Kırkpınar Fotoğraf Arşivi
Demiryolları Fotoğraf Arşivi
Askerlerimiz Fotoğraf Arşivi

Anasayfa

 TARİH TARİH KÜTÜPHANESİ
Eski Gazete ArşivleriSalnameler ve NevsallerOsmanlıca Matbu EserlerAtase ArşiviT.B.M.M. Tutanakları
Eski Dergi ArşivleriSözlüklerEnstitü ArşivleriTürk Tarihi ArşiviDiğer Dökümanlar
Anadolu’nun 1071 yılında Alparslan tarafından fethedilmesiyle birlikte başlayan Türkleşme ve İslamlaşma hareketi Batılı yönetimler tarafından kabul edilemez bir gerçek olarak tarihteki yerini almıştır. 1071 ve öncesinden başlayan bu kabullenemeyiş durumu Milli Mücadele yıllarına kadar devam etmiştir. 30 Ekim 1918 yılı Mondros Mütarekesi ile amaçlarına ulaştıklarını düşünerek Anadolu İngiliz, Fransız, İtalyan ve Yunan kuvvetleri Türk topraklarını işgal plânlarını devreye sokmuştur.
Tarih, günümüzde toplumun her kesimi tarafından ilgi gören ve herkesin birazcık da olsa fikrinin olduğu bir mecra. İnsanların tarihini öğrenmesi, incelemesi ve yazmasından şikayet edilebilir mi? Tabiki hayır. Ancak nasıl bir doktorun, askerin ya da öğretmenin ahlaki sorumluluğu varsa, tarihle ilgilenen ve yazan insanların da bir sorumluluğu vardır. Tarihin etik kurallarına mutlaka uymaları gerekir. SAHTE BELGE ÜRETMEMEK GİBİ(!) İnternette uzun yıllardır bir bilgi dönüyor. Sosyal medyada, forumlarda yayılan bu bilgi, gazetelerde bile yer aldı.
Kuvvayı Seyyare kumandanı Ethem ve ağabeyleri Reşit ve Tevfik Beyler, Milli Mücadele’nin Kuvvayı Milliye döneminde önemli hizmetlerde (Yunan ilerleyişinin yavaşlatılmasında, iç isyanların bastırılmasında) bulundular. Ancak, düzenli ordunun emrine girmek istemeyen ve –Mustafa Kemal’in yerine- Milli Mücadele’nin liderliğine oynayan Ethem ve kardeşlerinin birçok nedenden dolayı Ankara ile arası açıldı; ayaklandılar ve Birinci İnönü Savaşı sırasında Yunanlılara sığındılar. Ethem hareketinin dayandığı ideolojik bir temel de vardı: Yeşil Ordu hareketi… İslam ile Komünizmin sentezini yapmaya yönelik eklektik bir çaba… Kuvayı Seyyare’nin kullandığı şiddet ve halktan zorla para toplama çabası o dönemde ciddi rahatsızlık yaratmaktaydı. Tüm bunlara rağmen Ethem kazanılmaya çalışıldı. Ancak istenen sonuç alınamadı.
İkinci Dünya Savaşı son bulduğunda siyasal rüzgarlar demokratik rejimlerden yana esmekteydi. Çünkü; faşizm ve diktatörlüğün hüküm sürdüğü rejimler yenilgiye uğratılmış ve siyasal konjüktür bu tip tek partili veya tek adamlı rejimlere artık müsamaha gösterilmeyeceğini işaret etmişti. Nitekim; İnönü de savaş esnasında yaşanan ekonomik bunalıma ancak dış yardımların çare olabileceğini düşünmüş ve bunu sağlayabilmek için, ülkeyi batı demokrasilerinin gözünde pek hoş görünmeyen tek partili düzenden kurtarmayı istemiştir. Tam da bu sırada mecliste başını Celal Bayar, Adnan Menderes, Refik Koraltan ve Fuat Köprülü’nün oluşturduğu parti içi muhalefet, yönetimi sert biçimde eleştiriyordu.
Osmanlı Padişahlarının 34. olan II.Abdülhamit gerek şahsiyeti, gerekse icraatlarından dolayı farklı kesimlerce farklı şekilde anılmaktadır. Bu farklı düşüncelerin birbirine taban tabana zıt olmasından dolayı Sultan Abdülhamit, nesnel bir şekilde değerlendirilmemekte; özellikle son dönemin tarihçileri tarafından siyasi malzeme olarak kullanılmaktadır. Bu noktada biz tarihçilere düşen II.Abdülhamit’i ‘’Ulu Hakan’’ ya da’’ Kızıl Sultan’’ olarak değerlendirmek değil, doğru ve yanlışlarıyla bir bütün olarak değerlendirmek olacaktır. 33 yıl gibi uzun bir süre boyunca Osmanlı tahtında kalan II.Abdülhamit’i ‘’Kurtlarla Dans Eden Adam’’ ya da alnı secdeden kalkmayan bir adam olarak nitelendirip tabulaştırmak ne kadar yanlışsa kendisine ‘’Kızıl Sultan’’ demek bir o kadar yanlıştır.
 1  ...