Sosyal Medya'da Biz
Kırkpınar Fotoğraf Arşivi
Demiryolları Fotoğraf Arşivi

Anasayfa

 TARİH TARİH KÜTÜPHANESİ
Eski Gazete ArşivleriSalnameler ve NevsallerOsmanlıca Matbu EserlerAtase ArşiviT.B.M.M. Tutanakları
Eski Dergi ArşivleriSözlüklerEnstitü ArşivleriTürk Tarihi ArşiviDiğer Dökümanlar
  
Bu makalede anayasacılık düşüncesi bağlamında Osmanlıdan Cumhuriyete bir sürekliliğin var olduğu ancak bu sürekliliğin statik bir yapıda olmadığı, özellikle İmparatorluğun ve sonrasında Cumhuriyetin yüzünü döndüğü batı dünyasının da etkisi ile anayasacılık düşüncesinde yapısal ve düşünsel değişimlerin de yaşandığı hususu incelenmektedir. Osmanlıdan Cumhuriyete Türk anayasacılık tarihi, aynı zamanda Türk modernleşmesinin de tarihi olduğu gerçeği göz önüne alınarak, Türk modernleşmesindeki değişim ve süreklilikler de yine anayasacılık düşüncesi bağlamında ele alınmıştır.
Arapçadaki me-ha-ne fiil kökünden türetilen Mihne kelime olarak; denemek, sınamak, bir şeyin hakikatini araştırmak, inceliklerini düşünmek, imtihan etmek, soruşturmak, boyun eğdirmek, eziyet etmek gibi anlamlara gelir. Kavram olarak ise, genelde, yazgı/kader ve insan fiillerini soruşturma, yargılama ve belli bir inanç veya inanç sisteminin kabulünü sağlamak için dini sorgulama anlamına gelir. [1] Özel anlamda Mihne, Abbasi Halifesi Me’mun’un hilafetinin son dönemlerinde Bizans’a sefere çıktığı (218/833) bir zaman diliminde Bağdat’taki vekili İshak b. İbrahim’e gönderdiği mektuplarla fiili olarak başlayan, Mu’tasım ve Vasık dönemlerinde devam eden, Mütevekkil’in 232/833 yılında halife olmasıyla da tedrici olarak son bulan sürecin adıdır.[2]
Eisenhower Doktrini, II. Dünya Savaşı’ndan sonraki Soğuk Savaş periyodunda Başkan Dwight D.Eisenhower tarafından ortaya atılan ve komünizm tehdidine karşı yardıma ihtiyaç duyan tüm Ortadoğu ülkelerine askeri ya da ekonomik yardımda bulunmayı temin eden Birleşik Devletler dış politikasıdır. Doktrin, A.B.D.’nin 34. Başkanı Dwight Eisenhower’ın 5 Ocak 1957’de “Kongre’ye Ortadoğu’daki Durum Üzerine Özel Mesaj” söylevini ifade eder. Çalışmamızda II.Dünya Savaşı sonrası Türk dış politikasından başlayarak Eisenhower Doktrini’ne giden süreçten, Eisenhower Doktrini’nden ve doktrinin ilanından sonraki gelişmelerden bahsedeceğiz.
18. yüzyılda Arabistan’ın Necd bölgesinde ortaya çıkan Vehhabilik, dini, coğrafi, siyasi, sosyo-kültürel arka planının etkisiyle bölgesel bir hareket olmaktan çıkarak Arabistan’ın tamamını etkisi altına alan bir hareket haline dönüşmüştür. İlk dönem Vehhabiliğinin yayılmasında sıralanan unsurların yanında hareketin lideri Muhammed b. Abdilvehhab’ın kişisel özellikleri de önemli bir etken olarak karşımıza çıkar. Başlangıçta Arabistan içerisinde yayılan hareketin daha sonraları dünyanın değişik bölgelerinde önemli ölçüde taraftarlarının oluştuğu dikkati çeker. Vehhabilik bugün Suudi Arabistan'ın resmi mezhebidir.
Gizli istihbâratın tarihi, her halde insanoğlunun "devlet mefhûmuyla tanıştığı tarih" kadar eskidir. Gerek İslâm coğrafyasında ve gerek diğer coğrafyalarda kurulan bütün devletler istihbârata önem vermişlerdir.
İkinci Abdülhamid, modernleşme tartışmaları açısından Osmanlı tarihinin en ilginç figürlerinden birisidir. Bir taraftan bazıları, Abdülhamid'in 33 yıllık hükümranlığı döneminde modernleşme sürecini sona erdirdiğini iddia etmektedirler. Bu kişiler, Abdülhamid'e karşı temelde olumsuz yargılara sahiptirler.
1 Eylül 1842'de Sultan Abdülmecid'in ikinci oğlu olarak dünyaya geldi. Annesi Tirimüjgan Kadın Efendi'dir. Osmanlı tahtındaki 34. padişah olarak 31 Ağustos 1876'da tahta geçen II. Abdülhamid yaklaşık 33 sene hükümran olduktan sonra 27 Nisan 1909'da tahttan indirildi.
Türk tarihindeki ilk anayasa, bundan 125 yıl önce ilan edilmiştir. O tarihten bu yana, Türkler ve dünyanın en önemli imparatorluklarından birinin -Osmanlı İmparatorluğu'nun- sınırları içinde yaşayan diğer halklar, büyük değişikliklere tanık olmuşlardır.
Son universal imparatorluk ve son imparator; II. Abdülhamid Müslümanların halifesidir. Bu unvan ve mevhumu onun kadar vurgulayan yoktur. Ama II. Abdülhamid artık Türk olduğunu Türklerin hükümdarı olduğunu da hissetmekte ve hissettirmektedir.
İkinci Abdülhamid'in hükümdarlığı zamanını içeren otuz yıllık dönem (1876-1909), Osmanlı tarihinin en fazla olaylarla dolu dönemlerinden birisidir. Eskiden beri Batılı ve Türk düşünürlerce sürekli kötülenen II. Abdülhamid hakkında son zamanlarda kendisini sadece dindar bir fanatik ve tiran olarak değil, fakat çok ciddi iç ve dış tehditler karşısında Osmanlı devletinin parçalanmadan bir arada tutulmasını sağlayan, devlete yeniden hayat verici kapsamlı reformlar gerçekleştiren ve modern Türkiye'nin ortaya çıkışının temellerini atan yetenekli bir yönetici olarak gören oldukça iyi ve muvazeneli çalışmalar da yapılmıştır.1
 1  ...