî yaşayışın, nerede ve hangi asırda olursa olsun, sadece madde yığınlarından ve -eğer varsa- onların kâğıt üzerine dökülmüş proje ve maliyet hesaplarından ibaret olmadığı çoktan anlaşılmış bir hakikattir.
Modern bir toplum olmak ve modern bir devlet kurmak alanında sarf edilmiş olan gayretlerin iki yüz yılı kapsayan şeması, Batılılaşmak meselesinin anahatlarını da ortaya çıkarmaktadır. Daha doğrusu bu gelişmenin adı "Batılılaşmak"tır.
Din devleti görüşüne karşı "ulus devleti" görüşünün zaferi, çağdaşlaşma yolunda belli bir doğrultuda birbiri arkasına gelecek bir dizi reformların kapısını açmış oluyordu. Bunların başlıcaları, bu kitapta incelediğimiz aşamaların buraya kadar bize göstermiş olduğu nedenler yüzünden hukuk, eğitim, yazı, dil ve genel olarak yaşam ve kültür alanındaki değişmeler olmuştur.
Mondros mütarekesi ve İstanbul'un düşman kuvvetleri tarafından işgali ile başlayan vakalar, Osmanlı İmparatorluğu'nun son günlerine rastlıyordu. 1919'da Anadolu'da halk arasında "Müdafaai Hukuk" teşkilâtı kuruldu. Mustafa Kemal Anadolu umum müfettişi sıfatıyla Samsun'da karaya çıktı. Mustafa Kemal'in başkanlığında Erzurum ve Sivas'ta millî harekâtı teşkilâtlandıracak kongreler kuruldu.
Mondros Mütarekesi'ni takiben İstanbul'un ve Anadolu'nun Müttefikler tarafından işgali üzerine İstiklâl Mücadelesi başladı. 23 Nisan 1920'de Ankara'da Türkiye Büyük Millet Meclisi toplândı. Böylece Anadolu'da Yeni Türk Millî Devleti kurulmuş oldu. Bu Meclis, önce ilk Esas Teşkilât Kanunu'nu (Anayasa'yı) kabul etti. Yine bu Meclis, Anadolu'da küçük gruplar halinde başlattıkları mücadeleyi, millî ordu hâline getirerek bir bayrak altında birleştirdi.
Türk toplumunda geçen yüzyılda Tanzimat ile başlayan Batı'ya açılma ve Batılılaşma, Atatürk'ün çizdiği çerçeve içinde yeni Cumhuriyet'in de kabul ettiği ilkelerden biri olmuştur. Cumhuriyeti kuran Atatürk, Türk devletinin, bilimde ve devlet yönetiminde, güzel sanatlarda, ekonomik hayatta, tarımda, ticarette, kara, deniz ve hava ulaştırmasında dünya üzerinde en ileri düzeyde bulunan Avrupa uygarlığına katılmamasının, bu uygarlığın altında ezilmesine yol açacağına dikkat çekmiştir.
Harp Sanayii, harp vasıtalarının tamamının üretimi maksadıyla, başta ağır sanayi olmak üzere, diğer sanayi kollarının imkân ve kabiliyetlerini kullanan topyekûn bir sanayi organizasyonu olarak tarif edilmektedir.1
 1  ...