Kırkpınar Fotoğraf Arşivi
Demiryolları Fotoğraf Arşivi
Askerlerimiz Fotoğraf Arşivi

Anasayfa

 TARİH TARİH KÜTÜPHANESİ
Eski Gazete ArşivleriSalnameler ve NevsallerOsmanlıca Matbu EserlerAtase ArşiviT.B.M.M. Tutanakları
Eski Dergi ArşivleriSözlüklerEnstitü ArşivleriTürk Tarihi ArşiviDiğer Dökümanlar
Ortaya, birçok akademisyen ve yazarın katkıda bulunduğu, gerçekten gurur duyduğumuz iki değerli sayı koyduk. İlk sayıda çok satanlara girdik ve bu, yeni çıkan bir dergi için ciddi bir başarı idi. İnsanların karşısına bir hedefle çıkmıştık. Hedefimizi belki hatırlayanlar olur. Hedef: Her mahallede, her markette, her kitapçıda olmak… İşte dergiyi noktalamamızın altında yatan konu budur. Çünkü türlü çabalarımıza rağmen dağıtım terörünü yenemedik ve dağıtım ambargosunu kıramadık.
Eğer bir gün benim sözlerim bilimle ters düşerse, bilimi seçin demişti Atatürk. Söz konusu kendisi dahi olsa, hiçbir fikrin militanı olmamayı, körü körüne bir şeyin arkasından gitmememiz gerektiğini söylemişti. İnsanlar doğarken, dinlerini ve milliyetlerini seçme şansına sahip olmuyor. Ve işin ilginç tarafı da günümüzdeki tüm kavgalar bu seçemediklerimiz üzerinden çıkıyor. Hüseyin Nihal Atsız'dan, yani Türkiye'nin gelmiş geçmiş en ünlü ırkçısından bahsedeceğim. Çok şükür kendisi Yunanistan'da dünyaya gelmemiş. Yoksa sıkı bir Yunan milliyetçisi olup, Türk milletini bir numaralı düşman ilan edebilirdi. Mutlaka böyle olurdu.
Türkiye, 1919-1922 yılları arasında, sömürgeci güçlere karşı ilk mücadeleyi yapmış ve pek çok açıdan mazlum milletlerin emperyalist güçlere karşı savaşımında ilham kaynağı olmuştur. Cumhuriyetin ilk 15 yılında, mücadele ettiği sömürgeci güçler ile saygın bir diplomatik ilişki geliştiren Türkiye, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Sovyetler Birliği’nin, Türkiye’nin egemenlik haklarını zedeleyici mahiyette taleplerine karşı, Batı İttifakı içerisinde yer almak ve bu ittifakın sağlayacağı güvenceden yararlanmayı amaçlamış ve bu yönde bir diplomasi yürütmüştür.Bu doğrultuda Türkiye özellikle Amerika Birleşik Devletleri ile ilişkilerini en yüksek perdeden tutmaya özen göstermiş, bu devletin üye olduğu tüm örgütlere girmeye ve bu örgütlerin sağladığı güvenceden yararlanmaya çalışmıştır.
Hilâl ve yıldız ya da ay yıldız; hilâl ve hilâlin açık ucunda yer alan bir yıldız şeklinden oluşan antik sembol. Bu sembolün kullanıldığı bayraklar genelde Akdeniz civarında, Orta Doğu ve Orta Asya’da yaygın şekilde kullanılan antik bir semboldür. Günümüzde çoğunlukla İslam ülkelerinin bayraklarında kullanılan bir sembol olarak bilinmektedir.
Bilkent Üniversitesi Tarih Profesörü Doktor Jeremy Salt, Ermeni iddialarına dayanak gösterilen ve Soykırım Müzesi’nde asılı duran “Türk resmi görevlisi, açlıktan ölmek üzere olan Ermeni çocuklara ekmek göstererek alay ediyor” fotoğrafının, fotomontaj olduğunu kanıtladı.
Birinci Cihan Harbi başlayınca biz de seferber olarak ordumuzu altı ay kadar bir zaman içinde hazırlamış, sonra da savaşa girmiştik. 18 Mart 1915 de İngiliz ve Fransız donanmaları Çanakkale boğazını zorlamışlar, fakat mağlûp olarak çekilmişlerdi. Başkumandanlığımız boğaz savunmasını takviye için Tekirdağı'nda 19 ncu tümenin teşkilini emretmiş ve bunun başına da kurmay yarbay Mustafa Kemal'i getirmişti. Birinci Ordu Kumandanı Müşir Liman Paşa'yı da karargâhı ile Gelibolu'ya göndermiş, boğazın savunma vazifesini ona vermişti. Yarım adanın çıkarmalara karşı korunması Gelibolu'da III. Kolordu Kumandanı Esat Paşa'nın uhdesinde bulunuyordu.
Ünlü ressam Rezzan Yıldız'ın 19 Mayıs temalı tablosunun kullanıldığı ilk sayımızda, tasarımı Tolga Han Başgelmez üstlendi. Mücadeleye koyulduğumuz bu yolda, Atatürk ve Bandırma Vapuru'nun, çok yerinde bir sembol olacağını düşündük. Birçok tarihçinin hiçbir çıkar gözetmeden katkıda bulunduğu sayımızı sizlerle paylaşmaktan mutluluk duyuyoruz.
1919 seçimlerinin yapılmasının zamanı geliyordu. Normal koşullarda partilerin ya da adaylarınçekiştiği seçimleri önemli kılan baş neden İzmir’in işgalinden sonra gelişen fiili durumdu. 20 Ekim 1918 tarihli Mondros Ateşkesi’nden sonra İzmir’de olduğu gibi başta Batı Anadolu ve Trakya olmak üzere ülkenin büyük bir kısmında yaşanan işgaller, bu seçimleri farklı yapıyordu. Seçimlerin yapılmasının baş yükümlüsü olan Osmanlı Hükümeti, topraklarında egemenlik haklarını kullanamadığı için özellikle işgal bölgelerinde seçimlerin yapılmasının işgal güçleri komutanınca yasaklanması ile karşılaşıyorlardı.
Bu makalede anayasacılık düşüncesi bağlamında Osmanlıdan Cumhuriyete bir sürekliliğin var olduğu ancak bu sürekliliğin statik bir yapıda olmadığı, özellikle İmparatorluğun ve sonrasında Cumhuriyetin yüzünü döndüğü batı dünyasının da etkisi ile anayasacılık düşüncesinde yapısal ve düşünsel değişimlerin de yaşandığı hususu incelenmektedir. Osmanlıdan Cumhuriyete Türk anayasacılık tarihi, aynı zamanda Türk modernleşmesinin de tarihi olduğu gerçeği göz önüne alınarak, Türk modernleşmesindeki değişim ve süreklilikler de yine anayasacılık düşüncesi bağlamında ele alınmıştır.
Arapçadaki me-ha-ne fiil kökünden türetilen Mihne kelime olarak; denemek, sınamak, bir şeyin hakikatini araştırmak, inceliklerini düşünmek, imtihan etmek, soruşturmak, boyun eğdirmek, eziyet etmek gibi anlamlara gelir. Kavram olarak ise, genelde, yazgı/kader ve insan fiillerini soruşturma, yargılama ve belli bir inanç veya inanç sisteminin kabulünü sağlamak için dini sorgulama anlamına gelir. [1] Özel anlamda Mihne, Abbasi Halifesi Me’mun’un hilafetinin son dönemlerinde Bizans’a sefere çıktığı (218/833) bir zaman diliminde Bağdat’taki vekili İshak b. İbrahim’e gönderdiği mektuplarla fiili olarak başlayan, Mu’tasım ve Vasık dönemlerinde devam eden, Mütevekkil’in 232/833 yılında halife olmasıyla da tedrici olarak son bulan sürecin adıdır.[2]
 1  ...