• Enver Paşa Alman Hayranı mıydı?
    • İsmail Pehlivan
    • Oniki Ada Ve Türkiye
    • Ahmet Özgür Türen
    • Necip Fazıl Kısakürek
    • Levent Hacialioğlu
    • Türk Ocakları
    • Recep Mutlu
    • 93 Harbinden Balkan Savaşlarına Türklere Yapılan Büyük Mezalim
    • Semih Rıdvan Cabalar
    • Latin Harflerine Geçiş Süreci Ve Uygulanışı
    • Sevgi Bayat
    • Biri Türk Diğeri Acem'dir Derler
    • Sadık Yaşar

Anasayfa

Tarihi ve arkeolojik bilgilere göre İdil Bulgar Devleti, X. yy.'ın sonlarına doğru, birçok bilim adamı ve din bilimcinin yaşadığı ve eserler verdiği "klasik bir İslam" ülkesi olmuştur. Ülke içinde bütün büyük toplulukların okulları ve medreseleri bulunuyordu. Doğu yazarları "onların (yani Bulgarların) büyük bir kısmı İslâm dini mensubudur, yerleşik merkezlerinde müezzinli ve imamlı ilkokulları (medreseleri) ile camileri bulunmaktadır"1 diye kaydedilmiştir
Bu yazıda İslâm öncesi Türk sanatının İslâmi döneme etkileri konusunda arkeolojik buluntular ve mevcut sanat eserlerinden hareketle bir deneme, kısa bir özet yapmaya çalışılmaktır. Türk tarihi gibi, Türk sanatının da değişik coğrafyalarda yaşanmış, gerçekleşmiş uzun bir geçmişi vardır
İslâm dünyasında Türklerin (Etrâk) ortaya çıkması Fergana, Taşkent ve Maveraünnehir'den az sayıda gelen Türklerin, VIII. yüzyılın ikinci yarısında Abbasî halifelerinin hassa askerleri ve inzibat birlikleri arasında yer almaları ile başlamış XI. yy.'da bunların sayıları süratle artarak, Mu'tasım zamanında Hassa ordusunun tamamı Türklerden meydana gelmiştir
Tarihte büyük uygarlıklar kuran ve uzun bir geçmişe sahip olan Türkler hakkında batılı ve doğulu klasik kaynaklarda pek çok bilgi yer almaktadır. Bu kaynakların bir kısmı çok abartılı, gerçeklerden uzak, subjektif ve menfi düşünceler içerirken kimi de objektif ve müsbettir. Türkler hakkındaki en eski bilgiler, Çin ve Arap kaynaklarında yer almaktadır
Türk adının anlamı hakkında pek çok çalışma yapılmış, yerli ve yabancı pek çok bilim adamı kelimenin etimolojisi üzerine durmuştur. Faruk Sümer, Hüseyin Namık Orkun, Zeki Velidi Togan, İbrahim Kafesoğlu, İsmail Aka, Tuncer Baykara, Martti Rasânen, J. Nemeth, Louis Bazin, Bernhard Munkâcsi, Gerhard Doerfer bunlardan bazılarıdır. 1 Bu çalışmalardan çıkan genel kabul, Türk kelimesinin "güç, kuvvet; töre vb." anlamlardan, Türk kavmine ad olduğu bilgisidir. Bu sürecin ardından kelime özel isim olarak yaşamış ve "Türk"ün cins isim olarak kazandığı anlamlar zamanla unutulmuş veya geri plana itilmiştir.
Türklerin Islâmiyete girişi ve bunun sonrasında ilmî ve edebî faaliyetlerde yer alışıları hususunda zaman itibariyle farklı görüşler ileri sürülmüştür. Konunun tarihî yönünü, bu alandaki bilim adamları tartışmış ve özellikle V. V. Barthold, Zeki Velidî Togan, Osman Turan, Hakkı Dursun Yıldız gibi bilim adamları konuyu ilmî tetkiklerle vuzuha kavuşturmuşlardır
Gül: "Ma'ruf çiçek ki küçük ve dikenli bir ağaçda olup şeklinin ve kokusunun güzelliğiyle meşhur ve beyne'ş-şu'ara bülbülün dil-dadesi olmagla mütevatirdir. Pek çok enva'ı vardır: al, penbe, sarı, katmerli gül; gül-i ziba, gül-i sad-berg; yabani gül, hokka (veya okka) güli; tatlısı yapılan cinsi.1" "Ma'ruf hoş kokulu şüşufe-i rengin, verd."2
Şiir ağırlıklı bir karakter gösteren klâsik edebiyatımızın geçmişten günümüze intikâl eden mîrâsı içerisinde, akademisyenlerin ve ilgililerin iltifâtına mazhar olmak bakımından en şanslı metinler -tabîî olarak- manzûm edebî nev'ilerde kaleme alınmış olan eserlerdir.
Umûmî Türk tarihinin en önemli hâdisesini İslâmlaşma olarak tespit etmek güç olmasa gerektir. Her şeyden önce bu hâdise, güneşin doğduğu bölgelerden güneşin battığı coğrafyalara doğru daima sefer hâlinde olan, bu yüzden de at üstünden hiç inmemiş bir milletin temekkün ettiği kültürel ve siyâsî coğrafyayı belirlemektedir
İslamiyet sonrası oluşan ve zaman içinde klasikleşen Türk şiiri değerlendirilirken, daha çok yazı dili esas alınmış, klasik Türk edebiyatının Arap, özellikle de Fars edebiyatının etkisinde oluştuğu ilere sürülmüştür. Böylece klasikleşen Türk şiirinin temelindeki şiir anlayışı ve edebî gelenek göz ardı edilmiş, yeterince araştırılmamış, buna karşılık dil farklılığı öne çıkarılmıştır. Türklerin edebî etkinlikleri de çok kere Türk dili ile yazılmış eser ve kaynaklardan elde edilen bilgiler doğrultusunda değerlendirilmiştir
 1  ...